<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emin Osman Uygur arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/emin-osman-uygur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/emin-osman-uygur/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Oct 2023 21:09:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Emin Osman Uygur arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/emin-osman-uygur/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Karanlığın Kayıp Saatleri</title>
		<link>https://hizmetten.com/karanligin-kayip-saatleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Mar 2023 10:44:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></category>
		<category><![CDATA[Karanlığın Kayıp Saatleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30448</guid>

					<description><![CDATA[<p>EMİN OSMAN UYGUR Yerküre iki farklı renk ile kozmik bir saat sistemine sahip. Onun saat üzerindeki akrep ve yelkovan gibi ama teknik olarak onlara benzemeyen iki büyük mili var. Bu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanligin-kayip-saatleri/">Karanlığın Kayıp Saatleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EMİN OSMAN UYGUR</strong></p>
<p>Yerküre iki farklı renk ile kozmik bir saat sistemine sahip. Onun saat üzerindeki akrep ve yelkovan gibi ama teknik olarak onlara benzemeyen iki büyük mili var. <strong>Bu millerin biri siyah biri beyaz yani gece ve gündüz.</strong> Sürekli ve hızlı bir şekilde dönen yerküre üzerinde, güneş ışığına bağlı olarak Ekvator kuşağı dışındaki yerlerde biri uzarken diğeri kısalıyor, biri kısalırken diğeri uzuyor ve hep birbirini takip ediyor.</p>
<p>Yerküre kendi etrafında dönerken gece-gündüz, güneş etrafında dönerken mevsimler meydana geliyor. <strong>Dönüş, gecenin ardından güneş doğacak şekilde planlanmış.</strong></p>
<p>Güneş grup edip akşam olduğunda bir gün bitmiş yeni bir güne geçilmiştir. Yeni gün o geceden başlayacaktır. Günümüzde gün ve gece kavramları biraz karıştığı için mesela “cumayı cumartesiye bağlayan gece” denmek durumunda kalınıyor. <strong>Bu arada gün kavramı hep gündüze münhasır kılındığından gece yok hükmünde oluyor.</strong> Yani pazartesi sadece gündüzü ifade ediyor ve salı ile pazartesi arasında gece dilimi arada geçiş gibi kabul ediliyor. <strong>Halbuki Kur’an’da her zaman gece önce vurgulanır ve 24 saatlik gün akşamdan başlar ve bir akşamdan diğer akşama kadar olan zaman diliminin adıdır. </strong></p>
<p><strong>Kur’an-ı Kerim’de kelimelerin dizilimi çok önemlidir</strong> ve bunda çok hikmetler vardır.</p>
<p><strong>اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاة</strong><strong>  </strong><strong>الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ</strong><strong>  </strong><strong>وَالْأَوْلَادِ</strong></p>
<p><em>İyi bilin ki (ahirete yer verilmeyen) dünya hayatı; bir oyundur, bir oyalanmadır, bir süstür, kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır (Hadid 57:20).</em></p>
<p>Ayette dünya hayatı adına aşama aşama giden bir durum beş evrede kelimelerin dizilimine bağlı olarak gösterilmiştir. Oyun, eğlence, süs, övünme ve yarış. Buradaki sırlamada <strong>yaşlara göre de bir gerçeklik olabilir, sosyal hayatın içindeki düzene göre de</strong>. <strong>Bunun gibi gece ve gündüz ile ilgili ayetlerde de gece-gündüz dizilimi önem arz etmektedir. </strong></p>
<p>يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُور</p>
<p><strong><em>Geceyi gündüze</em></strong><em> katar, böylece gündüz uzar. Gündüzü geceye katar, böylece gece uzar</em> (Hadid 57:6)</p>
<p>Görüldüğü gibi ayetlerde gece kelimesi önce kullanılmakta ve günün geceden başladığına işaret edilmektedir. <strong>Buna göre “cumayı cumartesiye bağlayan akşam” yerine “cumartesi akşamı” demek yeterli olacaktır.</strong> Mesela Miraç Kandili için kullanılan “pazarı pazartesiye bağlayan gece” ifadesine gerek olmayacak, gün akşamdan başladığı için Miraç Kandili pazartesi gününe ait olacaktır. Her akşam bir günün başlangıcı olarak görüldüğünde hem zaman kavramı sorunu ortadan kalkacak hem de kurgusal olarak gecelerin arada kaybolmasının önüne geçilmiş olacaktır. Bu aslında bir medeniyet inşası için de çok önemli bir konu olarak görülmelidir. <strong>Günün akşam bitip sabah başladığını veya sabah başlayıp akşam bittiğini düşünmek ise geceyi kıymetsiz bir zaman dilimi yani karanlığın kayıp saatleri yapacaktır.</strong></p>
<p><strong>Peki gün neden akşamdan başlar?</strong> Soru bu yazıyı aşkın olsa da bir iki misal verilebilir. İlk olarak bir tohumun dikkat çeken hayatında bir metafor kapsamında bir cevap aramak mümkün olabilir. Tohum kabuk içindeki karanlığında beklemek durumundadır önce. Sonra yine karanlık olan toprağa düşer ve orada kök salmak sureti ile aydınlığa doğru uzatır ellerini. <strong>Her doğum önce karanlıktan başlar.</strong> İnsanın maddesi toprak halinde karanlıklar içinde iken hayat cevheri ile hayata yani ışığa çıkarılır. Anne karnında yine karanlık içinde iken hayata, aydınlığa doğar. Nihayet insan ölünce ahiret sabahında uyanıncaya kadar bir nevi karanlık bir dönem başlar. Günümüz bilimsel verileri ışığında kâinatta her şeyin temel maddesinin karanlık enerji olduğu ifade edilmekte. Demek bu da bilinçli bir yaratmadır, <strong>kâinatta zıtlıklar iç içe girmiştir ve bu gerçek, karanlıktan aydınlık var etme anlamında “Allah göklerin ve yerin nurudur…” (Nur 24:35) ayetini hatırlatmaktadır.  </strong></p>
<p>İnsanlık tarihinde görülen karanlıklar ancak ilahi mesajların ve resullerin tebliğindeki iman aydınlığı ile dağılıp gitmiştir ve sonra yeni karanlık dönemler gelmiştir. <strong>Bilimsel açıdan düşünüldüğünde ise insanlık her bir gelişmede bir karanlığı geride bırakmış gibidir.</strong> Yeni buluşlar eski bilgilere bina edilse de her buluşta bir gölge daha geride kalmış olmaktadır. Bir başka açıdan bakıldığında gece bir gölge hükmünde olduğu için tabiatta var olan güzelliklerin gözle görülmesinin mümkün olmadığı görülür. Güneşin doğması yani aydınlık ile birlikte tabiata ve hayata dair ilahi sanatlar, hikmetler müşahede edilmeye başlanır. Gökyüzünde parlayan yıldızlarının tefekkürü ve kulun ilahi ilhamlara açılması ile bambaşka bir zaman dilimine girilmiş olunur ve bu da günün gündüz zaman dilimine ayrı bir hazırlık olur.</p>
<p>Yeni güne akşamdan bir dinlenme ile başlanır. Çünkü insan üzerinde önceki günün yorgunluğu vardır. <strong>Gece de Kur’an ifadesi ile bir dinlenme vaktidir ve insana verilmiş haktır.</strong> Ama gece aynı zamanda yine Kur’an ifadesi ile kişisel bir kıvamda yeni güne dualarla, ibadetlerle başlama zamanıdır. Dünyadan milyon defa daha büyük olan güneş doğacak, hayat yeniden canlanacak, insanlar rızıklarının peşinde koşacaktır. Bu öyle büyük bir sistemdir ki buna ancak her şeyin hükmü kendisinde olan Allah’a dua ve ibadetle mukabele edilebilir. Nimetin büyüklüğü ve çokluğu onun anlaşılmasını zorlaştırabiliyor. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim bu büyük nimetlere yeminler ederek onların önemine vurgu yapıyor.</p>
<p><strong>Gece de üzerine yemin edilen zaman dilimlerindendir.</strong> İşte bu gece vaktinin bir kısmında kılınan teheccüt namazı çok önemlidir. “Gecelerini teheccüt feneriyle gündüz gibi aydınlatmış olanların berzah hayatları da ışıl ışıl olacaktır. <strong>Teheccüt, berzah karanlığına karşı bir zırh, bir silah, bir meşale ve kişiyi berzah azabından koruyan bir emniyet yamacıdır</strong>. Her namaz, insanın öbür âlemdeki hayatına ait bir parçayı aydınlatmayı tekeffül etmiştir; teheccüt ise berzahın zâdı, zahiresi, azığı ve aydınlatıcısıdır” (242. Herkul Nağme, 03/03/2013). Bu açıdan gece bir benzetme içinde insan ömrü açısından ahiret sabahına yakın zaman dilimi olarak görülebilir. Dünyanın karanlıklı şüphe ve inkâr kuyularından, zindanlarından çıkıp iman aydınlığına ermek de bir karanlığı takip eden aydınlıktır. Yunus misal gecenin, denizin ve balığın karnındaki karanlıklardan selamete, aydınlığa çıkmak da iman nuruna kavuşmaktır. Bu açılardan insan kendini hep bir gölge ve karanlık içinde bilmeli ve nura, ışığa çıkacağı günü gayret, ümit, dua ve ibadetlerle beklemelidir.</p>
<p>Çok değil belki yüz elli yıl öncesine kadar günlerimiz sabahın sekiz, dokuzunda değil gecenin son virajında başlardı. <strong>Büyük bir nimet olan aydınlık; dualarla, çalışmalarla karşılanır, günün bereketinden istifade için gün namazlara taksim edilirdi</strong>. İkindi yorgunluk vakti, akşam ise dinlenmeye çekilme olarak telakki edilirdi. O zamanlar alınlar secdede olmakla birlikte hayat izzetle ayakta idi. Günümüzde ise sabahın tembelliğini üzerlerinden atan toplumlar, hayata hâkim olmuş durumdadırlar. Belki onlar da günü akşamdan başlatmıyorlar ama en azından günü güneşin doğmasından önceye çekiyorlar ve böylece akşamı dinlenme vakti yapıp her anın bereketinden kevnî anlamda istifade etmeye azmediyorlar. <strong>Fecir kime yakınsa gün onundur.</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanligin-kayip-saatleri/">Karanlığın Kayıp Saatleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sözün Özü</title>
		<link>https://hizmetten.com/30259-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 06:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></category>
		<category><![CDATA[Sözün Özü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30259</guid>

					<description><![CDATA[<p>EMİN OSMAN UYGUR Bizler ateş dolu cenderelerden çıkıp gelmiş insanlarız. Kimine göre yok olması gereken gereksizler kimine göre sürgünde açan çiçekler kimine göre de içi nur dolu zindanlarız. Biz kinle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/30259-2/">Sözün Özü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EMİN OSMAN UYGUR</strong></p>
<p>Bizler ateş dolu cenderelerden çıkıp gelmiş insanlarız. <strong>Kimine göre yok olması gereken gereksizler kimine göre sürgünde açan çiçekler kimine göre de içi nur dolu zindanlarız.</strong> Biz kinle dolu gözlerin kalplerini hasetten çatlatan yedi veren başaklarız. Asırlar vadisinde dünya hayatını oyun eğlence görenlerin kesip atmak istediği zeytin renkli yapraklarız. Henüz çok taze, çok yakın mesafelerden gelen darbelerle kanayan yaralarımız. <strong>Cehlimizden değil o saf duruşlu aldanmalarımız, “Sizinle beraberiz” diyenlere kapıları açık bırakmalarımız.</strong> Kula minnet değildir, kurşunlanan akşamın ardından gelen gözyaşlarımız.</p>
<p>Kimimiz evdeydik gömüldüğümüzde kimimiz sözleri kelepçeli sorguda. Kimimiz yolda vuruldu yüreğinden kimimiz denizlerde dalgalara yenik düştü nefesinden. Baskınlar yapıldı otomatik silahlarla ellerimizdeki dualara, düşlerimizdeki umutlara, raflarımızdaki kitaplara. Kinimiz yok kimseye ama unutmayız tipinin yüzümüze yüzümüze vurduğu şubat ayazlarını. <strong>Unutmayız o en karanlık akşamın vahşi bir temmuza bakan yamaçlarını. </strong></p>
<p>Düşmanı iyice tanıdık, dostu kendimiz seçtik. An geldi kendimizden an geldi fikrimizden geçtik ama yolumuzdan vazgeçmedik. Hatalar ettik, hatalarımızı kabul ettik. Her defasında bin tövbe ettik. Yoldaydık, yorgunduk, hastaydık. Halimizi fanilere izhar etmedik. Yolda bir dost kalbini kırmaktan ne de çok imtina ettik. Bu yüzden sözün nezaketlisini, dilin letafetlisini tercih ettik. <strong>Allah’tır O ki, emreder, nehyeder, affeder, azap eder, teklif eder, takdir eder ama O sözü ne de güzel söyler.</strong> Söz söylemeyi de takva dışında kimsenin kimseye üstün olmadığını da O’nun Resulünün talimi ile öğrendik. O yüzden Allah için sevmeyi, saygı duymayı ve Allah için yaşamayı en önemli ölçü bildik. Hamd sadece O’na aitti ve sadece O’na hamd ettik.</p>
<p>Aklın akıldan üstün olabileceğini, her bilenin verasında daha iyi bir bilenin olabileceğini yine O’nun kelamından öğrendik. Bu yüzden “aklım” deyip takılmaktan, “bilgim” deyip şaşırmaktan uzak kalmayı tercih ettik. Fanilerden gelen olur olmaz övgüleri ceza, yergileri mükafat addettik. <strong>Övgü nihayet insana yakışan bir şey değildi, ona meftun olan insan, gereksizce eğildi.</strong> Ama ihsanı unutmadık; vermeyi, ikram etmeyi her alanda makbul bildik. Sözü de ikram ettik yerinde, adım atmayı da başat olmayı da. İnsanlara söz hakkı vermeyi marifet bilmedik. Zaten söz hakkının bizde olduğunu da ihsas etmedik. Öyle bir şey olduğunu da düşünmedik. Böyle bir şeyi gündemde bile tutmadık. Mesela Yasin’i güzel okuyorsak nefse bir şey gelir diye hepsini okumayıp taksim ettik veya böyle güzel işlere taksim edildik. <strong>Sözün hakikatini, söz kesme sevdasına feda etmedik.  Söz şöyleme aşkıyla sözü uçurumlara terk etmedik.</strong></p>
<p>İman etmeyince cennete girilmeyeceğini, “birbirinizi sevmedikçe” şartında gördük. Kardeş olmayı öğrendik yolda, sevgiyi bahşeden Rabbin merhameti ile. Sonra her işte Allah’ın rızasını aramayı, sonra da kardeşlerin sahip olduğu meziyetler, başarılar, güzellikler ve nimetler konusunda sanki hepsi bize aitmiş gibi memnun olmayı. Yolda bizimle yol yürüyenlere kızmak şöyle dursun, ima ile bile farklılık hissi vermemeyi vazife bildik. İma edenlere kırılsak da sarıp sarmalanıp gönülsüzce yola devam ettik. <strong>Fikir alıp fikir vermeyi, kendimizi yenilemeyi, daha iyi olmayı, yolun bereketini sürekli kontrol mekanizması içinde olma düsturunda bildik.</strong> Böyle ortamlarda söylenenlere gülüp geçmedik. Her fikri altındır deyip aldık, yerinde kullanılmaya bıraktık. Kimsenin karşısına <strong>“olmaz kayalıkları”</strong> şeklinde dikilmedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bunlar olurken kaderin bize bir şeyler fısıldadığını fark ettik. Yeni vadiler yeni arayışlara yeni inkişaflara açılıyordu. Her şey eskiyordu düşünceler, kelimeler gibi. Adım adım takip etmek gerekiyordu yenilikleri, terk etmeden öze dair güzellikleri. <strong>İnsanlar gibi fikirler de eskimese insanlık nasıl yenilenirdi ki?</strong> Zaten hayatta olmak da böyle bir şey değil miydi?</p>
<p>Yaşamak değil yaşatmak yenilenmekti. Bu yüzden yaşarken yaşatmayı seçtik. Güzellikleri paylaştık, iyilikleri elden ele uzattık. Hoşumuza giden bir hayrı, salih işi kendimiz ifa etmek mümkünken bir başkasının yapmasından daha büyük huzur ve memnuniyet duyduk. İşleri kendimize bağlamadık. <strong>“Ben varsam olur” değil “ben olmasam da olur, hatta daha iyi olur” diye düşündük.</strong> “Ben gidersem her şey yok olur” hayırsız felsefesinden fersah fersah uzak durduk.</p>
<p>Hz. Fatıma validemizin işittiği o mübarek sözleri kulaklarımıza küpe ettik. “Başınızın çaresine bakın” sesi her defasında kalp vadilerimizde yağmurlara eşlik edip yankılandı. Konuşurken Allah’a yakınlık ve O’nun rızası çizgisinde konuştuk. Susunca da yine bu yüzden sustuk. Sözümüz, sesimiz fanilere yakınlık rahatlığına dönüşmedi. Bu yüzden tepkilerimizde itidali tercih ettik. Öfke, olursa, Allah için olurdu. Buna da kimse bir şey demezdi, bu kimseyi rahatsız etmezdi. <strong>Nefsimize dair öfkemizi içimize gömdük, karşıya sözün tatlısını verdik.</strong> Yusuf’u kuyuya atıp eve gelen oğullarına karşı bağırıp çağırmadan sabr-ı cemil diyen elçiyi dinledik. Asa sahibi nebinin firavuna kavl-i leyyin ile gittiğini gördük. Kur’an ifadesi ile insanlara yumuşak davranmayı Allah’ın merhametinin eseri bildik. “<strong>Katı yürekli, kaba biri olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi” ilahi ihtarını kendimize aldık.</strong> Bu yüzden kusurları affetmeyi, hata edenler için mağfiret dilemeyi ve onlarla işlerimizi görüşmeye, konuşmaya devam etmeyi vazife addettik [Tevbe 9:128]. Çünkü zaten biz hep hata edip duruyorduk ve hatalarımızın Allah tarafından affını bekliyorduk. <strong>Bir zaman İsrailoğullarının dedikleri gibi kendimizi Allah’ın sevgilileri olarak addetmiyor, aksine kedimize ebedi kurtuluş için yola çıkmış, çare arayan faniler olarak bakıyorduk.   </strong></p>
<p>Bizler gücü zulme dönüştürmeye yatkın bir coğrafyanın çocuklarıyız. İsmi konmasa da insanları köleler olarak kabul etmeye alışkın bir toplumun dallarıyız. <strong>Kaba kuvvetle olmasa da bir sözle bile ezmeyi ihmal etmeyen bir geleneğin ahir zaman artıklarıyız.  Zulmü firavuna has görüp nefsini hatasız görmeyi marifet tozuna bulaştırıp satanlar ülkesinin kaçkınlarıyız.</strong> Her yerde görülebilir böyle şeyler ancak hak ve hakikat ufkunun üveyiklerinde bir mana ifade etmez. Onlar açarlar kanatlarını nice maviliklere de bulurlar yine yeni zümrütten tepeler. Elbette insanlık tarihinde bu da yeni bir şey değildir. Her devirde böyleler olagelmiştir ve zulme maruz kalanların gideceği adresler de o bahara yakın duran yeşili bol vadiler olmuştur.</p>
<p>Bundandır belki ortak çizgilerde muhatap olduğumuz her insanı, aziz biliyoruz. Onları kendi nefsimize takaddüm ediyoruz. Onları her halleri ile, kabiliyetleri ile, niyetleri ile bir fikir bahçesi, bir gönül ezgisi, hakiki bir kardeş sevgisi olarak idrak ediyoruz. Bundandır belki geceler tanımadığımız, görmediğimiz o marifet ufuklulara dualar ediyoruz. <strong>Bundandır belki bir su kıyısında çaresiz kalanlara çığlık olup yankılanıyoruz. </strong></p>
<p><strong> </strong>Bununla birlikte kimsenin hayatına müdahale etmek gibi bir hakkı da kendimizde görmüyoruz.  Paylaşılacak güzellikler varsa herkesi haberdar etmenin telaşıdır bizimkisi. İyilikleri herkese mal etme çabasının tatlı yorgunluklarının arkasına gizlenmiş dualardır en iyisi. Çoğu zaman beceremesek de elimize yüzümüze bulaştırsak da iyidir niyetimiz, <strong>ancak hadi olsun adımız mahallenin delisi.  </strong></p>
<p>Yazmak kolay dediğini duyar gibiyim. Sen de biliyorsun ki konuşmak, yazmaktan daha kolay. Zor olan dostum, yaşamadığını, hissetmediğini yazmak. Sen bana bakma, zaten bu satırlar kendimin sesi de değil, umum vicdan için satırlara diziliştir bu<strong>. Ümit kıpırtıları arkasında saklı cennet vadisine giden yolda bir hisleniştir bu. </strong>Kimde güzel haslet varsa onunla renklenmeye çalışırız, kimde örnek hayat varsa gücümüz yettiğince peşine takılırız. Rahatını, konfor alanını terk edemeyenlerle uzaktan bakışırız. Kim “hu” dan başka ses etmezse seher esintisinde sesine ney rengi ekleriz. <strong>Rengarenk bir baharı bekler gözlerimiz. İşte düşen damlalar ve kıpır kıpır yüreğimiz. </strong>Bize enfes kokulardan mest olmuş çiçek çiçek bir bahar gerek. Sevgiyi selama katıp salmak istiyorum deryalara. Ne olur anlasan da pırıl pırıl güneşin arkasında koskoca bir mavi olsan karanlıklara. Elimi vicdanıma ısmarlayıp hali hatıra katmak istiyorum. Ne olur duysan da ipekten bir ses olsan cennetlere akıp giden ırmaklara. <strong>Bir de nefes almak istiyorum dalıp hilkatin aktığı tılsımlı rüyalara. </strong></p>
<p><strong>Çok şey mi istedim bilmem ki?  </strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/30259-2/">Sözün Özü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“O Benim Aslan Hocam” &#124; Emin Osman Uygur</title>
		<link>https://hizmetten.com/o-benim-aslan-hocam-emin-osman-uygur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2021 11:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rüya alemi. Güzel simalar belirdi birden. Ellerinde bir liste vardı. Listeyi ona gösterdiler. O da baktı. Tanıdığı çok isim vardı listede. Sevindi. Sonra üstü çizilen isimleri gördü. Üzüldü. Sonra “Samsonlu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/o-benim-aslan-hocam-emin-osman-uygur/">“O Benim Aslan Hocam” | Emin Osman Uygur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rüya alemi. Güzel simalar belirdi birden. Ellerinde bir liste vardı. Listeyi ona gösterdiler. O da baktı. Tanıdığı çok isim vardı listede. Sevindi. Sonra üstü çizilen isimleri gördü. Üzüldü. Sonra “Samsonlu Hoca nerede?” diye sordu listeyi getirenlerden biri. Rüyayı gören şaşırdı. “Samsonlu Hoca da kim?” dedi. Dedi ki; “Nasıl tanımazsın defterde ismi olan zatı?” ve sonra ismini söyledi Samsonlu Hocanın.</p>
<p>Olay rüya aleminde idi ama bazı rüyalar gereceğin iz düşümü kadar gerçekti. İsimleri çizilenler vardı listede. Bu üzücü bir durumdu. Ama listenin başlarında yer alan bir isim vardı. Asrın kutluları arasında yerini çoktan almıştı. Samsunlu Hoca, merhum Mehmet Ali Şengül’ün mana alemindeki mahlası idi. İnsan öyle bir hayat yaşar ki ismi unutulur da o yaşadığı hayatta kazandığı sıfatla anılmaya başlar. Bu hayat kötü yanda da olabilir iyi yanda da. Her iki tarafta da unutulmaz isimler vardır. Ancak o, Samsunlu Hoca, iyiler safında nam salmış bir yiğitti.<br />
Dünyada kimler ve hangi işleri yapanlar meşhurdur? Büyük şirketler kurup çok para kazananlar mı? Yoksa sanat dünyasında çok farklı eserlere imza atanlar mı? Gittikleri her yerde alkışlara boğulanlar mı? Ya dünyanın dışındaki alemlerde, melekler aleminde meşhur olanlar kimlerdir? Onlar kimleri alkışlarlar? İşte bu sorunun cevabında isimler değişir birden. Dünya hayatının meşhurlarını, parlak isimlerini göremeyebilirsiniz orada.</p>
<p>İnsanlık için yaşayan dua insanıdır o. Sessizdir ama derindir. Çile insanıdır, ne çileler yudumlamıştır o kısa dünya hayatında. Ama hiç gam izhar etmemiştir. Herkesin derdini bir görmüş, herkesin her zaman iyi olmasını kendi iyiliğinden daha çok istemiştir. Dua insanıdır o. Gönül insanıdır. Gönüller yapmaya gelmiş ve sıkı sıkı, gergef gergef işlediği güzelliklerle, güzellikler yurduna hicret eylemiştir. Bir dosttur o. Dostunu burada bırakıp Dost’a gitmiştir. Sıdk insanıdır o. Bağlandığı Kuran ipine sımsıkı sarılmış ve öylece uçup gitmiştir.</p>
<p>Aylarca yattığı hastaneden göçüp gitti bir pazar günü ebed yurduna. Mânâ âleminde hangi renge tekabül ediyordu bilemem ama bu dünyadan gidince yokluğu anında hissedilen bir ruhtur o. Hicran dostun yüreğini yakar önce. Sonra dağılır dalga dalga her yere. Bilmem ki nasıl izah edilir böyle bir göç? Ne denir, Rabbe gidiş mi, ruhunun ufkuna yürüyüş mü, cennet yamaçlarına tenezzüh mü?</p>
<p><strong>Hizmetten | Emin Osman Uygur</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/o-benim-aslan-hocam-emin-osman-uygur/">“O Benim Aslan Hocam” | Emin Osman Uygur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokunun hayata o müşfik ellerinizle &#124; Emin Osman Uygur</title>
		<link>https://hizmetten.com/dokunun-hayata-o-musfik-ellerinizle/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 13:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Kadınlar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Osman Uygur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17615</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk Havva oldu ismin. Hacer, Sare oldu. Miryam oldu, Safura oldu, Asya oldu. Hanne oldu, Elen oldu. Puduhepa, Meryem, Perpetua, Felicita, Hatice, Aişe ve Fatıma oldu. Dünya ne güzel isimlerle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dokunun-hayata-o-musfik-ellerinizle/">Dokunun hayata o müşfik ellerinizle | Emin Osman Uygur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk Havva oldu ismin. Hacer, Sare oldu. Miryam oldu, Safura oldu, Asya oldu. Hanne oldu, Elen oldu. Puduhepa, Meryem, Perpetua, Felicita, Hatice, Aişe ve Fatıma oldu. Dünya ne güzel isimlerle doldu. Ne çiçekler açtı mevsimler bahçesinde. Gözler ışıldadı sizin parlak ikliminizde. Haneler, evler; ocak oldu. Sevgi tüttü, aşk tüttü kalp vadilerinde. Dağlara deniz, derya oldu varlığınız. Sizde eridi gitti nice bilinmez dertlerimiz. Sizde maviliğe kavuştu nice gri ve siyah renklerimiz. Sizde dalga dalga hayat oldu korkak ve ürkek adımlarımız. Sizde eridi en sert sözler. Sizde göklere ulaştı en içten dilekler. Sizde büyüdü ve güneş gibi parladı nice küçük, cılız ümitler.</p>
<p>Nice doğumlarla gönüllere inşirah veren müjdeler olurken yeryüzünde adlarınız, nice bin sıkıntılara da insanlık için katlandınız. Bu yüzden diğerkâmlıktı ta baştan adlarınız. Yokluklar, açlıklar, kıtlıklar, savaşlar sizi vurdu önce. Ama durmadınız, duramazdınız ve sizi gördü insanlık, sizler yokluklar içinde varlık cilveleri çakarken en önde. Dünya da böyle dönüyordu zaten dönecekse. Siz engin yüreklerinizde şefkat ilmikleri atarken geleceğe, kötü ruhlar sizleri mahkûm etmek istiyordu onulmaz bir hiçliğe. Sen bir zaman yavrunu öldürmek isteyen zalimin eline düşmemek için minicik yavrunla tutmuştun uzakların yolunu. Bir zaman da şirke isyanından dolayı zindanlara atılmış, orada teslim etmiştin Rahman’a ruhunu. Bir zaman imanından dolayı kazıklara bağlanmış, üzerine konan taşlara aldırış etmeden beklemiştin cennet yolunu.</p>
<p>Sen yağmur sonrası bir şebnem düşmesin diye yere, dokunmaya kıyamazken yaprağa; nasıl da kıydılar o güzel hayallerine ve hayatına hem de kahkahalarla. Sen ‘yavrum, canım’ diye tir tir titrerken evlatlarının üzerinde, gözleri kin ve nefretten başka bir şey görmeyen zavallılar, nasıl da çekip aldılar o minicik yavrunu elinden. Sen annesin. Sen bir şefkat kahramanısın. Sen vadiler dolusu rengarenk çiçeksin. Allah, nebisinin diliyle cenneti senin ayakların altına sererken, birileri seni mahrum etti hakkın olan bütün güzelliklerden. Bir evlat perişan olur, nasipsiz kalırsa senin duandan; ne hale gelir o zaman sana zulmedenler senin bedduandan. Nasıl el kaldırırlar sana bir savaşın ortasında. Nasıl sürerler seni yurdundan bir canilik yalanıyla. Nasıl ayırırlar seni ciğerparelerinden, evinden ırkçılık ve ayrımcılık yaftasıyla. Sen kadınsın. Sen hayatın gülüsün, tebessümüsün. Bazen bir lider bazen bir işçi ama hep doğru hep dürüst ve hep merhamet dolusun. Bazen bir öğretmen bazen bir doktor bazen ev hanımı ama hep hayatın içindesin.</p>
<p>İster 1957’de New York’taki greve müdahaleden sonra çıkan yangında ölen 120 işçi kadından dolayı isterse yine New York’taki yangından sonra olsun kadın olarak çok öldün. Birinci Dünya Savaşında da sürüldün, öldürüldün. İkinci Dünya Savaşında da sürüldün ve öldürüldün. Sonra yangın Ortadoğu’ya sıçradı ve sen yine sürüldün ve sen yine öldün. Evladından koparılma acısını sen yaşadın. Sen vatandın ve seni çok vurdular. Sen Bağdat oldun, Halep oldun, Şimdi de Urumçi oldun. Sen Türkiye’de zindanlara sürülen gönül oldun. Zavallı insanlık, hayatın en müstesna dengesini kendi eliyle yıkmaya çalışıyor. Acıyı, dengesizliğin getirdiği fatura ile çok daha iyi anlayacak ama iş işten çoktan geçmiş olacak.</p>
<p>Helaket ve felaket devirlerinden sonra çileli bir devrin kadınları olarak tutuyorsunuz hayatı şimdilerde. Ne olur bırakmayın iyilikten, haktan, adaletten yana ne varsa elinizde. Doğacak güzel günler de doğacak müstesna isimler de sizde. O müşfik ellerinizle, o engin gönüllerinizle yeniden bir dokunun hayata. Yeniden bin dokunun hayata. Sulayıverin susuz kalmış bahçeleri. Alıverin güneşi yolumuza, sarıverin dertlerimize ay halesini dualarınızla. Dökülsün yıldızlar rengarenk çiçekler gibi üstümüze. Zaten yalnız da değilsiniz güzellik yolunda. Nice vefalı insan, ses verecektir sizin aşk ile şevk ile yaptıklarınıza. Ve ne olur her dem dokunun hayata o müşfik ellerinizle.</p>
<div class="td-g-rec td-g-rec-id-content_bottom td_uid_3_6046adb8de494_rand td_block_template_1 "><strong>Kaynak: Emin Osman Uygur | Tr724</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/dokunun-hayata-o-musfik-ellerinizle/">Dokunun hayata o müşfik ellerinizle | Emin Osman Uygur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
