<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>emanet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/emanet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/emanet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 04 Feb 2025 12:07:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>emanet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/emanet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hesap Vermektense Hesap Görmek Tercihimizdir…</title>
		<link>https://hizmetten.com/hesap-vermektense-hesap-gormek-tercihimizdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 12:02:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Muhammed Hamidullah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elli beş yıllık gurbet mihnetini hep sırtında taşıdı. İnşaallah hicret mükafatına nail olmuştur. Pasaportsuz kaldığı için Fransa devletinden siyasi mülteci olarak oturma hakkı alabildi. Ömrünü ‘heimatlos’ yani vatansız olarak geçirmeye&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hesap-vermektense-hesap-gormek-tercihimizdir/">Hesap Vermektense Hesap Görmek Tercihimizdir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Elli beş yıllık gurbet mihnetini hep sırtında taşıdı. İnşaallah hicret mükafatına nail olmuştur. Pasaportsuz kaldığı için Fransa devletinden siyasi mülteci olarak oturma hakkı alabildi. Ömrünü ‘heimatlos’ yani vatansız olarak geçirmeye mecbur kalmak gibi çok ağır bir bedel ödedi</em>.”</p>
<p>Bu satırlar, Prof. Dr. Suat Yıldırım Hocamızın “<strong><em>Çağın Bir Şahidinden</em></strong>” adlı eserinde geçmektedir. Buradaki, ‘<em>Elli beş yıllık gurbet mihnetini sırtında taşıyan’</em> muhterem insan ise ömrünü ilme adamış Prof. Dr. Muhammed Hamidullah Hoca’dır.</p>
<p>Onun doğduğu şehir olan Haydarabad, 1948 yılında yeni kurulan Hindistan hükümeti tarafından işgal edilir. Bunun sonucu olarak Hoca, Pakistan’a gider. Tarihler, 1950’yi gösterirken Hindistan onu “<em>Vatan Haini</em>” ilan edince o da Fransa’ya iltica etmek zorunda kalır.</p>
<p>Bundan 75 yıl önce yaşanmış yürek parçalayıcı böyle bir acı hatırayı niçin hatırladım? Çünkü çoğunuz gibi ben de kendi ülkemde terörist ilan edilerek pasaportsuz ve vatansız kaldım. Nerdeyse on yıladır vatanımdan ayrıyım. Geldiğimde mülteci idim. Şimdi bir mülteci kampında çalışıyorum. Her gün yürekleri dağlayan bir sürü insanın acınası hikayelerini dinliyorum. Bazıları var ki, Allah’a ve kadere teslim olmazsanız altından kalkılması çok zor.</p>
<p>Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin; “<em>İman teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadeti dareyni iktiza eder</em>” dediği prensibi rehber edinerek yürek yangınlarımızı söndürmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Hicri takvime göre 97 yıl ömür sürmüş ve hayatı boyunca hiç evlenmemiş olan Hamidullah Hoca, vatanına dönememenin, üstelik ecnebi diyarda, pasaportsuz kalmanın ne korkunç bir işkence olduğunu iliklerine kadar hisseder. Elli beş yıl süren bu işkenceye o da Allah Teâlâ’nın takdirine olan derin teslimiyetiyle sabreder. Kadere olan çok kuvvetli imanı sayesinde yaşadığı hadiselerin üstesinden gelmeye çalışır.</p>
<p>Yukarıda ismini verdiğim kitapta, onunla ilgili hatıralarını anlatan Suat Hocam, kadere iman konusundaki teslimiyetini şöyle anlatıyor. ‘Hamidullah Hoca, Ahzâb Suresi 72’de geçen, “<em>Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar. Zira sorumluluğundan korktular, ama onu insan yüklendi</em>.” ayetindeki “<strong><em>emanet</em></strong>&#8221; kavramıyla ilgili, muhtemel tefsirler arasında şu yorumu tercih ettiğini biliyorum. O, bu ‘<strong><em>emânet</em></strong>’i, kaderin bir sırrı olarak görüyordu. Yani Allah, <em>&#8216;Ben takdir edeceğim, siz de razı olacaksınız, kabul ediyor musunuz?</em>&#8216; şeklinde bu ayeti tefsir ediyordu.’</p>
<p>Sizi bilmem ama bu yaklaşım şekli bana çok enteresan geldi. Bu ayeti defaatle okumuş olmama rağmen hiç böyle anlamamıştım. Onun bu takdir anlayışını okuyunca son süreçte yaşadığım şeyler karşısında nefsime: “<em>Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah’ım! Bugüne kadar yaşadığımız acı, ızdırap ve kederler şayet senin bir takdirin ise bunların hepsi ‘başım gözüm üstüne’ diyor ve kabul ediyorum</em>.” dedim.</p>
<p>Evet, geçmiş sekiz yılda yaşananlar geride kalmış olmakla beraber şu son bir ayda yapılan operasyonlara bakar mısınız Allah aşkına!..</p>
<p>Bakınız, 28 Aralık’ta 27 ilde yapılan nefret operasyonlarında 93 kişi gözaltına alınmış. 7 Ocak tarihinde Ankara’da düzenlenen nefret operasyonlarında ise 37 kişi. Hemen ertesi günü, yani 8 Ocak’ta Ankara merkezli 38 ilde 63 kişi. Tarih 14 Ocak ve gene Ankara’da yapılan nefret operasyonunda bu sefer yedi kişi. Yetmedi, 24 Ocak’ta 24 ilde yapılan operasyonlarda 71 kişi.  Bitti mi? Hayır. İzmir ve Isparta merkezli 29 Ocak’ta tekrar 9 kişi gözaltına alınmış. Bir ay içinde toplam 280 kişi gözaltına alınmış<em>. </em></p>
<p>Bir Azeri türküsünde “İnsaf da yahşi şeydir” der. Allah insaf versin. Ne diyelim? Allah’tan sadece sabrı cemil diliyor ve Üstad Bediüzzaman’ın deyimiyle ‘geçmişi kader nazarıyla bakıp’ Hamidullah Hoca’nın ‘emanet’ anlayışıyla takdire boyun eğmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Ancak şurası da unutulmamalı ki, ‘<em>Keser döner sap döner ve bir gün gelir hesap döner</em>.’ Bugün halka cevredenler elbet bir gün Hakk&#8217;ın divanında hesap verirler. O zaman hesap vermektense hesap görmek her zaman tercihe şayandır vesselam…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hesap-vermektense-hesap-gormek-tercihimizdir/">Hesap Vermektense Hesap Görmek Tercihimizdir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merhum Turgut Özal’ın Emaneti &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/merhum-turgut-ozalin-emaneti-m-fethullah-gulen-hocaefendi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jul 2022 04:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26504</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Rahmetlik Turgut Özal özüyle, sözüyle dört başı mamur bir müslümandı. Yakından tanıma imkânı oldu. Ve çok vefalı davrandı. Kıtmir’in ne haddine Çankaya’ya davet edilmek ama defaatle davet etti; “Ben seni&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/merhum-turgut-ozalin-emaneti-m-fethullah-gulen-hocaefendi-2/">Merhum Turgut Özal’ın Emaneti | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>*Rahmetlik Turgut Özal özüyle, sözüyle dört başı mamur bir müslümandı. Yakından tanıma imkânı oldu. Ve çok vefalı davrandı. Kıtmir’in ne haddine Çankaya’ya davet edilmek ama defaatle davet etti; “Ben seni arka kapıdan içeri alırım!” diyordu, öyle bakıyordu meseleye. Fakat size zarar verir diye kabul etmedim, hiçbirini kabul etmedim. Yakında birisinin öyle bir teklifini de yine onun için kabul etmedim. Şimdi biri sizinle görüşünce, ona hemen bir nam takılıyor; o da o mülahazayla mahkûm ediliyor. Onu öyle bir duruma düşürmemek için kabul etmedim.</p>
<p>*1980’den 86 senesine kadar dolaştım sağda solda, kaçmadım… O dönemde askerlik yapan ne kadar arkadaşımız varsa, bazıları için iki üç defa, askeri kışlaya gidip hepsini ziyaret ettim. Billboardlarda resmim vardı, ismim de yazılıydı. Umursamadım onu. Belki de arkadaşlarıma “Boş verin, bu da geçer yahu!” demek için askerî kışlaların içine girdim, onlarla görüştüm. En son Burdur’daki arkadaşı ziyaret etmiştim. Demek o zaman deşifre olmuşuz, yakın takibe almışlar. Sonra ikinci kez, Hazreti Üstad’ın “Benim vekilim!” dediği o mübarek talebesi, yakın tarihte vefat eden merhum Mustafa Sungur’un oğlu Nur Sungur’u -ki o bir dönemde Kestanepazarı’nda Kıtmir’in talebesiydi- ziyarete gittim. Tespit etmişler, derdest ettiler; silah dayadılar karnıma, içeriye götürdüler.</p>
<p>*O zaman rahmetlik Turgut Özal başbakandı. Evet, o da başbakandı, başkaları da başbakan; hakkı olmayanlara Allah o fırsatı vermesin!.. O gece dahiliye vekilini, hariciye vekilini, adliye vekilini hususi olarak topluyor; “Fethullah Hoca’yı falan yerde derdest etmişler, derhal salıversinler!..” diyor. Sabah bizi uyandırdılar, ifadeye çağırdılar, biraz sonra birisi geldi, dedi ki: “Yahu bu gece bütün tel hatları birbirine karıştı. Başımıza iş açacağız, bırakalım bunları, gitsinler!..” Sonra “Burdur aramıyor, bunları İzmir arıyormuş, oraya götürelim.” dediler. “Olur” dedik. İzmir’e götürdüler. Beni arayan şef, istihbarat müdürü, hepsi geldi, elimi sıktılar, “Hocam, çok geçmiş olsun!” falan dediler. “Hani siz beni arıyordunuz?” deyince, “Biz aramıyoruz sizi!” dediler. Merhum Turgut Özal ağırlığını koymuştu; bu insanca bir ağırlık koymaydı. Allah onu da Efendimiz’le beraber Firdevs ile sevindirsin. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’in Civanmertlikleri</p>
<p>*Süleyman Bey, nereye koyarsanız koyun, cumhurbaşkanı iken, belki otuz tane devlet başkanına mektup yazdı. Neden? Milletimize müyesser olmuş böyle bir hizmetin devam ve temadisi adına. Nereye koyarsanız koyunuz!.. İnsanlık damarıyla, bir yönüyle dine olan saygısı damarıyla, kendi vatanında meydana gelen fedakâr bir kısım kimselerin hizmetlerini alkışlama hesabına rahatlıkla bu mektupları yazmıştı. Onun açısından da bu mesele bir emanettir. Bir de Süleyman beyi ahirette hakkınızda davacı haline getirmeyin!.. “Ben elli tane mektup yazdım, siz niye bu işi yarı yolda bıraktınız? Yürüdüğünüz doğru yolda neden takılıp kaldınız?” der. O yaptığı iyi şeyler de inşaallah onun vesile-i saadeti olmuştur. Herkes hakkında hüsn-ü zannımız var. *Bir garip şey daha anlatayım size: Bülent Ecevit. Yetiştiği kültür ortamı itibarıyla bahiste bulunmayacağım. Ankara’daki ve İstanbul’daki evine gittim. Ben bir kıtmirim sadece, fakat 30-40 sene cami kürsülerinde halka bir şeyler anlatmaya çalıştım; o da bunun hatırına, yemin ederim size, ceketinin düğmelerini düğmeleyerek karşıladı. Televizyona geldi, aynı saygıyla karşıladı. Dikenliklerde boy atanlar gül bahçelerinden rahatsızlık duyarlar!..</p>
<p>*Ama birileri de var ki!.. Güney Afrika’da Selimiye’nin tipik bir örneği inşa ediliyor; külliye, sağlık sitesi, yurt, okul yapılıyor. O ülkeyi gezmeye gidiyor; o külliye duvarının kenarından geçiyor. Rica ediyorlar, “Bir içeriye girseniz?!.” İnadından içeriye girmiyor, hasedine yenik düşüyor. Daha sonra da o haset ona daha korkunç tahribatlar yaptırtıyor. O hasedin önü alınamayan çağlayanına bir kere yelken açtıktan sonra, günah deryasından, haset deryasından, hemz ü lemz deryasından geriye dönmeye fırsat bulamıyor.</p>
<p>*Kur’an-ı Kerim ferman buyuruyor: قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ – “De ki: Herkes yaratılışına göre davranır, kendi karakterinin gereğini sergiler.” (İsrâ, 17/84) Biri “Yapın, açın!” der. Öbürü de üst üste “Kapatın, yıkın, önünü alın, durdurun bunları!” der, “Çünkü bunlar dünyayı sulayacaklar, toprağın kuvve-i inbâtiyesinde yeni bağlar ve bahçeler meydana getirecekler; zinhar buna fırsat vermeyin. Zira tımar ederlerse, bu hâristan (dikenlik) gülistana döner, bostana döner, bağistana döner. Benim ne gülistana, ne bostana, ne de bağistana tahammülüm yoktur, çünkü ben bir hâr (diken/lik) çocuğuyum, bana da hâristan düşer!” Sana hâristan düşsün!..</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/merhum-turgut-ozalin-emaneti-m-fethullah-gulen-hocaefendi-2/">Merhum Turgut Özal’ın Emaneti | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emanete hıyanet münafıklık sıfatıdır! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/emanete-hiyanet-munafiklik-sifatidir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jul 2022 04:30:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz “Benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır!” buyuruyor. Bütün hayatı, dünya ve mâfîhâyı istihkar edecek fedakâr insanlar sayesinde namının bir gün güneşin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/emanete-hiyanet-munafiklik-sifatidir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Emanete hıyanet münafıklık sıfatıdır! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz “Benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır!” buyuruyor. Bütün hayatı, dünya ve mâfîhâyı istihkar edecek fedakâr insanlar sayesinde namının bir gün güneşin doğup battığı her yere ulaşacağına işaret ediyor ve gayb-bîn gözüyle bunun olacağına dair bilgi veriyor. Aynı zamanda kendisine inanan aklı başında insanlara hedef gösteriyor; adeta “Ben bunu diyorum, siz de bunu gerçekleştirmeyi gâye-i hayal edinin!” diyor ve bizden Hazreti Fatih’in “ne güzel kumandan” müjdesi ve hedefi peşinde koşması gibi, oturup kalkıp hep bu gayeyi düşünmemiz gerektiğine işaret buyuruyor.</p>
<p>*Üzerimizde öyle bir emanet bulunuyor ki, Raşit Halifeler’den müceddidlere, müçtehitlere kadar bir hayli babayiğidin, kâmil insanın bu hizmette dahilleri vardır. Bunların hepsini saymak saatler alır; onu yüksek irfanlarınıza havale ederek, meseleyi sadece günümüze getirip arz etmek istiyorum. Hazreti Üstad ve halis talebeleri “Niçin emanete hıyanet ettiniz?” demezler mi?!.</p>
<p>*Hazreti Bediüzzaman, bu emaneti sonraki nesillere sağlam ulaştırabilme yolunda çeşitli bahanelerle senelerce zulüm görmüştür. “Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” diyecek kadar acı ve ızdırap yudumlamıştır.</p>
<p>*Binaenaleyh, Hazreti Üstad’ın ve halis talebelerinin de bizim üzerimize yükledikleri bir emanet yükü vardır. Ötede “Biz kendi dönemimizde hıyanet etmedik buna, değişik korumalarla bunu size intikal ettirdik. Sonraki emin ellere teslim etmek size düşüyordu. Niye ihanet ettiniz? Emanete hıyanet münafıklık sıfatıdır.” diyebilirler. Bu açıdan da onların emanetine hıyanet etmeden bu meseleyi samimiyetle götürmek lazımdır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/emanete-hiyanet-munafiklik-sifatidir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Emanete hıyanet münafıklık sıfatıdır! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyayı gelecek nesilden emanet aldık &#124; Zekeriya Çiçek</title>
		<link>https://hizmetten.com/dunyayi-gelecek-nesilden-emanet-aldik-zekeriya-cicek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2020 11:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çiçek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz bu dünyayı atalarımızdan miras olarak değil, gelecek nesilden emanet almışız meğer!        Kar ve yağmur yağmadığı zaman her yer nasıl bir mikrop yuvası oluyor. İnsanlar ekolojik dengeyi sürekli bozuyor, ama&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunyayi-gelecek-nesilden-emanet-aldik-zekeriya-cicek/">Dünyayı gelecek nesilden emanet aldık | Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Biz bu dünyayı atalarımızdan miras olarak değil, gelecek nesilden emanet almışız meğer!        </strong></p>
<p>Kar ve yağmur yağmadığı zaman her yer nasıl bir mikrop yuvası oluyor. İnsanlar ekolojik dengeyi sürekli bozuyor, ama bunun zararını birazcık kendileri, en çok ta kendilerinden sonra ki nesiller çekiyor.</p>
<p>Küresel ısınma petrol yakıtlarının fazla yanmasıyla meydana geliyor. Yeryüzüne güneşten gelen ışınların fazlalıkları uzaya geri dönemiyor. Sera etkisi meydana geliyor. Neticede, bu anormal durum atmosfer ısısının belli bir oranda artmasına sebep oluyor. Buzullar eriyor, sulak araziler çölleşiyor, canlı türleri yok oluyor.</p>
<p>Bir fabrika çıkardığı atıkları filtre etmek çok kaba bir teknoloji kullanıyor. Bu da tam olarak bir çevre temizliği sağlamıyor. Tabiat çarkı içerisinde görev verilmiş Rabbani makineler ise gürültü yapmadan insanların kirlettiği her yeri ve her şeyi temizlemeye devam ediyor.</p>
<p>Temizlemekle bırakmıyor başka bir forma sokarak tabiatın sinesine geri gönderiyor. Yaptığı hiçbir işte abesiyet olmayan Rabbimiz (cc), böylece varlığını bizlere duyuruyor.</p>
<p><strong>     </strong>Ne gariptir ki, yemekten sonra ellerini bile yıkamaya alışamayan insan, kirlettiği tabiatın hal diliyle yaptığı muallimliğinden de nezafet ve temizlik dersini alamıyor.</p>
<p><strong>Hizmetten |Zekeriya Çiçek</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunyayi-gelecek-nesilden-emanet-aldik-zekeriya-cicek/">Dünyayı gelecek nesilden emanet aldık | Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizi emanette emin kıl!</title>
		<link>https://hizmetten.com/bizi-emanette-emin-kil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 11:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımızı öyle bir hakikate vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak, Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirin… Hiçbir dış gücün kendi hedefi istikametinde kullanamayacağı, figüre edemeyeceği kutsal bir sevda&#8230; Kimseye&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bizi-emanette-emin-kil/">Bizi emanette emin kıl!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Hayatımızı öyle bir hakikate vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak, Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirin…</div>
<div></div>
<div>Hiçbir dış gücün kendi hedefi istikametinde kullanamayacağı, figüre edemeyeceği kutsal bir sevda&#8230;</div>
<div>Kimseye diyet borcu ve minneti olmayan pırıl prıl bir Hizmet…</div>
<div></div>
<div>Rabbimin izni olmadıkça, hiç kimse ayıramaz bizi bu sevdamızdan…sökemez o sevgiyi kalplerimizden… Vazgeçiremez gönüllerimizi davamızdan…</div>
<div></div>
<div>Şimdiye kadar ne zorluklar ne yokluklar gördü bu sevda… Üzerine toz, toprak atıldı, deve işkembesi konuldu… Taşlandı Taif’te… Günlerce aç, susuz bırakıldı.</div>
<div></div>
<div>Her şeyine el konuldu, kilit vuruldu kapısına… Cadı avına maruz bırakıldı öz yurdunda… Gözü dönmüş vahşilerden korunmak için sığındı Sevr’e…karanlık ve soğuk odalara… Zindanlara, çöllere düştü… Yıllarca bir perde arkasından tutundu hayata…</div>
<div></div>
<div><b>Bu sevdaya kelepçe vurulamazdı. </b></div>
<div><b>Zincirlenemezdi bu sevgi. </b></div>
<div><b>Mahpuslarda yok edilemezdi bu aşk… </b></div>
<div><b>Sığmazdı parmaklıklar arkasına. </b></div>
<div></div>
<div>Denizleri geçti… Kızıldeniz’i, Ege’yi, Meriç’i aştı… Sürgün hayatı yaşadı yıllarca Medine’de, Habeşistan’da…Avrupa’da, Amerika’da… dört bir tarafta. Ama yılmadı… yıkılmadı. Üç-beş günlük dünya için dize gelmedi, eğilmedi.</div>
<div></div>
<div><b>Bugün toz-duman içinde bu sevdanın bittiğini ya da zayıfladığını zannedenler aldanıyorlar…yanılıyorlar. </b></div>
<div></div>
<div>Bu işin önündeki büyük mimarın bu karışıklıklar içinde konuşmadığını, uyarmadığını, müdahale etmediğini söyleyenler kulaklarını kapatmışlar…dinlemiyorlar onu. O, Efendisi’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) aldığı edeple konuşuyor, uyarıyor…</div>
<div></div>
<div>Hizaya gelin, omuzlarınıza aldığınız sorumluğun hakkını yerine getirin, Hakk’a riayet edin diyor… herkese insanca davranma, hiç kimseyi rencide etmeme ve kötülükleri en uygun şekilde savma peşinde…</div>
<div></div>
<div>Hani bir sahabi geliyor Allah Resulü&#8217;nün huzuruna… Memur olarak gitmiş, zekât toplamış, öşür toplamış gelmiş… Orada Efendimizin huzurunda millete verilecekleri veriyor. &#8220;Bu sizin, bu da benim, bunu bana hediye ettiler&#8221; diyor. Allah Resulü&#8217;ne çok dokunuyor bu. Minbere çıkıyor herkese hitap ederek diyor ki:</div>
<div></div>
<div><b>&#8220;Size ne oluyor ki içinizden bazılarınızı ben vazifeli olarak bir yere memur gönderiyorum, ona orada devletin memuru olduğundan dolayı bazı şeyler veriyorlar. O da gelip &#8220;bunu devlete verdiler, şunu da bana armağan ettiler&#8221; diyor. Anasının evinde otursaydı, onu ona verirler miydi?&#8221;</b> Buhari&#8217;de, Müslim&#8217;de, Ebu Davud&#8217;un Süneni&#8217;nde geçiyor bu hadis…</div>
<div></div>
<div>Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sahabeden herhangi bir kimsenin bir kusuru olduğunda, bunu onun yüzüne vurmak yerine umuma konuşmak suretiyle söz konusu şahsın da kendi hissesine düşen dersi almasını sağlıyordu.</div>
<div></div>
<div>O güzel insan da herkese hitap ediyor Bam teli’mize dokunarak… Kırık testi’den paslanan sinelerimize ab-ı hayat dökerek… Diriliş kahramanlarının önünü kesen gulyabanilere, tehlikelere karşı uyarıyor bizi.</div>
<div></div>
<div>Eğer, Kırık Testi’yi okurken ya da Bamteli’ni dinlerken dönüp geriye bakıyorsak, bir şey almıyoruz demektir kendi hissemize… O gönül insanı bize sesleniyor, bizi uyarıyor en başta.</div>
<div></div>
<div>Bakın son Kırık Testi’nde, tüm peygamberlerin yaptıkları nübüvvet vazifesi karşılığında kavimlerinden maddî-manevî hiçbir şey beklemediklerini, mükâfatlarının yalnız Allah’a ait olduğunu üstüne basa basa vurguluyor. Peygamberlerin ağzından ittifakla şu sözlerin döküldüğünü hatırlatıyor:</div>
<div></div>
<div><b>“Yaptığım bu külfetli hizmet karşılığında sizden hiçbir şey istemiyorum. Zira benim mükâfatım Rabbü’l-âlemin’e aittir.”</b> (Şuarâ Sûresi, 26/109, 127, 145, 164, 180)</div>
<div></div>
<div><b>“Kendileri hidayette olan ve sizden de hiçbir ücret istemeyen bu insanlara uyun!” </b>(Yâsîn Sûresi, 36/21)</div>
<div></div>
<div>O güzide insanların yaptıkları bu külfetli hizmetler bugün ihsan-ı ilahi olarak omuzlarımıza konulmuş…</div>
<div></div>
<div>Rasûl-i Ekrem Efendimiz, bu davayı başta sahabe-i kiram efendilerimize, sonra da arkadan gelen nesillere emanet etmiş. Bu sevda bugün bizim omuzlarımızın üzerinde bulunuyor, yarın da sonraki nesillere aktarılacak.</div>
<div></div>
<div>O halde bu emaneti deformasyon görmüş bir halde devretmek büyük bir vebaldir. Yarının insanlarına karşı büyük bir haksızlıktır… Biz bu emanete sahip çıkmaz, onu gereğince korumaz ve sağlam bir şekilde haleflerimize teslim etmezsek, emanete ihanet etmiş oluruz…</div>
<div></div>
<div>Hizmet’i belki biz kolay bulduk… O tam kırk-elli yıl boyunca iltifat beklemeden, mükâfat peşine düşmeden koşturan samimi insanların omuzlarında geldi bugüne. Kimi zaman bir tarlada, bazen bir derenin kenarına kurulan küçücük bir çadırda, bir başka defa üç dört kişinin zor sığdığı bir tahta kulübede aşkla, ümitle, iştiyakla ve sabırla örüldü.</div>
<div></div>
<div>Bu yüke omuz verenler, güvenilirliklerini yitirmemeliler… İçinde yaşadıkları topluma karşı hayatının hesabını vermeye hazır olmalılar, diyor büyüğümüz son mesajında… Toplum nazarında güvenilen ve itimat edilen Hizmet insanları…</div>
<div></div>
<div>Bediüzzaman’ın, hayatı boyunca giydiği elbiselerden yediği yemeklere kadar her şeyinin hesabını verdiğini görürüz. Zira insanların zihinlerinde “milletin malını çarçur ettiğimize veya milletin malından kendimize de bir şeyler apardığımıza” dair herhangi bir şüphe hâsıl olduğunda güvenilirliğimizi kaybederiz.</div>
<div></div>
<div>Hz. Şuayb (as): “Rabbim, nezdinden bana güzel bir rızk nasip etti.” demek suretiyle, elindeki imkânları meşru yollarla elde ettiğini ifade ediyor, onlar gibi olmadığını ortaya koyuyordu. O, spekülasyonlara girmemiş, milletin malını hortumlamamış, rüşvetle iş yapmamış, alışverişine hile karıştırmamıştı. Kazandığını helalinden kazanmıştı. Hz. Şuayb, bütün bunlara işaret etmek suretiyle emin ve güvenilir bir insan olduğunu vurguluyordu. Aynı zamanda o, daha sonra kavmine yapacağı nasihatlere de zemin hazırlıyordu.</div>
<div></div>
<div>‘Sizin bu dairede olan insanlarınız hakkın hukukun olmadığı bir yerde bir talebenin ayakkabısına ayağını basmadı. Vallahi billahi basmadı, bir lokma ekmeklerini yemedi onların. Ve bu bugüne kadar öyle geldi. Hizmetten istifadeyi düşünmedi, ondan üç kuruş elde etme mülahazasına kapılmadı, maddenin esiri zebunu olmadı, hür yaşadı, hür doğduğu gibi hür yaşadı ve dolayısıyla da diyet ödeme mecburiyetinde kalmadı hiçbir kimseye. Yoksa dairenin başına da ciddi gaileler açılırdı.’</div>
<div></div>
<div><b>“Sizi menettiğim konularda (sözlerime) muhalif hareket etmeyi düşünmüyorum.”</b> (Hûd Sûresi, 11/88)</div>
<div><b>“Halka iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz yoksa? Hâlbuki siz Kitab’ı okuyup duruyorsunuz. Artık aklınızı başınıza almayacak mısınız?”</b> (Bakara Sûresi, 2/44) kutsi beyanıyla konuşuyor bizimle bu haftaki sohbetinde Hocaefendi.</div>
<div></div>
<div>“Madem söylüyorsunuz, söylediğiniz şeyleri kendiniz de yapın.” diyor. Çünkü müessiriyetin yolu budur. Söylenilen sözlerin muhataplar tarafından hüsnükabul görmesi buna bağlıdır…</div>
<div></div>
<div>İç dünyalarını ıslah edemeyen insanların, toplumsal barışı sağlamaları ve içtimai düzeni kurabilmeleri mümkün değildir.</div>
<div></div>
<div>Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) çarşının pazarın kirlendiği, evin cehalet içinde yüzdüğü, mektebin kendisinden bekleneni veremediği, camide aşk u heyecanın söndüğü ve Müslümanların garipçe yaşadığı bir dönemde ıslah peşinde koşan insanları müjdelemiştir. Bazı kimselerin toplumu ifsat etmelerine mukabil onlar, canlarını dişlerine takıp hep salah peşinde koşacaklardır.</div>
<div></div>
<div>İşte bizim en büyük ve tek derdimiz ıslahtır aslında. Kendi dünyamızı değil, halkı ıslah etme derdi… Elbette ki dil öğreneceğiz, entegre olacağız için bulunduğumuz toplumla… halkla… sokakla, çarşıyla. Ama bunlar hep bu derdin ızdırabını hafifletme hamleleri olabilir ancak…  Başka gayeler kafamızda yer edemez… giremez başka hayaller gözümüze.</div>
<div></div>
<div>Zira, yarım yamalak olmaz bu işler, bereketsiz olur yoksa yaptığımız Hizmetler. Ve kendimizi aldatmış oluruz. Melekler meseleyi öyle değerlendirir, feraset ehli meseleye öyle bakar. Kimseyi inandıramayız… ne yazarsak ne çizersek ne söylersek, ne anlatırsak… ne tesis edersek edelim inandıramayız. Ne arzdakileri ne de semadakileri…</div>
<div></div>
<div>Bizi muvaffak kılacak yalnız Allah’tır. Onun için de yalnız O’na dayanarak ve O’na yönelerek (Hûd Sûresi, 11/88) sınırlı gücümüzden tecerrüt edip ve Allah’ın sınırsız gücüne sığınarak bu emanetin hakkını verebiliriz.</div>
<div></div>
<div>Allah’a dayanıp O’na sığınmadıktan sonra hakiki ve kalıcı muvaffakiyetler elde edebilmek mümkün değildir. O halde, bize düşen vazife, yazmamızda, çizmemizde, konuşmamızda, hatta attığımız her adımda bütün benliğimizle O’na güvenmek, O’na dayanmak, O’na yönelmek ve O’na sığınmaktır.</div>
<div></div>
<div>Bunun dışındaki mülahazalara kapılanlar karşısında ‘utanıyor ve sıkılıyorum’ diyor Hocaefendi…</div>
<div></div>
<div>‘Hizmet-i imaniye ve Kur&#8217;aniye’nin içinde, hakk-ı temettü (kâr, gelir) arayanların hallerinden utanıyorum.</div>
<div>Kendine çıkar mülahazasına kapılan insanların tavır ve davranışlarından utanıyorum.</div>
<div>Yarınlar adına bir şeyler biriktirme mülahazasına takılıp, hizmetten bir şeyler aparmak isteyen insanların davranışlarından utanıyorum…</div>
<div>Müslümanlıklarından utanıyorum, hayâ ediyorum.</div>
<div><b>Bunlarla Allah&#8217;ın huzuruna çıkacağımdan utanıyorum. </b></div>
<div>Resülullah&#8217;ın<b> &#8220;bunlar mı?</b>&#8221; diyeceğinden utanıyorum. Cebrail&#8217;in utanıp başını aşağıya eğeceğinden utanıyorum. Mahşerden utanıyorum.</div>
<div>Bohemliğe gidenler oluyor, şehvetinin kurbanı gidenler oluyor. Menfaatin kurbanı gidenler oluyor. Daha başka türlü dalâletlere gidenler oluyor. &#8220;O zaman siz niçin bu diriliş kahramanlarının seslerine soluklarına cevap verilmiyor&#8221; diyemezsiniz.</div>
<div></div>
<div>Bu davaya toz kondurmaya hakkımız yok… kuşku uyarmaya, şüphe uyarmaya hakkımız yok&#8230; Birer güven abidesi, itimat abidesi olma mecburiyetindeyiz.</div>
<div></div>
<div>Biz bir yerden o krediye dokunacak bir şey yaparsak, arkadaşların kredisine dokunmuş oluruz. &#8216;Bunlar da böyle derler&#8217; yani.</div>
<div></div>
<div>Milletin bir güveni olmuş. Merhum Necip Fazıl, &#8220;Allah bir de beni bu arkadaşların davasında falso yaşamakla inkisara uğratmasın&#8221; demişti. O kadar çok inkisar yaşamıştı ki, Menderes&#8217;e &#8220;ya öl ya ol&#8221; demişti. Ve daha sonra da o asıldıktan sonra ifade etmişti tekrar, ‘Ben ona &#8220;ya ol, ya öl&#8221; dedim o ölmeyi tercih etti.’</div>
<div></div>
<div>Şimdi bu insanlar orada bir inkisar yaşamışlar, başka yerde bir inkisar yaşamışlar, sonra başka yerde… ‘Allah bu hareketle de bana inkisar yaşatmasın! diyor.</div>
<div></div>
<div>Allah bekliyor bunu… Resulullah bekliyor… Üstad bekliyor… bunca bekleyen varsa onları inkisara uğratmaya hakkımız yok.</div>
<div></div>
<div><b>Durduğumuz gibi duralım, </b></div>
<div><b>Adanmış gibi yaşayalım…</b></div>
<div><b>Ümitleri yıkmayalım… </b></div>
<div><b>İnsanlardaki beklentiyi kırmayalım…</b></div>
<div></div>
<div>Bu dava, hasbiler davasıdır. İnsan kazanma sevdasıdır, gönül fethetme aşkıdır. İsrafilce hareket etme sevgisidir, Hızırca yürüme şevkidir, gezdiği uğradığı her yeri yeşertme coşkusudur. Diriltme hamlesidir, diriliş soluklama heyecanıdır….</div>
<div></div>
<div>Kısaca, omuzlarımıza konulmuş bu emaneti zayi ederiz endişesiyle hepimiz tir tir titreyelim ve ellerimizi açıp sürekli şöyle dua edelim:</div>
<div></div>
<div>Ya Rab! Emanete ihanet gibi bir sukuttan bizi muhafaza buyur ve bizi emanetini alacağın güne kadar emanette emin kıl… Amin!</div>
<div><a href="http://www.samanyoluhaber.com/fikret-kaplan-yazdi-bizi-emanette-emin-kil-haberi/1343251/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Samanyoluhaber | Fikret Kaplan</strong></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bizi-emanette-emin-kil/">Bizi emanette emin kıl!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
