<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Esra Kaya arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/esra-kaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/esra-kaya/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:06:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Esra Kaya arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/esra-kaya/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kaos &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/koas-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2021 10:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18411</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; Gandhi&#8217;yi dinliyorum önce. Batı medeniyeti hakkında ne düşünüyorsunuz, sorusuna &#8220;Olsa iyi olurdu!&#8221; diyor. Sonra yürümeye devam ediyor: &#8220;Tanrı Adına…&#8221; Ardından bir ırkdaşının üç kurşunuyla düşüyor toprağa. &#160; Bu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/koas-esra-kaya/">Kaos | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gandhi&#8217;yi dinliyorum önce. Batı medeniyeti hakkında ne düşünüyorsunuz, sorusuna &#8220;Olsa iyi olurdu!&#8221; diyor. Sonra yürümeye devam ediyor: &#8220;Tanrı Adına…&#8221; Ardından bir ırkdaşının üç kurşunuyla düşüyor toprağa.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu kez Malcolm X konuşuyor, &#8220;Hayır, ben artık ırkçı bir Müslüman değilim.&#8221; diyor. Tam kucaklayacakken tüm renkleri, izin verilmiyor. Hayatı, 16 kurşunla 16 yerinden bölünüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Martin Luther King söz alıyor ardından. Rosa Parks&#8217;ın rüyasını anlatıyor. &#8220;Ezilenler özgürlüğü istemeli!&#8220; derken 25 kere zindan karşılıyor onu. Boğazından yediği tek bir kurşunla -bedeni otuz dokuz ama kalbi altmış yaşında- göçüyor bu dünyadan. Yine de rüya anlatmaktan vazgeçmiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra bir radyo homurtusu duyuyorum. Spiker bağırıyor:  “An itibariyle F-16’lar havada!” Haberi maç coşkusuyla sunan Spikerin sesindeki riyakar faşizm, beynimi tırmalıyor.  Az önce okuduklarımı unutuyorum. Bu ses, bana can almak üzere canlanan canlı bombalar ve bundan çıkar devşirenleri hatırlatıyor. Öte yandan “Yaşatmak için yaşamaktan vazgeçenler”  geliyor aklıma. Olduğum yere çöküyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Derken şehit polisin yabancı eşinden, kendi dilinde ağıtlar yükseliyor. Gel gör ki aynı esnada birileri, &#8220;Ne mükemmel gece!&#8221; diye twit atıyor. İyi de, hala bir yerlerde, muhterislerin güç savaşı uğruna ölenler varken mükemmel olur mu hiçbir gece? Bir de en çok kendi ölüsüne ağlanılmasını isteyenler var. Onlara haykırmak istiyorum: Fillerin savaşında; hangi çiçek, en yüksek ağıdı hak ediyor bilinmez ki! Hepsi çiçek sonuçta&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ardından bir titreme alıyor beni. İnsanlığa düşman o kişi, birbirine de düşman iki düşmana aynı anda saldırırken &#8220;üçüncü bir düşman” yalanını sürdürüyor ve ben bu yalana şahit olmamak için bir kitabın kucağına kaçıyorum. Yazar, “Şiir eskimiyor.” diyor, hatta deliller sunarak beni ikna etmeye çalışıyor ama gerçek katilini işaret ettiği halde anlaşılmadan ölen insan çaresizliği, zihnimi kapatmış bir kere. Daha fazla tahammül edemiyorum. Bunca acı varken bana bunları anlatma, deyip yavaşça kitabı kapatıyorum. Ama bu sefer de kurtulmaya çalıştığım o yalan rüzgarına yeniden yakalanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sözün özü, ülkede kaos çıkarmak isteyenler, ilk önce zihnimde başardılar bunu. Hayalen karşıma alıyorum, hakikati izah edemediğim dostlarımı. Bir bakıyorum yarım saat kendi kendime konuşmuşum da onların ruhu bile duymamış. Halim öyle acınası&#8230; Neden sonra ümit vericinin sözleri geliyor aklıma, canlanıyorum. Allah&#8217;ın bitirmediğini kimse bitiremez, deyip yüce Divan&#8217;a duruyorum.</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/koas-esra-kaya/">Kaos | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın yere düşmekle pul olmaz &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/altin-yere-dusmekle-pul-olmaz-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18221</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Evinin kapısından içeri girdiğinde yaprak gibi titriyordu. Sahi neden titrer insan? Heyecandan? Soğuktan? Öfkeden? Korkudan? Heyecandan değildi, bunu biliyordu. Yavaşça öfkeye evrilen bir korku mu, yoksa haksızlığa uğramışlığın kekremsi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/altin-yere-dusmekle-pul-olmaz-esra-kaya/">Altın yere düşmekle pul olmaz | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Evinin kapısından içeri girdiğinde yaprak gibi titriyordu. Sahi neden titrer insan? Heyecandan? Soğuktan? Öfkeden? Korkudan? Heyecandan değildi, bunu biliyordu. Yavaşça öfkeye evrilen bir korku mu, yoksa haksızlığa uğramışlığın kekremsi tadı mıydı hissettiği? Şu anki duygularını karşılayan bir kelime bulamadı sözlüğünde. Bu tanımsız duygular,  onu bir bataklık gibi içine çekiyordu. Öte yandan onlarla nasıl başa çıkabileceğine dair ufacık fikri yoktu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oysa ki sevinç dolu bir ânın içindeydi. Günlerdir göremediği ipek saçlı kızına kavuşmuştu. Çocukcağız öyle bir sarılmayla sarılmıştı ki annesinin dizlerine, ortamdaki herkesin gözleri dolmuştu. O ise ne hissettiğini bilmiyordu. Normalde gayet duygusal biriydi. Böyle bir anda sevinçten ağlamalı ya da en azından içi mutlulukla dolmalıydı. Lakin o, yüzünde buruk bir tebessüm, titremesini durdurmaya çalışarak eğilip kızını kucağına aldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kuzucuk, bütün akşam sevinçle annesinin etrafında zıpladı. Misafirlerin çocuklarıyla oyun oynarken bile bir gözü sürekli annesindeydi. Eve ise neşe dolu bir hava hakimdi. Sağ salim dönmesi herkesi mutlu etmişti.  Yemekler yendi, çaylar içildi. Karşılamaya gelen misafirler birer ikişer ayrılmaya başladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalan misafirlerden yaşlı bir teyze yorgunluğunu anlamış olacak ki: “Hadi Kızım, sen odana git. Yüzün çöktü iyice. Güzelce bir dinlen, bizi düşünme.” Minnetle baktı teyzenin yüzüne. Ardından kızından müsaade istedi. Annesinin bir an bile gözünün önünden ayrılmasına razı olmayan çocuk, herkes çok ısrar edince gönülsüz bir kafa sallamayla annesinin odasına gitmesine izin verdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Holün sonundaki odaya vardığında bütün sahte hallerini sıyırdı attı üzerinden. İki yıldır hasretini çektiği eşini bile görmek istemiyordu şimdi. Bir müddet aynanın önünde durdu. Kendini izledi. On gündür yaşadıkları sadece göz altındaki siyahlıklarla açıklanamazdı. Koskocaman bir sıkıntı, seken bir mermi gibi kulağının kenarından geçivermişti işte. Olumlu düşünmek istese de o mermiye bu kadar yaklaşmış olma fikri bile psikolojisini alt üst yetmeye yetmişti. O korkunç anlar kafasında sürekli başa saran bir korku filmi gibi dönüp duruyordu. Haykırmak istediği ama donup kaldığı anlar&#8230; Söylemek istediği onca söz varken hiçbir şey söyleyemediği anlar&#8230; Huzurlu ve mutlu bir hayatın içinde fark edemese de  yüzleşince anlıyordu insan, kötülüğün sınır tanımazlığını. Saatlerdir tuttuğu gözyaşlarını saldı sonunda . Saatlerce ağladı. Duşa girdi, ağladı, saçlarını taradı, ağladı. Başını yastığa koyduğunda eski yoğunluğunu kaybetse de hafif hafif sızmaya devam ediyordu gözyaşları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211; <em>Bedenime izinsiz dokunman beni değersiz yapmaz, Altın yere düşmekle pul olmaz. Ama bu niyetiniz, sizi hayvanlardan da aşağı bir alçak yapar.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>&#8211; Sen bu devlete ihanet ettin. Asıl alçak sensin. Hainlerle iş birliği yapıp bu ülkeyi ele geçirmeye çalıştın. Eğer iş birlikçilerini söylemezsen ben sana nasıl söyleteceğimi biliyorum. Seni insan içine çıkamaz hale getireceğim.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>-Yargıç mısınız siz? Mahkeme mi burası? Beni kafanıza göre yargılayıp üstüne böyle sırtlanca cezalar kesemezsiniz. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>-Devletim ben! Bal gibi de ceza keserim, şimdi görürsün. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>-Tutukladığınız canilerden ne farkınız var? Sadece yaptığınızı devlet gücünü arkanıza alarak yapıyorsunuz. O zırh üzerinizden kaldırıldığında sadece âdi bir suçlu olarak kalacaksınız. Ama ben değerliyim. Beni insan olarak yaratan Allah,  bana bu iffeti ve izzeti vermiş ve ömrüm boyunca buna layık olarak yaşayacağım. Sizin gücünüz beni kirletmeye yetmez ancak kendi çürümüşlüğünüzü artırır. Şu an sadece elinize geçen geçici gücün sefasını sürüyorsunuz. Ama unutmayın, hesabınız iki dünyada da çetin olacak!&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Uyandığında kan ter içindeydi. Derin bir nefes aldı ve nefesini yavaşça dışarı saldı. Gözyaşları dinmişti artık. Rüyada da olsa yüzleşmek iyi gelmişti. Kalbi kısmen de olsa hafiflemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O esnada minik kızı anneannesinin engellemelerine rağmen süratle odaya daldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>-Anneciğim, dedi ve sokuldu yanına. Kocaman, kahverengi, parlak gözlerini annesine dikti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kızının gözlerine baktığı an, dünyasını kaplayan o kasvet sisinin dağıldığı an oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Tabi ya!” dedi içinden. Gerçekte o karanlık ruhlara söyleyemediği ama rüyasında haykırdığı cümleleri hatırladı. “Altın yere düşmekle pul olmaz. Sizin gücünüz, beni kirletmeye yetmez ancak kendi çürümüşlüğünüzü artırır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayatı boyunca inandığı, bildiği, okuduğu her şey, adeta cisimleşerek karşısında duruyordu. Onlara hürmeten buna izin vermeyecekti. Sırf onlar istedi diye kendini kirli hissetmeyecekti. Bütün bunlar, çıkarlarının esiri olmuş bir grup insanın emellerine ulaşmak için oynadıkları adi oyunlardı sadece. Varlıklarını, kötülüklerinin devamına borçluydular ve ellerinden geleni artlarına koymayacaklardı. Kerbelâ sonrası Yezid’in yaptıkları geldi aklına. Bosna geldi. Afrika’da satılan kız çocukları ve daha niceleri&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kızının saçını kokladı, elini tuttu.  Artık biliyordu ne hissettiğini. Cesurdu, masumdu, temizdi. Kendiydi.Yaralanmıştı evet. Belki iyileşmesi aylar, yıllar alacaktı. Lakin insanlıktan çıkmışlara rağmen bütün karakteriyle ve ruhuyla insan kalacaktı. Kızını da öyle yetiştirecekti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En güçlü ve net ifadesiyle kızına dedi ki:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211; Anneciğin burada canım kızım. Bütün iffetiyle ve izzetiyle burada&#8230;Yanı başında&#8230;</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/altin-yere-dusmekle-pul-olmaz-esra-kaya/">Altın yere düşmekle pul olmaz | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Postacısı &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/bahar-postacisi-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2021 11:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18053</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Gözümü açtığımda yerde öylece yatıyordum. Çok karanlıktı ama kesinlikle soğuk değildi. Hatta sıcaklığı gönlümü ısıtıyordu diyebilirim. Elimle, yattığım yeri usulca yokladım. Dokusu, harika bir ipeği andırıyordu. Burası benim yuvam&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bahar-postacisi-esra-kaya/">Bahar Postacısı | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Gözümü açtığımda yerde öylece yatıyordum. Çok karanlıktı ama kesinlikle soğuk değildi. Hatta sıcaklığı gönlümü ısıtıyordu diyebilirim. Elimle, yattığım yeri usulca yokladım. Dokusu, harika bir ipeği andırıyordu. Burası benim yuvam olmalıydı. İçim mutlulukla dolmuştu, çünkü bu yuvada kendimi güvende hissediyordum.</p>
<p>Kısa bir süre sonra çatıdan parlak bir ışık süzüldüğünü gördüm. Daha ne olduğunu anlamadan sarsıldı her yer, duvarlar birbirinden ayrıldı. Yumuşacık yatağıma veda bile edemeden boşlukta buldum kendimi.</p>
<p>-Aaaaaaaaahhhhhhhh!</p>
<p>Öyle bir düştüm ki; saniyeler mi sürdü, yoksa yüzyıllar mı, bilemedim.</p>
<p>-Yumuşak, sıcak bir yuvam vardı benim? Burası neresi? Ne işim var benim burda?</p>
<p>Sorularımdan başka bir şeyim yoktu artık. Çok üşüyordum. Etrafım gövdesiz ağaçlarla sarılıydı. Sonra aniden arka taraftan bir ses duydum. Uğultuyu andıran bir ses&#8230; İliklerime kadar ürperdiğimi hissediyordum.</p>
<p>-Ne ki şimdi bu? Dost mu düşman mı? Kötülük mü yapacak yoksa bana?</p>
<p>Koşamıyordum ama var gücümle yuvarlandım. Vücuduma, ne olduğunu bilmediğim parçacıklar batıyor, gerçekten canım yanıyordu ama korkum acımdan daha büyüktü.</p>
<p>Bir süre yuvarlandıktan sonra gövdesiz ağaçların sonuna ulaşmıştım. O korkunç sesi artık duymuyordum. Karşıya bakınca bir de ne göreyim? Deniz&#8230; Çok büyük, ne kadar da güzel! Güneş ışıkları, suyun üzerine yansıyordu.</p>
<p>Öyle hayran hayran bakarken içime bir kurt düştü. Buna benzer parlak ışıklar gördükten saniyeler sonra evim yıkılmamış mıydı? Ya bu sefer de suyla beni boğmaya kalkışırsa? Ya zarar verirse bir daha? Kafamdaki şüpheler önümdeki şahane manzarayı perdeliyordu.</p>
<p>Ne yapsam, nereye saklansam diye düşünürken korktuğum başıma geldi. Önce sırtımda bir ıslaklık hissettim. Kafamı kaldırmamla birlikte onlarca, yüzlerce, binlerce su topunun yukarıdan düştüğünü gördüm.</p>
<p>-Senin düşman olduğunu biliyordum kocaman sarı yuvarlak. Daha önce evimi yıktın. Şimdi sudan ordularınla beni yok etmeye çalışıyorsun. Ama ben senin daha önce yok ettiklerini benzemem. Ben var ya ben! Ben?</p>
<p>Tuhaf bir his&#8230; adı konmamış. Daha kendimle bile tam olarak tanışmış sayılmazdım. Gövdemi inceledim bir müddet. Şirindim gerçekten. Belki de ondan daha şirin olmamı istemiyordur. Hmmm&#8230; Evet evet, işte bu sebeple öfkeli bana. Kaşlarımı çattım. O sarı yuvarlağa kızgın bir bakış fırlattım.</p>
<p>Su topları şiddetini artırıyordu. Korkunç homurtular da duyulmaya başlamıştı gökyüzünden. Ama düşmanımın adını koymuştum artık ve onun kininin sebebini biliyordum. Başka cevaba ihtiyacım yoktu. Çılgınca yuvarlanmaya başladım. Artık canım acımıyordu. Korkum öfkeye dönmüştü. O küstah yuvarlağa haddini bildirecektim.</p>
<p>İleride bir çukur gördüm. Hızlıca içine daldım.</p>
<p>-Ne kadar da karanlık bir yer?</p>
<p>Nefesimi tuttum. Sakin olmaya çalışarak bekledim.  Çok geçmeden gözlerim karanlığa alıştı, etrafı seçmeye başladım. Sonra narin bir ses duydum derinden:</p>
<p>-Hoş geldin, dedi. Seni bekliyorduk, gelmene sevindik.</p>
<p>Böyle karşılanmak gururumu okşamıştı. Beklenen olmak güzeldi tabi.</p>
<p>&#8211; Hoş bulduk, dedim.</p>
<p>Ellerinde yorgana benzer parçalar vardı.</p>
<p>-Şimdi seni bununla saracağız. Derin bir uykuya dalacaksın. Sonrasında inanılmaz güzellikte başka bir dünyaya uyanacaksın.</p>
<p>Çok heyecanlanmıştım. Acaba nasıl bir dünya bekliyor beni? Sabırsızlıkla,</p>
<p>-Elbette, dedim. Hadi sar hemen!</p>
<p>Zaten çok yorgundum, yorganın sıcaklığında uyuyakaldım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımdaysa inanamadım. Pembe taç yapraklarım, yemyeşil zarif bedenim, artık harika bir çiçektim ben. Şaşkınlığım anlatılmaz boyuttaydı.</p>
<p>Biraz etrafa bakınca ileride, daha önce deniz sandığım su birikintisini gördüm. Gövdesiz ağaç dediklerimse çimenlermiş meğer. Kendi kendime gülmeden edemedim.</p>
<p>Daha önce gördüğüm sarı yuvarlak tepemde bana nazlı nazlı gülümsüyordu. O gülümsedikçe bedenimin ısındığını, serpildiğini hissediyordum. Nasıl yani? O benim düşmanım değil miydi?  Beni, yuvamdan etmedi mi? Ya o kocaman su topları? Onları beni yok etmek için göndermedi mi?</p>
<p>Daha önce duyduğum o narin sesi bir daha işittim.</p>
<p>-Sen tohumdun daha önce. Bu kocaman sarı yuvarlak yani güneş, anne çiçeğin taç yapraklarını açtı, toprağa düştün.  Hani o korktuğun ses vardı ya, o rüzgardı. Seni buralara ulaştırdı. O su topları yani yağmur, toprağı sulayarak senin çimlenmen için zemin hazırladı.</p>
<p>Utançtan olsa gerek, pembe taç yapraklarım kırmızıya döndü, bir müddet başımı kaldırıp güneşe bakamadım. Peşin hükümler, gereksiz vehimler, yersiz korkular, anlamsız şüpheler ve bunların etkisiyle edindiğim hayali düşmanlar&#8230; Ben bunlar değilim, olamam. Bahar postacısıyım ben. Baharın gelişini duyururum gören gözlere&#8230; Öfke, düşmanlık neyime?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bahar-postacisi-esra-kaya/">Bahar Postacısı | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şükür &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/sukur-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2021 11:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17896</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir İstanbul sabahı… Kahvaltı yapmadan sokağa fırladığım için olsa gerek, kan şekerim ziyadesiyle düşük. Metrobüs, yük vagonuna dönmeden yetişmeliyim. Eski filmlerde bir cepheden bir cepheye asker sevkiyatı yapılır ya…&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukur-esra-kaya/">Şükür | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bir İstanbul sabahı… Kahvaltı yapmadan sokağa fırladığım için olsa gerek,<br />
kan şekerim ziyadesiyle düşük. Metrobüs, yük vagonuna dönmeden yetişmeliyim.<br />
Eski filmlerde bir cepheden bir cepheye asker sevkiyatı yapılır ya… Metrobüsün<br />
hali de böyle işte…</p>
<p>Önümde yaşlı bir teyze, ürkek ses tonuyla önünden geçen gence soruyor:<br />
&#8211; Mecidiyeköy’e hangi taraftan bineceğim evladım?<br />
Gösteriyor genç. Gencin cevabıyla yetinmeyip birkaç kişiye daha soruyor<br />
teyze. Garipsiyorum. Teyze çok mu kuruntulu, yoksa yaşadığımız dünya mı<br />
tekinsiz? İkisi de olabilir aslında. Yoluma devam ediyorum.</p>
<p>Köşede çekirdekli simidini sevdiğim, güzel bir fırın var. Ucuz da… Girişte<br />
nefis bir ekmek kokusu karşılıyor beni ama simit kalmamış . Üzülüyorum, sonra <br />
camdan Suriyeli bir çocuğun parkasını ve esmerce ellerini görüyorum.</p>
<p>Esefleniyorum kendime. En temel ihtiyaçlarını karşılayamazken insanlar, şu<br />
üzüldüğüme bak. Vicdan bu, sızladı bir kere. Zihnim kadar dağınık çantamı<br />
karıştırıyorum. Hah, buldum bir beşlik! İki poğaça ve iki meyve suyu alıyorum.<br />
Sessizce yanına gidiyorum çocuğun. Çömelmiş köşesine duvarın, başını kollarının<br />
arasına sıkıştırmış, öylece duruyor. Görmüyor beni. Bacağının altına doğru iteleyip<br />
poşeti, vicdanım tarafından rahat bırakılmanın hazzıyla, olay mahallini terk<br />
ediyorum.</p>
<p>Yolculuğum sürüyor. Hızlı adımlarla yolun karşısına geçeyim derken acı bir<br />
ses geliyor arkadan, irkiliyorum. Bir bakıyorum ki eski model, kırmızı, modifiye bir<br />
araçla drift atıyor bir genç. Verdiği rahatsızlık, attığı havadan kaç galon büyük, bir<br />
bilse, acep yapar mı?<br />
Nihayet geldim. İşim, ikinci yuvam, ekmeğim, her şeyim… İşini sevmeyen<br />
insanlara acıdım birden. İnsan, neredeyse ömrünü verdiği meşgalesini, ekmek<br />
kapısını sevmezse ayakta duramaz ki!</p>
<p>İkişer ikişer çıktım merdivenleri. Kapıya bakarken görüyorum onu. Elinde<br />
litrelik suyu, ara ara içiyor, bir yandan da kapıyı seyrediyor. Dudaklarında belli<br />
belirsiz bir kıpırtı&#8230;<br />
-Buyrun, kime bakmıştınız?<br />
Derin bir uykudan uyanır gibi kendine geldi.<br />
-Bbbenn?Şeyy…</p>
<p>Bir an hatırlayamadı sanki. Kısa bir sessizlikten sonra:<br />
-Ha evet, Leyla Hanım’la görüşecektim.<br />
-Buyrun benim.<br />
-Dün telefon etmiştim. Akasya’daki ev için…<br />
-Erkencisiniz, dokuz buçuğa sözleşmiştik yanlış hatırlamıyorsam.<br />
-Şey ben biraz sağlamcıyımdır. Trafikte filan sıkıntı yaşayıp geç kalırım, diye<br />
erken çıkmıştım yola.</p>
<p>-Gidelim o zaman.<br />
Dün telefonun ucundaki titrek ses, şu an gördüğüm nahif silüetle birleşince<br />
zihnimde anlam kazandı sanki. İki sokak ötedeki eve giderken konuştuk biraz.<br />
Üniversite ikinci sınıftaymış. Gazetede görmüş ilanımızı. Görünce çok sevinmiş.</p>
<p>Aylardır ev arıyorlarmış. Artık ümitlerini kaybetmek üzerelermiş.<br />
-Bu muhitte öğrenciye kimse ev vermek istemiyor. Kendileri, çocuklarını<br />
okutmak için paralanıyorlar. Ama iş, başka çocuklara el uzatmaya gelince imtina<br />
ediyorlar, dedi acı acı gülümseyerek.</p>
<p>-Şey, ev sahibi Osman Amca biraz pimpiriklidir, o da öğrenciye vermeyebilir.<br />
Donuklaştı. Sesindeki suküt-u hayali fark etmemek mümkün değildi.<br />
-Bakın, merak etmeyin. Evi temiz kullanırız. Parayı vaktinde öderiz.<br />
Üzüldüm. İki sene önce ben de öğrenciydim, öğrenci adam- derecesi kişiden<br />
kişiye değişmekle birlikte -garibandır. Yardım etmek lazım, lazım da Osman<br />
Amca’yı iyi tanırım. Çok düşkündür evine.</p>
<p>Şansa bak, bakacağımız dairenin hemen altında oturuyor Osman Amca. Bu<br />
da demek oluyor ki kiraya verse bile, şu kağıt gibi duvarlardan geçen her ses,<br />
9Ünzile Teyze’nin –Osman Amca’nın eşi- sinirlerini zıplatacak, Osman Amca da iki<br />
ayda bu garipleri kapı dışarı edecek. Ümidim kırılmaya başlıyor ufak ufak.<br />
Zile basıp bekledik bir müddet. Neden sonra Ünzile Teyze’nin başı göründü<br />
camda.</p>
<p>-Leyla kızım sen mi geldin? Yanındaki kim?<br />
-Ünzile Teyze, arkadaş daireye bakmak için geldi. Osman Amca evde mi?<br />
-Pek bi küçük görünüyor, öğrenciyse filan istemem ona göre.<br />
Gayri ihtiyari dönüp yüzüne baktım kızcağızın. Derince iç geçirdi,<br />
ümitsizliğimizi zirveleştirmişti bu tavır. Teselli etme ihtiyacı hissettim.<br />
-Hemen üzülmeyin, bi Osman Amca gelsin, belli olmaz.</p>
<p>Sebebini bilmiyordum ama deli gibi istiyordum yardım etmeyi. Komisyon<br />
meselesini bile unutmuştum tamamen. Osman Amca’nın sesiyle kendime geldim.</p>
<p>-Leyla, hoş geldin kızım. Evladım, sen de hoş geldin. Gelin bakalım içeri.<br />
Ünzile, bir çay koy kızlara.<br />
-Yok Osman Amca, benim başka randevularım da var. Eve hızlıca bakıp<br />
çıkalım olmaz mı?<br />
-Neyse, borcun olsun, buyrun bakalım.</p>
<p>İkinci kattaki eve çıktık beraber.<br />
Otuz yıllık bina, köhneliği merdivenlerden belli, ama temiz en azından. Aile<br />
apartmanı nezihliği var binada. Ev gayet aydınlık ve ferah… Kirası da uygun sayılır.<br />
-Ne iş yapıyorsun kızım, kiminle kalacaksın?</p>
<p>-Öğrenciyim amca, dört arkadaşımla kalacağız inşallah.<br />
Osman Amca, “Bunu niye getirdin ki?” der gibi bir bakış fırlattı bana. Cevap<br />
verme ihtiyacı hissettim.<br />
-Bu kızcağızlar, çok temiz insanlar Osman Amca. Hem öğrenciler garibandır.<br />
Sahip çıkmak lazım.</p>
<p>Osman Amca, aldırmaz bir tavırla kıza döndü.<br />
-Evladım, bak ben seni tanımam, bilmem. Diyeceğim o ki: Biz burada<br />
neneyle birlikte sakin sakin yaşayıp gidiyoruz. Bu yaşa gelinceye dek başımız<br />
fazlasıyla ağrıdı. Bırakın bundan sonra ağrımasın.<br />
-Ama amcacığım…<br />
Konuşturmadı Osman Amca. Biz de başımız önümüzde çıkmak zorunda<br />
kaldık.</p>
<p>Çok mahcuptum çok. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Toparlamak istedim.<br />
-Başka bir yer bakalım. Abim gelmiştir ofise. Sorarız şimdi.<br />
-Zahmet etmeyin. Nafile uğraşıyoruz.<br />
Tuhaf bir durum… Her zaman müşteriler gelir, belki beş görüşmeden bir ikisi<br />
olumlu sonuçlanır, diğerleri eli boş döner. Bu kız, yüreğimde bir tele dokundu,<br />
onu titretti sanki. Eli boş dönmesini istemiyordum.<br />
Kapının önünde vedalaştık. Israrıma rağmen çıkmadı yukarı.</p>
<p>Ofise çıkar çıkmaz olanları abime anlattım.<br />
-Yok Leyla, Osman Amca ölür de vermez öğrenciye o evi.<br />
-Abi, ikna etmenin bir yolu olmalı. Kızcağız çok istiyordu.<br />
-Leyla, Osman Amca’nın kızını biliyor musun sen?<br />
-Yoo, onların çocukları yoktu ki!</p>
<p>-Vardı, bundan 15 yıl kadar önce bir tane kızları vardı. Üniversiteye<br />
gidiyordu. Başka bir ildeydi. Arkadaşlarıyla kalıyormuş. Soba zehirlenmesi<br />
neticesinde bir arkadaşı ve Osman Amca’nın kızı vefat etmiş. Cesetleri bir hafta<br />
sonra bulunmuş. Bu sorumluluğun altına girmez Osman Amca, hele onları<br />
gördükçe biricik kızını hatırlamayı hiç kaldıramaz.<br />
Etkilenmiştim. Ne kadar kendi halimde yaşıyorum, diye düşünmeden<br />
edemedim. Burnumun dibinde yaşayan, neredeyse her gün gördüğüm bu<br />
insanların, kapalı perdelerin ardında nasıl acı çektiklerini anlayamamışım.</p>
<p>-Abi, ben son kez şansımı deneyeceğim.<br />
Abim: “Boşuna, gitme!” dediyse de konuşmalıydım. Vicdanım yeniden<br />
yakama yapıştı sanki. Ah iç ses! Beni zorla cennetlik edersin umarım.<br />
Zili hızlı hızlı çaldım.</p>
<p>-Osman Amcaaa!!!<br />
Telaşla cama çıktı Osman Amca. Niyetim telaşlandırmak değildi tabi.<br />
-Osman Amca, çay var mı?<br />
-Tabi kızım, ben de bir şey oldu zannettiydim. Gel buyur!<br />
-Geleyim Osman Amca. Kolay gelsin Ünzile Teyze.<br />
Selamlayıp içeri girdim.</p>
<p>&#8211; Osman Amca, rica ederim dinle beni. Ben bugünkü öğrenciler için<br />
konuşmak istiyorum. Ben çok üzüldüm. Gencecik çocuklar… Sen yardım etmezsen<br />
ben yardım etmezsem kim yardım edecek. Dinimiz, muhtaçlara el uzatmayı<br />
emretmiyor mu? Aylardır ev arıyorlarmış. Kapılar hep yüzlerine kapanmış. Bak,<br />
gelmişler güzel güzel ilim öğreniyorlar. Vatanlarına, milletlerine hayırlı bir evlat<br />
olacaklar. Senin de çorbada tuzun olsun. Hadi verelim şu evi.<br />
Osman Amca önce duraksadı. Sonra titrek bir ses tonuyla konuşmaya<br />
başladı.</p>
<p>-Leyla, seni evladımız gibi severiz bilirsin. Ama biz bu kızcağızların vebaline<br />
girmek istemiyoruz. Benim kızıma sahip çıkmadılar diye zamanında çok isyan<br />
ettim. Ya biz de bu çocuklara sahip çıkamazsak? Onların da başına bir şey gelirse…<br />
Hem onları gördükçe kızçem gelir aklıma hep.</p>
<p>-Ama Osman Amca, inanıyorum ki siz daha bir farklı bakıp gözetirsiniz<br />
onları. Aileleriymiş gibi sahip çıkarsınız. Hem sen, onların ailelerini daha iyi<br />
anlarsın. Belki de giden bir kızının yerine, beş kızın olacak.<br />
Birbirlerine baktılar Ünzile Teyze’yle. Gözleri doldu ikisinin de.<br />
-Tamam, çağır gelsin dedi. Endişesi yüzünden okunuyordu.<br />
-Allah razı olsun Osman Amcacığım. Siz onlara sahip çıkıyorsunuz, Rabbim<br />
de ahirette size sahip çıksın.</p>
<p>Dualarla uğurladılar beni. Acıları tazelenmişti belli. Ama çok büyük hayırlara<br />
vesile olacaktı bu iş, hissediyordum. Mutluluğum tarifsizdi. Hemen aradım.<br />
Ümitsiz bir ses tonuyla telefonu açtı. Müjdeli haberi verdiğimde, sevinçten<br />
telefonu düşürdü elinden. Arkadan sevinç çığlıkları yükseldi sonra. Bu kadar<br />
sevineceklerini ben bile tahmin etmemiştim.</p>
<p>Aradan üç ay geçti. Öğrenciler taşındılar. Ünzile Teyze, anneleri gibi habire<br />
yemek taşıyıp duruyor. Osman Amca tadilat, tamirat ne varsa hallediyor. Kızlar da<br />
hem güvende olmanın hem de aile sıcaklığı görmenin mutluluğu içindeler…<br />
Ne garip değil mi? Adına bazen nasip bazen dua dediğimiz o gizli saikle,<br />
Rabbim ne güzel işlere sevk ediyor insanı! Bir tarafa muhtaç olduğu himayeyi<br />
ikram ederken diğer tarafın yaralarını sarıyor. Onlara lütufta bulunurken benim<br />
gibi birine de vesileliğin hazzını yaşatıyor. Şükür bunları gösterene diyor benim “İç<br />
ses”. Şükür,şükür…</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukur-esra-kaya/">Şükür | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarım kalan gelinlik &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/yarim-kalan-gelinlik-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2021 11:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17730</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Sade Edebiyat’ta yayınlandı.) ‘Beyefendi, şu camı açar mısınız?’ dedi mor elbiseli kadın, hırçın ve detone sesiyle. Bütün yolcular şöyle bir silkinip kendine geldi. Sabahın yedisiydi. Cepheye asker sevk eden trenler&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yarim-kalan-gelinlik-esra-kaya/">Yarım kalan gelinlik | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>(Sade Edebiyat’ta yayınlandı.)</p>
<p>‘Beyefendi, şu camı açar mısınız?’ dedi mor elbiseli kadın, hırçın ve detone sesiyle.<br />
Bütün yolcular şöyle bir silkinip kendine geldi. Sabahın yedisiydi. Cepheye asker<br />
sevk eden trenler gibi tıklım tıkış bir metrobüste, işe gitmeye çalışıyorduk. Uyku<br />
ile uyanıklık arasında gezinirken, o gergin ses, negatifliğini üzerimize boca etmişti.<br />
Yüzlerdeki ifadeden, verdiği rahatsızlığı o da anladı. Düşmemek için yaslandığı<br />
direğe, var gücüyle tutundu.</p>
<p>-Müsaade eder misiniz? Pardon? Pardon! İnebilir miyim?<br />
Nihayet inmeyi başarmıştım. Derin bir nefes aldım önce, sonra da her zamanki<br />
sitemlerimi savurdum koca şehre. Ettiğin onca eziyete rağmen, İstanbul, niye<br />
seviyorum ki seni? Her gün teptiğim dört saatlik yola, kaba insanlara, kirli<br />
havaya&#8230;<br />
Öbür yanım savunmaya geçti hemen: Ama her bir köşesinde mutlu anıların var.</p>
<p>Beşiktaş&#8217;ı, Üsküdar&#8217;ı&#8230; Çocukken ailecek gezdiğiniz Avcılar Sahili, lisede<br />
arkadaşlarla takıldığınız Bakırköy Meydanı, üniversite hatıralarının vazgeçilmez<br />
dekoru Beyazıt&#8230;İstanbul&#8217;un her köşesi onlarca hatıranın vefalı şahidi değil mi?<br />
Aniden göğsüme yakıcı bir ok saplandı. Saate baktım, iş çıkışı gelinlikçiye siparişin<br />
iptali için uğrayacaktım. Onu seçmek için iki aydır bakmadığım moda dergisi,<br />
gezmediğim dükkan kalmamıştı. Hele evim&#8230;Annemin arka sokağında ev<br />
bulabildiğim için sevinçten ağlamıştım. Vintage tarzı oturma odam, özel<br />
yaptırdığım kitaplığım&#8230;Çay tabaklarım bile özenle seçilmişti. Hepsi depoya<br />
gidecek şimdi.</p>
<p>Öbür ben, devreye girdi hemen. Ne önemi var, gelinliği sadece bir gün giyecektin.<br />
Ev dediğinse, ileride daha güzellerini kurarsın. Bunlara takılıp kalma.<br />
5Toparlandım hemen. Hızlandı adımlarım. Kapıdaki güvenliği göz ucuyla<br />
selamladım. Kimseye yakalanmadan ofisime bir atabilsem kendimi. Asansör<br />
çağırma tuşuna sinirlice art arda bastım. Telaşla girdim içeri.<br />
-Dur!Beni bekle!</p>
<p>Ayy yaaa! Leyla&#8217;ya yakalandım. Çaresizce tuttum asansörün kapısını.<br />
-Ahh canım,bilsen ne kadar üzüldüm. Düğünün iptal olmuş.<br />
Sesindeki yapmacıklık rahatsız ediciydi, aldırmamaya çalıştım.<br />
-İptal olunmadı, çeşitli sebeplerden ertelendi sadece.<br />
-Ama o zaman evini neden boşaltıyorsun ki?<br />
Pes vallahi, her şeyi de öğrenmiş. Mecbur saf numarası yapacaktım.<br />
-Boşuna kira ödemeyelim, dedik.</p>
<p>Soğuk bir gülümsemeyle bir bakış atıp asansörden çıktım. Ne zamana kadar<br />
saklayabilirim? Bir gece yarısı evini basıp;sanki bir haydut,bir caniymiş gibinişanlımı içeri attıklarını&#8230;On gün boyunca onu bulmak için karakol karakol<br />
gezdiğimizi&#8230;Düğünümüze yirmi gün kala, daha kuramadan yuvamızı, akbabalar<br />
gibi parça parça ettiklerini&#8230;<br />
Ofise girer girmez kapımı kapattım. Kapıya yaslanıp çömeldim öylece.<br />
Dertli olmak zor, zor olmasına amma, derdini paylaşacak kimse bulamamak, hatta<br />
anlattığında dışlanmak ve yaftalanmaktan korkmak, en zoru olsa bu gerek&#8230;<br />
Kapıyı tıklattı biri. Hemen toparlandım ve hızlıca yüzüme bir gülümseme<br />
yerleştirdim.</p>
<p>Gelen patrondu. Nişanlımı ve ailesini tanıyordu. Ve yüzündeki ifadeden, her şeyi<br />
öğrendiği anlaşılıyordu.<br />
Babacan olmaya çalışan bir tavırla:<br />
-Bak kızım, iki yıldır beraber çalışıyoruz. Çalışkanlığını, dürüstlüğünü takdir<br />
6ediyorum. Başına çok kötü bir olay geldi, ama en azından bir teröristle<br />
evlenmekten iyidir. Zararın neresinden dönersen kârdır. Canını sıkma, çok daha<br />
iyileri çıkar karşına. Hem artık görüşme bunlarla, eğer görüşecek olursan maalesef<br />
sana daha fazla destek olamayacağımı bilmeni isterim.<br />
Acıyla yutkundum. Bir dağın başına çıksam, orada avazım çıktığı kadar saatlerce<br />
bağırsam ancak sakinleşirdim ama yuttum çığlığımı.<br />
&#8220;O, akademisyendi sadece. Kalemden başka şeyle ne işi olur; silahla, topla, tüfekle<br />
ne işi olur?&#8221; diyemedim. &#8220;Beni iki yıldır tanıyorsanız, nişanlımı çocukluğundan<br />
beri tanırsınız,yıllarca komşuluk etmediniz mi?&#8221; diyemedim.<br />
-Takdir edersiniz ki çok ağır bir süreç benim için. Bu konu hakkında konuşmaya<br />
çok hazır değilim. Daha sonra konuşsak olur mu?</p>
<p>Üstelemedi, kafasını salladı, beni anladığını göstermek için omzuma hafifçe vurdu<br />
ve odadan çıktı. Nefes alamıyordum, ofisin penceresini açıp, önümüzdeki<br />
inşaattan kaynaklı toz bulutuna rağmen, havayı içime çektim. Durumum gittikçe<br />
zorlaşıyordu; bir el, ayak bileğimden tutmuş beni bataklığa çekiyordu.<br />
Sahi, bir karar mı vermem gerekiyordu?</p>
<p>İş çıkışı, gelinlikçiye gitmek için yola çıktım çıkmasına ama sahilde buldum<br />
kendimi. Ağustos ayının son demleri&#8230;Etraf cıvıl cıvıl&#8230;Hafif üşüten bir akşamüstü<br />
serinliği&#8230;Dakikalarca denizi seyrettim, seyrettim. Beynim rölantideydi sanki.<br />
Sonra fırladım aniden&#8230;Kalbim ağzımdan çıkacakmış gibi atıyordu. Aceleyle<br />
telefonu aradım ceplerimde. Titreyen parmaklarımla numarayı tuşladım.</p>
<p>-Alo, gelinlikçi mi? Daha önce arayıp, siparişimi iptal etmek için ne yapmam<br />
gerektiğini sormuştum. Ama vazgeçtim. Ben gelinliği alıyorum. Eksiklerini<br />
tamamlayın lütfen. Teşekkürler&#8230;<br />
Kuş gibi hafiflemiştim. Fikri zehir, dili zehir insanlar iflahımı sökse de, artık<br />
verdiğim karardan dönmeyecektim, karanlık bastırdıkça bastırsa da üstüme<br />
ellerini, ben aydınlık olmaktan vazgeçmeyecektim. Kalbimi korkuya rehin<br />
vermeyecektim.</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yarim-kalan-gelinlik-esra-kaya/">Yarım kalan gelinlik | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzleşme &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/yuzlesme-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2021 11:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17422</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Sade Edebiyat’ta yayınlandı.) &#8211; Hasan! Sıraya yapıştın galiba! Kalksana be oğlum! Hasan içini çekti. O da kalkmak isterdi ama ayaklarına söz geçiremiyordu. &#8211; Siz gidin, ben gelirim, dedi hırçın ses&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuzlesme-esra-kaya/">Yüzleşme | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>(Sade Edebiyat’ta yayınlandı.)</p>
<p>&#8211; Hasan! Sıraya yapıştın galiba! Kalksana be oğlum!</p>
<p>Hasan içini çekti. O da kalkmak isterdi ama ayaklarına söz geçiremiyordu.<br />
&#8211; Siz gidin, ben gelirim, dedi hırçın ses tonuyla. Başını önüne eğip önündeki kağıdı<br />
karalamaya devam etti. Kalem darbeleri arttıkça çizdiği kişinin silüeti<br />
belirginleşiyordu. Yuvarlak bir çehre, güzellik kalıplarına baş kaldıran hafif bitişik<br />
kaşlar, ağız kenarında nazenin bir kıvrım&#8230;Saçının ışıltısını karakalem bile<br />
örtememişti, ha bir de narin bileğine geçiriverdiği tokası, bu bile öyle yakışıyordu<br />
ki!</p>
<p>&#8211; Hasan koçum, hafta sonu sinemaya gideceğiz, var mısın? Uyar mı sana?<br />
Yutkundu Hasan. “Ne de dertsiz tasasız bu insancıklar!” diye söylendi. “Hoş bu<br />
derde düçar olmasaydım, ben de kesinkes onlar gibi olurdum.” diye düşündü. O<br />
anda gözü, çizdiği resme takıldı. Arkadaşının fark edeceği endişesiyle resmin<br />
üstüne abandı.<br />
&#8211; Sağ ol kanka, hafta sonu dayımlar bize gelecek. Evde olmam lazım.<br />
&#8211; Peki, öyle olsun, dedi Ferhat.</p>
<p>Arkadaşı gidince derin bir nefes aldı. Son anda paçayı iyi sıyırmıştı. Abanmanın<br />
etkisiyle hafif buruşan kağıdı nazikçe düzeltirken donakaldı. Kendine bile itiraf<br />
edemediği bir gerçekle yüzleşiyordu. Çizdiği kız, sınıf arkadaşı Yasemin&#8217;den<br />
başkası değildi. Kalemi, kendi hükümranlığını ilan etmiş, ona sormadan, gizlediği<br />
bir sırrı açık etmişti. “Seni dost sanmıştım, ağzın pek gevşekmiş be kalem. Önce<br />
silgiyle şu kaşları ayıralım birbirinden. Bilekteki tokayı silelim, şöyle oval bir<br />
gözlük ekleyelim. Hah, tamam! Ama ya ağzının kenarındaki nazenin kıvrım?<br />
Kıyamam ki ona ben.”<br />
“Amaaan, nelerle uğraşıyorum?” Kalemi masaya bırakıp gerindi hafiften. Yüzünde<br />
alaylı bir gülümseme belirdi. Ama bu gülümseme kendineydi. Onca sıkıntının<br />
arasında buna hakkının olmadığını düşündü, içini bir burukluk kapladı. Çıkış zili<br />
çaldı ve dakikalar öncesinden zaten hazır olan öğrenciler, hızla sınıfı terk etmeye</p>
<p>başladı. Günün son zili; en çalışkanından en tembeline bütün öğrencilerin, hatta<br />
öğretmenlerin nezdinde, özgürlük haberini ileten bir ulağa benzerdi. Hasan,<br />
herkesin çıkmasını bekledi ama kesinlikle belli etmedi. Her zamanki taktiğini<br />
uyguladı. Bir yandan hocanın son söylediklerini yetiştirememiş edasıyla önündeki<br />
deftere bir şeyler yazdı, bir yandan da arkadaşlarına:<br />
&#8211; Beni beklemeyin, bunu bitireyim, öyle çıkarım, dedi.<br />
&#8211; Tamam, dedi arkadaşları. Bu aralar pek bir inek oldun ya neyse.</p>
<p>Sınıfın duvarları sessizlikle dolduğuna göre artık yerinden kıpırdayabilirdi. Bir<br />
eliyle oturduğu sıraya bastırırken öbür eliyle masadan güç alarak bir hamle yaptı.<br />
Olmadı. Gözlerine bastırdı ellerini. Hayır, ağlayamazdı. “Hadi, bunu yapabilirim.”<br />
Bir hamle daha yaptı. Ahhh! Yine olmadı. Önceki günlerde en azından ikinci<br />
hamlede kalkabiliyordu. “Daha da kötüye gidiyor, ne yapacağım ben?“ diye<br />
düşündü. Morali iyiden iyiye bozulmuştu. Ve bir daha&#8230;Bu sefer oldu. Yavaş<br />
hareketlerle çantasını sırtına geçirdi, masalardan destek ala ala sınıfın kapısına<br />
ulaştı. Lakin gördüğü manzaradan hiç hoşlanmamıştı. Ferhat kapıda onu<br />
bekliyordu. Sessizliği ilk Ferhat bozdu:</p>
<p>&#8211; Neden bize söylemedin? Dostun değil miyiz? Dertlerini kendi başına çekeceksen<br />
neci oluyoruz biz?<br />
Başını öne eğdi Hasan. Hayır, mahcubiyetle ilgisi yoktu, konuşmadan önce sadece<br />
biraz düşünmek istemişti. Midesinde acı sular biriktiren, beynini matkap gibi<br />
delen, kalbini aritmik depremlerle titreten bu dertleri içinde mi taşımalıydı? Yoksa<br />
göz kanatan çıplaklığıyla ortaya mı bırakmalıydı? İnsan öfke patlaması yaşamadan<br />
önce derin derin düşünmez normalde. Hele ki bir delikanlı, bunu hiç yapmaz.<br />
Ama hayat, düşünmeden konuşma lüksünü Hasan’ın elinden çok erken almıştı.</p>
<p>&#8211; Sakladığım tek derdin bu olduğunu mu sanıyorsun? Bu gördüğün sebep değil,<br />
yalnızca bir sonuç. Yıllardır beni anlamayacağınızı bilerek kör kuyularda<br />
kalmamın, hatta benden nefret etmenizden korkarak yaşamamın sonuçlarından<br />
biri sadece bu.<br />
Ferhat&#8217;ın yüzü, ummadığı bu cevap karşısında ifadesizleşmişti. Duymak<br />
istemeyeceği başka cevapların varlığından korkuyordu, ama öte yandan zamanın<br />
içinde gelgitler yaşıyordu. Daha önce anlam veremediği ama çok da üzerinde<br />
durmadığı olaylar anlam kazanmaya başlamıştı.<br />
&#8211; Hani o gün, okula titreyerek geldiğin, bizimle konuşmayıp bütün gün arka tarafta<br />
duvarları tekmelediğin gün, aslında ne olmuştu?</p>
<p>&#8211; O gün&#8230;kafama silah dayandı benim. O gün babamla tehdit edildim. O gün<br />
kardeşlerimin feryatları arasında annemin bizden sökülüp alınışını izledim. O gün<br />
acizliğime, çaresizliğime kahrettim. O gün burnunun dibindeki gerçeklere değil de<br />
puslu camların ardındaki karanlık çehrelere inanan, umarsız dostlarıma veda<br />
ettim.<br />
Ferhat&#8217;ın benzi tamamen atmıştı. O günleri gayet net hatırlıyordu. Ortam çok<br />
hararetliydi. Derslerde ve teneffüslerde sadece yaşanan siyasi olaylar tartışılıyor;<br />
tehdide varan hakaretler, galiz küfürler havada uçuşuyordu. Ne de zevkliydi, peşin<br />
hükmü yapıştırıp insanları oturduğun yerden asıp kesmek!<br />
Titrek bir sesle sordu Ferhat:<br />
&#8211; Ya hastalığın?<br />
&#8211; Çok olmadı, 20 gündür böyleyim. Maalesef çok hızlı ilerliyor. Doktor genetik<br />
yatkınlığımın olduğunu ama bu kadar hızlı ilerlemesinin stres ve üzüntüden<br />
başka bir şeyle açıklanamayacağını söyledi. Tedavi imkanım yok. Bundan sonra<br />
yürüyemeyebilirim.<br />
Yığılırcasına yere çömeldi Ferhat. Ellerini başının arasına aldı. En sevdiği<br />
arkadaşının tükenişini fark etmeden yıllarca nasıl yaşamıştı? Burnunun dibinde<br />
olmuştu her şey. Onunsa tek derdi, sınıfça yaptıkları bilardo turnuvaları, nargile<br />
kafede döndürdükleri futbol ve siyaset geyikleri ve gece gündüz oynadığı bilgisayar<br />
oyununda seviye atlamaktı.<br />
Hasan arkadaşının bu haline dayanamadı yine de. Bu defa korktuğu başına<br />
gelmemiş, nihayet arkadaşlarından biri onu anlamıştı. Müşfik bir sesle:<br />
&#8211; Gel, dedi. Madem öğrendin, gir şu koluma. Ama kimseye söyleme! Özellikle de…<br />
Neyse boş ver, kimseye söyleme!<br />
“Yasemin&#8217;e söyleme!” diyemedi. Gençti, gururu vardı. Acınmaktansa ölmeyi<br />
yeğlerdi.<br />
İki genç kol kola uzaklaşırken arkalarında bıraktıkları okul duvarları, şahit<br />
oldukları binlerce hatıra gibi bu hatırayı da sadıkane bağırlarına bastılar. Ne bu<br />
gençlerin yüzleşmelerini ne de okulundan zorla koparılan eğitim aşığı öğretmenin<br />
günü geceye döndüren feryadını, onlardan başka duyan gören olmadı.</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuzlesme-esra-kaya/">Yüzleşme | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suskunluğum asaletimdendir! &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/suskunlugum-asaletimdendir-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 11:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17251</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#8230;Suskunum evet, ama asaletimden değil. Acıkınca midem kazındı, diyemiyorum mesela. Ayaklarıma kara sular indiğini bile anlatamıyorum. Dünyanın üstüme üstüme geldiğini nasıl söyleyeceğim peki? Sohbetleri renklendirecek aforizmalarım da yok artık.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/suskunlugum-asaletimdendir-esra-kaya/">Suskunluğum asaletimdendir! | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;Suskunum evet, ama asaletimden değil. Acıkınca midem kazındı,<br />
diyemiyorum mesela. Ayaklarıma kara sular indiğini bile anlatamıyorum.<br />
Dünyanın üstüme üstüme geldiğini nasıl söyleyeceğim peki? Sohbetleri<br />
renklendirecek aforizmalarım da yok artık. Espri yapmak bir yana, yapılan<br />
espriyi birkaç dakika sonra anlayan veya hiç anlamayıp karşısındakinin<br />
gülüşüne boş sırıtmalarla karşılık veren birine dönüştüm işte.</p>
<p>Tam “oldum” derken yine ergenlik sorgulamalarına dönmek: Ben<br />
kimim, neyim, yapabildiklerim, yapamadıklarım neler? Sahi ne kadarım<br />
ben? Bazen yeniden başlamanın tatlı esintileri bütün hücrelerimi heyecanla<br />
sararken bazen yetersizlik hissinden iki büklüm olmak. Başarıyorum galiba<br />
denilen anda geliveren boşa kürek çekme hissi ile boğulmak&#8230;</p>
<p>Duvardan duvara çarpılan onurumuzu ve bize çok görülen özgürlüğümüzü<br />
alıp çıktığımız göç yolculuğunda bu türlü hafakanlar, birçoğumuzun yakasına<br />
yapıştı. Özellikle başka diyarlarda kendine yuva ararken dil engeline<br />
takılanlarımızın yakasına&#8230; Çünkü bu yolda ayakları acıtan, hatta zaman zaman<br />
kanatan taşlar vardı. Ayaklarımızdan ziyade benliğimizi, bazen kendimize olan<br />
saygımızı kanatan&#8230; Hayat perdemizin bu sahnesinde toplumsal yaşamın bir<br />
parçası olabilmek için mücadele vermek düştü işte payımıza. “Ben de varım.”<br />
demek, bir şeyler yapabileceğimize insanları ikna etmek, işe yarar olduğumuzu<br />
ispatlamak&#8230;</p>
<p>Alışacağız. Başka dillerde de gülmeyi, güldürmeyi, ağlamayı hatta duygulara<br />
dokunup ağlatmayı öğreneceğiz. Kelimeler edineceğiz bir sürü. Kelime kartlarımız<br />
olacak ceplerimizde. Sözlükler, mesajlaşma uygulamalarından bile daha fazla<br />
kullanılacak. Önce gündelik hayata alışacak kulağımız ve dilimiz. Sonra edebi<br />
zevklerimiz gelişecek. Çeviri Bertolt Brecht şiirleri tatsız tuzsuz gelecek. Orijinal<br />
dilinden okumak ne de güzelmiş, diyeceğiz. Milyon kelimelik dillerle<br />
zenginleşecek ufkumuz. Hatta belki de en muazzam şey olacak: Kur’an’ın evrensel<br />
yönü, aynamıza yansımak için imkan bulacak artık.</p>
<p>Tatlı bir hayalden ibaret değil inanın bu saydıklarım. Sancılı, yorucu,<br />
bezdirici ama hayal değil. Pes etmek yok. Zaman zaman bunaldığımız doğrudur,</p>
<p>ama yere düşmek yok. Hem geldiğimiz ülkelere hem de geride bıraktıklarımıza<br />
vefaen, “Yaşlandım, benden geçti artık.” demek lükstür bize. Kapılarımızı,<br />
karamsarlıklara sıkıca kapayarak, eski yeni mukayeselerinden kendimizi<br />
kurtararak yola devam etmek boynumuzun borcu.</p>
<p>En son olarak Edip Cansever’in umut dolu şiirlerinde birini de şuracığa<br />
bırakalım. Güzel söz, ağrıyan kalplere şifadır çünkü.<br />
“Bütün iyi kitapların sonunda</p>
<p>Bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda<br />
Meltemi senden esen<br />
Soluğu sende olan<br />
Yeni bir başlangıç vardır<br />
Parmağını sürsen dünyaya, rengini anlarsın<br />
Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın<br />
Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır<br />
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.<br />
Nedensiz bir çocuk ağlaması bile<br />
Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.”</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/suskunlugum-asaletimdendir-esra-kaya/">Suskunluğum asaletimdendir! | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Girdap &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/girdap-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2021 11:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17102</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211; Kapı ardına kadar açık, ister git ister kal, dedi genç adam. Sesinde umursamazlık, bakışında kayıtsızlık vardı. Kadın donup kaldı. Mavi gözlerini kapıya saldı ve nefessiz bekledi. Gidecek miydi sahi?&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/girdap-esra-kaya/">Girdap | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8211; Kapı ardına kadar açık, ister git ister kal, dedi genç adam.<br />
Sesinde umursamazlık, bakışında kayıtsızlık vardı. Kadın donup kaldı. Mavi<br />
gözlerini kapıya saldı ve nefessiz bekledi. Gidecek miydi sahi? Saçını süpürge ettiği<br />
bu yuvayı bırakabilir miydi ya da onurunu ayaklar altına alarak burada kalabilir<br />
miydi? Gözlerini sıkıca kapattı ve içinden yakarmaya başladı.“Yol aç, Allah’ım!<br />
Beni bu karanlıkta yapayalnız bırakma. Beni bu fırtınalı denizde, rotasız bir gemi<br />
gibi bırakma. ”</p>
<p>Dakikalar kesifleşiyordu. Daha sabahın ilk saatleriydi ama dünyası<br />
kararmıştı. Derken kapı çaldı. Halbuki beklenen kimse yoktu, bu evde kimsenin<br />
yolu gözlenmiyordu. Adam kapıya seğirtti.<br />
-Kim o?<br />
-Açın, polis!<br />
O umursamaz adam gitmiş, yerine endişeli bir adam gelmişti. Kapı şimdi<br />
kadını değil, adamı çağırıyordu.<br />
-Bbbuyrunn Memur Bey!<br />
-Hakkınızda şikayet var. Yaşlı bir adama çarpıp kaçtığınız iddia ediliyor.<br />
Kısa süreli şok yaşadı. Dün akşam ormanlık alandan geçerken bir şey arabaya<br />
çarpmıştı. Köpek filandır, diye önemsememiş, yoluna devam etmişti. Yoksa?<br />
-Ben öyle şey yapmam, Memur Bey! Ne zaman olmuş olay?<br />
-Dün gece. Buyrun, ifadeye gidelim.<br />
Dönüp eşine baktı genç adam. Kadının gözleri hala kapalıydı.</p>
<p>Çaresizce çıkıp gitti. Kadın, neden sonra, gözlerini açtı. Kapıya öylece baktı. Kapı girdap olup<br />
yutmuştu adamı. Kadın boğulacakken girdapta, adam yok olmuştu. Hemencecik<br />
gitti, anahtarla güzelce kilitledi. Yaslandı sonra. Gelsen mi yoksa gelmesen mi?<br />
Olsan mı yoksa sonsuza kadar yok olsan mı? Yaşar mıyım sensiz? Yoksa tüketir mi<br />
yokluğun beni?<br />
Silkindi sonra. Etrafına baktı. Adam gerçekten gitmişti. Evlendikleri ilk<br />
günden beri, onu bir türlü sevemeyen eşi şimdi yoktu. Başkasına mı aşık yoksa,</p>
<p>diye aylarca kendini yemişti. Belki bebeğim olursa beni sever, diye düşünmüş ama<br />
iki yıl geçmesine rağmen bebeğini kucağına almak kısmet olmamıştı. Adam ondan<br />
tiksiniyordu. Kokusundan, yemek yemesinden, kıyafetinden… Bunu açık açık<br />
söylüyordu. Anacığı ayrılmasını istemiyordu, yoksa şimdiye dek kaç kere gitmişti.</p>
<p>Daha neler neler diyordu. Yaşlanmıştı kadın. Sanki yaşı 23 değil, 43, 53, 83<br />
oluvermişti. Geçende aynada birkaç beyaz telinin olduğunu fark etti. Önce<br />
saçlarım ölecek, dedi kendi kendine. İç geçirmekle yetindi.<br />
Adam geri geldiğinde hava kararmıştı. Kapıyı çaldı. Cevap yok. Birkaç kez<br />
zile bastı. Yanıt alamayınca komşunun zilini çaldı. Kapı duvar… Baktı olmayacak.</p>
<p>Zaten eğreti duran kapıya bir omuz vurdu. İkinci hamlede açıldı kapı. Açılmadı,<br />
kırıldı. Açılan kapı iyidir ama ya kırılan kapı? Bir de ne görsün? Kapının ardında,<br />
boylu boyunca yatmakta kadın. Elinde boş bir ilaç şişesi&#8230; Ne yapacağını bilemedi<br />
bir an. Yetiştirebilecek miydi hastaneye? Telaş içinde ambulansı aradı. Bir yandan<br />
da söyleniyordu.<br />
-Ah kadın! Ben sana kendin git, dedim. Bedenini bırakıp ruhunu gönder,<br />
demedim.<br />
Biliyordu adam. Kadının sadakatini, yuvası için nasıl çırpındığını. Sevdiğini<br />
biliyordu. Ama yapamazdı. Annesinin zoruyla evlenmişti. Hayali; eğitimini<br />
tamamlayıp yurt dışına gitmek iken annesi tarafından, babasının atölyesine ve bu<br />
evliliğe hapsedilmişti. Kolu kanadı kırılmış kuşlar gibiydi. Bir kafesin parmaklıkları<br />
ardında, göğe süzülmeyi başarabilenleri izleyip kahroluyordu. Bu yüzden eşini<br />
sevmiyordu.</p>
<p>Bütün boşanma talepleri annesi tarafından reddedilince kendinden<br />
soğutma yolunu seçmişti. Öyle ya, nasılsa dayanamaz, bir gün çekip giderdi. Ama<br />
kadının kendine zarar verebileceğini hiç düşünmemişti. Vicdanı, kabus olup<br />
adamın üstüne çöktü. “Ne yaptım ben?” diye sayıklayıp durdu.</p>
<p>Hayatının en kötü günü olarak düşündüğü Amerika biletinin yandığı gün bile<br />
kendini bu kadar kötü hissetmemişti. Bir hayat, onun yüzünden kayıp gidiyordu.<br />
Tutabilecek miydi?<br />
Yaklaşık bir saat sonra doktor kapıda göründü.<br />
-Hasta yakını siz misiniz?<br />
-Evet ben eşiyim. İlk kez bu kadar tok sesle, yüksünmeden söylüyordu. Ben<br />
eşiyim.<br />
-Eşiniz iyi, vaktinde yetiştirmişsiniz. Biraz daha geç kalsaydınız muhtemelen<br />
kaybederdik.<br />
-Ohhh, çok şükür… Yaslandı bir duvara. Bir an kuş gibi hafiflediğini hissetti.</p>
<p>-Görme imkanım var mı, dedi kısık sesle.<br />
-Evet, yanına gidebilirsiniz.<br />
İçeri usulca seğirtti.<br />
Derya, adı Derya… Uyuyordu. Yüzü solgun bir yaprak gibiydi.<br />
-Derya…Derya…<br />
Kadın zorlayarak açtı gözlerini. Gözlerini açmasıyla kocaman damlalar<br />
kirpiklerinden yuvarlanıverdi. Sanki inmek için adamın gelmesini beklemişlerdi.<br />
-Ağlama, sana çok haksızlık ettim. Ama hiçbir zaman ölmeni istemedim.<br />
Sadece böylesinin ikimiz için de daha iyi olacağına inandım.<br />
Derin bir sessizlik… Sabah yaşadıklarına benzer… Neden sonra konuştu<br />
kadın.<br />
-Anlat bana… Neden sevemedin beni? Evliliğimiz için neden hiç çaba<br />
göstermedin? Benim çabalarımı neden hep karşılıksız bıraktın? Seni sorgulamak<br />
için sormuyorum bunları, bütün samimiyetimle öğrenmek istiyorum.<br />
Adam duraksadı. Kısa bir tereddütten sonra anlatmaya başladı.</p>
<p>-Biliyorsun, ailemin tek çocuğuyum. Annem bana çok düşkün. Ömrü<br />
boyunca benim için uğraştı. Babamla anlaşamazlardı ama hep benim için katlandı.<br />
Küçükken trafik kazası geçirmiştim, ölümden döndüm. O olaydan sonra beni<br />
kaybetme korkusuyla gözünü benden bir an bile ayırmadı. Üniversitede peşimden<br />
geldi. Bu aşırı ilgi beni fazlasıyla bunaltıyordu. Seninle evlenemeye beni annem<br />
zorladı. Çünkü evlenirsek bana onun gibi titizlikle bakacağını düşünüyordu ve seni<br />
hep bu şekilde yönlendirdi. Bir eş değil,bir anne haline geldin. Oysa ben kendi<br />
annemin baskısını kaldırmakta zorlanırken ikinci bir anneye nasıl tahammül<br />
edebilirdim.<br />
Kadın, yaptığı hatanın farkına varmıştı. Kayınvalidesi gibi olursa ideal bir eş,</p>
<p>ideal bir gelin olacağına inanmıştı. Bu yüzden sanki onun bir kopyasıymış gibi<br />
davranmaya zorlamıştı kendini. Ne büyük bir hataymış diye nedamet getirdi.<br />
Adam devam etti.<br />
-Ayrıca hayallerim vardı. Anneme vefa gereği hiçbir şey söylemedim ama bir<br />
yanım hep özgürlük ihtiyacındaydı. Alanımda ilerlemek istiyordum. Başarılıydım.<br />
Yurt dışındaki pek çok üniversiteye başvurdum ve nihayet Amerika’daki bir<br />
üniversiteden kabul aldım. Yurt dışına gitmek fikrimden anneme birkaç kez<br />
bahsetmiştim ama lafı her defasında ağzıma tıkamıştı. Ben de gizli gizli hazırlık<br />
yapmaya başladım. Tam, “Anne, ben gidiyorum.” deyip yola çıkacakken&#8230;</p>
<p>Sustu adam. Aynı acıyı bir kez daha yaşadığı yüzünden belliydi.<br />
-Sonra, dedi kadın. Bilmediğim ne çok şey varmış, diye geçirdi içinden.<br />
-Sonrası annem, eşyalarımın arasında Amerika biletini bulmuş ve sinir krizi<br />
geçirmiş. Apar topar hastaneye kaldırmışlar. Kolum kanadım kırılmıştı. Kendine<br />
geldiğinde sordu, “Gidecek misin?” diye. Sen nasıl istersen ben onu yapacağım,<br />
dedim. Neticede babamın yanında, atölyede çalışmaya başladım ve alelacele<br />
seninle evlendirildim. Hayallerim öylece uçup gitti. Sana kızgındım. Ayağıma<br />
vurulan bir pranga olarak görüyordum seni.</p>
<p>Derin bir ah çekti kadın. Yine kapattı gözlerini. Bu son cümle, ölmeyi<br />
isteyecek kadar acıtmıştı canını.<br />
Adam kadını yeniden üzdüğünü anladı. Yanına geldi. Kadının ellerini,<br />
avuçlarının içine alarak:<br />
-Bugün yeni bir başlangıç olsun bizim için. Sana söz veriyorum, artık eskisi<br />
gibi davranmayacağım. Ama bir söz istiyorum ben de senden. Annem olma, eşim<br />
ol, hayat arkadaşım ol.</p>
<p>Adamın sözleri, kadının o cansız ruhuna yeniden can olmuştu. O yorgun<br />
halinden beklenmeyecek bir çeviklikle doğruldu yatağından:<br />
-Söz veriyorum. Yeter ki yanımda ol. Hem istersen Amerika’ya gideriz. Hiç<br />
ayak bağı olmam sana. Sen de eğitim hayatını istediğin gibi tamamlarsın, olmaz<br />
mı?<br />
Şaşırdı adam.<br />
-Gerçekten mi?<br />
-Tabi ya… Geç değil hiçbir şey için… Ben anneni ikna ederim. Merak etme. O,<br />
muhtemelen senin gidip dönmeyeceğinden, seni kaybedeceğinden endişe etti. Ben<br />
yanında olursam endişelenmez.</p>
<p>Üzerinden kocaman bir yük kalktı sanki adamın. Ümit, gökyüzünü bir<br />
gökkuşağı gibi sardı.<br />
-İyi ki gitmemişim. İyi ki kalmışım burada. Hem senin gibi sevgi dolu bir<br />
melek girmiş oldu hayatıma. Hem de annemin ahını almamış oldum. Ama artık<br />
gidelim buralardan Derya.<br />
O günden sonra kadın, yuvasını kurtarmanın; adamsa cendereden<br />
kurtulmanın sevinciyle doldurdu heybesini. Birbirinin kabul olan duası,<br />
yaralarının şifası olmuşlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/girdap-esra-kaya/">Girdap | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne diye ye&#8217;se düşeceğim? &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/ne-diye-yese-dusecegim-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2021 11:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16948</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Minibüsün kirli camından bakarken, “Ne bitmez yollar!” diye söylendi. Söylenmek aslında pek âdeti değildi Ayşe’nin. Ufak tefek ve son derece narin görüntüsünün aksine gayet dayanıklı ve sabırlı bir insandı.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ne-diye-yese-dusecegim-esra-kaya/">Ne diye ye&#8217;se düşeceğim? | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Minibüsün kirli camından bakarken, “Ne bitmez yollar!” diye söylendi.<br />
Söylenmek aslında pek âdeti değildi Ayşe’nin. Ufak tefek ve son derece narin<br />
görüntüsünün aksine gayet dayanıklı ve sabırlı bir insandı. Ama öyle zamanlardan<br />
geçiyordu ki bazen kendini fırtınalı denizde yolunu kaybeden küçücük bir sandal<br />
gibi hissediyordu. Uykusuz gecelerin etkisiyle bedeni de iyice yorgun düşmüştü.<br />
Hastane durağına gelince şöyle bir silkindi. Üstünü başını düzeltti. Yorulma<br />
zamanı değil, diye düşündü. Yavaş adımlarla minibüsten indi ve yolun karşısına<br />
geçti.</p>
<p>Nihayet devasa sağlık kompleksinin önüne varabilmişti. İrili ufaklı binaları,<br />
kocaman bahçesi ve bahçedeki yüzlerce arabasıyla hastane, adeta bir girdaba<br />
benziyordu. Elbette ki insanı girdap gibi yutan bir şehrin hastanesi de kendine<br />
benzerdi. Bu şehir daha iki hafta önce eşini sessizce yutmuştu. Habersiz geçen üç<br />
günün ardından karakoldan aramışlar, eşini gözaltına aldıklarını söylemişlerdi.<br />
Lakin bu üç gün, gelin evi tazeliğinin buram buram her köşesinde soluklandığı<br />
güzel yuvayı çöle çevirmeye yetmişti.<br />
Eşinin Karakolda olduğunu öğrendikten sonra günlerce kapısında bekledi.</p>
<p>Eşi Hakkında bilgi vermedikleri gibi avukatıyla da görüştürmediler. Getirdiği<br />
birkaç parça eşyayı kabul ettirene kadar akla karayı seçti. Yine o bekleyiş<br />
günlerinden birinde başka bir mağdur yakınından gözaltındakilerin hemen<br />
karşıdaki hastaneye her gün kontrole götürüldüklerini öğrendi.</p>
<p>Ayşe bunun üzerine hem karakol hem de hastane girişini gören bir bank buldu kendine. O<br />
günden sonra her sabah köşedeki simitçiden tazecik bir simit ve içinde meyve<br />
bulunmayan meyve sularından aldı ve gün boyu o banka oturup eşinin yolunu<br />
gözledi. Lakin ne gelen vardı, ne giden&#8230; Bazen kendine, “Hadsiz bekleyişler<br />
serüveni diye kitap yazsam yeridir.” diye acı acı söylenirdi. Hadsiz ve yalnız<br />
bekleyişler&#8230; Eşinin anne ve babası çok yaşlı ve hastaydı. Kendi ailesi de<br />
Anadolu’nun öbür ucunda oturuyordu. Bu nedenle, elinde hâlâ silinmemiş kınası,<br />
karakol ve hastane kapısında hava kararana kadar yapayalnız beklemek düşmüştü<br />
ona.</p>
<p>Birkaç gün sonra babası aradı. Hastanede çalışan bir köylüsüne ulaşmış.<br />
Adam başta “Olmaz!” filan dese de, “En azından hastaneye gelip gelmediğini<br />
öğrenirim.” demiş. Sonra da dahiliye polikliniğinde yattığını haber vermiş.</p>
<p>Haberi alınca hemen polikliniği bulmaya çalıştı. Karakol “Bizde!” diyordu, bu<br />
adam hastanede yattığını söylüyordu. Ayşe’nin kafası karışmıştı. Binbir zorlukla<br />
polikliniği buldu. Merdivenlerine yöneldi. Ama kendini iyi hissetmiyordu. Soğuk<br />
soğuk terlemeye başladı. Damarlarından kan çekiliyordu sanki. Bacakları âdeta<br />
onu taşımaktan vazgeçmişti. Yer çekimine yenik düşmemek için merdiven<br />
korkuluklarını can havliyle tuttu. Ensesi zonklamaya başladı. Titreme sardı tüm<br />
vücudunu. Ağırlaştığını hissetti. Dayanamadı. Düşmeye engel olamayacağını<br />
anlayınca gözlerini kapattı.<br />
Son anda bir el yakaladı onu bileğinden.<br />
-Ayşe!</p>
<p>Tam düşeceği esnada poliklinik kapısından çıkan bir bayan onu tüm gücüyle<br />
tutmuş ve kendine çekmişti. Arkadaşı Hale’ydi onu tutan kişi. Ayşe dördüncü<br />
sınıftayken Hale birinci sınıf hemşirelik öğrencisiydi. Bir yıl beraber kalmışlardı.</p>
<p>Harika anılar biriktirmişlerdi. Ayşe’nin mezun olduğu gün ayrılacakları için çok<br />
ağlamıştı Hale. Ümitlendi Ayşe. Tanıdık birini, hele Hale gibi candan bir arkadaşı<br />
karşısında görmek dizlerine fer getirmişti.</p>
<p>Ama Hale bu karşılaşmadan pek memnun görünmüyordu. Ayşe’nin sararıp<br />
solmuş yüzünden bunun rastgele bir ziyaret olmadığını tahmin etmişti. Çünkü<br />
çalıştığı polikliniğe polisler her gün gözaltındakileri muayeneye getirirdi. İyice<br />
tedirgin oldu Hale. Ayşe’nin arkadaşı olduğunun, hatta onunla aynı evde<br />
kaldığının öğrenilmesi işini kaybetmesine neden olabilirdi. Buz gibi bir ifade<br />
takındı yüzüne. Neredeyse bağırmaya varan bir ses tonuyla:</p>
<p>-Hanımefendi! Lütfen diğer kapıdan giriniz. Burası personel girişi&#8230;<br />
Ayşe’nin başından aşağı kaynar sular döküldü. Gözleri doldu.<br />
&#8211; Hale Hanım, bir sorun mu var?<br />
Konuşan kişi, kıyafetinden hastane personeli olduğu anlaşılan genç bir<br />
adamdı. Elinde sigarasıyla yanlarına geldi. Hale, Ayşe bir şey der korkusuyla<br />
hemen atıldı.<br />
&#8211; Hanımefendi, yanlış gelmiş. Ona yolu gösteriyordum.<br />
-Tamam o zaman. Şu teröristlerin yapışkan akrabaları habire onları sorup<br />
duruyor, kapıdan kovsak bacadan giriyorlar. Eğer böyle bir durum varsa bileyim.<br />
Sonra Ayşe’ye döndü ve pis pis sırıtarak:</p>
<p>-Teröristsavar derler bana burada, dedi.<br />
Hale:<br />
-Hayır, hanımefendi gidiyor zaten, dedi ve Ayşe’ye eliyle diğer girişi işaret<br />
etti.<br />
Yaşadığı hayal kırıklığının tarifi yoktu. Hale’nin bakışındaki tiksintiyle karışık<br />
nefret ifadesi ayrıca canını yakmıştı. Propagandalarla kurulan baskı düzeniyle<br />
recmedilmek&#8230; Ondan da öte sevdiklerinin de bu taşlamaya iştirak etmesi&#8230;</p>
<p>Gözlerine dolan yaşlar yanaklarından süzülmeye başladı. Sessizce niyaza durdu:<br />
“Allah’ım! Garibim, bîkesim, acizim. Sahibim sensin. Ne olur beni bırakma!”<br />
O gün poliklinikten yine cevap alamadı Ayşe. Ama en azından eşinin nerede<br />
olduğunu öğrenmişti. Ertesi sabah yeniden geldi. Uzaktan Hale’yi gördü. Yanına<br />
gitmeye cesaret edemedi. Gün boyu düşündü: “Bir kere daha gidip sorsam&#8230;En<br />
azından eşimin durumunu öğrensem&#8230;” Ama öte yandan gururu çok yaralanmıştı.</p>
<p>Ayrıca o işgüzar adam gerçekten Hale’nin başına iş açabilirdi. Ona zarar vermek<br />
istemezdi. Bu gelgitler arasında akşam etti. Minibüse yöneldi. O esnada Hale’nin<br />
işten çıktığını gördü. Ayşe bir ümit kırıntısı ararcasına yüzüne baktı arkadaşının.<br />
Hale yine tedirgin olmuştu. Ama kaçırmadı bakışlarını. Hafifçe minibüse işaret<br />
etti. Ayşe şaşırdı. Bunu beklemiyordu.</p>
<p>Etrafa baktı, evet Hale başkasına değil ona işaret etmişti. Arkasını döndü,<br />
Hale’nin minibüse binmesini bekledi. Ardından doğal davranmaya çalışarak<br />
Hale’nin arka tarafındaki ikili koltuklardan birine oturdu, pencereden dışarıyı<br />
seyre koyuldu. Sakin davranmaya çalışıyor ama kalbi ağzından çıkacakmış gibi<br />
atıyordu. Yaklaşık yirmi dakikalık bir yolculuğun ardından Hale’nin sesiyle<br />
kendine geldi:<br />
-Müsait yerde!</p>
<p>Hale’den sonra birkaç yolcunun daha inmesini bekledi. Ardından onu takibe<br />
başladı. Tren raylarına doğru yürüyordu Hale. Ayşe, yolun sonunda izbe bir alt<br />
geçit olduğunu fark etti. Hale’yi takip ederek alt geçide girdi. Hafif bir ürperti<br />
hissetti.</p>
<p>Duvarları tavana kadar grafiti yazılar ile kaplanmış alt geçidin kokusunun<br />
ağırlığı nefesini kesti. Alt geçidin çıkışında Hale’yi, onu beklerken gördü. Elleri<br />
ceplerinde Ayşe’ye yüzünü bile dönmeden konuştu Hale:<br />
&#8211; Günlerdir hastane kapısında sabahın köründen gecelere kadar yapayalnız<br />
bekledin. Boşa kürek çektiğini düşünmedin mi hiç?<br />
Bu soru Ayşe’yi şaşırtmıştı. Hüzünlü bir tebessüm belirdi yüzünde:</p>
<p>-Hale&#8230; Hatırlıyor musun, o zamanlar her sıkılıp bunaldığımda söylediğim bir<br />
söz vardı.<br />
Hale evet anlamında başını salladı ve Ayşe’nin güçlükle duyabileceği bir sesle<br />
mırıldandı:<br />
&#8211; “Ne diye ye‘se düşeceğim? Ben Allah’a dayanmışım.”<br />
Ayşe, derinliği sesine yansıyan duygularla:</p>
<p>-Hale, ben hâlâ aynı noktayım. Ben senin, gecelerce muhabbetler ettiğin,<br />
beraber yemek, temizlik yaptığın, bazen omzuna yaslanıp saatlerce ağladığın<br />
ablanım.<br />
Gözlerini yere dikti Hale. En hararetli propagandalarla örülen o soğuk duvar,<br />
samimi ve gerçek birkaç sözün çarpmasıyla yerle bir olmuştu işte.<br />
&#8211; Eşini gördüm Ayşe Abla, sorgu esnasında ona çok eziyet etmişler. Bu<br />
nedenle hastaneye kaldırılmış. O halde mahkemeye çıkaramayacakları için<br />
iyileşmesini bekliyorlar. Ama endişelenme, durumu iyi. Ben de göz kulak olurum.</p>
<p>Yalnız ne olur, benimle iletişim kurma.<br />
Hale, Ayşe’nin teşekkürüne fırsat bırakmadan kaçar adımlarla gitti. Ayşe de<br />
bir süre Hale’nin gidişini izledi ve düşündü.<br />
“Canım arkadaşım! Bütün kapıların yüzüme kapandığı bir anda, bütün<br />
korkularına ve hakkımdaki onca olumsuz düşüncene rağmen Rabbim seni bana<br />
bir gönül ferahlığı olarak gönderdi. Madem o zaman ne diye ye’se düşeceğim?”</p>
<p>Eşinin işkence görmüş olması ciğerini yakmıştı yakmasına ama, en azından<br />
ondan bir haber almak ve Hale’nin ona yardımcı olacağını bilmek, Ayşe’yi<br />
rahatlatmıştı. Günler süren ve kabusa dönen bir bekleyişin ardından biraz da olsa<br />
dinlenebilmek için evinin yolunu tuttu.</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b>.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ne-diye-yese-dusecegim-esra-kaya/">Ne diye ye&#8217;se düşeceğim? | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sözün Hikayesi&#8221; &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/toplumsal-yozlasma-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2021 11:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16778</guid>

					<description><![CDATA[<p>SÖZÜN HİKAYESİ Kalem&#8230; Sözün yakın arkadaşıymış. O kadar sevmiş ki kalem sözü, onun yok olup gitmesine gönlü razı gelmemiş. Seni ölümsüzleştiremem ama hemencecik yok olmanı engelleyebilirim, demiş ve sözü kağıda&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toplumsal-yozlasma-esra-kaya/">&#8220;Sözün Hikayesi&#8221; | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>SÖZÜN HİKAYESİ</p>
<p>Kalem&#8230; Sözün yakın arkadaşıymış. O kadar sevmiş ki kalem sözü, onun yok<br />
olup gitmesine gönlü razı gelmemiş. Seni ölümsüzleştiremem ama hemencecik<br />
yok olmanı engelleyebilirim, demiş ve sözü kağıda emanet etmiş. Akıl ve vicdanı<br />
da, “Sözü hiç yalnız bırakmayın. Unutmayın, onun rehberi sizsiniz!” diye sıkıca<br />
tembihlemiş.</p>
<p>Söz, minnettar kalmış kaleme. Onun sayesinde eskisi gibi uçup gitmiyormuş<br />
artık. Bu sevinçle birbirinden güzel anlatılarını art arda sıralamış. İlmin kapılarını<br />
herkese açmak için varlığını adamış. Çalışmış, çabalamış ve baş döndürücü bir<br />
güce ulaşmış.</p>
<p>Başlangıçta her şey iyiymiş ama günlerden bir gün söz, gücünün farkına<br />
varmış. Kalem zaten ona sonsuz güveniyormuş. Kağıt ise zamanın ve sınırların<br />
ötesine iletiyormuş onu. Artık buyrukları daha çok kişiye ulaşıyormuş. Evet, evet<br />
buyrukları, çünkü çoktandır fikirleri sivriltip buyruğa dönüştürmüş. En tehlikeli<br />
dogmaları yağmur gibi yağdırmış dünyanın her bir yanına. Ön kabuller,<br />
doğruluğu şüpheli bilgiler&#8230; Ne dese inanıyormuş insanlar.<br />
Kendi güzelliğinden ve gücünden başı dönmüş sözün. İnsanların<br />
düşüncelerini tesiri altına almada ustalaşmış iyice. Cerbeze en sevdiği azığıymış.</p>
<p>Artık sözle oyun olmazmış. Can veremez ama havada kavis çizen bir kılıç gibi<br />
inermiş insanların tepelerine&#8230; Yani can alırmış.<br />
Söz, uzun süre bu sarhoşlukla yaşamış. Ta ki bir gün kalem onun karşısına<br />
çıkıp hakikatleri haykırana kadar:<br />
-Kullanıldığını görmüyor musun? Kendi sesinle büyülüyorlar seni, cerbezeyle<br />
zehirliyorlar.</p>
<p>Söz inanmak istememiş:<br />
-Yalan söylüyorsun, beni kıskanıyorsun, demiş.<br />
Yine de içini bir şüphe kaplamış. Kalem, onun en sadık ve fedakar<br />
dostuymuş, daha önce onun kaybolup gitmemesi için elinden geleni yapan sevgili<br />
dostunun şimdi onun kötülüğünü istemesi hiç mantıklı değilmiş.</p>
<p>Düşünmüş, taşınmış. Derken aklına bir çözüm gelmiş. Bir müddet susmaya karar vermiş.</p>
<p>Bu sayede kimse tarafından kullanılmadığını, isterse konuşup istemezse<br />
susabileceğini kaleme kanıtlayacakmış. Öte yandan kendini çok huzursuz<br />
hissediyormuş. Ya kalem haklı çıkarsa? Ya sadece bir figüransa bu sahnede ya da<br />
bir kukla&#8230; Ya başkasıysa gücünün kaynağı&#8230; Eğer gerçekten birileri tarafından<br />
kullanılıyorsa onun susmasına izin vermeyeceklerini anlamış. Şüphesi korkuya<br />
dönüşmüş. Buna rağmen cesaretini toplamış, korkularını bir kenara bırakıp<br />
yüzleşmeye karar vermiş.</p>
<p>Ne yazık ki, sözün korktuğu başına gelmiş. Susmaya çalışmış ama<br />
susamamış. İnivermiş o an gözündeki kalın perde. Kalemi görmüş perdenin<br />
ardında, ayağında prangayla. Önünde yaşlı bir dede duruyormuş iki büklüm,<br />
seksen dört yaşında, kaddi bükülmüş acıyla. Ne olduğunu anlamamış önce. Fark<br />
etmiş ki ağzından dökülen istemsiz kelimeler, ayağı prangalı kalemden kağıda<br />
akıyor, ardından yaşlı dedenin bileklerinde kelepçeye dönüşüyormuş. Başka bir<br />
yerde kucağında yeni doğmuş bebesiyle bir annenin ve engelli bir gencin<br />
bileklerindeki kelepçeleri görmüş. “Bırakın!” demek istemiş, “Savaşta bile uyulması<br />
gereken kurallar vardır. Ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Hiç mi vicdanınız yok?”</p>
<p>Ancak onu bir kılıç gibi sallayan, Sophokles’in aklına gelmeyecek trajedileri ona<br />
söyleten, özü kötülükle mayalanmış zift ruhlar onun konuşmasına engel olmuşlar.<br />
Nedenini aramış söz, “Bu insanlar, hangi ara bu kadar kötü oldular? Neden<br />
fark etmedim şimdiye kadar?” Sonra yola çıkarken yanına aldığı arkadaşlarını<br />
hatırlamış: Akıl ve Vicdan&#8230; Çılgınca bakınmış etrafına. Çaresizce aramış her yeri.<br />
Ancak bulamamış. Anımsamaya çalışmış onları en son ne zaman gördüğünü,<br />
anımsayamamış. İşte o an anlamış, bu felaketin sebebini. Başını taşlara vurmuş<br />
ama çare olmamış.</p>
<p>İşte bu, sözün hikayesidir, yakasını kötülüğe kaptırmışlığın, çöktükçe dibe<br />
çökmüşlüğün hikayesi&#8230; Sözün başına gelenler, bir bıçağın, cerrahın elinden<br />
caninin eline geçtiğinde yaşanacaklardan farklı değildir. Söz, vahiyden beslenen<br />
dillerde gönüllere şifa kaynağıyken Goebbels’in takipçileri onunla nice halkların<br />
felaketini kurgulamış ve hala kurgulamaktadır. Masumlara hayatı zindan eden işte<br />
bu distopyadan kurtuluşun tek anahtarı ise sözün yeniden kadim dostları akıl ve<br />
vicdan ile buluşmasıdır.</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b>.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toplumsal-yozlasma-esra-kaya/">&#8220;Sözün Hikayesi&#8221; | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
