<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fikret Kaplan arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/fikret-kaplan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/fikret-kaplan/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:00:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Fikret Kaplan arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/fikret-kaplan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Söz Verdim, Ağlamayacağım!’</title>
		<link>https://hizmetten.com/soz-verdim-aglamayacagim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2023 05:37:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ağlamayacağım!’]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[‘Söz Verdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29879</guid>

					<description><![CDATA[<p>FİKRET KAPLAN Birkaç günden beri hep hüzün kaplamış yürekleri… Ekranlarda, telefonlarda, sosyal medyada hep hüzün var… Gözler ağlamaktan şişmiş, yüzler kederle kırışmış… Ülkem depremle yerle bir olmuş… Yüzbinler hala enkaz&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/soz-verdim-aglamayacagim/">‘Söz Verdim, Ağlamayacağım!’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FİKRET KAPLAN</strong></p>
<p><em>Birkaç günden beri hep hüzün kaplamış yürekleri…</em></p>
<p><em>Ekranlarda, telefonlarda, sosyal medyada hep hüzün var…</em></p>
<p><em>Gözler ağlamaktan şişmiş, yüzler kederle kırışmış…</em></p>
<p><em>Ülkem depremle yerle bir olmuş… Yüzbinler hala enkaz altında…</em></p>
<p>Çaresizlik içinde ne yapacağını bilemiyor insan. Uzatamıyor elini… Dokunamıyor enkaza… Hislerini dökemiyor sözcüklere… Yaşanılan acıyı tarif etmeye yetmiyor hiçbir şey… İçteki hüzün daha bir büyüyor, şiddetleniyor.</p>
<p>Birkaç damla yaş akıyor gözlerden…</p>
<p>Yetmiyor ama… Akıyor… Akıyor&#8230;</p>
<p>Tam bu sırada Amerika’da yaşayan bir dostun mesajı telefonuma düşüyor… Bir akrabasının hikayesini anlatıyor hüzünle.</p>
<p><strong>Bir anne ve onun ciğerparesi kızı… Baba yok yanlarında. Kim onu kopardı onlardan, o da başka bir hikaye…</strong></p>
<p>Kadıncağız gece yine kızıyla konuşuyor… Hayal, kuruyorlar belki… Belki de yarına ait işleri planlıyorlar. Ama gecenin bir yarısı deprem olacağı akıllarına gelmiyor hiç. Gelmemesi de normal zaten. Bu, kendilerinin son geceleri olacağını nereden bilecekler ki…</p>
<p>Düşünmedikleri, hayal bile etmedikleri bir felaket gece 4 sularında başlarına geliyor. Yer, hiddetle içinde ne varsa fırlatıyor dışarı… Sokağa döküyor on binlerce evi, kağıt gibi yırtıyor yolları.</p>
<p>Enkazın altında kalıyorlar. Saatlerce kimse kaldırmıyor o beton yığınları başlarından. ‘Kimse yok mu, yardım edecek kimse yok mu?’ sesleri havada kalıyor. Dondurucu soğukta donuyor nefesleri…</p>
<p>Sanki çığlıkları ulaşmıyor dışarıya. Ya da feryatların ulaştığı yerde kimse olmuyor. <strong>‘İtibardan tasarruf olmaz!’ diyen insanlar ‘tedbir’den tasarruf yapmış meğer… </strong>Yandaş müteahhitleri de demirden, çimentodan, kumdan bayağı bir iktisatta bulunmuş.  Belediyeler, ‘tabut’ olsun diye imza atmış projelerine…</p>
<p><strong>Yüzyıllık evler ayakta duruyor da yeni yapılmış siteler kum gibi dökülmüşler ortalığa…</strong></p>
<p>Soğuk bastırdıkça bastırıyor; ama yardım gelmiyor. Kadıncağız enkaz altında inleyen kızına can olmak istiyor&#8230; Canından can katmak istiyor ona. Ama elinden bir şey gelmiyor. Bin inliyor, ölüp ölüp diriliyor:</p>
<p><strong>‘Kızım dayan! Dayan biraz daha ne olur! Gelecekler… gelecekler!’</strong></p>
<p>Saatler geçiyor, gelmiyor kimse maalesef…</p>
<p>Bütün imkanlarıyla seferber olup hızla organize olması gereken kurumlar yok ortada… Felaketlere karşı her an acilen arama kurtarma yapması beklenen kuruluşlar da ne yazık ki enkaz altında kalmış…</p>
<p>Çaresizlik içinde yakınlarının kurtarılmasını bekleyen insanlar için en büyük yıkım da bu oluyor… Nerede güvendikleri, bel bağladıkları insanlar.</p>
<p>Kızcağız sıkıştığı yerde titreye titreye sayıklıyor… Anne yüreği dayanır mı buna… Çığlık çığlığa inliyor, kendinden geçiyor…</p>
<p>Gözlerini açtığında, bir battaniyeye sarılı olduğunu görüyor. Fırlıyor yerinden.</p>
<ul>
<li>Kızım! Kızım!</li>
<li>…</li>
<li>Kızım nerede?</li>
<li>…</li>
</ul>
<p>Duymuyor. Uğuldayan kulaklarında anlamsızlaşıyor kelimeler. Yere mahcup mahcup bakan gözlerden anlıyor her şeyi. Şu büyük poşet içine koymuşlar ciğerparesini…</p>
<p>Yerdeki battaniyeyi alıp can havliyle örtüyor üstüne. Sarılıyor kızına sımsıkı:</p>
<ul>
<li>Kızım çok üşüdü&#8230; Çok!</li>
</ul>
<p>İnsanın içini parçalayan inlemeleri ortalığı kavuruyor adeta:</p>
<p><strong>Ne olurdu biraz daha erken gelseydiniz! Bir şey yapamadım, elimden kayıp gitti kızım…Ah kızım!.. Kızım!</strong></p>
<p>Sonra eliyle gözyaşlarını siliyor… Kızıma söz verdim ben ağlamayacağım!&#8230; Ah kızım nasıl ağlayamayayım ben nasıl?&#8230; Nasıl?</p>
<p><strong>İçin parçalanacak da ağlamayacaksın!</strong></p>
<p>Yüreğin kor olup kavrulacak da gözyaşı dökmeyeceksin!</p>
<p>Mümkün mü bu!</p>
<p>Hiç mümkün mü!</p>
<p>Bu feryatlar, soğuk beton blokların arasında onlar gibi daha yüzbinlerce anne ve evladından da yükseliyor arşa…</p>
<p><strong>İşte bak, ileride bir anne daha küçücük bebeğine sımsıkı sarılarak taşlar altında can vermiş…  </strong></p>
<p><strong>Bir baba, enkaz altında kurtaramadığı kızının elini sımsıkı tutmuş, iki günden beri orda duruyor…</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone  wp-image-29881" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/02/depremzedeyurekSON-1-700x419.jpg" alt="" width="621" height="372" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/02/depremzedeyurekSON-1-700x419.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/02/depremzedeyurekSON-1-768x459.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/02/depremzedeyurekSON-1-585x350.jpg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/02/depremzedeyurekSON-1.jpg 1170w" sizes="(max-width: 621px) 100vw, 621px" /></p>
<p>Bir garip, cenazesini poşete koymuş, motosikletiyle bir yere götürüyor.</p>
<p>İki küçük kız kardeş beton bloklar arasına sıkışmış, gelecek yardımı bekliyor…</p>
<p>‘Dünya, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor, bazen da titriyor&#8230; Kadîr-i Mutlak, hikmetinin muktezâsıyla, görünürdeki sebepleri tasarrufuna perde ediyor.’ (Sözler)… Amenna! Ama insanların ihmalleri… Başka başka hevesleri on binlerce insana el uzatılmayı engelliyor… Zaman uzadıkça şu kadıncağızın evladına ulaşma imkanı yok oluyor…</p>
<p>Ne olursa olsun, nerede, hangi şartlarda olursa olsun şu kadıncağız ve onun gibi milyonların imdadına ses verme zamanı…</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in (sav) gördüğü onca sıkıntı ve zulme rağmen Mekke’de yaşanan kıtlığa himmetiyle ve teşvikiyle icabet etmesi gibi ülkemize el uzatma günü bugün…</p>
<p>‘Cenab-ı Hakk’a el açıp ülkemizi ve tüm insanlığı her türlü felaketten muhafaza buyurması için dua etmenin yanında… <strong>Karda-kışta evsiz, barksız kalan, her türlü yardıma muhtaç depremzede kardeşlerimize bir seferberlik ruhuyla sahip çıkma zamanı şimdi…’</strong></p>
<p>Yine eskisi gibi… İmkanları iyi değerlendirip onlara hem maddi hem de manevi destek olacağımız zamanı acilen bekliyor o insanlar. Sadece onlar da değil, dünyanın dört bir tarafındaki mağdurlar tekrar o eski günlerdeki gibi fedakarlıkla, diğergamlıkla, şefkatla coşacağımız günleri gözlüyor.</p>
<p>Bir zamanlar, açlıkla kırılan İrlanda’ya yardım gemileri sevk eden… Bosna’dan, Kore’ye kadar dünyanın dört bir tarafına hayır elini uzatan bir ülke bu kadar aciz kalmamalı. Elinde yardım poşetleri, kumanyalar… kurban etleri kapı kapı dolaşıp gönülleri mest eden güzel insanların olduğu topraklar bu hale gelmemeliydi…</p>
<p>Cömertlikte, yardımseverlikte bir zamanlar en önde bayrağı dalgalandıran bir diyardı bizim ülkemiz… ‘Yemeyip yediren, giymeyip giydiren… ‘yaşatmıyorsam, yaşamanın ne anlamı olabilir ki!’ diyen fedakâr, hasbi insanların olduğu Anadolu…</p>
<p>Dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumların, mağdurların imdadına koşuluyordu… İnsanî duygularla yapılıyordu bütün bunlar, hümanizm mülahazasına bağlı olarak her tarafa uzatılıyordu eller&#8230; Din ayırımı gözetilmeden, meşrep ayırımı gözetilmeden, mizaç ayrılığı gözetilmeden…</p>
<p>Hasılı, hala en kaz altında ve üstünde olan aç, susuz, yardıma muhtaç bebeklere, çocuklara… Yaşlılara… Kadınlara&#8230; Hastalara… Ailelere iyilik elini uzatmak için geri durmayalım… Her inancın üstünde en büyük insani sorumluluktur bu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/soz-verdim-aglamayacagim/">‘Söz Verdim, Ağlamayacağım!’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap severler Köln&#8217;de yazarlar ile buluştu</title>
		<link>https://hizmetten.com/kitap-severler-kolnde-yazarlar-ile-bulustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 May 2022 10:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kurucan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Tekineş]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Line Marketing]]></category>
		<category><![CDATA[Muhittin Akgül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almanya’nın Köln şehrinde Line Marketing, kitap sevenleri yazarlar ile buluşturmak maksadıyla iki günlük bir program organize etti. İki gün devam edecek olan okur- yazar buluşmasına yoğun ilgi vardı. Hizmetten.com yazarlarından&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kitap-severler-kolnde-yazarlar-ile-bulustu/">Kitap severler Köln&#8217;de yazarlar ile buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’nın Köln şehrinde Line Marketing, kitap sevenleri yazarlar ile buluşturmak maksadıyla iki günlük bir program organize etti. İki gün devam edecek olan okur- yazar buluşmasına yoğun ilgi vardı. Hizmetten.com yazarlarından İsmet Macit ve ilahiyatçı – yazar Ahmet Kurucan ilk gün okurlarıyla bir araya geldi. Her iki yazar da yeni çıkan kitaplarını stantlarda okurları için imzaladı. Kitap imzaları sonrasında ise konferans salonunda kitaplarını hakkında konuştular. Yazarların okurları ile buluştuğu programda yapılan panel, konferans, söyleşinin yanı sıra yeni nesile de okumanın önemi ve kitap sevgisi hakkında bilgiler verildi.</p>
<div id="attachment_25767" style="width: 710px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-25767" class="size-medium wp-image-25767" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur2-700x593.jpg" alt="" width="700" height="593" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur2-700x593.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur2-1200x1016.jpg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur2-768x650.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur2-1536x1301.jpg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur2.jpg 1600w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /><p id="caption-attachment-25767" class="wp-caption-text">Hizmetten.com yazarı İsmet Macit</p></div>
<p>Köln&#8217;de 21 Mayıs tarihinde yoğun bir katılım ile başlayan yazarların, okurları ile buluşmasında yüzlerce kişinin ziyareti ile devam ediyor. Fuarda imza günü düzenleyen yazarlar Ahmet Kurucan, İsmet Macit, ilk gün okurları ile bir araya gelirken, ikinci gün Prof. Dr. Muhittin Akgül, Prof. Dr. Ayhan Tekineş ve Fikret Kaplan kitap severlerle bir araya gelecek.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-25768 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur1-700x340.jpg" alt="" width="700" height="340" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur1-700x340.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur1-1200x583.jpg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur1-768x373.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur1-1536x746.jpg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/yazar-okur1.jpg 1600w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Yoğun bir katılımın olduğu yazarların, okurları ile buluşmasında kitapseverler bu tür etkinliklerden dolayı Line Marketing&#8217;e teşekkür etti. Yazarların okurları ile buluştuğu Köln programına yoğun bir katılımın olmasından dolayı memnuniyetini dile getiren yazarlar ise, Line Marketig&#8217;e bu organizasyonundan dolayı teşekkür etti. Çevre illerden gelen okurlar için Anadolu mutfağına ait yiyecek ve içecek kermesi de düzenlendi. Programa katılan aileler gün boyu ailecek neşeli saatler geçirdi ve yazarlar ile sohbet etme imkânı buldular. Yazarların, okurlar ile buluşma programı Köln, Berlin ve Stuttgart&#8217;da organize edildiği açıklandı. Çok sayıda kitabın sergilendiği ve yeni çıkan kitapların tanıtıldığı program gece geç vakitlere kadar devam etti.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kitap-severler-kolnde-yazarlar-ile-bulustu/">Kitap severler Köln&#8217;de yazarlar ile buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstikamet şehidi Asım Bey ve masum cenazeler &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/istikamet-sehidi-asim-bey-ve-masum-cenazeler-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 May 2021 12:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bediüzzaman’ın talebeleri üzerinde bir meseleyle uğraşırken yine sabah sabah Samanyolu Haber’den hüzün dolu bir haber düşüyor yüreğime… Üç yıl önce eşini ve iki evladını Ege Denizi’nde kaybeden Gülfem Yeni, Çanakkale’de&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/istikamet-sehidi-asim-bey-ve-masum-cenazeler-fikret-kaplan/">İstikamet şehidi Asım Bey ve masum cenazeler | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<div>Bediüzzaman’ın talebeleri üzerinde bir meseleyle uğraşırken yine sabah sabah Samanyolu Haber’den hüzün dolu bir haber düşüyor yüreğime…</div>
<div>Üç yıl önce eşini ve iki evladını Ege Denizi’nde kaybeden Gülfem Yeni, Çanakkale’de Hizmet Hareketi&#8217;ne yönelik operasyonda gözaltına alınmış. Acısı hala taze olan bu masum hanımefendiye: “Eşin, çoluk çocuğun nerede” diye soruluyor.</div>
<div></div>
<div>Yarım bıraktığım yazı da Bediüzzaman’ın ‘İstikamet Şehidi’ dediği Binbaşı Asım Bey’le ilgili… Mehmet Akif’in Sultan II. Aldülhamid Han hakkında yazdığı şiirden bir dörtlüğü tam da bu acılı hikaye için yeniden şerh etmeye çalışıyorum&#8230; Ama okuduğum haberle çeviriyorum yazımın rotasını yine bu hüzünlü hikayeye…</div>
<div>Sözde Üstad Bediüzzaman’ın arkasında olduğunu vurgulayan insanların zulüm diye anlatıp durdukları Asım Bey’in hikayesini aslı haliyle sunmak istiyorum bir kere daha idraklerine… Bugün onların bir türlü görmek istemedikleri musalla taşlarındaki o yüzlerce…binlerce Asım Beylerin cenazelerini insaflarına göstermek istiyorum…</div>
<div>İşte yine o günlerdeyiz… Çaresiz, yalnız kalan Binbaşı Asım Bey’in eşi Nigar Hanım’ın yanındayız…</div>
<div></div>
<div>Kendisine söz vermiş Nigar Hanım, ne olursa olsun ağlamayacak… Bir yalnızlık anına denk getirinceye kadar alev halinde gömecek duygularını göğüs kafesine…</div>
<div>Fakat kader ona öyle bir vazife biçmiş ki şimdi bu mümkün değildi… mecburen görecekti eşinin yüzünü… Sırf iyilik yapma düşüncesinden dolayı sonsuza kanat çırpan o güzel insanın simasını… O tertemiz alındaki masumiyeti görünce hislerine hakim olamayacaktı…</div>
<div></div>
<div>Dünyayı elinin tersiyle iterek, zindana, işkenceye, mağduriyete ve en sonunda bu yolda Hakk’a yürümeye rıza göstermişti eşi Binbaşı Asım Bey… yeter ki Üstad’ına, dava arkadaşlarına… ve onların o güzel sevdalarına bir zarar gelmesin…Seve seve tercih etmişti ölümü, sonsuz ahiret yurdunu…</div>
<div>Dünyanın kendisine armağan ettiği bütün güzellikleri, göğsüne taktığı bütün nişanları, kırk yıllık madalyaları çok rahatlıkla elinin tersiyle bir kenara itmişti:</div>
<div>“Kardeşlerime ve sevdama zarar vereceksem, bunların hiçbirinin gözümde bir kıymet yok” demişti o hasbi insan.</div>
<div>Beden kafesinden çıkıp gitmişti çoktan ruhu… fakat garipliğiyle, yalnızlığıyla ve kimsesizliğiyle sedyede bıraktığı cansız bedeni duruyordu mahzende… Ortada kalmıştı cenazesi… Kimse cenazeyi almıyor, yıkamıyor ve kefenlemiyordu.</div>
<div></div>
<div>Hüzün üstüne hüzün yaşıyordu Nigar Hanım. Üzüldüğünü kendisine bile belli etmemeye çalışıyordu; ama kolu kanadı kırılmış birisi olarak buna muvaffak olmakta zorlanıyordu.</div>
<div>Buz gibi soğuk, rutubetli mahzene inince içi parçalandı. Sadece ikisi vardı orda. Eşi sedye üzerinde rastgele atılmış bir örtü altında cansız yatıyordu. Bu manzarayı görünce, bacaklarında fer kalmadı… çöktü kapının dibine. Dakikalarca sessizce ağladı, kıyamadı eşinin o güzel yüzüne bakmaya. İçteki hüznü daha da büyüdü, şiddetlendi.</div>
<div>Haydi hanım, al eşini git! Başımıza iç açma!</div>
<div>Emniyetin ve jandarmanın sıkı tedbirlerle abluka altına aldığı şehirde Nigar Hanım’ın omuzlarına ağır bir sorumluluk yüklenmişti. Yalnızdı, yapayalnız… Isparta çevresindeki bütün Nur Talebeleri hapisteydi. Hükümetin zulmünden korkan ya da o masum insanı ‘hain’ diye gören talihsiz insanlar… cami hocaları cenazeyi kaldırmaya yanaşmıyorlardı.</div>
<div></div>
<div>Binbaşı Asım Bey, Risale-i Nur’un ilk talebelerindendi&#8230;</div>
<div>Bediüzzaman Hazretleri Van’dan alınıp İstanbul üzerinden Burdur’a sürgün olarak getirildiğinde Asım Bey, Burdur’da binbaşıydı.</div>
<div>Üstadı, Burdur’da daha ilk görüşte onun masum olduğuna kanaat getirmişti. İddiaların aksine Üstad’ın ülkenin bekası için çalıştığına inanmıştı.</div>
<div></div>
<div>Daha sonra, Üstad Burdur’dan Barla’ya sürgüne edilse bile artık onu bırakmayacaktı. Ballar balını bulmuştu:</div>
<div>“Otuz dört sene olan askerlik hayatımda insan olmanın gereği, az-çok masiyet, fırtına ve dalgalara tutulmuş, ahirete ait dini vazife ve ibadetler cihetiyle pek çok eksik kalmış ve gaflet perdesine bürünerek hayatımı geçirmiş olduğumu şimdi anlıyorum ve kusurlu geçmiş zamanlarıma pişman ve nadim olup evvelki güldüklerime şimdi ağlıyorum. Bu da siz Üstadıma ve Risalelerinize kavuşmakla hasıl olmuştur ki, yüzbinlerce şükür Cenab-ı Hak sizi bu fakire ihsan buyurdu.” (Barla Lahikası)</div>
<div>Zaman karanlık ve insanı yutacak bir devir olsa da Üstad ile irtibatını devamlı mektuplaşmalarla sürdürecekti Binbaşı Asım Bey.</div>
<div></div>
<div>Üstad’dan kendisine risale geldikçe okuyor, güzel yazısı ile o da yazıyor ve risale hakkında hissettiklerini heyecanla kâğıda döküyordu. Yirmi Dokuzuncu Mektup’da yer alan Telvihat-ı Tis’a hakkında yazdığı mektup bu hislerini gözler önüne seriyordu:</div>
<div>“Sevgili Üstadım, ne diyeyim, müştakı olduğum bu risale-i şerife, bu sözler, bu hakikat, bu nur, bu fakire lütuf ve kerem-i İlâhî olarak ihsan buyuruldu. Haza min fadli Rabbî.</div>
<div>“Cenâb-ı Kadîr-i Mutlak Hazretlerine hadsiz ve hesapsız hamd ü senâ ediyorum ki, siz Üstadıma kavuştum ve binnetice bu nurları, bu hakikatleri gördüm, okudum, yazdım ve onlara boyun eğdim… Ya Üstad-ı Âzam, Muhammedi yolu (sav) maksat, gaye ve esasını, teferruat ve füruatını zikir ve beyan eden bu Dokuzuncu Kısım, bir nur yolu ve hakikattir. Okumaya doyulmaz; okudukça hâsıl olan şevk ve lezzet hesaba gelmez. Hele Dokuzuncu Telvih, hülâsa ve icmal edilerek bütün hakikatler toplanmış. Temsilde hata olmasın, Hazret-i Mevlânâ’nın üfürdüğü neyden tuğyan ve feyezan eden, Hazret-i Ali’nin kuyuya söylediği hakikat sırlarından başka nedir? Farkı nerededir ki, o ney, o kuyuda hâsıl olan kamıştandır.</div>
<div></div>
<div>“Cenâb-ı Lemyezel Hazretleri siz Üstadımı, bu ve bunun emsâli yüksek değerdeki eserlerin telifinde, nurların ve hakikatlerin neşrinde ve rehberliğinde çok zamanlar daim ve kaim buyursun. Ve siz Üstadımı, sizi sevenleri ve onu duyurmada bulunduğunuz nidalarınızı işitmek ve dinlemek, okuyup yazmak, mucibince hareket ve amel etmek heves ve iştiyakında bulunan kardeşlerimin başından eksik buyurmasın. Âmin, bihürmeti seyyide’l-Murselîn. Âsım.” (Barla Lâhikası)</div>
<div></div>
<div>Asım Bey’in Üstad’la yakın irtibat halinde olduğu o günlerde, Barla Lâhikası’nda da ifade edildiği gibi, Nigar Hanım şiddetli bir şekilde hastalanmıştı. Hastalığın bir türlü devası bulunamayınca, şifa dualarını almak için, Asım Bey eşi Nigar Hanımı alıp Barla’ya, Bediüzzaman’ın yanına götürdü. Üstad kabul edip, Nigâr Hanıma dua etti ve Nigar Hanım daha sonra şifa buldu.</div>
<div>1934 ve 1935 yıllarına gelindiğinde ülkede çok sıkı bir cadı avı başlatılmıştı. Emniyet ve jandarma çok sert baskılar uyguluyor, Bediüzzaman ve talebelerini aralıksız takip ediyordu.</div>
<div></div>
<div>İşte o günlerden birinde, Binbaşı Asım Bey her türlü tedbire riayet ederek evinde birkaç kişi ile buluşup Risale-i Nur’ları okuyordu. Suç sayılacak hiçbir şey yapmıyorlardı. Fakat, ihbar ya da takip üzerine bir komiserle polisler eve baskına gelmişlerdi. Asım Bey komisere hanımının müsait olmadığını ifade ederek, beş dakika sonra girmelerini rica etti. Bu sırada misafir zatlar kitaplarla birlikte arka kapıdan çıkıp gittiler.</div>
<div>Ardından polisler eve girip her tarafı darmadağan ettiler… Ve arama sırasında Risaleler’den bazı parçaları buldular. Keyiflerine diyecek yoktu. Binbaşı Asım Beyi tutuklayarak Isparta’ya götürmek onlar için büyük bir başarıydı.</div>
<div>Isparta’da sorgulamalar, baskılar uzayıp gidiyordu…</div>
<div></div>
<div>Binbaşı Asım Bey, işte 1935 yılının Nisan ayında Isparta’da yapılan bu ağır sorgulamalar sırasında:</div>
<div>‘Eğer doğru söylesem Üstadıma zarar gelecek, eğer yalan söylesem ahlâkıma ve terbiyeme uygun düşmeyecek!’ diye düşünerek hakimin karşısında “Ya Rab! Canımı al!” dedi ve o anda vefat etti.</div>
<div>Zalimin zulmünü kolaylaştırmak da bir yönüyle zulümdü&#8230; Haksızlık yapan insanın masumlara karşı yapacağı haksızlığı kolaylıkla yapmasına fırsat vermemek büyük bir yiğitlikti… Zalimin eline suçsuz insanların geçmemesi mevzuunda gösterilecek her gayretin, bambaşka bir ibadet olduğunu biliyordu o güzel insan.</div>
<div>Bediüzzaman da bu yiğitliği, bir mektubunda şöyle ifade edecekti:</div>
<div></div>
<div>“Binbaşı Merhum Asım Bey sorguya çekildi; eğer doğru dese Üstadına zarar gelir ve eğer yalan dese kırk senelik namuslu ve istikamet üzere olan askerliğinin haysiyetine çok ağır gelir diye düşünüp, ‘Ya Rab, canımı al!’ diyerek on dakikada teslim-i ruh eyledi; istikamet şehidi oldu. Ve dünyada hiçbir kanunun hata diyemeyeceği bir muavenet-i hayriyeye ve bir tasdike hata tevehhüm edenlerin çirkin hatalarına kurban oldu. Evet, Risale-i Nur’dan tam ders alan, bir su içer gibi, kolayca terhis tezkeresi telakki ettiği ecel şerbetini içer. Eğer benden sonra dünyada kalan kardeşlerimin elemlerini düşünmeseydim, ben de alicenap kardeşim Asım Bey gibi ‘Ya Rab! Canımı da al’ diyecektim. Her ne ise…” (Tarihçe-i Hayat)</div>
<div></div>
<div>İşte bu istikamet şehidinin cenazesini yıkayacak adam çıkmıyordu. Kalbi hüzünlense, gözleri yaşlarla dolsa da Nigar Hanım, eşinin güzel bir yolda ruhunu Rahman’a teslim etmesinden dolayı memnundu.  Zilletle yaşamaktansa izzetle ölmeyi tercih etmişti Binbaşı Asım Bey…  Tertemiz duygular ve halis bir niyet ile yürümüştü Allah’a…</div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20210524/12123546.jpg" alt="" /></div>
</div>
<div></div>
<div>Kimse cenazeyi kaldırmayınca Nigar Hanım, tek başına metanet ve vakarla eşinin naaşını güzelce yıkayıp itina ile kefenledi.</div>
<div>Fakat, cenaze namazını kim kıldıracaktı? Nigar Hanım’ın ricaları üzerine cenaze namazını Re’fet Beyin çok yaşlı olan kayınpederi Hacı Mülâzım Efendi’nın kıldırmasına müsaade ettiler. Ve yaşlı adamı getirip götüren yedi sekiz kişinin kıldığı cenaze namazından sonra Isparta’daki Alaeddin Mezarlığına defnedildi Binbaşı Asım Bey…</div>
<div>Ve şimdi öyle bir dönemde yaşıyoruz ki Asımlar ülkenin pek çok yerinde yeniden İstikamet Şehitliğine yürüyor…  İsimleri farklı ama gariplikleri, yalnızlıkları ve kimsesizlikleri öncesine göre çok daha şiddetli… Bu sefer Asımların yanında küçücük evladları da yatıyor o sedyelerde…</div>
<div>Onları alacak, yıkayacak ve kefenleyecek Nigar Hanımlar da yok bu sefer… Çünkü onlara eş ya da anne olmak da suç bu devirde…</div>
<div>Yıkanmalarına, kefenlemelerine izin verilmiyor… yaşlı bir baba İstanbul’a defnedilmesine izin verilmeyen evladını kendi imkanıyla alıp köyüne götürüyor; ama orada da camiiye sokulmasına izin verilmiyor… ‘Mezarlıkta hainlerin yeri yok!’ deniliyor. Bu çaresizliği karşısında bir mahalleli kılıyor birkaç kişiyle ancak…</div>
<div>Bir baba zulümden kaçarken iki evladıyla boğuluyor denizde… Geride sağ kalan eşi ise hemen tutuklanıp sorgulanıyor… Ve yine sedyede kimsesiz kalan üç masum beden… O iki bebek dahi ‘terörist’ denilerek hiçbir cenaze merasimi yapılmıyor, yapılmasına izin verilmiyor…</div>
<div>Nasıl anlatayım, daha hangi sayfayı çevireyim de bu zulmü anlatayım bilmem ki?</div>
<div>İnsan hakları maskesi altında bu zulme sessiz kalanların sağır kulakları çınlasın!.. Ve bu vicdansız gaddarları alkışlayıp masum insanlara musallat eden o insafsız zalimlerin görmeyen gözlerine sokulsun!..</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/istikamet-sehidi-asim-bey-ve-masum-cenazeler-fikret-kaplan/">İstikamet şehidi Asım Bey ve masum cenazeler | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Biraz da Gelecekten Bahset!’ &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/biraz-da-gelecekten-bahset-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 May 2021 12:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelecek hiç hız kesmeden her gün geliyor zaten. Geliyor ama… acaba biz bu geleceğe kendi duygu ve düşüncelerimiz adına hazır mıyız? Onun saatlerine, gün ve aylarına ruhumuzun rengini çalabilecek bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/biraz-da-gelecekten-bahset-fikret-kaplan/">‘Biraz da Gelecekten Bahset!’ | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<div></div>
<div>Gelecek hiç hız kesmeden her gün geliyor zaten. Geliyor ama… acaba biz bu geleceğe kendi duygu ve düşüncelerimiz adına hazır mıyız? Onun saatlerine, gün ve aylarına ruhumuzun rengini çalabilecek bir kıvamda mıyız? İşte asıl merak etmemiz gereken bu.</div>
<div></div>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_73893"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/ZpLN2xwuq-w?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<div id="pageskin">
<div id="inner">
<div id="right-block">
<div id="right-adv">
<div id="div-gpt-ad-1460026502112-0" data-google-query-id="CN7j4ZqQ2_ACFWzBEQgdoE8NqA">
<div id="google_ads_iframe_/31736561/shaber_160x600_sag_0__container__"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="samanyolu">
<div class="wrap">
<div class="w100">
<div class="lb">
<div class="news-text">
<div><b>Farklı Kültürler Karşısında Nakavt Olmamak İçin…</b></div>
<div></div>
<div>Bulunduğum yerde bir öğretmen arkadaş sürekli ‘Abi, biraz da gelecekten bahset!’ deyip duruyor.</div>
<div></div>
<div>Gelecek hiç hız kesmeden her gün geliyor zaten. Geliyor ama… acaba biz bu geleceğe kendi duygu ve düşüncelerimiz adına hazır mıyız? Onun saatlerine, gün ve aylarına ruhumuzun rengini çalabilecek bir kıvamda mıyız? İşte asıl merak etmemiz gereken bu.</div>
<div></div>
<div>Üstad Bediüzzaman bu noktada bize muhteşem bir usul öğretir. Hayalen geleceğe gitmek… Hatta Eski Said’in Yeni Said’e inkılap ettiğini söyleyerek başta Haşir Risalesi ve İhtiyarlar Risalesi olmak üzere eserlerinde ölümün ehl-i iman hakkındaki nurani, hayattar ve güzel hakikatlerini nazara verdiği yerde dahi hayalen geleceğe gider.</div>
<div></div>
<div>Üstad, çok samimi bir kalbin en içli sesi ve hasbî bir gönlün muhasebesi olan 12. Nota’da da bu anlayışına dair ipuçları verir.</div>
<div>Ölüm, dilini susturduğunda, diline bedel kitabıyla niyaz etmeyi dileyerek ve kabulünü rahmet-i İlâhiyeden ümit ederek bir yakarış şeklinde yazdığı o bölümde, kalbinin tazarru ve münacatını dile getirdiği aynı anda bize bir üslup da gösterir.</div>
<div>Başkalarının “Bir gün ben de öleceğim, tabuta konacağım, dostlara veda edeceğim” diyerek hayal ettikleri ve düşüne düşüne o an vaki olmuş gibi duymaya çalıştıkları ölümü fikren geleceğe giderek tadar ve bunu “Kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kâliyle bağırarak derim:</div>
<div>
<div>El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!” sözleriyle ifade eder. Çünkü o, “Küllü âtin karîb – Her gelecek yakındır” sırrıyla ölümün geleceğini kendi varlığı kadar gerçek ve yakın olarak görmekte, içinde bulunduğu zamandan sıyrılıp fikren istikbalde yaşayarak kendi ölümünü müşahede etmektedir. O, ölümü hayal ve farz etmeye ihtiyaç duymayacak kadar kat’i ve yakın bilmekte ve bunu “Kat’î bir yakîn ile anladım ki, bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya yok olmaya mahkumdur, gider ve fânidir ölür. Ve bil müşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur.” şeklinde seslendirerek halihazırdaki durumunu kontrol eder ve geleceğe hazırlıklı olur. Bir insan için en önemli mesele de yaptıklarıyla ettikleriyle hep ölüm anını güzelleştirmesi değil midir?</div>
<div></div>
<div>Victor Hugo da ‘Ya okumaya değer şeyler yazın ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın!’ derken yarının bugünden kurulduğunu hatırlatır ve: ‘‘Yarınlar hep güzel olacak denir. Oysa bugünler, dünün yarınları değil midir?’ diyerek bu hakikate parmak basar.</div>
<div></div>
<div>Bu geleceğin bir yanı…</div>
<div>Diğer yanı ise… Büyüğümüzün ifadesiyle muhteşem bir bahar gelecek… Gelecek ama acaba hep canlı tutmamız gereken ümidimizle ‘süreç ne zaman biter’e değil de ‘bu süreçte olmamız gereken yerde miyiz?’ düşüncesine kilitlenerek yarına çıkan yolları döşeme adına bir gayret ortaya koyuyor muyuz?</div>
<div></div>
<div>Hani, Üstad Bediüzzaman, Kastamonu’da karakolda tutulurken yaşlı bir zat onu ziyarete geliyor defaatle. Ve Üstadı üzgün görünce de her seferinde: ‘Merak etme, Mehdi gelecek, her şeyi düzeltecek!’ diyor.</div>
<div>Bu sözleri birkaç kez duyunca, Üstad da şu veciz ifadelerle:</div>
<div>
<div>‘Evet, Mehdi gelecek; ama gelmesi için ona zemin hazırla. O geldiğinde seni vazife başında bulsun!’ diyor.</div>
<div></div>
<div>Bahar gelecek; gelecek ama o güzel günlerin taşları bugünden döşenecek. Her ülke, her düşünce ve her insan kendi geleceği için ciddi ciddi hazırlık yapıyor. Peki ya dava adamı olarak biz? Acaba gökten birilerinin inip düşündüğümüz o baharları kucağımıza koymasını mı bekleyeceğiz!</div>
<div></div>
<div>Allah’ın bir lütuf olarak bizi sevk ettiği bu diyarlarda ömrümüzü sadece zalimin zulmünü konuşarak, siyasi dedikodularla geçiremeyiz. Evet, mazlum kardeşlerimizin hakkını her mecrada savunmak, dile getirmek…ve zulmü dünyaya duyurmak mutlaka yapılmalı. Amenna! Bu başka.</div>
<div>Fakat yarının dünyasına ne gibi hazırlığımız var?</div>
<div></div>
<div>Sadece ama sadece…Tamamen dil öğrenmeye kilitlenip 3-5 yılımızı bu yolda tüketip sonra bir o kadar da iş kurma, bulma, başlama ile geçirmek… ve bir iki de eski Hizmet duygu ve düşüncelerimiz ile içimizi doldurmak… Bunlar güzel; büyük başarılar; ama yarının dünyasına yetmez. Normal bir Avrupalı, Amerikalı, Kanadalı veya İngiliz gibi hayata kavuşmuş oluruz sadece. Bu da büyük bir şey! Peki davamız, Hizmetimiz… gaye-i hayalimiz! Bütün bunlardan sonra mı? Her şeyi yoluna koyduktan sonra mı?</div>
<div>Maalesef olmuyor öyle! İkisi birlikte olmadıkça olmuyor…</div>
<div></div>
<div>‘Dünyanın dört bir yanında gönüllüler hareketine olan teveccühün günbegün katlanarak arttığı görülüyor. Bu noktada mevcut fırsatların heba edilmemesi ve muhatapların dünyevî-uhrevî mutluluğunu temin adına hangi hususlara öncelik verilmelidir?’ diye de soruluyor Büyüğümüz’e…</div>
<div>
<div>‘Çağın müktesebatını çok iyi okuyan; okuyup farklı tespit ve tahlillere ulaşan, eşya ve hâdiselere daha engince, daha kucaklayıcı ve daha mahruti bakabilen insanlar…’ diyor Hocaefendi.</div>
<div></div>
<div>Çünkü çok farklı kültür ortamlarının çocuklarıyla karşılaşıyoruz. O anlayış ve kültürlerin, karşımıza çıkardığı çeşit çeşit problemlere karşı hazırlıklı ve donanımlı değilsek nakavt oluruz, diyor…</div>
<div></div>
<div>‘Cenâb-ı Hak gidilen yerlerde gönlünüzün ilhamlarını seslendirebileceğiniz değişik vesileler lütfedebilir. Fakat siz, bu vesileleri değerlendirirken, ruhunuzun ilhamlarını, Türkiye’ye ve sizin kültür ortamınıza göre değil de bulunduğunuz kültür ortamına göre seslendirmelisiniz.’</div>
<div></div>
<div>Bu yüzden yarına renk çalmak isteyen insanlar, entegrasyonun yanında yeniden bir okuma ve bir düşünme seferberliği içinde bulunmalı…</div>
<div></div>
<div>Risaleleri, Pırlantaları… klasikleri vs… bir kere daha müzakere ede ede, bulunduğumuz şartlara göre yeniden üzerinde dura dura okumalı…</div>
<div></div>
<div>Fakat maalesef Ramazan öncesinde de… Sonrasında da… Gecesinde de gündüzünde de hep eski tarzda anlatıldı ve anlatılıyor meseleler… Bu konularda da hepimizin çok da okumadığı ve onlara hakim olamadığımız göz önüne alındığında yine büyük bir hizmet… ama hep böyle giderse yine bir 30 – 40 sene daha kendi içimizde kapalı kalırız.</div>
<div></div>
<div>Hocaefendi, ‘Ruhunuzun ilhamlarını, Türkiye’ye ve sizin kültür ortamınıza göre değil de bulunduğunuz kültür ortamına göre seslendirmelisiniz.’ Derken yeni bir ufuk çiziyor bize…</div>
<div></div>
<div>Sizin Afganlı, Suriyeli, Afrikalı, Yemenli bir mülteciden ne farkınız var ki diye soran bir bürokrata, bir sanatkara ‘Üstad Bediüzzaman’ın ve Hocaefendi’nin…ve bir Hizmet insanının mücadelesini, Faust’un Mephisto’yla olan mücadelesi ile ifade edebiliyorsak karşımızdaki daha rahat anlıyor…</div>
<div>Goethe’nin o eserdeki hayali mücadelesini Üstad ve Hoceefendi’nin şahsında somut bir zeminde gerçekçi olarak okuyor, hissediyor sizi dinleyen… Hem onların sevdasının Faust’unkinden daha güçlü ve Mephisto’yu yakıp kül eden bir yüce dava olduğunu idrak ediyor… Onun dünyasında bu var çünkü…</div>
<div>
<div>Başkalarına acı çektirmek tutkusunun bir alışkanlık olduğunu, bu tutkunun gelişme yeteneği olup geliştiğini ve sonunda bir hastalığa dönüştüğünü Dostoyevski’nin ‘Ölü bir evden hatıralar’ eseriyle ifade ettiğinizde daha rahat anlıyor sizi dinleyen…</div>
<div></div>
<div>Ya da Campanella’nın Güneş Ülkesi’nde hayalini kurduğu Hizmet insanlarını ve onların sevdasını önlerine somut olarak koyduğunuzda…</div>
<div></div>
<div>Tolstoy’un 71 yıl hayatın gayesini arayıp sorduğu ve bütün eserlerine yansıttığı o ruh halini milyarca insan okumuş… Dünya hala okuyor. Tolstoy’un kendisini kovalayan aslandan kaçıp kuyuya attığı ve duvarlarından sarkmış olan incir ağacına tutunduğu o şark masalını Risalelerdeki şerhiyle ortaya koyunca şok oluyor muhatabınız ve sizi kolayca anlıyor.</div>
<div></div>
<div>Veya, Ege’de, Meriç’te vefat etmiş o masumlar gibi kızının da boğulmasıyla hayatı alt üst olmuş Viktor Hugo…  peşini bırakmayan darbeler, sürgünler, hukuksuzluklar… adeta bugün sizin adınıza Hugo anlatıyor gibi dinliyor muhatabınız… Ama bunun müzakeresini yapmış ve sunumuzu bununla zenginleştirebilmişseniz tabii…</div>
<div></div>
<div>Victor Hugo ile yaratılışın gayesini çözmek için iz sürersiniz sizi dinleyenle… Kitapların, filozofların ve bilimin akla açtığı yollarda gidersiniz. Akıl ve kalbin med-cezirlerinde bir ‘medet’ ümidiyle dilenip durursunuz. Uğradığı her menzilde aradıklarını kendisine şerh edecek bir ümide rastlamayan bu insanı Risalelerin dünyasına sokunca her şey yoluna oturur birden.</div>
<div></div>
<div>Batının dünyasında bunun örnekleri ve kullanabileceğimiz argümanlar çok fazla…</div>
<div>Öte yandan Scholl Kardeşler’den, Anne Frank’tan bir kıvılcım çakınca insanlar zaten aşina oldukları bu hakikatlere bir de sizin gözünüzle bakıyorlar…</div>
<div></div>
<div>Viktor Hugo, ihtiyacı olduğundan dolayı bir ekmeği alan Jean Valjean’ın 19 yıla mahkum edilmesini Sefiller’le dünyaya mal ediyor… Bugün o ekmeği dahi almayan hatta tam tersine Jean Valjeanlara o ekmeği verdiği için 38 yıla mahkum edilen samimi Hizmet insanları var; hem de tamamen gerçekçi. Hem bir değil on binlerce… yüzbinlerce. Fakat henüz işleyemedik, insanlığa tam duyuramadık daha… Gelecek bunun için geliyor işte… Hazır mıyız? Hazırlanıyor muyuz?</div>
<div>
<div>Diğer yandan hiç olmazsa, ne kadar yoğun olursak olalım, Bediuzzaman o ağır imtihanlar sürecini nasıl atlattığını Risalelerde izleyebiliriz. Ama birikimimiz hala on yıl önceki durumdaysa, o zaman yeni bir seferberlik aşk u iştiyakı tutuşturmamız gerekebilir.</div>
<div></div>
<div>Bulunduğumuz ülkelerde entegrasyonu tamamlamayla birlikte, Medine’de  olduğu gibi sıkı bir eğitimle kalbi ve ruhi hayatımıza eğilme, kendimizi cismaniyetten sıyırıp kalb ve ruh yörüngesinde Allah’a doğru sevk etme mecburiyetindeyiz.</div>
<div></div>
<div>Tarihe baktığımızda bizim gibi aynı soykırıma maruz kalmış Yahudi ve Ermenilerin daha yollardayken bu okuma, yazma ve derin müzakereler yapma işine çok ciddi giriştiklerini görmekteyiz. Ekmek ve su kadar değerliydi bu çalışmaları. Bugün ABD ve Avrupa’da güçlü olmalarının en büyük nedeni o çamurlu günlerde geleceğe ciddi hazırlanmalarıydı.</div>
<div></div>
<div>Evet, bugün dil ve uyum meselesi önümüzde problem olarak duruyor, diyebiliriz. Dilimiz yoksa ve yetmiyorsa en azından o seviyeye gelene kadar soykırıma uğrayan o milletlerin yaptığı gibi kendi çocuklarımızı, ensar gençlerimizi bu mevzuda en azından yetiştirmeye gayret edebiliriz. Ki bu da doğrudan bizi korur ve yarının dünyasına hazırlar.</div>
<div></div>
<div>‘İlk gidenler saf, mücerred ve sade imanlarıyla gittiler ve Allah’ın inayetiyle çok hayırlara vesile oldular. Fakat artık bundan sonra dünyanın dört bir yanına açılırken ayrı bir derinlik, ayrı bir enginlik ve ayrı bir donanıma ihtiyaç var.’ Diyerek bu meselenin ehemmiyetini ısrarla vurguluyor Hocaefendi.</div>
<div></div>
<div>Okuma şeklimiz biraz daha derinleşmeli… ‘Bu derinlik, bu enginlik ve bu donanım için beslenme kaynaklarımız okunurken onları âdet kabilinden değil de, mukayeseli ve analitik bir bakış açısıyla, yeni terkip ve tahlillere ulaşma azmi ve gayreti içinde okumalıyız… ekmek ve su gibi ihtiyaç duyulan bu eserler farklı bakış açılarıyla daha derinden ele alınmalı…</div>
<div></div>
<div>Zaman zaman ortaya çıkan arızalar da esasen öze ve kendi değerlerimizi keşfe yönelik ciddi bir okuma gayretinin olmamasından kaynaklanmakta. Şekilde kalma, sadece kışırda dolaşıp durma, bu gibi problemlerin altında yatan temel sebeplerdir.</div>
<div></div>
<div>Eserleri yeniden ele alarak sindire sindire, yedire yedire tabiatının bir yanı haline getirmiş insanlara muhtacız. Yoksa bir taraftan açılma son hızıyla gerçekleşirken, diğer taraftan hiç beklenmedik şekilde elli yerde elli tane farklı problemle karşılaşırız. Bu defa o problemleri nasıl çözeceğimizi düşünür, onlarla enerjimizi tüketir ve belki de pek çoğunu çözmeye muktedir olamayız.</div>
<div></div>
<div>‘Evet, bir kez daha ifade edeyim ki, tarih boyu, yetişmemiş insanlar hep problem çıkarmıştır. Binlerce Haricî bir araya toplanıp kendilerince bazı iddialarda bulunmuşlardır. Ümmetin allamesi unvanıyla serfiraz İbn Abbas Hazretleri onların yanına gidip “Siz böyle bir iddiada bulunuyorsunuz ancak mesele şu şekildedir” dediğinde içlerinden yüzlercesi, “Allah Allah! Biz bu meseleyi hiç böyle anlamamıştık!” cevabını vermişlerdir. Belki bunların içinde her gün yüz rekât namaz kılan, üç günde bir Kur’ân-ı Kerim’i hatmeden insanlar vardı. Fakat aynı insanlar Hz. Ali, Hz. Muaviye, Hz. Amr b. As.. gibi sahabe efendilerimize küfür isnadında bulunabiliyorlardı.’***</div>
<div></div>
<div>Kısaca, hal ile halledilmedik hiçbir mesele yoktur… yoktur ama o halin dışarıya sızdığı küpün içini de güzel şeylerle doldurmak lazım…İnsanlara boşluk yaşatmamamız için bilmemiz gerekli olan hususları bilmemiz, onların dünyasıyla onlara yaklaşmamız ve yaşamamız gerekli olan şeyleri de hayatımıza hayat kılmamız gerek. Böylece, insanlar, tabiatımıza mal olmuş derinlik ve keyfiyete muttali olduklarında, bir cazibe-i kudsiyeye kapılmış gibi “Benim aradığım da işte buydu, tam aradığımı buldum!” diyeceklerdir. Evet gelecek, yaşatmak için yaşayan, bu yolda ölüp ölüp dirilen ve bir ömür boyu ölesiye bir ceht ve gayret ortaya koyanların rengini alacaktır inşallah.</div>
<div></div>
</div>
</div>
<div><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/biraz-da-gelecekten-bahset-fikret-kaplan/">‘Biraz da Gelecekten Bahset!’ | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Felâket ve helâket asrında samimi insanlar &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/felaket-ve-helaket-asrinda-samimi-insanlar-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 May 2021 12:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19640</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’ın kendisine halife yapıp yeryüzüne indirdiği ve bütün nimetleri emrine verdiği zavallı insan en dehşetli günlerini yaşıyor bu asırda. O, kendi elleriyle oluşturduğu bu kaos dünyasında bunalımlar ve buhranlar içinde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/felaket-ve-helaket-asrinda-samimi-insanlar-fikret-kaplan/">Felâket ve helâket asrında samimi insanlar | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Allah’ın kendisine halife yapıp yeryüzüne indirdiği ve bütün nimetleri emrine verdiği zavallı insan en dehşetli günlerini yaşıyor bu asırda. O, kendi elleriyle oluşturduğu bu kaos dünyasında bunalımlar ve buhranlar içinde kıvranıyor…</div>
<div></div>
<div>Bir tarafta zulümler, esaretler, çatışmalar, türlü türlü eşkıyalıklar… keyfe göre yok edilen hayatlar…</div>
<div></div>
<div>Diğer tarafta kapitalizm, materyalizm, komünizm, ateizm ve deizm gibi yaşama azmini felç eden bunalımlar… ebedi bir saadeti kaybettiren tayflar…</div>
<div></div>
<div>Beri tarafta yaratılış hakikatlerini hiçe saymayla ortaya çıkan çeşit çeşit hastalıklar, virüsler… günahın mahsulü sayısız illetler…</div>
<div></div>
<div>Peygamber Efendimiz’in (sav):</div>
<div><b>“Allahümme ecirnâ min fitneti’l-âhiriz’zamân!”</b> (Ebû Dâvûd, Salât, 149, 179) diyerek fitnelerinden Allah’a sığınmamızı istediği bir dönem… Ahirzaman…</div>
<div></div>
<div>Üstad Bediüzzaman’ın ‘Rüyada Bir Hitabe’deki ifadesiyle bu devrin ismini bizzat O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) koyduğu Felâket ve Helâket Asrı…</div>
<div></div>
<div>Her türlü menfi düşüncenin ferdilikten çıkarak cemiyetleştiği…dernekler, kulüpler, localar, gazeteler, televizyonlar halinde azgın bir canavar haline geldiği çağ&#8230;</div>
<div></div>
<div>“Ahirzamanın fitneleri o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz.   Bunun için bin üç yüz sene zarfında emr-i Peygamberi (aleyhissalâtü vesselâm) ile bütün ümmet o fitneden istiâze etmiş, azab-ı kabirden sonra <b>“Min fitneti’d-deccali ve Min fitneti âhirzaman!” ümmetin virdi olmuş.’ </b>(Şualar, Bediüzzaman)</div>
<div></div>
<div>İmtihan, meşakkat, sıkıntı, bela, musibet, rezalet ve azap olmuş fitne… küfür, günah, ihtilâf, düşmanlık, rüsvaylık, fısk ve münafıklık…</div>
<div></div>
<div>“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi uğradığı bir mezarın yanında yatacak ve ‘Keşke bu kabirde yatan kişinin yerinde ben olsaydım.’ diyecek. Bunu Allah’a kavuşmak için değil, gördüğü şiddetli sıkıntılardan ötürü söyleyecektir.” (Hakim, 4 / 454) diyor Allah Resulü Aleyhissalâtü vesselâm.</div>
<div></div>
<div>Ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) haber verdiği gibi zulüm altında inliyor bugün masum insanlar&#8230; Müslümanım, insan hakları savunucusuyum diyenlerin hasedi ve çıkarları yüzünden suçsuz insanlar yaptıkları hizmetlerden dolayı bugün ayrıştırılmış, ötekileştirilmiş ve düşman haline getirilmiş… İnsafsız, vicdansız, eşi benzeri pek görülmeyen bir soykırıma maruz kalmış…</div>
<div></div>
<div>Birileri dünya nimetlerinden daha fazla istifa etme adına tasalanırken onun mümin kardeşi Yemen’de açlıktan ölüyor. Uygur’da yaşama hakkı bulamıyor. Suriye’den, Irak’tan, Somali’den, Afganistan’dan… istisnasız bütün Müslüman ülkelerden kaçıp özgürce bir nefes alabilmenin hesabını yapıyor. Kimi Akdeniz’de, kimi Ege’de kimi Meriç’te bırakıyor bir tarafını.</div>
<div></div>
<div> “Ahir zamanda yöneticiler tarafından ümmetimin başına öyle şiddetli sıkıntılar ve zulümler gelecek ki koca geniş dünya onlara dar gelmeye başlayacak. Bütün yeryüzü o derece zulüm ve haksızlıklarla dolacak ki, mümin kimse o zulümden kaçıp sığınacak bir yer bulamayacak&#8230;” (Hâkim, 4/465; Suyutî, Cemu’l-Cevami’-şamile-h. No:11398)</div>
<div></div>
<div>Alın teri ile kazanılan, amele gibi çalışılıp yapılan okullar, üniversiteye hazırlık kursları, evler… iş yerleri bir kısım işgalciler, mütegallipler, mütehakkimler, mutasallıtlar tarafından işgal edilecek… ama kimse mukabele etmeyecek: ‘Yahu durun!’ demeyecek… Yüz ekşitmesiyle bile mukabelede bulunmayacak&#8230;</div>
<div></div>
<div> ‘Fesada ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfür ve küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak, zîr ü zeber edecek.’ (Şualar, Risale-i Nur)</div>
<div></div>
<div>İşte haber verilen bütün bu fitne ve virüslerin… hastalık ve illetlerin yanında bir de Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdesi var… Kardeşi olma şerefi&#8230; ahirzamanda O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabının yolunda yürüme payesi… Dünyaya muhabbette bulunmadan, sahabi yolunda gözünü kırpmadan yürüme lütfu…</div>
<div></div>
<div>Sahabenin Bedir’e yürüdüğü gibi… Uhud’a yürüdüğü gibi… Hendek’te dimdik durduğu gibi…</div>
<div>Evini, barkını, hayvanın sırtında, çardak malzemesi olarak taşıyıp, otağını bir cephede kurduğu ve orada iş bitince, yine yükleyip başka bir cepheye yöneldiği gibi…</div>
<div> O günün imkanlarıyla atın, katırın sırtında tâ Ceziretü’l-Arab’dan kalkıp İstanbul önlerine kadar geldiği gibi… Allah Rasûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdesine nail olmaya çalıştığı gibi…</div>
<div></div>
<div>Çoğu insanın, yeryüzünde fesat yaydığı bir dönemde… kadın-erkek tefrik etmeden masum insanları derdest edip içeriye attığı bir zamanda.. hatta minnacık çocukları annesinden kopardığı veya yeni dünyaya gelmiş çocukları, kundağı içindeki çocukları, annesiyle beraber içeriye attığı bir medeniyet asrında.. müfsidlerin zulümleri gözlerin içine baka baka yaptıkları ve bunu meşru gösterdikleri bir helaket çağında… zâlimlerin zulmüne rağmen, hâinlerin hıyanetine rağmen ıslahçı olan insanlar; işte onlar ‘Benim kardeşlerim!..’ buyuruyor O sallallâhu aleyhi ve sellem…</div>
<div></div>
<div>İnsanların fesada verdikleri şeyleri derleyip-toparlayıp yeniden ıslah eden, deformasyonları yeniden forma koyan, dejenerasyonları gözden geçirip yeniden aslına döndüren o bahtiyarlar… O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) kardeşleri!..</div>
<div></div>
<div>Risâle-i Nur’dan ders alan ve bu Hizmetlerin Mimarı Hocaefendi’nin arkasından ayrılmayan hasbi gönüller…’elbette çok masumların kanını ve hukukunu zayi eden fitnelere girmez ve bilhassa tecrübeleriyle, mükerreren akim ve zararlı kalan fitnelere hiçbir cihetle yanaşmaz.’ (Tarihçe-i Hayat, 232)</div>
<div></div>
<div>Nam-ı Celil-i Muhammedî&#8217;nin dünyanın her yerine ulaştırılması… insanlığın sevgi ve hoşgörüyle buluşması onların tek sevdası…</div>
<div></div>
<div>“Şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hristiyan&#8217;ın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilâf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerektir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor.” (Emirdağ Lâhikası, 206) diyor Bediüzzaman…</div>
<div></div>
<div>İmkan ve fırsatları, şerare üretmek için değil, dostlarımıza ümit, inşirah ve moral kaynağı olmak için seferber etmemiz gerektiğini vurguluyor Üstad. Sürekli menfi şeyleri dile getirmekle, insanları şeytanî şerarelerinin tesirine iteceğimizi de…</div>
<div></div>
<div>Bugün menfi gibi görünen şeylere takılıp ümitsizliğe düşmeye gerek yok. Gaye-i hayalimiz, mefkuremiz için rantabl olarak nasıl çalışırız? İşte düşünmemiz gerekenin bu olduğunu ısrarla ifade ediyor mektuplarında Bediüzzaman.</div>
<div></div>
<div>O halde bu kaos içinde ümitle oturmalı, öyle kalkmalı, öyle düşünmeli…öyle konuşmalı, öyle davranmalı ki arkada kalanlar…Hizmet insanlarına heyecanla baksınlar, ümitle şahlansınlar ve geleceği karanlık gösterici düşüncelere kapılmasınlar.</div>
<div></div>
<div>Bu işin emanetçileri olarak o emanette emin değilsek, hala derlenip toparlanıp uzlaşamamışsak, masum hizmet gönüllülerinin dertlerini kendi derdimiz gibi hissetmiyorsak, ağlayan herkesle ağlayamıyorsak, ızdırap çeken herkesle inleyemiyorsak, onların dertlerini kendi dertlerimiz saymıyorsak, onların soğuk ve karanlıkta geçen gecelerine mukabil biz rahat gecelerimizi Dergah-ı İlahiye’ye onların durumunu arz etmek için tahsis etmiyorsak, başlarımızı yere koyup &#8220;Allah’ım ümmet-i Muhammed&#8217;e yardım et! Allah’ım kardeşlerimizi kurtar!’ diyemiyorsak istediğimiz kadar konuşalım bir arpa kadar dahi o gariplere yardımımızın olmayacağını da tekrar tekrar hatırlatıyor Büyüğümüz… …</div>
<div></div>
<div>Eğer Hizmet’in geleceği ile bir endişemiz varsa hiç merak etmeyelim, bu davanın sahibi Allah’tır ve onu koruması gerektiği gibi de koruyacaktır.</div>
<div></div>
<div>Şimdi, oturup kalktığımız her yerde, insanları rehabilite etme adına, moralize etme adına, sürekli birbirimizi takviye etmeli, baş başa vermeliyiz. Öfkelenme, çırpınma, dövünme yerine, hareketi, hamleyi, gayreti durdurmadan, Allah’ın izni ve inayetiyle alternatif yollar, yöntemler oluşturarak ümit ve heyecanla ileriye götürmeye bakmalıyız. Çünkü bunalan, zulümlerle sarsılan insanlığın Hizmet’in inşirah verici soluklarına çok ihtiyacı var…</div>
<div></div>
<div>Bediüzzaman, yalnız olarak hapis tutulduğu çoğu yerde Cuma namazlarına gidemez… Ama o abdestini alır, gider parmaklıkları zorlar, kilide dokunur, sebeplere riayet eder. Hal diliyle ‘ben bütün hazırlıklarımı yaptım, eğer kapı açılsaydı, çıkıp gidecektim’ der.</div>
<div></div>
<div>Ramazan Ayı’nda yakaladığımız manevi havayı devam ettirme bu bakımdan çok önem arz ediyor… Risaleleri, pırlantaları okumamız lazım bu hazırlık döneminde&#8230; Kuvve-i maneviyemizi takviye edecek, ümit gücümüzü güçlendirecek şeyleri müzakere etmemiz gerekiyor… Değişik faktörleri, değişik argümanları, değişik delilleri değerlendirerek sürekli iman adına hep canlı kalabilirsek yarının dünyasına bir şeyler anlatabiliriz. Yoksa dışta, şekilde kalır ve dünyanın bizden beklediği şeyi veremeyiz.</div>
<div></div>
<div>Bu açıdan insan her sabah güne uyanırken ter ü taze bir imanla o güne başlamaya azmetmeli&#8230; Her gününü imanda daha bir derinleşmek suretiyle canlandırmalı, hayattar hale getirmeli.</div>
<div></div>
<div>Hasılı, ahir zamanın şiddetli fitneleri içinde insanlık kavruluyor. Bu yangına dökecek bir kova suyu olan insanlar, gittikleri ülkelerde entegrasyonunu tamamlamaya çalışırken neden orada bulunduğunu da unutmamalı… Manevi kanadını da çok iyi geliştirmeli ki O’nun (sav) ‘kardeşleri’ olma bahtiyarlığını yakalayabilsin… Vesselam…</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/felaket-ve-helaket-asrinda-samimi-insanlar-fikret-kaplan/">Felâket ve helâket asrında samimi insanlar | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lütuflara mazhar olma zamanı…Bayram &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/lutuflara-mazhar-olma-zamanibayram-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 May 2021 16:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samimi hizmet gönüllüleri için bambaşka bir anlam ifade ediyor Ramazan Bayramı. Lütuflara Mazhar Olma Zamanı…Bayram Evimize, gönlümüze, ruhumuza ve aklımıza misafir olan Recep ve Şaban’dan sonra… şimdi de Ramazan ayrılıyor&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/lutuflara-mazhar-olma-zamanibayram-fikret-kaplan/">Lütuflara mazhar olma zamanı…Bayram | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samimi hizmet gönüllüleri için bambaşka bir anlam ifade ediyor Ramazan Bayramı.</p>
<p>Lütuflara Mazhar Olma Zamanı…Bayram</p>
<p>Evimize, gönlümüze, ruhumuza ve aklımıza misafir olan Recep ve Şaban’dan sonra… şimdi de Ramazan ayrılıyor</p>
<p>Bir aylık misafirlik bitiyor, bin bir varidatla gelen Ramazan gidiyor.</p>
<p>Allah’ım Ramazan ayının hakkını verdik mi yoksa onu zayi mi ettik bilemiyoruz? Acaba Habib-i Ekrem’inin ‘kalkan’ dediği orucu, fenalıklara karşı siper ederek, o siperin arkasında bir ayı geçirebildik mi?</p>
<p>Bir taraftan bu mübarek misafiri memnun edememiş olma endişesiyle bir burukluk yaşıyor, diğer yandan da bayramı mağfiret-i İlahiyeye mazhar olma adına bir lütuf görerek ümit hisleriyle doluyoruz…</p>
<p>Onun getirdiği maneviyata gönlünü açmış, onunla uyanmış ve dirilmiş ruhlar… Zulüm altındaki kardeşlerini ve insanlığın yaşadığı sıkıntıları sürekli düşünmüş ve haşyetle ürpermiş gönüller…</p>
<p>Allah’ın rızasını kazanma ve mağfirete mazhar olma arzusuyla gecesinde uyumamış, aşk u şevkle köpürmüş vicdanlar…</p>
<p>Şimdi de başka bir rahmet atmosferiyle, bayramın sımsıcak günleriyle kucaklaşıyor.</p>
<p>Ramazan gibi Kadir Gecesi gibi benzeri görülmemiş bir Bayram sabahına kavuşuyor.</p>
<p>Ramazan’dan çıkmış olmanın, oruç günlerini arkada bırakmanın ve rahatça yeme-içme serbestliğine ermenin sevinci değil bu.</p>
<p>Kulluk vazifesini eda etmiş ve Cenâb-ı Hakk’ın gufranına kavuşmuş olma ümidiyle gönüllere gelen bir inşirah bu.</p>
<p>“Oruç sırf Benim içindir; onun karşılığını da bizzat Ben vereceğim.” (Buhari, Müslim) vaad-i sübhanîsi ile nazara verilen mükâfatı elde etmiş olmanın recası bağlanan bir bayram…</p>
<p>Dünyanın meşakkatleriyle, imtihanlarıyla mücadele ede ede Rabbin rızasına ulaşmanın ümit edildiği o gerçek bayramların ilk sevinci…</p>
<p>Bugün kendisi muhtaç olsa da fakirin, fukaranın, ihtiyacı olanın, perişanın ve derbederin ihtiyacını gören&#8230; onlara yarım bir hurmayla da olsa el uzatanların bir nebzecik olsun sevinci olan bir bayram…</p>
<p>Yaşatmak için yaşamanın, Şeytanın oyuncağı olmamanın ve zalime baş eğmemenin karakterli duruşu olan bir Bayram…</p>
<p>Samimi Hizmet gönüllüleri için bambaşka bir anlam ifade ediyor Ramazan Bayramı</p>
<p>Sadece kendi ruhlarının ikamesi ile kavuştukları bir bayram da değil onların ki… “Ben bu kutsî dava için dünyanın bütün lezzetlerini, zevk ve sefalarını, makam ve mevkilerini terk ettim. Gerekirse ahiret saadetimi de terke hazırım. Siz de hiç olmazsa dünyanızdan biraz fedakârlıkta bulunun.” diyen bir dava adamının peşine takılmış gariplerin bayramı onların ki.</p>
<p>“Senelerden beri zalimlerin zulüm pençesinde inleyen bu bîçare, Müslüman kardeşlerinizle geçirmekte olduğunuz bu mübarek bayramın belki dokuzuncusunu hücre köşelerinde, dostlarınızdan uzak, akraba ve taallukatınızdan mahrum bir vaziyette, teâli ve terakkisi için çalıştığınız cem&#8217;iyet-i İslâmiye arasından uzaklaştırıldığınız bir halde geçireceğinizi hatırladıkça yüreğim parçalanıyor, ruhum azîm bir elemle yanıyor, gözlerimden yaşlar dökülüyor.</p>
<p>Kalbimden yükselip gelen bir ses: ‘Ağla hem çok ağla! Belki rahmet-i İlahiyenin nüzulü ve âlem-i İslâmın saadet ve selâmeti için ağlayanlarla beraber ağla!’ diyor.” (Barla Lahikası)</p>
<p>Bütün yollar kapansa bile bir patika bulup arkadaşları, kardeşleri için oradan yürüyen… o mağdur, mazlum, mahkum, haysiyetleri şerefleri rencide olmuş insanların imdadına koşan ve koşacak olanların ümit sabahı olan bir bayram.</p>
<p>Bir kısmı meçhullerde, bir kısmı hapishane koğuşlarında, tek kişilik hücrelerde, umuda gün sayılan karanlık odalarda… Hapisten çıkacak yakının yolunun gözlendiği evlerde ve diyar-ı gurbetlerde, yüz binlerce ferdi bulunan nurani bir halkanın tesis ettiği bambaşka bir Ramazan Bayramı…</p>
<p>Yürüdüğü yolun doğru olduğuna tam inanan ve onda inhiraf yaşamayanlara Yüce Allah’ın ikram ettiği farklı bir Bayram…</p>
<p>Kardeşler, dostlar, aileler, Hizmet insanları… iftar için bir araya gelemediler belki bu yıl. Sahura misafir alamadılar.</p>
<p>Ama bunun yanında evlerin ve gönüllerin birbirine bağlandığı manevi ağlar kuruldu dünya çapında.</p>
<p>Gaybubet haline dönüşen evlerde kılınan teravihler… okunan binlerce hatm-i şerifler, yüzbinlerce Fetihler ve Yâsinler, Cevşenler, Kulûbu’d-Dârialar, Tevhidnâmeler, Kırık Dilekçeler ve daha binlerce dua ve niyazlar… Yüce Allah’ın Ulu Dergâhına arz edildiği manevi bir ayın zirve günleri…</p>
<p>‘Gurbet, şayet Allah rızası için yaşanan bir gurbetse, öyle bir gurbette bayramı duyma, sılada bayram yapmadan çok daha derindir. Bir insan kendi ülkesinde, bayramı bütün şatafat ve debdebesiyle, olanca ihtişamıyla yaşayabilir; fakat, zannediyorum, onu gurbette hicran duygularıyla karşılama Cenab-ı Hak katında daha değerlidir.</p>
<p>Bir insanın gurbette ölmesi, Allah nezdinde nasıl değerli ise ya da Allah rızası için vatanından ayrılan bir insanın hicreti nasıl kıymetler üstü kıymete ulaşıyorsa, aynen öyle de dine, Kur’an’a ve insanî değerlere hizmete bağlı olarak veya ehl-i dalalet ve ehl-i küfrün cebrine maruz kalarak gurbette bayram yapan insanın bayramı da çok derinleşir; o insanı farklı buudlara ulaştırır.’ buyuruyor Büyüğümüz.</p>
<p>Gaybubetlerde, zindanlarda… hicret yollarında ve gurbet diyarlarda hüzünle yaşanan bu Ramazanlar…Bayramlar… gökler ötesinde yapılan makro bir planın samimi insanların vesilesiyle yavaş yavaş gerçekleşen parçalarına dönüşüyor bugün…</p>
<p>Zira, Üstad Bediüzzaman bugün çekilen sıkıntıları, gözyaşlarını tebrik ederek şöyle buyuruyor:</p>
<p>“Bu dershane-i Yusufiyedeki muvakkat sıkıntıların daimi lezzetler ve faideler vereceklerine inanan sizin gibi ihlâslı zatlara acımak ve rikkatten ağlamak haletini tebrik… Hem uhuvvetimizin, hem Risale-i Nur’un, hem Ramazanımızın, hem sizin bu yüzden öyle faydaları var ki; Perde açılsa; “Ya Rabbena şükür, bu kaza ve kader-i İlâhi hakkımızda bir inayettir” dedirtecek, kanaatim var.” (Şualar)</p>
<p>45 Bayramı zindanlarda yalnız geçiren Bediüzzaman için asıl bayram şuydu:</p>
<p>‘…Risale-i Nur&#8217;ları &#8220;Nurun ala nur&#8221; olduğunu ispat ederek kıyamete kadar serbest okunup ve yazılmasına hak kazandıran ve âlem-i İslam’ın Kur&#8217;an-ı Azîmüşşan&#8217;ın kudsi gıdasıyla ve Nur&#8217;un uhrevî taamıyla ve şakirdlerinin iştihasıyla ekmek, su ve hava gibi bu Nurları okuyup yazanlardan binler kişinin imanla kabre girdiği&#8230; Risale-i Nurlar, matbaalarda binlerce basılıyormuş. Bu en büyük bayramımızdır. Bu bayram, bütün dünyadaki din kardeşlerimizin bayramıdır.” (Şualar)</p>
<p>Mevlâ’nın bizi affedeceği… cürm-ü hataların gideceği, bütün kardeşlerimizin kurtulacağı ve Üstadımızın, Hocaefendi’nin ümit bağladığı o baharlara…o bayramlara kavuşma ümidiyle, Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum.</p>
<p>Not: Bayram Hediyesi Güzel Bir Video:</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_93761"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/MN3LYRM7DVE?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/lutuflara-mazhar-olma-zamanibayram-fikret-kaplan/">Lütuflara mazhar olma zamanı…Bayram | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümit Sofrası ve Bereketli Sahur &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/umit-sofrasi-ve-bereketli-sahur-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 May 2021 10:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19179</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Hadiselerin dilini okumakta zorlandığımız bugünlerde içimize inşirah salan bir ‘Ümit Sofrası… ve feyzinden doya doya istifade ettiğimiz ‘Gecenin bereketli Sahuru’ kurulmuş gönül yamaçlarımıza. ‘Her şey bitti, o güzel günlerden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-sofrasi-ve-bereketli-sahur-fikret-kaplan/">Ümit Sofrası ve Bereketli Sahur | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div>Hadiselerin dilini okumakta zorlandığımız bugünlerde içimize inşirah salan bir ‘Ümit Sofrası… ve feyzinden doya doya istifade ettiğimiz ‘Gecenin bereketli Sahuru’ kurulmuş gönül yamaçlarımıza.</div>
<div></div>
<div>‘Her şey bitti, o güzel günlerden artık eser kalmadı’ dedikleri bir zamanda samimi insanlar tam tersine yepyeni bir heyecanla iştirak ediyorlar her gün bu Ümit Sofrası’na… Gecenin Bereketli Sahuruna…</div>
<div></div>
<div>Maziyi ve atiyi aynı anda tattıkları, yudumladıkları, kana kana içtikleri Halil İbrahim’in (as) bu bereketli sofrasında sevgi ve ümit dolduruyorlar gönül kaplarına.</div>
<div>Başlarında güvercin varmış gibi edeple dinliyorlar Asr-ı Saadet’ten yükselen muhteşem sesleri… Canlanıyor yeniden gözlerinde mazideki o Hizmet günleri…</div>
<div></div>
<div>Ama ümitsizliğe kapılmıyorlar… bedbinliğe düşmüyorlar. Gecenin siyah zülüflerinde ter ü taze bir aşkla yarının muhteşem günlerini diliyorlar Ezel ve Ebed Sultanı’ndan…</div>
<div></div>
<div>Dünyanın dört bir tarafından bu online iftara ve sahura uzanan sevgi halkaları oluşmuş. Yaşları ayrı, başları ayrı, işleri ayrı, kıyafetleri ayrı, yerleri ayrı&#8230; renkleri, dilleri ayrı sineler bir ekranın başında bağlanmışlar bu manevi ziyafet sofrasına.</div>
<div></div>
<div>Kimisi Doğuda, kimisi Batıda, kimisi Güneyde, kimisi Kuzeyde… kimisi hapiste, zindanda.. kimisi gaybubette… kimisi hicret yolunda kimisi gurbet diyarında.. büyük manevi bir beraberlik kurulmuş. Kâinatın bütün kuvveti toplansa onları ayıramamış vifak ve ittifak atmosferinden.</div>
<div></div>
<div>Dünyevi ölçüler açısından insanı dehşete düşürmesi beklenen devrin dehşetli şartları onları bu irtibattan koparamamış. İşkenceler, yokluklar, mağduriyetler onları vefasızlığa itmemiş.</div>
<div></div>
<div>Bu manevi online sofralarda, Allah konuşuluyor, peygamber’den bahsediliyor, yudum yudum kitap içiliyor… hak, hukuk, evrensel barış ve Hizmet ikram ediliyor.</div>
<div></div>
<div>Katılaşmış, kurumuş gönülleri Hızır gibi yeşilliklere çeviriyor, canlandırıyor bu sofralar&#8230;</div>
<div></div>
<div>Yolumuzu aydınlatan yüce dimağların yüksek mefkureleri, yaşadıkları çağı düşünüp söylemeleri, sadelikleri, insani enginlikleri, vefaları, dostlarına bağlılıkları, iffetleri, tevazuları, mahviyetleri ve istiğnaları dillere destan olmuş bu sofralarda…</div>
<div></div>
<div>Bosna Hersek’te, Irak’ta, Kafkaslar’da, Filipinler’de, Uganda’da… hayatları pahasına da olsa insanlığa hizmet eden fedakar yiğitlerin sesi duyuluyor yeniden gecenin bereketinde…</div>
<div></div>
<div>Gençliklerinin en güzel yıllarını savaş ve mahrumiyet bölgelerine gömüp, Afrika’daki öğrencinin, Rusya’daki çocuğun başını okşayan hizmet erlerinin gönül hikayeleri yansıyor iftar sofrasına&#8230; Dünyayı sevgi etrafında buluşturacak olan o sevda tutkunu meyvelerin farklı renk ve sesteki Kur’an tilavetleri dinleniyor ümitle…</div>
<div></div>
<div>Nam-ı Celilî Muhammedi’nin (Aleyhissalatu Vesselam) güneşin doğup battığı her yere ulaştırıldığını görmek isteyen gaye-i hayal sahibi dostların sohbetine kulak veriyorsunuz iftarda, sahurda…</div>
<div></div>
<div>Ümit Sofrası’na ya da gecenin bereketli sahuruna bağlanan bu samimi gönüllüler, tercih ettikleri bu mukaddes hizmetten dolayı asla pişman değiller ve hiç endişe etmiyorlar. Sürekli suçlu arama peşine düşüp musibeti ikileştirmiyorlar. ‘Yolun kaderi bu’ diyorlar. Şimdi fırtına zamanı olduğunu ve yaprak gibi titreyip duranların savrulup gideceğine imanları tam. Çınar gibi dimdik duranların dört mevsimi de göreceklerine tereddütsüz inanıyorlar.</div>
<div></div>
<div>Onlar, Kitap ve Sünnet çerçevesinde yapmaları gerekli olan şeyleri yapıyorlar. Ne dostun vefasızlığından ve hasedinden ne de kendilerine kin ve nefret duyan insanların cefasından sarsılmıyorlar:</div>
<div> “Biz Allah’ın emriyle, onun yolunda hareket etmeye vazifedarız. Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmayız. O (cc) ne dilerse onu yapar.&#8221; diyorlar.</div>
<div></div>
<div>Hayatları boyunca tahakkümü, zilleti kabul etmeyen; haksızlığa katlanmayan, zulümden nefret eden; kimseye minnet borcu olmayan  aşk u şevk insanları, kendileri ile aynı duyguda oldukları için dört bir yandaki gönüllerle oturmuşlar bu sofra başına…  Bu kahramanlarla elif gibi dosdoğru olarak yollarına devam etmekte kararlılar.</div>
<div></div>
<div>Hadiseler istedikleri gibi cereyan etmiyor; insanlar onları anlamıyor, bütün ızdırabları, inlemeleri ve gurbetleri yaşamak onlara düşmüş. Fakat, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdesi onlara yetiyor:</div>
<div>“Tûbâ lilguraba-Müjdeler olsun gariplere!..”</div>
<div></div>
<div>Hasılı, yarının şeref sayfalarında yer alacak olan samimi gönüller Ramazan vesilesiyle akşam iftarda… gece sahurda online olarak bağlanıyorlar manevi sofralara…</div>
<div>Bu toz duman içinde fedakarlıklarla kurulan bu ümit sofralarını birkaç kelama bürüyüp tarihin satırlarına dökmek de bir vefa ve borç olarak düştü tarafımıza…</div>
<div></div>
<div>Bu vesileyle Asım Yıldırım Bey, Barış Cem Kaya ve adını burada sayamadığım pek çok yerdeki bu tür güzelliklere vesile olan… işin mutfağında olan İlyas Bey gibi arkadaşlara teşekkürlerimi sunuyorum. Ramazan akşamlarımızı, iftarlarımızı…teravih ve sahurumuzu yalnızlığa mahkum etmeyip ümit yamaçlarına taşıdığınız için Rabbim sizden ebeden razı olsun.</div>
<div>Rabbim, Ramazan-ı Şerif’in şu son günlerini hayırla geçirip kardeşlerimiz hakkında alacağımız müjdeli haberlerle bayrama ulaştırsın inşallah. Amin Ya Muin!</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-sofrasi-ve-bereketli-sahur-fikret-kaplan/">Ümit Sofrası ve Bereketli Sahur | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrensel bir ramazan, sığmazdı dar sınırlara &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/evrensel-bir-ramazan-sigmazdi-dar-sinirlara-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 May 2021 12:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Ayi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19119</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “İşte sana, onların kendi yolsuzlukları yüzünden ıpıssız kalan yurtları!..”  (Neml, 52) Kendisini bir garip hissediyordu… Bilmediği, tanımadığı…pek de uğramadığı bir diyara gelmişti sanki. Bir başka hüzünlüydü. Hayır, hayır… burasıydı.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/evrensel-bir-ramazan-sigmazdi-dar-sinirlara-fikret-kaplan/">Evrensel bir ramazan, sığmazdı dar sınırlara | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div><b>“İşte sana, onların kendi yolsuzlukları yüzünden ıpıssız kalan yurtları!..” </b></div>
<div><b>(Neml, 52)</b></div>
<div></div>
<div></div>
<div>Kendisini bir garip hissediyordu… Bilmediği, tanımadığı…pek de uğramadığı bir diyara gelmişti sanki. Bir başka hüzünlüydü.</div>
<div></div>
<div>Hayır, hayır… burasıydı. Her yıl gök kapılarının ardına kadar açıldığı o mübarek zamanda bir ay misafir olarak kaldığı yer tam da burasıydı.</div>
<div></div>
<div>Cenâb-ı Hakk’ın, her gece dünya semasına indiği, kullarına sonsuz teveccühte bulunduğu o zamanları nasıl unutabilirdi. İnsanlara melekuti âlemin kapılarının sonuna kadar aralanacağı o lütuf günlerini…</div>
<div></div>
<div>Misafir kaldığı müddetçe orada geçen haftaları, günleri değil; bir tek saati dahi anlatamazdı. Nasıl anlatabilirdi ki, o masum ve samimi insanların benliğine sinen, derinlemesine ruhlarında yaşanan o Ramazan saatlerini… Manevi hazlarıyla ötelerle buluşan hayatın Cennet gecelerini…</div>
<div></div>
<div>İnsanlara, ebedi hayatlarını kazanma yolunda bir ay rehberlik yapmak için geldiği bu topraklarda nedense bir tuhaftı… Kaç yıldır her geldiğinde daha da bir gariplik hissediyordu zaten… Güya gözleri açacaktı nefsin tuzaklarına, hakikatlerin yüzüne… ebedi saadet alemine.</div>
<div></div>
<div>İnsanlığın hamisi olma gibi büyük bir misyonu eda etmiş Anadolu topraklarında hep misafir olmuştu halbuki…Bir başka ağırlanmıştı bu şehitler diyarında… Çok farklı değer verilmişti…</div>
<div></div>
<div>Ama şimdi bir yabancılık ve yalnızlık hissediyordu nedense…</div>
<div></div>
<div>Allah korkusunun sökülüp atıldığı kalplere ne verebilirdi acaba? Haksızlık karşısında eğilen, yıkılan…bir menfaate sükutu tercih eden insanların kendisinden faydalanacağı bir şey olabilir miydi?</div>
<div></div>
<div>Cansız cenazeler haline gelmiş bir memleketin mezar taşlarına ne kadar etkisi olabilirdi?</div>
<div>O eski his ve heyecandan eserin olmadığı… İnsaf, şefkat ve merhametin tamamen yok olduğu gönüllere kendi manevi havasını nasıl hissettirebilirdi?</div>
<div></div>
<div>Dünya ve dünyanın ukbaya bakan yamaçlarından teneffüs ettirmek için… iç içe Rahman gecelerin güzelliklerini resmedip ebedileştirmek için tefessüh etmemiş vicdanlar… kezzap dökülmemiş insaflar gerekiyordu.</div>
<div></div>
<div>Neredeydi o mazlum ve mağdur insanlara yardım için aylarca öncesinden hazırlık yapan Hizmet insanları? Camiler, sokaklar, mahyalar, kubbeler nasıl bu denli şuursuz bir hale bürünmüştü? Hayret veriyordu her şey kendisine&#8230; Bu şehitler diyarı böyle değildi. Hiçbir dönemde bu kadar da lal kesilmemişti.</div>
<div></div>
<div>Halbuki şeytanlar bağlanmıştı. Zincire vurulmuşlardı kötülük telkin etmemeleri için. Kalplere hayır yolları, sevgi bahçeleri tamamen açık tutulmuştu.</div>
<div></div>
<div>Fakat, İblisin çok ötesinde kötülük düşünen talihsizlere ne verebilirdi… Ne kabir ne mahşerdeki mahkeme ne de adalet onlara bir şey anlatıyordu. Zavallıların gözleri var; ama göremiyorlardı. Kalpleri var; ama hissedemiyorlardı. Zihinleri olabildiğince kirli, ağızları bozuk, içleri kin ve nefretle köpürüp duran bu insanlar şeytan bağlı olsun olmasın cürümlerine devam ediyorlardı.</div>
<div></div>
<div>Tahakküm etmek, insanları ezmek, yıpratmak, küçük düşürmek… hasta, yaşlı, kadın, bebek zindanlarda yok etmek… Sonra akşama kadar aç kalmak, Kur’an okumak… takke, teşbih taşımak…</div>
<div></div>
<div>Memleketin bu içler acısı durumuna ve iniltileri yürekler dağlayan mazlumların haline hüzünle şahit oluyordu. Her yerde samimi, hakperest insanların, zorba ve dehşetli adamların elinde feryat ettiklerini görüyordu. Bütün memleket, baştan başa bir matem yurduna dönmüştü.</div>
<div></div>
<div>Ağlamaktan kendini alamadı ve yüzünü maziye çevirip dost, kardeş, talebe, esnaf, öğretmen, işçi, memur…samimi hizmet insanlarını aradı. Kendilerini insanlığa hizmete adamış o masumların hayalleri gözünün önüne geldi.</div>
<div></div>
<div>Hüzünlü gözlerle ülkeyi seyretti. Sokak sokak, ev ev gezdi. Okulların, yurtların çehresine baktı. Hamiyetperver esnafın, tüccarın işyerine uğradı. O evlerdeki, okullardaki, yurtlardaki, işyerlerindeki insanların çoğu ile dosttu.  Şimdi o güzel insanlar yoktu artık buralarda.</div>
<div></div>
<div>Hizmet insanlarıyla geçirdiği, o şirin Ramazanlar birer birer canlandı gözünde. O kadar rikkatine dokundu ki, binlerce gözü olsa onunla beraber ağlayacaktı.</div>
<div></div>
<div>Samimi insanların gayretleriyle, saygının, sevginin ve insanî münasebetlerin yeniden canlandığı ülkeye ne olmuştu böyle?</div>
<div></div>
<div>Ülkede masum insanlara yapılan tazyiklerle, reddedilişlerle, bir türlü sindirilemeyişlerle, kabul edilmeyişlerle, tehditlerle, tenkillerle, hapse atılmalarla, işkence görmelerle, acaba Cenâb-ı Hak bir metamorfoz mu yaşatıyordu bu ahirzaman gariplerine?!..</div>
<div></div>
<div>Hem bu hüzün hem de hüznün arkasında gizlenen lütuflarla hayret içerisindeydi Ramazan. İnsanlar bu manevi Rahmet iklimine ne kadar muhtaç ise… Ramazan da kendisini anlayacak o samimi sinelere o kadar muhtaçtı…</div>
<div></div>
<div>Ağlamaktan kendini alamadı ve Üstad Bediüzzaman gibi Çamlıca Tepesi’ne, İstanbul’a bakan yüksek yere çıktı, oturdu. Hayalen yıllar öncesine gitti. Sanki asırlar geçmiş kadar tahribat olduğunu gördü memlekette.</div>
<div></div>
<div>Baktı ki, etrafındaki şehir, insanların içi, ruhu, aklı, kalbi.. baştan aşağı yakılmış, yıkılmış. Adeta iki yüz sene zulümle geçmiş gibi hüzünlü gözlerle seyretti İstanbul’u.</div>
<div></div>
<div>Müslümanların evleri ve maneviyatları tahrip edilmiş gördü. Bir kadıncağızın hicret yollarına düşmüş, Meriç’lerden geçmiş evladına telefonda:</div>
<div></div>
<div>‘Evladım ne mukabele, ne teravihimizde… ne iftar ve ne sahurumuzda bereket kaldı… Allah hakkı için söylüyorum, ibadetlerimizde eski huzur kalmadı… ne namazımızda, ne orucumuzda o eski şevk var… Ramazan’da manevi bir hava eserdi. Çaldılar onu. Çaldılar ülkenin maneviyatını!’  Ve dakikalarca telefonda ağlayışına şahit olduktan sonra şunları duyuyordu: ‘İlk defa bu kadar kuru, duygusuz ve boş geçiyor mübarek zamanlar.’</div>
<div></div>
<div>Kalbi en derinden sızladı. Bu, o kadar kalbine dokundu ki, her biri için milyonlarca gözle beraber ağladı. İnsanlığın bekasına adanmış bu hizmete karşı ruhlar nasıl olmuş da dilsiz şeytan kesilmişti.</div>
<div></div>
<div>Belki şimdiye kadar hiçbir şey kendisini bu kadar yakmamış, ağlatmamıştı.  Özellikle Müslümanım diyenlerin haline çok hayret etti:</div>
<div>“Nasıl oluyor da bu zulmü görmüyorlar ve kendilerini aldatıyorlar?” diye düşündü.</div>
<div></div>
<div>Çünkü o vaziyet, dünyanın tamamen fâni olduğunu ve insanların da içinde misafir olarak bulunduğunu ancak tamamen unutmasıyla mümkün olabilirdi. Hakikat ehlinin sürekli ‘Dünya gaddardır, aldatıcıdır, fenadır, aldanmayınız!” demelerinin ne denli unutulduğunu gözleriyle gördü. O şirin vatanın Hizmetin şahsında aslında dine savaş açıp manen ölmesi karşısında yüzlerce gözle ağlamaya ihtiyaç duydu.</div>
<div></div>
<div>Her sabah bir meleğin:</div>
<div>“Ölmek için dünyaya gelir, harap olmak için işler yaparsınız.” dediği hakikate bizzat şahit oluyordu. Kulağıyla değil, gözüyle görüyordu.</div>
<div></div>
<div>Madem dünyada böyle tahammülü aşan, sabrı tüketen, karşı koyulmaz, yakıcı zulümler var. ‘Bu Hizmet ehli insanlar buna nasıl dayanıyorlar acaba?’ diye düşündü.</div>
<div>Ruhu düşman vaziyetini alan sayısız belâ karşısında hizmet gönüllüleri için bir dayanak noktası, bir yardım eli aradı. O sayısız ayrılıklardan, tahriplerden ve ölümlerden gelen hüzne ve gama karşı bir teselli…</div>
<div></div>
<div>‘O Aziz ve Hakîmdir: Üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir. Göklerin ve yerin hakimiyeti O’nundur. Hayatı veren ve alıp öldüren O’dur. O her şeye kadirdir. (Hadîd sûresi,1-2)</div>
<div></div>
<div>‘Hizmet gönüllülerinin maruz kaldığı bu zulümler seni neden bu kadar üzüyor? Her şeyin asıl Mâlik’i, Sahibi ve Rabbi olan Nakkaş-ı Ezelî’ye bak. Her şey, senin Yaratıcın olan şu memleketin Hakiki Mâlik’inin emrine boyun eğer, her şeyin dizgini O’nun elindedir, O’na bağlanman yeter.’</div>
<div></div>
<div>O (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlar ile beraber, Bediüzzaman’in himmeti yanlarında ise… Varsın Allah’tan kopmuş insanlar, onları karşılarına alsınlar, onlara işkence etsinler, azaba doymazlık içinde tazip üstüne tazipte bulunsunlar!.. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlarla beraber olduktan sonra, Allah’ın teveccühü onlarla beraber olduktan sonra!..</div>
<div></div>
<div>Sınırları aşıp hicret yollarındaki, gurbet diyarlardaki kardeşlerinin evine misafir olunca bambaşka bir yüzünü görüyor bu sürecin Ramazan…</div>
<div></div>
<div>O samimi insanlar, ülkenin dar sınırlarına sığmayan evrensel Ramazan kültürünü dünyaya taşımışlar ve taşıyorlar… Bu güzelim Hizmetin bir başka güzel boyutunu… Müslümanların sofrasının herkese ve her dine açık olduğunu gösteriyorlar…  Online sofralar… online buluşmalar belki bugün… Ama yarının inşa edildiği muhteşem bugünler…</div>
<div></div>
<div>Abiler, ablalar… sevenler ve sevilenler… Her taraftan pırıl pırıl renkli fotoğraflar, her yerde teneffüs edilen sımsıcak havalar… her yanda tüllenen derin şefkat ve merhamet hisleri… Kinin, nefretin bulunmadığı-bulunamayacağı günler&#8230; Sadece sofraların değil, müminlerin gönüllerinin de herkese açık olduğunu ilan eden evrensel Ramazanlar…</div>
<div></div>
<div>Ruhlardaki o yumuşak, şefkatli, sihirli ve şiirli günler… Hâlâ yüreklerde dipdiri ve rengarenk açan güller gibi Ramazanlar… yeniden filizleniyor, gönüllerde en samimi duyguları tutuşturuyor…  Sesleriyle, nur soluklarıyla… Tesbihleriyle, temcitleriyle.. ilahi sadaların muhteşem korolar teşkil ettiği derinlikleriyle o evrensel Ramazanlar insanlığa tebessüm ediyor…</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/evrensel-bir-ramazan-sigmazdi-dar-sinirlara-fikret-kaplan/">Evrensel bir ramazan, sığmazdı dar sınırlara | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanki yedim online sofraları ve Allah’ın tebrik ettiği ticaret &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/sanki-yedim-online-sofralari-ve-allahin-tebrik-ettigi-ticaret-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2021 14:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lezaiz çağırdığı zaman, sanki yedim demeli, ‘Sanki yedim’i kendisine düstur yapan adam, ‘Sanki Yedim’ namındaki mescidi yiyebilirdi, yemedi. ‘İstanbul‘da Sanki Yedim namında bir mescid var. &#8216;Sanki yedim&#8217; diyen adam, hevesinden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sanki-yedim-online-sofralari-ve-allahin-tebrik-ettigi-ticaret-fikret-kaplan/">Sanki yedim online sofraları ve Allah’ın tebrik ettiği ticaret | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><i>Lezaiz çağırdığı zaman, sanki yedim demeli,<br />
</i></div>
<div><i>‘Sanki yedim’i kendisine düstur yapan adam, ‘Sanki Yedim’ namındaki mescidi yiyebilirdi, yemedi.</i></div>
<div><i>‘İstanbul‘da Sanki Yedim namında bir mescid var. &#8216;Sanki yedim&#8217; diyen adam, hevesinden kurtardığı paralarla bina etmiş.&#8221; (Sözler, Lemeat)</i></div>
<div></div>
<div></div>
<div>Suheyb-i Rumî, Mekke&#8217;ye Rum (Anadolu) diyarından geldiği için kendisine Rumî demişlerdi. O, uzak diyarlardan yürümüş, gelmiş, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) bulmuş ve bulduğu hakikatte sonuna kadar sadakat içinde kalmış bir sahabeydi.</div>
<div></div>
<div>Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine&#8217;ye hicret buyurduktan sonra, bir yolunu bulup tek başına Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye doğru hareket etmişti. Ne var ki, Kureyş&#8217;ten bir topluluk durumu haber alır almaz peşine takılmış ve bir yerde onun yolunu kesmişlerdi. Hz. Suheyb bineğinden inmiş, ok çantasından oklarını çıkarmış ve önündeki topluluğa şöyle seslenmişti:</div>
<div></div>
<div>&#8211; Ey Kureyşliler! Bilirsiniz ki ben sizin en iyi ok atıcılarınızdanım. Allah&#8217;a yemin olsun ki sadağımdaki bütün okları atıp size bir ok attırmam. Oklarım bitince de sizinle kılıcımla mücadele ederim. Bundan sonra siz istediğinizi yaparsınız. Bu itibarla gelin sizinle anlaşalım. İsterseniz malımı-mülkümü, Mekke&#8217;de falan yere gömdüğüm şeylerin hepsini alın; evet, alın; bunların hepsi sizin olsun fakat beni rahat bırakın, ben Resûl-i Ekrem&#8217;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gideyim.</div>
<div></div>
<div>Kureyş topluluğu bu teklifi kabul etmiş, Suheyb-i Rumî (radıyallâhu anh) de Medine&#8217;ye doğru yeniden yola koyulmuştu. O malından mülkünden vazgeçerek yola koyuladursun kendisini Medine&#8217;de yüce bir iltifat beklemekteydi.</div>
<div></div>
<div>O (radıyallâhu anh), Medine&#8217;ye vardığında, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mescitte ayağa kalkmış ve onu istikbal etmek için ona doğru hareket etmişti. Peygamber Efendimiz şu müjdeli sözlerle Süheyb’i karşılıyordu:</div>
<div></div>
<div> &#8211; Ey Süheyb! Alışverişin ne kadar kârlıydı, bir bilsen. Allah (celle celâluhu) senin hakkında şu âyeti indirdi: &#8220;İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızasını kazanma ve rızasının nerede yattığını bulma uğrunda hayatını ve varlığını ortaya koyar. Allah (celle celâluhu) işte böyle kullarına pek merhametlidir.&#8221; <b>(Bakara sûresi, 2/207)</b></div>
<div></div>
<div>Suheyb-i Rumî (radıyallâhu anh) Allah rızasını kazanmak için karlı bir ticaretle malını feda etmiş, müşriklere: &#8220;Siz benim malımı alın, fakat benimle Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasına girmeyin.&#8221; demişti; o böyle demişti ve hakkında bu âyet nazil olmuştu. Bu bir fedakârlık tablosuydu ve bu tabloda açıktan açığa Hz. Suheyb&#8217;den bahsediliyordu&#8230;</div>
<div></div>
<div>Evet, iman ve Kur&#8217;ân yolunda bu kadar mücadele vermiş bir insan, herhâlde bugün yaşadığı zor imtihanlarla Suheyb-i Rumî&#8217;nin mücadelesinden geri kalmayacağı gibi, Suheyb-i Rumî&#8217;ye işaret eden Kur&#8217;ân&#8217;ın o âyetleri, aynı zamanda bugünkü hizmet erlerine de işaret etmektedir.</div>
<div></div>
<div> Bugünler, tıpkı Süheyb’in Allah’ın rızasını kazanma ve rızasının nerede yattığını bulma uğrunda canını ve malını ortaya döktüğü o karlı ticareti tam yakalama zamanı. Bereketli ve hayırlı bir Ramazan’ın mübarek günlerindeyiz. Bu fırsatı kaçırmamak lazım. Bir daha böyle bir bereketli bir ticaret elimize geçer mi geçmez mi bilinmez. Onun için bu son bir Ramazanmış gibi gecesiyle gündüzüyle iyi değerlendirmek lazım. Zira, Allah (cc), karşılık olarak cenneti verip müminlerden canlarını ve mallarını satın almak istiyor.<b> (Tevbe sûresi, 9/111</b>) Karşılığını ancak Rahman’ın takdir ettiği bu mukaddes Ramazan günlerinde bu karlı ticareti bereketli kazançlara dönüştürmenin yollarına bakmalı.</div>
<div></div>
<div>Bediüzzaman, ‘O halde, şimdi bu emaneti satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki çokları satmaktan kaçıyor? Hayır, asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur.’ buyuruyor Altıncı Söz’de.</div>
<div></div>
<div>Bugün, hepimiz zor bir süreçten geçsek de asıl geride kalan bazı dava arkadaşlarımız daha ağır dert çekiyor, yoklukla savaşıyor. Muavenetle onların çektiğini paylaşır, onların ızdıraplarını ruhunda duyar; yapılması gerekli olan şeyler mevzuunda bir küheylan gibi şahlanır, bir üveyk gibi kanatlanırsak Allah’ın izni inâyetiyle; işte o zaman onların derdiyle dertlenmiş, acılarını paylaşmış oluruz.</div>
<div></div>
<div>Zalimler tarafından gadre uğrayan, malı mülkü zalimlerce gasp edilen  mağduriyetler sarmalında eziyet çeken ve zulümden kaçıp cebrî hicret yollarına düşen kardeşlerimize mutlaka maddî manevî yardım etmeliyiz. Bu, insanlığın gereği, İslamiyet’in gereği, îsâr ruhunun gereği, kendimiz için yaşamamanın gereği, yaşatma mülahazasıyla yaşamanın gereği, “ba’su ba’de’l-mevt erleri” olmanın gereği, adanmışlık ruhunun gereğidir.</div>
<div></div>
<div>Mazlumların, mağdurların hepsine yetecek güçte imkanlar mevcut değil bugün elimizde. Onun için bu mevzuda dünyanın değişik yerlerinde bulunan arkadaşlara daha umumî manada bir “seferberlik” düşüyor.</div>
<div></div>
<div>O mağdur insanlar mevzuunda seferber olmak lazım. Tıpkı Ensâr-ı kirâm efendilerimizin, Muhâcirîn-i fihâm efendilerimize bağırlarını açıp onlara bağ ve bahçeleriyle sahip çıktıkları gibi organizasyonlara girmek lazım. Hemen, birdenbire arzu ettiğiniz ölçüde, büyük çapta bir şey olmayabilir. Bugün online de olsa, ulaşabildiğimiz samimi insanlara, hislerimizi ifade edebiliriz; mazlumiyeti, mağduriyeti anlatabiliriz. Onlar ne yapıyorlarsa, onu yaparlar. Ama en evvela biz cömert duygularımızla canımızı ve malımızı Allah’a satmaya bakmalıyız.</div>
<div></div>
<div>Bir gün gelecek, Allah’ın izni ve inayetiyle, zâlimlere dedirtecek kudret-i Mevlâ “Tallahi lakad âsereke’llahu aleynâ.” Fakat o güne kadar, “mazlum”un, “mağdur”un, “mehcûr”un, “ma’zûl”ün, “mahrum”un, “mescûn”un, “mustantak”ın, “muzdarr”ın yanında bulunmak, Allah maiyyeti adına atılmış bir adımdır. Allah’a yakın olmayı düşünüyorsak, maiyetten hissedar olmayı düşünüyorsak, o muhtaç insanlara el uzatmalıyız.</div>
<div></div>
<div>Bize bugün Ensâr-Muhâcir kardeşliği sergilemek düşüyor; inşaallah, Allah’ın vaz’ ettiği vüdd gelecekte inkişaf edecek ve Hizmet tam bir “dünya meselesi” haline gelecektir.</div>
<div></div>
<div>Bütün bu hamiyetperverliğin yanında bir de Hadis-i şerifte, <b>“Ve et’ımü’t-taâm- Sofranız herkese açık olsun, bolca ikram edin” (İbn-i Mâce, Et’ime, 1; Dârimî, Salât, 156) </b>buyuruyor İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem).</div>
<div></div>
<div><b>Fakirleri ve açları doyurma mevzuu ayet-i kerimelerde ve hadislerde farklı şekilde ifade edilmiş; zekat, sadaka, keffaret ve fidye gibi meselelerde fakirlerin doyurulması konusu, sınırları çizilerek genişçe ele alınmıştır. Eskiden olduğu gibi hayır için ayırdığımız miktarları gönderelim. Fakat, bir de bugün salgından dolayı soframızı pek de paylaşmak mümkün olmuyor. Ancak online sofralar kurup sanki soframıza davet etmiş gibi o kadar miktarı yine kardeşlerimiz için hayırda kullanabiliriz. Böylece kendi hanemizin de bereket ve hayra vesile olmasını temin edebiliriz. </b></div>
<div></div>
<div>İffetsiz ve çok günahkar bir kadının, susuzluktan dili sarkmış bir köpeğe acıdığından dolayı bir kuyuya inip ayakkabısıyla su çıkardığı ve o köpeği suladığı için Cennet’e girdiğini anlatan Peygamber Efendimiz, bir kediyi eve hapseden, ona yiyecek vermeyen, yeryüzünün haşeratından yemesine de engel olan ve onun ölümüne sebebiyet veren bir başka kadının da bu çirkin işten dolayı Cehennem’e gittiğini bildirmiştir. Evet, kendisinde hayat eseri olan her canlı bir sevap vesilesi ise, buna hayvanat dahil olduğu gibi evleviyetle insanlar da dahildir. Çünkü, her insan Cenab-ı Allah’ın özel mührünü taşımaktadır ve ahsen-i takvime mazhardır. Ve Ramazan da Allah’ın mührünü taşıyan bu ihtiyaç sahiplerini en iyi gözetmenin zamanıdır.</div>
<div></div>
<div>Demek ki, “Ve et’ımü’t-taâm” ifadesini çok geniş olarak değerlendirmemiz gerekmektedir. Soframızı herkese açık tutmamız, misafirimiz kim olursa olsun yemek yedirmemiz mü’mince bir davranıştır. Evet, Allah rızası için yemek yedirmek salih bir ameldir ve her ikramın bir sevabı vardır. <b>Fakat, soframıza oturan insana göre o sevabın artması da söz konusudur. Hak dostlarından birine yedirdiğimiz yemek, Allah nezdinde öyle büyüktür ki, onun bizim için yedi veren, hatta yetmiş veren başak gibi olması ve evimizi bereketle doldurması kuvvetle muhtemeldir.</b> Bu online de olsa onun adına iftar için ayırdığımız bir miktar da aynı değere sahiptir.</div>
<div><b>Mesela Mehmet Ali Şengül Abi,( Rabbim acil şifalar versin), eğer mümkün olursa iftar saati uyan yerlerin sofrasına online katılıp başta bir dua ve sonrasında anlatacağı bir hatırayla pek çok evi bereketlendirebilir…</b> Ve daha başka kıymetli gönül insanları…</div>
<div></div>
<div>İkramın keyfiyeti değil, onu ortaya koyduğumuz andaki niyetimiz önemlidir. “Yarım hurmayla bile olsa kendinizi ateşten koruyun” ve “Ey Müslüman kadınlar, bir koyun paçası da olsa hayır hesabına hiçbir iyiliği küçük görmeyin” buyuran İnsanlığın İftihar Tablosu’nun irşadına kulak verelim; elimizde ne varsa, gücümüz neye yetiyorsa <b>sanki yedim sofralarında </b>yedirip içirelim. Ayrıca, Hazreti Hatice, Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Osman gibi sahabe efendilerimizin, insanları dine davet için düzenledikleri ziyafet sofralarında ya da fakirlere-muhtaçlara yardım yolunda servetlerini tükettiklerini (değerlendirdiklerini demek daha doğru olsa gerek) hatırdan çıkarmayalım ve onlara benzemeye gayret edelim.</div>
<div></div>
<div>Ramazan ayının bereketinden istifade etmek niyetiyle verilen fıtır sadakası da Müslümanlar için önemli bir uhrevî kazançtır.</div>
<div> ‘Gücü yeten her Müslümanın, Ramazan ayı içinde, ailesinde bulunan fertler sayısınca vermekle mükellef olduğu sadakaya<b> “fıtır sadakası” </b>denir. Halk arasında buna “fitre” de denilmektedir.</div>
<div>Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadaka ve infakın mânevi bereketini anlatırken şöyle buyurmuştur:</div>
<div>“Allah, bir lokma ekmek, bir avuç hurma ve yoksulun faydalanacağı buna benzer basit bir şey vesilesiyle üç kişiyi Cennet’ine koyar: Sadakanın verilmesini emreden ev reisini, verilecek şeyi hazırlayan evin hanımını ve sadakayı yoksulun eline veren hizmetçiyi.”( et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 5/278; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/149..)</div>
<div></div>
<div>Fıtır sadakasının hikmetleriyle alâkalı olarak İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ) şöyle der:</div>
<div>“Allah Resûlü, fıtır sadakasını, oruç tutanı anlamsız ve çirkin davranışlardan temizlesin, fakirlere de yiyecek bir lokma olsun diye emretmiştir.”( Ebû Dâvûd, zekât 17; İbn Mâce, zekât 21.)</div>
<div>İbn Abbâs hazretlerinin bu değerlendirmesine göre fıtır sadakası, âdeta namazdaki sehiv secdesi gibidir; Ramazan ayı boyunca bilhassa oruç tutarken yapılan hata ve kusurların bağışlanmasına vesiledir.</div>
<div>Fıtır sadakası aynı zamanda sosyal dayanışmayı da temin eder. Muhtaç durumda olanlara, en azından bayram günlerinde ihtiyaçlarını karşılamaları ve bayramın neşesini çocuklarına da hissettirmelerini sağlaması açısından önemlidir.’</div>
<div>(Gufranla Tüllenen İbadet)</div>
<div></div>
<div>Ve son olarak Cerîr bin Abdullah’ın (radıyallâhu anh) şâhid olduğu bir hâdiseyi aktararak mevzumuzu bağlayalım:</div>
<div></div>
<div>“Bir gün erken vakitlerde Rasûlullah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’in huzûrunda idik. O esnâda Mudar Kabîlesi’nden, kılıçlarını kuşanmış, perişan bir topluluk çıkageldi. Gelenlerin üzerinde kaplan derisine benzeyen, alaca çizgili, basit bir aba vardı. Bu abayı delerek başlarından geçirmişlerdi. Fakat yoksulluktan, neredeyse çıplak vaziyetteydiler.</div>
<div></div>
<div>Onları bu derece fakir görünce Allah Rasûlü’nün üzüntüden yüzünün rengi değişti. Yorgun, aç ve susuz olan bu fakir insanlar karşısında Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in gözleri doldu. Onları öyle ızdırap içinde gördüğü için neredeyse ağlayacaktı. Hemen evine girdi. Sonra da çıkıp Bilâl’e ezan okumasını emretti, o da okudu. Sonra Bilâl kamet getirdi ve Efendimiz namaz kıldırdı. Akabinde bir hutbe îrâd ederek önce şu âyet-i kerîmeyi okudu:</div>
<div></div>
<div>‘Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan zevcesini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının!.. Şüphesiz ki Allah, hepinizi görüp gözetmektedir.’ (Nisâ Suresi, 1)</div>
<div>Sonra da şu âyet-i kerîmeyi okudu:</div>
<div></div>
<div>‘<b>Ey îmân edenler! Allah’tan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın!..’ (Haşr Suresi, 18)</b></div>
<div></div>
<div>Daha sonra:</div>
<div></div>
<div><b>‘Her bir fert, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir ölçek bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin. Hattâ yarım hurma bile olsa sadaka versin!’</b> buyurdu.</div>
<div></div>
<div>(Rasûlullâh’ın üzüntüden yüzünün sararması, ashâba o kadar tesir etti ki) Ensâr’dan bir adam, ağırlığından dolayı neredeyse kaldırmaktan âciz kaldığı, hattâ kaldıramadığı bir torba getirdi. Ahâlî birbiri peşine sökün edip, sadaka vermek için sıraya girmişti. Sonunda yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu…” (Müslim, Zekât, 69)</div>
<div>Yüzündeki hüzün bulutları birer birer sıyrılan Şefkat Peygamberi (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ashabına tebessüm etmiş ve şöyle buyurmuştu:</div>
<div>“Bir işe delâlet edip o hususta yol gösteren onu yapmış gibidir.” Evet, Ashab efendilerimiz o gün verme kapısını açmış ve zamanla da sahip oldukları her şeyi vermeye âmâde hale gelmişlerdi. Onlardan kimisi malının tamamını, bazısı servetinin üçte ikisini, bir başkası bir anda yedi yüz deveyi ve bir diğeri de en çok sevdiği bahçeyi Allah yolunda tasadduk edecek kadar cömertleşmişlerdi.</div>
<div></div>
<div>Kıymetli Büyüğümüz, o gün başlayan bu hayır yarışının günümüze yansımasını şöyle bir hatırayla anlatıyor:</div>
<div></div>
<div>‘Sonraki dönemlerde de dini gayret, himmet ve infakın ziyadesiyle değer kazandığı zaman dilimlerinden bahsedilebilir mi? Bu noktada bir ölçü olması adına bugünkü gibi hatırladığım bir hatıramı nakletmek istiyorum: İzmir Bozyaka’da insanların yardımına başvurulmuştu. Orada meselenin ehemmiyetiyle ilgili bir konuşma yaptıktan sonra emaneten yatıp kalktığım odama doğru yönelmiştim. Utanıyordum da.. kendime istemiyordum.. alan başkası, yazan başkası, hesap eden başkası.. ama yine de utanıyordum. Ben odaya girerken birisi merdivenlerden hızlı hızlı yukarıya doğru çıkarak yanıma geldi. Astsubaylıktan emekli olmuş o zatı tanıyordum. Elinde şangır şangır anahtarlar, “Orada herkes himmet etti, benim verecek bir şeyim yoktu, evimin anahtarlarını getirdim!” dedi. Emeklilik parasıyla satın almış olduğu evinin anahtarlarını elime attı. Bu göz yaşartıcı tablo karşısında ben ona dinde böyle bir mükellefiyet olmadığını söyleyip anahtarları iade ettim. Daha sonra da “Git, çoluk çocuğunla evinde otur. Rabbim sana verdikçe, sen de infakta bulunursun.” dedim.</div>
<div><b>Ben bugün de bu coşkun duygu ve heyecanın yaşandığı ve bundan sonra da yaşanacağı kanaatini taşıyorum.’</b></div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/sanki-yedim-online-sofralari-ve-allahin-tebrik-ettigi-ticaret-fikret-kaplan/">Sanki yedim online sofraları ve Allah’ın tebrik ettiği ticaret | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk ramazan, bedir ve zulümle inleyen masumlar!  &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/ilk-ramazan-bedir-ve-zulumle-inleyen-masumlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2021 16:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18448</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem İslam âlemi için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.’  Bediüzzaman Mekke yaşanmaz hale gelince Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) imkânı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilk-ramazan-bedir-ve-zulumle-inleyen-masumlar/">İlk ramazan, bedir ve zulümle inleyen masumlar!  | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>‘Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem İslam âlemi için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.’  Bediüzzaman</div>
<div></div>
<div></div>
<div>Mekke yaşanmaz hale gelince Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) imkânı olan herkese “hicret” emri vererek “Medine”nin yolunu göstermişti.</div>
<div></div>
<div>Yavaş yavaş ve gizlice Mekke boşalmış, sahabenin büyük bir kısmı Medine’ye ulaşmıştı. Hicret edenlerin fedakârlığı ve Ensâr’ın diğergamlığı dillere destandı.</div>
<div></div>
<div>Nihayet gökten gelen ikazla bu mukaddes yolculuk, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hicretiyle zirveye ulaşmıştı. Medine’ye varır varmaz da çevreye hayat üflemeye ve Yesrib’i Medine yapacak adımları atmaya başlamıştı İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem).</div>
<div></div>
<div>Başlamıştı ama kalbinin bir parçası, hicrete yol bulamayıp Mekke’de sıkıntı çeken ashabının yanındaydı. Orada hâlâ hicret etmek için fırsat kollayan bir hayli insan vardı. Onlar da hicret için bütün güç ve kuvvetlerini sarf etmişlerdi fakat bir türlü engelleri aşamamışlardı. Elleri ayakları zincire vurulmuş ve zaman zaman en vahşi işkencelere maruz bırakılıyorlardı. Şartlar aşılması güç bir engel gibi duruyordu önlerinde.</div>
<div>Bu arada, Ramazan orucu, Kıble&#8217;nin Beraat Kandili’nde Kâbe tarafına çevrilişinden bir müddet sonra yani hicretin 18. ayının başlarında farz kılınıyordu. Bu hususta indirilen ayetlerde mealen şöyle buyruluyordu:</div>
<div>&#8220;Ey iman edenler! Oruç, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı &#8211; ta ki günahtan sakınıp takvaya eresiniz. O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile bâtılın arasını ayıran Kur&#8217;ân, o ayda indirilmiştir. Kim bu aya erişirse orucunu tutsun. Bu ayda hasta olan veya yolda bulunan, tutamadığı günler kadar, başka günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Ta ki güçlük çekmeden oruç günlerinizi tamamlayın, sizi doğru yola iletmesinden dolayı Allah&#8217;ı tekbir ve tazim edin &#8211; böylece Onun nimetlerine şükretmiş olursunuz.&#8221; (Bakara Suresi, 183-185)</div>
<div>Ve İlk Ramazan orucunu tutuyordu İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve güzide ashabı.</div>
<div></div>
<div>Bu mübarek günlerin gecesinde, gündüzünde arşı titreten inlemeler yükseliyordu Şefkat Peygamberi’nin mübarek dudaklarından. Yürekleri yakan, sahabeyi gözyaşlarına gark eden içten içe inlemelerdi bunlar.</div>
<div></div>
<div>Hicret edemeyip de arkada kalan arkadaşlarına ağlıyordu Sallallâhu aleyhi ve sellem:</div>
<div></div>
<div>&#8211; Ashabımı kurtar Allah’ım!.. Müminleri kurtar Allah’ım!..</div>
<div></div>
<div>Bu içten yakarışlar, sadece ashabının gönüllerini değil, Mescid-i Nebevi’nin hurmadan olan sütunlarını, kerpiç duvarlarını; Medine’nin sokaklarını, evlerini, taşlarını titreten gözyaşlarına dönüşmüştü. Teheccüd namazında, sabah namazında, akşam namazında… oradan diğer vakitlere:</div>
<div></div>
<div>&#8211; Hapsedilen, işkence gören, ezilen müminleri kurtar Allahım!..</div>
<div></div>
<div>O masumların, mazlumların mahpus kalmaları ve sürekli zulüm görmeleri, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüreğini hüzünle dolduruyordu. Rahmet Peygamberi, her gün defalarca onları anıyor, sabah-akşam kunutlarında onlar için dua ediyor, ağlıyordu. Özellikle sabah namazının son rekâtında rükûdan secdeye geçeceği sırada ellerini kaldırıyordu:</div>
<div></div>
<div>&#8220;Allahümmehdina fîmen hedeyte. Ve âfinâ fimen âfeyte. Ve tevellena fimen tevelleyte. Ve bariklena fîma â&#8217;tayte. Ve kınâ şerra mâ kadayte. Feinneke takdî velâ yukdâ âleyke. Ve innehu lâ yezillü men vâleyte. Velâ yeizzü men âdeyte. Tebârekte Rabbenâ ve teâleyte. Felekel hamdu âla ma kadayte. Nestağfirüke ve netubu ileyke. Ve sallallahu âla seyyiddina Muhammedin ve âla alihi ve sahbihi ve sellem.&#8221;</div>
<div></div>
<div>&#8220;Allah&#8217;ım, hidayet ettiklerinin yoluna bizi de hidâyet et. Allah&#8217;ım, âfiyet ver. Dost edindiklerinle beraber bizi de dost edin. Verdiğin şeyleri bize mübârek eyle. Hükmettiğin şeylerin şerrinden bizi koru. Şüphesiz Sen hüküm verirsin, fakat kimse sana hüküm veremez. Senin sevdiklerin zelil olmaz. Senin düşman oldukların ise aslâ aziz olmaz. Rabbimiz, sen mübarek ve yücesin.</div>
<div></div>
<div>O’nun mübarek gözlerinden yağmur gibi yaş boşalırken, Ashab-ı Kirâm da buna kayıtsız kalmıyordu. Onlar da gözyaşlarıyla Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hüznüne iştirak ediyorlardı.</div>
<div></div>
<div>Ramazan-ı Şerif, hayırla, hüzün ve duayla bereketlendirilmiş, sekizinci güne kavuşulmuştu.</div>
<div></div>
<div>Tam bu sırada, Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir haber ulaşıyordu&#8230;</div>
<div></div>
<div>Kureyş müşrikleri bir ticaret kervanı hazırlayıp Şam pazarına göndermişlerdi. Kervana Mekke&#8217;den kadın erkek hemen hemen herkes hisselerine göre ortak olmuş, Ebû Süfyan’ın başkanlığındaki bu kervanının geliriyle Mekkeli müşrikler Medine üzerine yürüyecek ve taş üstünde taş bırakmayacaklardı.</div>
<div></div>
<div>Müslümanlara son ve kesin darbe indirilecekti. Bunu haber alan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) durumu ashabıyla istişare etti. Bu kervanın Mekke&#8217;ye ulaşmasına engel olunmalıydı…</div>
<div></div>
<div>Bu kararın uygulanması aşamasına gelindiğinde Ebu Süfyan durumdan haberdar oldu ve Damdam b. Amr el-Gifârî&#8217;yi Mekke&#8217;ye göndererek Kureyş&#8217;ten yardım istedi.</div>
<div></div>
<div>Ebu Cehil bu fırsatı kaçırmak istemediğinden Kâbe&#8217;ye koştu. Müşrikleri Müslümanlara karşı savaşa teşvik etti. Tellâllar çıkararak Mekke sokaklarında bağırttı. Eli silâh tutan herkes bu müşrik ve putperest orduya katıldı. Hatta Ebu Leheb, kendisi gidemeyecek kadar hasta olduğu için yerine ücretle bir kiralık asker gönderdi.</div>
<div></div>
<div>Çöl, sıcak, Ramazan ayı, Ashab oruçlu ve 150 km&#8217;den fazla bir mesafenin aşılması söz konusuydu…</div>
<div></div>
<div>Allâh Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), gelişen hadisleri adım adım tâkip ettiğinden, artık kaçınılmaz bir ölüm-kalım savaşıyla karşı karşıya olduklarını anlamıştı.</div>
<div></div>
<div>Ve Ashab-ı güzîni toplayıp istişare etti. Muhacirlerden Mikdad bin Esved (r.a) ayağa kalkarak şu konuşmayı yaptı:</div>
<div></div>
<div>“Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz, Mûsâ (as)’ın kavmi gibi ‘Sen ve Rabbin gidip savaşın!’ demeyiz. Aksine Sen’in sağında, solunda, önünde ve ardında düşman ile sonuna kadar çarpışırız!..” (Buhârî, Meğâzî, 4; Tefsîr, 5/4; Ahmed, I, 389, 428)</div>
<div></div>
<div>Ensâr, Akabe beyatında verdikleri sözle Medine&#8217; de Rasûlullah&#8217;ı koruyacaklardı. Şimdi ise Medine dışında idiler. Efendimiz, asıl onların fikrini merak ediyordu.</div>
<div></div>
<div>Bunun üzerine, Ensardan Sa&#8217;d b. Muaz şöyle konuştu:</div>
<div></div>
<div>&#8220;Ya Resulullah, biz sana inandık. Allah tarafından getirdiklerinin hak olduğunu tasdik ettik. Artık siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen Allah hakkı için artık denize girersen, seninle beraber biz de gireriz. Hiçbirimiz geri kalmayız. Biz düşmana karşı durmaktan çekinmeyiz. Muharebeden geri dönmeyiz. Sabrederiz ve sadakatten ayrılmayız. Bizden memnun kalacağın işler nasip etmesini Allah&#8217; tan dilerim. Hemen Allah&#8217;ın bereketini dileyerek istediğiniz tarafa yürüyünüz.&#8221;</div>
<div></div>
<div>Hz. Ali (ra)&#8217;nin bildirdiğine göre, Bedir Muharebesinin evvelindeki son günün akşamı çiseleyerek yağan bir yağmurla geçiyordu&#8230; Ashabın çoğu birer siper yer bulmuşlar, burada, kendilerini ertesi günkü muharebeye en iyi şekilde hazırlayabilmek için istirahate çekilmişlerdi&#8230;</div>
<div></div>
<div>Yalnız Allâh Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) geceyi ağacın altında hep namaz kılarak ve ağlayarak geçirmiş; şu şekilde dua etmişti:</div>
<div></div>
<div>‘Ya Rabbi, işte Kureyş! Kibir ve gurur ile geldi. Sana meydan okuyor, peygamberini de yalanlıyor.</div>
<div></div>
<div>Allâh’ım eğer şu bir avuç Müslüman helâk olursa; bundan sonra yeryüzünde Sana ibadet edecek kimse kalmaz&#8230; Sen İslâm’ın bu ordusuna yardımını ihsan et!..’</div>
<div></div>
<div>17 Ramazan (13 Mart 624) günü sabahleyin iki ordu Bedir kuyularına doğru ilerledi…</div>
<div></div>
<div>Ve Yüce Allah (cc) Bedir Harbi’ni Kadir Gecesine denk getirerek melekleri yeryüzüne indirdi…</div>
<div></div>
<div>Melekler, Bedir Savaşı’nda Müslümanları teşcî ve kuvve-i mâneviyelerini artırmak için, başlarında Cebrail (aleyhisselâm) olduğu hâlde indiler Ashab-ı Bedr’in arasına… (Âl-i İmrân sûresi, 3/123-126)</div>
<div></div>
<div>Bugün biz de çok zor günlerden geçtiğimiz ve artık kapı eşiğinde bulunduğumuz bu Ramazan Ayı’nda, Yüce Rabbimiz’in bütün arkadaşlarımıza ve kardeşlerimize ilahi yardımını lütfedeceği bir müjdeyi hasretle bekliyoruz. Böyle bir lütfa çok muhtacız. Bize necat verecek olan sadece ve sadece Allah’tır. Ancak O (cc) bizi, kardeşlerimizi ve sıkıntı çeken herkesi bu ağır imtihanlardan kurtarabilir.</div>
<div></div>
<div>Onun için özellikle Ramazan’da daha bir gerilime geçerek her geceyi Kadir bilip gönlümüzü, sesimizi, soluğumuzu Yüce Dergah’a açıp Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek beyanları içerisinde:</div>
<div></div>
<div>“Ya Rabbi, işte hasetçiler, kindarlar, zalimler ve dilsiz şeytanlar! Kibir ve gurur ile zulümlerine devam ediyorlar! Sen’in dinini, Peygamberinin namı Celili’ni her tarafta bayraklaştırmak isteyen masum insanları yok etmek istiyorlar.</div>
<div>Allah’ım dinine Hizmet etmeyi arzulayan, bu uğurda bütün sıkıntıları göze alıp Senin Peygamber’inin (sallallâhu aleyhi ve sellem) kardeşi olmayı isteyen samimi gönülleri muhafaza et. Acilen acilen o masumlara yardımını gönder. Kadir Gecesi’ne denk getireceğin bu günlerde onları meleklerinle destekle!..</div>
<div></div>
<div>Bize düşen vazife, fiili ve kavli duayla daima İlahi Dergah’a iltica edip hüznümüzü, derdimizi Rabbimize arz etmektir.</div>
<div></div>
<div>Omzumuza yüklenen sorumlulukları yerine getirebileceğimiz eşsiz bir zamanda bulunuyoruz. Günleri süratle geçen çok kıymetli bir ay&#8230; Ramazan-ı Şerif’in gecesi, gündüzü, sahuru, iftarı… Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdeye nail olduğu Kutlu Bir Zaman dilimi gibi duruyor önümüzde. Bu fırsatı kaçırmamak lazım.</div>
<div></div>
<div>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de yaşadığımız bu günleri görmüşçesine bize hitap ediyor:</div>
<div></div>
<div>‘Aziz, sıddık kardeşlerim,</div>
<div></div>
<div>Evvelâ: Bütün ruh u canımla mübarek Ramazanınızı tebrik ederim. Ve o mübarek şehirde ettiğiniz duaların, Cenab-ı Hak yanında makbul olmasını Erhamürrâhimîn’den niyâz ederim.</div>
<div></div>
<div>Saniyen: Bu seneki Ramazan-ı Şerif hem İslam âlemi için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli, pek çok kıymetlidir.</div>
<div></div>
<div>Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i âmâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, her birisinin kazandığı miktar, her bir kardeşlerine aynı miktar amel defterine geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlasla girenlerin kazançları pek azim ve küllîdir. Her biri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, her birisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler aynaların her birisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir.</div>
<div></div>
<div>Demek, Risale-i Nur’un sadık şakirtlerinden birisi leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sadık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümitvârız.’</div>
<div></div>
<div>Sorguda, zindanda, çaresizliğin kollarında veya göç yolunda, hicret yurdunda ızdırap çekenlere duayla el uzatma seferberliğini bu Ramazan atmosferinde daha ciddi bir şekilde devam ettirelim. Teheccüdsüz bir gecemiz olmasın. Rahmeti Sonsuz’a içten içe yalvaralım.</div>
<div></div>
<div>Hizmetimizin geleceği için her türlü fedakârlığa katlanarak sıkıntı çeken arkadaşlarımızı dualarımızda sık sık zikretmek bizim için öncelikli ve çok önemli bir vefa borcudur. Hislerimiz, heyecanlarımız ve beyanlarımızla her ellerimizi kaldırışımızda onlar için Cenâb-ı Hak’tan kurtuluş dilemek aynı davaya gönül vermenin gereğidir.</div>
<div></div>
<div>Dikkat edersek, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin değişik beldelerde bulunan Nur talebeleri için çok dua ettiğine şahit oluruz. Lâhikalardaki ifadelerinde de görüldüğü üzere sadece onlara değil, çoluk çocuklarına, akrabalarına ve beldelerine de dua etmek suretiyle onlara iman ve Kur’ân hizmetlerinde destek olmuştur. Ayrıca dualarının bereketine inandığını ifade ederek hem kendisi hem de diğer Nur talebeleri için onlardan dua talep etmiştir. “Sizin dualarınızın bereketiyle, inayet-i ilâhiye her günümü bir ay kadar mesûdâne bir ömre çevirdi.” demiştir.</div>
<div></div>
<div>Hasılı, Ramazan Ayı’nı sıkıntılar içindeki kardeşlerimizi unutmadan çok yönlü değerlendirmek lazım. Bediüzzamanın ifadesiyle, Ramazan-ı Şerifteki orucun hem Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetine (terbiye ediciliğine), hem insanın toplum hayatına, hem şahsî hayata, hem nefsin terbiyesine, hem Allah’ın verdiği nimetlere karşılık şükre bakan çok hikmetleri olduğundan çok iyi istifade etmeli.</div>
<div></div>
<div>Ramazan-ı Şerifimiz mübarek olsun, bütün insanlığa hayır ve bereket getirsin… Çok arzuladığımız o müjdeyi Rabbim acilen nasip etsin inşallah… Amin.</div>
<div></div>
<div>
<div class="news-text">
<div></div>
<p><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></p>
</div>
<div class="news-info"></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilk-ramazan-bedir-ve-zulumle-inleyen-masumlar/">İlk ramazan, bedir ve zulümle inleyen masumlar!  | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
