<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hadîs-i Şerîf arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/hadis-i-serif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/hadis-i-serif/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:23:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Hadîs-i Şerîf arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/hadis-i-serif/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hadis-i Şeriflerde Sahabe</title>
		<link>https://hizmetten.com/hadis-i-seriflerde-sahabe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2020 07:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[Hadîs-i Şerîf]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân, sünneti bize intikal ettiren ve tertemiz kanal olan sahabeyi böyle destanlaştırmaktadır. Şimdi, bir de ashap hakkında şerefsüdûr olan hadis-i şeriflerin nurefşân ikliminde temâşâ edelim onları. 1. İmam Buhârî ve Müslim&#8217;in&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hadis-i-seriflerde-sahabe/">Hadis-i Şeriflerde Sahabe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân, sünneti bize intikal ettiren ve tertemiz kanal olan sahabeyi böyle destanlaştırmaktadır. Şimdi, bir de ashap hakkında şerefsüdûr olan hadis-i şeriflerin nurefşân ikliminde temâşâ edelim onları.</p>
<p><strong>1.</strong> İmam Buhârî ve Müslim&#8217;in yanında, kütüb-ü sahiha rivayet ediyor; ravi, hadiste ashabın gençlerinden ve kendisini Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) gibi Allah Resûlü&#8217;ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) vakfedenlerden Ebû Said el-Hudrî:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong> لاَ تَسُبُّوا أَصْحَابِي فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا مَا أَدْرَكَ مُدَّ أَحَدِهِمْ وَلاَ نَصِيفَهُ</strong></p>
<p><em>&#8220;Ashabım hakkında uygunsuz sözler söylemeyin! Eğer, sizden birinin Uhud Dağı kadar altını olsa ve bunun tamamını Allah yolunda infak etse, bu, onların bir-iki avuçluk infakına, hatta yarısına bile mukabil gelmez.&#8221;</em><sup>[1]</sup></p>
<p>Zira onlar, İslâm davasına en çetin günlerde sahip çıktılar. Dolayısıyla, ashab-ı kirama dil uzatmak, bir Müslümanın yapacağı iş değildir.</p>
<p>Dün bir kısım bâtıl mezhep taraftarlarına, bugün de İslâm&#8217;a cibilli düşman müsteşriklere uyan ve batının sanayi şoku, teknoloji şoku karşısında şaşkın; hatta onları İslâmî ilimlerde de mihrap edinen birtakım zavallı Müslümanların yaptığı gibi, biz, ashab hakkında asla uygunsuz sözlerde bulunmayız ve de bulunmamalıyız.</p>
<p><strong>2.</strong> Tirmizî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hibban, Abdullah b. Mugaffel&#8217;den rivayet ediyor:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong> اللّٰهَ اللّٰهَ فيِ أَصْحَابِي، اللّٰهَ اللّٰهَ فيِ أَصْحَابِي. لاَ تَتَّخِذُوهُمْ غَرَضاً بَعْدِي، فَمَنْ أَحَبَّهُمْ فَبِحُبِّي أَحَبَّهُمْ وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ فَبِبُغْضِي أَبْغَضَهُمْ، وَمَنْ آذَاهُمْ فَقَدْ آذَانِي، وَمَنْ آذَانِي فَقَدْ آذَى اللّٰهَ، وَمَنْ آذَى اللّٰهَ فَيُوشِكُ أَنْ يَأْخُذَهُ</strong></p>
<p><em>&#8220;Allah Allah! Aman ashabım hakkında söz söylemekten sakının! Allah Allah! Aman ashabım hakkında söz söylemekten sakının! Zinhâr, benden sonra onları hedef almayın! Onları seven, beni sevdiği için sever; onlara buğzeden, bana buğzettiği için buğzeder. Onlara eziyet veren, bana eziyet vermiş, bana eziyet verense Allah&#8217;a eziyet etmiş sayılır. Allah&#8217;a eziyet vereni de, Allah hemen cezalandırır.&#8221;</em><sup>[2]</sup></p>
<p><strong>3.</strong> Yine, İmam Müslim rivayet ediyor:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>اَلنُّجُومُ أَمَنَةٌ لِلسَّمَاءِ، فَإِذَا ذَهَبَتِ النُّجُومُ أَتَى السَّمَاءَ مَا تُوعَدُ. وَأَنَا أَمَنَةٌ ِلأَصْحَابِي فَإِذَا ذَهَبْتُ أَتَى أَصْحَابِي مَا يُوعَدُونَ، وَأَصْحَابِي أَمَنَةٌ ِلأُمَّتِي، فَإِذَا ذَهَبَ أَصْحَابِي أَتَى أُمَّتِي مَا يُوعَدُونَ</strong></p>
<p><em>&#8220;Yıldızlar, sema için emniyet sebebidir; (yani, semanın emniyetini, nizam ve intizamını sağlayan, yıldızların kendi aralarındaki nizam ve intizamlarıdır.) Yıldızların nizam ve intizamı bozulduğu zaman, semanın düzeni bozulur.. ve sema için vârid olan tehdit zuhur eder. Ben de, ashabım için bir emniyet ve güven kaynağıyım. (Hayatta kaldığım sürece, ashabım arasında nizam, intizam ve güven devam edecektir.) Ben gittiğim zaman, ashabım için vârid olan tehdit, onların başlarına gelecektir. Ashabım da, umum ümmetim için bir emniyet ve güven kaynağıdır. Ashabım gidince de, ümmetimin başına çok şey gelecek ve çeşitli gaileler açılacaktır.&#8221;</em><sup>[3]</sup></p>
<p>Kıyametin vukûu, yıldızların tesbih taneleri gibi etrafa saçılmalarıyla meydana gelecektir. Aynı şekilde, Efendimiz, ashabı için; ashabı da ümmeti için, tesbihin imamesi gibidirler. Allah Resûlü, ashabının nizam ve intizamı adına kendini; içinde ebrâr, evliyâ, asfiyâ ve mukarrabînin bulunduğu ümmeti için de ashabını nazara vermektedir.</p>
<p><strong>4.</strong> Buhârî, Müslim ve daha başka kütüb-ü sahihanın rivayet ettiği bir diğer hadis-i şerifte de Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong> خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِين يَلُونَهُمْ ثُمَّ يَتَخَلَّفُ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ تَسْبِقُ شَهَادَةُ أَحَدِهِمْ يَمِينَهُ، وَيَمِينُهُ شَهَادَتَهُ</strong></p>
<p><em>&#8220;İnsanların en hayırlıları, benim şu içinde bulunduğum asırda yaşayanlardır. (Ak Çağ bu aydınlık çağdır) sonra onların peşinden gelenler (tâbiîn), daha sonra da onların peşinden gelenler (tebe-i tâbiîn). Onlardan sonra (kötü) bir nesil gelecek. Birinin şehadeti yeminini, yemini de şehadetini geçecektir.&#8221;</em><sup>[4]</sup> Sonra, yalan asrı gelir. Şehadetleri yeminlerinin, yeminleri de şehadetlerinin önüne geçen hulfulvaad asrı; yalan, yalan yere yemin ve yalancı şahitlik çağı.</p>
<p>&#8220;Sahabe, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn Asrı&#8221; yalanın olmadığı ve yalandan alabildiğine uzak ve müberrâ kalındığı asırdır. Tebe-i tâbiînden sonra yalan zuhur etmiş, Mutezile imamları, Mürcie imamları, Müşebbihe imamları yalana çanak tutmuşlardır. Ve artık herkes, yalan söylemektedir.</p>
<p>Müsteşrikler yalan söylemekte, sahabe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîne yalan isnad edenler yalan söylemekte ve ilimde batıyı mihrap edinen; batı karşısında başı dönmüş, şoke olmuş zavallılar da bu yalana ortak olmaktadırlar.</p>
<p><strong>5.</strong> Taberânî ve İbn Esîr&#8217;in, Kûfe&#8217;ye gönderirken Hz. Ömer&#8217;in, kendisi hakkında: &#8220;Ey Kûfeliler, sizi nefsime tercih etmeseydim, İbn Mesud&#8217;u size göndermezdim.&#8221;<sup>[5]</sup> dediğini rivayet ettikleri Abdullah İbn Mesud&#8217;dan hadis kitapları şunu naklediyorlar:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>إِنَّ اللّٰهَ U نَظَرَ فِي قُلُوبِ اْلعِبَادِ فَاخْتَارَ مُحَمَّداً r فَبَعَثَهُ بِرِسَالَتِهِ ثُمَّ نَظَرَ فِي قُلُوبِ النَّاسِ بَعْدَهُ فَاخْتَارَ لَهُ أَصْحَابَهُ فَجَعَلَهُمْ أَنْصَارَ دِينِهِ وَوُزَرَاءَ نَبِيِّهِ r</strong></p>
<p>&#8220;Allah, kendisine kullukla serfiraz olanların kalblerine baktı, baktı da, Hz. Muhammed&#8217;i (sallallâhu aleyhi ve sellem) seçti ve mahlukatına nebi olarak gönderdi. Sonra da insanların kalblerine baktı (ve O&#8217;na ümmet olabilecek, kendisi gibi ısmarlama insanlar olarak) O&#8217;nun ashabını seçti; (Ebû Bekir&#8217;i seçti, Ömer&#8217;i seçti, Osman&#8217;ı, Ali&#8217;yi, Zübeyr&#8217;i, Talha&#8217;yı, Abdurrahman İbn Avf&#8217;ı, Ebû Ubeyde İbn Cerrah&#8217;ı seçti) onları dininin yardımcıları ve peygamberinin vezirleri yaptı.&#8221;<sup>[6]</sup></p>
<p><strong>6.</strong> Yine, Ebû Nuaym <em>Hilye</em>&#8216;sinde Abdullah İbn Ömer&#8217;den naklediyor:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>مَنْ كَانَ مُسْتَناًّ فَلْيَسَْتَنَّ بِمَنْ قَدْ مَاتَ، أُولَئِكَ أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ r كَانُوا خَيْرَ هَذِهِ اْلأُمَّةِ، أَبَرَّهَا قُلُوباً وَأَعْمَقَهَا عِلْماً وَأَقَلَّهَا تَكَلُّفاً، قَوْمٌ اِخْتَارَهُمُ اللّٰهُ لِصُحْبَةِ نَبِيِّهِ r وَنَقْلِ دِينِهِ، فَتَشَبَّهُوا بِأَخْلاَقِهِمْ وَطَرَائِقِهِمْ فَهُمْ أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ r كَانُوا عَلَى الْهُدَى الْمُسْتَقِيمِ وَاللّٰهُ رَبُّ الْكَعْبَةِ</strong></p>
<p>&#8220;Kim dosdoğru bir yol tutup gitmek istiyorsa şu ölüp gidenlerin yolunu tutsun. Zira onlar Hz. Muhammed&#8217;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabıdır: Allah Resûlü&#8217;nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabı, O&#8217;nun ümmetinin en hayırlılarıdır. (Ümmet içinde büyük insanlar gelebilir, evliyâ, asfiyâ gelebilir ama, mutlak hayır ve fazilet ashab-ı kirama aittir.) Onlar ümmet içinde kalbleri en temiz, en duru, ilimleri en derin ve (kulluk adına) tekellüften (yapmacıklıktan) en uzak olanlardır. Onlar, Allah&#8217;ın, Nebi&#8217;sine dost olarak seçtiği, dinin tebliği, insanlara ulaştırılması için ihtiyar ettiği kimselerdir. Ahlâkınızı ahlâklarına, gidişatınızı gidişatlarına benzetmek için çaba sarf edin! Onlar, Hz. Muhammed&#8217;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabıdır. Allah&#8217;a, o Kâbe&#8217;nin Rabbine yemin olsun ki, Allah Resûlü&#8217;nün ashabı dosdoğru bir hidayet üzereydiler.&#8221;<sup>[7]</sup></p>
<p><strong>7.</strong> Yine <em>Hilye</em>&#8216;de İbn Mesud&#8217;un şöyle buyurduğu rivayet edilir:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>أَنْتُمْ أَكْثَرُ صِيَاماً وَأَكْثَرُ صَلاَةً وَأَكْثَرُ اِجْتِهَاداً مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللّٰهِ r وَهُمْ كَانُوا خَيْراً مِنْكُمْ. قَالُوا: لِمَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ؟ قَالَ: هُمْ كَانُوا أَزْهَدَ فِي الدُّنْيَا وَأَرْغَبَ فِي اْلاٰخِرَةِ</strong></p>
<p>&#8220;Sizin orucunuz, namazınız ve ibadet adına cehdiniz, sahabeninkinden ileri olabilir. (Bu hususî yönlerinizle ashab-ı Resûlullah&#8217;ı geride bırakabilirsiniz. İçinizde Mesruk b. Ecdâ gibi, hiç yatağa girmeyen ve her geceyi, Kâbe&#8217;nin yanında secdede geçiren insanlar bulunabilir. Tavus b. Keysan gibi, kırk sene yatsı abdestiyle sabah namazını eda edenler olabilir. Esved b. Yezid en-Nehaî gibi sabaha kadar Allah karşısında kemerbeste-i ubûdiyet içinde el pençe divan duranlar da olabilir.) Ama sahabe-i kiram, sizden daha hayırlıdır; çünkü dünya, umurlarında değildir. (Yani dünya onların ellerinden gitse idi &#8216;Ah!&#8217; çekmez; bütün dünyayı kazandıklarında da &#8216;Oh!&#8217; demezlerdi.) Bütün rağbetleri, (bütün çalışmaları) ahiret içindi, (yani yalnızca ahiretin peşindeydiler.)&#8221;<sup>[8]</sup></p>
<p><span class="notice">[1] Buhârî, fedâilü&#8217;l-ashab 5; Müslim, fedâilü&#8217;s-sahabe 221; Tirmizî, menâkıb 58.<br />
[2] Tirmizî, menâkıb 58; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/57; İbn Hibbân, es-Sahih, 16/244.<br />
[3] Müslim, fedâilü&#8217;s-sahabe 207.<br />
[4] Buhârî, fedâilü&#8217;l-ashab 1; Müslim, fedâilü&#8217;s-sahabe 212; Tirmizî, menâkıb 56.<br />
[5] Tabarânî, el-Mu&#8217;cemu&#8217;l-kebîr, 9/86; İbn Esîr, Üsdü&#8217;l-gâbe, 3/388.<br />
[6] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/379; Taberânî, el-Mu&#8217;cemu&#8217;l-kebîr, 9/112; Ebû Nuaym, Hilyetü&#8217;l-evliyâ, 1/375.<br />
[7] Ebû Nuaym, Hilyetü&#8217;l-evliyâ, 1/305.<br />
[8] Ebû Nuaym, Hilyetü&#8217;l-evliyâ, 1/135.</span></p>
<p><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hadis-i-seriflerde-sahabe/">Hadis-i Şeriflerde Sahabe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman en büyük degerdir.</title>
		<link>https://hizmetten.com/iman-en-buyuk-degerdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Feb 2020 11:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadîs-i Şerîf]]></category>
		<category><![CDATA[herkul.org]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7177</guid>

					<description><![CDATA[<p>En ilkel kavimlerden tutun da en uygar medeniyetlere varıncaya dek, genelde bütün toplumların özelde ise tek tek bireylerin tartışma mevzuu etmekten rahatsızlık duyacağı bir takım değerleri, inançları mutlaka olmuştur. Bu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-en-buyuk-degerdir/">İman en büyük degerdir.</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En ilkel kavimlerden tutun da en uygar medeniyetlere varıncaya dek, genelde bütün toplumların özelde ise tek tek bireylerin tartışma mevzuu etmekten rahatsızlık duyacağı bir takım değerleri, inançları mutlaka olmuştur. Bu manada mutlak bir liberalizmin imkânına inanıp onu mümkün kılma uğruna varını yoğunu bezleden insanın dahi bir saplantısı mutlaka vardır ki bu -farkında olsun yahut olmasın- adeta tek tartışılmazı haline getirdiği, tabiri diğerle ilahlaştırdığı kendi mutlak liberalizm düşüncesidir. Burada “tartışma mevzuu edilemeyecek bir takım değerlere sahip olmanın, tenkit edilmesi gerekli olan bir şey olduğu” değildir anlatmak istediğimiz; hakikati ve mevsukiyeti münakaşa mevzuu olsun olmasın, her insanın bu türden sorgulanamazlarının olmasının tabi olduğu ve bunun da fıtratın bir neticesi olduğudur. Zira insan denen bu eşref-i mahlûkun en azından bir ayağını (inandığı değerler hakikatince) sağlama almadan ayakta durması mümkün değildir.</p>
<p>Bu fıtri kanundan hiçbir toplum müstağni kalamadığı/kalamayacağı gibi Saadet Asrı evvelinde putları kendi sorgulanamazları haline getiren Mekke müşriklerinin de bu kanunun nüfuz alanına girmemesi mümkün değildi. Kendi elleriyle şekil verdikleri tanrılarını dahi “layüs’el”lerinin (sorgulanamaz) başında görecek kadar düşünme ve akıl yürütme melekelerini rafa kaldırmış bir topluma, mucizeler bir sihir gibi gelecek; hakikatler ise duyulmak istenmeyenler arasındaki yerlerini alıp ademe mahkum edilecektir.</p>
<p>Böylesi bir toplumu inandığı şeylerin yanlışlığına irşad etmek ise başlı başına ilahi bir stratejinin yönlendirmesine muhtaçtır. Zira böylesine dikenlerle dolu bir arazide menzile selametle vasıl olmak ilahi bir menhec bir metod olmadan mümkün değildir. Bu Rabbani Metod ise ilk yönlendirmesini <span class="AR">وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ</span> <em>“Önce en yakınlarını uyar!”</em><a href="http://herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-iman-en-buyuk-degerdir/#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ayet-i kerimesi ile yapmıştır. Bu ayet-i kerime nazil olduktan sonra Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz’in nasıl hareket ettikleri ve akabinde cereyan eden hadiseler hadis-i şeriflerde şöyle ifade olunmaktadır:</p>
<p dir="rtl"><span class="AR">عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ: {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ} [الشعراء: 214] وَرَهْطَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ، خَرَجَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى صَعِدَ الصَّفَا، فَهَتَفَ: «يَا صَبَاحَاهْ» ، فَقَالُوا: مَنْ هَذَا الَّذِي يَهْتِفُ؟ قَالُوا: مُحَمَّدٌ، فَاجْتَمَعُوا إِلَيْهِ، فَقَالَ: «يَا بَنِي فُلَانٍ، يَا بَنِي فُلَانٍ، يَا بَنِي فُلَانٍ، يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ، يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ» فَاجْتَمَعُوا إِلَيْهِ، فَقَالَ: «أَرَأَيْتَكُمْ لَوْ أَخْبَرْتُكُمْ أَنَّ خَيْلًا تَخْرُجُ بِسَفْحِ هَذَا الْجَبَلِ، أَكُنْتُمْ مُصَدِّقِيَّ؟» قَالُوا: مَا جَرَّبْنَا عَلَيْكَ كَذِبًا، قَالَ: «فَإِنِّي نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ» قَالَ: فَقَالَ أَبُو لَهَبٍ: تَبًّا لَكَ أَمَا جَمَعْتَنَا إِلَّا لِهَذَا، ثُمَّ قَامَ فَنَزَلَتْ هَذِهِ السُّورَةُ تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَقَدْ تَبَّ، كَذَا قَرَأَ الْأَعْمَشُ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ.</span></p>
<p>İbni Abbas (radıyallahu anh) şöyle rivayet etmektedir:</p>
<p><em>“En yakın hısımlarını ve onlardan en seçkin kabileni inzar et.”</em> âyet-i kerimesi nazil olunca Resulullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) Safa tepesi üzerine çıkarak <em>“Âgâh olun, teyakkuza geçin!..”</em> diye seslendi. (Müşrikler) “Bu haykıran kimdir? dediler; (görenler), “Muhammed” diye cevap verdiler. Bunun üzerine onun yanına toplandılar. Resulullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) <em>“Ey filân oğulları! Ey filân oğulları! Ey filân oğulları! Ey Abdi Menaf oğulları!  Ey Abdulmuttalip oğulları!”</em> diye hitapta bulundu. Hemen yanına toplandılar. Resulullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) (onlara): <em>“Ne dersiniz? Size şu dağın eteğinden bir takım atlıların çıkıp geldiğini haber versem beni tasdik eder misiniz?”</em> dedi, oradakiler: <em>“Biz senin hiç bir yalanını şahit olmuş değiliz.”</em> dediler. Resulullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) <em>“O halde ben size şiddetli bir azabın önünde (o azabı haber veren)  bir nezirim.”</em> buyurdular. Bunun üzerine Ebu Leheb: “Yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi topladın!” dedi sonra kalkıp gitti. Arkasından şu sure nazil oldu: <em>“Ebu Leheb’in elleri kurusun ve hem de hakikaten kurumuştur…”</em> A’meş sûrenin sonuna kadar bu tarzda okumuştur.<a href="http://herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-iman-en-buyuk-degerdir/#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Müslim-i şerifteki bir diğer hadis-i şerifte ise Fahri Kâinat Efendimiz’in:</p>
<p><em>“Ey Kâ’b b. Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Murratü’bnü Kâ’b oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdi Şems oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdi Menaf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Haşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdulmuttalip oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Fatıma! Kendini cehennemden kurtar. Çünkü ben sizin için Allah’tan hiç bir şeye malik değilim. Şu kadar var ki, sizin bir hısımlığınız var, ben bu hısımlıktan doğan haklara riayet edeceğim.”</em> buyurdukları rivayet olunmaktadır.</p>
<p>İmam Tahavi hazretlerine göre “nefisleri cehennemden kurtarmak”tan murad: “imanı olmayanların iman etmesi, imanı olanlarında onu kuvvetlendirmesidir”.</p>
<p>Bu ve bu minvalde, sair kütüb-ü sahihada zikredilen hadis-i şeriflerin ifade ettikleri hikmetler adına şu hususlara temas etmekte fayda var:</p>
<p>Öncelikle Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz’in “Ben sizin için Allah’tan hiçbir şeye malik değilim” buyurması; şefaat yetkisinin dahi Allah Teâla tarafından kendisine verilecek bir yetki olduğundan hareketle, bir hakikatin ifadesi olduğu gibi, aynı zamanda O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) Rabb-i Rahim’ine hürmetinin de bir ifadesidir. Zira Hak katında mağfur olmanın gerekçeleri arasında Nezd-i Uluhiyet’te kadr-u kıymeti âlî olan kullara hısım yahut akraba olmanın kişiyi azab-ı ilahiden masun kılacağına dair bir beyanın varlığı bilinmemektedir. O din gününde kişinin yoldaşı sadece yapıp ettikleri ve yapmayıp öteledikleri olacaktır. Bütün bunların da hakikatte değerleri itibaridir aslında. Zira affetmek de azaba düçar kılmak da O’nun (celle celâluhu) yed-i kudretinde, kabza-i tasarrufunda olan bir iştir. O nedenle Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem)  açıktan tebliğ vazifesine, Kendisini bizzat terbiye eden Rabbi’ne derin bir saygı şuuru ile başlamıştır.</p>
<p>Öte yandan; ahirette şefaatin varlığını inkâr edenlerin bu hadis-i şerifi kendi görüşlerine payanda olarak kullanmak istemeleri ise hadis-i şerifi bağlamından kopararak okumanın acı bir neticesidir. Ki bunun da ilim adamı olmak ve ilmilikle alakasının olmadığı açıktır.</p>
<p>Öncelikle bu beyanlar tebliğin açıktan ilk kez yapıldığı bir ortamda ifade olunmuştur ki meclisi oluşturan bireyler asılları itibariyle ahiret inancına sahip olmasalar da ticarette bulundukları Yahudi ve Hristiyanlardan ahiret bilgisini elde etmişlerdi. Tebliğde önemli bir düstur ise ortak noktalardan, en azından ortak bilgilerden hareket etmektir. Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in de metodu bunu göstermektedir. Bilgi düzeyinde bile olsa tebliğ ve irşada ortak bir zeminden başlanılmış olması, muhatapların tepkilerini aza indirme, en azından öteleme adına önemli bir stratejidir. Bu sebeple Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz onları cehennemden kendilerini kurtarmaya çağırmakta, “Eğer O dediklerinde haklı ise ve gerçekten de Allah’ın elçisi ise ona inanmamamızın bir zararı olmaz; zira aramızda bir hısımlık söz konusu” gibi bir mülahazaya zihinlerde meydan vermemektedir. Fahr-i Kâinat Efendimiz’ in daha en baştan böyle bir mülahazanın kapısını sürgülemiş olması, içinde neş’et ettiği toplumun kodlarına vukufiyetinin ne derece engin olduğunun bir ifadesidir. Zira kabile asabiyeti cahiliyede kabilelerin en önemli güç kaynaklarındandır. Davasında haklı olsun olmasın bir kabile üyesinin yahut o kabileye bir eman ile sığınan bir yabancının can ve mal güvenliğini temin etmek o kabilenin en önemli vazifesi ve hatta şerefi olarak kabul edilegelmiştir.</p>
<p>Ziyafete çağırdığı misafirlerinin aynı zamanda kendisinin hısımları, yakın akrabaları da olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, inanmama adına her türlü argümanı değerlendirmeye müheyya bir müşriki de pek âlâ hısımlık düşüncesi idlal edebilir. Zira nasıl ki; dünyada kendilerine dokunacak en küçük bir zararda hısımlık ve akrabalık bağları koruyucu bir zırhtır; henüz varlığını ve mahiyetini bilmediği o yerde de (ahirette) bunun böyle olmaması için bir sebep yoktur. Çünkü O’nun (sallâllahu aleyhi ve sellem) tebliğ buyurduklarına iman etmeleri demek dünyevi pek çok imkândan geri kalmaları demektir ki henüz o dönemde putlarla dolu Kâbe onlar için vazgeçilmesi neredeyse imkânsız bir gelir kaynağıdır. Bu düşünce kodları ile hareket eden bir kitlenin kaçış rampalarını çok iyi bilen Fahr-i Kâinat Efendimiz bu yolu da hemen oracıkta hakîm bir üslup ile kapatıvermiştir. Ve böyle yapmakla da; “Evet, ben dünyada size karşı hısımlıktan doğan haklarınıza riayet ederim ama bu hısımlığın orada size sağlayacağı bir fayda olmayacaktır!” demek istemektedir adeta.</p>
<p>Meselenin cereyan ettiği vasat bu olunca, mezkûr hadis-i şerifleri şefaatin yokluğuna delil olarak ileri sürmek aklen kabul edilebilir bir şey olmadığı gibi ilmen de mazur görülebilir bir hata değildir. Zira böyle bir ortamda, kendisine zaten iman etmiş sevgili kızı Fatıma Validemiz’e dahi böylesine şedid bir tahşidatta bulunması, müşriklere, iman etmeden gitmenin bedelinin ne derece ağır olacağını göstermesi bakımından son derece manidardır. Öte yandan şefaatin varlığına delil pek çok hadis-i şerifin bu hadiseden sonra ifade buyrulduğu da açıktır. Hatta ameli anlamda bir değer üretmesi imkânının kalmadığı sekerat-ı mevt hengâmında, amcası Ebu Talib’e “Amcacığım! Bir kez ‘La ilahe illallah’ de, sana ahirette şefaat edeyim” buyuran Fahr-i Kâinat nazarında iman en büyük değerdir ve şefaate istihkak açısından kâfi bir ameldir.</p>
<p>Bu üslubun hikmetleri açısından şunu da ifade etmekte fayda var: Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem)  “kendi mesajını başkalarına iletmekle kalmayıp bizzat kendisinin içtenlikle uyguladığını görmesi için yakınlarını da bunu benimsemeye çağırması gerekmekteydi. Nitekim Hz. Peygamber (aleyhisselam) hayatı boyunca bu ilkeden ayrılmamıştı. Mekke’nin fethinde şehre girince şöyle ilan etmişti: <em>“Cahiliye döneminde insanların ödediği her türlü faiz ayaklarımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de amcam Abbas’a ödenecek olan faizlerdir”</em><a href="http://herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-iman-en-buyuk-degerdir/#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> buyurmaları da bu ilkeden asla ödün vermediğinin bir ifadesidir.</p>
<p><strong>Neden İlk Olarak En Yakın Akrabalar?</strong></p>
<p>Mezkûr ayet-i kerimenin daima beraberinde taşıdığı sorulardan birisi “neden evvela akrabalardan başlanılmasının istendiği”dir. Böyle bir isteğin hikmetini sual eden bir soruya mübelliğ ve tebliğ olunan kimseler olmak üzere iki açıdan cevap aramak mümkündür.</p>
<p>Mübelliğ Açısından: Evvela kitle olarak ilk muhatapların sıhri yakınlıkları olan kimseler olması tebliğ eden açısından psikolojik bir rahatlık sağlayan önemli bir unsurdur. Zira kişinin kendi hısım ve akrabaları çağırılan bu yeni dine dair hakikatleri dinleme hususunda hısımlıkları bulunmayan sair insanlara kıyasla daha anlayışla hareket edeceklerdir. Nitekim Ebu Leheb gibi bir mütemerridin çıkışı olmasaydı o gün o mecliste Resulullah’a iman edenlerin sayısının farklı olacağı muhakkaktı.</p>
<p>Neticeleri açısından ise zaten hısımlıktan kaynaklanan bir sıyanet hep olagelmiştir. Fakat hısımlıktan kaynaklanan bu tabi sıyanetin imandan neş’et eden bir sıyanetle de perçinlenmesi davasına omuz verecek birilerini arayan bir Resul için son derece önemli bir güç kaynağıdır. Nitekim amcası Ebu Leheb’in iman etmeyişinin “ona kendi hısımlarından inanmayanlar varken biz neden inanalım ki” türünden bahane üretmeye teşne sair insanlara lojistik destek sağlamış olabileceği sonucuna varmak için azıcık insan ve toplum psikolojisi bilgisi kâfidir. O her halükarda davasını tebliğ ve savunmaya azmetmiş Şanı Yüce Nebidir! Bunda zerre miskal şüphe yoktur! Ne var ki -esbap açısından- kabilesinin hısım ve akrabalarının desteğini almış bir Mübelliğin kendi davasını insanlar nezdinde savunması ve daha seri neticeler alması çok daha kolaydır.</p>
<p>Tebliğ Olunanlar Açısından: Öncelikle akıl bunu emreder. Zira hısım ve akrabalık bağları ve hâkim toplumsal algı böylesi büyük bir nimetten öncelikle kendilerinin istifade etmesi gerektiği düşüncesini onlara verir. Başta amcası Ebu Talip olmak üzere; o çocukluğundan itibaren Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) koruyup kollamış, ihtiyaçlarını gidermek hususunda kardeşinin emanetini kendi öz oğullarından gözle görülür derecede üstün tutmuştur. Şimdi böylesi üzerine titreyen bir amcanın hanesinde, onun sevgisi ile büyümüş bir Peygamberin getirdiği dinin haberini başkalarından sonra almış olmasının hâsıl edeceği üzüntünün telafisi hiç de kolay olmayacaktır. İşte bu türden ictimai hayata dair her mevzuda Efendimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) kendi kabilesiyle tabiî olarak ayrı bir ilişkisi olmuştur. Onlarla olan duygu alışverişi hısım olmanın fıtratı gereği; hısım yahut akrabası olmayan insanlara oranla da daha fazla olmuştur. O nedenle açıktan tebliğde ilk muhatapların yakın akrabalar olmasının istenmesinin geri planında bu türden hikmetler gizlidir denilebilir.</p>
<p>Cenâb-ı Hak her şeyin en doğrusunu bilendir.</p>
<p><a href="http://herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-iman-en-buyuk-degerdir/#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>. Şuara suresi, 26/214</p>
<p><a href="http://herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-iman-en-buyuk-degerdir/#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>. Sahih-i Müslim,İman 355.</p>
<p><a href="http://herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-iman-en-buyuk-degerdir/#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>. Tefhimu’l-Kur’an, bkz. İlgili Ayet’in Tefsiri.</p>
<p>Kaynak: Herkul.org | Sefa Salman</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-en-buyuk-degerdir/">İman en büyük degerdir.</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdestli Sadaka mı?</title>
		<link>https://hizmetten.com/abdestli-sadaka-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2019 09:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadîs-i Şerîf]]></category>
		<category><![CDATA[herkul.org]]></category>
		<category><![CDATA[sefa salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5915</guid>

					<description><![CDATA[<p>عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ: دَخَلَ عَبْدُ اللهِ بْنُ عُمَرَ عَلَى ابْنِ عَامِرٍ يَعُودُهُ وَهُوَ مَرِيضٌ  فَقَالَ: أَلَا تَدْعُو اللهَ لِي يَا ابْنَ عُمَرَ؟ قَالَ: إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/abdestli-sadaka-mi/">Abdestli Sadaka mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p dir="rtl"><span class="AR"><strong>عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ: دَخَلَ عَبْدُ اللهِ بْنُ عُمَرَ عَلَى ابْنِ عَامِرٍ يَعُودُهُ وَهُوَ مَرِيضٌ  فَقَالَ: أَلَا تَدْعُو اللهَ لِي يَا ابْنَ عُمَرَ؟ قَالَ: إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «</strong><strong>لَا تُقْبَلُ صَلَاةٌ بِغَيْرِ طُهُورٍ وَلَا صَدَقَةٌ مِنْ غُلُولٍ</strong><strong>»</strong><strong>، </strong><strong>وَكُنْتَ عَلَى الْبَصْرَةِ.</strong></span></p>
<p dir="ltr">Mus’ab b. Sa’d (radıyallahu anh) şöyle nakletmektedir: Abdullah b. Ömer, İbni Âmir hasta iken dolaşıp yanına gitmiş. İbni Âmir: “Bana dua etmez misin Ya İbni Ömer!”demiş, İbni Ömer (radıyallahu anh) da “Ben Resulullâh (sallâllahu aleyhi ve sellem)’i ‘<em>Hiç bir namaz taharetsiz kabul olunmaz; ganimetten aşırılan hiç bir maldan da sadaka kabul edilmez’ </em>derken işittim. Hâlbuki sen Basra’da valilik yapmış bir adamsın!” cevabını vermiş.<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>***</p>
<p>Hadis-i şerif; namaz kılmak için taharet ve abdestin farziyeti ve nezd-i ulûhiyette kabul görmesi için de tasadduk edilen malın hıyanetle elde edilmemiş bir mal olmasının zorunluluğu gibi, temelde iki hususa temas eden bir nastır. İmam Tirmizi, hadis-i şerifle alakalı; “Bu mevzuda varid olan hadislerin en sahih ve hasen olanı budur” demektedir.</p>
<p><strong>Taharetsiz / Abdestsiz Namaz Olmaz</strong></p>
<p>Ulema arasında namaz için abdestin farz olup olmadığı noktasında bir ihtilaf yoktur. Âlimlerin bu mevzuda farklı görüşlere kani oldukları husus ise; her bir namaz için ayrı ayrı abdest almanın farz olup olmadığı mevzuudur. Âlimlerden kimileri hadis-i şerifte geçen bu ifadeler; abdesti olsun olmasın namaz kılacak olan herkes için abdest almanın farz olduğunu ifade eder derken, kimileri de hadis-i şerifteki bu ifadenin yalnızca abdesti olmayanlar için abdestin farz olduğunu ifade ettiği şeklindedir.</p>
<p>Seleften bazıları her namaz için ayrı ayrı abdest alınmasının farziyetine kani olmuşlardır. Onların bu husustaki delilleri ise; <em>“namaza kalkmak istediğiniz zaman yüzlerinizi yıkayın…”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a> </em>ayet-i kerimesidir. Hadis-i şerifteki ifadenin her bir namaz için abdestin zorunluluğunu ifade etmediği kanaatinde olan diğer ulemadan kimileri bu ayetin daha sonra neshedildiğini söylemişlerdir. Her bir namaz için ayrı ayrı abdest almanın zorunlu olmadığına kani olan bir grup ulema ise ayet-i kerimedeki bu ifadenin farziyet değil de nedb (mendupluk) ifade ettiğini söylemişlerdir. Yine bununla birlikte başkaları ise “abdest, abdesti olmayan için farzdır. Daha başkaları ise bu husustaa abdesti varken abdest almak müstehaptır” demişlerdir. Daha sonra ehl-i fetvadan olan ulema da bu görüşe kail olmuşlar ve aradaki hilaf ortadan kalkmıştır. Hal böyle olunca Maide suresi 6. Ayet-i kerimenin “namaza kalktığınız zaman abdestiniz yoksa… abdest alın” şeklinde anlaşıldığı tebeyyün etmiştir.</p>
<p>Müslim şarihlerinden İmam Nevevi hazretleri ulemanın abdesti gerektiren hususlar noktasında ihtilaf ettikleri noktaları şöyle özetlemektedir:</p>
<p><strong>“ 1-</strong> Abdest almak abdestsiz bulunulan her an kula farz olur.</p>
<p><strong>2-</strong> Abdest almak sadece namaza kalkmak istenildiği zaman farz olur.</p>
<p><strong>3-</strong> Abdest almak her iki sebeple de farz olur. Ulemamızca tercih edilen kavil budur. Su veya toprakla abdest almadan, namaz kılmanın haram olduğuna ümmetin uleması icma etmişlerdir. Bu hususta farz ve nafile namazlarla secde-i tilâvet, secde-i şükür ve cenaze namazları arasında hiç bir fark yoktur. Yalnız Şa’bî ile Muhammed b. Ceriri Taberî ‘nin cenaze namazını abdestsiz tecviz ettikleri riva­yet olunmuşsa da bu mezhep bâtıldır. Ulema bunun hilâfına icma etmiş­lerdir. Bir kimse özürsüz olarak kasten namazı abdestsiz kılsa bizim mezhebe ve cumhur-u ulemaya göre kâfir olmaz. Ebu Hanife (rahimehullah)’tan kâfir olduğuna dair bir rivayet vardır. Çünkü abdestsiz namaz kılmak namazla oynamaktır. Bizim delilimiz şudur: Kü­für itikattan doğar. Yani kişi abdestin farz olmadığını itikad ederse kâfir olur. Hâlbuki sözümüz itikadı sağlam olan kimsenin abdestsiz namaz kılması hususundadır. Bütün bunlar abdestsiz namaz kılan kimsenin özrü bulun­madığına göredir. Su veya toprak bulamamak gibi ciddi bir özrü bulunan bir kimse hakkında İmam Şafi (rahimehullah)’tan dört kavil vardır ki, bu dört kavlin her birini kendine mezhep edinenler olmuştur.</p>
<p><strong>Bizim ulemamıza göre bu görüşlerin en sahihi;</strong> su veya toprak bulamayan kimsenin ab­destsiz haliyle namaz kılmasıdır. Sonra abdest almaya imkân bulursa namazını yeniden kılmak farz olur. <strong>İkinci görüşe göre;</strong> su veya toprak bulamayan kimseye abdestsiz namaz kılmak haramdır. Ona bilâhare su veya toprak bulduktan sonra abdest alarak namazını kaza etmek farzdır. <strong>Üçüncü görüşe göre;</strong> abdestsiz hali ile namaz kılmak müstehap; son­ra namazını kaza etmek farzdır. <strong>Dördüncü görüşe göre ise;</strong> abdestsiz haliyle namaz kılmak farzdır. Ka­zası lâzım değildir.</p>
<p>İmam Müzeni de bu dördüncü kavli ihtiyar etmiştir. Delil itibarı ile en kuvvetli olan kavil de budur. Abdest alamadığı halde namaz kılmasının farz oluşu Resulûllah (sallâllahu aleyhi ve sellem)’in : ‘Ben size bir şey emrettim mi onu hemen yapabildiğiniz kadar ya­pın’ hadisidir. Kazasının farz oluşu yeni bir emre bağlıdır. Burada asıl olan böyle bir emrin yokluğudur. Yine İmam Müzeni diyor ki: ‘Vakit içinde kılınması emredilen ve bir nev-i kusurla kılınan her namazın kazası farz değildir.’ Allahualem. Abdestsiz namaz kılmak Hanefîlere gö­re de küfrü icap etmez. Bu hâl pis elbise ile namaz kılmaya yahut kıble­yi şaşırarak başka tarafa doğru namaza durmaya benzer. Çünkü bir farzın terkinden dolayı küfür lâzım gelmez. Fakat alay ve istihza için abdestsiz namaz kılan kâfir olur. Bu hüküm bütün ibadetlerde böyledir. Yani her hangi ibadetle alay etmek küfrü muciptir. Su ve toprak bulamayan kimse İmam Azam’a göre namazını kazaya bırakır. İmameyne gö­re, namazını kılanlar gibi yatıp kalkar sonra kaza eder. Maamafih İmam Âzam bu kavlinden İmameynin sözüne rücu etmiştir. İmam Ahmed’e göre su veya toprağı bulamayan kılarsa kazası lâzım gelmez. Kaza için ayrı delil lâzımdır.”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p><strong>Gulül (Hıyanet) Malından Sadaka Olmaz</strong></p>
<p>Istılah manası bakımından gulül; “henüz taksim edilmemiş olan ganimet malından aşırmak suretiyle hıyanette bulunmak” demektir. Hadis şarihleri İbni Ömer (radıyallahu anh)’ın İbni Amir’e bu ifadelerle mukabelede bulunmasını ona yaptığı bir ihtar olarak yorumlamışlardır. Zira İbni Amir hazretleri belli bir dönem Basra’da valilik yapmıştır. Bu açıdan İbni Ömer hazretlerinin ifadeleri; “sen Basra’da valilik yaptın. Binaenaleyh gulülden ve kul hakkı yemekten hâli değilsin. Bu sıfatta olan bir kimsenin duası ise kabul edilmez. Nitekim namaz da zekât da ancak kendini günahtan koruyanlardan kabul edilir”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> demek olmaktadır.</p>
<p>İmam Nevevi hazretleri hadis-i şerifteki bu ifadelerle alakalı şu hususlara temas etmektedir: “İbni Ömer’in maksadı —Allahualem— İbni Âmiri tevbeye teşvik etmek, dine muhalif olan şeyleri yapmamasını tembihte bulunmaktır. O, bu sözü ile fasıklara yapılan duanın kat’i surette fayda vermeyeceğini kastetmemiştir. Zira Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem) ile selef-i salihin ve onların halefleri, küffar ile müminlerin günahkârlarına hidayet vermesi için Allah’a dua edegelmişlerdir”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> demektedir.</p>
<p>Bir başka Müslim şarihi Übbî hazretleri ise; “ Öyle zannediyorum ki İbni Ömer (radıyallahu anh)’ın görüşü bu yöndedir. Yani o (radıyallahu anh) Allah’ın emirlerine muhalefet etmekle âsi olanlara dua etmeyi caiz görmez. Aksi takdirde onlara dua etmek caizdir. Bilindiği gibi İbni Ömer (radıyallahu anh) din mevzuunda son derece hassastır. İbni Amir’in bir zamanlar Basra’da vali bulunduğunu söylemesi, oranın gulül yeri olduğuna ta’rizdir. Nitekim hadisin bazı tariklerinde, ona: <em>‘Sen Basra’da valiydin. Hiç zannetmem ki oradan bir şey almamış olasın</em>’ dediği de rivayet olunur. Haram maldan sadaka vermek de ganimetten aşırılan maldan sadaka vermek gibidir”</p>
<p>Übbi hazretleri haram maldan verilen sadakaların insana bir faydasının olmayacağı hususunda bir menkıbe de anlatır: Halife Harun Reşid’in zevcesi ve oğlu Emin’in annesi Zübeyde binti Ebi Ca’feri’l Mansur çokça sadaka vermek, köprüler yaptır­mak, fisebilillah (Allah yolunda) ordu teçhiz etmek gibi hayır hasenatı seven bir kadındı. Mansur b. Ammâr diyor ki: Bir gün harem-i Şerifte uyuyordum. Rüya görmüşüm. Baktım ki bir kadına yakışmayan bir tarzda yürüyor. Kendisine, “bu yerde böyle yürümekten utanmıyor musun, sen kimsin?” dedim.</p>
<p>— Zübeyde’yim, cevabını verdi.</p>
<p>— Harun Reşidin zevcesi ve halifeler kızı mı?</p>
<p>— Yere batsın o halifeler. Mansur da kim oluyor. Vallahi ben Aden’­de bir çoban olmaya bundan çok daha razıyım.</p>
<p>— Niçin böyle söylüyorsun? Sen bunca sadakalar verir bunca hay­rat yaptırırdın.</p>
<p>— Onların hepsi tarumar oldu. Vallahi mizanımdan iyilik adına bir danenin dahi uçarak asıl sahibinin mizanına gittiğini gözümle gördüm. Eğer Allah Teâlâ bana iki hasletim sebebiyle hayır ihsan etmeseydi bugün halim yamandı.</p>
<p>— Nedir o iki haslet?</p>
<p>— Emir, evlâdımı kucağımda kesti. Ben buna sabrettim. Allah’ta bana sevap ihsan etti. Bir defa da elim Reşidin elinde tavaf ediyorduk. Bir de baktım bir kadıncağız yetimlerinin rızkı peşinde çabalayıp duru­yor. Hemen yüzüğümü parmağımdan çıkararak o yetimlere tasadduk ettim. Bu yüzük bana dedelerimden kalma mirastı. Ve kırk “bin dirhem kıymetindeydi. Bundan dolayı da Allah bana sevap ihsan etti. Ben Allah’ın indinde evlât ölümüne sabırla ve bu yetimlere verdiğim sadakadan be­nim için daha faydalı bir şey göremedim dedi.</p>
<p>Evet, menkıbe gerçekten vaki olmuş mudur orası bilinmez ve zaten menkıbelerde bu da aranmaz. Ne var ki ifade edilmek istenen husus son derece önemli.</p>
<p><strong>Ya Bugün?</strong></p>
<p>Bugün bir takım insanların, yetim malından apardıkları, mazlumun elinden kopardıkları, devlet kasasından aşırdıkları, tahsisat-ı mestureden hortumladıkları paralardan birazını, sırf irtikâp ettikleri suçların amme nazarında kendi aleyhlerine bir suçlamaya dönüşmemesi adına, hayır kurumları inşa ediliyor algısı oluşturmaya yönelik sarf etmeleri, kendileri lehlerine beyhude bir uğraştır. Zira insanın insanlığına en büyük hakaret kendisini ve kalbindeki niyetini dahi yaratan Rabbisi’ni kandırabileceği küstahlığı ve zehabına kapılmasıdır. Hayatı dünyadan ibaret gören körler için bunun dünyada muvakkat da olsa bir dönüşümü vardır. Zira düşünmeyi, hadiselerin arka planlarına vakıf olmayı bir yük telakki eden toplumları yönetmek için poz vermek yeterlidir. Bu açıdan dostlar alışverişte görsün kabilinden bir takım popülist söylem ve eylemlerin halk nazarında bir geri dönüşümü olması normaldir. Ama şöyle ya da böyle ahiretin varlığına inanan bir insanın da bu gayri meşru yollarla da olsa yaptığını zannettiği hasenatın kendisini ahirette iflasa götürmekten başka bir işe yaramayacağını bilmesi lazımdır.</p>
<p>Unutmamak lazım ki abdestsiz namaz olmadığı gibi abdesti (tahareti-temizliği) olmayan maldan yapılan hiçbir hasenat da kabul olmaz.</p>
<p>Ve yine unutmamak lazım ki din, kara para aklama gibi pespaye bir amacın aracı haline getirilemeyecek derecede amaçlar üstü bir nizamdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>. Sahih-i Müslim, Taharet, 2</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>. Maide suresi, 5/6</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>. İmam Nevevi, Minhac, bkz. İlgili hadis şerhi.</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>. Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davutoğlu</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>. İmam Nevevi, Minhac, bkz. İlgili hadis şerhi.</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-abdestli-sadaka-mi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Herkul.org | Sefa Salman</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/abdestli-sadaka-mi/">Abdestli Sadaka mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misvak özelinde nezahet anlayışımız</title>
		<link>https://hizmetten.com/misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Dec 2019 09:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadîs-i Şerîf]]></category>
		<category><![CDATA[herkul.org]]></category>
		<category><![CDATA[sefa salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5912</guid>

					<description><![CDATA[<p>سَاكَ kelimesi Arap dilinde “ovalamak” manasında olup “misvak” kelimesinin kendisinden türediği fiildir. Misvak; bu ovalama işinin kendisiyle yapıldığı, ağız ve diş temizliği nesnesidir. Erek ağacının hem köklerinden hem de dallarından elde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/">Misvak özelinde nezahet anlayışımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="AR">سَاكَ</span> kelimesi Arap dilinde “ovalamak” manasında olup “misvak” kelimesinin kendisinden türediği fiildir. Misvak; bu ovalama işinin kendisiyle yapıldığı, ağız ve diş temizliği nesnesidir. Erek ağacının hem köklerinden hem de dallarından elde edilebilen misvak; Fahr-i Kâinat Efendimiz’in diş ve ağız temizliği hususunda ısrarla tavsiye buyurdukları bir nezafet aracıdır.</p>
<p>“Kütüb-ü Sitte’nin ittifakla rivayet ettikleri ve arkasında kırka yakın sahabenin imzası bulunan, aynı zamanda manevi mütevatir kategorisinde olan bir hadislerinde, Allah Resulü”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> (sallâllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadırlar:</p>
<p dir="rtl"><span class="AR"><strong>عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:</strong></span></p>
<p dir="rtl"><span class="AR"><strong>«</strong><strong>لَوْلَا أَنْ أَشُقَّ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ -وَفِي حَدِيثِ زُهَيْرٍ عَلَى أُمَّتِي- لَأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ عِنْدَ كُلِّ صَلَاةٍ»</strong></span></p>
<p>Ebu Hüreyre (radıyallahu anh), Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in şöyle buyurduklarını rivayet etmektedir:</p>
<p><em>“Eğe</em><em>r ümmetime zorluk vereceğimden çekinmeseydim, her namazın başında onlara misvak kullanmalarını emrederdim.”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a></em></p>
<p>***</p>
<p>Hadis-i şerifin ifade ettiklerinden anlaşılan husus; Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’ in misvak kullanmayı farz kılmamasına temel sebep, ümmetine bunun meşakkat verebileceği endişesidir. Efendimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) böyle bir endişeleri olmamış olsa idi, namaz gibi, abdest gibi misvakın da ümmetine farz olacağı açıktır. <em>“Böyle bir şey ise, bu dinin ruhu olan kolaylık prensibine aykırı düşecekti. Çünkü herkes her yerde misvak bulamayabilirdi”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a></em> Buradan hareketle de, misvakın farz olmamakla beraber, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in önemli sünnetlerinden olduğunu anlamak, zor olmasa gerek. Zira bir başka hadis-i şerifte Fahr-i Kâinat Efendimiz, <em>“Misvak hakkında o kadar emir aldım ki bu konuda Kur’an’da bir âyet ineceğini zannettim.”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></em> buyurmaktadırlar.</p>
<p>Hadis-i şerifin ifade ettiklerinden hareketle ifade etmek istediklerini okuduğumuzda şu manaları anlamak zor değildir: Evet, misvak kullanmak meşakkat endişesinden ötürü farz kılınmamıştır. Farz kılınmamış oluşuna bir endişenin sebep teşkil ettiği bir ameliye, aslında çok önemlidir. Zira Nezahet Sultanı Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerine göz ucuyla baksak misvakın O’nun hayatındaki yeri ve önemini zaten göreceğiz. Bu açıdan insanların en azından buldukları her fırsatta dişlerini misvaklamaları sünnete muvafık bir hayat yaşama gayretinin emarelerindendir.</p>
<p>Öte yandan bu yazıda temel mevzumuz misvak kullanmanın faydaları ve hikmetlerinden bahsederek, insan için ne denli ehemmiyet arz ettiğinin izahını yapmak değildir. Misvakın faydaları ile alakalı İslam dünyasında çok çeşitli kitaplar yazıldığı gibi batı dünyası ve bilim çevrelerinde de pek çok ilmi araştırmalar ve makaleler ortaya konmuştur. O yüzden bu hususun kendisi için ehemmiyet arz ettiği insanlar dipnotta<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> işaret edilen kaynaktan istifade edebilirler. Haddizatında misvaka dair bu faydalar bilinmese dahi inanan insanın misvaka ehemmiyet vermesi için bunu Efendimiz’in yapmış ve tavsiye buyurmuş olması kâfi gelmelidir. Bu mevzuda <em>“O (sallâllahu aleyhi ve sellem) misvak kullanmayı tavsiye buyurmuşsa, bana düşen, onun faydasına ve sıhhat açısından yararlarına bile bakmadan, sırf O kullandı ve tavsiye buyurdu diye misvak kullanmaktır. O işi, elde edeceğim bir faydaya bağlamak da ne demek? O kullandı ise ben de kullanırım. Efendimiz bana dese ki takla atacaksın! Bu meselenin mantığı var mı? Aklım öyle inceliklere ermez benim. Senin mantık dediğin şey nedir ki? Mevlana Hazretleri demiyor mu, ‘Aklını Hazreti Muhammed’e kurban et.’ Ben de aklımı kurban ederim Efendim’ e ve O’nun emir ve tavsiyelerini yerine getiririm”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn6" name="_ftnref6"><strong>[6]</strong></a></em> mülahazalarından gayrısı inanan insanda şık durmayacaktır.</p>
<p><strong>Misvak Kullanalım! Ama “Nerede” ve “Nasıl”?</strong></p>
<p>Misvak kullanmanın adabına dair genel bir literatür taraması yaptığımızda ele alınan hususların ne yazık ki, çoğunlukla, “misvakın kullanıma hazırlanışı, dil ve dişler üzerinde nasıl hareket ettirileceği” hususu ile sınırlı kaldığını görmekteyiz. Bu sebepten ötürü biz de misvak kullanımının “hangi ortamlarda yapılmasının uygun olacağı ve uygulamada dikkat edilmesi gerekli olan hususlar nelerdir” gibi soruları yazımıza temel almanın daha uygun olacağı kanaatine vardık.</p>
<p><strong>İslam, Temizlik, Misvak ve Nezahet Anlayışımız</strong></p>
<p>İslam dininde temizlik o denli önemlidir ki; o, en temel ibadeti olan namazın eda şartlarından olarak maddi ve manevi temizliği (abdest) olmazsa olmaz kabul etmiştir. Hatta bu dinin Mübelliği Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) de <em>“temizlik imanın yarısıdır”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn7" name="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a></em> buyurarak bu hususun imanın yarısı ile eşdeğer olduğunu ifade buyurmuşlardır.</p>
<p>Temizliğe bu denli ehemmiyet veren Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) maddi temizliğin bir cüz’ü sayılan ağız ve diş temizliği hususuna da son derece önem atfetmişlerdir. Nezih hayat-ı seniyyeleri buna şahit olduğu gibi mübarek beyanları da bu hususun en büyük delilidir.</p>
<p>Ne var ki dinin özünde mündemiç olan o nezaket ve nezahet ruhunu tam manasıyla kavrayamayan bir kısım günümüz sığ Müslümanları, temizlik gibi zatında güzel ve matlup olan bir işi dahi insanlarda tiksinti hâsıl edecek bir formatta ortaya koymayı başarmış (!) ve değerleri itibariyle kendisini muhafazakâr olarak kabul eden insanları dahi bu sünnetin edasından uzaklaştırmışlardır. Evet, bir sünneti ihya etmek çok büyük bir hayır kapısıdır. Bununla birlikte böyle güzel ve önemli bir işin insanlar nazarında tiksinti uyaracak bir formatta ortaya konulmaması da inanan insanların temsil ettikleri değerler adına asla göz ardı edemeyecekleri önemli bir husustur. Şayet bir sünneti ihya etmekten anlaşılan, onu sadece kendi hayatımızda tatbik etmekten ibaret değilse -ki anlaşılması gerekli olan da bu değildir zaten- bu mevzuda hakiki manada bir ihyaya muvaffak olmak isteyen her insanın en az bu sünneti yerine getirmekteki hassasiyeti kadar yerine getiriliş keyfiyetinde de yani usulde de (metod) hassas olması kaçınılmazdır. Zira yaptığımız şey kadar nasıl yaptığımız da son derece önemlidir.</p>
<p>Bu açıdan, misvak kullanmak gibi temelde bir temizlik ameliyesi olan sünnetin ifasında birtakım hususlara dikkat etmek, inandığımız bu değerleri, kendi kadr u kıymetine halel getirmeyecek bir hassasiyette ortaya koymak, hem o değerin sebepler planında bânisi olan Efendimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) memnuniyetleri, hem de değerlerimizin kabul görmesini umduğumuz kesimler tarafından kabulünü kolaylaştırma adına çok önemlidir.</p>
<p>Buradan hareketle, insanların gelip geçtiği bir cadde üzerinde, bir elinde misvak diğer elinde bir bardak su… Elindeki misvakı suya batırıp sonra da dişlere sürmenin, hemen sonrasında ise aynı suyla ağzı gargara yapıp sokağa dökmenin; bırakın dünya görüşü itibariyle kendisine uzak olan insanları, benzer dünya görüşüne sahip insanlarda dahi tiksinti hâsıl edeceği aşikârdır.</p>
<p>Otobüs, vapur gibi toplu taşıma araçlarında, insanların topluca hareket etmek durumunda olduğu mekânlarda birilerinin, dişlerini göstere göstere temizlemeye çalışmasının, bu da yetmiyormuş gibi ağzından çıkardığı misvakın ucunu sıkıp suyunu yere sızdırmasının ne Müslümanlıkla ne de insanın nezahet ve nezafet duygusuyla telif edilebilir bir yanı olmasa gerektir.</p>
<p>Öte yandan Buhari ve Müslim gibi muteber hadis kaynaklarında mevzu ile alakalı tahric edilen hadis-i şeriflere bakıldığında Efendimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) misvakı -haşa- bu şekilde insanlarda tiksinti uyaracak şekilde kullandığınıa dair tek bir rivayet yoktur. Olması da mümkün değildir. Zira O üsve-i hasenedir. Zira O (sallâllahu aleyhi ve sellem) kendi zatının tavzif buyurulduğu vazifeyi ifade sadedinde <em>“güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildiğini”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftn8" name="_ftnref8"><strong>[8]</strong></a></em> beyan buyurmaktadır.</p>
<p>İmam Kurtubi hazretleri de bu mevzuda varid olan hadis-i şerifleri izah sadedinde şu önemli hususlara temas etmektedir: <em>“Misvakı mescidler gibi mahfillerde ve insanların huzurunda kullanmaktan ictinab etmek lazımdır. Zira Resulûllah’ın (sallâllahu aleyhi ve sellem) mescidlerde misvak kullandığına dair hiçbir rivayet varid olmamıştır. En nihayetinde misvaklama mevzuu bir takım kazuratların ve pisliklerin izalesi babından bir ameliyedir. Dolayısıyla ne mescidlerde ne de insanların önünde bunu yapmak uygun değildir. İnsanların önde gelenlerinin bulunduğu bir mecliste bunu yapmak ise mürüvvete yakışmayacak tavırlardandır.”</em></p>
<p>Müslim-i şerifte, bu mevzuda rivayet olunan hadis-i şerifler özelinde; zikri geçen rivayetler incelendiğinde daha farklı bir husus dikkatimizi çekmektedir. Mezkûr hadis-i şeriflerin hiçbirinde Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in misvaklamayı mübarek saadethanelerinin dışında yaptığına dair bir rivayet mevcut değildir. Müslim-i şerifteki rivayetlerin ilki, mevzumuza temel aldığımız hadis-i şeriftir ki mefhumu malumdur. Bu rivayetlerin ikincisi misvaklamayı saadethanelerinde yaptıklarını, üçüncüsü ve geri kalan rivayetlerin hemen hepsi ya mübarek hücrelerinde yaptıklarını ya da yine hücre-i saadetlerinde gece ibadetine kalktıklarında yaptıklarını ifade eder mahiyettedir. Hal böyle olunca toplu yaşam alanlarında yapılan ağız ve diş temizliklerinin kendi nezahet anlayışımız açısından bir dayanağı zaten olmadığı gibi nasslar açısından da bir temelinin olmadığı anlaşılmış olmaktadır.</p>
<p>Son olarak bazı kesimlerin hadis-i şerifte geçen<span class="AR"> عِنْدَ كُلِّ صَلَاةٍ</span> “her namaza başlarken” ifadesinden “her farz namaz”ı anlayabilecekleri ve buradan hareketle de mescidlerde misvak kullanmanın caiz olduğuna kani olabilecekleri ihtimaline binaen şu noktalara temas edilebilir: Bu ifadeden, her vaktin farz olan namazlarını anlamak doğru bir yaklaşım değildir. Zira Kurtubi hazretlerinin de ifade ettiği gibi Resulûllah Efendimiz’in nafile namazları mescidde kılmaları çok az vaki olmuştur. O (sallâllahu aleyhi ve sellem) namazların nafilelerinin neredeyse tamamını mübarek hücre-i saadetlerinde kılarlardı. Buradan hareketle de şu tespitte bulunmak zorlama bir yorum olmasa gerek: Resulûllah Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) nafile namazlarını hücre-i saadetlerinde kıldıkları için, tabii olarak namaz kılmaya mescidde değil hücre-i saadetlerinde başlamış olmaktaydılar. Yani Resulûllah Efendimiz misvakı mescidde değil saadethanelerinde yapmaktaydılar. Dolayısıyla hadis-i şerifte geçen bu ifadeden hareketle; Efendimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) cemaatin önünde misvak kullandığına ve buradan hareketle de insanlar arasında misvak kullanmakta bir beis yoktur söylemine yol aramak, doğru bir yaklaşım gibi durmamaktadır. Allahualem!</p>
<p>Netice olarak biz Müslümanlar, Cenâb-ı Hak nezdinde güzel olan şeyleri, yerine getiriliş keyfiyetini nazar-ı itibara almaksızın, sadece yapmış olmakla, mükellefiyetlerimizden kurtulmuş olmamaktayız! Zira güzel olanı güzel bir şekilde ortaya koymak da bizlerin mükellefiyetleri cümlesindendir. Bu mükellefiyetin de ötesinde bir husus vardır denilecek olursa o da; güzeli güzel bir surette yansıtmanın, hal ve tavırları ile temsil noktasında bulunan biz müntesipleri üzerinde İslam’ın bir hakkı olduğudur.</p>
<p>Cenâb-ı Hak biz kullarını Nezaket ve Nezahet Sultanı O Zat’ın (sallâllahu aleyhi ve sellem) gölgesinde bir hayata muvaffak eylesin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>. M. Fethullah Gülen, Sonsuz Nur 1</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>. Sahih-i Müslim, Taharet 42</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>. M. Fethullah Gülen, a.g.e.</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>. Müsned-i Ahmed, I, 237, 307</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>. Mustafa Kutbay, Sızıntı Dergisi, Mayıs 1993 sayısı.</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>. M. Fethullah Gülen, Ümit Burcu</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a>. Sahihi Müslim, Taharet 1</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a>. Müsned-i Ahmed, 2/381</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Herkul.org | Sefa Salman</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/misvak-ozelinde-nezahet-anlayisimiz/">Misvak özelinde nezahet anlayışımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edep aklın suretidir</title>
		<link>https://hizmetten.com/edep-aklin-suretidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Dec 2019 09:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hadîs-i Şerîf]]></category>
		<category><![CDATA[sefa salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rasûl-ü Rabbi-l Âlemîn Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) henüz daha çocukluk yaşlarındadırlar. Hz. İbrahim (Aleyhisselâm)’ın temellerini attığı Kâbe-i Muazzama’nın tamirinde amcaları ile birlikte çalışmakta, herkes gibi O da mübarek omuzlarında&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/edep-aklin-suretidir/">Edep aklın suretidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rasûl-ü Rabbi-l Âlemîn Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) henüz daha çocukluk yaşlarındadırlar. Hz. İbrahim (Aleyhisselâm)’ın temellerini attığı Kâbe-i Muazzama’nın tamirinde amcaları ile birlikte çalışmakta, herkes gibi O da mübarek omuzlarında taş taşımaktadırlar. Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem), aslında o dönemde herkesin gayet normal olarak kabul ettiği, kıyafetin bir kısmını omuzuna alıp taşları o surette bir taşıma şekliyle yardımcı olabilecekken, O öyle yapmamış ve taşları mübarek omuzunda, kendisini taşların zararından koruyacak bir şey olmadan taşımaya devam etmişlerdir.</p>
<p>Bu hadiseyi, ona muttali olan amcası Hz. Abbas’ın (radıyallahu anh) Efendimiz’e (sallâllahu aleyhi ve sellem) tavsiyesini ve akabinde vuku bulan vakıayı Cabir İbni Abdillah (radıyallahu anh) şöyle nakletmektedir:</p>
<p dir="rtl"><span class="AR"><strong>أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللهِ، يَقُولُ: لَمَّا بُنِيَتِ الْكَعْبَةُ ذَهَبَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَبَّاسٌ يَنْقُلَانِ حِجَارَةً. فَقَالَ الْعَبَّاسُ، لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اجْعَلْ إِزَارَكَ عَلَى عَاتِقِكَ مِنَ الْحِجَارَةِ، فَفَعَلَ فَخَرَّ إِلَى الْأَرْضِ وَطَمَحَتْ عَيْنَاهُ إِلَى السَّمَاءِ، ثُمَّ قَامَ فَقَالَ: «</strong><strong>إِزَارِي إِزَارِي» فَشَدَّ عَلَيْهِ إِزَارَهُ…</strong></span></p>
<p>Cabir İbni Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: Kabe’nin yeniden inşası (tamiri) esnasında Resulûllah (sallâllahu aleyhi ve sellem) ile (amcası) Abbas taş getirmeye gittiler. Abbas Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem)e: “Ey kardeşimin oğlu! Taşlardan korunmak için esvabını omuzuna koy” dedi. Resulûllah Efendimiz de öyle yaptılar! Bunun üzerine O (sallâllahu aleyhi ve sellem) derhal yere yıkıldı ve gözleri semaya bakarken öylece kalakaldı. Sonra kalkıp hemen amcası Hz. Abbas’a <em>“Elbisemi ver, elbisemi!..”</em> dedi, o da hemen esvabını üzerine bağladı.<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Evet, O’nun (sallâllahu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerinde bu türden hadiselerin örneğini bulmak hakikaten zordur. Zira sıradan bir insanın günde bilmem kaç defa sürçmeler yaşadığı göz önünde bulundurulacak olursa Fahr-i Kâinat Efendimiz’in bütün bir hayatında bu türden hadiselerin bir elin parmağını geçmemiş olması akıl sahibi insanları bunun sırrına ve hikmetine vakıf olmaya sevk eder. Böyle bir hakikatin hikmetini araştıran insan ise itiraf etmekten kendini alamayacağı iki temel hususa ulaşacaktır.</p>
<ol>
<li>Evet, sair insanların hayatlarındaki zikzaklara atf-ı nazar edilecek olsa hadd ü hesaba delmeyen sapmalara şahit oluruz. Ama O’nun bütün bir hayatı istikamet çizgisinde seyrettiği gibi sadece bu türden küçük birkaç zelle söz konusudur. Hal böyle olunca O’nun diğer insanlar gibi bir insan olduğunu ifade etmek indirgemeci bir yaklaşım olacaktır. Zira o ne doğumundaki harikuladelikler ile ne çocukluk çağında sergilediği güzel ahlakı ile ne de nübüvvetten sonraki ahval-i âliyesi ile asla sair insanlar gibi olmamıştır. Evet, çünkü O (sallâllahu aleyhi ve sellem) ayet-i kerimenin de beyanı ile hem nübüvvetten önce hem de sonra <em>“Hakk’ın himayesi ile serfiraz”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a></em> bir kuldur.</li>
<li>İkinci bir itiraf noktası da şu almalıdır: Evet her dem “Hakk’ın gözetiminde” olan bir kulun yine de küçük de olsa birkaç zelle yaşaması ancak Rabb’inin öyle murad buyurması ile mümkündür ve bir hikmete bir gayeye mebnidir. Öncelikle şayet O (sallâllahu aleyhi ve sellem) birkaç küçük zelle dahi yaşamasına müsaade edilmeyen bir Peygamber olsa idi insanlar nazarındaki örneklik misyonu ortadan kalkmış olacaktı. Çünkü küçük bir zelle dahi yaşamayan bir peygamberin insanlar tarafından örnek alınabilirliği ortadan kalkmış olacaktır. O yüzden O’nun (sallâllahu aleyhi ve sellem) nübüvvetine zarar vermeden böyle küçük zellelerine müsaade olunması O’nun melek bir peygamber olduğu, dolayısıyla örnek alınamayacağı algısının önünü almak içindir. Böylece kendisini takip edecek olan insanlara zımnen şu husus anlatılmak istenmektedir. Evet, O da sizin gibi bir beşerdir. O melek bir peygamber değildir. O yüzden O, hayatı ile, yaşantısı ile, özü ve mayesi itibariyle sizden sizin için “en güzel örnektir”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>. Müşriklerin <em>“Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi olarak gönderdi”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></em> itirazlarının arkasındaki gerçek niyete nigehban olan Cenâb-ı Hakk’ın O’nun (sallâllahu aleyhi ve sellem) adeta örnekliğini nazara verir mahiyette <em>“De ki: Eğer yeryüzünde salına salına gezinler melekler olsa idi biz onlara melek bir elçi gönderirdik”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a> </em>buyurması bu hakikati teyid eder mahiyettedir.</li>
</ol>
<p>Öte yandan her daim Hakk’ın himayesi ile serfiraz olan Rasûl-i Kibriya Efendimiz’in günahın zerresi karşısında dahi ortaya koyduğu bu hassas tutum, Hakk’ın himayesinde olmayan sair kulların günaha yaklaşımlarının nasıl olması gerektiğinin bir talimi (öğretmek) demek olduğundan, bu türden küçük zellelerin vukuuna müsaade olunmasının hikmeti daha ayrı bir derinlik kazanmaktadır.</p>
<p>O’nun (sallâllahu aleyhi ve sellem) Rabbi’nin gözetiminde bir hayat yaşadığının daha başka örneklerini görmek isteyen, henüz nübüvvet gelmezden evvel farklı zamanlarda iki kez düğün seyretmek üzere yola çıktığı vakit ikisinde de yolda uyuyup kalmasında, Bedir esirleri ile alakalı ictihadları mevzuunda, Sevr Sultanlığındaki Hz. Ebu Bekir Efendimiz’i tesliye eden beyanlarında, Bedir de melekler ile te’yid olunmasında, zehirlenmek istenildiğinde bu haberin Cebrail (aleyhisselâm) aracılığıyla bildirilmesinde… olduğu gibi pek çok hadiseye bakabilirler.</p>
<p><strong>Ya Hayatlarını O’nun Hayâsı Gölgesinde İdame Gayretinde Olanlar</strong></p>
<p>Sevgililer Sevgilisi Efendimiz’in ruhunun ufkuna kanatlanmasının akabinde, ciğerparesi Hz. Fatıma Validemiz ahiret hazırlıklarıyla daha bir ciddiyetle ilgilenir olmuşlardı. Zira Sevgili Babası Hz. Resul Efendimiz’in ruhunun ufkuna kanatlanmadan evvel ona <em>“Ehl-i beytimden bana ilk ulaşacak sen olacaksın”</em> buyurmalarından aldığı mesajla artık her haliyle ukba yolcusu olduğunu belli ediyor, hazırlıklarını ebedi yurda göre yapıyordu. Fahr-i kâinat Efendimiz’in ruhunun ufkuna yükselmesinden altı ay kadar sonra Hz. Fatıma Validemiz rahatsızlanmışlardı. Bu sırada Hz. Ebu Bekir Efendimiz’in hanımı Esma (radıyallahu anha) onu ziyarete gelmişti. Konuşurlarken Hz. Fatıma Validemiz günlerdir içini kemiren hususu Hz. Esma’ya açmak istedi. Hz. Esma: “Ey Fatıma! Seni üzen şey nedir? Söyle de Ebû Bekir’i haberdar edeyim, bir çare bulsun” dedi. O hayâ, iffet ve edep timsali, o nezahet menbaı Anamız günlerdir gönlünü dilhun eden şeyi şöyle açıklayacaktır:</p>
<p>“Yâ Esma, beni günlerdir düşündüren şey, vefatımdan sonra üzerine konarak götürüleceğim tabutun şeklidir. Çünkü bu tabutlar dümdüz tahtadan ibarettir. Bu tabuta konan cesede, bir kilim örtülmekte ise de, cesede yapışan örtü mevtanın vücudunu belli ediyor. Bakanlar cesedin iriliğini, ufaklığını anlıyorlar. Benim cesedimin de namahreme böyle görülmesini istemiyorum. Kalbimi huzursuz eden, şimdiden üzüntüsünü çektiğim şey budur.”</p>
<p>Bunun üzerine Hz. Esma, Fatıma Validemizin müşkilini hal adına Habeşistan’da gördüğü bir tabut şeklinden şu şekilde bahsetmiştir.</p>
<p>“Yâ Fâtıma, biz Habeşistan’a hicret ettiğimizde, onların cenazelerini taşıdıkları tabutları gördüm. Dümdüz tahtaların üzerine çatı yapıp, bu çatının üzerine de hasır örtüyorlar ve böylece tabutun içinde bulunan cesedi başkaları görmüyor.”</p>
<p>Hz. Fatıma Annemiz bu şekliyle tabutu çok beğenmiş ve “Bunu çok beğendim, vasiyet ediyorum, beni taşıyacağınız tabutu böyle yapın ve kefene sarılı cesedimi, bakanların nazarından gizli tutun!” diye ricada bulunmuştur. Evet, o mübarek validemiz böyle bir tabutla babasına vasıl olacaktır fakat iş bununla da kalmamıştır.</p>
<p>Bir başka iffet abidesi Hz. Aişe annemiz Resulûllah’ın ciğerparesinin vefatı haberini almış ve pür telaş evine gitmiştir. Zira defin işlemlerinde bizzat bulunmak istiyordur. Ne var ki Hz. Esma, Aişe Validemizi kefenlenme işleminin yapıldığı yere almamıştır. Zira Hayâ Sultanı Annemiz cenazesi yıkanırken Hz. Esma’dan başka hiç kimsenin orada bulunmamasını da vasiyet etmiştir.</p>
<p>Hz. Aişe annemiz bu durumu babası Hz. Ebu Bekir Efendimiz’e bildirince Sıddık-ı Ekber şu sözlerle mukabelede bulunacaktır: “Kızım, onda o derece bir hayâ duygusu varmış ki, cesedine bile, velev ki kadın olsun, fazla gözün bakmasını istememiş ve cenazesini yıkaması için üvey annen Esmâ’dan başkasının içeri girmemesini de vasiyet etmiştir.”</p>
<p>İşte bir yanda iffet, haya, edep ve nezahet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa.. diğer yanda Müminlerin Annesi, Nezihlerin Sultanı, Ciğerpare-i Muhammed Hz. Fatımatü-z Zehra.</p>
<p>Evet, belki bizler Hz. Resulûllah gibi (sallâllahu aleyhi ve sellem) “ismet” ile serfiraz değiliz. Ama Cenâb-ı Hakk biz kullarını da ümitsiz bırakmamıştır: Bir kutsi hadiste şöyle buyurulur:</p>
<p><em>“…Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum…”<a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftn6" name="_ftnref6"><strong>[6]</strong></a></em></p>
<p>Hukemadan bazıları edebi anlatırken: “Edep aklın suretidir!” derler.</p>
<p>Cenâb-ı Hak bu manada akıl ve idraklerimizi fetanet ile te’yid buyursun.</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>. Sahih-i Müslim, Hayz, 76/77</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>. Bkz. Tur suresi, 54/48</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>. Ahzap suresi, 33/21</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>. İsra Suresi, 17/94</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>. İsra suresi, 17/95</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>. Buhari, Rikak 38.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/haftanin-hadis-i-serifi-edep-aklin-suretidir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : herkul.org | Sefa Salman</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/edep-aklin-suretidir/">Edep aklın suretidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
