<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>günler arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/gunler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/gunler/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Oct 2021 20:37:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>günler arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/gunler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bizim de Kendimiz Olduğumuz Günler Vardı</title>
		<link>https://hizmetten.com/bizim-de-kendimiz-oldugumuz-gunler-vardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 2021 06:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[günler]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugüne kadar çok lütuflar gördük Hak elinden.. ve ne ışıktan günler yaşadık O&#8217;nun teveccühünden!.. Zaman zaman bir kısım olumsuz yanlarımızdan ötürü hafifçe hırpalansak da, ekseriya özel iltifatlarla günlerimiz hep güldü..&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bizim-de-kendimiz-oldugumuz-gunler-vardi/">Bizim de Kendimiz Olduğumuz Günler Vardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugüne kadar çok lütuflar gördük Hak elinden.. ve ne ışıktan günler yaşadık O&#8217;nun teveccühünden!.. Zaman zaman bir kısım olumsuz yanlarımızdan ötürü hafifçe hırpalansak da, ekseriya özel iltifatlarla günlerimiz hep güldü.. biz de dolu dolu sevinçlerle köpürdük; köpürdük ve liyakatlerimizin kat kat üstünde ne sürpriz inayetlere şahit olduk.. ne görünmezleri gördük, ne erişilmezlere erdik ve ne paha biçilmez mazhariyetlerle pâyelendirildik. Sağanak sağanak ötelerden gelen değişik dalga boyundaki lütuflar ve yalnız olmadığımızı haykıran ak alınlı hâdiseler hiç mi hiç eksik olmadı. Ara sıra ruhlarımızda bir gurbet hissi belirse de, bizi yalnız bırakmayan Dost&#8217;un yüzlerce hâdise ile yakınlığını duyurması ve ufkumuzun enginliği ölçüsünde maiyyetini hissettirmesi sayesinde atmosferimiz yeniden aydınlanır ve gönüllerimiz şâd olurdu. Silinir giderdi bütün kederler ve tasalar; inşirah yağmaya başlardı ruhlarımıza; bırakırdık kederi, tasayı ve çocuklar gibi sevinirdik. Hâdiseleri yakından takip edenler için O&#8217;nun iltifatları mütemadî ve teveccühleri de kesintisizdi. Öyle ki, her zaman ufkumuz aydın ve mağriblerimiz de maşrıklar gibi pırıl pırıldı&#8230; O&#8217;nun bize en büyük teveccühü sayıyorduk biz olarak kalmamızı ve biz olarak yaşamamızı; zira bu sayede kendimiz gibi düşünüyor, kendimiz gibi davranıyor, hemen her zaman kendi sesimizle soluklanıyor, ruh ve mânâ köklerimizden fışkıran disiplinlere bağlı hareket ediyor ve kendi kültür değerlerimizi yine kendi üslubumuzla seslendiriyorduk; seslendiriyor ve kat&#8217;iyen kendi kendimize yetmediğimizin ifadesi sayılan fantezilere girmiyorduk. Kendimiz olmayı her zaman bir lezzet gibi duyuyor ve bu sayede, O&#8217;ndan gelen ilâhî lütufları da semavî bir armağan gibi değerlendiriyorduk.</p>
<p>O zamanlar biz kendimizdik; zirvelerde dolaşma tabiî hâlimiz ve bu aydınlık atmosfer de değişmez iklimimizdi. Bu nurefşan dönemde sık sık tadıp duyduğumuz, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan ilâhî teyit ve ruhanî hazlara o kadar alışıktık ki, düşünce ve hayallerimizle ne zaman bu dünyanın o rengârenk ikliminde seyahate çıksak kendimizi cennetlerin koridorlarında sanır ve bir daha da bu atmosferden ayrılmayı asla düşünmezdik.. o zamanlar biz kendimizdik ve o pırıl pırıl günler de bizim günlerimizdi.</p>
<p>Şimdilerde o rengârenk ledünnîlikten ve o çerçevede duyup yaşadığımız ruhanîlikten ne kadar uzak olduğumuzu tam kestiremiyorum. Ne var ki, ara sıra belli sâik ve çağrışımlarla o altın zaman dilimlerine hayalî bir seyahatte bulunsam, ne kadar değiştiğimizi, ne kadar başkalaştığımızı acı acı hissediyor ve ürperiyorum; ürperiyor ve kendi kendime, &#8220;Eyvah! Ne kadar başkalaşmış, ne kadar kendi ruhumuzdan uzaklaşmış, ne kadar renk atıp soluklaşmış ve bir kısım fanteziler uğruna ne kadar kendi kendimize etmişiz!&#8221; diye düşünüyor ve hayıflanıyorum. Gerçi bir mânâda, o zamanlar itibarıyla, ufkumuz dediğimiz noktayı bütün bütün unutmadık.</p>
<p>Düşünce ve tahayyül dünyamızda, hafıza merkezlerimizde hâlâ bize ait ince, zarif, yarı açık yarı kapalı bir hayli hususiyetler ve renkler tülleniyor; ama her zaman içimizi kanatan hızlı bir başkalaşmanın sürüp gittiği de muhakkak&#8230; Önceleri içimizde hep lezzetli bir ledünnîlik hükmederdi; düşüncelerimiz ufuklu ve muhteşem, duygularımız süt gibi dupduru, ifadelerimiz metafizik derinlikli, üsluplarımız da meleklerin muhaverelerinden bir şive kapmış gibi sürekli semavîlikle tınlar ve çevreye ilham edalı ne büyüleyici şeyler fısıldardı.. o zamanlar dünya bizi dinlemeye koşar, ruhanîler sükût murakabesine dalar ve ihtimal melekler de bu armoniye dem tutarlardı. Bu sayede bizler çok defa arzda semavîlikler yaşar, dünyada ukbâ derinliklerini duyar ve âdeta kendi hâlimize imrenirdik. Hâsılı, o zamanlar iç derinliklerimizden gündelik davranışlarımıza kadar her tavrımızda ayrı bir tat, ayrı bir şive, ayrı bir lezzet ve ince, zarif, latîf bir bizdenliğin duyulup sezilmesiyle âdeta büyülenirdik.</p>
<p>Bu şiirimsi atmosfer o kadar sihirli ve tesirliydi ki, hiçbir yabancı mülâhaza, hiçbir fantezi onu ihlâl edemez; hiçbir ağyâr düşüncesi bu atmosferi delemezdi; dolayısıyla da ifade ve beyanlarımızda, tavır ve davranışlarımızda yabancılıkla alâkalı hiçbir dekolte renge, desene rastlanamazdı. Her zaman atmosferimizi renkli bir derinlik kaplar ve nazlı bir buğu sarardı. Nadiren de olsa bir kısım ses, görüntü ve daha değişik aykırılıklarla karşılaşılsa da, arkasından bütün çevre yine kendine has o sihirli ve esatîrî hâle bürünür ve kendi rengi, kendi deseniyle tüllenmeye dururdu. Öyle ki, bütün olumsuzluklar, buluta yükselen nemler gibi çiy noktasına ulaşır, yağmura dönüşür ve sağanak sağanak gönül yamaçlarımıza boşalırdı; boşalırdı da bütün iç âlemimizi saran bu ledünnîlik, görme duyma dünyamıza kendi boyasını çalar ve bize ufuk ötesinden neler ve neler fısıldardı.</p>
<p>Böyle bir ledünnîlik bazen ruhumuzu ağzına kadar doldurur, bizi değişik hülya âlemlerinin ferah-fezâ iklimlerinde dolaştırır ve fizikî dünyaların onca darlığına karşılık ruhlarımıza kâinatlar genişliğinde ışıktan âlemler vaad ederdi. İmanımızın gücüyle ve metafizik mülâhazalara açık bulunmamız sayesinde eşya ve hâdiseleri farklı görür, tabiatı dinin rengine boyanmış bir ilâhî kitap gibi duymaya başlar, her varlığı, her nesneyi birer semavî mesaj gibi dinler, yorumlar, mânâlandırır ve idrak ufkumuza giren her nesnenin elinden kâse kâse mârifet, muhabbet, zevk-i ruhanî ve aşk u iştiyak kevserleri içerdik.</p>
<p>O günler gönlümüze öyle enfes şeyler nakşetmişti ki, tarihî değerlerimiz bir bir devrilip her taraf harabezâre döndükten sonra bile hâlâ bize ait o güzelliklerin tat ve halâvetini ruhlarımızda hissediyor ve bu tatlı rüyanın hep böyle sürüp gitmesini diliyoruz; diliyor ve geçmişte mazhar olduğumuz nimetleri birer referans kabul ederek, verilenlerin çehresinde verilecekleri okur gibi oluyoruz.</p>
<p>Bugünkü bütün çırpınmalarımız, yazıp çizmelerimiz, gönüllerimizde her zaman dipdiri duyup hissettiğimiz gelecekteki o sihirli dünyalar içindir. Evet, gazeteler, kitaplar, mecmualar ve kendimizi ifade etme adına başvurduğumuz diğer vasıtalar hep o sihirli dünya içindir. Yıllardan beri bizi, kendimiz olma hülyaları arkasından koşturan bu mecmua (Sızıntı) da, özümüze ait sese soluğa ulaşma konusunda bizim için farklı bir enstrüman oldu; evet o, yer yer ruhumuzun heyecanlarını seslendiren bir dil, zaman zaman da bizi ruh kökümüzle irtibatlandıran bir dal oldu ve bize bir hayli turfanda meyveler sundu.</p>
<p>Ben, onun hâlâ ruhunu yitirmediğine inanıyor, daha uzun süre sesimize-soluğumuza tercüman olabileceği düşüncesiyle oturup kalkıyorum. Zaman her şeyi soldurup tesirsiz hâle getirdiği gibi bir gün onun da böyle bir hükm-ü kazaya maruz kalacağı izahtan vârestedir; ama, ben ona hissiyatımıza tercüman olması istikametinde ve Hakk&#8217;a bakan, Hakk&#8217;ı gösteren hizmetlerinde uzun ömürler dilemeyi bir vefa borcu biliyorum.</p>
<p><span class="tip"><b>Sızıntı, Şubat 2008, Cilt 30, Sayı 349</b></span></p>
<p class="p1"><b>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bizim-de-kendimiz-oldugumuz-gunler-vardi/">Bizim de Kendimiz Olduğumuz Günler Vardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlâhî günleri düşünürken</title>
		<link>https://hizmetten.com/ilahi-gunleri-dusunurken/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2021 06:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[günler]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22313</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ne zaman Yüce Yaratıcı&#8217;nın sonsuz kudretine güven ufkundan, nebilerin vaadinde, velilerin yâdında olan günleri, şafakların doğru sözlü şahitleriyle mülâhazaya alsak, geleceği âdeta kendi husûsî rengi ve deseni ile görüyor gibi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilahi-gunleri-dusunurken/">İlâhî günleri düşünürken</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap">Ne zaman Yüce Yaratıcı&#8217;nın sonsuz kudretine güven ufkundan, nebilerin vaadinde, velilerin yâdında olan günleri, şafakların doğru sözlü şahitleriyle mülâhazaya alsak, geleceği âdeta kendi husûsî rengi ve deseni ile görüyor gibi olur; ümitlerimizin bir kere daha dirildiğini hisseder, bir zamanlar yitirdiğimiz cennetlere doğru uçtuğumuzu sanırız. Varlıklarımız, tabiatın ruhuyla, gönüllerimiz de dinin şefkât ve kucaklayıcılığıyla iç içe olduğu halde uçtuğumuzu sanırız.</p>
<p>Evet, her gün bir emâresi zuhûr eden şafakların da ifade ettiği gibi, önümüzdeki yıllar, şimdiye kadar gelip-geçen günlerden daha içli, daha sıcak ve daha parlak olacağa benzer. Eğer muhalif bir rüzgar esmez ve emâreleri zuhûr eden şafaklar, bizim yanlış stratejilerimizin tozuna-dumanına yenik düşmezse yakın bir gelecekte ülkemiz daha mamur, dünya daha tılsımlı, hayat daha büyülü ve topyekün varlık daha ilâhî bir görünüm arz edecektir. Tarihî tekerrürler devr-i daimi içinde ara sıra zuhûr eden, bizim de eyyâmullah diyeceğimiz o müstesna zaman dilimi, ruhların son haddine kadar açılmasına müsait ve gönüllerimize ebediyet ruhunu duyuracak kadar da renkli olacağı ümidini beslemekteyiz.</p>
<p>Kim ne derse desin, biz ne zaman, olacağı olmuşu yüksek kulelerin tepelerinden temâşâ etmişsek, derlenip-toparlanıp yepyeni bir millet olmanın yankılarını, mazi kanaviçesi üzerinde işlenen ümranların ihtişamını, istirdat edeceğimiz milli itibarımızı, devletlerarası müzakerelere esas teşkil edecek konuları, konuşulan sözleri, düşünülen meseleleri ve bütün bunlarla renklenen o sihirli zamanı, onun rikkatini, havasını, ilhamlarını, harikalarını görüyor, duyuyor, hatta yaşıyor gibi oluruz.. isterseniz siz bunlara gönüllerimize sızan ve yer yer heyecanlar şeklinde köpüren imanın, ümidin, azmin ve önsezilerin solukları, söyleyişleri ve haykırışları da diyebilirsiniz.</p>
<p>Bir bahar geldiğinde nasıl kendine ait renkleri, kokuları, tatları ve sıcaklığıyla gelir; çevremizdeki güller, çiçekler ve çemenler nasıl bütün yeryüzündeki baharı hülasa eder, mânâsını ruhlarımıza boşaltır ve ihtişamını gönüllerimizin kadirşinaslığına bırakır; öyle de, duygu, düşünce ve davranışlarımızla beslenen yarınlar da, bize bütün çeşnilerini sunar ve bizi tasavvurlarımızı aşkın dünyalarda gezdirirler.</p>
<p>O ilâhî günlerin en güçlü referansı hiç şüphesiz imanın, ümidin, azmin yanında, tohumun, toprağın bağrında sıkışmasına denk ızdırap günlerindeki sancı, hafakan ve heyecanlarımızdır. Gelecek günler bunlarla yeşerip bunlarla var olacak, bunlarla yâdedilip bunlarla anılacaktır. Evet, yarınların neşe, sevinç ve sürûru, hep geçmişin çile, ızdırap ve sıkıntıları üstünde tüten sıcak bir buğu, dalgalanan canlı bir ışık ve âheste âheste açan rengârenk bir tomurcuk gibi hatırlanacaktır. Hem de gönüllere ra&#8217;şeler salacak kadar bir enginlik içinde&#8230;</p>
<p>Madem ki vicdanlarımızda böyle bir baharın şafak emârelerini duyup hissediyoruz; öyleyse daha şimdiden onu, ruhlarımızın enginliğinde yaşayabilir ve gönüllerimize açılan vuslat pencerelerinden temâşâ ederek ona hoşâmedide bulunabiliriz.. bulunabilir ve yüreklerimizi şevkle hoplatan bu kabil duyuş ve sezişlerle en ciğersiz hadiseler karşısında dahi hep neşe soluklayabiliriz. Gerçi ilâhî isimlerin rengârenk bir aynası ve ebedî âlemlerin de sırlı koridoru sayılan bu pırıl pırıl dünyanın bütün güzelliklerini duyup yaşayamayacak, ilelebet onunla beraberliğimizi sürdüremeyecek, hususiyle de onun ihtişamlı dönemlerini idrak edemeyeceğiz ama, ömrümüzü; ebediyete olan imanımız, ümidimiz üzerinde şekillendirerek, aşk u şevkin kanatlarıyla sonsuza uçabilecek ve bir kere kaybettiğimiz ebediyeti, ihtimal yüz kere bin kere duyabileceğiz. Böyle bir ruh haleti ve ebediyete inanç eksenli düşünce sayesinde, beklentilerimizin hemen her çeşidini, milli mefkûremizi, onu gerçekleştirme adına ortaya koyduğumuz stratejileri, uğrunda ömrümüzü adadığımız dâvâmızı, gözlerimizi açıp-kapayıp beklediğimiz saadetimizi ve her zaman ermeyi planladığımız zevklerimizi kat katıyla duyup yaşayabiliriz. İlerde mutlaka ereceğimize inandığımız mutluluğu, gönüllerimizin yamaçlarında birer cennet manzarası ve cennet çağıltıları şeklinde duyup yaşayacaksak artık geriye kayda değer ne kalıyor ki.? Böyle bir saadet vaadi ve bu ölçüde bir duyuş ve hissediş, şimdiki bulanık binbir lütûftan daha iyi değil mi.? Zannediyorum gönüllerimizde tüllenen ve bütün beklenti ufuklarımızı kuşatan böylesine engin bir saadet vaadine karşılık, halihazırdaki bütün zevkler, safalar feda edilse de değer..</p>
<p>Aslında, O&#8217;nun aşk u şevki ve O&#8217;nun derdi ile yaşayanlar, bir de her derdi unutup gönüllerini O&#8217;na vuslat arzusu ile doldurabilseler, içlerinin derinliklerinde ebediyet duygularının estiğini duyacak, kesintisiz zevk-i rûhânîlere erecek ve bir bu kadar zevke bu ömür kâfi değil diyeceklerdir.</p>
<p>Evet O&#8217;na olan aşk u şevkimiz, her yerde ve hemen her zaman O&#8217;nu arayan bakışlarımız, bu bakışlarla çevremize bile yumuşaklık hissettirmemiz ve bu derûniliklerle her şeyi şefkatle kucaklamamız, rikkatle sevmemiz, bu ölçüde insan olmaya has öyle zevkli enginliklerdir ki; duyup tadanların -bu numûnelerin daimî asıllarına iştiyâk dışında- zannediyorum ruhlarında herhangi bir arzu kalmayacaktır.</p>
<p>Şimdilerde, hadiselerin umumî manzarası ve hayatın geçmiş dönemlere nispeten daha farklı bir çizgiye girmesiyle, inanan gönüllerden taşan aşk u şevk ve her ruhta hissedilen diriliş humması hemen her yerde yan yana.. öyle ki her vadide binlerce dil, alevden nefesleriyle karbonlaşmış düşüncelere hayat üflüyor ve topyekün dünya, ışıkların kol gezdiği iklimlere doğru kayıyor ki; bu Hızır soluklular çevrelerine böyle sürekli hayat üfledikleri ve dünya da yoluna devam ettiği sürece ışığa muhtaç bütün gönüller bu parıldayan yüzleri ve onlara ait yürekleri delen sözleri er-geç duyacak ve tıpkı karanlıklarda kaynaşıp duran, ışığı sezince de hemen ona koşan pervaneler veya her zaman güneşe yönelen çiçekler gibi kaynağı sonsuz kadar eski, çağdaki televvünleriyle de yepyeni sayılan bu ışığa koşacak; derken bütün kalpler aynı hummayla coşacak, bütün ruhlar da yeniden bir kere daha dirilecek ve dünya, büyük ölçüde ukbâ buudlu bir şehrâyine dönüşecektir.</p>
<p>Bu kudsîler her zaman, çevrelerinde bulunan veya uzaktan onlara koşan milyonların sükût ve tasvibi içinde, ışığa açık kalblerinde yeşerttikleri hisleri, sanki yalnız kendileri adına değil de, gelmiş-geçmiş ve gelecek bütün kudsîler hesabına ifade ediyormuşçasına coşkun ve engin bir mesuliyet duygusuyla, seslerini daha bir tiz perdeden duyurmak ve daha güçlü haykırmak isteyecek ve tâkâtlarının son haddine kadar âvâzlarını yükseltip ruhlarının derinliklerindeki mânâları, mezardakilerine bile duyuracak şekilde gürleyeceklerdir. Evet, bütün iç âlemleriyle mâneviyâta uyanmış ve mânâ ikliminin vâridâtıyla doygunluğa ermiş bu insanlar, mahiyetleri tıpkı müktesebatlarıymış gibi ruhlarından yükselen sesleri, aşklarından fışkıran sözleri ve iç âlemlerinden taşan hisleriyle en katı duyguları delecek, en paslı kilitleri açacak ve en sert gönülleri bile yumuşatacaklardır. Yumuşatacaklardır; zîrâ onlar, hep içlerinden doğan öteler buudlu ve lâhût derinlikli nağmeleriyle, kendi ruhlarının sesini, kendi aşk u şevklerinin bestelerini mırıldanacak ve bütün bir insanlık namına imanlarını, ümitlerini, heyecanlarını, dâussılalarını ve vuslat arzularını seslendireceklerdir. Onların gelecek adına ve sonsuza dâvet hesabına bütün çağrıları, bütün yönelişleri, bütün recâları, bütün duaları ve samimiyetle gerilmiş ruhları, sanki bizim bugüne kadar söylemek isteyip de söyleyemediğimiz, duyurmak arzu edip de duyuramadığımız ve hep kör-aksak bıraktığımız hususların ifade edilişi, seslendirilişi, yorumlanışı gibi olacaktır.</p>
<p>Herhalde, o çağın insanları bizde olduğundan daha fazla zengin duygularla birbirlerine yönelecek, daha aşkın seslerle birbirlerine hitap edecek ve hep aynı aşk u şevki söyleyeceklerdir. Zaten dünden bugüne böyle ilâhî günlerde her zaman, bir sevenler, bir de sevilenler olmuştur. Sevenlerin hep Mecnûn, sevilenlerin de Leylâ olduğu böyle dönemlerde, bütün aşklar, şevkler, güzellikler, nizâmlar Cemâl-i Sonsuz&#8217;un çok perdelerden geçmiş gölgesinin gölgesi.. olması mülâhazasıyla, önce her şeyin asıl kaynağı O, sonra da derecesine göre her şey sevilmiş, koklanmış, sînelere basılmış ve O&#8217;nun mührü olarak da takdis edilmiştir.. ve böyle dönemlerin talihli insanları da, ömür boyu sevmek, sevilmek duygularıyla yaşamış, çekilen sıkıntıları da bir ebedî mutluluk adına tırmanılması gerekli bir helezon ve ruhun beslenme yolu kabul ederek hep inşirâh soluklamışlardır. Hele bir de gönüllerde uyanan marifet, muhabbet ve aşk u şevki körükleyecek bazı sâikler söz konusu olunca, onların rûhları âdeta sonsuza yelken açıyor gibi kanatlanmış ve zaman üstü mekân üstü bir kıvamla Fuzuli&#8217;leşerek;</p>
<blockquote><p>Min can olsaydı âh men-i dil şikestede<br />
Tâ her biriyle bir kez olsaydım fedâ sana.</p></blockquote>
<p>demişlerdir.. demelidirler de; zira, belli bir noktadan sonra, kendi güç ve zenginliğiyle ayağa kalkan ruhlar, kendilerini ifade serbestiyetine ulaşan duygular, varlığı binbir menfezle O&#8217;na açılan kapılar şeklinde temâşâ eden mantıklar ve muhakemeler öyle bir aşkınlığa ererler ki; artık madde, metafiziğin önünde bir hudut, bir engel olmaktan çıkar, inceleşerek şeffâfiyet kazanır ve âdeta mânânın bir aksesuarı haline gelir.</p>
<p>Burada deryadan bir damla şeklinde ifade edilmeye çalışılan duygular, düşünceler, ümitler, beklentiler, sevinçler, inşirahlar pek çok milli rüyalarımızın gerçekleşeceği, imanların marifetle derinleşeceği, marifetlerin aşk u şevke dönüşeceği, aşkların iştiyâkların rûhanî lezzetlere inkılâp edeceği bir yeni ışık çağından sadece birkaç katredir.. deryayı gösteren birkaç katre. Şimdilik uzak gibi görülen bu rüyalar âlemi, her şahsın istidat ve kabiliyetine göre başka başka görülse, hissedilse de, her şeyin, bir müşterek duyuş ve seziş çerçevesinde cereyan ettiğinde şüphe yok. Herkes böyle bir oluşumu, kendi duyuş, kendi seziş ve kendi gönlünün enginliğine bağlı devam ettiredursun; imanın, azmin imkânsızlıkları olur hale getireceği, bütün virajları düzeltip tepeleri sileceği ve patikaları da şehrahlara çevireceği ilâhi günler yakındır.</p>
<p>Öyle zannediyorum ki, maddenin ve maddeci düşüncenin banallaştırdığı iptidaî ruhlar bile -eğer Allah&#8217;ın kendilerine bahşettiği insani değerleri inatlarının emrine vermezlerse- bu iman ve aşk u şevk döneminde, Allah&#8217;a intisabın diriltici gücünü idrâk ederek bu umumî oluşum insiyaklarına kendilerini salacak ve bu ilâhi günleri tıpkı bir hayat usâresi gibi yudumlayacaklardır.</p>
<p class="attention"><strong>Sızıntı, Ağustos 1996, Cilt 18, Sayı 211</strong></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Yeşeren Düşünceler</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilahi-gunleri-dusunurken/">İlâhî günleri düşünürken</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
