<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>günah arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/gunah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/gunah/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Sep 2025 12:03:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>günah arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/gunah/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Kardeşliği Bitiren En Münafık Günah; “Gıybet”</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kardesligi-bitiren-en-munafik-gunah-giybet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 12:03:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[giybet]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=45067</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kardesligi-bitiren-en-munafik-gunah-giybet/">Cuma Hutbesi | Kardeşliği Bitiren En Münafık Günah; “Gıybet”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ</strong> <strong>وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً</strong> <strong>فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah Tevvabdır, Rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur). <em>(<strong>Hacurat, 12</strong>).</em></p>
<p style="font-weight: 400;">Fahr-i Kâinat Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar:</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>&#8221; لَمَّا عَرَجَ بِي رَبِّي مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ، يَخْمُشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ. فَقُلْتُ: مَنْ هَؤُلَاءِ يَا جِبْرِيلُ؟ قَالَ: هَؤُلَاءِ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ، وَيَقَعُونَ فِي أَعْرَاضِهِمْ</strong> &#8220;</p>
<p style="font-weight: 400;">“Miraç gecesi (cehenneme ait tablolara şahit olduğumda), <strong>bakırdan tırnaklarıyla kendi yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan insanlar gördüm</strong>. Cibril’e sordum, kim bunlar?<strong> (Gıybet etmek suretiyle) “İnsanların etlerini yiyen, onların namuslarına dil uzatanlar.” dedi.  </strong><em>(Ebû Davud, edeb 40; Ahmed b. Hanbel, Müsned 21/53.)</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar</strong>! Hutbemiz, “<strong>Gıybet</strong>” hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hayatımızı zehirleyen ve birçok fitneye sebebiyet veren hususlardan biri de <strong>gıybettir.</strong><strong>Gıybet;</strong> bir kimsenin arkasından, <strong><em>duyduğunda onu üzecek şekilde</em></strong> konuşmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz <em>(sallallahu aleyhi ve sellem)</em>:  &#8220;<strong>Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır</strong>&#8221; buyurdu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ya Resulullah; <strong>söylenen ayıp</strong> eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?&#8221; diye sorulduğun da.  &#8220;Eğer söylediğin şey, <strong>onda varsa gıybet ettin,</strong> yoksa; <strong>o zaman ona iftira ettin</strong> demektir&#8221; buyurdular.<strong><em>(Ebû Dâvud, Edeb 40; Tirmizi, Birr 23; Müslim, Birr 70.)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hazreti Âişe Validemiz, bir kadının gıyabında <strong>onun boyunun kısa olduğunu</strong> söyleyince, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhissalâtü vesselâm), <strong>“Onun gıybetini yaptın!”</strong> buyurmuştur. <strong><em>(Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/136, 206)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gıybet büyük bir günahtır</strong>. Bir hadis-i şerifte geçtiği üzere, Peygamber Efendimiz (s.a.s); <strong>“Gıybet zinadan daha şiddetlidir.” </strong>buyuruyor. “Bu, nasıl olur diye sorulunca, şu cevabı veriyor:<strong>“Kişi zina edip tevbe eder de (bir daha yapmazsa), Allah Teâlâ onun tevbesini kabul buyurur. Fakat, gıybet eden, gıybet edilen tarafından affedilmedikçe, o günahı bağışlanmaz.”  </strong>Demek ki gıybetin öyle nevi vardır ki, zinadan daha şiddetlidir. <strong><em>(et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/348; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 5/306.)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Arkadan çekiştiren haram işlediği gibi, bunu dinleyen ve rahatsız olmayan kimse de vebal altına girer</strong>. Çünkü bir müminin hukuku çiğnenirken, susmak suretiyle gıybeti onaylamışolma ihtimali söz konusudur. Esas olan bu gibi hallerde ya uyarıda bulunmak veya o gıybeti dinlememek ya da oradan uzaklaşmaktır. <a name="_Toc206952340"></a><strong>Gıybet olan yerde bereket ve muvaffakiyet olmaz</strong><strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Resûl-i Ekrem (s.a.s.): <strong>“Gıyabında din kardeşinin namus ve şerefini koruyan kimseyi, Allahû Teâla cehennemden azad edecektir” </strong>müjdesini vermiştir. <strong><em>(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/461.)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gıybet kul hakkıdır</strong>. Üzerinde kul hakkı bulunan biri, dünyada o zattan <strong>“hakkını helal et”</strong> demeden giderse, bir affın ihtimal dahilinde olduğunu hiç söyleyen olmamıştır. Öbür tarafta Allah ne yapar, biz onu bilemeyiz…</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir cemaatin şerefi ve yüz akı olmuş insanları, karanlık göstermekle, o cemaatin hissiyatına saygısız davranmış oluruz.</strong> Dolayısı ile konuşulanlar gıybetse, <strong>bir cemaatin gıybeti yapılmış olur</strong>. Böyle yapan kişinin ahirette kurtulabilmesi içinde,   bütün cemaatten teker teker <strong>“hakkını bana helal et”</strong> diye helallik dilenmesi gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gıybet hangi mecliste yapılmış ise yine o meclis</strong> içinde o kadar insan içinde helallik dilemek gerekiyor.<strong> Gıybetten tam kurtuluş yolu</strong> kelimesi kelimesine nasıl gıybet edilmişse, o şekilde dile getirilerek helallik dilenmeli ve helallik istenmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Gıybetin en tehlikelisi; müphem <em>(kapalı gizli)</em>  ve mutlak olan gıybettir.</strong> Mesela “<strong>Ben falanın ettiklerini size demiyorum</strong>” der. Böyle demektense şöyle demek daha hafiftir. “Falan zina etmiş, hırsızlık yapmış, adam öldürmüş”. Bu söz diğeri kadar <strong>(belirli olan kadar)</strong> şiddetli ve vebali ağır olmaz. Çünkü böyle müphemiyetin altında sayılan ve sayılamayacak kadar kötü sıfatların mevcut olduğu akla gelebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bu sebeple, mutlak ve müphem bir gıybet, bin gıybete bedeldir</strong>. Böyle gıybet yapanlar, <strong>bin gıybet yaptıklarının</strong> farkında bile değildirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">  Hadisi şerifte şöyle geçiyor. “Dikkat edin! Ademoğulları değişik tabakalarda yaratılmıştır. (…) Onlardan bir kısmı da mümin olarak doğar, mümin olarak yaşar ve kâfir olarak ölür…” <strong><em>(Tirmizi, Fiten 26)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Çünkü her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aziz Müminler!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hakiki Müslümanlık muamele ile, helal ve haramlara karşı gösterilen hassasiyetle belli olur. Hep iyilik yapmak<strong>,</strong> başa ne gelirse gelsin <strong>“of”</strong> bile dememek, <strong>gıybetlere girmemek</strong>,  hakiki Müslümanlık ve kahramanlıktır! Bu hususta Kur’ân’ın fermanı şöyledir;</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَلاَ تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلاَ السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“İyilikle kötülük bir olmaz. O hâlde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş!” <strong><em>(Fussilet, 34.)</em></strong><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kâmil insan, kendini affetmeye alıştıran insandır. </strong>Ben bana ait yanıyla affediyor gıybete girmiyor, Allah’a ait yanını da Allah’a havale ediyorum.&#8221; Demelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet, kardeşliği zedeleyecek her türlü duygu ve düşüncenin, rüyalarımıza dahi girmesine fırsat vermeyelim. Hadisi şerifte ifade edildiği gibi:</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun.&#8221; </strong><strong><em>Tirmizi, Kıyamet 51, (2502). </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim bizleri<strong>, günahların en </strong><strong>münafığı olan gıybetten </strong>muhafaza buyursun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/09/Cuma-Hutbesi-Kardesligi-Bitiren-En-Munafik-Gunah-Giybet.docx">Cuma Hutbesi | Kardeşliği Bitiren En Münafık Günah; “Gıybet”</a>    WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/09/Cuma-Hutbesi-Kardesligi-Bitiren-En-Munafik-Gunah-Giybet.pdf">Cuma Hutbesi | Kardeşliği Bitiren En Münafık Günah; “Gıybet”</a>      PDF</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kardesligi-bitiren-en-munafik-gunah-giybet/">Cuma Hutbesi | Kardeşliği Bitiren En Münafık Günah; “Gıybet”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarım Yamalak Halimizle Nereye Kadar&#8230; &#124; RECEP ATICI</title>
		<link>https://hizmetten.com/yarim-yamalak-halimizle-nereye-kadar-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jun 2022 11:42:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Gaflet]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[recep atici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güzel insanlar haftada bir de olsa bazen yazı yazmak gerçekten zor geliyor. Üstüne üstlük ayın altısından bu yana Cenab-ı Hakk’ın şafi isminin tecellisi olarak misafirim olan Covid-19’u ağırlıyorum. Gerçi iyi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yarim-yamalak-halimizle-nereye-kadar-recep-atici/">Yarım Yamalak Halimizle Nereye Kadar&#8230; | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel insanlar haftada bir de olsa bazen yazı yazmak gerçekten zor geliyor. Üstüne üstlük ayın altısından bu yana Cenab-ı Hakk’ın şafi isminin tecellisi olarak misafirim olan Covid-19’u ağırlıyorum. Gerçi iyi bir ev sahibi sayılmam. Zira onu bir an önce yolcu etmek için bin bir bahane ortaya koydum.</p>
<p>Evet, durum bu olunca ne yazayım diye düşünürken, kadim bir dost “<strong>Hocaefendi&#8217;den önemli ikazlar ve bir serzeniş</strong>” başlığıyla toplamda 27 mesajı bir arada gönderdi. Nefsime ağır gelse de oturdum okudum. Baktım hepsi bana hitap ediyor. Ben de hepsini olmasa da bazılarını bu köşenin okuyucularıyla paylaşayım istedim.</p>
<p>Hocaefendi genel manada diyor ki; “Yarım yamalak Müslümanlıkla bir yere varılamaz. O yarım yamalak Müslümanlar değil mi Osmanlı’yı batıran? Hakperest olmalı; Allah’tan güzel şeyler istemeden önce, o güzelliklere lâyık olmayı çalışmalı,</p>
<p>“Allahumme ahsin âkıbetenâ fi ümûri külliha. (Allahım! Bütün işlerimizde akibet-u encamımızı güzel eyle.)” İnanmıyorum ben bizim samimî olduğumuza. Her tarafımızdan riya dökülüyor, her davranışımız gösteriş&#8230; Nefsanî bir sürü açığımız var, zaaflarımız diz boyu,</p>
<p>Niçin nefsanîliğe açık pencerelerden ağyar yüzüne bakıyoruz? Niçin nifak emareleri taşıyoruz?  Neden imanda derinleşme gibi bir mefkûremiz yok? Neden elimizin altında hazine gibi eserlere yabancıyız? Neden onları okurken yabancılar gibi ağzımızda geveliyoruz? Neden ibadet ü tâatimiz bizim gafletimizin gölgesinde cereyan ediyor?</p>
<p>Neden okumayı, düşünmeyi, evrâd-u ezkârı angarya gibi kabul ediyoruz? Neden bazen yaptıklarımıza riya karıştırıyoruz? Neden husûf ve küsûf yaşıyor kalplerimiz? Neden, neden?&#8230; İşte bu “Neden?”lere cevap bulamıyorum ben. İşin doğrusu hakikat-i imaniyeye karşı bu tür lakaytlığı hazmedemiyorum.</p>
<p>Bir özenti, bir imrenme, bir taklit, bir yabancılaşma düşüncesi, bir mâsiyet hissi, küçük bile olsa günahı kale almama, hareketin haysiyetini düşünmeme, gayri ciddî, lâubalî davranma almış başını gidiyor. Yara bunların hepsi. Zahirî yara olsalar bunlar zamanla geçer, ama ya batınî ise? Ya kalpte oturmuş ise?</p>
<p>İşte böylesi zahiren görünmeyen yaralar basit müdahalelerle geçmiyor, çok güçlü ameliyat-i cerrahiyeler istiyor. Üstad buyuruyor ki, “İçimizi dışımıza çevirseler Hz. Eyüp (a.s) daha yaralı olduğumuz görülecektir.”</p>
<p>Mâsiyeti hafife alanlar var. Mesâvî ahlâk üzerine bir tortu gibi oturmuş. Para zaafı var kimilerinde. Kimilerinde yeme içme gibi oldukça basit cismanî zaaflar var. Bazılarında daha başka nefsanî arızalar var.</p>
<p>Ve daha ilerisinde, Allah’ın haram kıldığı münasebetlere “Keşke meşru olsaydı!” diyenler. Hâlbuki insan kendi zaaflarını bir şekilde görebilir, görmelidir de.</p>
<p>İnsan, Efendimizle (sav) ile ashab-ı kiramla, her dönemde davranışlarını örnek aldığı insanlarla kendini kıyas ederek boşluklarını görebilir. Aksi halde bu zaaf ve boşluklar farkında olmadan tabiat haline gelebilir. Bu da hafizanallah kalbin mühürlenmesine sebep olur.</p>
<p>İnsan, Allah’a karşı samimiyet soluklamalı. Zira insan yüreği samimiyet hisleri ile dolu değilse, kulluğunun içine başka şeyler karıştırıyorsa, ihsan edilen o güzellikler aslında bu riyakâr ve münafığı batırmak içindir.</p>
<p>Onun yarım yamalak, sûrî (görünüşte) bir imanı vardır; liyakati yoktur, üzerine giydiği üniformanın hakkını veremiyordur; dolayısıyla da Allah elinden alır o imanı. Güzel şeyler gibi fenalıklara karşı da böyle hissettiğimiz; ama isim koyamadığımız şeyler vardır.</p>
<p>Aniden, hiçbir sebep yokken insanın içini bazen fena şeyler akar. Gördüğünüz bir nesne sizi birdenbire öyle bir noktaya, öyle bir mülâhazaya iter ki batabilirsiniz orada. İnsanı alıp başka rıhtımlara, geriye dönemeyeceği sahillere götürür bunlar.</p>
<p>Evet; bir arkadaşımın “İsyan deryasına yelken açmışım/Kenara çıkmaya koymuyor beni” dediği gibi, isyan deryasına yelken açmalar hep böyle başlar. Başlangıçta açı çok dardır, farkına varamaz insan. Ayağında parmak ucu kadar bir yer tutar, fakat zamanla ayak izine ulaşır.</p>
<p>Sonra adım genişliği, derken gözünün kestiremeyeceği kadar bir açı meydana gelir. Durması gerektiği yerden o kadar uzaklaşır ki geriye dönmek istese de dönemez. Bundan daha tehlikelisi de böyle bir insan belli bir seviyeden sonra farkına varamaz neyin ne olduğunun.</p>
<p>Gayr-i meşru bir şeyin kendisini nereye sürükleyeceğini bilemez. Dolayısıyla gözünü kaçırması, kulağına pamuk tıkaması, ağzını kapaması gerekli şeyleri fark edemez. Hissiyat-ı nefsaniye adına konuşur konuştuğunda, Allah’ın gadab ettiği şeyleri görür gözünü açtığında, şeytanî melodilerle dolar kulakları bir şey dinlediğinde&#8230;</p>
<p>Allah hepimize aff-ı mütemadi (sürekli bir af), mağfiret-i amîka (kuşatıcı bir bağışlama), rahmet-i kâmile (eksiksiz bir rahmet) lütfeylesin. Âmin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yarim-yamalak-halimizle-nereye-kadar-recep-atici/">Yarım Yamalak Halimizle Nereye Kadar&#8230; | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günah işleyen kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler &#124; Sorular ve Cevaplar</title>
		<link>https://hizmetten.com/sorular-ve-cevaplar-temmuz-1979/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 18:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11864</guid>

					<description><![CDATA[<p>S- İrade-i Külliyenin yalnız ve yalnız Allah a ait olduğu Kuran’ı Kerim de beyan olunmuştur. Bunun yanı sıra, cüzi miktarda bir iradenin insana verildiği malumdur. Hal böyle olunca günah işleyen&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sorular-ve-cevaplar-temmuz-1979/">Günah işleyen kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>S- İrade-i Külliyenin yalnız ve yalnız Allah a ait olduğu Kuran’ı Kerim de beyan olunmuştur. Bunun yanı sıra, cüzi miktarda bir iradenin insana verildiği malumdur. Hal böyle olunca günah işleyen bir kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler, yoksa Cenabı Hakkın İrade-i Külliyesi mi günah işletir?</b></p>
<p>C- Meselenin kısaca ifadesi şudur. İnsanın elinde irade vardır. Biz buna ister cüzi irade, ister meşiet-i beşeriye, isterse insanın kesb (kazanma) gücü diyelim. Cenab-ı Hakkın yaratma kuvvetine, külli irade, halk etme kuvveti veya kudret, irade ve tekvin diyelim. Bunlar Allah’ın sıfatları&#8230; Cenab-ı Hak’a ait yönü ile mesele ele alındığında, adeta Cenab-ı Hak zorluyor da olacak şeyler öyle oluyor şeklinde anlaşılır ve binaenaleyh, işin içine cebir girer.</p>
<p>İnsana ait yönüyle mesele ele alındığı zaman ise; insan kendi işlerini kendi yapıyor şeklinde anlaşılır ve o zaman da işin içine, herkes kendi fiilinin halikı düşüncesinden ibaret olan mutezile fikri girer.</p>
<p>Kâinatta olup biten herşeyi Allah yara tır, bu soruda, külli irade diye geçen şey— de odur. Hatta, (Vallahü halakaküm vema ta’melun) sizi de, işinizi de, Allah yarattı.. Yani sizden sadır olan efalin Halikı da Allah’tır. Yani bir taksi yapsanız, bir ev inşa etseniz, bu işleri yaratan Allah’tır. Siz ve efaliniz Allah’a aitsiniz. Ama ortaya gelen bütün bu işlerde size ait bir husus var, o da kesb; beşeri bir mübaşeret. Bu ise adi bir şart ve işe teşebbüs gibi bir şeydir. Düğmeye dokunma gibi&#8230; Bu durumda “Sizin hiçbir şeyiniz, hiçbir müdahaleniz yok” denemeyeceği gibi, “İş tamamen size ait’‘de denemez. Bilakis iş tamamıyla Allah’a aittir. Fakat Allah size ait bu işleri yaratırken, sizin cüzi müdahalenizi de adi şart olarak kabul etmiş ve onun üzeri ne, yapacağı şeyi inşa buyurmuştur. Mesela: Şu camiin içindeki elektrik mekanizmasını Allah kurmuş; işler ve çalışır hale getirmiştir. Yeniden bunu tenvir etme işi, ameliyesi, Allah’a aittir. Elektron akınlarından bir ışık meydana getirme, camiyi tenvir etme birer fiildir. Ve bunlar da (Nur’en Nur, Münev-vir’en-Nur, Musayvir’en-Nur) olan Hz. Allah’a (c.c) aittir. Ama bu caminin aydınlanması mevzuunda sizin de bir mübaşeretiniz vardır, o da Allah’ın kurduğu bu mekanizmada; Allah’ın ayarladığı düğmeye sadece dokunmanızdır, sizin irade ve takatinizin çok fevkinde o mekanizmanın tenvir vazifesini yapması ise tamamen Allah’a aittir.</p>
<p>Veyahut hazırlanıp, işler, çalışır, yürür hale getirilmiş şöyle bir makine var; sadece çalıştırmak için onun düğmesine dokunma vazifesi size verilmiş o makineyi harekete getirme ise, onu kuran ve inşa eden Zat ‘a mahsustur. Binaenaleyh, beşere ait bu küçük mübaşerete biz kesb diyoruz. Avam halk da buna cüz’i irade diyor. Allah’a ait işe, biz halk etme, yaratma diyoruz. Avam da buna külli irade diyor. Ve böylece bir irade inkısamı karşımıza çıkıyor: A)Külli irade, B)Cüz’i irade. İrade dediğimiz; murad etme, dileme meselesi Allah’a aittir. (Vema teşaüne illa en yeşa Allah) Allah’ın dilediğinden başkasını dile yemezsiniz.</p>
<p>Bu husus yanlış anlaşılmasın, biz böyle düşünürken, kulun bir parmak dokundurma denecek kadar iradesi vardır diyerek, tamamen cebri bir determinizm’den uzaklaşmış bulunuyoruz. İşi meydana getiren Allah’tır, derken de, mutezile mezhebi ve rasyonalistler gibi düşünmediğimizi gösteriyoruz. Ne Ulûhiyetinde ne de Rububiyeti’nde Allah’a eş ve ortak koşmuyoruz, Allah (c.c) nasıl ki, Zatında birdir, icraatında da birdir, işini başkasına yaptırtmaz. Allah (c.c) kendisi yaratır, fakat teklif, imtihan gibi bir takım sırlar ve hikmetler için beşerin mübaşeretini şart-ı adi yapmıştır.</p>
<p>Meseleyi daha fazla tenvir için bir büyük zatın misalini arz edeyim; Diyor ki: “Sen bir çocuğun isteğiyle, onu kucağına alsan; sonra sana ki: Beni falan yere götür, sen de onu oraya götürsen, o da orada üşüyüp hastalansa; sana “Beni niye buraya getirdin” diye itirazda bulunamaz. Çünkü kendisi istedi, üstelik ona: “Sen istedin” diyerek iki de tokat vurursun. Bu işte çocuğun mübaşereti inkâr edilemez. O talep etmiş ve istemiştir. Ama onu oraya getiren sensin. Hastalanmayı da çocuk kendisi yapmamıştır. Belki ondan sadece bir talep vardır. Binaenaleyh, burada hastalığı verenle oraya götüren ve bu işi talep eden birbirinden ayrılmış olur. Biz kadere ve insanın iradesine bu mana ve anlayışla bakarız.</p>
<p><b>S- Kur’an-ı Kerim’de hem “Kime dalalet murad edersem, dalaletten ayrılmaz, kime hidayet murad edersem hidayetten ayrılmaz” deniliyor, hem de “insanoğluna akıl, fikir verdim, iradesini kendi eline bıraktım, ayrıca doğru yolu da eğri yolu da gösterdim, hangisinden giderse gitsin” deniliyor. Nasıl olur?</b></p>
<p>C- Bu soruda iki şık var. Yani irade-i Külliye ile Cenab-ı Hak nasıl kılarsa öyle mi oluyor, yoksa insan kendi iradesini mi kullanıyor? Sorudaki ayet şöyledir: Menyeh di &#8211; İlahü fela mudılle leh. Ve men yudlil fela hadiye leh. Allah (c.c.) bir kimseyi hidayete erdirirse, kimse onu saptıramaz, dalalete sevk edemez, Allah bir kimseyi de dalalete iterse, kimse onu hidayete getiremez. Mana olarak hidayet, doğru yol, rüşd, Nebilerin gittiği istikametli yoldur. Dalalet ise, sapıkların yolu, doğru yolu kaybetme, şehrahtan ayrılmak demektir.</p>
<p>Dikkat edilirse, bunların her ikisi de birer iş, birer fiildir. Ve beşere ait yönü ile birer ufule, birer fonksiyondur. Bu itibarla bunların her ikisini de Allah’a vermek iktiza eder. Arz ettiğimiz gibi, her fiil Allah’a râcidir. Ona râci olmayan hiçbir fiil de gösterilemez. Binaenaleyh, dalaleti Mudill isminin iktizasıyla yaratan, hidayeti Hadi isminin muktezasıyla yaratan ancak Allah (c.c)dir. Demek ki, ikisine de veren Allah ‘tır.</p>
<p>Ama bu demek değildir ki, kulun hiçbir mübaşereti olmadan Allah tarafından cebren dalalete itiliyor veya hidayete sevk ediliyor da ya dall-sapık-veya raşid-dürüst bir insan oluyor. Bu meseleyi kısaca şöyle anlamak lazımdır: Hidayete ermede veya dalalete düşmede, (bu ameliye ne kadarsa mesela şayet bu on ton ağırlığında bir iş ise) bunun ancak aşr-ı mi’şarı, insana ait ise geriye kalanı tamamen Allah’a aittir.</p>
<p>Müşahhas misalini arz edeyim: Allah hidayet eder ve hidayetinin vesileleri vardır. Camiye gelme, nasihat dinleme, fikren tenevvür etme hidayetin birer yoludur. Kur’an-ı Kerim’i alma, manasını tetkik etme onun derinliklerine nüfuz etme, kezk hidayet yollarındandır. Resül-ü Ekrem’in (S.A.V) Huzur-u Risalet-Penahilerine gitme, rahle-i tedrisi önünde oturma, onu can kulağı ile dinleme, keza bir mürşidin rahle-i tedrisi önünde oturma, onu can kulağı ile dinleme, keza bir mürşidin rahle-i tedrisi dibinde oturma, onun gönülden ifa de edilen sözlerine kulak verme ve ondan gelen tecellilere gönlünü makes yapma, hidayet yollarından birer yoldur. İnsan bu yollarla hidayete mübaşeret eder. Mesela: Camiye geliş küçük bir mübaşerettir. Bu camiye gelişi Allah (c.c) vesile kılar, hidayet eder. Onu hidayet eden Allah’tır. Fakat bu hidayete ermede Allah’ın kapısını, kesb ve bu şart ile döven kuldur.</p>
<p>İnsan dem haneye, meyhaneye, put haneye gider; böylece Mudıll isminin kapısının tokmağına dokunmuş “Beni saptır” demiş olur. Allah da murad buyurursa, onu saptırır. Ama dilerse engel çıkarır, saptırma. Dikkat buyrulursa, insanın elinde o kadar cüzi birşey vardır ki bu ne o hidayeti ne de dalaleti asla meydana getiremez.</p>
<p>Misal mi istiyorsunuz? Bakınız siz Kur’an-ı Kerimi ve vazu nasihati dinlediğiniz zaman, keza, ilmi bir eser okuduğunuz zaman, içiniz nura gark olur. Hâlbuki bir başkası minarenin gölgesinde, ezanı Muhammediyi duyarken, vazu nasihati işitirken, hatta en içten münacatlara kulak verirken rahatsız ve tedirgin olur da; “Bu çatlak sesler de ne” diye ezanlar hakkında şikâyette bulunur.</p>
<p>Demek oluyor ki; Hidayet eden de, dalaleti veren de Allah’tır (c.c), Ama bir kim se dalaletin yoluna girdiyse Allah (cc) da, binde 999,9 kendisine ait işi yaratır, tıpkı düğıneye dokunma gibi..</p>
<p><b>S- Çok insanlara, araba, apartman, mal, mülk, itibar, arkadaş, şan, şöhret vermiş. Bazı insanlara da fakirlik, dert, musibet, elem, keder, namaz vermiş Sondaki insanlar çok mu kötü, yoksa Allah öbürlerini mi çok seviyor? Uçmak için yaşayanla, sürünmek için yaşayan arasındaki fark nedir?</b></p>
<p>C- Böyle bir soru ancak öğrenmek maksadı ile sorulabilir. Esasen içinde böyle bir derdi olan insanın da bunu sorması lazımdır.</p>
<p>Allah (c.c) dilediğine at, araba, han, hamam, taksi, apartman verir, dilediğine de fakr ü zaruret verir. Fakat bütün bunlarda aile vesaireden gelen bazı sebepler de inkâr edilemez. Mesela: İnsanın mal kazanma dirayet ve kiyasetini inkar etmek mümkün müdür., keza, bir insanın kendi devrinin şartları içinde kazanma yollarını bilmesi de kazancına sebep olma bakımından inkar edilemez. Bununla beraber Allah (c.c), bazı kimseler liyakat izhar ettiği halde, yine onlara mal-menal vermez, mafih, zayil bir Hadis-i Şerifte; Allah’ın malı istediğine ilmi ise isteyene verdiği ifade edilmektedir.</p>
<p>Birde mal, mülk mutlaka hayır sayılmamalıdır. Evet, bazen Allah (c.c) mal-menal; dünyevi huzur ve saadet isteyenlere istediklerini verir; bazen de vermez, Ama Allah’ın (c.c) hem vermesi, hem de vermemesi hayırlıdır. Zira sen iyi bir insan isen, istikamette isen ve verileni yerinde de kullanacak isen, senin için hayırlıdır. İyi bir insan değilsen istikametten de ayrılmışsan Allah’ın verdiği de vermediği de senin için şerdir.</p>
<p>Evet, istikametin yoksa fakirlik senin için küfre bir vesiledir. Çünkü seni Allah’a karşı isyana sevk eder ve her gün Allah’a karşı bir isyan bayrağı açarsın. Gene, şayet sen istikamette değilsen, kalbi ve ruhi hayatın yoksa senin zenginliğin de senin için, betadır, musibettir.</p>
<p>“El-malü ve’l-benüne zinet’ül-hayat’id dünya”</p>
<p>Dünya ve evlat, dünya hayatının ziynetidir ve bir ibtiladır. Şimdiye kadar çok kimseler bu imtihanı kaybetmiştir. Nice servet sahibi kimseler vardır ki, servet için de yüzdükleri halde, nankörlüklerinden ötürü, kalplerinde tecelliden en ufak bir şey yoktur. Tecellinin reşhası kalplerine misafir olmamaktadır.</p>
<p>Binaenaleyh, bunlara Cenab-ı Hakkın mal ve menal vermesi, bir istidraçtır. Sapmalarına bir vesiledir. Ama bunlar, baştan ruhi ve kalbi hayatlarını öldürdükleri ve Allah’ın verdiği fıtri kabiliyetleri çürüttükleri için buna liyakat kazanmışlardır.</p>
<p>Bu arada, Efendimiz (SAV) Buhari ve Müslim’deki hadisiyle: “İçinizde öyleleri vardır ki, ellerini kaldırıp Allah’a kasem ettikleri zaman Allah (c.c) onların yeminlerini yerine getirir. Ve yeminlerinde hânis kılmaz. Bera İbn-i Malik onlardan bir tanesidir.” buyurdu. Hâlbuki Enes’in kardeşi Bera’nın yiyeceği yoktu. Kut-u la yemutla yaşıyordu. İşte, Bera gibi saçı başı karışık nice pejmürde görünüşlü ve perişan sayılacak kimse vardır ki, onlara büyük insanlar nazarıyla bakılmış ve kalplerinin büyüklüğü ve içlerinin derinliğiyle değerlendirilmişlerdir. Resulü Ekrem (S.A.V) diliyle, yemin etseler, Allah yeminlerinde yalan çıkarmayacağı kişiler olarak vasıflandırılmışlardır.</p>
<p>Onun için ne müstakillen servet bir felaket, ne de fakirlik bir felakettir. Belki yerine göre, fakirlik Allah’ın en büyük nimetlerindendir. Allah Resulü, (SAV) ifadesiyle fakirliği ihtiyar buyurmuş. (E mü terdü en tekune lehüm’üd-dünyü ve lenü-l-hiretü) “istemez misin dünya onların olsun. ahiret bizim” demiştir. Hz. Ömer, dünya servetlerinin devlet hazinesine aktığı halde, bir fakir insan gibi kut-u lü yemutla geçinmiş ve fazlasını istememiştir. Ama öyle fakirlikte vardır ki, -Allah muhafaza buyursun- mesela: Yukarıdaki sözler tahkik niyetiyle bir müminin ağzından çıkmasaydı da bir nankörün ağzından çıksaydı, Allah’ın nimetlerine karşı şikâyet eden o kişi kâfir olurdu.</p>
<p>Demek ki, yerine göre fakirlik nimet, yerine göre devlet. Asıl mesele, kalpte musaddakın bulunmasıdır. Yani “Ya Rabbi, senden ne gelirse gelsin hoştur, bana senden gelen, ya hıl’at ü kefen; ya taze gül yahut diken, lütfun da hoş, kahrın da hoş”. Şarki Anadolu’da; “Senden o hem hoş, hem bu hoş” derler.</p>
<p>İnsan hilat da giyse, servet içinde de yüzse ve Allah’la beraber ise. Abdülkadir Geylani gibi yine ayağı velilerin omzunda ve mübarek başı ise Resul-ü Ekrem in (S.A.V) damenine dokunacaktır. Ama ALLAH ile münasebeti yoksa o fakirin dünyası da hüsran, ahireti de hüsran olacak. Allah ile beraber olmayan zengin de zahiren dünyada mesud gibi görünse de neticede daha ağır bir hüsrana uğrayacaktır.</p>
<p>_____________________</p>
<p><b>TAVZİH</b><br />
Keşan’dan Cemil kardeşimiz, 4. sayıdaki sorular ve cevaplar bölümündeki kutuplarda namaz meselesi ile ilgili bir ifadenin tavzihini istemektedir. Esas cevap Fıkıh Kitaplarına göre verilen izahattır. Yoksa “Eğer bir gün insanlık kutuplarda kütleleşmiş haliyle bütün içtimai ve iktisadi meselelerini halleder ve…” ifadesi, başta peşinen söylendiği gibi sadece diyalektik yapanlara karşı bir diyalektiktir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>M.Fethullah Gülen Hocaefendi</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sorular-ve-cevaplar-temmuz-1979/">Günah işleyen kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
