<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gül arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/gul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/gul/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:08:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>gül arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/gul/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Toprak ve gül</title>
		<link>https://hizmetten.com/toprak-ve-gul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2021 06:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21033</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Sadî’nin Gülistan’ında yer alan, “Toprak ol toprak ki gül bitiresin; zira topraktan başkası gül bitirmez.” sözünün kulluk anlayışımız açısından ifade ettiği mânâlar nelerdir? Cevap: Bu güzel sözü, öncelikle hakikat mânâsında&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak-ve-gul/">Toprak ve gül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Sadî’nin Gülistan’ında yer alan, “Toprak ol toprak ki gül bitiresin; zira topraktan başkası gül bitirmez.” sözünün kulluk anlayışımız açısından ifade ettiği mânâlar nelerdir?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Bu güzel sözü, öncelikle hakikat mânâsında ele alacak olursak şunları söyleyebiliriz: Gül, sadece toprakta biter. Granitin, mermerin veya demirin üzerinde gülün neşv u nema bulması mümkün olmadığı gibi, insanlar nazarında çok kıymetli olan gümüş, altın, zebercet ve yakut gibi değerli madenler üzerinde de gül bitmez.</p>
<p>Esasında öldükten sonra insanların toprağa gömülmesini de bu espriye bağlayabilirsiniz. Ölen bir insan kaldırılıp bir kenara atılmıyor. Bilâkis o, öbür tarafa ait güller bitirmesi için toprağa gömülüyor. Bu, ister acbü’z-zeneb hakikatine, isterse başka bir yoruma bağlansın, insanda öyle bir öz var ki, Allah (celle celâluhu) onun üzerinden insanı yeniden ihya buyuruyor. Fakat bu dünyada henüz toprağa gömülmeden mânen kendisini çürümeye salmış bir insanın ukba yamaçlarında bir gül hâlinde arz-ı endam etmesi mümkün değildir.</p>
<h3>Kulluğun zirvesi: Secde</h3>
<p>Öteden beri toprak, hep tevazu ve mahviyetin misali olarak zikredilir. Çünkü o, ayaklar altında ezilmesine rağmen, insanlar ve diğer canlılar için -Allah’ın izni ve inayetiyle- hep bir hayat kaynağı olmuştur. Dolayısıyla insan da yüzü yerde olduğu, hangi konumda bulunursa bulunsun kendisini hep sıfır gördüğü, Allah karşısında el pençe divan durduğu sürece yükselip meyve verecektir. Ancak o, büyüklük taslayıp havada uçmaya kalkıştığında ise bir gün gelecek, tepetaklak yuvarlanıp gidecektir.</p>
<p>Bu açıdan insan, Allah’ın kendisine olan ihsanları, nimetleri ve mazhariyetleri ölçüsünde eğilmelidir. Bu hakikati, namazdaki rükünleri düşünerek zihninizde canlandırabilirsiniz. Mesela “Allahu ekber” deyip, kemerbeste-i ubûdiyet içinde kıyama duran insan, Allah karşısındaki bu hâlini yetersiz görür; O’na doğru ayrı bir âzim ifadesi olan rükûa gider, âsâ gibi iki büklüm olur. Arkasından, “Allah’ım! Bana böyle bir ibadet imkânı verdiğin için Sana şükürler olsun. Sen, ne büyüksün! Sen, ne yücesin! Tek büyük Sen olduğuna göre bana küçüklük düşer. Fakat ben, ayaktaki hâlimle bunu ifade edemem. İşte iki büklüm oluyor ve Senin karşında eğiliyorum.” duygularıyla secdeye kapanır. Daha sonra muradını arıyor gibi başını secdeden kaldırır, âdeta kendisine açılan kapı aralığından O’na bakıyor gibi yönelip, “Hayır, bu yetmedi!” der, tekrar secdeye kapanır.</p>
<p>Nitekim İnsanlığın İftihar Tablosu,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ</span><br />
<em>“Kulun Rabbisine en yakın olduğu an secde hâlidir.”</em> (Müslim, salât 215; Ebû Dâvûd, salât 148; Nesâî, mevâkît 35)</p>
</blockquote>
<p>ifadeleriyle secdenin dışında insanın, Allah’a daha çok yakınlaşabileceği başka bir hâlin bulunmadığını ifade buyurmaktadır. Secdenin ifade ettiği bu mânâ bir şiirde şöyle ifade edilmektedir:</p>
<p><em>“Baş-ayak aynı yerde, öper alnı seccade,<br />
İşte, insanı yakınlığa taşıyan cadde..!”</em></p>
<h3>Başarıları kendinden bilme âfeti</h3>
<p>Demek ki insan, ne kadar mütevazi, ne kadar başı yerde, ne kadar iki büklüm ise, o ölçüde Allah’a yakın olacaktır. Esasında Allah’a gönülden inanmış bir insanın başından aşağı sağanak sağanak dökülen nimetler karşısındaki genel mülâhazası budur. O, Rabb-i Kerim’inin sonsuz nimetleri karşısında tevazu ile eğildikçe eğilir, ayağını bastığı yere başını koyar, Sonsuz karşısında sıfır olduğunu ilân ve itiraf eder.</p>
<p>Bu açıdan kendisini dinine, ülkesine ve milletine hizmet etmeye adamış insanlar, hangi başarıları elde ederlerse etsinler, hangi konuma yükselirlerse yükselsinler hiçbir zaman elde edilen başarıları kendilerinden bilmemelidirler. Hep yüzleri yerde olmalı ve O’nun rızasından başka hiçbir beklentiye girmemelidirler; dünyevî veya uhrevî bir geri dönüşe gönül bağlamamalıdırlar. Kendilerini hak yolunda hizmete adamış insanların, yaptıkları hizmetler karşılığında, “Dünyaya ait şu işim hallolsun; rahat yaşayabileceğim bir evim olsun; çocuğum bir yere gelsin.” gibi mülâhazalara girmemeleri gerekir. Bununla birlikte onlar, yapılan hizmetleri Cennet’e girmeye veya Cehennem’den sakınmaya bile bağlamamalı, bunları Allah’ın lütfundan, inâyetinden, riayetinden ve kilâetinden beklemelidirler.</p>
<p>Yoksa dinine, milletine hizmet etme iddiasıyla ortaya çıktıkları hâlde keselerini dolduran, oluşturdukları havuzlara bir şeyler akıtan insanlar, hâl ve tavırlarıyla apaçık yalan söylüyorlar demektir. Yapılan hizmetleri popülizme, alkışa, takdire bağlama, müşarun bi’l-benân (parmakla gösterilen) olma maksadını takip etme, dünyevî bir kısım makamların arkasına düşme hem riyakârlık hem bencillik ve hem de Allah’a karşı saygısızca pazarlığa girme demektir. Bir lütf-u ilâhî olan başarıları ve nimetleri kendilerinden bilen, bunları kendi akıl, zekâ, fetanet ve dirayetlerine veren, bu istikamette Firavunca laflar edenlere bugün bir fırsat verilse bile yarın bu fırsat onların ellerinden alınır, burunları yere sürtülür, bugün şımarıp küstahlaştıkları ölçüde yarın mahcup duruma düşerler. Âdet-i ilâhiye böyledir, onun değiştiği hiç görülmemiştir.</p>
<h3>Gübre ol ki güller yetişsin!..</h3>
<p>Hakikî bir mü’minin, nail olduğu bir kısım muvaffakiyetleri kendi çıkarları istikametinde kullanması veya üzerinde bülbüller ötüşüyor diye şımarıp küstahlaşması söz konusu olamaz/olmamalı. O, mazhar olduğu ihsan ve ikramlar karşısında, “Acaba ben, gülümle, çiçeğimle, yapraklarımla, kökümle yeniden bir kere daha toprağa dönüp, yeni bir kısım güllerin neşv ü nema bulması için uygun bir ortam ve zemin teşkil edebilir miyim?” mülâhazalarıyla hareket eder/etmelidir.</p>
<p>Üstad Necip Fazıl (makamı Cennet olsun), kendisinden bahsederken, “Beni de bir gübre kabul edin.” derdi. Onun bu sözünü hiç unutmam. Aslında kendi büyüklüğünün farkında olmasına rağmen bu mülâhazalar içinde bulunması onun tevazu, mahviyet ve hacâletini ifade etme adına çok önemlidir. İşte bir mü’min kendisine böyle bakmalıdır. O, bir gül bahçesine dönse, her tarafa ser çekse, dört bir yandan bülbüller üşüşerek onun yapraklarına konsa, onun için şarkılar ve naatlar okusa, o, tekrar yeni güllerin bitmesi adına gül yaprakları hâlinde toprağa dökülmelidir. Zira Allah’ın sağanak sağanak başımızdan aşağıya yağdırdığı nimetleri karşısında bize düşen vazife, mahviyet, tevazu ve hacaletimizi daha da derinleştirme olmalıdır. Hatta birileri, bizden bahsedip de takdirle yâd ettiğinde, biz, “Allah Allah! Ne halt karıştırdık ki bu insanlar, bizim için sövme mânâsına gelen bu övgü dolu sözleri söylüyorlar!” demeliyiz.</p>
<p>Ortaya konulan hizmetleri ille de esbab-ı âdiye içinde bir sebebe dayandırmak gerekirse, onu mü’minler arasındaki vifak ve ittifaka vermelidir. Cenâb-ı Hakk’ın, vifak ve ittifakı kendisine yönelmiş bir teveccüh veya nazar kabul ettiği, teveccühe teveccühle, nazara da nazarla mukabelede bulunduğu düşünülmelidir. Çünkü vifak ve ittifak, tevfik-i ilâhînin en büyük vesilesidir.</p>
<p>Enfâl Sûresi’nde geçen,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مَا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ</span><br />
<em>“(Allah), mü’minlerin kalblerini birbirine ısındırıp bir araya getirdi. Şayet sen dünyada bulunan her şeyi sarf etseydin, yine de onların kalblerini birleştiremezdin; fakat Allah onları birleştirdi. Çünkü O Aziz’dir, Hakîm’dir.”</em> (Enfâl sûresi, 8/63)</p>
</blockquote>
<p>âyet-i kerimesinin de işaret ettiği üzere asıl mesele Allah’ın inâyeti, riayeti ve kilâetidir. Biz, O’nunla münasebetimizi ne kadar sıkı tutarsak, O da birlerimizi bin yapar. O, bir damlaya koskocaman deryanın, bir zerreye güneşin, bir karıncaya da gergedanların işini gördürmek suretiyle büyüklüğünü ifade eder. Çünkü Allah’ın, büyüklüğünü ifade etme hususlarından birisi de çok küçük unsurları kullanmak suretiyle büyük işler yapmasıdır.</p>
<p>Nitekim Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ruhunun ufkuna yürüdüğünde sayıları otuz-kırk bini geçmeyen sahabe-i kiram efendilerimiz, o dönemin iki süper gücü olan Bizans ve Sasanî’nin hakkından gelmiş, devletler muvazenesinde önemli bir yere oturmuş ve dünyaya yeni bir nizam vermişlerdi. Üstelik onlar, her birisi bugünkü PKK’nın üç-dört katı büyüklüğündeki on bir tane irtidat hâdisesinin üstesinden gelmişlerdi. Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), iki buçuk seneye varmayan hilâfeti döneminde, bütün bu fitneleri bastırmış ve asayişi temin etmişti. Bugün kendilerini büyük devlet olarak görmelerine ve mekanize birliklerinden bahsetmelerine rağmen, PKK gibi bir hâdisenin önüne geçemeyenler hicapla iki büklüm olmalıdırlar.</p>
<h3>Toprakla öyle bütünleş ki mezarın dahi bilinmesin!..</h3>
<p>Allah bes, bâkî heves (Allah yeter, kalanı heves). Alkışa, takdire, alâyiş ifade eden sözlere ihtiyacımız yok. Kemâl-i mahviyet ve tevazu içinde Cenâb-ı Hakk’a karşı hizmet etmeli, O’nun rızasına kilitlenmeli, sonra da yeniden bir güle çekirdek olmak üzere toprağa gömülmeliyiz. Değil hayatta iken takdir edilme, gömülürken bile, “Cenazeme çok insan iştirak etsin.” şeklinde bir arzu ve beklentimiz olmamalıdır. Hatta bir yerde, “Mevtayı nasıl bilirsiniz? Haklarınızı helâl eder misiniz?” şeklindeki sözleri güft ü gû saymalı, asıl olanın Allah’la münasebeti kavi tutmak olduğunu da asla unutmamalıyız.</p>
<p>Silik bir insan gibi yaşamalı ve ruhumuzun ufkuna yürümeyiz. Mümkünse, çağın devasa kâmetinin dediği gibi mezarımızın bile saklı kalmasını istemeliyiz. O, “İki-üç talebemden başka, kimse benim mezarımı bilmesin.” demiştir. Allah aşkına, bu nasıl bir tevhid telâkkisidir; Allah’la ne müthiş bir irtibattır! Nitekim ruhunun ufkuna yürüdüğü günden bugüne birkaç kişinin dışında kimse onun mezarının yerini bilmemektedir. O, eserlerinde dile getirdiği fevkalâde tevazu, fevkalâde mahviyet ve fevkalâde hacâlet ilkesini bir hayat düsturu hâline getirmiş, hayatını nefye bağlı götürmüştür. (Bkz.: Şuâlar s.305 (On Üçüncü Şuâ); Emirdağ Lâhikası 1/106)</p>
<p>Eğer yaptığımız hizmetler neticesinde ille de bir beklentimiz olacaksa o da dünyanın dört bir yanında “ruh-u revân-ı Muhammedî”nin şehbal açması olmalıdır. Fakat bu hususta bile illâ neticeyi görelim diye ısrarcı olmamalı, meseleyi murad-ı ilâhîye havale etmeliyiz. Çünkü O’nun muradının önünde bir murat takip etmek doğru değildir. Biz isteriz, arzu ederiz ama O’nun muradını bilemeyiz. Biz istesek de bazı kömür istidatlar hidayete ermeyecektir. Dolayısıyla biz, Allah’ın (celle celâluhu) ve O’nun Şânı Yüce Nebisi’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) gönüllere taht kurması hususunda kararlı ve ısrarcı olsak da neticeyi Allah’a havale eder, O’nun hüküm ve takdirine razı oluruz.</p>
<p><strong>Kaynak:Yolun Kaderi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak-ve-gul/">Toprak ve gül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gül Goncası Gibi Açılan &#124; Abdullah Aymaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-gul-goncasi-gibi-acilan-abdullah-aymaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2020 17:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aymaz]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kabe, bir merkez etrafı daire daire saflar… Bütün cihanda yakından uzağa böyle namaz safları halinde daireler var. Her an bu dairelerden bazıları açılıp kapanıyor. Yani şu anda bulunduğumuz yerde sabah&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-gul-goncasi-gibi-acilan-abdullah-aymaz/">Bir Gül Goncası Gibi Açılan | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Kabe, bir merkez etrafı daire daire saflar… Bütün cihanda yakından uzağa böyle namaz safları halinde daireler var. Her an bu dairelerden bazıları açılıp kapanıyor. Yani şu anda bulunduğumuz yerde sabah vakti namaz kılınıyorsa, saat farkı ile bir yerde öğle namazı başka bir yerde ikindi, başka bir yerde akşam daha başka  bir yerde ise aynı anda yatsı namazı kılınıyor. İşte Kâbe merkezli bir GÜL  GONCASI  var ve durmadan bu dairelerde kıyam, rûku, sücud ve ka’de halleriyle bu namaz saflarındaki cemaatler Ka’beye yönelmiş şekliyle açılıp kapanan gül goncası gibi namazın rükünlerini edâ bu güzelliği yansıtmaktalar.</div>
<div></div>
<div>Üstad Bediüzzaman Hazretleri Yirmi Dokuzuncu Mektub’un, Birinci Kısmının  Altıncı Nüktesinde diyor ki: “Bir vakit ‘Ancak Sana ibadet EDERİZ ve yine ancak Senden yardım DİLERİZ. (Fatiha Suresi)  ifadesindeki ‘Biz ibadet ederiz’ yerine  ‘Ben İbadet ederim’ denilmemesinin sebebini kalbim aradı. Birden namazdaki CEMAATİN  FAZİLETİ  ve SIRRI, o “Biz” ifadesinden inkişaf etti. Gördüm ki: Namaz kıldığım o Bâyezid Camiindeki CEMAAT  ile iştirakimi ve cemaatten her biri benim bir nevi şefaatçim hükmüne geçtiğini ve okuduğum ayetlerdeki ızhar ettiğim hükümlere ve davalara birer şahit ve birer teyid edici olduklarını gördüm. Noksan ubudiyetini, o CEMAATİN  büyük ve kesretli ibadetleri içinde Cenab-ı Hakkın ulu dergâhına takdime cesaret geldi. Birden  bir perde daha inkişaf etti. Yani İstanbul’un bütün mescidleri birbirleriyle birleşti. O şehir, o Bâyezit Camii hükmüne geçti. Birden, onların dualarına ve tasdiklerine mânen bir nevi mazhariyet hissettim. Onda dahi; yeryüzü mescidinde, Ka’be-i Mükerreme etrafında dairevî saflar içinde kendimi gördüm. Elhamdülillahı  Rabbilâlemin dedim. Benim bu kadar şefaatçilerim var; benim namazda söylediğim herbir sözü aynen söylüyorlar, tasdik ediyorlar. Madem hayalen bu perde açıldı; Kâ’be-i Mükerreme MİHRAB  hükmüne geçti. Ben bu fırsattan istifade ederek o safları şahit tutup, tahiyyatta getirdiğim Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah olan İMANIN  TERCÜMANINI mübarek Hacerü’l-Esved’e tevdi edip EMANET  BIRAKIYORUM derken birden bir vaziyet daha açıldı. Gördüm ki, dâhil olduğum CEMAAT üç daireye ayrıldı:</div>
<div></div>
<div>“Birinci Daire: Yer yüzünde müminler ve muvahhidindeki CEMAAT-İ  UZMÂ (En azametli cemaat)</div>
<div></div>
<div>“İkinci Daire: Baktım, umum mevcudat, bir salât-ı kübrâda, bir tesbiaht-ı uzmâda, her tâife kendine mahsus salâvat ve tesbihat ile meşgul bir CEMAAT içindeyim. O halde Allahü Ekber deyip hayretten başımı eğdim, nefsime baktım:</div>
<div></div>
<div>“Üçüncü bir Daire içinde, hayret-engiz, zahiren ve keyfiyetten küçük, hakikaten ve vazifeten ve kemmiyeten büyük, bir küçük âlemi gördüm ki, vücudumdaki zerrelerimden tâ zâhiri duygularıma kadar, tâife tâife ubudiyet ve şükür vazifesi ile meşgul bir cemaat gördüm. Bu dairede, kalbimdeki Lâtîfe-i Rabbaniyem, İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn’i o CEMAAT  namına diyor. Nasıl ki, evvelki iki cemaatte de lisânım, o iki cemaat-i uzmayı niyet ederek demişti.”</div>
<div></div>
<div>İşte eğer namazları hemen vaktin ilk girişinde kılarsak ve hayâlen Ka’beyi ve Hacerü’l-Esved’i hemen önümüzde  tasavvur edersek, Üstadın bu tesbitlerine yakın bir güzellik yakalayabiliriz.</div>
<div></div>
<div>Aslında cemaat sevabını namazda kat kat aldığımız gibi hayır ve hasenatlarımızı da cemaat organizeleriyle uyumlu yaparsak yine 25 kat sevaplara nâil olabiliriz inşaallah…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Abdullah Aymaz  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-gul-goncasi-gibi-acilan-abdullah-aymaz/">Bir Gül Goncası Gibi Açılan | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gülün Hicreti &#124; Cihangir Asyalı</title>
		<link>https://hizmetten.com/gulun-hicreti-cihangir-asyali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2020 17:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Cihangir Asyalı]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15400</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşte Mekke -Ümmü’l Kura: Şehirlerin annesi İşte Kâbe: Evlerin… Bir gül boy vermiş ortasında Şâhıdır çiçeklerin Bir Resûl Ki ümmîdir Okumuş Hira Nur’da Bir Resûl Tâcıdır nebîlerin Taşlar dile gelir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gulun-hicreti-cihangir-asyali/">Gülün Hicreti | Cihangir Asyalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşte Mekke -Ümmü’l Kura:</p>
<p>Şehirlerin annesi</p>
<p>İşte Kâbe: Evlerin…</p>
<p>Bir gül boy vermiş ortasında</p>
<p>Şâhıdır çiçeklerin</p>
<p>Bir Resûl</p>
<p>Ki ümmîdir</p>
<p>Okumuş Hira Nur’da</p>
<p>Bir Resûl</p>
<p>Tâcıdır nebîlerin</p>
<p>Taşlar dile gelir</p>
<p>“Yâ Resûlullah” der</p>
<p>Ayı ikiye böler</p>
<p>Kördürler görmezler</p>
<p>Zulüm durur mu -Durmaz</p>
<p>Zâlim uyur mu -Uyumaz</p>
<p>Bir avuç incidir ashâbı</p>
<p>Bakmaya kıyılmaz</p>
<p>Bir devir ki devirlerin annesi</p>
<p>Bir devir ki unutulmaz</p>
<p>Güneşle ayı iki yanına…</p>
<p>Dünyayı ayakları altına</p>
<p>Serseler de dâvasından dönmez</p>
<p>Taşlar atarlar bu sefer</p>
<p>Oklar mızraklar</p>
<p>Ve nice zorbalıklar</p>
<p>Hepsi söylenmez</p>
<p>Tavrını bozmaz O Nebî</p>
<p>Dili bal hâli leyyin</p>
<p>Hâlesine girenler başka istemez</p>
<p>Çiçekler sardıkça çevresini</p>
<p>Dikenler de sarar</p>
<p>Sevgiyle nefret aslâ geçinmez</p>
<p>Âyetler iner gözyaşlarına</p>
<p>Mirâca yükselir sevinir semâ</p>
<p>“Rabbi O’nu terketmez”</p>
<p>Dünya gurbet evidir</p>
<p>Zamansa “Hüzün Yılı”</p>
<p>Ağlayan ağlamaz sürekli</p>
<p>Gülen sürekli gülmez</p>
<p>Karardıkça kararır gün</p>
<p>Vurdukça vurur zulüm</p>
<p>Örer ilmeğini kader</p>
<p>Sabrın dört duvarı alev</p>
<p>Hüznün penceresi mermer</p>
<p>İnmez su çatlamaz tohum</p>
<p>Gürlemeyince gökler</p>
<p>İnciler az daha dayanın bugün</p>
<p>İnciler az daha sabır</p>
<p>Acının ardında güzellikler</p>
<p>Gül gider -peşinde azgın dişler</p>
<p>Sürâka sür koyunları</p>
<p>Fark etmesinler</p>
<p>Sürâka sür</p>
<p>Sevr’in sultanlık günüdür</p>
<p>Bir incecik ağla aldanır gözler</p>
<p>O gül der -yoldaşına: “Üzülme…”</p>
<p>Allah kiminleyse o güler</p>
<p>Sürâka sür</p>
<p>Lâkin “Silinmez gülden izler”</p>
<p>Biri kovar -böyledir- biri kapar</p>
<p>Kim sâhip çıkarsa onundur</p>
<p>O gül kokar</p>
<p>Katar katar muhacir gider</p>
<p>Kucak kucak ensar bulur</p>
<p>Yesrib Medine olur nur dolar gökler</p>
<p>“Nazargâh-ı İlâhi o” Hicretin meyvesi</p>
<p>Bir şehir ki muhacirin annesi</p>
<p>Bir gül ki</p>
<p>“Medine’nin Gülü” diyecekler</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gulun-hicreti-cihangir-asyali/">Gülün Hicreti | Cihangir Asyalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
