<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatma Betül Meriç arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/fatma-betul-meric/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/fatma-betul-meric/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:25:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Fatma Betül Meriç arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/fatma-betul-meric/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kur’an kursu hocası Emel Hanım’ın hikayesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuran-kursu-hocasi-emel-hanimin-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Dec 2019 15:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[emel hanim]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Betül Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[kuran kursu hocasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Derin ve dipsiz kuyular misali koğuşlarda kalan, yüreklerinde tertemiz bir rüya aydınlığı, avuçlarında dua serinlikleri bulan Yusufların geride kalanlarıyla söyleşmeye devam ediyoruz. Her insan birbirinin hem aynı hem gayrı. Hem&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-kursu-hocasi-emel-hanimin-hikayesi/">Kur’an kursu hocası Emel Hanım’ın hikayesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Derin ve dipsiz kuyular misali koğuşlarda kalan, yüreklerinde tertemiz bir rüya aydınlığı, avuçlarında dua serinlikleri bulan Yusufların geride kalanlarıyla söyleşmeye devam ediyoruz.</p>
<p>Her insan birbirinin hem aynı hem gayrı. Hem aynası en sırrı.  Hem armağanı hem imtihanı. Hayatları sert bir rüzgârın etkisiyle, baştan aşağı değişen bir aileye konuk oluyoruz. Kuran kursu hocası Emel Hanım ile din kültürü öğretmeni İbrahim Bey’in hikayelerine..</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_13089"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/9wMRdJzttIA?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>Üçü kız, biri erkek dört çocuk sahibi olan aile fertlerinin hayatları, meslekten ihraç edilen ve bunu bir gazete küpüründen öğrenen anne babalarının işsiz bırakılmalarıyla tamamen değişir. Liseye ortaokula ve ilkokula giden dört çocukları vardır. Bir şeyler yapmak gereklidir. Kendinden emin, sicili tertemiz ve hiçbir suça bulaşmamış olan 20 yıllık öğretmen İbrahim Bey; meslekten haksız yere ihraç edilmesi sebebiyle dava açmak üzere adliyeye gider. Ne var ki, hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Henüz adliyede hiçbir işlem yapamadan apar topar gözaltına alınır.</p>
<p>Eşinin gözaltına alındığını, kendisi arayan polis memurundan öğrenen Emel Hanım, hemen bir çanta hazırlar ve eşinin tutukluluk kararı sebebiyle götürülmek üzere olduğu cezaevi yolu üstüne çıkarak valizini teslim eder. Bu birkaç dakikalık görüşme vedalaşma ve eşya verme faslı, aslında aylar sürecek bir hasretin de başlangıcıdır. Çocuklar babalarını elleri kelepçeli etrafında bir sürü polis olduğu halde bir ekip otosunun içinde görünce bu durumdan çok etkilenirler. Her biri gözyaşlarına engel olamaz. İbrahim Bey onları teselli eder ve sanki olacakları hissetmiş gibi, “Ağlamayın” der. “Ağlamayın, dik durun. Süreç uzayabilir, sizin üzülmenizi istemiyorum.”</p>
<p>20 yıllık eşinin bir anda tutuklanması ve cezaevine gönderilmesi karşısında ne yapacağını bilemeyen Emel Hanım, çocuklarına hem anne olur hem baba. Özellikle lise ikinci sınıfta okurken birdenbire şizofren teşhisi konulan oğlu için endişe eder. Babasına her çocuğun babasına olan düşkünlüğünden biraz daha fazla düşkün olan oğlu, yokluğunda zor günler yaşayacak ve ailesine de yaşatacaktır. En küçük kızları henüz ilkokul birinci sınıftadır. Bir büyük ablası kendisi ona adayacak, babasının yokluğunda her işe koşturmak zorunda kalan annesine yardım etmek için, kardeşine annelik yapacaktır.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5732" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/12/emel-hanım-ibrahim-bey-700x467.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Haftalık cezaevi ziyaretleri, o zamanlar iki ayda bir olan açık görüşler, 10 dakikalık telefon görüşlerine sığmayan cümleler… Günler ve aylar geçerken; bir buçuk yılın sonunda mahkemeden çıkan tahliye kararı ile havalara uçar aile. İbrahim Bey’i cezaevinden almak üzere birkaç araç konvoy halinde her zaman görüş için gittikleri yolu kat ederler. Sevinç, heyecan ve mutluluk içindedir herkes. En çok da evin oğlu, babasına kavuşacağı için sevinçlidir. Babası gittikten sonra, üç katı ilaç kullanarak kontrol altına alınabilen ruhsal durumu, babasının gelişi ile belki de tamamen düzelebilecektir.</p>
<p>Saatler geçer, heyecanlı bekleyiş yerini gerginliğe ve korkuya bırakır. Zira her tahliye olan çıkmış, fakat İbrahim Bey bir türlü çıkmamıştır. Gece yarısına doğru Emel Hanım, eşinin daha evvel görev yaptığı başka bir şehirdeki şikâyet üzerine; cezaevinden çıkar çıkmaz tekrar gözaltına alındığını ve hatta o şehre götürülmek üzere yola çıktığını öğrenir. Aile kapıda saatlerce bekletilirken, bir cezaevi aracında elleri kelepçeli tabut gibi bir bölmede yolculuk yapmak zorunda bırakılan İbrahim Bey, kapıda bekleyen ailesini, tel örgülü küçük araç camından görmüş, gözyaşlarına engel olamamış fakat sesini ailesine duyuramamıştır. Bu durumu yeni nakil olduğu ve evinden kilometrelerce uzakta bulunan cezaevindeki ilk açık görüşte öğrenir ailesi.</p>
<p>Maddi imkânsızlıklar sebebiyle, babalarını görmeye dört kardeş sırayla giderler. Telefonda sırayla konuşurlar. Bol bol mektup yazıp yollarlar. Emel Hanım, daha önceleri birlikte çalıştığı ve kendilerini çok yakından tanıyan, seven mesai arkadaşlarının komşularının vefasızlığına üzülür bir yandan. Bir yandan cezaevinde rahatsızlanan eşi için yanar içi.</p>
<p>İbrahim Bey, kötü cezaevi şartları, yetersiz beslenme, stres, dışarda bırakmak zorunda kaldığı ailesine duyduğu özlem, dört evladı ve en çok da hasta oğlu için duyduğu üzüntü sebebiyle kalp hastası olur. Cezaevinde rahatsızlanır. Kalbinin üç damarı tıkanmıştır. Kalp krizi riski vardır. Hemen anjiyo yapılır. Savcının refakatçiye gerek olmayacak kadar küçük bir operasyon diyerek, eşinin başında beklemesine izin verilmeyen İbrahim Bey; tek başına girdiği operasyondan yine tek başına alınır hastanedeki koğuşuna. Elleri kelepçeli ve yatağa bağlı vaziyette kısa bir görüşme yapar eşiyle. Fakat anjiyo sonucunda tıkalı damarlar açılamamıştır.  Doktoru açık kalp ameliyatı olması gerektiğini söyler. Aksi takdirde kalp krizi dahası hayati riski vardır.</p>
<p>Şimdilerde aile, babalarına sağ salim kavuşma hayali ve duasıyla yetkililere seslerini duyurmaya çalışıyor. Hasta tutukluların cezaevi şartlarında değil, evde bakılmaları gerektiğini, gerekirse adli kontrol şartlarından biri ile İbrahim Bey’in tahliye edilip evinde tedavi edilmesini istiyorlar.</p>
<p>Tüm insaf ve vicdan sahiplerini de; “Masum insanların yeri cezaevi değildir, bebeklerin, çocukların, kadınların, hastaların ve yaşlıların yeri cezaevi değildir” çağrısına ses olmaya davet ediyorlar.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-5733" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/12/ibrahim-bey-İzmir-cezaevi-696x928-525x700.jpg" alt="" width="525" height="700" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/12/ibrahim-bey-İzmir-cezaevi-696x928-525x700.jpg 525w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/12/ibrahim-bey-İzmir-cezaevi-696x928.jpg 696w" sizes="(max-width: 525px) 100vw, 525px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/kuran-kursu-hocasi-emel-hanimin-hikayesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Tr724 | FATMA BETÜL MERİÇ</strong></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-kursu-hocasi-emel-hanimin-hikayesi/">Kur’an kursu hocası Emel Hanım’ın hikayesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babam neden gelmiyor?</title>
		<link>https://hizmetten.com/babam-neden-gelmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 17:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Betül Meriç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4722</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ölüm ile ayrılığı tartmışlar, Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık…” Sessiz gidişlerin alfabesi yoktur. Çığlığı, serzenişi, sitemi… Günlerin art arda akıp gitmesine engel değildir ayrılıklar. Zaman geride kalanlara dokunur en çok&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/babam-neden-gelmiyor/">Babam neden gelmiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><i>“Ölüm ile ayrılığı tartmışlar,</i></p>
<p><i>Elli dirhem ağır gelmiş ayrılık…”</i></p>
<p>Sessiz gidişlerin alfabesi yoktur. Çığlığı, serzenişi, sitemi… Günlerin art arda akıp gitmesine engel değildir ayrılıklar. Zaman geride kalanlara dokunur en çok ve büyütür çocukları zaman. Büyütür anneleri de…</p>
<p>Babasız evlerde günler hep aynıdır. Haftalar altı gündür, baba ile yapılan Pazar kahvaltıları olmayınca. Oyuncaklar kırık, duvarlar boyanmaya muhtaçtır hep. “Ellerine sağlık” diyen olmayınca, çay da demlenmez pek. Ama kahve yalnızlığı sever. Bu yüzden iki kişilik büyük fincanlarda tüketilir kahveler, tüketilir vuslatı iple çekilen saatler.</p>
<p>Önceleri kapı önüne konulan ‘baba ayakkabısı’, artık ayakkabı dolabına kaldırılmıştır. Her üç ayda bir çıkan af söylentilerine kulaklar tıkanmıştır. Port mantoda bir ceket görmeyeli çok olmuştur. Her zaman oturduğu koltuk uzunca bir süredir boştur. Sesi de, boşlukta kaybolmuştur nicedir. Kokusu dağılmıştır, kayıptır artık çekmecelerde.</p>
<p>Anneli babalı evlerin aksine, yalnızdır babasız evler. Çocuklarla koşuşturmaca yoktur koridorlarında. Güreşmeler, gülüşmeler hiç olamamıştır. Bir zorbanın zalim kılıcı ile bölünmüştür hayatları. Bölünmüştür, ömürlerinin geriye kalanı. Artık iş dönüşleri “Ne lazım, gelirken alayım?” mesajları düşmeyecektir mesaj kutusuna. Bir ekmek, bir de yoğurt al, cümlesi öyle asılı kalacaktır havada. Annelerin bahtına her oyunda ‘baba’ olmak düşecektir. Baba sözcüğü, en çok söylenmek istenen kelimler arasında, hep birinci olacaktır çocukların gönül sıralamasında. Okula başlayan minikler, arkadaşlarını babalarının alıp bıraktığını gördükçe şaşıracak: “Aaa, senin baban eve geliyor mu? Senin baban sizinle mi yaşıyor?” diye hayretle soracaktır sınıf arkadaşlarına.</p>
<p>Devası kâinata malum, kendine meçhul dertler arasında anneler…</p>
<p>Hangi birine yansın dayansın derken, bir cümle dökülüverir minik yüreklerden birinden.</p>
<p><b>“Anne, babam niye gelmiyor?”</b></p>
<p>Bir cümle ama sanki ateşten.</p>
<p>Bir cümle ki, bütün özlemlerin özü özeti.</p>
<p>Su gibi duru bir istek, sarmaşık gibi sargın.</p>
<p>Yanı başında olduğu vakitleri hiç hatırlamadığı bir adama, babaya duyulan bir özlem. Bedeni küçük, kendi büyük dünyasında fırtınalar koparan bir ayrılık işte bu.</p>
<p>Yıkılası ayrılık…</p>
<p>Her sabah gözlerini açar açmaz aynı cümle. Her yemekte aynı soru. Her oyunda baş konuk olan bir yokluk. Boşluk belki de. Baba boşluğu.</p>
<p>Tamir edilecek oyuncaklar onu bekler, parkta kayılacak kaydıraklar, göklere uçulacak salıncaklar… Toplanan bahar çiçekleri, babaya gönderilmelidir. Yumuk ellerle çizilen eğri büğrü şekiller, boyanan kitaplar, mavili araba, pembeli kız çocuğu resimleri hep babaya mektupla gönderilmelidir.  Oyunun en tatlı yerinde, uykunun bölündüğü vakitlerde hep bir soru.</p>
<p>Tek bir soru: Anne, babam niye gelmiyor?</p>
<p>Nasıl anlatılır yavrum ki sana, yollarımız bir zalimin eliyle ayrıldı. Babacığına kalabalık havasız koğuşlar, sana dışarda babasız alınan nefesler düştü. Babasız emekledin, yürüdün, koştun. Konuştun ve “baba” dedin annene, baban işitmese de. Babası işten eve dönen çocukları gördükçe sokuldun göğsüme. Sokulduk birbirimize. Büyüttük birbirimizi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-213632" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/09/bebek-hapis-1.jpg" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" srcset="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/09/bebek-hapis-1.jpg 700w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/09/bebek-hapis-1-300x190.jpg 300w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/09/bebek-hapis-1-100x63.jpg 100w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/09/bebek-hapis-1-696x441.jpg 696w" alt="" width="700" height="444" /></p>
<p>Mevsimler geldi, mevsimler geçti. Haber kanallarında, sosyal mecralarda af söylentileri, tartışmalar, görüşmeler bitmedi. Suçsuz insanların hayatları üzerinden ahkâm kesmeye devam etti iktidar sahipleri, söz sahipleri. Sözüm ona adalet getirecekler, haksızlığı bitireceklerdi. Binlerce annenin babanın, yavrunun beklemeyle geçen günleri ayları; onlar için sayısal bir veriden ibaretti. Kimse önemsemiyordu babasız kalan hasta bir yavrunun seslenişini. Eşinin yolunu dört gözle bekleyen sadakat incilerini.</p>
<p>Tek ses olmuş ekranlarda, her daim farklı haberler veriliyordu. Kardeş kardeşi bir baba evladını ihbar ediyordu “Bu haindir” diye. İşinden, eşinden, yurdundan yuvasından edilen insanlardan söz etmeye, korkuyordu kalemler. Evvel zamanlarda, ‘onlardan’ olmanın bir paye olduğunu düşünenler; nefret dolu cümleler saçıyorlardı ağızlarından. Aklı başında hiç kimse durun, yeter artık demiyordu/diyemiyordu bu çarpık düzene. Babasız çocuklar babalarını, annesiz kalan yavrular annelerini soruyorlardı biteviye. Ve bir çocuk kadar olamıyor, cesurca haykıramıyordu yürekler.</p>
<p>Adalet nerede?</p>
<p>Nerede haksızlıklara karşı kurduğunuz düzen?</p>
<p>Nerede insan hakları, özgürlükler?</p>
<p>Masumiyet karinesi, nerede?</p>
<p>İnsanlığınızdan kaybediyorsunuz her hak ihlalinde.</p>
<p>Bir anneyi bir babayı tutukladığınızı zannediyorsunuz, ama bir aileyi mahkûm ediyorsunuz karanlıklara.</p>
<p>Binlerce çocuğu annesiz babasız uykulara yatırıp, kâbuslarla uyandırıyorsunuz.</p>
<p>Anneleri çaresiz bırakıyorsunuz, dahası demir parmaklıklar ardında tutsak ediyorsunuz babaları.</p>
<p>Hz. Ömer’in adaletinden bahsedip, yargıda tam bağımsızlık ilkesini hiçe sayıyorsunuz.</p>
<p>Hz. Peygamber’in bir hurma ile iktifa ettiğinden söz edip, bin bir odalı sarayınızda ejder meyveli <i>smoothie</i>’ler yudumluyorsunuz.</p>
<p>İşinden ettiğiniz binlerce insan helal rızık peşindeyken, siz torunlarınıza bile haram yediriyorsunuz.</p>
<p>Etrafınızda döndürdüğünüz onlarca hekimbaşınıza güvenip hiç hasta olmayacağım zannederken, hasta tutukluları tek başlarına hücrelerde ölüme mahkûm ediyorsunuz.</p>
<p>Hiç ölmeyeceğim zannediyorsunuz; anne karnında ölümüne sebep olduğunuz bebeklerin, pasaport vermeyip tedavi olmasına engel olduğunuz gül yüzlü yavruların ahını unutup. Yaşları ve hastalıkları tutuklanmalarına engel olacakken, esir ettiğiniz binlerce insanın gözyaşlarının üstüne saltanatlar kuruyorsunuz.</p>
<p>Her şeyin fani. Bu dünya dahi.</p>
<p>Yanılıyorsunuz. Ah ki, aldanıyorsunuz.</p>
<p>“Annem nerede, babam nerede; neden gelmiyor?” cümlesindeki özneleri esir etmeye gücünüz yetse de kaybettiniz siz, kaybediyorsunuz.</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/babam-neden-gelmiyor/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><b>Kaynak: TR724 | FATMA BETÜL MERİÇ</b></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/babam-neden-gelmiyor/">Babam neden gelmiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pahom’un Hikayesi ve Yangın Seyircileri</title>
		<link>https://hizmetten.com/pahomun-hikayesi-ve-yangin-seyircileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Aug 2019 16:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Betül Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Ne İle Yaşar?]]></category>
		<category><![CDATA[Pahom]]></category>
		<category><![CDATA[Tolstoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4184</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıradan ve kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/pahomun-hikayesi-ve-yangin-seyircileri/">Pahom’un Hikayesi ve Yangın Seyircileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Tolstoy’un&nbsp;&nbsp;<em>“İnsan ne ile yaşar?”</em>&nbsp;adlı eserinde, maddeperest dünyaya ibret olacak bir hikaye anlatılır. Çiftçi Pahom’un öyküsüdür bu.<ins></ins></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sıradan ve kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek ya da koşarak ulaştığın bütün yerler senindir fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. Seni başladığın yerde görmek istiyorum. Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” der. Pahom, güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir arazi dikkatini çeker orayı da almak için koşmaya başlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Vakit epey geçmiş. Daha hızlı koşar, koşar, ama artık kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”</strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/08/pahom-2-e1566779347168.jpg" alt="Pahom’un Hikayesi ve Yangın Seyircileri" class="wp-image-210691"/></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;***</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yağmanın, talanın, gasbın ve her türlü hukuksuzluğun pervasızca işlendiği, insanların helal kazançları ile elde ettikleri mallarının mülklerinin zorla ellerinden alındıkları garip bir dönemin, acı şahitleriyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinin gördüğü ellerinin yettiği her yeşil alanı katleden, betonlaştıran, yağan yağmur suyuna akacak bir yer bırakmayan; ülkenin ciğerleri hükmündeki dağları, ormanları yabancı şirketlere rant uğruna satan bir iradenin, sesi kısık izleyicileriyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benden sonrası tufan, diyenlerin ellerinde kaybolup gidiyor geleceğimiz, hayallerimiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa ki, “Yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin” buyurmamış mıydı Peygamberimiz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaralı kuşlar için hastaneler kuran, sizin atalarınız değil miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadaka taşları ile, zenginden fakire görünmez yollar açan, incelikli mimari eserlerde, uçan kuşların yollarını hesaplayan?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağacı kesmemek için yolu uzatan, dolaştıran ama, onun hayat hakkına sahip çıkan?</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Maddeye düşkün olanlar, deniz suyu içen adama benzer” der Muhyiddin ibn Arabi. “İçtikçe susarlar. Susadıkça içerler.” Eşyanın perde arkasındaki hakikati bilmeyenler için, madde de birdir mana da. Bu sebeple kıymet vermezler insana da insani değerlere de..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir ormanı pekala tutuşturabilirler, üzerlerinde devlete ait üniformayı giydikleri halde. Günlerce ciddi bir söndürme gayreti de göstermezler. Seyirci kalmak en iyisidir onlar için belli ki. Yanan ülkenin ciğerleriymiş, canıymış, kaderiymiş, önemsemezler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir ormanı tutuşturup da seyirci kalan yığınlar, pekala tutuşturabilir bir annenin yüreğini. Kanunsuzluklarına bir bahane perdesi örtmeyi bile çok gören muktedirler; tırnağı etten ayırır gibi ayırabilir anne ile bebeğini.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Minareyi çalan çoktan kılıfını bulmuş mu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anne terörist mi? Peki ya o yavru?</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/03/%C5%9Feyma-tekin-yusuf-bebek.jpg" alt="" class="wp-image-182262"/></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bir bebeğe, bir küçük kız çocuğuna, babasını aratabilir sosyal medyadan seslendiği videolarla. Güpegündüz insanların gözü önünde kaçırır da, haber alınamaz bu insanlardan aylarca..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir ormanı tutuşturup seyirci kalanlar, tutuklu babalara, evlat hasreti çektirir. Annelere hem anne hem baba olma gömleğini giydirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir orman yangınına, yeşil alanların yok olup gidişine ses çıkarmayanlar, önlem almak şöyle dursun; “Motorları olmayan uçakları havalandırabilecek pilot varsa, buyursun” diyecek kadar işi hafife alanlar, çok yangınlara sebep olur da, söndürmek için bir damla su bile aramazlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yangına seyirci kalanlar, seyirci kalırlar haksızlık yangınlarına da. Ateş düştüğü yeri yakar, onların zannınca. Önü alınmayan her yangının onlara da dokuması yakınken, seyirci kalmaya alışkın gözleri bir türlü göremez gerçeği. Ama diye başlayan cümlelerle, temize çekerler nefislerini.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yangınlara seyirci kalanlara, “Başkalarının yangınında kendi evini ısıtanlar”a, anlatmak zordur elbette hakikatleri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dünyanın geçiciliğini..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mal mülk yığmanın sahte sevincini,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı duymayan kalbin hakiki görevini ifa etmediğini anlatamaya çalışmak zordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden der ya şair: “Bir kalbiniz vardı, onu hatırlayın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz, kalbi sadece kan pompalamaya yarayan insanlar zümresinden değiliz, bin şükür!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir bebeğin anne diye ağlayan sesiyle, durabilir kalplerimiz acıyla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir ormanın alev ateş kızılında, canımız yanar, yüreğimiz yerinden fırlayacak gibi olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz, yaratılan her şeyi, Yaradan’dan ötürü sevenler zümresindeniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden kalpleri gayzla, kin ve nefretle oturup kalkanlara da, acır bizim kalbimiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlara nefret değil, acıma duygusu besleriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öfkeyle bakan gözlerine inat, tüm olumsuzlulara rağmen gülümser bizim gözlerimiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliriz, bir yaprak dahi izn-i ilahi olmadan kıpırdamaz, düşmez dalından.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve biliriz, kalpleri evirip çeviren ancak O’dur (cc).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm yangınların serin ve selamete çıkacağı, katmanlı ateşlerden İbrahimlerin, zindan kuyularındaki Yusufların, Züleyhaların; tepeler aşan Hacerlerin bastığı yerlerden zemzemlerin çağlaması yakındır, bekleriz..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak:Fatma Betül Meriç-TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/pahomun-hikayesi-ve-yangin-seyircileri/">Pahom’un Hikayesi ve Yangın Seyircileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
