<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Engin Tenekeci arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/engin-tenekeci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/engin-tenekeci/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:16:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Engin Tenekeci arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/engin-tenekeci/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Birinci Söz ve Kader Bahsi</title>
		<link>https://hizmetten.com/birinci-soz-ve-kader-bahsi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2022 13:52:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Söz]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24407</guid>

					<description><![CDATA[<p>ENGİN TENEKECİ Risale-i Nur Külliyatı’na bir nevi giriş ve anahtarı niteliğinde gösterilen Birinci Söz&#8217;de oldukça derin hakikatler yattığı bir gerçektir. Tıpkı, dışarıdan bakıldığında sığ görünen, ancak içerisine girildiğinde insanın boyunu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/birinci-soz-ve-kader-bahsi/">Birinci Söz ve Kader Bahsi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ENGİN TENEKECİ</strong></p>
<p>Risale-i Nur Külliyatı’na bir nevi giriş ve anahtarı niteliğinde gösterilen Birinci Söz&#8217;de oldukça derin hakikatler yattığı bir gerçektir. Tıpkı, dışarıdan bakıldığında sığ görünen, ancak içerisine girildiğinde insanın boyunu aşan durgun bir göl gibi. Aynı zamanda bu bahis, diğer gelecek &#8216;Sözler ağacı&#8217;nın da bir çeşit çekirdeği hükmünde gösterildiğinden ayrı bir hususiyeti vardır.</p>
<p>Birinci Söz&#8217;de; ister dolaylı ister işari farketmez, cebri ve iradi kadere dair mevzuların yer aldığı söylenebilir. Bilindiği üzere tabiat konunlarında hikmet, rahmet yörüngeli, zorunlu, cebri bir İrade tecellisi hükmeder. Ağaç, kuş, dağ, dere, güneş, ay, çiçek ve benzeri şeyler, isteseler de istemeseler de yüce İrade&#8217;nin kendilerine takdir buyurduğu hayat programına boyun eğmek zorundalar. İnsanın deri, saç ve göz rengi özellikleri; hangi millet ve ebeveynden olacağı gibi vasıfları bu cebri iradenin dairesine dahildir.</p>
<p>İradi kader ise, iradeye sahip insan, cin gibi şuurlu varlıkları kaplar. İrade sözlüklerde daha çok, ‘bir şeyi yapıp yapmama, isteme, dileme duygusu’ gibi manalara gelir. Bundan dolayı inanan bir insan iradesiyle sorumludur. Sonsuz yurdu ahirette davranışlarının sonucuna bağlı ceza veya mükafat göreceğinin de farkındandır.</p>
<p>Dikkat edildiğinde Birinci Söz&#8217;de, yukarıda bahsedilen iradi kaderin mevcudiyeti fark edilir. İlk temsilde iki şahıştan bahsedildiği okuruz: Mütevazi ve mağrur. Mütevazi şahıs, daha çok mustakim ehlini, Kur&#8217;ani ve nebevi ahlakını ya da Tuba ağacını; mağrur kişi ise, ‘kibirli’ insi ve cinni şeytanları, nefsi ve Zakkum ağacını temsil ediyor. Sahrada ya da çilehaneleri olan dünya hayatında yolculuk yapan bu iki kişinin akıl ve iradelerine, bir reisin, yani ezeli, ebedi mülk ve hüküm sahibi olan Allah’ın ismini almaları teklif ediliyor. Mütavazi olan alıp rahat ediyor. Sultan&#8217;ın isimini almayan şaki, kötü huylu kimse ise perişan bir hal alıp, yokluğa mahkum oluyor. Ayrıca bu Söz’de, sıcak ve kavurucu sahrada Cennet yolculuğuna koyulan din yolcusunun da yol haritası çiziliyor; önüne çıkması muhtemel tuzaklar hatırlatılıyor. Adeta inanalara, &#8221;Allah&#8221; dedikleri taktirde gam ve tasadan kurtulmaları hatırlatılıyor.</p>
<p><strong>Kainat kitabını okutturan Rahim ismi</strong></p>
<p>İlerleyen satırlarda ise cebri kader bahsi kendisini hisettiriyor. Misal olarak, Cenâb-ı Hakkın namına hareket eden zerrecikler gibi tohumların, çekirdeklerin, başlarında koca ağaçları taşıdığı, dağ gibi yükleri kaldırdığı ifade ediliyor. Her bir bostanın “Bismillâh” diyerek, kudret matbaasından bir kazan olduğu, çeşit çeşit pek çok çeşitli leziz yiyecekleri, içinde beraber pişirildiği hatırlatılıyor..Hayvanat aleminden ise, herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanların “Bismillâh” diyerek, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olduğuna atıfta bulunuluyor..Görüldüğü gibi gerek bitkiler, gerekse hayvanat aleminde (bazı istisnalar hariç), cebri kaderin hakimiyeti farkediliyor. Yani, bostan istese de istemese de adeta bir kazan oluyor. İnek, deve, koyun, keçi gibi hayvanlar, cebri kaderin kendilerine yüklendiği ilahi planın dışarısına çıkamıyor.</p>
<p>Fakat Allah (cc) sonsuz rahmetiyle, her bir varlığın (inkar edenler hariç) Bediüzzman Said Nursi hazretlerinin de ifadesiyle yerine getirdiği vazifesi karşılığnda, yine o varlığa bizim farkına varamadığımız bir neşe, sevinç, şevk ihsan eder. Tüm eşya, İlahi hikmetçe omuzlarına yüklenen görevleri ifa ederken, Allah’ı tesbih ve hamdeder. Bu hakikati yansıtan şu ayeti hemen hatıratalım: ‘’Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı takdis ve tenzih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki O’na hamd ile tenzih etmesin. Ne var ki siz onların bu tenzih ve takdislerini iyi anlayamazsınız. Bunca azametiyle beraber, kullarının gaflet ve cürümlerine karşı, O, halimdir, gafurdur (çok müsamahalıdır, affedicidir).’’ (İsra suresi-44.ayet)</p>
<p>Birinci Söz&#8217;de zikredilen Kadîr ve Rahîm gibi isimlerinde de, gizli ve perde arkasından cebri kader kendini gösterir. Bilindiği gibi Kâdir ilahi ismi; her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah (c.c.) manasına gelir. Aynı zamanda bu isim, İlahi esmanın esasları arasında gösterilir.Allah, sonsuz gücü ve kudretiyle tüm kainatı cebri bir şekilde idare ediyor. Eğer dilerse, tüm şuur ve irade sahiplerini cebren secde ettirir. Ancak bu dünyada, &#8216;din bir imtihandır ve akla kapı açıp iradeyi elden almaz&#8217; hakikati tecelli ettiğinden bunu yapmıyor. Kullarını imtihan ediyor.</p>
<p>Rahîm ismindeyse, iradi kadere ve insanın iradesine bakan yönleri mevcuttur. Fethullah Gülen Hocaefendi, Fatiha Üzerine Mülâhazalar isimli eserinde, Rahmân&#8217;ın, kâinatı büyük bir kitap gibi gözümüzün önüne serdiğini; Rahîm ismininse, bize o kitabı okuma ve okuduğumuz o kitaptan alacağımız huzmeleri kalbimizde iman haline getirme &#8216;iradesi&#8217;ni verdiğini ifade eder. Hocaefendi, konuyla ilgilili sözlerini şöyle sürdürür:&#8221;Ve yine Rahîm, kâinatın sırlarını aşma, esmânın sahiline yanaşma, sıfatların keyfiyet ve ahvâlini kurcalama ve Zât-ı Bâri&#8217;yi düşünmemizi mümkün kıldı.&#8221;</p>
<p>Sonuç olarak, Birinci Söz, çok yönlü, rengin hakikatleri içerisinde barındıran bir ilim kaynağıdır.<br />
Her bir yeni okuma ve müzakerlerde bizlere yeni mana incileri sunuyor. Kim bilir, Üstad hazretlerinin de ifadesiyle Kur’an’ın hakiki tefsiri olan bu Söz ve diğer eserlerde, gönül gözlerimizi aydınlatacak, akıl ayağımızı sağlam bir şekilde yere bastıracak, eşya ve hadiseleri hikmetli okutturacak ne manalar saklı! Yeter ki bu nurlu kaynaklara bütün benliğimiz ile yönelelim. Unutmayalım, ‘’teveccüh teveccühü doğurur’’.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/birinci-soz-ve-kader-bahsi/">Birinci Söz ve Kader Bahsi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elif&#8217;in Çağrıştırdıkları &#124; ENGİN TENEKECİ</title>
		<link>https://hizmetten.com/elifin-cagristirdiklari-engin-tenekeci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 15:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Elif]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24177</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elif, Allah’ın (cc) birliğini ilan eden, tevhid parıltılarıyla gözleri kamaştıran sırlı bir harftir. Bundan dolayı gerek tasavvuf, marifet, kelam, gerekse edebiyat ve sanat erbabı bu mübarek kelimeden özellikle tevhide ilişkin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/elifin-cagristirdiklari-engin-tenekeci/">Elif&#8217;in Çağrıştırdıkları | ENGİN TENEKECİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Elif, Allah’ın (cc) birliğini ilan eden, tevhid parıltılarıyla gözleri kamaştıran sırlı bir harftir. Bundan dolayı gerek tasavvuf, marifet, kelam, gerekse edebiyat ve sanat erbabı bu mübarek kelimeden özellikle tevhide ilişkin pek çok mana çıkarıyor.</p>
<p>Arap alfabesinin ilk harfi olan Elif’in ebced (sayı değeri) karşılığı ‘bir’dir. Elif harfinin, Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti (İkra) ve ilk sûre Fatiha’nın başında yer aldığını görürüz. Bu harf, Efendiler Efendisi’nin (sas) mübarek isimlerinden ‘Ahmed’in başında bulunmakla beraber; insanlığın ilk babası, safiyullah olarak bilinen Hz. Âdem isminin başında da yer alıyor.</p>
<p>Genel itibarıyla ilim ve marifette derinleşenlerin, ‘elif’ harfine yükledikleri mana, tevhid hakikati olmuştur. Vahid ismini dahi kaplayan; birlik, teklik anlamlarına geldiği ifade edilen Ehad isminin başında da yine bu mübarek harf yer alır. Zaten Kur’an ve ona kadar gönderilen önceki tüm İlahi suhuf ve kitapların özünde, değişikliğe uğramalarına rağmen, barındırdıkları en önemli mesaj; Allah’ın birliği, benzersizliği, ortağının bulunmadığı anlamlarına gelen ‘tevhid’dir. Bu realiteyi Yunus Emre; “dört kitabın manası bellidir bir elifte” özlü sözüyle böyle dile getirir.</p>
<p>Yüce Yaratıcı’nın Kelam sıfatından gelen ‘elif’in Allah’ın birliğine dair verdiği mesajları, Kudret ve İrade sıfatından gelen kainat kitabında da görmek mümkün. Mesela hayvanlar âleminden olan balina, zebra; bitkiler âlemindense özellikle her bir ağaç ve dalları, çiçekler sanki elif misali kulaklarımıza Allah’ın birliğini fısıldayıp, (kalb) gözlerimize adeta Yaratıcı’nın tekliğine dair ışıktan sürme çeker, basiretlerimize bayram ettirir&#8230; Aslında ‘elif’in, Allah’ın birliğine dair ifade ettiği o nurdan manalar, bizleri, yani kalb ve kafalarımızı, dış âlemdeki o boğucu kesretten de (çokluktan) korur. Başka bir ifadeyle, Hz. Kadir’in kainatta yarattığı çokluk, bolluk ya da kesret âlemi, adeta gözlerimizi kamaştıran anlamlı bir ‘kainat kitabı’ haline gelir ve böylelikle kalb ayağıyla çokluktan, Allah’ın birliğine yürürüz&#8230;</p>
<p>Arzın en üstünü, hilafetle şereflendirilen, Zat-ı Ehad’ın isim ve sıfatlarına en cami ayna olan insanın da baş harfinde ‘elif’in varlığını görüyoruz. Bediüzzaman Hazretleri, insan benliğinin sırlarını araladığı ‘Sözler’ kitabının 30. Söz’ünde, insan ve elif hakkında derin ve bir o kadar da düşündürücü tahlillerde bulunuyor. Benliğin (enenin), bir ayna ve bir ölçü birimi olduğunu vurgulayıp varlığın, Yaratıcısına işaret eden bir mana olduğunu açıklıyor: “Kendi varlığını değil, başka bir Zat’ı gösteren, insanın varlığının kalın ipinden şuurlu bir tel, mahiyetinin elbisesinden ince bir ip ve şahsiyetinin kitabından bir ‘elif’tir ki, o elif’in iki yüzü var. Biri, hayra ve varlığa bakar. Benlik bu yüzüyle yalnız feyz alabilir, vereni kabul eder, kendisi var edemez. Bu yüzde fail değildir, bir şey yaratma hususunda eli kısadır&#8230;”</p>
<p>Said Nursi Hazretleri, Kastamonu Lahikası’nda da ‘elif’in risalelere bakan yönüne değinir. Lafzullah’ın (Allah isminin) başı olan elifin, Risale-i Nur’un bir kısa bir fihristesi ve asli çekirdeği olan İşaratü’l İ’caz’da ve diğer risalelerde kerametkârane vaziyetler gösterdiğini düşündüğünü açıklar. Emirdağ Lahikası 2’deyse, ‘elif’in anlamını Arapça dil kurallarına bakan yönüyle ele alır. “Elhamdü”deki “elif’in’’ lâm harfiyle birlikte bir manasının istiğrak olduğunu söyler. Elif’in hem Allah’ı hamde hem tevhide hem de nübüvvete bakan yönlerini nazara verir ve; “Demek tevhidi, kat’î ifade ediyor.” ifadelerini kullanır.</p>
<p>Efendimiz’in (sas) ‘Ahmed’ isminin de hemen başında ‘elif’ harfini görüyoruz. Zaten Efendimiz’in tüm mübarek hayatı, adeta şirke baş kaldırıp, ‘lailahe illallah’ın tarif ettiği tevhide hizmetle geçmemiş, hali, kavli, fiili (sünnet) tüm yaşamını tarifi imkânsız ve peygamberane bir şekilde adeta tevhid etrafında örgülememiş midir? Mevlâna Câmî’ ne güzel der: “Hiç yazı yazmayan o ümmi zât, parmak kalemiyle sahife-i semavîde bir ‘elif’ yazmış&#8230;’’</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi ise Fatiha Üzerine Mülâhazalar isimli eserinde elif’i, Kâşânî’nin Istılahatu&#8217;s-Sufiyye’sinde, Bursevi’nin Esrar&#8217;ül Huruf’unda, Ahmed Müsellem Efendi, Şerh-i Kasîde-i Şumû&#8217;-ı Lâmî&#8217;sinde yaptıkları gibi, Allah’ lafzı ile irtibatlandırır.</p>
<p>Ona göre ‘b’nin altındaki nokta kaldırıldığında iki sonsuz arasında uzayıp giden bir elif akla gelir. Elif’in hakikat ilminde Allah’ın remzi olduğunu, onun alt tarafına bir nokta koyup onu ‘be( ﺏ )’ yapacağımız güne kadar, kâinatta gölge olmadığından dolayı o büyük ve sınırsız ışığında da bilinmediğini ve bulunmadığını açıklar: “Ben gizli hazine idim ifadesi bu hakikate parmak basmakta ve bize bu hakikati şerh etmektedir. ‘Be (ﺏ)’ nâmütenâhî uzayıp giden ve zıddı olmayan, nuranî bir hattır. O, Allah’ın remzidir. Elif harfinin ilk yazıldığı yerde Hazreti Ahmed’in adına remiz yapılmıştı. Onun başında da bir elif vardı. İş elifle başlar ve ebedlere kadar da öyle kalır.’’</p>
<p>Ayrıca Arapçada ki cim ( ج ) harfinin içindeki nokta; Cennetin Tuba Ağacı, Cehennemim Zakkum Ağacı çekirdeği ile birlikte, anne karnındaki ceninini de sembolize ettiği söylenebilir.<br />
Yazımızı Taşlıcalı Yahya Bey’in elife dair sarf ettiği şu mısralar ile sonlandıralım:<br />
<strong><em>Harf-i elif gibi yüri var ‘ayn-ı vâhid ol</em></strong><br />
<strong><em>Halk ortasında kalma hemîşe niteki lâm</em></strong><br />
(Elif gibi birliği gösteren biri ol ve bu şekilde [dimdik] yürü. Daimi bir surette insanlar arasında lam harfi gibi [eğik olarak] kalma.)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/elifin-cagristirdiklari-engin-tenekeci/">Elif&#8217;in Çağrıştırdıkları | ENGİN TENEKECİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşkence terörü ve ahlak &#124; ENGİN TENEKECİ</title>
		<link>https://hizmetten.com/iskence-teroru-ve-ahlak-engin-tenekeci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2021 12:02:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<category><![CDATA[Inge Kemp Genefke]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Danimarkalı bir doktor olan Inge Kemp Genefke, aynı zaman bir işkence mağdurları aktivistidir. Norveç medyasının da zaman zaman görüşlerine yer verdiği bir isimdir. Ülkenin önde gelen gazetesi Aftenposten&#8217;de 21 Mart&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iskence-teroru-ve-ahlak-engin-tenekeci/">İşkence terörü ve ahlak | ENGİN TENEKECİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Danimarkalı bir doktor olan Inge Kemp Genefke, aynı zaman bir işkence mağdurları aktivistidir. Norveç medyasının da zaman zaman görüşlerine yer verdiği bir isimdir. Ülkenin önde gelen gazetesi Aftenposten&#8217;de 21 Mart 2007&#8217;de yayınlanan makalesinde Genefte&#8217;nin işkenceye dair görüşlerini okuyoruz. &#8216;İşkenceye karşı mücadelede kapı açan&#8217; başlıklı yazıda Genefte, işkenceyi,  birçok ülkenin üzerine çöken ve demokrasiyi engelleyen gri bir battaniye olarak tanımlıyor.</p>
<p>Danimarkalı aktivistin söylemlerinin yer verildiği yazının ara başlığında kullanılan &#8216;işkence(nin) terörü&#8217; ifadesi dikkat çekiyor. Zira Inge Kemp Genefke, Dr. Bülent Tarakıoğlu&#8217;nun 1999&#8217;da derlediği İşkence Olayı isimli eserinde yer alan önsözünde, terör kavramını, hükümetle ilişkilendiriyor. Çok net bir açık bir şekilde, &#8221;İşkenceye izin veren hükümetler terörist hükümetlerdir.&#8221; diyor.</p>
<p>Inge Genefke, yukarıda bahsi geçen önsözünde, Danimarkalı felsefeci Esben Krause Jensen&#8217;nin, işkencenin topluma bakan yönlerine dair görüşlerinden alıntı yapıyor. Inge, Jensen&#8217;in, eleştiricilerine işkence yoluyla kötülük eden bir toplumun, sapık bir değerler sistemine dayandığı fikrinde olduğunu söylüyor. Danimarkalı felsefeciye göre, işkenceye başvuran bir kültür veya uygarlığın mahkumiyetine hükmedilir. Esben Krause Jensen, işkencenin doğru zamanda,  yanlış bir şey olduğu söylenmesi gerektiğini, aksi taktirde ahlaktan söz etmenin anlamsız olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Bu bağlamda başta 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları ve başarısız 15 Temmuz darbe senaryosu sonrası ceza alanlara yönelik yapılan işkenceleri yukarıdaki tespitler doğrultusunda okumak mümkündür. Aynı zamanda gerek Tenkil Müzesi, gerek Avrupalı kurum ve kuruluşların raporları gerekse işkenceye maruz kalanların kan dondurucu itirafları, yine yukarıda dile getirilen hayati tespitlerin günümüz Türkiye’sinde ete kemiğe bürünmüş halidir. Özellikle müzede yer alan tarih öğretmeni Gökhan Açıkkollu&#8217;ya ait görüntüler. Tarihi bir işkence vesikası mahiyetinde olan bu görüntü,  öğretmen  Gökhan Açıkkollu’nun işkence sonucu kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiğini gözler önüne seriyor.</p>
<p>Eski AİHM yargıçları ve dünyaca tanınan yargıçlar, hukukçular ve raportörlerden oluşan Turkey Tribunal (Türkiye Mahkemesi)’nin kararı da tarihi bir hadisedir. Zira mahkeme, geçtiğimiz günlerde AKP rejiminin sistematik ve organize işkence ile ‘insanlığa karşı suçlar’ kategorisine girecek suçları işlediğine karar vermişti.</p>
<p>Yukarıda dile getirilen açıklamalar doğrultusunda işkence meselesine 3 kavramla bakabiliriz: Ahlak, rejim ve toplum. Jensen’in işkenceyi ahlak ile birlikte ele alması tesadüfi bir şey değildir. Bilindiği üzere ahlak, bir toplumun can damarıdır. Özellikle nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir ülke için. Hatta Taşköprülüzade, Molla Lütfi gibi zatlar ahlakı bir ilim olarak görmüştür. Müneccimbaşı Ahmet Dede, Şerhu’l-Ahlaki’l -Adudiyye’sinde, ahlakı ameli hikmetin bütünü olarak görmüştür. Bu, ahlaktan yoksun herkesin ameli hikmetten yoksun olacağı anlamına geliyor. Ahlakın bir diğer anlamı da seciyedir. Zaten dilimizde de ahlaksızlığın karşılığı karekter sahibi olamayan anlamında kullanılır. İbn-i Arabi ise, Istılahat Risalesi’nde edep ve ahlakı edeb-i Hak olarak tarif eder. Edebin, kul ve Hak için  lazım  olan şeylerin neler olduğunu bilinmesi şeklinde açıklar.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde, ‘’Mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâken en güzel olanıdır.” Ve &#8221;Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyuruluyor. Hem Nebi-i Muhterem&#8217;in (sav) ümmeti olduğunu söyleyen bir hükümet olarak arzı endam edeceksin hem de işkenceye ruhsat vereceksin! Hem alim, kalem ehli, dindar gazeteci, hukukçu olduğunu söyleceksin hem de işkencenin bir insanlık dışı uygulama olduğunu yazmayacaksın ve Grefsen&#8217;in benzetmesiyle ifade edecek olursak tüm bu zulümleri &#8221;gri bir battaniye&#8221; ile örteceksin!</p>
<p>Maalesef Türki&#8217;ye, belki de tarihinin en karanlık düşüşünü yaşıyor. Yukarıdan aşağıya her kesim &#8211; bir kaç istisna şahsiyet hariç- özelde Hizmet genelde muhalif olan birçok kişiye yapılan işkencelere prim veriyor; başta AKP hükümeti ve elinde tuttuğu medya ise bu zulmü halka duyurmamak için can hıraş bir şekilde çalışıyor. Entellektüel ve aydın kesim; çıkar, korku, makam ve mansıplarından dolayı işkence hususunda bir kelam dahi etmiyor. Hukuk zaten ayaklar altında. Bir Allah&#8217;ın kulu, &#8221;ne yapıyorsunuz, bu bir vahşet, insanlık suçudur, ahlak dışı bir uygulamadır&#8221; demiyor! Zalim, memleketimizden; mazlumu savunan adillerse, dışarıdan çıkıyor!</p>
<p>Ahlaktan nasipsiz her fert ve toplum türlü türlü cürüm ve zulüm işleme potansiyeline sahiptir. İşkenceye göz yuman hükümetlerse, Inge Genefke&#8217;nin belirttiği gibi, terörist hükümetlerdir. Toplumsa, Danimarkalı felsefeci Esben Krause Jensen&#8217;nin yukarıda vurguladığı gibi sapık bir değerler sistemine dayanan bir yığınlar topluluğudur.</p>
<p>Ne demişler:</p>
<p>&#8221;Zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var</p>
<p>Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.”</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iskence-teroru-ve-ahlak-engin-tenekeci/">İşkence terörü ve ahlak | ENGİN TENEKECİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazreti Yunus kıssası ve şahs-ı mânevî &#124; ENGİN TENEKECİ</title>
		<link>https://hizmetten.com/hazreti-yunus-kissasi-ve-sahs-i-manevi-engin-tenekeci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2021 16:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22162</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur’an-ı Kerim, kelâm sıfatından geldiği için, içinde barındırdığı her bir sûrenin, her bir hadisenin, her bir kıssanın kıyamete kadar gelecek tüm insanlara ve yaşadıkları zaman dilimlerine bakan yönleri vardır. Tenzil&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hazreti-yunus-kissasi-ve-sahs-i-manevi-engin-tenekeci/">Hazreti Yunus kıssası ve şahs-ı mânevî | ENGİN TENEKECİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an-ı Kerim, kelâm sıfatından geldiği için, içinde barındırdığı her bir sûrenin, her bir hadisenin, her bir kıssanın kıyamete kadar gelecek tüm insanlara ve yaşadıkları zaman dilimlerine bakan yönleri vardır. Tenzil edilen Kur’an, tenzil edense sınırsız ve benzersiz olan Hazreti Kelim ise onun zaman üstü olması, onu okuduğumuzda hayatımıza bakan yönlerine tevafuk etmesi pek latif bir şey değil midir? Hususen peygamber kıssaları. Zira onların imtihan gereği yaşadıkları, sert, ağır hadiseler karşısındaki nebevi duruşları, ümmetleri adına hem bir hüsnü misal hem de deformasyona uğrayan asli fıtratlarına geri dönüş adına misal teşkil etmiştir.İşte Havariler işte öncesi  Sahab-i kiram efendilerimiz.</p>
<p>Mesela, Yunus sûre-i celilesinin “İyi bilesiniz ki Allah’ın velîlerine korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.” mealindeki 62. ayetinin, (Allahu a’lem) yine Hazreti Yunus Aleyhisselam’ın başından geçen anlam yüklü hadisenin, bugünün hizmet ehline yol gösterecek yönleri olsa gerek. Zaman zaman tevhide, dinî ve millî değerlere hizmete koşturanların, başlarına gelen/gelecek dışı sevimsiz, içi ise hikmet yüklü olumsuz hadiseler karşısında çaresiz kalacağı anlar olacaktır. Karanlık bir gecede, karanlık bir denizde, karanlık bir balığın karnında kalan Yunus Aleyhisselam gibi&#8230;</p>
<p>Dıştan, gönül dostlarına sosyal, yazılı ve görüntülü medya aracılığıyla iftiralar  atılacak; içtense dost diye görünenler vefasızlık gösterecek. Balığın karnı hüknündeki zindanlara atılacaklar; vatanlarından çıkartılacaklar ve akla hayale gelmeyen zulme ve hukuksuzluklara maruz kalacaklardır. Kısacası her yeri zifiri karanlıklar kaplayacak. Ancak hak yolcuları her zaman olduğu gibi, burada da teslimiyetlerini ortaya koyup, “İyi bilesiniz ki Allah’ın velîlerine korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.” ayetinin ışığı ile itminana, nura gark olacaklardır.Tıpkı Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselam) karanlık mağarada (ki orayı zaten Allah nuruyla aydınlatmıştı) Hazreti Ebu Bekir’e (radiyallahu anh) “Tasalanma, Allah bizimle.” dediği gibi.</p>
<h4><strong>Ne bir hüzün, ne bir korku&#8230;</strong></h4>
<p>Aslında Hazreti Yunus, balığın karnındayken ne bir hüzün ne de bir ‘korku karanlığı’na düşmüştü. Düşmek bir yana, doğrudan Cenab-ı Hakk’a peygamberane bir yakarışla şöyle bir münacatta bulunmuştu: “Karanlıklar içinde niyaz etti: Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” (Enbiyâ, 87).</p>
<p>Yunus Aleyhisselam, umutsuzluğa da düşmemişti. Zira bir peygamber haşa asla umutsuzluk yaşamaz. Çünkü onlar, “Allah&#8217;ın lütuf ve ihsanlarını umma hissi’’ manasına gelen Allah’ın (c.c.) Recâ isminin tecellisinin azami derecede mazhardırlar. Kur’an’ın bize bildirmesiyle, kendinden asırlar sonra gelen müminlere; (1. Lema’da anlatıldığı üzere) tevhid, sebepler üstü bir yakarış; Allah’tan gayri hiçbir şeyden ‘korkma’ma, üzüntüye düşmeme; nefsin en karanlık anlarında bile Hazreti Nur’a teslim olma gibi dersleri vermişti. Yunus sûre-i celilesinin 62. ayetinde geçen ‘korku (havf) ve hüzün (hazan)’ mefhumlarına ne kadar derinlemesine inilse yeridir. Zaten bu iki kelime ya da insana derc edilen bu iki duygu, tasavvuf ilminin de üzerinde durduğu en önemli konular arasında yer almıştır. (Hazan ve havf kelimelerinin tasavvufi tafsilatına, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Kalbin Zümrüt Tepeleri-1 adlı eserinden göz atılabilir.)</p>
<h4><strong>Hakk’a yakınlık mı istiyorsun?</strong></h4>
<p>Ayette geçen hüzün ve korku sıfatları, inanan biri için adeta, Cenab-ı Hakk’a yakınlık kazanmada en önemli vasıflar olarak zikrediliyor. Yani, (ister objektif isterse subjektif manada) veli mi olmak istiyorsun? O halde sendeki hüzün ve korku, Allah’tan gayrısına olmayacaktır. Eşya ve hadiseler, nefis ve şeytan seni korkuya ve hüzne sevk etmeyecektir. Bu iki duyguyu doğrudan sahibine hasredeceksin. Tıpkı, Yunus Aleyhisselam’ın karanlık gecede, denizde, balığın midesinde yaptığı gibi&#8230; Tıpkı, yukarıda da bahsettiğimiz, Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselam) karanlık mağarada Hazreti Ebu Bekir’e (radıyallahu anh) “Tasalanma, Allah bizimle.” dediği gibi!..</p>
<p>Ayette ‘veli’ yerine ‘evliya’ tabirinin geçmesi de oldukça manidar ve düşündürücüdür. Bilindiği üzere evliya, velinin çoğuludur. Kavram, başta Hakk ve hakikate, Kur’an ve imana hizmet eden, böylelikle bir şahs-ı mânevî teşekkül ettiren ve kıyamete kadar gelecek tüm Hakk dostlarına da işaret olabilir. Kıssada, şahs-ı mânevînin (istidatlarına göre) her bir ferdinin gönlüne ümit ışığı serpip, tasa ve hüzün girdaplarından kurtaracak bir tesir olduğu da söylenebilir. Biz yine de işin doğrusunu Allah (cc) bilir diyelim.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hazreti-yunus-kissasi-ve-sahs-i-manevi-engin-tenekeci/">Hazreti Yunus kıssası ve şahs-ı mânevî | ENGİN TENEKECİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ve gönüllerdir artık mezarın &#124; Engin Tenekeci</title>
		<link>https://hizmetten.com/ve-gonullerdir-artik-mezarin-engin-tenekeci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2021 07:50:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#Samsunluhoca #Şengül #MehmetAliŞengül]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhum Mehmet Ali Şengül Hocamız, korona sebebiyle  yaklaşık 3 aydır tedavi gördüğü hastanede  Hakk’a yürüdü. Muhterem Hocamızın vefat haberi hepimizi derin hüzne boğdu. Bu büyük kamete dair belki en son&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ve-gonullerdir-artik-mezarin-engin-tenekeci/">Ve gönüllerdir artık mezarın | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhum Mehmet Ali Şengül Hocamız, korona sebebiyle  yaklaşık 3 aydır tedavi gördüğü hastanede  Hakk’a yürüdü. Muhterem Hocamızın vefat haberi hepimizi derin hüzne boğdu. Bu büyük kamete dair belki en son yazacak kişiyim, ancak  karınca kararınca da olsa,  Hocamızın bir fiil sohbetlerinde bulunan,  yazılarını okuyan biri olarak, vefatı ardından bir şeyler yazmayı kendime bir borç bildim.</p>
<p>Hocamız sadece bizler için değil, aynı zamanda kıyamete kadar gelecek Hizmet ehline tabirde hata olmasın  rol model bir insan olacaktır. O, Üstad hazretlerinin muhterem talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey, Bayram Ağabey, Mehmed Feyzi Ağabey, Hüsrev Ağabey,  Hulusi Ağabey&#8230; gibi  hep Hizmetin saf-ı evvelleri ile birlikte yadedilecektir.</p>
<p>Gönül gözlerimiz, fikir dünyamız, idrak ufkumuz, sebepler dairesinde  başta muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ile beraber Mehmet Ali Şengül Hocamız ve diğer tüm ağabey ve ablalarımızın bizlere gösterdiği ufuklar sayesinde inbisat, genişlik kazanmıştır. Tüm bunlar bizlere Allah’ın (cc) bir ihsanı olmuştur. Hangi Hizmet gönüllüsü  merhum Mehmet Ali Şengül Hocamızın  Sahabevari hayatını inkar edebilir? Bu hakikati merhum Tokâdîzâde Şekip bizim adımıza:</p>
<p>&#8220;Yıldızım düşkündü, talihim küskün,</p>
<p>Muzlimdi eyyâm-ı hayatım bütün;</p>
<p>Erenler elimden tuttular bir gün,</p>
<p>Şanlı demler sürdüm, devranlar gördüm.&#8221;</p>
<p>sözleriyle ne güzel dile getirir.</p>
<p>Hocamız, o bitip tükenmez aşk ve şevkiyle bizlere hep örnek oldu. Yazı ve sohbetlerini her daim sohbet-i Canan’a veyahut merhum İsa Mahvi’nin ifadesiyle sohbet-i Yâr’a bağladı. Meselelerini hep tevhid eksenli ele aldı. Selefin eserleri, Risale-i Nur ve Pırlantalara  vukufiyeti ile dikkatlerimizi çekti. Bilindiği üzere hafızdı ve Kur’an tilaveti  büyüleyici idi. Hususen sohbetleri esnasındaki o vakar duruşunun tesiri tariften acizdi.</p>
<p>Bir sohbeti sırasında kendisine yönelttiğim suale aldığım cevap oldukça derin ve bir o kadar da etkileyiciydi. Cevabı belki subjektif bulanlar olabilir, fakat objektif hakikatlere de bakan  yönlerinin olduğu da muhakkak.  Sorum şöyleydi: ”Muhterem Hocam. Bazı sebeplerden dolayı istişarelere  katılamıyoruz. Bu hususta neler arzerdesiniz?’’  Hocamız cevaben şunları söyledi: ’’İmanımın kurtulmasını  o istişarelere iştirake bağlıyorum. Zira bu meclislerde insanlığın dertlerine,  Allah ile olan engellerin çözümlerine çareler aranıyor.’’ Bu cevaptan sonra o mecliste bulunanlar neler düşünüp hissetti bilemem, şahsen kendi kendime, ’’Muhterem Hocam dahi böyle düşünüyorsa, vay halime.’’ dedim.</p>
<p>Mehmet Ali Şengül Hocamızın  mübarek ruhu artık beka alemine yürüdü.  Ancak Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin buyurduğu gibi, ölüm; ’’tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir. İdam ve adem ve fena değildir.’’ O artık aramızda yok, ancak aramızdan ayrılışı için, Hocaefendinin Kırık Mızrap  şiir kitabında yer alan Büyük Çilekeş başlıklı şiirinde buyurduğu gibi,  ’’hep anıp durmuştun, erdin vuslatına Yâr&#8217;ın.. Ve gönüller mezarın&#8230;’’dır diyeceğiz ve diyeceklerdir.</p>
<p>Cenab-ı Rahim, merhum Mehmet Ali Şengül Hocamıza gani gani rahmet ve Nebiler Serveri&#8217;ne (sav) komşu eylesin. Firdevs&#8217;i ile müşerref kılsın. İlahi Rıza&#8217;ya mazhar, ailesine sabr-ı cemil lütfeylesin. Amin.</p>
<p><strong>Hizmetten | Engin Tenekeci</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ve-gonullerdir-artik-mezarin-engin-tenekeci/">Ve gönüllerdir artık mezarın | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin Batı aydınlarına bakışı &#124; Engin Tenekeci</title>
		<link>https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendinin-bati-aydinlarina-bakisi-engin-tenekeci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 12:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20815</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Samimi olduğum tanınmış bir Norveçli yazara, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bir İslam alimi olmasına rağmen eserlerinde birçok Batılı aydının fikirlerine rastlamanın mümkün olduğunu söylemiştim. Hatta meşhur Henrik İbsen&#8217;den de bahsettiğini&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendinin-bati-aydinlarina-bakisi-engin-tenekeci/">Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin Batı aydınlarına bakışı | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Samimi olduğum tanınmış bir Norveçli yazara, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bir İslam alimi olmasına rağmen eserlerinde birçok Batılı aydının fikirlerine rastlamanın mümkün olduğunu söylemiştim. Hatta meşhur Henrik İbsen&#8217;den de bahsettiğini ve kendisinden alıntılar yaptığını söyledeğimde oldukça şaşırmıştı. Evet, bugün, daha çok Ibsen olarak anılan Norveçli Henrik İbsen, sadece İskandinavya genelinde değil, nerdeyse tüm dünya çapında ün kazanmış bir isim. &#8216;Dramanın babası&#8217; olarak nitelendirilen Ibsen, 2. William Shakespeare olarak da görülür. Türkçeye çevrilmiş eserleri de var. Hatta Ibsen&#8217;in, başkent Oslo&#8217;da bulunan Devlet Tiyatro Salonu&#8217;nun hemen önünde büyük bir heykeli de mevcut. Kraliyet Sarayı&#8217;nın önünden geçen büyük caddeye de onun ismi verilmiştir.</p>
<p>Hocaefendi, Çağ ve Nesil Serisi&#8217;nde, &#8221; Ibsen&#8217;in ifadesiyle: &#8216;Saadetin helâki&#8217; demektir.&#8221; ifadelerinden alıntı yaptığı görülür. Aslında Fethullah Gülen Hocaefendinin bu vasfı, Batı&#8217;da neşet eden aydınlara dair oldukça &#8216;derin bir ilmi donanım’a sahip olduğunun bir göstergesidir. Ancak onun bu yönünü ele alan pek fazla eser yok. Varsa da tek tük. Bundan dolayı Hocaefendinin bu vasfı, onun düşüncelerini Batı toplumuna taktimi adına da  çaplı bir araştırma bekleyen bir husustur.</p>
<p>O, eserlerinde Gherardo da Gremona&#8217;dan Carlyle&#8217;ye, Edward Montel&#8217;den  Campanella&#8217;ya, Bacon&#8217;dan V. Hugo&#8217;ya, Jean-Paul Raux&#8217;dan Philip Hitti&#8217;e, Auguste Comte&#8217;dan Luis Büchner, Lamark&#8217;tan Paskal&#8217;a, Voltaire&#8217;den John&#8217;a,  David Hume&#8217;den Dr. Gustave Le Bon&#8217;e, Philip Hitti&#8217;den  Thomas Reid&#8217;e, J. Stuart Mill&#8217;den Fyodor Dostoyevski&#8217;ye, G.M. Rodweı&#8217;den  Locke&#8217;ye, Bacon&#8217;dan  Thomas Reid&#8217;e, Moleschott Malebranche&#8217;den Hegel&#8217;e, John Davenport&#8217;tan George Bernard&#8217;a kadar birçok Batılı aydından bahsettiğini okuyoruz. Ayrıca Hocaefendi’nin yer yer kadim Yunan filozoflarından Tales (Thales), Pisagor (Pythagoras), Sokrates, Aristo, Eflatun&#8217;dan da alıntılar yaptığı görülüyor.</p>
<p>Ancak, Hocaefendinin, gerek yazılı eserlerinde gerekse sözlü sohbetlerinde Batılı aydınlardan alıntı yaptığı -tabirde hata olmasın- usulle; özellikle Tanzimat’tan bu yana Batılaşma sürecine giren –sözüm ona-  diğer Türk aydınlarının metodları arasında oldukça keskin farklılıkların olduğu fark edilir. Mesela bazı Türk aydınları, eserlerinde, herhangi bir Batılı aydından alıntı yaptığında, yine sadece alıntı yaptığı o Batılı aydının sözlerini, fikirlerini, yazılı veya sözlü olarak aktarmakla yetiniyor. Yani; alıntı yapılan o Batılı aydının düşünceleri, özellikle Türkiye insanının sahip olduğu manevi dinamiklerle, dini değerlerle karşılaştırılmıyor. Fizik ötesinden mahrum, manada kısır, sun’i, yapmacık, maddeci bir metod izlenir. Diğer bir tabirle, ‘bizcesi’nin süzgecinden geçirilmiyor. Neden? Çünkü Batıya karşı bir kompleks, bir ezilmişlik hissiyatı var da ondan.</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin ise Batılı aydınların düşüncelerinden alıntı yaparken uyguladığı usül, kendisini, diğer Türk aydınların takip ettiği usullerinden yukarıda ki satırlarda da değinildiği üzere keskin bir şekilde ayırır. Zira o, her şeyde olduğu gibi, alıntı yaptığı Batılı aydınların düşüncelerini  inandığı  değerlerle ölçer, bu kutsi filtrelerden geçirerek taktim eder. O, bu türlü Batılı düşünürlerin fikirlerinin ucundan tutarak, onu alır metafizik realitelerle buluşturur.</p>
<p>Kant’ın eşyayı &#8220;nomen-fenomen&#8221; olarak ikiye ayırdığını bahsettiği bir yerde, ledünniyata karşı olup, hikmetlere göz kapayan ilim bilmezlerin Kant&#8217;a kızdığını söyler. Hocaefendi, Kant’ın bu görüşlerini melekut alemine kadar götürür ve şöyle devam eder: ‘’Kant&#8217;ın düşüncesinin isabetliliği veya isabetsizliğini burada tartışmıyacağız. Buna bizim dilimizde &#8220;Şehadet âlemi- Gâyb âlemi&#8221; veya &#8220;mülk-melekut&#8221; denilmektedir. Eşyanın mülk tarafı yani şehadet âlemi, gözle görülen varlık alemi ile onların tâbi olduğu ahval ve asardır. Melekut, yani gayb âlemi, hayat mekanizmasını harekete geçiren illetler, hikmetler âlemidir. Maddecilerin Kant&#8217;a kızmalarının sebebi ise inkar ettikleri madde dışı âlemi kabul etmesidir.’’</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatta Hocaefendi, Sızıntı dergisinde yer alan ‘Yeni Bir Dünyaya Doğru’ başlıklı yazısında, Philip Hitti, Fyodor Dostoyevski, G.M. Rodweı, Edward Montel, Descartes, Voltaire, John Davenport, Lamark, V. Hugo, Carlyle, E. Renan gibi birçok Batılı aydının, Kur’ân hakkında muhteşem itirafta bulunduğunu dile getirir: ‘’Keşke Kur’ân arayan bu gönüllere, Kurân’la gelen mesajı, O’nun kendi solukları seviyesinde sunabilseydik.! Herhalde bu mesaj onlarda bir sayha ve ses şoku te’siri icrâ edecekti. Ses bu kadar cılız, temsil bu kadar zayıf, samimiyet bu kadar yıkık-dökük, &#8220;düşman bu kadar kavî, tâli’de bu kadar zebûn&#8221; olduğu halde, dünden bugüne Philip Hitti, Jean-Paul Raux, George Bernard, Fyodor Dostoyevski, G.M. Rodweı, Edward Montel, Descartes, Voltaire, John Davenport, Lamark, Paskal, Dr. Gustave Le Bon, V. Hugo, Carlyle, E. Renan gibi yüzlerce ilim, düşünce ve sanat adamı O’nun haşyet tüten mehâbetli iklimi karşısında iki büklüm olup yerlere kadar eğildiler. Bunca devâsâ kâmetin, Kur’ân ve Sâhib-i Kur’ân hakkındaki o muhteşem itirafları, o gürül gürül kabul gören solukları, yarım asır önceki batı temerrüdünü esas alıp ve onların arkasında aptalca saf bağlayıp duran bizim entelijansiyamız için ne müthiş bir şamardır!’’</p>
<p>Sonuç olarak Hocaefendi, Batılı aydınların görüşlerine başvurduğu yerde, ‘hakikati kim, nerede söylerse onu tutun alın’ prensibine göre hareket etmiştir. Bunu yaparken de kendi inandığı değerlerden hiçbir zaman ödün vermemiştir. Belki de Hocaefendi Batıyı okumakla bizlere, ‘’siz de Batıyı okuyun. Bu cenahta da sizlerin istifade edeceği birçok güzel fikir mevcut.’’ mesajını veriyor olmasın?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hizmetten |</strong> <strong>Engin Tenekeci</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendinin-bati-aydinlarina-bakisi-engin-tenekeci/">Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin Batı aydınlarına bakışı | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şefkatten yoksun zahir ilminin vartaları &#124; Engin Tenekeci</title>
		<link>https://hizmetten.com/sefkatten-yoksun-zahir-ilminin-vartalari-engin-tenekeci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2021 10:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20107</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin çizdiği 6 yoldan birisi olan şefkatin, hikmet ve ilme mazhariyet ile doğrudan münasebeti vardır! Bilindiği gibi Üstad, Hakîm ve Rahîm isimlerine mazhardır. Bir yanda seleflerine &#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefkatten-yoksun-zahir-ilminin-vartalari-engin-tenekeci/">Şefkatten yoksun zahir ilminin vartaları | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin çizdiği 6 yoldan birisi olan şefkatin, hikmet ve ilme mazhariyet ile doğrudan münasebeti vardır! Bilindiği gibi Üstad, Hakîm ve Rahîm isimlerine mazhardır. Bir yanda seleflerine  ait olan, meselelerin özü mahiyetinde  90 kitabı hıfzeden; belagat, hadis, kelam, fıkıh, felsefe, tasavvuf, mantık gibi ilimlerde söz sahibi bir  ilim erbabı. Diğer taraftaysa hapisanede hiç tanımadığı liseli kızların akibetine göz yaşı döken ve “Milletimizin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım&#8230;&#8221; diyen bir şefkat abidesi.</p>
<p>İlim ve hikmet zaten ruha maledilmiş, vicdanen hazmedilimiş bir mana, hakikat ve nurdur. Osmanlı döneminde yaşamış Türk mutasavvıfı  Bâli-i Sofyavî, bu hususa değindiği bir yerde, hikmetin, ruhlara nakşedilmiş ilimler manasına geldiğini söyler. İlim-hikmetin gerçek anlamda içselleştirilmesi, fertteki şefkat hissinin tetiklenmesi, bu duygunun eskilerin ifadesiyle bast, genişlik kazanması adına hayati bir dinamiktir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fetullah Gülen Hocaeefendi  Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde yer alan ‘Tecelli’ başlıklı yazısında, lütuf, ihsan, şefkat, merhamet gibi inkişafların  Rahîm ismi tecellisine baktığını belirtir.  Kaşani, Istılahatu’s Sufiyye’sindeyse, mealen, bu ismin, iman ehline marifet ve tevhid gibi,  kemalat-ı maneviyyeyi feyiz şeklinde tecelli ettiğini söyler.</p>
<p>Hakîm  ismi tecellisine bakan hikmetinse çok yönlü mana katmanları vardır. Yine Kaşani aynı eserinde, Ankaravi, Kasiee-i Taiyye Şerhin’de, hikmeti, özetle, eşyanın hakikatine, mahyetine, hükümlerine olduğu üzere taaluk eden ilim şeklinde açıklarlar. Meseleyi ayetle irtibatlandırdıkları yerdeyse, “Her kime hikmet verilmişse, ona çok büyük hayır verilmiş demektir.” Bakara: 269) ayetini nazara verirler ve hikmeti, bu ayetin gerektirdikleriyle amel etmek şeklinde dile getirirler. Burada şeyin çoğulu olan  eşyadan kasıt, Türkçedeki eşya değil, Arapçadaki tüm bir varlık, yaratılmış olan her şey anlamındaki eşyadır. Süleyman Çelebi bunu, “Bu gece eşyaya Hak rahmet kılar.” sözüyle dile getirir.</p>
<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ise yine Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde yer alan ‘Hikmet’ başlıklı makelesinde hikmetin oldukça geniş tarifini yapar: “İlim, irfan, fıkıh, felsefe, sebeplerin ruhunu kavrama, eşyanın perde önü ve perde arkasına ıttıla, kâinat kitabı ve dinin özündeki fayda, maslahat ve gayelere vukuf gibi.. pek çok mânâlara gelen hikmet; hakikat ulemâsınca, daha çok faydalı ilim ve salih amel beraberliği şeklinde yorumlanmıştır ki, bunlardan biri diğerinin iradî sonucu, beriki de bir kısım yeni mevhibelerin başlangıcı ve mukaddimesidir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görüldüğü gibi Rahimiyet, hikmet, ilim, şefkat gibi hususiyetler adeta birbirlerine bakan, biri diğerinin lazımı olan, adeta tabirde hata olmasın birbirlerini tamamlayan hakikatlerdir.  Aksine şefkatsiz  ilim, hikmet, sahibinin omuzunda bir yük ve hatta tehlikedir. Buna misal olarak, hem de bir fıkıh profesörünün verdiği şu insaf ve merhametten yoksun fetvaları verebiliriz: “Kamuya (ve bu arada ümmete) ait zararı önlemek için bir şahıs, bölge veya gruba ait zarar göze alınır, sineye çekilir.”   “Yolsuzluk, hırsızlık değildir.”</p>
<p>Şefkatsiz, hikmetsiz, batının nurundan yoksun zahiri ilmin yıkımları sadece şahıslarla da sınırlı kalmaz. Din ve diyanet adına önemli bir konuma haiz Diyanet İşleri Başkanlığı da(DİP)  konumuza örnek gösterebiliriz. Böyle mühim bir  kurumun,  Ehli Sünnet akidesinin  doruktaki temsilci Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet ehli hakkındaki zahirde ilmi ancak hakikatte gayri ilmi ‘tekfir raporları’nı hatırlayalım.</p>
<p>Bu kategoriye, bugün  AKP siyasetinin  zulmene ortak olan tüm şak şakçı yazar, çizer akademisyen, hukukçu ve gazetecileri de kekleyebiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Malumu ilam sadedince: İlm ve hikmet; amel, hilm, tavazu, şefkat ve adalet iledir. Aksine alim geçinenler bu vasıflaran yoksunsa, ellerindeki zahiri ilmi, kendi ve bağlı bulunduğu her türlü kliğin menfaatleri doğrusunda istimal edeceklerdir. Bu tür müflis sıfatların panzehiri ise, rahîmiyete mazhar, kendilerini fethetmiş, fütüvvet ve hikmet ehli nesiller yetiştirmek olsa gerek.</p>
<p><strong>Hizmetten |</strong> <strong>Engin Tenekeci</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefkatten-yoksun-zahir-ilminin-vartalari-engin-tenekeci/">Şefkatten yoksun zahir ilminin vartaları | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ledünniyatımızın keşfi ve z nesli &#124; Engin Tenekeci</title>
		<link>https://hizmetten.com/ledunniyatimizin-kesfi-ve-z-nesli-engin-tenekeci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2021 14:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<category><![CDATA[z nesli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19983</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bilindiği üzere insana ilahi hikmetçe birçok farklı his ve duygular verilmiştir. Bu yüzden yaradılış harikası olan insan öteden beri neredeyse tüm ilim dallarının odak noktası olmuştur. Hususiyle Batı, kadim&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ledunniyatimizin-kesfi-ve-z-nesli-engin-tenekeci/">Ledünniyatımızın keşfi ve z nesli | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bilindiği üzere insana ilahi hikmetçe birçok farklı his ve duygular verilmiştir. Bu yüzden yaradılış harikası olan insan öteden beri neredeyse tüm ilim dallarının odak noktası olmuştur. Hususiyle Batı, kadim felsefeden modern psikolojiye, sosyolojiden biyolojiye kadar birçok disiplinlerle insan denen muammayı çözmeye gayret etmiştir. Zaman zaman insan hakkında izafi de olsa hakikate yakın tespitlerde bulunulsa da, genel olarak insanın sırlı mahiyetine dair net şeyler söylenememiştir.</p>
<p>Ünlü bilişsel ve davranışsal nöroloji profesörü Adem Zeman, Bilinç Kullanım Kılavuzu isimli eserinde  insanın  en hayati duygularından olan zihne dair ki bazı tespitleri belki de yukarıda dile getirmeye çalıştığımız  meselelere hem bir delil hem de itiraf niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz: “…Bilinci açıklamada yaşadığımız zorluk, varoluşu açıklamada yaşadığımız zorluğa eşdeğerdir.’’</p>
<p>Batının insan fıtratına dair net, berrak bir şey söylememesi, söyleyememesi, sırtını semavi vahyi Kur’an’a dönmesine bağlayabiliriz. Zira insanın iç-dış duyu ve duygularını  en güzel, en fıtri, en mucizevi, en benzersiz ele alan ilahi beyan Furkan’dır. Bu bağlamda tabirde hata olmasın Yüce Beyan, insan duygu ve hislerinin bihemta kullanma kılavuzu mahiyetindedir. Dikkat edildiği taktirde  ayetler,  yer yer insanın zahiri görme ve işitme duyularından; zaman zaman imanın yeri, tüm duyguların kalesi mesabesindeki manevi, melekûti bir rabbani duygu olan, kalb (Bakara suresi 7. ayet) ve ruhumuzdan (İsrâ Suresi 85. ayet) bahseder. Ne var ki Kur’an tüm bunları yaparken, tevhid ve hikmet yörüngeli ele alır, meseleyi aslına irca eder.</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi hazretleri gibi birçok İslam alimi, fevkaladeden Kur’an’a teveccüh ve itimatları sonucunda insanın ledünniyatındaki enfüsi ayet niteliğindeki duygu ve hisleri  gün yüzüne çıkarmışlardır. Duygularımızın veriliş sebebi, hedeflerini beyan buyurmuşlardır.  &#8220;Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına itiverdik.&#8221; (Tîn, 95/4) ayetine isnad ederek,  insanda münderiç menfi-müspet birçok farklı duyguyu keşfetmişlerdir. Mesela Üstad Said Nursi, Ene ve Zerre Risalesinde insanın duygu ve hislerinin, varlık ve Allah (cc)  ile münasebet ve  gayelerini oldukça derin tahlil eder .Eşya ve hadiselerdeki muammanın, kainattaki bilinmezlerin, ilahi isim ve sıfatlardaki esrarın, enenin mahiyetinin bilinmesiyle açılacağını söyler. Hatta Üstad, Otuz Üçüncü Söz’ün  Altıncı Pencere’sinde, insanın zâhirî ve bâtınî bütün duygularının her birinin ayrı ayrı âlemlere birer anahtar olduğunu söyler. Nasıl sorusunuysa, Emirdağ Lâhikası’nda, hafıza duygumuzu Levh-i Mahfuz’a bir numune göstererek cevap verir.</p>
<p>Bediüzzaman hazretleri, insana verilen hayati duyguların vazife ve hedeflerinden bahsetmeyi ihmal etmez. Hutbe-i Şamiye eserinde şöyle buyurur: ‘’…İradenin, ibâdetullahtır; zihnin, mârifetullahtır; hissin, muhabbetullahtır; latîfenin, müşâhedetullahtır. Takva denilen ibâdet-i kâmile, dördünü tazammun eder.’’ Birçok hikmetle insana verilen menfi duyguların maslahatlarına da değinir. Sünnet-i Seniyye Risalesinde mealen, öfke duygusunun doğru ve orta yolunun mukaddes cesaret; şehvanî hislerinse dosdoğru halinin iffeti, azami, masumiyet derecesinde rehber edinmesi olduğunu belirtir.  İnsandaki duygu ve hislerin açılımları, onların nitelikleri, fizik ötesi ve lahuti alemlerle münasebetleri, hakikat yolunda uğradığı menzil ve makamları Ehli Sünnet çizgisinde  başta Nur Külliyatı olmak üzere, Kalbin Zümrüt Tepeleri serilerinden oldukça tafsilatlı olarak izah edilmiştir.</p>
<p>Bir örnek verecek olursak, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Kalbin Zümrüt Tepeleri 2 eserinin ‘Mükâşefe’ başlıklı yazısında bu duygunun veriliş gayesi üzerinde durur. Farkında olalım ya da olmayalım Hocaefendi içimizde var olan bu duyguyu, hakikat yolcusunun ‘’mücahede yoluyla yükselip esmâ ve sıfat hakikatlerini duyması, sezmesi ve bilme ruh hâlinden ibaret’’ olduğu şeklinde tanımlar. Bu seri, aynı zamanda insana,  insanın mahiyet ve benliğine dair farkındalık oluşturan, yine insana insanı anlatan bir şaheserdir.</p>
<p><strong>Zamanını aşan zamanın çocukları</strong></p>
<p>İnsan, her dönem yine menfi-müspet yönleriyle  insandır. Ancak asrının teknik ve teknolojik gelişmeleri, onun duygu ve hislerini şekillendirmede önemli bir faktördür. Bu realite inkar edilemez. Ne var ki farklı asırların farklı keyfiyetleri, insana ilahi hikmetçe verilen maddi-manevi duygu ve hislerini değişikliğe uğratacağı anlamına gelmez. İnsan, fiziki ve metafizik duygularıyla yüce bir varlıktır. Batıni yönünü kalb, ruh, sır, akıl, basiret, marifetullah, muhabbetullah, vicdan, irade…gibi latif, rabbani duygular teşkil ediyorken; zahiri tarafını ise, görme, duyma, tat alma gibi duyular oluşturur.</p>
<p>Ayrıca tasavvufta, ‘zamanın çocuğu’ manasında  ibnü&#8217;l-vakt kavramı vardır.  Çağlarına damgasını vuran İbn-i Sina, Cabir, Harezmi, İmam Gazali  gibi dahi İslam mütefekkirleri,  kendi benliğindeki muammaları keşfederek, kendi zamanlarını aşmış ve sonraki gelecek nesillere hüsnü misal olmuşlardır. Hatta Üstad Said Nursi,  Muhakemat adlı eserinde, mealen,  hikmetin bir pederi hükmünde olan İbn-i Sina’nın zekasının gücü, fikirlerinin kuvveti, felsefeye ve bazı ilimlere hakimiyeti ve çok üstün kapasitesi olduğundan, bu zamanın yüzlerce felsefeci ve ilim adamıyla tartıldığı taktirde onlara ağır basacağını söyler. Eksikliğin İbn-i Sina’da değil, onu eksik bırakan zamanın eksikliği olduğunu hatırlatır.</p>
<p>‘Dijital nesil’ olarak tanımlanan  Z neslini, yukarıdaki açıklamalar bağlamında ele almak mümkündür. Hususiyle ehli iman Z nesline, kendi mahiyetlerini keşfetme yollarının gösterilmesine ihtiyaç vardır. Günümüz teknik ve teknolojik gelişmeleri, aile içi ve dışı rehberlik hizmetleri ve asli kaynaklarımızla birlikte yerinde değerlendirildiği taktirde bu keşif daha kestirmeden olabilir. Zira son dönem dijital gelişmelerle bilgiye çok süratli bir şekilde ulaşılabiliyor.</p>
<p>Sonuç olarak, bir kutsi hadiste; ‘’Kendini bilen Rabbini bilir.’’ buyrulur. Mühim olan kaliteli bir ferde olan yatırımdır. İnsanı, kamil insan yapan duygularıdır; latifelerini veriliş gayelerine göre istimal etmesidir. Kendi mahiyetini bilmeyen, tanımayan nesillerin, Allah’ı (cc) ne isim ne de sıfatlarıyla tanımaları mümkün değildir. Allah korusun insan, böyle bir ruh haleti ile Allah’ı dahi unutma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Bu realiteyi şu ayet oldukça berrak bir şekilde resmeder: &#8220;Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.&#8221; (Haşir, 59/19)</p>
<p><strong>Hizmetten |</strong> <strong>Engin Tenekeci</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ledunniyatimizin-kesfi-ve-z-nesli-engin-tenekeci/">Ledünniyatımızın keşfi ve z nesli | Engin Tenekeci</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağlayan Dergisi Temmuz Ayı Müzakeresi</title>
		<link>https://hizmetten.com/caglayan-dergisi-temmuz-ayi-muzakeresi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2020 20:21:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Çağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Tenekeci]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr Yunus Serin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Atıf Yorulmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağlayan Dergisi&#8217;nin gerçekleştirdiği müzakereler serisi birbirinden değerli konuklarla devam ediyor. Temmuz Ayı sayısının müzakere edildiği program derginin YouTube kanalında yayınlandı. Yayına,  Prof.Dr Yunus Serin,Prof.Dr. Atıf Yorulmaz, Engin Tenekeci ve hizmetten.com&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/caglayan-dergisi-temmuz-ayi-muzakeresi/">Çağlayan Dergisi Temmuz Ayı Müzakeresi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan Dergisi&#8217;nin gerçekleştirdiği müzakereler serisi birbirinden değerli konuklarla devam ediyor.</p>
<p>Temmuz Ayı sayısının müzakere edildiği program derginin YouTube kanalında yayınlandı. Yayına,  Prof.Dr Yunus Serin,Prof.Dr. Atıf Yorulmaz, Engin Tenekeci ve hizmetten.com yazarı İsmet Macit katıldı.</p>
<p>İşte o program:</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_37243"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/yrikJVyDq28?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/caglayan-dergisi-temmuz-ayi-muzakeresi/">Çağlayan Dergisi Temmuz Ayı Müzakeresi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
