<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Selim Koç arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/dr-selim-koc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/dr-selim-koc/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:01:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Dr. Selim Koç arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/dr-selim-koc/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir İhanetin Anatomisi (2): “Bi’ru Maûne Olayı” &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 16:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uhud sonrası Safer ayında yaşanan Reci’ vakasıyla aynı hafta içerisinde gelişen olaylardan bir tanesi de, “Bi’ru Maûne” olarak bilinen vakadır.1 Lihyanoğullarının Peygamberimiz’e gelip irşat için muallim istedikleri günlerde, Âmiroğullarının kahramanlarından ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi-dr-selim-koc/">Bir İhanetin Anatomisi (2): “Bi’ru Maûne Olayı” | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uhud sonrası Safer ayında yaşanan Reci’ vakasıyla aynı hafta içerisinde gelişen olaylardan bir tanesi de, “Bi’ru Maûne” olarak bilinen vakadır.<span id="easy-footnote-1-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #836a5a; text-decoration: none; transition: all 0.07s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-1-5682" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Lihyanoğullarının Peygamberimiz’e gelip irşat için muallim istedikleri günlerde, Âmiroğullarının kahramanlarından ve onların reisi Âmir İbn-i Mâlik de Medine’ye gelmiş ve Resûlüllah’ı ziyaret etmişti. Âmir gelirken eli boş da gelmemiş iki at ve iki deve de Efendimiz’e hediye olarak getirmişti. Allah Resûlü ise bunu, onun kalbini kazanmaya vesile kılma adına “Ben bir müşrikin hediyesini kabul etmem!” buyurdu ve onu İslam’a davet etti.</p>
<p>Âmir İbn-i Malik, Müslüman olmaya yanaşmasa da bu teklifi bütünüyle reddetmedi: “Ya Muhammed! Ben Senin getirdiklerinin ve yaptıklarının güzel ve değerli şeyler olduğunu görüyorum. Keşke ashabından bir grubu Necid ahalisine tebliğ ve irşat için göndersen de onları davet etseler. Ben, onların Senin bu davetine icabet edeceklerini ve Sana ittiba edeceklerini ümit ediyorum. Onlar Sana tabi olursa davan da ciddi güçlenir.” Peygamberimiz, onun bu yaklaşımı karşısında kendisine: “Ben ehl-i Necd’in onlara ihanet etmesinden korkarım” buyurdu. Bunun üzerine Âmir, “Sen onlar hakkında endişe etme. Ben Necid ehline karşı onları korurum. Sen bir grup seç ve gönder tebliğe başlasınlar.” diye öneride bulundu.<span id="easy-footnote-2-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-2-5682" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<p>Bu söz, cahiliye toplumunda eman anlamı taşıyordu. Onun korumasına aldığını söylediği kimselere karşı, artık bir başkası herhangi bir zarar vermeye kalkışamazdı. Böyle bir düşmanlığa yeltenen kimse karşısında onu ve kabilesini bulurdu.  Dolayısıyla bu va’d, o gün için en büyük güvenceydi.</p>
<p><strong>Tebliğ ve İrşad Heyeti Yola Çıkıyor</strong></p>
<p>Âmir’in bu teklifi ve kefaleti üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Suffe ashabından “kurra” olarak isimlendirilen yetmiş kadar genç sahabiyi seçti.<span id="easy-footnote-3-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-3-5682" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> ve bu grubun başına Hz. Münzir İbn-i Amr’ı emir olarak tayin etti. Kendisine, Âmir İbn-i Tufeyl’e ulaştırılmak üzere bir davet mektubu da verdi. Heyet yola çıktı ve birkaç günlük yolculuktan sonra “Bi’r-i Maûne” denilen yere ulaştı ve burada konaklamaya karar verdi. Bu esnada Münzir İbn-i Amr, Hz. Haram İbn-i Milhan’ı davet mektubunu vermek üzere Âmir İbn-i Tufeyl’e gönderdi. Fakat Âmir, mektubu daha hiç açıp okumadan elçiyi öldürttü. Bununla yetinmeyip bir de Âmiroğullarından, heyete saldırmak için yardım istedi. Ancak onlar buna yanaşmadı ve “Biz, Ebu Berâ’nın (Âmir İbn-i Malik) Muhammed’e verdiği emanı bozmayacağız” dediler. Ancak reislerinin verdiği eman gereği Müslümanlara sahip de çıkmadılar.<span id="easy-footnote-4-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-4-5682" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span></p>
<p>Bunun üzerine onlar, “Biz de Âmir’in verdiği emanı tanımıyoruz, onu bozacağız” dediler ve çevrede yerleşik bulunan Benî Süleym kabilelerinden Usayye, Ri’l ve Zekvan boylarından destek istediler. Onlar da bu davete icabet edip kendilerine katıldılar. Hep birlikte Müslümanların konakladığı yere geldiler ve etraflarını kuşattılar. Heyet kuşatıldıklarını görünce hemen kılıçlarını çekti ve beklemeye koyuldu. Fakat o kadar kalabalık bir ordu karşısında bir şey yapmaları mümkün değildi, sonunda hepsi şehit edildi. En son Münzir İbn-i Amr kalmıştı. Teslim olursa kendisine eman vermeyi teklif ettiler.</p>
<p>O, bu teklife karşı, “Beni, Haram İbn-i Milhan’ın öldürüldüğü yere götürmeden asla size elimi vermem ve emanınızı da kabul etmem. Beni oraya götürdüğünüzde de emanınızı size iade eder korumanızdan çıkarım.” diye karşılık verdi. Bunun üzerine eman verdiler ve onu Hz. Haram İbn-i Milhan’ı şehit ettikleri yere getirdiler ve üzerinden emanlarını kaldırdılar. O da onlarla vuruşmaya başladı ve arkadaşı Hz. Haram’ın yanında o da şehit edildi. Daha sonra tek başına düşmanlara meydan okuyan Hz. Münzir’in bu yiğitliğini dinleyen Allah Resûlü, onun için “Ölümü hiçe alan mert adam!” buyurdu. Efendimiz’in bu sözü, onun lakabı haline gelmiş ve hep bununla anılagelmiştir.<span id="easy-footnote-5-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-5-5682" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p><strong>Bi’ru Maûne’de Şehit Düşen Sahabilerden Bazıları:</strong></p>
<p><strong>Hz. Münzir İbn Amr (r.a)</strong></p>
<p>Hz. Münzir İbn-i Amr es-Sâidî el-Hazrecî, İkinci Akabe beyatında bulunan Medineli ilk Müslümanlardandır. Onun irşadıyla annesi ve iki kız kardeşi de (Hz. Mendûs ve Hz. Selma) Müslüman olmuş ve Allah Resûlü’ne beyat etmiştir. Aynı zamanda Akabe beyatında Sa’d İbn-i Ubâde ile birlikte Sâideoğullarının nakîbi olarak seçilmiştir. Kavmine rehberlik yapma ve onları İslam’a yönlendirme adına ciddi gayretler sarf etmiştir.  Allah Resûlü, hicretten sonra Medine’ye girişinde Saideoğulları yurdundan geçerken O’nu karşılamış ve kendilerinde misafir kalması teklifinde bulunmuştur. Ancak Efendimiz, herkese dediği gibi ona da “<strong>Devemin önünü kesmeyin onu serbest bırakın. Çünkü o, bu konuda memurdur.”</strong><span id="easy-footnote-6-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-6-5682" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> buyurmuştur. Hem Bedir hem Uhud ashabından olan Hz. Münzir, okuma yazma bilmesiyle aynı zamanda Allah Resûlü’nün vahiy katipleri arasında da yerini almıştır.</p>
<p><strong>Hz. Haram İbn-i Milhan (r.a)</strong></p>
<p>Haram İbn-i Milhan, Neccaroğullarına mensuptur. Babasının adı Mâlik annesinin adı Müleyke’dir.  Bugün kabri Güney Kıbrıs’ta medfun bulunan Hz. Ümmü Haram ve Hz. Enes İbn-i Mâlik’in annesi Hz. Ümmü Süleym’in kardeşleridir. Erkek kardeşi Hz. Süleym İbn-i Milhan da kendisiyle birlikte Bi’ru Maûne’de şehit düşenlerden birisidir. Hem Bedir hem de Uhud ashabından olan Hz. Haram İbn-i Milhan, elçi olarak gittiği Âmir İbn-i Tufeyl tarafından arkadan mızraklanınca tekbir getirmiş ve “Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki kurtuldum!”<span id="easy-footnote-7-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-7-5682" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> diye haykırmış ve ruhunun ufkuna doğru yürürken muhataplarına son bir kez olsun Allah’ın büyüklüğünü ve O’nun yolunda öldürülmüş olmanın, kurtuluşun ta kendisi olduğu hakikatini duyurmaya çalışmıştı.</p>
<p><strong>Hz. Âmir İbn-i Füheyre (r.a)</strong></p>
<p>Hz. Âmir İbn Füheyre et-Teymî, Allah Resûlü henüz Dâru’l-Erkam’a girmeden önce Müslüman olan ilklerdendi. O da tıpkı Hz. Bilal gibi, iman ettiği için işkenceye maruz bırakılmıştı. Hz. Ebu Bekr, kendisini sahibi Tufeyl İbn-i Abdullah İbn-i Sehbere’den satın alıp azat etmişti. Hz. Ebu Bekir, azat ettikten sonra da ona sahip çıkmış ve koyunlarının çobanlığını ve bakım-görüm işlerini ona emanet etmişti. Allah Resûlü, hicret sırasında Hz. Ebu Bekir’le birlikte Sevr’de kaldığı günlerde Hz. Âmir, sürüyü buraya kadar getirir ve onlara taze süt ve yiyecek de götürürdü. Üçüncü günün sabahında Medine’ye hicret yolculuğu başlarken de onlara katılmış ve yol boyu onların hizmetinde bulunmuştu.</p>
<p>Azatlı köle olmasına rağmen Mekke’de okuma yazma bilen nadir kimselerden birisiydi. Hatta hicret yolunda kendilerini takibe koyulan Süraka’ya verilen emannameyi Allah Resûlü ona yazdırmıştı. Hem Bedir hem de Uhud savaşlarında yer alan Hz. Âmir, yetmiş kişilik bu irşat heyetinde de görevlendirilmişti. Tuzağa düşürüldüklerinde Cebbâr İbn-i Sülma’nın attığı mızrakla şehit düşmüştü. Şehit edildiğinde tam kırk yaşındaydı. Atılan mızrak sırtından girip göğsünden çıkmıştı. O anda Hz. Âmir, “Kazandım vallahi, kazandım vallahi.” diye haykırarak şehadeti büyük bir sevinç ve hoşnutlukla karşılamıştı.</p>
<p>Hz. Âmir’in bu sözlerine bir türlü anlam veremeyen Cebbâr İbn-i Sülma, onun, Allah’a bağlılığından ve sağlam duruşundan çok etkilenmiş ve günlerce üzerinde düşündükten sonra iman etmiştir. Halbuki Cebbâr, İslam’a karşı Âmir İbn-i Tufeyl’den daha sert duran bir kimseydi. Hz. Âmir, bu duruşuyla ve ötelere giderken söylediği bir cümleyle katilinin gönlüne girmiş ve kalbinin İslam’a açılmasına vesile olmuştu.<span id="easy-footnote-8-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-8-5682" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Hz. Amr İbn-i Ümeyye, esir düştükten sonra katillerin başı Âmir İbn-i Tufeyl, kendisine şehitler arasında birisini göstererek “Bu kimdir?” diye sormuştu. Özellikle onca ölü arasında onu göstermesinin sebebini merak eden Hz. Amr, “Bu Âmir İbn-i Füheyre’dir!” demişti. Bunun üzerine İbn-i Tufeyl, gördüğü bir olayı büyük bir şaşkınlıkla anlattı: “Bu şahsın, öldürüldükten sonra semaya doğru yükseltildiğini gördüm. Öyle ki o yükseldikçe ben onu seyretmeye devam ettim. Sonra tekrar buraya indirildi.”<span id="easy-footnote-9-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-9-5682" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p><strong>Hz. Hâris İbn-i Sımme (r.a)</strong></p>
<p>Ebu Sa’d künyesiyle de bilinen Hz. Hâris İbn-i Sımme, Hazrec’in Neccaroğulları kolundandı. Hz. Hâris, Bedir savaşına katılmak için yola çıkan ordunun içindeydi. Ravha’da devesinden düşüp yaralanınca Allah Resûlü onu tedavisi için geri göndermişti. Ancak Allah Resûlü Bedir zaferinden sonra onu savaşa katılmış gibi kabul etmiş ve kendisine ganimetten de pay ayırmıştı. Uhud savaşında önemli hizmetler gören Hz. Hâris, ordunun dağıldığı hengamede Allah Resûlü’nün yanından ayrılmayan ve O’nu müdafaa eden on iki kişiden de birisiydi. Yine Allah Resûlü kendisini öldürmek için hücum etmeye hazırlanan Übey İbn-i Halef’i, onun mızrağı ile yaralamış ve durdurmuştu. Yine Allah Resûlü, Uhud savaşından sonra Hz. Hamza’yı bulmakla onu görevlendirmişti. Hz. Hamza’nın müsleye maruz bırakıldığını görünce üzüntüden yerinden kalkamamıştı. Bir müddet sonra gelen Hz. Ali, onu naşın başında bulmuş, kaldırmış ve alıp Allah Resûlü’nün yanına getirmişti.</p>
<p><strong>Baskında Kurtulan İki Sahabi</strong></p>
<p>Bu hain pusudan heyet içerisinde bulunan iki kişi sağ olarak kurtulmuştu. Bunlardan birisi Ka’b İbn-i Zeyd idi. O şehitler arasında yaralı kalmış ve herkes dağıldıktan sonra kalkmış ve Medine’nin yolunu tutmuştu. Hz. Zeyd daha sonra iyileşmiş; Hendek savaşına katılmış ve orada şehit düşmüştü. Bi’ru Maûne’de kurtulan diğer sahabî ise Amr İbn-i Ümeyye idi. Baskın esnasında Hz. Amr, gözcü olarak farklı bir yerde, Hz. Hâris İbn-i Sımme de farklı bir yerdeydi. Daha sonra arkadaşlarının bulunduğu yerde yırtıcı kuşların uçmasından şüphelenmiş ve hemen koşarak onların yanına gelmişlerdi. Geldiklerinde düşündükleri gibi bir manzarayla karşılaşmışlardı.  Katiller de yakındaydı. Hz. Hâris, Hz. Amr’a, “Ne düşünüyorsun? Ne yapalım?” diye sormuştu.</p>
<p>Amr, “Ben Resûlüllah’a varmayı ve ona olanları haber vermeyi düşünüyorum” diye cevap vermişti. Hz. Hâris ise, “Ben Hz. Münzir’in şehit edildiği bir yerde ondan geriye kalmak istemiyorum” demiş ve birlikte katillerin üzerine doğru yürümüşlerdi.  Hz. Hâris’in o kadar kalabalıkla başa çıkması mümkün değildi. Derken ikisi de esir düşmüştü. Düşmanları, Hz. Hâris’e, “Sana ne yapmamızı arzu edersin?” diye sormuş O da, “Beni, Hz. Münzir ve Hz. Haram İbn-i Milhan’ın şehit olduğu yere kadar götürün sonra da benden zimmetinizi kaldırın.” demişti. Bunun üzerine onlar da Hz. Hâris’in isteğini yerine getirmiş ve onu orada serbest bırakmışlardı.</p>
<p>Hz. Hâris, serbest kalınca yine eline kılıcını aldığı gibi onlarla çarpışmaya tutuşmuştu. Kimse yanına yaklaşamıyordu. Bu sefer üzerine mızraklarla saldırmış ve onu da şehit etmişlerdi. Hz. Amr İbn-i Ümeyye’ye gelince o, kendileriyle çarpışmadığı gibi Mudar kabilesinden olduğunu söylemişti. Bunun üzerine Âmir İbn-i Tufeyl, onu yanına çağırmış ve kendisine, “Anneme bir can borcum vardı. Seni, onun adına bağışlıyorum, artık hürsün!” demiş ve saçlarının ön kısmından bir tutam keserek onu serbest bırakmıştı.<span id="easy-footnote-10-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-10-5682" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p><strong>Hz. Amr İbn-i Ümeyye, Medine Yolunda </strong></p>
<p>Serbest bırakılan Amr, vakit kaybetmeden Medine’ye doru yolu çıktı. Dört günlük yaya yürüyüşten sonra “Kanât” vadisinin çıkışına kadar gelmişti. Burada Âmiroğullarından iki kişiyle karşılaştı. Onlar Allah Resûlüne gelmiş ve Efendimiz de onları giydirmiş bir de kendilerine eman vermişti. Ancak Amr’ın bundan haberi yoktu. Onları kendilerine baskın yapıp arkadaşlarını öldüren gruptan zannetti. Onlarla tanışıp bir miktar oturdu. Yorgun olan bu kimseler kaylûle yapmak ve dinlenmek istedi. Derken onlar uykuya dalınca Hz. Amr da eline aldığı kılıcıyla her ikisini de şehit edilen arkadaşlarının hesabı adına öldürdü. Bundan sonra Medine’ye gelen Amr İbn-i Ümeyye Bi’r-i Maûne’de olup bitenleri Peygamberimiz’e anlattı.</p>
<p>Bunun yanında Hz. Amr<strong>, </strong>yolda gelirken Medine yakınlarında karşılaşıp öldürdüğü Âmiroğullarına mensup iki kişiden de bahsetti. Allah Resûlü kendisine: “Sen ne kötü iş yaptın! Zira öldürdüğün her iki insana da Ben koruma ve eman vermiştim. Mutlaka onların diyetini ödeyeceğim.” buyurdu. Bu arada Âmir İbn-i Tufeyl, kendisi Bi’r-i Maûne ashabına baskın yapıp hepsini öldüren o değilmiş gibi Peygamberimiz’e mektup yazıp ashabından birisinin, kendilerine eman verildiği halde iki adamını öldürdüğünü bildirmişti. Peygamber Efendimiz sözüne sadık ve vefalı, adil bir insandı. Eman verdiği bu insanların diyetini iki Müslüman hür insan bedeli olarak takdir edip mektubu getiren elçiyle birlikte gönderdi.<span id="easy-footnote-11-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-11-5682" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p><strong>Allah Resûlü’nün Hüznü ve Kunut Duası</strong></p>
<p>Hem Bi’ru Maûne hem de Recî’ ihanetlerinin acı haberi, Medine’ye akşama doğru ulaşmıştı. Allah Resûlü, her iki olaya da çok üzülmüş ve “Bu, Ebu Bera’nın işi. Aslında Ben, heyet göndermeyi çok da isabetli bulmuyordum.” buyurmuştu. Peygamber Efendimiz, o gecenin sabah namazından itibaren bütün farz namazların son rekatında secdeye varmadan önce şöyle dua etmeye başlamıştı: <strong>“Allah’ım! Mudar kabilesi üzerine azabını indir. Allahım! Lihyanoğulları, Zi’b, Ri’l, Zekvan, Usayye, kabilelerini Sana havale ediyorum. Allahım! Adal ve Kârre kabilelerini de yine Sana havale ediyorum. Zira onlar Sana ve Resûlüne isyan ettiler. Allah’ım! Velîd İbn-i Velîd, Seleme İbn-i Hişam ve Ayyaş İbn-i Rebîa ve Müslümanlardan hicret etmeye imkan bulamayan alıkonulmuş kimseleri de kurtar.” </strong>İlk defa başlayan bu kunut uygulaması, bir ay kadar devam etmişti.<span id="easy-footnote-12-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-12-5682" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlünün bu süreçte yaşadığı hüzne şahit olan Hz. Enes ve Ebu Said el-Hudrî, (radıyallahu anhüma), ashabın başına gelen bu elem verici olaydan O’nun ne kadar etkilendiğini şöyle belirtirler: “Resûlüllah’ın Bi’r-i Maûne’de şehit edilen ashabına üzüldüğü kadar hiçbir şeye üzüldüğünü görmedik.”<span id="easy-footnote-13-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-13-5682" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Zira Uhud’daki yarası daha ter u taze olan Allah Resûlü’nün acısına bir seksen kişi daha eklenince ıstırabı bir o kadar daha katlanmıştı. Ayrıca bu sahabîler, O’nun, Suffe’de dört yıldır kendilerine emek verip yetiştirdiği, Kur’an, Sünnet, Fıkıh ve Akaid alanında derin bilgisi olan hafız kimselerdi. Tabiri diğerle O’nun eğitim kadrosuydu.</p>
<p>Bu arada Allah Resûlü, kendisine Cibril’in getirdiği vahiyle bir nebze de olsa teselli bulmuş ve bu müjdeyi ashabıyla paylaşmıştı: “Kardeşleriniz şehit düşünce ‘Ey Rabbimiz! Bizden haber bekleyen kardeşlerimize, bizim senden razı Senin de bizden razı olduğun haberini ulaştırır mısın?” diye Rab’lerinden talepte bulundular. Onların bu isteğine cevap veren Allah, şimdi bana şu ayeti inzal buyurdu: <strong>“Bizden, kavmimize, Rabbimiz’e kavuştuğumuzu ve O’nun bizden razı, bizim de Ondan razı olduğumuzu tebliğ edin.”</strong> Hatta uzun zaman bu ayeti okuduklarını ifade eden Hz. Enes, daha sonra bunun neshedildiğini söyler.<span id="easy-footnote-14-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi/#easy-footnote-bottom-14-5682" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span></p>
<h4><span style="font-size: 12pt;"><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></span></h4>
<div class="easy-footnote-title">
<h4><span style="font-size: 12pt;">Dipnot:</span></h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bi’ru Maûne, Benî Süleym ile Âmir yurdunun arasında bulunan bir kuyudur. Benî Süleym yurduna daha yakındır. (Yakut el-Hamevi, Mu’cemu’l-Büldan,  <a href="http://arabiclexicon.hawramani.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://arabiclexicon.hawramani.com</a>; İbn Hişam, es-Sîre, III/110) Hatta bu her iki yerleşim yeri buraya yakınlığından dolayı bu isimle de anılır. (Vakıdî, el-Meğazî, I/295)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vakıdî, el-Meğazî, I/294; İbn Hişam, es-Sîre, III/110</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vakıdî, el-Meğazî, I/294</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn Hişam, es-Sîre, III/110-111</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, el-Meğâzî, I/295; İbn Hacer, İsâbe, 1470 (8604)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Semhudî, Vefau’l-Vafa, I/442</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Meğâzî 28 (4091, 4092); Müslim, İmâre 147 (677)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, s. 202 (1071)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buharî, Meğâzî 28 (4093)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, el-Meğâzî, I/295-296; Ve bkz. İbn Kesîr, el-Bidayetü ve’n-Nihaye, IV/86</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vakıdî, el-Meğâzî, I/298; İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, IV/86</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Meğâzî 28 (4088; 4089;4090)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Mesâcid 55/294, 295 (675); Vakıdî, el-Meğâzî, I/297</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5682" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Meğâzî 28 (4093)); Cihad 9 (2801); (Müslim, Mesâcid 55/297 (677); Vakıdî, el-Meğâzî, I/297</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-ihanetin-anatomisi-2-biru-maune-olayi-dr-selim-koc/">Bir İhanetin Anatomisi (2): “Bi’ru Maûne Olayı” | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir İhanetin Anatomisi: Recî’ Olayı &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci-olayi-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jun 2021 16:30:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20051</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uhud’da Müslümanların yaşadığı büyük sarsıntıdan cesaret alan çevredeki putperest kabileler, yeni planlar yapmaya başlamıştı. Bununla Mekke müşriklerinin daha da gözüne girmek ve onlara yakınlaşmak istiyorlardı. Attıkları adımlarla, plan ve projeleriyle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci-olayi-dr-selim-koc/">Bir İhanetin Anatomisi: Recî’ Olayı | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uhud’da Müslümanların yaşadığı büyük sarsıntıdan cesaret alan çevredeki putperest kabileler, yeni planlar yapmaya başlamıştı. Bununla Mekke müşriklerinin daha da gözüne girmek ve onlara yakınlaşmak istiyorlardı. Attıkları adımlarla, plan ve projeleriyle hakkın yanında değil gücün tarafında olduklarını/olacaklarını ortaya koymaya başlamışlardı. Adeta ihanet yarışına girmişlerdi. İşte bu yarışta ilk kurdukları pusu ve arkadan vurma eylemi Recî’ vakasıdır. Hassan İbn-i Sâbit de, ihanet olarak nitelendirdiği bu olayı şiire dökerken: “Eğer karaktersizce ihanet etmek seni mutlu ederse Recî’ e gel ve Lihyan yurdunu sor…” der.</p>
<p><strong>Sağdan Yaklaşan İnsî Şeytanlar</strong></p>
<p>Hicretin dördüncü yılı, Safer ayının başlarıydı.Uhud’un üzerinden dört ay kadar geçmişti. “Adel” ve “Kârre” kabileleri Medine’ye gelip Resûlullah’ın huzuruna çıktılar ve muallim talep ettiler: “Ya Resûlallah! Bizim aramızda İslam yayılmaya başladı. Bize ashabından bir grup göndersen de bize Kur’an okutup İslam’ı öğretseler ve İslam’ı daha iyi anlamamıza yardımcı olsalar.” Bu talep üzerine Peygamberimiz ashabı arasından seçtiği on kişiyi onlara muallim olarak gönderdi.<span id="easy-footnote-1-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-1-5673" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Aynı zamanda bir görevleri de Medine aleyhine bölgede olup bitenleri gözlemlemekti.<span id="easy-footnote-2-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-2-5673" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Heyette yer alanlardan bazıları şunlardı: Mersed İbn-i Ebî Mersed el-Ğanevî, Halid İbn-i Ebi’l-Bükeyr el-Leysî, Asım İbn-i Sabit, Hubeyb İbn-i Adiyy, Zeyd İbn-i Desinne, Abdullah İbn-i Târık ve Muattıb İbn-i Ubeyd idi.<span id="easy-footnote-3-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-3-5673" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p><strong>Heyet Yola Çıkıyor</strong></p>
<p>Allah Resûlü (sallalalhu aleyhi ve sellem), seçtiği bu ekibin başına emir olarak Mersed İbn Ebi’l-Mersed’i tayin etti. Heyet, temkinli hareket ediyor; geceleri yol kat edip gündüzleri de istirahat ediyorlardı. Derken bir seher vakti Hicaz tarafında Reci’ kuyusunun yanına ulaştılar ve burada bir müddet konakladılar. Sabahleyin koyunlarını otlatmak üzere oraya gelen Hüzeylli bir kadın çevrede bulduğu acve hurması çekirdeklerinden yakınlarda Medineli bir grubun olduğunu anladı ve kabilesine haber verdi. Heyet bir dağa çıkıp gizlenmişlerdi. Ancak izlerini süren Lihyanoğullarından yüz kadar okçu hemen onları kuşatma altına aldı.<span id="easy-footnote-4-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-4-5673" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Müslümanlar, Hüzeyl kabilesine seslenip yardım istedilerse de onlar buna yanaşmadılar. Zira Lihyanoğulları onları maşa olarak kullanmış ve bu pusuyu zaten onlara kurdurmuşlardı. Artık yapacak bir şey yoktu. Ya teslim olacaklardı ya da kanlarının son damlasına kadar mücadele edeceklerdi.</p>
<p>Bir avuç insandılar fakat teslim olup esir düşmek de istemiyorlardı. Kendilerini korumak için hemen kılıçlarını çektiler ve beklemeye koyuldular. Karşı taraf onlara şöyle bir teklifte bulundu: “Biz, sizinle savaşmak ve sizi öldürmek istemiyoruz. Sadece sizi, Mekkelilere teslim edecek ve onlardan para alacağız. Size başka bir zarar vermek de istemiyoruz. Gelin teslim olun. Sizi asla öldürmeyeceğimize de Allah’ı şahit kılalım.” Sahabîler kendi aralarında bu teklifi müzakere ettiler. Fakat farklı düşünüyorlardı. Hubeyb, Zeyd ve Abdullah, bunlarla mücadele edilemeyeceğini dolayısıyla güvenip esir düşmenin daha isabetli olacağını söylüyordu. Diğerleri ise müşriklerin sözüne ve ahdine güvenilemeyeceğini ifade ediyor ve onların korumasına ve emanlarına ihtiyaçlarının olmadığını belirtiyordu. İçlerinden Asım İbn-i Sâbit ise, “Zaten ben daha önce hiçbir müşrikin emanını asla kabul etmeyeceğime dair nezirde bulunmuştum. Dolayısıyla böyle bir teklifi kabul etmem mümkün değildir!” dedi, arkadaşlarına cesaret vermek ve kendilerini tuzağa düşürenlerin içlerine korku salmak için şiirin gücünü de kullanarak şöyle seslendi:</p>
<p>“Ben iyi bir okçuyum ve güçlüyüm!</p>
<p>Yayım ise sapasağlam, kirişi de çok güçlüdür.</p>
<p>Attığım oklar adeta yayımın üzerinden kayıp uçuverir.</p>
<p>Korkum hiç yok zira ölüm hak hayat ise fanidir.</p>
<p>Allah’ın takdir ettiği gelip bizi bulacaktır,</p>
<p>İnsan sonunda zaten O’na varacaktır…”<span id="easy-footnote-5-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-5-5673" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p>Hz. Âsım, Uhud savaşında Sülafe Bint-i Sa’d’ın iki oğlunu (Haris ve Müsafi’) öldürmüştü. Kadın da oğullarını öldüren Âsım’ın kafatasıyla içki içmeyi adamıştı. Kendisine onun kafatasını getirecek kimseye de yüz deve vereceğini vaad etmişti. Lihyanoğullarının hedefi Âsım öldürüp bu ödüle ulaşmaktı ve Hz. Âsım, teslim olduğunda başına gelecekleri çok iyi biliyordu. Kafası kesilecek ve Sülafe’ye götürülecekti.</p>
<p>Hz. Âsım, bu cümlelerin ardından, “Allah’ım! Bizim durumumuzdan Peygamberimiz’i haberdar eyle!” diye dua etti. Kendilerini esir alıp öldürülmek üzere Mekkelilere satmak isteyen bu güruhu ok yağmuruna tuttu. Okları tükenince mızrağıyla üzerlerine hücum etti. O da kırılınca eline kılıcını aldı ve yüz yüze vuruşmaya başladı. Tabiatıyla o kadar haydutun hakkından gelmesi mümkün değildi. Eline kılıcını aldığında Allah’a şöyle yalvardı: “Allah’ım! Günün başlangıcında ben dinini korudum, sonunda da Sen benim bedenimi bu düşmanlardan koru.” Ve Hz. Âsım (radıyallahu anh), çok geçmeden şehit düştü.<span id="easy-footnote-6-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-6-5673" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p><strong>Âsım’ın Duası Kabul Oluyor!</strong></p>
<p>Lihyanoğulları ödüle çok yaklaşmıştı. Âsım’ın cesedinin bulunduğu yere doğru ilerlemeye başlamışlardı ki Allah (celle celaluhu), onun duasını kabul buyurdu ve üzerlerine arıları gönderdi. Arılardan dolayı Hz. Âsım’ın cesedine yaklaşamıyorlardı. Bunun üzerine, “Bu gece burada kalsın, sabah gelip alırız. Nasıl olsa gece arılar gider.” deyip ayrıldılar. Allah, geceleyin -o gün semada herhangi bir bulut vs. de görülmediği halde- vadiye bir sel gönderdi ve Hz. Âsım’ın cesedini alıp götürdü. Ertesi sabah erken saatlerde geldiklerinde onu bulamadılar. Böylece Allah, ne hayatında ne de vefatından sonra hiçbir müşriki, onun bedenine dokundurmadı.<span id="easy-footnote-7-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-7-5673" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p><strong>Güvenip Teslim Olan Üç Sahabi ve Akibetleri</strong></p>
<p>Heyet içinde yine mücadeleyi tercih eden Hz. Mersed, Hz. Halid İbn-i Ebi’l-Bükeyr, Hz. Muattib ve diğer iki sahabî de bir süre vuruştuktan sonra şehit düştü. Geriye kalan Hz. Hubeyb, Hz. Abdullah ve Hz. Zeyd ise ellerindeki silahlarını vererek teslim oldu.<span id="easy-footnote-8-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-8-5673" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Esirleri alıp yola çıkan müşrikler onları Mekkelilere satacaktı. Merru’z- Zehran’a kadar geldiklerinde Hz. Abdullah, “Siz bize eziyet etmemek üzere söz vermiştiniz. Şimdi ise ellerimiz bağlı bize işkence ediyorsunuz. Bu sizin ilk gadriniz. Vallahi bundan sonra ben sizinle beraber gelmem. Sizin esiriniz olmaktansa şehit arkadaşlarımı örnek alırım.” dedi; bağlı olduğu ipi çözdü, büyük bir maharetle onlardan kılıcını aldı ve mücadeleye girişti. Kimse yanına yaklaşamıyordu. Fakat uzaktan attıkları ok ve taşlarla onu şehit edip düştüğü yere gömdüler.<span id="easy-footnote-9-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-9-5673" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Müşriklerin ellerinde Hz. Hubeyb ve Zeyd İbn Desinne kalmıştı. Onları da sıkıca bağlayıp tekrar Mekke’nin yolunu tuttular. Vardıklarında Hubeyb’i, seksen miskal altına (ya da bir rivayete göre elli deveye) Huceyr İbn-i Ebî İhâb’a sattılar.<span id="easy-footnote-10-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-10-5673" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Hubeyb’i alan Huceyr de onu, Bedir savaşında öldürdüğü kardeşinin intikamını alması için yeğeni Ukbe İbn-i Haris’e teslim etti.</p>
<p><strong>Hz. Hubeyb’in Hapis Günleri </strong></p>
<p>Hz. Hubeyb’in şehit edilmek üzere bekletildiği günlerde evinde hapis tutulduğu hanenin sahibi kadın şunları anlatır: “Allah’a yemin ederim ki, ben hayatımda Hubeyb’den daha iyi bir esir görmedim. Vallahi ben onu zincire bağlı olduğu ve Mekke’de hiçbir meyvenin bulunmadığı bir gün taze üzüm yerken gördüm. Bu, Allah’ın ona bir ikramıydı. O, devamlı Kur’ân okur, geceleri namaz kılardı. Bilhassa okuduğu Kur’ân’ı dinleyen kadınlar duygulanır ve ağlarlardı. Bir defasında ona, “Ey Hubeyb! Bir ihtiyacın var mı?” diye sormuştum. “Hayır! Bana tatlı su getirmenden, putlar adına kesilen hayvanların etlerini yedirmemenden bir de öldürülmek için götürüleceğim zamanı önceden haber vermenden başka bir isteğim yok!” demişti.<span id="easy-footnote-11-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-11-5673" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Bir müddet sonra kendisine öldürüleceği gün haber verildiğinde, temizlik yapmak için bir ustura istemiş kadın da kendisine oğluyla göndermişti. Ancak biraz sonra aklına “Eyvah, ben ne yaptım! Adamın eline intikamını alabileceği bir şey verdim. Ya şimdi evladımı rehin tutup, ‘cana karşılık can’ deyip onu öldürürse!” diye düşünüp hemen koşup gelmişti. Hubeyb ise çocuğun elinden usturayı alırken “Hayatına yemin ederim ki annen, seni bu usturayla benim yanıma gönderirken sana gadredeceğimden korkmadı mı?” diye sormuş ve onu sevmek için dizine oturtmuş onunla konuşmaya başlamıştı.</p>
<p>Bu tabloyu gören kadın, çocuğa bir kötülük yapmasından ciddi endişe etmiş ve donup kalmıştı. Kadının bakış ve duruşundan korku ve endişesini anlayan Hz. Hubeyb “Onu öldüreceğimi mi zannediyorsun? Hayır asla böyle bir şey yapmayacağım. Korkma!” demiş ve ona, bir Müslüman’ın canını kurtarmak için bile olsa kendisine duyulan güvene asla ihanet etmeyeceğini ders vermişti. Kadın da Hubeyb’e “Zaten ben de sana güvendim ve onu Allah’ın emaneti olarak gönderdim.” demiş ve rahatlamıştı. Ancak Hubeyb, fırsat bulmuşken kadına bir ders daha vermek istemiş ve ona şu hakikati ifade etmişti: “Endişe etme, asla ona zarar veremem. Zira bizim dinimizde güveni istismar etmek/gadretmek, helal değildir.”<span id="easy-footnote-12-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-12-5673" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p><strong>Hubeyb’in Şehit Edilişi</strong></p>
<p>Hubeyb’in katletilmesine doğru giden süreci takip eden bu kadın, şehit edildiği günü de şöyle anlatır: “İdam günü geldiğinde vallahi onun bundan herhangi bir korkuya ve telaşa kapıldığını görmedim. Hâris’in oğulları onu öldürmek için harem sınırlarının dışında Ten’im’e (تنعيم) götürdüklerinde, Ten’im adeta bir bayram kutlaması var gibi kalabalıktı. Mekke halkından kadın, çocuk vs. toplayabildiklerini oraya getirmiş alacakları intikamı herkesle paylaşmayı planlamışlardı. Hubeyb kendisini tutanlara: ‘Müsaade ederseniz iki rekât namaz kılmak istiyorum.’ dedi. Onlar da izin verdi.</p>
<p>Hubeyb namazdan sonra toplanan halka ‘Allah’a yemin ederim ki, ölümden korktuğumu zannetmeyeceğinizi bilsem, bu namazı daha da uzun kılardım.’ dedi.” Böylece Hz. Hubeyb, idam edilmeden önce iki rekât namaz kılma adetinin başlamasına öncülük yapan kimse oldu. Namazın ardından Hubeyb’i getirdikleri kuru bir hurma ağacının gövdesine bağlayıp çarmıha gerdiler.  O esnada Hz. Hubeyb Rabbine şöyle yakardı: “Allah’ım! Şüphesiz biz senin Resûlü’nün getirdiği hakikatleri tebliğ için yola çıktık ve onları tebliğ ettik. Sen de bize yapılanları Resûlü’ne ulaştır. Bir de bize bu ihaneti gerçekleştirenlerin ve bu zulmü yapanların her birini tek tek helak et/birer birer canlarını al, hiçbirini sağ bırakma!”<span id="easy-footnote-13-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-13-5673" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Bu bedduayı işiten müşrikler korkmaya başlamış ve içlerinden bazıları hemen kendini yere atmışlardı. Zira batıl inançlarına göre bedduaya maruz kalan kimse kendisini hemen yere atar toprağa yapışırsa yapılan beddua onu tutmazdı. Nitekim bu hadisenin şahitlerinden -fetihten sonra müslüman olan- Muaviye İbn-i Ebi Süfyan, “Babam, Hubeyb’in bedduasından korktuğu için beni hemen yere itmişti.”<span id="easy-footnote-14-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-14-5673" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> der. Yine orada bulunanlardan Hakîm İbn-i Hizam, çok ciddi korkmuş ve hemen bir ağacın arkasına gizlenmişti.<span id="easy-footnote-15-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-15-5673" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> Huveytib İbn Abdiluzza ise, Hubeyb bedduaya başlayınca kulaklarını parmaklarıyla tıkamış bedduası beni de bulur diye oradan uzaklaşmıştı.<span id="easy-footnote-16-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-16-5673" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> Yıllar sonra Müslüman olduğu halde Hubeyb’in bedduasını bir türlü aklından çıkaramayan Saîd İbn-i Âmir İbn Hızyem el-Cumehî de o anı hatırladığında her zaman baygınlık geçirirdi.<span id="easy-footnote-17-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-17-5673" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span></p>
<p>Hz. Hubeyb şehadet şerbetini içmeye hazırdı. Ölüme doğru mütebessim bir çehreyle yürürken tek arzusu Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olmaktı. O, bu duygularını son anda şöyle seslendirdi: “Müslüman olarak öldürüldükten sonra, nasıl delik-deşik edildiğimin, hangi yanım üzerine düşerek ruhumu teslim ettiğimin asla önemi yok! Yeter ki Allah yolunda öldürüleyim de fani cesedim nere düşerse düşsün. Değil mi ki bu çektiklerim Allah yolundadır. Beni paramparça da etseler, O, her bir parçamı mübarek kılar, feyzine ulaştırır.”<span id="easy-footnote-18-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-18-5673" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span></p>
<p>Hz. Hubeyb ötelere şehit olarak yürümeyi, zillet içerisinde müşriklere boyun eğmeye tercih etmişti. Çarmıha gerilmiş bir vaziyette eli-kolu bağlı ölümünü bekleyen Hz. Hubeyb, son anlarını da iyi değerlendirmeye çalışıyor ve yürekten Rabbine yalvarıyordu. Derken o esnada Mekke’nin reisi Ebû Süfyân kendisine şöyle seslendi: “Hayatının kurtulması karşılığında şu anda Muhammed’in senin yerinde olmasını ister misin?” O, bu soru karşısında hiç tereddüt göstermeden “Hayır asla! Değil onun benim yerimde olması, O’nun ayağına bir dikenin batmasına bile razı olmam!” diye haykırdı ve ötelere giderken son bir kez daha zalimlere, ashabının O’nu ne kadar çok sevdiğini gösterdi. Herkes de bu dersi almıştı ki Ebu Süfyan, “Ben, dünyada Muhammed kadar arkadaşları tarafından sevilen başka hiçbir kimseye rastlamadım.”<span id="easy-footnote-19-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-19-5673" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> diye yaşadığı şaşkınlığını belirtmeden kendini alıkoyamadı. Muhatapları ise Hz. Hubeyb’in bu duruşundan büyük bir ders ibret alacaklarına gülüp geçmişlerdi.<span id="easy-footnote-20-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-20-5673" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span></p>
<p>Bu cevapla daha da bilenen serseri güruh ona mızraklarla saldırmak üzereydi ki Hubeyb yüzünü Medine istikametine döndü ve “Allah’ım! Burada düşman yüzlerinden başka bir yüz göremiyorum. Resûlü’ne elçi olarak gönderecek bir kimse de yok. O’na son kez selamımı sen ulaştır!” diye yakarıp Allah Resûlü’ne selam gönderdi.<span id="easy-footnote-21-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-21-5673" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Selamdan sonra da kelime-i tevhid getirmeye başlayan Hubeyb son nefesine kadar tevhidi seslendirmeye devam etti.<span id="easy-footnote-22-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-22-5673" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span></p>
<p><strong>Allah Resûlü, Hz. Hubeyb’in Selamını Alıyor</strong></p>
<p>Tam bu esnada ashabıyla birlikte oturan Allah Resûlü ayağa kalktı ve (وعليه السلام) “Ona selam olsun!” buyurdu. Bu selamın ne olduğunu merak eden ashâb-ı kiram “Ey Allah’ın Resûlü! Kimin selamına karşılık verdiniz?” diye sorunca, “Kardeşiniz Hubeyb’in selamına. Cibril, şimdi bana onun selamını getirdi!” buyurdu ve onlara, tutsak sahabîlerin o anda şehit edildiği haberini verdi.<span id="easy-footnote-23-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-23-5673" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span> Bu olay, Allah Resûlünü ve ashabını çok üzmüştü. Fakat biraz sonra Cebrail (aleyhisselam)’ın getirdiği ve Efendimiz’in seslendirdiği vahiy, Hz. Hubeyb’in ötelerde nasıl karşılandığına dair büyük bir müjde olarak kalplere inşirah salmıştı: <strong>“Ey itmi’nana ermiş nefis! Sen O’ndan O da senden razı olarak dön Rabb’ine. Katıl kullarımın arasına ve gir cennetime!”</strong><span id="easy-footnote-24-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-24-5673" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> Hz. Hubeyb, ötelere yürürken duaları kabul olmuş, şiirinde ifade ettiği gibi vücudu paramparça edilse de büyük bir feyze ve dereceye ulaşmıştı.</p>
<p><strong>Zeyd İbn-i Desinne de Şehit Ediliyor!</strong></p>
<p>Zeyd İbn-i Desinne’ye gelince onu da Safvan İbn-i Ümeyye elli deveye satın aldı ve Bedir’de öldürülen babasına karşılık öldürttü. Hz. Zeyd de esaret günlerini Kur’ân okuyarak ve oruç tutarak geçirirdi. Putlar adına kesildiği şüphesiyle et yemeklerini yemekten sakınır daha çok sütle beslenirdi. Hz. Zeyd de Hz. Hubeyb (radıyallahu anh) ile birlikte aynı gün Ten’im’e çıkarılmıştı. Hatta burada karşılaşmışlar ve birbirlerine sabır tavsiyesinde bulunmuşlardı. Zeyd de müsaade isteyip iki rekât nafile namaz kılmış ondan sonra da çarmıha gerilmişti.<span id="easy-footnote-25-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-25-5673" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span></p>
<p>Öldürülmeden önce Hubeyb’e sordukları gibi ona da, “Şu an, sen evinde ailenle beraber olsaydın. Senin yerine de Muhammed bu idam sehpasında bulunsaydı ve biz de onun boynunu vursaydık. Bunu ister miydin?” diye sormuşlardı. Hz. Zeyd de Hz. Hubeyb gibi hiç tereddüt etmeden: “Hayır! Vallahi, böyle bir şeyi asla arzu etmem. Bırakın Resûlûllah’ın burada boynunun vurulmasını istemek, ben evimde otururken O’nun ayağına bir dikenin bile batıp O’nu rahatsız etmesine gönlüm razı olmaz!” diye karşılık vermişti.</p>
<p>Hubeyb ile ittifak etmişler gibi aynı cevabı duyan Ebu Süfyan, biraz önce yaşadığı şoku ikinci defa yaşamış ve “Bakın, ben size dememiş miydim! Vallahi, Muhammed’in arkadaşlarının, O’nu sevdiği kadar hiç kimsenin birbirlerini bu derece sevdiğini görmedim” diyerek hayretini bir kez daha dile getirmişti.<span id="easy-footnote-26-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-26-5673" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span> Bu arada kendisine Müslümanlıktan vazgeçtiği takdirde canının bağışlanacağı teklifini yapan müşriklere, “Siz, bana ne teklif ettiğinizin farkında mısınız? Müslüman olarak şehit edilmek, dinimden dönerek yaşamamdan bin defa daha evladır!”<span id="easy-footnote-27-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-27-5673" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span> cevabını vermiş ve ötelere doğru gözünü kırpmadan giderken bir müminin nazarında imanın ne kadar büyük bir hazine olduğu mesajını onların ruhuna duyurmaya çalışmıştı. Yine de onu dininden döndürmek için yalandan ok yağmuruna tutmuş ve metanetini sınamak istemişlerdi. Fakat o üzerine gelen okları seyrettikçe Allah yolunda şehit edilmekten vazgeçmemiş bilakis iman ve teslimiyetini katlamıştı.<span id="easy-footnote-28-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-28-5673" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span></p>
<p><strong>Allah Resûlü, Şehitlerine Sahip Çıkıyor </strong></p>
<p>Hz. Hubeyb’in nâşı hem gelen-geçen tarafından görülsün hem insanlar ibret alsın ve bir daha iman etmeye kalkışmasın hem de kuşlar ve vahşi hayvanlar tarafından parçalansın diye çarmıha gerili bir vaziyette bırakılmıştı. Bunu haber alan Efendimiz, ashabına “Kim Hubeyb’i çarmıhtan indirip defnederse ona cennet var!” buyurdu. Bunun üzerine Zübeyr İbn-i Avvâm “Ben yapabilirim Ey Allah’ın Resûlü!” dedi ve Mikdad İbn-i Esved’i yanına arkadaş olarak almak istedi. Peygamber Efendimiz de onaylayınca vakit kaybetmeden yola çıktılar. Geceleri yol alıyor gündüzleri ise kimseye görülmemek için gizlenip istirahat ediyorlardı. Derken bir gece vakti Ten’im’e varmışlardı. Kırk kişilik nöbetçi grubunun hepsi sarhoşluktan kaynaklanan derin bir uykudaydı.</p>
<p>Çarmıha tırmanıp Hubeyb’i indirdiler ve sırtlanıp sessizce oradan uzaklaştılar. Aradan kırk gün geçmiş olmasına rağmen Hubeyb’in cesedi bozulmamıştı. Yaraları hala kanıyordu. Cesedi dikkatli bir şekilde atına yükleyen Hz. Zübeyr sessizce oradan uzaklaştı. Sabahleyin uyanan nöbetçiler Hz. Hubeyb’in nâşını çarmıhta göremeyince hemen Mekke’ye haber saldılar. Yetmiş kişilik bir takip ekibi kuran Müşrikler çok geçmeden Hz. Zübeyr ve Hz. Mikdad’a yaklaştılar. Hz Mikdad daha hızlı hareket edebilmesi için cesedi yere bırakmak zorunda kaldı.<span id="easy-footnote-29-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-29-5673" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span> Ancak onu bırakmasıyla yerin yutması bir oldu. Bu yüzden Hubeyb’in bir adı da “Belîğu’l-Arz” (Yerin yuttuğu kimse) olarak kaldı.<span id="easy-footnote-30-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-30-5673" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span></p>
<p>Müşrikler ise kendilerine yaklaşmaya başlayınca Hz. Zübeyr onlara şöyle seslendi: “Ey Kureyşliler! Sizi bizim üzerimize yürümeye cesaretlendiren şey nedir?” dedi ve yüzündeki örtüyü açarak “İşte ben Zübeyr İbn-i Avvam’ım. Anam Safiyye Bint-i Abdilmuttalib, yanımda ki arkadaşım da herhangi birisi değil Mikdad İbn-i Esved’dir. Yani karşınızda, yavrusunu müdafaa etmek için her an saldırmaya hazır iki aslan var. İsterseniz vuruşalım, isterseniz birbirimize yol verip ayrılalım.” Bu iki aslana gözü kesmeyen Mekkeliler oradan dönmeye karar verdi. Hz. Zübeyr ve Hz. Mikdad da vazifelerini tamamlamış olarak Medine’ye geri döndü. Onlar Allah Resûlünün yanına vardıklarında ise Cebrail (aleyhisselam), Efendimize onları göstererek “Ey Allah’ın elçisi! Şüphesiz melekler, bu iki sahabini takdir edip onlarla övünüyorlar.” buyurdu.<span id="easy-footnote-31-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-31-5673" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span></p>
<p><strong>Münafıklar Dedi-kodu Üreterek Fitne Çıkarmaya Çalışıyor</strong></p>
<p>Recî’ ashabı şehit edilince münafıklardan bazıları, İslam toplumunu içeriden de vurma, bölme ve parçalama adına bunu bir fırsat olarak değerlendirmek istedi. Zira böyle bir acının üzerine insanları yönlendirmek çok da kolay olurdu. Bunun için hemen şu görüşü seslendirmeye başladılar: “Tuzağa düşürülüp öldürülen bu kimselere yazık oldu. Ne ailelerinin yanında kalıp onlara sahip çıkabildiler ne de Peygamberin verdiği görevi ifa edebildiler. Hepsi boş bir hayal uğruna ölüp gittiler.”<span id="easy-footnote-32-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-32-5673" data-hasqtip="31" aria-describedby="qtip-31"><sup>32</sup></a></span></p>
<p>Kendilerince suret-i haktan gözükerek geliştirdikleri bu söylemle kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyorlardı. Başlattıkları bu algı operasyonuyla toplumda böyle bir düşünceyi hâkim kılmak, bununla Peygamber Efendimiz’e duyulan güveni sarsmak, Müslümanlar ve diğer halk üzerindeki tesirini kırmak istiyorlardı. Onlar bu dedikodularına devam ederken gelen vahiy ise, hem onların art niyetlerini ortaya koyuyor hem de maksatlı söylemlerinin radyoaktif tesirlerini ortadan kaldırıyordu:</p>
<p><strong>“İnsanlardan öylesi var ki, dünya hayatıyla ilgili söyledikleri/yaldızlı sözleri zahiren size hoş gelebilir fakat siz söze aldanmayın! </strong>(Zira asıl olan söz değil ameldir/davranıştır.)<strong> Üstelik bu kimse </strong>(Müslüman topluma zarar vermek için çeşit çeşit planlar kurgulamakta olduğu halde)<strong> kalbinde ne kadar iyi niyetler taşıdığına dair bir de </strong>(utanmadan/sıkılmadan)<strong> Allah’ı da şahit tutmaya kalkar. </strong>(Böyle bir kişinin, Allah’ı şahit göstermesine de kanmayın!)<strong> zira o, gerçekte azılı bir düşmandır. </strong>(Dikkatli olun! Bir de bu tip hem sizden görünüp hem de size destek olmadığı gibi)<strong> yanınızdan ayrıldığında </strong>(ya da eline güç geçirip)<strong> işbaşına geçtiği zaman hemen yeryüzünde/ülkesinde </strong>(hem sözlü hem de fiilî)<strong> bozgunculuğa girişir, ekini ve nesli </strong>(yani yaptığı zulüm ve yolsuzluklarla iktisadî, hukukî, ahlakî ve içtimaî düzeni)<strong> bozmaya çalışır. Halbuki Allah, fitne ve fesadı sevmez. Kaldı ki onlara ‘Allahtan korkun!’ </strong>(maddî-manevî bu ihanet ve tahribatlarınızdan vazgeçin<strong>) denildiğinde, kibirleri/kendilerini beğenmişlikleri onları daha fazla günaha ve topluma zarar vermeye sevk eder. Böylelerine cehennem yeterlidir; ne kötü bir yataktır o!”</strong><span id="easy-footnote-33-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-33-5673" data-hasqtip="32" aria-describedby="qtip-32"><sup>33</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân, bu ayetlerle, Recî’ şehitleri üzerinden, İslam toplumu içinde fitne, fesat ve şüphe tohumları ekmek için ileri-geri konuşan münafıkların planlarını boşa çıkardıktan sonra sözü, müminlere ve kendini Hakk’a adayan şehitlere getirdi: “(Aman ha! Bu münafık güruhun dedikodularına kendinizi kaptırmayın!) Zira insanlardan öyleleri vardır ki Allah’ın rızasını arayıp kazanmak maksadıyla nefsini, maddi-manevi her şeyini feda eder, (zulme ve hıyanete karşı tek başına da kalsa direnir ve her türlü baskı ve barbarlığa karşı göğüs gerer.) (Bilin ki) Allah, kullarına karşı çok şefkat (Raûf) sahibidir.”<span id="easy-footnote-34-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci/#easy-footnote-bottom-34-5673" data-hasqtip="33" aria-describedby="qtip-33"><sup>34</sup></a></span> Dolayısıyla inen ayetler hem Recî’ şehitleri üzerinden fitne ve fesat çıkarmaya çalışan güruhun sesini kesti hem de kendini fitneye ve bozgunculuğa adayanlarla ıslaha ve inşaya adayanların söz, bakış ve duruşlarının aynı olamayacağını belirterek son noktayı koymuş oldu.</p>
<p>Not: Reci’ hadisesinin siyer felsefesine bakan boyutu ve mü’minlerin bu hadiseden çıkarabileceği dersler, müstakil bir makale olarak sunulacaktır.</p>
<h4><span style="font-size: 12pt;"><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></span></h4>
<div class="easy-footnote-title">
<h4><span style="font-size: 12pt;">Dipnot:</span></h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Vâkıdî, Meğâzî, I/301; Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Sa’d, Tabakât, II/42</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Meğazî 28</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre, III/100; Vâkıdî, Meğâzî, I/302</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, I/247</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre, III/100-101</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre, III/100-101; Vâkıdî, Meğâzî, I/301; Buhârî, Cihad 170</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre, III/101; Vâkıdî, Meğâzî, I/302</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre, III/102; İbn-i Sa’d, Tabakât, II/42</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, Meğâzî, I/302; İbn-i Sa’d, Tabakât, II/42; Buhârî, Cihad 170</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, Meğazî, I/302; Buhârî, Cihad 170</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Şâmî, Sübülü’l-Hüda, VI/68</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Meğâzî 10; İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1162;  Şâmî, Sübülü’l-Hüda, VI/69</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre, III/103</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, Sîre, III/103; İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1163</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, II/251</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, II/251</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Hişâm, III/103; İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1163</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Meğâzî 10, 28</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, Meğâzî, I/360; İbn-i Sa’d, Tabakât, II/56</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1163; İbn-i Sa’d, Tabakât III/103</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, II/251</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, II/253</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Vâkıdî, Meğâzi, I/354-363. Bir rivayette Hz. Zeyd de selam göndermiş ve Allah Resûlü her ikisinin de selamına cevaben “İkinize de selam olsun” buyurmuştur. Bkz. İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1163; Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, II/253</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Kurtûbî, Fecr Sûresi 27-30. ayetlerin tefsiri.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Vâkıdî, Meğâzî, I/303</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, III/102; İbn-i Sa’d, Tabakât, II/43; İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1161</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, Meğâzî, I/361-362</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1163</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, II/254</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1164</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, II/254</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-32-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre, III/104; İbn-i Kesîr, Sîre, VI/1164</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-33-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi, 204-206</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-34-5673" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi, 2/207</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-ihanetin-anatomisi-reci-olayi-dr-selim-koc/">Bir İhanetin Anatomisi: Recî’ Olayı | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (2) &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 May 2021 14:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19933</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeis, Sizi Teslim Almasın! Uhud’da ve ondan dört ay sonra aynı hafta içinde verilen seksene yakın şehide rağmen ashab-ı kiram asla ümitsizliğe düşmemiş ve yılgınlığa kapılmamıştı. Zira onlar Uhud’un hemen&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2-dr-selim-koc/">Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (2) | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeis, Sizi Teslim Almasın!</strong></p>
<p>Uhud’da ve ondan dört ay sonra aynı hafta içinde verilen seksene yakın şehide rağmen ashab-ı kiram asla ümitsizliğe düşmemiş ve yılgınlığa kapılmamıştı. Zira onlar Uhud’un hemen akabinde gelen ayetlerde kendilerine verilen ilkeleri, duygu, düşünce ve hayatlarına hâkim kılmış ve temel hareket stratejisi olarak benimsemişlerdi: <strong>“Zorluklar karşısında gevşeyip asla yılgınlığa düşmeyin, bu uğurda başınıza gelebilecek acı olaylardan ötürü üzüntüye de kapılmayın. Zira eğer gerçekten inanıyorsanız eninde sonunda üstün gelecek sizlersiniz.”</strong><span id="easy-footnote-1-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-1-5697" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<p>Müslümanları hem teselli eden hem de durum ne olursa olsun gevşememeleri gerektiğini ders veren bu ayet, bir de asla gam ve kedere esir düşmemelerini de talim buyurur. Zira mağlubiyetten daha kötüsü, insanın bütünüyle karamsarlığa teslim olmasıdır. Üzüntü, keder ve ümitsizliğin esir aldığı ruhlar kısa zamanda köleleşir ve bir türlü yeniden derlenip/toparlanmaya imkân aramaz ve cesaret bulamazlar. Onun için Allah Resûlü, dualarında “<strong>Allah’ım! Her türlü tasa, kaygı, endişe ve üzüntüye esir düşmekten Sana sığınırım. Yine çaresi olan meselelerde acze teslim olmaktan ve tembellik göstermekten Sana sığınırım. Her türlü korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Yine borç yükü altına girip ezilmekten ve insanların zulüm ve kahrından da sana sığınırım.”</strong><span id="easy-footnote-2-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-2-5697" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> buyurur ve bunların her birinden kurtulmak için Rabb’e sığınılması gerektiğini ders verir.</p>
<p>Müslümanlara aynı zamanda müjde de veren bu âyet, bir taraftan onları kaldıkları yerden başlamaya davet ve teşvik ederken diğer yandan da <strong>“…Eğer gerçekten inanıyorsanız eninde sonunda üstün gelecek sizlersiniz.” </strong>buyurarak, durum ve hal ne olursa olsun Allah’a dayanmaları gerektiğini ders verir. Bunun yanında, başka ayetlerde Hak ile bâtıl mücadelesinde değişmeyen ilahî kanuna da (sünnetullah) dikkat çeker: <strong>“Allah, kader kitabına şunu yazmıştır ki ‘Ben, mutlaka üstün geleceğim, elçilerim de! Şüphesiz Allah çok güçlüdür ve mutlak galiptir.”</strong><span id="easy-footnote-3-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-3-5697" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Dolayısıyla bu tür imtihanlarda hemen yese kapılıp yılgınlığa düşenler asıl o zaman kaybeder ve kaybettirirler.</p>
<p>Allah için sabır, azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edenler de ilahi inayete mazhar olurlar. Nitekim Uhud’un ertesi günü sabah namazından sonra Allah Resûlü, “Dün Uhud’da bizimle beraber olanlar, Mescitte toplansın. Düşmanı takibe çıkıyoruz.” buyurduğunda hem ağır yaralı hem de çok yorgun olmalarına rağmen kimse gazveden geri kalmamıştı. Kur’an’ın takdir ettiği büyük bir iman ve teslimiyetle gittikleri seferden Uhud’da yaşanan muvakkat sarsıntıyı, zafere dönüştürmüş ve Medine’ye düşmanın karşılaşmaya cesaret edemediği muzaffer bir ordu olarak girmişlerdi. Kur’ân onların bu duruşlarını da takdir sadedinde şöyle ifade buyurur:</p>
<p><strong>“O inananlar ki, Uhud savaşında ağır bir yara almış olmalarına rağmen, Allah’ın ve Peygamberin çağrısına gönülden icabet edip düşmanı takip edenlere; hele onlardan ihsan şuuruyla yaşamaya devam eden takva sahiplerine, Rab’leri katında büyük ödül vardır. Onlar öyle yürekten inanmış kimselerdir ki, düşman yurdundan haber getiren bazı kötü niyetli insanlar, kendilerine: ‘Düşmanlarınız size karşı büyük bir ordu hazırlamış, o halde onlardan korkun da, Allah yolunda cihadı terk edin. Resûlüllah’ı yalnız bırakın!’ dediklerinde, bu tehditkâr sözler, o yiğitleri yıldırmak şöyle dursun, aksine onların imanını artırır ve şöyle derler: ‘Bütün tehlike ve korkulara karşı bize Allah’ın yardımı yeter! O, ne güzel yardımcı ve ne güvenilir vekildir.”</strong><span id="easy-footnote-4-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-4-5697" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span></p>
<p>Onlar bu şekilde sağlam durunca müşrik ordu, karşılarına çıkmaya bile cesaret edemedi. Sonuçta Kur’ân’ın beyanıyla hepsi de en büyük mükafat olan Allah’ın rızasını elde ettiler: <strong>“Allah’ın lütuf ve inayeti sayesinde başlarına hiçbir kötülük gelmeden sağ-salim yurtlarına geri döndüler. En önemlisi de böylece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış oldular. Hiç şüphesiz Allah, müminlere karşı son derece cömert, son derece lütufkârdır.</strong>“<span id="easy-footnote-5-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-5-5697" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p><strong>Yardım Sadece Allah’tandır!</strong></p>
<p>Uhud’da indirilen ayetlerde verilen bir ders de hakiki tevhid dersidir. Mü’minler <strong>“Sadece Allah’a ibadet eder ve yardımı sadece O’ndan isterler.”</strong><span id="easy-footnote-6-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-6-5697" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> İslam’da yardım ve zafer sadece O’nun katındandır. Bunu şahıs ya da sebeplere vermek tehlikeli bir yanılgıdır: <strong>“Allah, size yardım ettiği sürece, sizi hiç kimse yenemez. Fakat bir de sizi yüzüstü bırakacak olursa, size O’ndan başka kim yardım edebilir? Öyleyse inananlar, yalnızca Allah’a dayanıp güvensinler.”</strong><span id="easy-footnote-7-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-7-5697" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> <strong>“Nitekim Sen, hani müminlere ‘Allah’ın size üç bin melekle yardım etmesi yetmez mi?’ diyordun. Evet Allah, elbette inananlara yardım edecektir! Eğer siz mücadelenin hakkını vererek sabreder ve ilahi emir ve yasaklara riayet eder ve ordunun disiplinini bozacak davranışlardan sakınırsanız, düşmanlarınız size hemen saldıracak olsa bile Rabbiniz, akın akın gelecek beş bin melekle size yardım edecektir. Allah, bu yardım va’dini sırf size bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla güven bulsun diye yaptı. Şunu iyi bilin ki yardım, her zaman Azîz ve Hakîm olan Allah’tan başka kimseden gelmez.”</strong><span id="easy-footnote-8-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-8-5697" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Buna göre Allah, bütün işlerin sonuçta kendisine döndüğünü, karar kaynağının sadece kendisi olduğunu, melekleri indirmesinin de müminler için bir müjde olması, kalplerine bir güven vermesi ve bu sayede onların sebatını artırmaya mebni olduğunu ifade eder. Yardımın ve zaferin ise doğrudan doğruya ancak kendi katından olduğunu, bunun için her kadar O’nun herhangi bir vasıta, sebep ve araca ihtiyacı olmasa da mü’minlerin üzerlerine düşen vazifeleri -mücadelenin hakkını vererek sabretme, ilahi emir ve yasaklara riayet etme, ordunun disiplinini bozacak davranışlardan kaçınma- hakkıyla yerine getirmeleri ilahi inayetin kendilerine ulaşması için hayatidir. Aslında bu, tevhid düşüncesinin iyice yerleştirilmesi adına Kur’ân’ın üzerinde durduğu ana konulardan da birisidir. <strong>“…Bütün işleri O, yönetir…”</strong><span id="easy-footnote-9-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-9-5697" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> <strong>“Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Sonunda her iş döner dolaşır Allah’ın dediğine varır/nihai kararı daima O verir. Öyleyse sen sadece O’na kulluk yap ve sadece O’na dayanıp güven! Rab’bin yaptıklarınızdan/yapmakta olduklarınızdan asla habersiz değildir.”</strong><span id="easy-footnote-10-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-10-5697" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla mü’minler maddî-manevî gerekli hazırlıklarını yapıp tedbirlerini aldıktan sonra <strong>“… yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”</strong><span id="easy-footnote-11-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-11-5697" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Hatta bu gerçeği hakkalyakîn yaşadıkları Bedir günü de onlara özellikle hatırlatılır: <strong>“Müşrikler karşısında çok zayıf ve güçsüz iken Allah size yardım etti…”</strong>[Âl-i İmrân Sûresi, 3/123[/note] Kur’ân’da farklı ifade ve tekid yöntemleriyle tekrarlanan bu mana, gönüllerde yakîn hasıl edecek şekilde yerleştirilmeye çalışılır. Böylece mü’minler, ilahî emir gereği, kusursuz olarak esbabı yerine getirseler de sebeplere asla güç ve kuvvet atfetmemeleri, asıl yüzlerini Müsebbibu’l-esbaba yönlendirmeleri gerektiği açıkça belirtilir. Bir ömür boyu da tevhide ait bu dengeyi gözetmeleri kendilerinden istenir.</p>
<p>Hülasa inananlar Hakka sahip çıkma hususunda kendilerine düşen sorumlulukları yerine getirirlerse Allah da onlara yardım eder: <strong>“Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine destek olursanız, O da size yardım eder ve ayaklarınızı yere sağlam bastırır.”</strong><span id="easy-footnote-12-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-12-5697" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Bu gayret ve duruşla O, her alanda mü’minlerin gücünü artırır, itibarını yükseltir ve hiçbir zaman insî-cinnî şeytanların ayaklarını kaydırmasına müsaade etmez. Allah (celle celaluhu), “Düşmanlıkta başı çeken <strong>inkarcıları imha etmek veya onları bozguna uğratıp eli boş bir halde geriye çevirmek için size </strong>her türlü <strong>yardımını</strong> <strong>gönderir.”</strong>[Âl-i İmrân Sûresi, 3/127[/note] ayetinin hükmünce onları muzaffer kılar. Bunun bir örneği olarak, Bedir’de, müşrik ordusu karşısında sabredip mücadelenin hakkını verince ashab-ı Bedr’in nasıl ilahi inayete mazhar oldukları üzerinde özellikle durulur.<span id="easy-footnote-13-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-13-5697" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></h4>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/139</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebu Davud, Salat 367 (1555)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mücadile Sûresi, 58/21; Mü’min Sûresi, 40/51,52; Yunus Sûresi, 10/103</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/172, 173</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/174</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Fatiha Sûresi, 1/4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/160</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/124-126</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ra’d Sûresi, 13/29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hûd Sûresi, 11/123</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Muhammed Sûresi, 47/7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Enfal Sûresi, 8/9-12</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2-dr-selim-koc/">Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (2) | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (1) &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 May 2021 12:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19721</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Uhud’da şehit düşen yetmiş sahabiden dört ay sonra, Reci’ ve Bi’ru Maûne’de Lihyanoğulları ve Hüzeyloğullarının ihanetine uğrayan mü’minler, toplam yetmiş sekiz şehit daha vermişti. Dört ay içerisinde bin kişilik&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/">Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (1) | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Uhud’da şehit düşen yetmiş sahabiden dört ay sonra, Reci’ ve Bi’ru Maûne’de Lihyanoğulları ve Hüzeyloğullarının ihanetine uğrayan mü’minler, toplam yetmiş sekiz şehit daha vermişti. Dört ay içerisinde bin kişilik nüfusun yüzde on beşi (yaklaşık yüz elli kişi) şehit düşmüştü. Üstelik bu şehitler sıradan insanlar değil kurra, hafız/mürşid hülasa maddi manevi donanımlı kimselerdi. Ortada büyük bir dram vardı. Her eve ateş düşmüştü. Bu tabloyu fırsat bilen ve tamamen düşmanlığa kilitlenen müşrikler, münafıklar ve Yahudiler ise şimdiden yeni ihanet planlarının peşine düşmüşlerdi. Ancak Allah Resûlü’nü ve ashabını adım adım takip eden vahiy, onları rehbersiz ve sahipsiz bırakmamıştı.</p>
<p>O, daha savaş meydanından ayrılmadan önce nazil olan ayetler hem Uhud’un yaralarını hızlıca sarmış hem kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlerin önüne bu tür imtihanlarda kazanma kuşağında yol alma adına bir harita koymuş hem de benzeri hadiseleri yorumlamada perspektif kazandırmış ve birçok hayati ilke vaz etmişti. Bunun içindir ki Uhud sarsıntısı, Reci’ ve Biru Maûne ihanetleri, İslam toplumunda herhangi bir çözülmeye sebep olmamış bilakis safların daha da sıklaşmasını netice vermişti.</p>
<p><strong>İçten içe Size Düşmanlık Besleyenleri “Sırdaş” Edinmeyin!</strong></p>
<p>Uhud’un hemen akabinde gelen ayetlerde ilk olarak münafıklara karşı mü’minler uyarılmış ve onları, hususi meselelerde ve kritik süreçlerde “sırdaş” edinmemeleri gerektiğine dair özellikle tahşidat yapılmıştı: <strong>“Ey iman edenler! Sizden olmayan,</strong> sizinle aynı inanç aynı duygu ve aynı idealleri paylaşmayan gerek kafir gerek müşrik gerekse münafık olsun <strong>hiç kimseyi kendinize sırdaş edinmeyin! Çünkü onlar</strong> her zaman ve zeminde size zarar vermek için fırsat kollar <strong>ve fenalık etmekten asla geri durmazlar; hep sıkıntıya düşmenizi arzu ederler.</strong> Baksanıza! Ellerine fırsat geçtiğinde <strong>size karşı kin ve nefretleri ağızlarından taşmaktadır. Sürekli aleyhinize propaganda yapıyorlar. Kalplerinde gizledikleri nefret ise açığa vurduklarından daha büyüktür. Eğer aklınızı kullanıyorsanız, işte </strong>hainleri, zalimleri, münafıkları ve düşmanlarınızı tanıyıp onlardan korunabilmeniz için <strong>ayetlerimizi size açıkça bildirdik. Sizler, </strong>imanınızdan ve insanlığınızdan kaynaklanan derin bir merhamet ve hoşgörüyle <strong>onları seviyorsunuz fakat onlar, </strong>şirk, küfür ve nifaklarının gereği olan bencillik, menfaatperestlik, haset ve bağnazlıkları yüzünden <strong>sizi sevmezler. Üstelik siz, </strong>onların inandığı Tevrat ve İncil de dahil olmak üzere<strong> bütün kitaplara inanırsınız. </strong> Onlar ise sadece kendi kitaplarına bile gerçek manada inanmazlar. <strong>Sizinle karşılaştıkları zaman: ‘Biz de sizin inandığınız gibi inanıyoruz!’ derler.</strong> <strong>Kendi aralarında baş başa kaldıklarında ise size karşı</strong> duydukları ve içlerinde özenle korudukları <strong>öfkelerinden/kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. Onlara de ki: ‘İsterseniz kahrınızdan ölün! </strong>Allah eninde sonunda nurunu tamamlayacak, hak dini üstün kılacaktır. <strong>Şüphesiz Allah, kalplerin içindeki bütün gizli niyet ve düşünceleri en iyi bilendir.”</strong><span id="easy-footnote-1-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-1-5686" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<p>Müslüman olmadan önce Evs ve Hazreçlilerin Yahudilerle anlaşmaları vardı ve bazıları, bu anlaşmaları devam ettiriyorlardı. Fakat ehl-i kitap her ne kadar zahiren müttefik gözükse de hem anlaşmalı oldukları kimselerden hem de münafıklardan aldıkları bilgilerle mü’minler aleyhine faaliyet yürütüyorlardı. Özellikle münafıklar üzerinden Allah Resûlü’nün tebliğ/irşat faaliyetlerini yakından takip ediyor; güvenlik planları/stratejileri hakkında haber alıyor ve bunu Mekkeli müşriklerle paylaşıyorlardı. Bundan dolayı yeni oluşmakta olan İslam toplumunu koruma adına düşmanca duygularla hareket eden ya da onlar hesabına çalışan art niyetli kimselerden uzak durulması gerekiyordu. Kur’ân, onların Müslümanlara karşı taşıdıkları duygularını ve kötü niyetlerini de şöyle açıklıyordu:</p>
<p><strong>“Size bir iyilik/nimet ulaşınca buna üzülürler; başınıza bir kötülük gelince de bundan dolayı sevinirler.” </strong>Bu ifadelerleiç yüzleri deşifre edilen bu kimselere karşı ayet, mü’minlere de kendilerini koruma adına şu tavsiyelerde bulunuyordu: <strong>“…Eğer baskı ve eziyetler karşısında aktif sabreder ve gerekli korunma tedbirlerinizi alır ve onlara riayet ederseniz, onların hile, entrika ve tuzakları size zarar veremeyecektir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını/yapacaklarını bütünüyle bilen ve (kudretiyle) kuşatandır.”</strong><span id="easy-footnote-2-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-2-5686" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<p>Nitekim Uhud’a doğru çıkarken üç yüz kişilik münafık güruh ayrılınca bazı sahabiler, “Ya Resûlallah! Yahudi müttefiklerimizden yardım isteyelim mi?” diye sormuştu. Allah Resûlü ise onların içlerinde taşıdıkları bu kötü niyetlerinden dolayıdır ki, “Hayır! Bizim, onların yardımına ve desteğine ihtiyacımız yok. Kaldı ki müşriklere karşı, müşriklerden yardım almak isabetli değildir.” buyurmuş<span id="easy-footnote-3-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-3-5686" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> ve özellikle onların cepheye sokulmasına müsaade etmemişti. Zira cepheye yardım maksadıyla gelip fırsatını bulduklarında her türlü kötülüğü yapmaya kalkışabilir, bir anda müşrik ordusu hesabına çalışabilirlerdi. Böyle çetin ve kritik bir mücadelede onlara asla güvenilemezdi. Bunun içindir ki Allah Resûlü, <strong>“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmaya kalkmayın!”</strong><span id="easy-footnote-4-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-4-5686" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> buyurarak istişareye bile dahil edilmelerinin doğru olmayacağını beyan etmişti.</p>
<p>Mecazen ifade edilen bu ölçü, “Size ait işlerde onlara fikir danışmayın, onlarla istişare etmeyin. Zira onlara güvenmeniz başınıza yeni felaketler açabilir.” anlamına geliyordu. Zaten Kur’ân, bir başka ayette yine onların iç yüzlerini ortaya koyarken “Müslümanların her an başlarına bir bela ve musibet gelmesini arzu ettiklerini” böyle bir şeyi dört gözle beklediklerini özellikle zikreder.<span id="easy-footnote-5-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-5-5686" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Dolayısıyla fıtratı bozulmuş, daima mü’minlerin zarar görmesine odaklanmış kimselerle meselelerin istişare edilmesi demek en baştan kaybetmek olur. Hülasa bu ayetlerle mü’minler, düşmanların tuzak ve entrikalarına karşı akıllarını kullanmaya, daha etraflı, ufuklu ve derinlikli istişareye, kendilerini koruma adına stratejiler geliştirmeye ve yeterli tedbirleri almaya teşvik edilir.</p>
<p><strong>Münafıkların Söz ve Eylemleri Sizi Etkilemesin!</strong></p>
<p>Uhud’un ardından indirilen ayetlerde mü’minlere verilen önemli bir ilke de mücadele sürecinde ya da dışında münafıkların sözlerine asla kulak vermemek ve davranışlarını örnek almamak; onlara değil Allah Resûlü’ne tabi olmaktır. Aksi takdirde az da olsa münafıklara meyletmek, Müslümana kaybettirecektir. Uhud yolunda yaşanan şu vaka bunun ibret dolu bir örneğidir:</p>
<p>Allah Resûlü bin kişilik ordusuyla düşmanı Uhud’da karşılamak üzere konakladığı Şeyhayn tepesinden harekete geçtiğinde münafıkların reisi Addullah İbn-i Übeyy, kendine bağlı üç yüz kişiyi alıp bir kenara çekilmişti. Tam cepheye çıkılırken o, karakterinin gereğini sergilemiş bozgunculuk yapmıştı. İstişare edilen dakikalara geri dönmüş ve ordunun gücünü bölmek için şura ile alınan Uhud’a çıkış kararını eleştirmeye başlamıştı: “Ey insanlar! Muhammed, gençlerin sözünü dinleyerek onlara itaat etti. Benim görüşümü kâle almadı. Şimdi biz, ne diye Uhud’a gidip ölelim ki? Haydin, Medine’ye geriye dönüyoruz!” Bu yorum, herkesin içine birer fitne tohumu olarak düşmüş, kendi adamlarının haricinde samimi mü’minler arasından da sözlerini ve tavrını isabetli bulup ayrılmayı düşünenler olmuştu. O esnada yaşananları özetleyen Kur’ân şöyle buyurur: “<strong>Hani sizden iki bölük, Allah da kendilerinin dostu/yardımcısı olduğu halde az kalsın paniğe kapılıp geri çekilmeye yeltenmişlerdi. Halbuki mü’minlere düşen yalnız Allah’a dayanıp güvenmeleridir.” </strong><span id="easy-footnote-6-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-6-5686" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p>Ayette ifade edildiği gibi Müslüman saflarından Seleme ve Hâriseoğulları, münafıkların söz ve davranışlarından etkilenmiş neredeyse ayrılmaya karar vermişlerdi. İşte o esnada devreye giren Abdullah İbn-i Amr İbn-i Haram hem ihtilafa sebebiyet veren münafıklara hem de tam savaş öncesi askerlerin morallerini altüst edecek böyle bir eyleme yönelmeyi düşünenlere şöyle hitap etmişti: <strong>“Ey kavmim! Sizi, Allah’ı şahit tutarak uyarıyorum! Bugün, kabilenizi ve Peygamberimizi, düşman karşısında yalnız bırakarak hüsrana uğratmayın! Yoksa asıl hüsrana uğrayan ve kaybeden sizler olursunuz!”</strong> <span id="easy-footnote-7-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-7-5686" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p>Münafıklar ise bu çağrıya dikkat kesileceklerine, onun ikazlarını hafife almış ve şöyle bir mazeretin arkasına sığınmışlardı: “Biz savaş olacağını zannetmiyoruz. Şayet bir harp olacağına inansaydık sizi yalnız bırakmazdık!” Bununla kastettikleri daha savaş başlamadan Müslümanların müşrikler tarafından yok edileceği ve dişe diş savaşın olmayacağıydı. Onlar bu bahane ile aynı zamanda mü’minlerin içine korku ve gevşeklik de salmak istiyorlardı. Hz. Abdullah ise onların bu yalan ve tuğyanları karşısında izzetli duruşundan taviz vermemiş ve onlara haddini bildiren son sözlerini söylemişti: <strong>“Gidin, ey Allah’ın düşmanları! Allah, sizin şerrinizden bizi korusun! Allah, Nebisini sizin desteğinize muhtaç bırakmayacaktır.”</strong><span id="easy-footnote-8-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-8-5686" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Bu arada Abdullah İbn-i Amr’ın sözlerine kulak kesilen Seleme ve Hâriseoğulları ise bunun apaçık bir tuzak ve ihanet olduğunu anlamış ve ayrılma kararından vazgeçmişlerdi.</p>
<p>Orduyu yarı yolda bırakıp arkadan hançerlemeye çalışan bu azınlığın planlarının rağmına Müslümanlar ise kendi aralarında daha da kenetlenmiş; dinlerine, davalarına, temel hak ve hürriyetlerine sahip çıkma heyecanlarını daha da katlamışlardı. Hz. Abdullah’ın bu çıkışı, ayrıca üzerinde durulması gerekli önemli ve örnek bir duruştu. Zira o, İslam toplumunun geleceğini tehdit eden bir gediği ve çabayı görmüş, hiç beklemeden inisiyatif alıp konumunun hakkını vermiş; tam zamanında olaya müdahale etmiş ve daha büyük fitnelerin yaşanmasının önünü almıştı.</p>
<p><strong>Allah’a Güvenin, Sabırlı/Kararlı olun ve İtaatsizlikten Sakının! </strong></p>
<p>Uhud’a doğru giderken münafıkların söylemlerinden etkilenip ayrılmayı düşünen grup üzerinden bütün mü’minlere verilen mesajlardan birisi de sebepleri arızasız olarak yerine getirdikten sonra nihai olarak Allah’a dayanma ve O’na itimattır. Bunun içindir ki cepheyi terk eden münafıkların bu tavrından etkilenip dönmeyi düşünen mü’minlere, ayetin fezlekesinde Allah’a tevekkül etmeleri hatırlatılır: <strong>“… Mü’minler sadece ve sadece Allah’a dayanıp güvensinler.”</strong><span id="easy-footnote-9-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-9-5686" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Zaten mü’minlere Kur’ân’da sıkça verilen kısa ve öz bir mesaj da gerekli korunma tedbirlerini aldıktan sonra gayret, teslimiyet ve tevekküldür: <strong>“</strong>Ey Resûlüm<strong>! De ki: Allah bizim için ne takdir etmiş ise ancak o bize ulaşır, bizim Mevlamız O’dur. Mü’minler sadece Allah’a tevekkül etsinler.”</strong><span id="easy-footnote-10-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-10-5686" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Zira şayet inanıyorlarsa Allah’tan daha güçlü ve kuvvetli bir dayanakları olamaz ve yardım/zafer de bütünüyle Allah katındandır.<span id="easy-footnote-11-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-11-5686" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, Uhud’a çıkarken yaklaşık otuz civarında tedbir almış<span id="easy-footnote-12-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-12-5686" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> ve ashabına da “Size emrettiklerimi aynen yerine getirir, Allah’ın adıyla yürür bir de sabır gösterirseniz zafer sizindir.” buyurmuştu. Uhud’da tevekküle vurgu yapan ayetin ardından, Bedir’deki sağlam duruş, itaat ve tevekkül karşılığında kendilerine lütfedilen ilahi yardıma ve zafere de özellikle dikkat çekilir. Dolayısıyla tam cepheye çıkarken bölünmemeleri, korkaklık ve zaaf göstermemeleri gerektiği belirtilir: <strong>“Hani Allah, siz son derece zayıf ve güçsüz durumda olduğunuz halde Bedir savaşında size yardım etmişti. Durum böyleyken, nasıl olur da Allah’ın yardımına güvenmeyip münafık gürûhun orduyu bölmesinden etkilenir/korkuya kapılır ve ayrılmayı düşünürsünüz? O halde, Allah’a ve Resûlüne karşı itaatsizlikten sakının ve emirlerine sımsıkı sarılarak kendinizi korumaya alın ki, O’nun yardımına ve sonsuz nimetlerine şükretmiş olasınız.”</strong><span id="easy-footnote-13-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-13-5686" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Tevekkül, teslimiyet işin bir tarafıydı. Meselenin diğer tarafı ise cephenin hakkını verme adına her ne pahasına olursa olsun nebevî stratejilere itaat, sabır ve kararlılıktır: <strong>“Evet, Allah elbette inananlara yardım edecektir! Eğer siz mücadelenin sıkıntılarına göğüs gererek sabreder, savaşın hakkını verir ve Resûlüne itaatsizlikten sakınırsanız, düşmanlarınız size hemen saldıracak olsalar bile Rabbiniz, akın akın gelecek beş bin melekle size yardım edecektir!”</strong><span id="easy-footnote-14-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-14-5686" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Aslında bu vasıflarla muttasıf kahramanların, meleklerin desteğine bile ihtiyacı olmazdı. Nitekim bundan sonra gelen ayette buna işaret ediyordu: <strong>“Allah, bu yardımı sırf sizi, bir müjdeyle sevindirmek ve bu sayede gönüllerinizi huzur ve güvene kavuşturmak için yapmıştır. Evet yardım/zafer, ancak Azîz (Mutlak galip) ve Hakîm (tam hüküm ve hikmet sahibi) olan Allah tarafından gelir.”</strong><span id="easy-footnote-15-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-15-5686" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> Karşı cepheye bakan tarafıyla da ilahi inayetin hikmetini Kur’ân şöyle açıklar: <strong>“Bir de Allah, düşmanlık yapan kafirlerin bir kısmını mahvetmek, diğerlerini de iyice alçaltarak ümitsizce geri dönmelerini sağlamak için size yardımını göndermiştir.”</strong><span id="easy-footnote-16-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-16-5686" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span><strong> </strong></p>
<p><strong>Düşmanlarınızdan Asla Korkmayın! </strong></p>
<p>Uhud hakkında nazil olan ayetlerde üzerinde durulan bir husus da insî-cinnî şeytanların söz ve davranışlarına bakıp düşmana karşı korkaklığa kapılmamaktır. Allah’ın inayetiyle Müslüman topluluğun karşısında duramayan düşmanlar, çoğu zaman münafıklarla gizli ittifak halinde yalan haber ve propagandalarla onları korkutmaya ve yıldırmaya çalışacaktır. Bunun için insî-cinni şeytanlarla da ittifak yaparak mü’minlerin üzerine gelip onları korku damarından yakalamayı planlayacaktır. Halbuki korkaklığın en tehlikelisi, düşman karşısında korkmaktır:</p>
<p><strong>“İşte şeytan,</strong> yani kalbinize çeşitli vesveseler vererek sizi korkutmaya çalışan insî-cinnî şeytanlar ve Müslüman görünerek aranıza sızan münafıklar, müşrikleri olduğundan daha güçlü gösterip onlar karşısında cesaretinizi kırmaya çalışacaklardır. Fakat onlar, hakiki mü’minleri korkutup yıldıramazlar. Onlar <strong>ancak kendi dostlarını </strong>yani kendilerine ve fikirlerine değer veren ve gerçekte iman etmeyen ikiyüzlüleri <strong>korkutabilir. O halde hakiki/samimi mü’minler iseniz onlardan değil sadece Benden korkun! </strong>Ta ki Benim rızam, sevgim ve inayetimden/desteğimden mahrum kalmayasınız. Dolayısıyla korkacaksanız asıl bunları kaybetmekten korkun!<strong>“</strong><span id="easy-footnote-17-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-17-5686" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Bunun için korkaklıktan Allah’a sığının<span id="easy-footnote-18-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-18-5686" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> ve korkacaksanız Allah’tan korkun ki hakiki cesarete ulaşın ve fanilerden korkunuz izale olsun. Zira Allah’tan korkanların, düşmanlarından korkusu kalmaz.</p>
<p>Bir de Ey Resûlüm! “Hakikati inkâr etmede birbirleriyle yarışanların dedikoduları ve pervasızca davranışları, hatta pakt oluşturup inananlara karşı savaş açma hazırlığında bulunmaları, sakın seni endişeye, üzüntüye kapılmaya sevk etmesin! Korkma! Zira <strong>Onlar Allah’a zarar veremeyecekleri gibi,</strong> O’nun dinine ve hakkı temsil eden mü’minlere de asla kalıcı bir zarar veremeyeceklerdir.”<span id="easy-footnote-19-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-19-5686" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> Öyle ki bütün insanlar inkâr edip düşmanlık yapsalar bile, Allah’ın mülkünden hiçbir şey eksiltemeyeceklerdir.</p>
<p>Bir de aklınıza “Bu inkarcılar ve Hakka düşmanlık yapanlar hala nimetler içinde yaşamaya devam ediyor hemen niye cezalandırılmıyor?” diye gelirse bunun bir hikmeti şudur: <strong>“Allah, o zalimlerin, kendilerine ihsan edilen bütün nimetlerden/güzelliklerden bu dünyada istifade etmelerini böylece kendilerine ahirette hiçbir pay kalmamasını diliyor. Bir de yaptıkları zulüm ve kötülüklerden dolayı cehennemde onları bekleyen korkunç bir azap da vardır.”</strong> <span id="easy-footnote-20-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-20-5686" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> “Kaldı ki ortada insanın, kendisiyle hem dünya saadetini hem de ebedi hayatı kazanabileceği <strong>iman gibi büyük bir hazine varken, küfre/nifaka talip olanlar daha baştan kaybedecekleri bir alış-veriş yapmışlardır</strong>. Dolayısıyla iman etmiş gözükerek ihanetle müşriklerle iş birliği yapan taşeron münafıklar, <strong>Allah’a ve bizzat korumayı üstlendiği dinine hiçbir şekilde zarar veremezler.</strong> Onlar bu tutum ve davranışlarıyla ancak kendilerini ateşe atmış olurlar. Bu gidişle <strong>can yakıcı bir azap onları beklemektedir</strong>.”<span id="easy-footnote-21-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/#easy-footnote-bottom-21-5686" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Ötelerde, mazlumlar karşısında muhakeme edilirken, yaptıkları zulüm ve haksızlıkları sayılıp ortaya döküldüğünde, vicdanları da kendi aleyhlerine şahitlik edecek ve Rab’lerinin bu hükmünü tasdik edecektir.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<h4><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></h4>
<div class="easy-footnote-title">
<h4></h4>
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmran Sûresi, 3/118, 119</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmran Sûresi, 3/120</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, Sîre III/19; İbn-i Sa’d, Tabakât, II/36</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 11734; Beyhâkî, Sünenu’l-Kübra, 18781</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Tevbe Sûresi, 9/98</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmran Sûresi, 3/122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, Sîre, III/19</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, es-Sîre, III/19</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmran Sûresi, 3/122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tövbe Sûresi, 9/51</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Enfal Sûresi, 8/10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bu tedbirler için tıklayınız: <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ozelinde-efendimizin-sas-hayatinda-tedbir-ve-tevekkul/">https://www.peygamberyolu.com/uhud-ozelinde-efendimizin-sas-hayatinda-tedbir-ve-tevekkul/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/123</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/125</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/126</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/127</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/175</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Cihâd 25; Daavât 37, 41, 44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/176</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/176</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5686" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/177</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-1/">Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (1) | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuzak teklifler ve Efendimiz’in din ve vicdan hürriyeti açılımı &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2021 12:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resûlü, Kâbe’yi tavaf ediyordu. Bu esnada Mekkeli müşriklerin ileri gelenlerinden Velîd İbn-i Muğîre, Âs İbn-i Vâil, Esved İbn-i Abdilmuttalib ve Ümeyye İbn-i Halef de metâf alanına girmiş ve O’na&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi-dr-selim-koc/">Tuzak teklifler ve Efendimiz’in din ve vicdan hürriyeti açılımı | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resûlü, Kâbe’yi tavaf ediyordu. Bu esnada Mekkeli müşriklerin ileri gelenlerinden Velîd İbn-i Muğîre, Âs İbn-i Vâil, Esved İbn-i Abdilmuttalib ve Ümeyye İbn-i Halef de metâf alanına girmiş ve O’na yaklaşmaya başlamışlardı. Genel tavırlarından yeni bir teklifte bulunacakları da belliydi. Nitekim O’nu durdurmuş ve konuşmak istedikleri bir mesele olduğunu söylemişlerdi. Allah Resûlü “Buyurun! Sizi dinliyorum!” deyince aralarından söz alan Velîd konuşmaya başladı: “Ey Muhammed! Gel, aramızda ortak bir yol bulalım. Biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptıklarımıza tap. Böylece sen de biz de bütün işlerimizde ortak oluruz. Getirdiklerin hayırlı şeyler ise biz de o hayırdan istifade etmiş oluruz. Eğer bizim inançlarımız daha hayırlı ise sen de payını almış olursun!”</p>
<h4><strong>Teklif Karşısında Allah Resûlü’nün Duruşu  </strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nü iman davasından bir şekilde vazgeçirmeye çalışan Mekkeli müşrikler, kendilerine göre çok isabetli bir çözüm üretmişlerdi. Artık Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bu tekliflerini ortada bırakamazdı. Zira ortaya üzerinde uzlaşılabilecek her iki tarafı da memnun edecek “makul” bir öneri de bulunmuşlardı. Ancak sonuç hiç bekledikleri gibi olmadı. İslam’ın sadece Allah’a ibadet ilkesinden taviz koparmak için sinsice planlarla yanaşan bu insî şeytanlara karşı Allah Resûlü, yine tebliğ öncelikli yaklaştı. Onların bu teklifini, Rabbini onlara tanıtmaya bir fırsat ve vesile olarak değerlendirdi ve kendilerine şu ayetleri okuyarak cevap verdi:</p>
<p>“Her şeyi yaratan Allah’tır. Her şey O’nun tasarruf ve yönetimindedir. Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun nezdindedir. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler var ya işte asıl hüsrana, en büyük kayba uğrayanlar onlardır. Ey cahil topluluk! Böyle iken siz hangi akılla/mantıkla Allah’tan başkasına ibadet etmemi teklif ediyorsunuz? Halbuki bana da benden önceki peygamberlere de şu gerçek vahyolunmuştur ki: ‘İyi dikkat et! Allah’a ortak koşarsan yaptığın bütün makbul ameller boşa gider ve sen ahirette kaybedenlerden olursun. Bilakis, sen yalnız Allah’a kulluk et ve O’na şükredenlerden ol! Fakat onlar Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na layık tazimi gösteremediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler alemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hakimiyet sahibi olan Allah, sizin uydurduğunuz ortaklardan münezzehtir.”<span id="easy-footnote-1-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-1-5678" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> “Elbet ben, hele de Rabbim’den bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim. Ben kendimi Alemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunmuş bulunmaktayım ve zaten daha önce de asla şirke bulaşmadım.”<span id="easy-footnote-2-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-2-5678" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<p><strong>Cebraîl Yeni Bir Sûreyle Geliyor!</strong></p>
<p>Allah Resûlü’nün verdiği cevap açık ve netti. Ancak onlar bunu bir türlü anlamıyor ya da anlamak istemiyorlardı. O’nu azıcık da olsa şirke bulaştırmak ve bununla Müslüman toplumun ve İslam’a yakın duranların zihinlerini karıştırmak, yeni bir fitne çıkarmak istiyorlardı. Onun için aldıkları bu cevap karşısında memnun kalmadılar. Ancak yine de pes etmemişlerdi. Çok geçmeden tekliflerini yeniden revize edip gündeme getirdiler: “O zaman ya Muhammed! Gel, bir sene biz senin ilahına tapalım bir sene boyunca da sen bizim ilahlarımıza tap. Bunu da yapmazsan o zaman en azından gel, sen bizim ilahlarımızdan birine el sür ve tazimde bulun ki biz de seni tasdik edelim.”</p>
<p>Allah Resûlü, kendisine yapılan bu tekliflere gerekli ve yeterli cevabı vermişti. Ancak o esnada Cebrail de (aleyhisselam) inmiş ve kendisine müstakil bir sûre getirmişti. Gelen vahiy hem geçmişi özetliyor hem gelecekte de onlarla aynı inanç ve ibadet çizgisinde bulunamayacağını ifade ediyor hem de onlara yeni bir teklif de bulunuyordu: <strong>“(Ey Resûlüm! Onlara) de ki: ‘Ey</strong> (Allah’tan gelen gerçekleri duymayan/anlamayan ve onları örtbas etmek isteyen) <strong>inkarcılar! Ben, sizin taptıklarınıza asla ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz. </strong>(O halde boşuna ümitlenmeyin!); <strong>Ben de sizin taptıklarınıza asla ibadet edecek değilim. </strong>(Zaten bu inkârcı tavrınızdan, inadınızdan, kibir ve gururunuzdan da vazgeçmedikçe) <strong>siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.</strong> <strong>O halde </strong>(gelin! Aramızda yeni bir karara varalım.) <strong>Sizin dininiz size, benim dinim bana ait </strong>(olsun.)<strong>“</strong><span id="easy-footnote-3-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-3-5678" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Ancak onlar, içinde din ve vicdan hürriyetini de barındıran böyle bir teklifi hem beklemiyorlardı hem de bu hiç işlerine gelmemişti. Allah Resûlü’ne cevaben bir şey diyemeden sessizce yanından ayrılmışlardı.</p>
<h4><strong>Allah Resûlü’nden Sağlam Duruş ve Tevhit Dersi</strong></h4>
<p>Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), onların bu teklifleri karşısında sağlam bir duruş sergilemiş ve bu ayetlerle onlara tam bir ihlas ve tevhit dersi vermiş adeta şöyle seslenmişti: “Ben bir Müslümanım. Bir elime ayı, bir elime güneşi de verseniz, sizin taptığınız ve beni de kulluğuna çağırdığınız o sahte ilahlara asla ibadet etmeyi düşünmem. Nitekim siz de benim kulluk ettiğim sonsuz ilim, hikmet, kudret ve merhamet sahibi, eşi ve benzeri, ortağı bulunmayan, âlemlerin yegâne Mâlik’i, Rabb’i, yöneticisi ve ilahı olan O zat-ı zülcelâle ibadet etmezsiniz. O halde boş yere kendinizi yormayın ve benden bu hususta taviz koparabileceğiniz vehmine kapılmayın. Sizin de bildiğiniz gibi Ben, taptıklarınıza geçmişte de tapmadım, tapmıyorum ve ebediyen de tapacak değilim. Siz de bu küfür ve inhirafınızda devam ettiğiniz sürece asla benim kul olduğum Allah’a kulluk yapmazsınız. Zira size göre dinî, içtimaî, iktisadî ve idarî alanlarda Allah’tan başka sözü dinlenecek ve kendisine kulluk yapılacak nice ortaklar/putlar var. Halbuki Benim ilahım birdir. O’nun eşi, dengi, benzeri, ortağı, yardımcısı yoktur. Allah, Samed’dir. Her şey O’na muhtaçtır, fakat O, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir. Bütün canlıları besleyen, terbiye eden, yöneten ve yönlendiren, Kendisine kulluk yapılmaya layık tek Zât O’dur.”<span id="easy-footnote-4-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-4-5678" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Nitekim bu sûre, İhlas sûresinin muhtevasıyla çok irtibatlı olduğundan dolayıdır ki ikisine birden “İhlâseyn” de denilmiştir. Allah Resûlü’nün, bu iki sureyi sabah ve akşam namazlarının sünnetlerinde, vitir ve tavaf namazında sıkça okuması da bunu göstermektedir.<span id="easy-footnote-5-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-5-5678" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<h4><strong>Allah Resûlü’nden, Din ve Vicdan Hürriyeti Teklifi </strong></h4>
<p>Allah Resûlü, kendisine bu teklifi yapanlara bu ayetleri okuyup son mesajını verirken <strong>“</strong>(Öyleyse gelin!) <strong>Sizin dininiz size, Benim dinim Bana ait olsun.” </strong>buyurmuştu. Bu aslında onlara yeni bir teklifti. Zira bu ifade, o güne kadar Mekke’de hiç kimsenin seslendirmediği çok önemli bir hususu içinde barındırıyordu: Din ve vicdan hürriyeti. Allah Resûlü bu ayetle onlara “Gelin! Birbirimize dini inanç ve pratiklerimizi dayatmayalım. Herkesin, dinî inançlarını özgürce yaşamasına müsaade edelim. Herkes, birbirlerinin temel dinî ve insanî hak ve hürriyetlerine saygılı olsun. Bu anlamda Mekke’yi din ve vicdan hürriyetinin beşiği haline getirelim. Kimse inançlarından dolayı baskıya maruz kalmasın. Bu şehri birlikte, dinî özgürlükler açısından bütün toplumlara örnek bir merkeze dönüştürelim.” teklifinde bulunmuştu.</p>
<p>Her defasında onlar bu tür isteklerle geldiklerinde Allah Resûlü de bu teklifini yeniliyordu. Zira farklı zamanlarda nazil olan ayetler, Allah Resûlü’ne “din ve vicdan hürriyeti” ilkesinin yerleştirilmesi adına telkinlerde bulunuyordu:</p>
<p><strong>“Buna rağmen yine de seni yalanlayıp kaba kuvvet ve zorbalıkla sesini kısmaya kalkışırlarsa, o zaman onlara de ki: ‘Bakın, ben hiç kimseyi iman etmesi için zorlamıyorum, siz de bizim inancımıza müdahale etmeyin. Öyle ya, benim yaptıklarım bana, sizin yaptıklarınız da size aittir. Eğer ben bir yalancıysam, bunun sonuçlarına katlanacak olan benim; yok eğer sizler hakikati inkâr eden kimselerseniz, bunun zararı da bana değil, sizlere dokunacaktır. Çünkü siz benim yaptıklarımdan sorumlu olmadığınız gibi, ben de sizin yapıp-ettiklerinizden sorumlu değilim.”</strong><span id="easy-footnote-6-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-6-5678" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> <strong>“…Ey İnsanlar! Eğer benim dinimden herhangi bir şüphe içindeyseniz, şunu bilin ki ben sizin Allah’tan başka taptıklarınıza ibadet etmem. Ben ancak (sizin de benim de) canımı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Zira bana, müminlerden olmam emredildi.”</strong><span id="easy-footnote-7-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-7-5678" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> <strong>“De ki: ‘Bizim işlediğimiz herhangi bir suçtan, siz sorguya çekilecek değilsiniz; biz de sizin yaptıklarınızdan sorguya çekilmeyeceğiz.’ Ve De ki: ‘Kaldı ki Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda en doğru bir şekilde hükmünü verecektir. Çünkü O, hükmünü adaletle verip gerçeği ortaya çıkaran ve her şeyi hakkıyla bilendir.”</strong><span id="easy-footnote-8-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-8-5678" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Hatta Kur’ân, Medine döneminde bile benzeri tekliflerde bulunanlara karşı asla taviz vermediği gibi taşkınlık yapıp haddi aşan kimseler karşısında Müslümanlara, üsluplarını bozmamayı, sulh çizgisini korumayı ve herkesi kendi konumunda kabul etmeyi ders vermişti: <strong>“(Kâmil Müminler), ‘Boş ve yararsız olan sözü/manasız teklifi’ işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: ‘Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz sadece cahillerin düştüğü yanlışa düşmek istemeyiz.’ derler.”</strong><span id="easy-footnote-9-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-9-5678" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Müşrikler bu teklife cevab-ı sevap vermese de Kur’ân, Allah Resûlü’ne doğru bildiği yolda emin adımlarla yürümesini telkin etmiş, onlarla faydasız tartışmaya girmemesini öğütlemişti: <strong>“</strong>(Ey Nebim!) <strong>O halde sen durmadan herkesi Hakka davet et ve sana emredildiği tarzda dosdoğru ol! Sakın onların keyiflerine/tekliflerine uyma ve şöyle de: ‘Allah hangi kitabı indirmişse ben ona inandım. Hem bana, aranızda adaletle davranmam emri verildi. Allah bizim de sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimizin sorumluluğu bize, sizinkilerin ki ise size aittir. Bizimle sizin aranızda tartışmaya gerek yoktur. </strong>(Nasıl olsa)<strong>Allah </strong>(ahiret günü)<strong>bizi bir araya getirip-toplayacaktır. </strong>(Sonuçta)<strong>hepimiz O’nun huzuruna götürüleceğiz </strong>(O herkesin hesabını bizzat görecektir.)<strong>“</strong><span id="easy-footnote-10-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-10-5678" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<h4><strong>Dinde Zorlama Kabul Edilemez! </strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Mekke’de daha ilk günlerden itibaren müşrikleri davet ettiği din ve vicdan hürriyeti uygulamasını, Medine’de de aynen devam ettirmişti. Zira Kur’ân’ın beyanları Medenî ayetlerde de bu istikamette nazil olmuştu. Bu hususta nazil olan son ayette durum çok net ve açıktı: <strong>“Dinde zorlama yoktur. Doğru yol sapkınlıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağûtu </strong>(yani Allah’ın yerine konan putları ve emsallerini)<strong>reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.”</strong><span id="easy-footnote-11-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-11-5678" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla O, davet metodolojisinde hak ve hakikati bütün gerçekliğiyle izah ederken muhataplarının akıl, mantık ve duygularına birlikte hitap ediyor, sonuçta tercihi onların hür iradelerine bırakıyordu. Kimseye inanması için baskı yapmıyor yapılmasına da müsaade etmiyordu. Zira din, ilim, iman, ahlak ve salih amelden oluşan bir bütündü. Bir kimseye zorla bilgi verilebilir fakat zorla iman ahlak ve salih amel kazandırılamazdı. İman, kalbin hür olarak tasdiki ve o istikamette insanın gönülden isteyerek inancına göre şekillenmesiydi. Nitekim İslam itikadına göre baskı karşısında iman edenin imanı makbul olmadığı gibi onun bu sözlerine güvenmek de mümkün değildir. Bu yönüyle dinin özü ihlas yani Allah rızası için samimâne inanmak ve yaşamaktır. Kur’ân’ın bu hususta Allah Resûlü’ne emri açıktır:<strong>“Bana, din ve ibadetimi yalnız Allah’a has kılarak gönülden O’na kulluk etmem emredildi.”</strong><span id="easy-footnote-12-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-12-5678" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü de tebliğ ve davet vazifesinde hiç kimseyi inanması için zorlamamış hatta ashabına da böyle bir şeye müsaade etmemiştir: Hicretten önce, çocukları doğduktan sonra yaşamayan Ensâr’dan bazı aileler, çocukları yaşarsa onları ehl-i kitabın dinine girmek üzere adardı. Bu sebeple Ensâr çocuklarının bir kısmı Yahudi ve hristiyanlık dinine girmişti. Ensâr’dan bu tür çocukları olanlar “Biz vaktiyle bunların dinlerini, bizim dinimizden daha üstün görürdük ve çocuklarımızı onun için o yola sevk ederdik. Madem ki şimdi İslam geldi, her halde bizim bunları almamız ve Müslümanlığa girmeye zorlamamız hakkımızdır.” demeye başladılar. Hatta Husayn adında Ensar’dan birinin iki oğlu, Sâlim İbn-i Avfoğulları’nın yanındaydı. Şam tüccarlarının da telkiniyle Hristiyanlığa girmişlerdi. Babaları onları yakalamış ve “Vallahi, Müslüman olmadan sizi bırakmam!” diye sıkıştırmıştı. Onlar da bu durumdan rahatsız olmuş ve durumu Resûlüllah’a sormak için huzura gelmişlerdi. Baba, haklı olarak “Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar benim ciğerparelerim! Onlar ateşe doğru giderken ben seyirci kalamam!” demişti. Vakayı dinleyen Allah Resûlü’ne ise “Artık dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapkınlıktan, hak yol batıl yoldan kesin çizgilerle ayrılmıştır.”  ayeti nazil olmuş ve O da “Onları kendi tercihleriyle baş başa bırak!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-13-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-13-5678" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Zira Kur’ân’ın beyanıyla <strong>“… Size Rabbinizden, hakikatin ta kendisi olan Kur’an geldi! Artık dileyen ona iman etsin, dileyen inkâr etsin…”</strong><span id="easy-footnote-14-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-14-5678" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> deyip meseleyi hür iradelere bırakmak temel ölçü olarak alınmalıydı.</p>
<p>Kur’ân, son peygamber olarak Allah Resûlü’ne tebliğde yol gösterirken <strong>“O halde (Resûlüm!) sen onlara öğüt ver/irşada devam et. Çünkü senin görevin sadece öğüt verip düşündürmektir. Yoksa sen onların üzerinde zorlayıcı olarak görevli değilsin.”</strong><span id="easy-footnote-15-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-15-5678" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurmuş ve vazifesinin baskı değil sadece tebliğ ve irşat olduğunu kendisine talim buyurmuştur. Dolayısıyla O’nun sünnetine tabi olan ümmetinin de tebliğ, davet ve eğitim adına kıyamete kadar takip edeceği yol da baskı değil hak ve hürriyetlere saygı, din ve vicdan özgürlüğü, sevgi, şefkat, mülâyemet, merhamet ve adalet olmalıdır. Aksi takdirde dinî tebliğ ve eğitimde yöntem olarak zorlama ve baskıyı kullananlar sonunda İslam’a ve İslâmî değerlere karşı nefretin oluşmasına sebebiyet vereceklerdir ki bu da hem dine hem de insanlığa hizmet değil büyük bir zarardır.</p>
<h4><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></h4>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zümer Sûresi, 39/62-67</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mümin Sûresi, 40/66</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kâfirûn Sûresi, 109/1-6</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İhlas Sûresi,112/1-4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Salâtu’l-Müsafirîn 15/98 (726); Tirmizî, Salât 192 (417); İbn Mâce, İkâmetu’s-salât 102 (1148, 1149)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Yunus Sûresi, 10/41</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Yunus Sûresi, 10/104</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Sebe’ Sûresi, 34/25, 26</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kasas Sûresi, 28/55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Şûra Sûresi, 42/15</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi, 3/256</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zümer Sûresi, 39/11. Ayrıca bkz. Mü’min Sûresi, 40/14; Beyyine Sûresi 98/5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Kurtûbî, Âlûsî ve İbn Âşûr, Bakara 256. ayetinin tefsirleri.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kehf Sûresi, 18/29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ğâşiye Sûresi, 88/21,22</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi-dr-selim-koc/">Tuzak teklifler ve Efendimiz’in din ve vicdan hürriyeti açılımı | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşliğe kıymamak için! &#8211; 2 &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/kardeslige-kiymamak-icin-2-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2021 13:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17967</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kardeşine Sövme!  İctimaî hayatta kardeşliğe; birlik ve beraberliğe zarar veren ve toplumda kavga ve düşmanlıkların oluşmasına sağlayan bir husus da kötü sözler ve sövmedir. Cenâb-ı Hak, bu tür sözleri sevmediğini&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslige-kiymamak-icin-2-dr-selim-koc/">Kardeşliğe kıymamak için! &#8211; 2 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Kardeşine Sövme! </strong></h4>
<p>İctimaî hayatta kardeşliğe; birlik ve beraberliğe zarar veren ve toplumda kavga ve düşmanlıkların oluşmasına sağlayan bir husus da kötü sözler ve sövmedir. Cenâb-ı Hak, bu tür sözleri sevmediğini şöyle ifade eder: <strong>“Allah, zulme </strong>(haksız itham ve iftiralara) <strong>uğrayanların </strong>(hakim karşısında konuşup hakkını savunması dışında) <strong>kötü sözün </strong>(ve çirkin işlerin) <strong>açığa vurulup söylenmesini sevmez…”</strong><span id="easy-footnote-1-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-1-5665" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Böylece O, toplum içinde fitne ve fesadı artıracak kötü söz ve cümlelerin kullanılmasını yasaklar. Zira bu tür ikili söz düelloları, zamanla insanları çok ciddi kavga ve ayrışmalara hatta çatışmalara kadar götürebilir.</p>
<p>Ardından gelen ayetle de Kur’ân, -zulüm ve haksızlığın devamına sebebiyet vermediği sürece- sabredip affetmeyi tercih etmenin, daha hayırlı olduğunu ifade eder: <strong>“Siz bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, bilin ki Allah da affedicidir, güçlüdür.”</strong><span id="easy-footnote-2-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-2-5665" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> İnsan, affettikçe ezileceğini daha da zelil duruma düşeceğini zannedebilir. Bu düşünceye karşı Allah Resûlü <strong>“…Kul affettikçe izzeti ve şerefi artar…”</strong><span id="easy-footnote-3-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-3-5665" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> buyurur ve affın insana değer kazandıran önemli bir dinamik olduğuna dikkat çeker.</p>
<p>Allah Resûlü, Müslümana sövmeyi bir fasıklık<span id="easy-footnote-4-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-4-5665" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> ve büyük günah olarak niteler.<span id="easy-footnote-5-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-5-5665" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Bunun için sövene karşı kendisini müdafaa etmek isteyen kimseye de üslubunu bozmama uyarısında bulunur: <strong>“Mazlum haddi aşmadıkça, sövmenin bütün mesuliyeti başlatan kimsenin üzerinedir.”</strong><span id="easy-footnote-6-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-6-5665" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Bu açıdan Allah Resûlü, mü’minin bu tür kötü söz ve davranışlardan uzak durmasını emrederken onu şöyle tarif eder: <strong>“Mümin, insanların şeref haysiyetlerine dil uzatıcı ve onlara lanet okuyucu değildir. O, kötü/çirkin söz söyleyip onlara küfreden/kötülük yapan ve onlara hayasızca muamele de bulunan kimse de değildir.”</strong><span id="easy-footnote-7-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-7-5665" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla bu tür durumlarda müminin şahsiyetini koruması için öfkesine ve duygularına kapılmaması önemlidir. Yoksa insanın, kötü söze karşılık verirken üslubunu ve ölçülerini koruması çok zordur. Aktif sabırla hakikatin ortaya çıkmasını beklemek ise en salim yoldur. Kötü sözle, kavgayı değil sabır ve iyi sözle iyiliği ve kardeşliği yüceltmek vazife bellenmelidir.</p>
<p>Allah Resûlü, Hz. Ebû Bekir’le sohbet ediyordu. Bulundukları yere bir adam geldi ve Hz. Ebû Bekir’e uygunsuz bir söz söyledi ancak o, kendisine hiçbir karşılık vermedi. Bunun üzerine adam tekrar kötü söz söyledi ve Hz. Ebû Bekir’e sataşmasını sürdürdü. O yine sabredip sessiz kaldı. Fakat adam, Hz. Ebû Bekir’in bu güzel davranışından ders alıp hakaretinden vazgeçeceğine tam tersi üçüncü kez hakaret etti. Daha fazla dayanamayan Hz. Ebû Bekir, kendini müdafaa için ona cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalalâtu vesselâm) hemen ayağa kalkıp oradan uzaklaşmaya başladı.</p>
<p>Bu duruma üzülen Hz. Ebû Bekir hemen arkasından koşarak “Ey Allah’ın Resûlü! Yoksa bana kızdınız mı?” diye sordu. Peygamber Efendimiz “O, sana sataştığında semadan bir melek inmiş ve seni müdafaa etmeye başlamıştı. Ancak sen cevap vermeye başlayınca gelen melek uzaklaştı ve hemen şeytan orada beliriverdi. Ben ise şeytanın bulunduğu bir ortamda asla durmam.”<span id="easy-footnote-8-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-8-5665" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Bu hususta ashab-ı kiram da çok dikkatli hareket eder; başkalarını küçük düşürecek şekilde konuşulmasına asla müsaade etmezlerdi. Bir gün Urve İbn-i Zübeyr, adı ifk hadisesine karışan Hz. Hassan İbn-i Sabit’i aşağılamak isteyince Hz. Âişe validemiz ona müsaade etmemiş ve “Onu aşağılama! Zira o, Allah Resûlü’nü müdafaa ederdi.” demiştir.<span id="easy-footnote-9-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-9-5665" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşini Aldatma!</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, hicretten kısa bir süre sonra kurduğu Medine çarşısını zaman zaman kontrol için gezer ve ticarî hayatın, adalet, doğruluk ve güven üzerine şekillenmesi için mücadele ederdi. Çarşı-pazar kontrollerinden birisinde buğday satan bir adamın tezgahına uğradı. Elini buğday dolu çuvalın içine daldırdı ve alt kısmın biraz ıslak olduğunu hissetti. Bir avuç aldı ve satıcıya “Niçin, bunun altı biraz yaş?” diye sordu. Satıcı “Akşam yağmur yağdı. Onun için biraz ıslandı.” diye mazaret beyan edince Efendimiz, “O zaman ıslak olanla olmayanı birbirinden ayrı pazarlamalı değil miydin?” dedi ve ardından kıyamete kadar gelecek bütün inananlara şu temel ölçüyü verdi: <strong>“Aldatan, bizden değildir!”</strong><span id="easy-footnote-10-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-10-5665" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p>Bu ilkeye riayet etmeyip müşterilerini bir şekilde kandırıp kazanç elde eden kimseler ise <strong>“…Müslümanın canı, malı ve onuru/şahsiyeti Müslümana haramdır.”</strong><span id="easy-footnote-11-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-11-5665" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> hükmüne göre hem haram işler hem de kul hakkına girerler. Kul hakkına girmemek ve uhuvvete zarar vermemek için sadece ticarî hayatta değil sosyal hayatta da mü’minlerin birbirini aldatması yasaklanır: <strong>“Her kim kardeşine, bile bile doğru olmayan bir görüş bildirirse ona ihanet etmiş olur.”</strong><span id="easy-footnote-12-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-12-5665" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Farklı vesilelerle aldatma üzerinde duran Allah Resûlü, bu meyanda kelime oyunlarıyla (ta’rîz) dahi olsa mü’minlerin aldatılmasını/yanıltılmasını onlara ihanet olarak değerlendirir: <strong>“Bir konuda seni tasdik ettiği halde kardeşine yalan söylemen, ne büyük ihanettir.”</strong><span id="easy-footnote-13-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-13-5665" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Kaldı ki hadislerde, “yalan söylemek, sözünde durmamak ve emanete ihanet etmek”<span id="easy-footnote-14-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-14-5665" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> münafıklığın üç alameti olarak sayılır ve bununla her çeşit yalan, iki yüzlülük ve ihanet yasaklanır.</p>
<h4><strong>Kardeşinin Satışı Üzerine Satış Yapma!</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, ticari ilişki ve ihtilaflardan kaynaklanacak gerilim ve kavgaların kardeşliğe zarar vermemesi için bir takım yasal düzenlemeler de yapar. Mesela, pazarlık sırasında satıcıyla alıcı arasına girip sunî fiyat artışı yapmak suretiyle alıcının malî açıdan zarara uğratılmasını yasaklar: <strong>“… Sakın, satın almayacağınız bir malın fiyatını, onu alacak kimseyi mağdur etmek için artırmaya kalkışmayın. Bir de sizden hiç bir kimse, kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın…”</strong><span id="easy-footnote-15-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-15-5665" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> Böylece O, hem başkalarının ticaretinin zarar görmesinin hem de kardeşlik atmosferinin bundan menfi manada etkilenmesinin önüne geçer.</p>
<p>Allah Resûlü, yine ticarî ihtilafların kardeşliğe zarar vermemesi için şöyle buyurur: <strong>“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Bir Müslümanın din kardeşine, malındaki kusuru açıklamaksızın satması helal değildir.”</strong><span id="easy-footnote-16-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-16-5665" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> Veda hutbesinde de kardeşliği nazara veren Allah Resûlü, maddî/ticarî ilişkilerin uhuvvete ve toplumun vahdetine zarar vermemesi için <strong>“…Bir Müslümana, gönül rızası olmadan kardeşinin malı helal olmaz.”</strong> buyurmuş<span id="easy-footnote-17-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-17-5665" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> ve alış-verişlerde karşılıklı rızaya da dikkat çekmiştir.</p>
<p>Haksız yere kardeşlerinin hakkını yemeleri/almaları durumunda ise bunun ötelerde karşılarına ateş olarak çıkacağı ihtarını yapmıştır: <strong>“Davalarınızda bana başvuruyorsunuz. Ben de bir insanım. Belki biriniz delilini diğerinden daha güzel ifade eder ve ben de ondan duyduğuma göre onun lehine hüküm veririm. Bu şekilde kime yanlışlıkla kardeşinin hakkından bir şey vermişsem asla onu almasın. Zira böyle bir durumda ona ben ancak bir ateş parçası vermiş olurum.”</strong><span id="easy-footnote-18-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-18-5665" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşinin Başına Gelen Belaya Sevinme!</strong></h4>
<p>Mü’minler arasında bazen maddî bazen fikrî bazen de güzel geçinememekten kaynaklanan ihtilaflardan dolayı kardeşlik duyguları zarar görebilir. Bu tür durumlarda en kısa yoldan sulh temin edilmeli ve zedelenen kardeşlik duygularının tamirine başlanılmalıdır. Yoksa düşmanlık duygularıyla hareket edip gerilimi devam ettiren kimseler farkında olmadan pek çok günah ve vebale girerler. Kur’ân bu tür durumlarda <strong>“…Sulh, daima hayırlıdır…”</strong><span id="easy-footnote-19-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-19-5665" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> buyurarak uzlaşmayı nazara verirken, Allah Resûlü de <strong>“Birbirinize karşı kin ve nefret beslemeyiniz! Hasetleşmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun!..”</strong><span id="easy-footnote-20-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-20-5665" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> buyurur ve kardeşliğin bu tür afetlerden korunmasını emreder.</p>
<p>Allah Resûlü’nün beyanıyla kalplerdeki kin ve buğz, mü’mini kardeşine bedduaya hatta “Başına bir bela gelse de sevinsem!” beklentisine sokar ki bu da onun için büyük bir gailedir: <strong>“Kardeşinin başına gelen bir şeye sevinip gülme! Sonra Allah ona merhamet edip seni aynı şeyle imtihan eder.”</strong><span id="easy-footnote-21-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-21-5665" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Dolayısıyla bu tür imtihanlara maruz kalmamak için kalplerdeki kin, nefret ve buğzu tedaviyle işe başlamak gerekir. Allah Resûlü’nün tedaviye başlangıç adına şu tavsiyesi çok kolay, pratik ve önemlidir: <strong>“El sıkışın, içinizdeki kin gitsin. Birbirinize hediye verin sevginiz artsın ve düşmanlıklar yok olsun.”</strong><span id="easy-footnote-22-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-22-5665" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span></p>
<p>Kaldı ki mü’min, kardeşlik hukuku gereği diğer kardeşleriyle kendisini tek vücut olarak düşünür ve ona göre hareket eder. Kardeşlerinin ıstırabını o da ruhunda hisseder ve dertlerine deva olma adına bilfiil koşturur. Kardeşleriyle arasındaki problemi büyütmez bilakis kardeşliği büyütecek şekilde hareket eder. Gerekirse özür diler ve aralarında meydana gelen hadiseyi bir an önce sağlıklı iletişime dönüştürür. Böyle bir durumda karşı tarafa düşen özrü kabul etmektir. Aksi takdirde Allah Resûlü’nün beyanıyla <strong>“Kardeşi samimi özür dilediği halde özrünü kabul etmeyen kişiye onun hatası gibi hata yazılır.”</strong><span id="easy-footnote-23-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-23-5665" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span></p>
<p>Mü’min, kardeşinin başına gelen musibete sevinen kimse değil bilakis kardeşlerinin gönlüne sevinç akıtan kimsedir. Zira Allah Resûlü’nün beyanıyla amellerin en faziletlilerinden birisi de budur: <strong>“İnsanların Allah’a en sevimlisi onlara en çok faydası dokunandır. Amellerin Allah’a en sevimlisi bir Müslümanın kalbine sevinç salmaktır. Mesela ya onun bir sıkıntısını gidererek ya borcunu ödeyerek ya da açlığını gidererek ona yardımcı olmaktır. Onun için bir mü’min kardeşimin ihtiyacı için koşturmam bana şu Mescitte bir ay itikafa girmemden daha sevimlidir. Kim öfkesini gerçekleştirme imkânı varken gazabına hâkim olursa Allah da kıyamet günü kalbini rıza ile doldurur. Kim de bir kardeşinin ihtiyacını gidermek için onun yardımına koşarsa, ayakların kaydığı gün Allah onun ayaklarını sabit kılar.”</strong><span id="easy-footnote-24-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-24-5665" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşine Silah Çekme!</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Müslümana sövmeyi ona hakaret etmeyi, fâsıklık olarak nitelediği gibi <strong>“… Onunla savaşmak da küfürdür.”</strong><span id="easy-footnote-25-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-25-5665" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> buyurur ve böyle bir davranışın insana küfre denk kötülükler/cinayetler işletebileceğine dikkat çeker. Ümmetine son emir ve tavsiyelerini yaptığı veda hutbesinde de <strong>“… Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kafirlere dönmeyin!”</strong><span id="easy-footnote-26-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-26-5665" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span> ikazını yapar ve haksız yere öldürme fiilini irtikap edenleri küfre düşme tehlikesine karşı uyarır. Zira böyle büyük bir günah insanı küfre kadar götürebilir.  Hatta toplumda çok büyük fitnelere ve savaşlara ve önü alınamayacak bölünmelere sebebiyet verebilir.</p>
<p>Allah Resûlü’nün bu hususta getirdiği yasaklardan biri de Müslümana karşı silah çekme yasağıdır. O nurlu beyanlarının birinde <strong>“Bize karşı silah doğrultan, bizden değildir.” </strong>buyurur<span id="easy-footnote-27-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-27-5665" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span> ve mü’minleri çok veciz ve etkili bir şekilde uyarır. Yine bir başka hadislerinde silahını kullanan kimseyi bekleyen kötü akıbete de şöyle dikkat çeker: <strong>“İki Müslümandan biri, din kardeşine silah çekerse, ikisi de cehennemin kenarındadırlar. Biri diğerini öldürürse ikisi birden girerler.”</strong><span id="easy-footnote-28-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-28-5665" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span> Bu konudaki bir başka hadislerinde de “<strong>İki Müslüman kılıçlarıyla karşılaştığında katil de maktûl de (öldürülen) cehennemdedir.” </strong>buyurur. Bunun üzerine kendisine <strong>“Ey Allah’ın Resûlü! Katili anladık fakat maktûl niçin cehenneme gider?” </strong>diye sorulur. Allah Resûlü de <strong>“Zira o da arkadaşını öldürmeye hırslıydı.”</strong> buyurur.<span id="easy-footnote-29-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-29-5665" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü değil Müslümana silah doğrultmayı ona, elde taşınan silah ve benzeri malzemelerle zarar verilmesini ya da korkutulmasını dahi yasaklar: <strong>“Yanında ok varken mescitlerimize veya çarşı-pazarımıza uğrayan kimse, Müslümanlardan herhangi birine onlardan bir zarar gelmemesi için okunun ucunun demirlerini eliyle tutsun.”</strong><span id="easy-footnote-30-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-30-5665" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span> Yine bundan dolayı silahla şakalaşmayı da yasaklar ve: <strong>“Sizden bir kimse kardeşine silah doğrultmasın. Zira şeytan parmağına dokunur da o da cehennemi boylar.”</strong><span id="easy-footnote-31-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-31-5665" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span> buyurur.</p>
<h4><strong>Kardeşine Hiçbir İyiliği Küçük Görme! </strong></h4>
<p>Mü’minlerin kardeşlik ahlakı ve hukuku adına dikkat edecekleri önemli bir nokta da birbirlerine yapacakları hiçbir iyiliği küçümsememeleridir. Bu hususta Allah Resûlü, Hz. Ebû Zerr’e <strong>“Din kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa hiçbir iyiliği küçük görme!”</strong><span id="easy-footnote-32-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-32-5665" data-hasqtip="31" aria-describedby="qtip-31"><sup>32</sup></a></span> buyurur ve kardeşlik bağlarını taze ve güçlü tutma adına ashabına/ümmetine yol gösterir. Genel manada Allah Resûlü, iyiliği, sadaka ibadetiyle de irtibatlı ele alır ve şöyle buyurur: <strong>“Her iyilik sadakadır.</strong> <strong>Kardeşini güler yüzle karşılaman, kovandan ihtiyacı olan bir şeyi onun kovasına boşaltman da bu tür iyiliklerdendir.”</strong><span id="easy-footnote-33-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-33-5665" data-hasqtip="32" aria-describedby="qtip-32"><sup>33</sup></a></span> Bir başka hadislerinde yine Ebû Zerr’e hiçbir iyiliği küçük görmemesi gerektiği dersini verirken <strong>“… Şayet bir et satın alıp et çorbası yapacak olursan suyunu biraz fazla koy ve ondan komşuna da takdim et.”</strong> buyurur.<span id="easy-footnote-34-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-34-5665" data-hasqtip="33" aria-describedby="qtip-33"><sup>34</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, mü’minlerin birbirine olan sevgisini artırıp aralarındaki kardeşlik bağlarını güçlendirecek her türlü iyiliğe müminleri teşvik etmiştir: <strong>“Selamı aranızda yayın. Yemek yedirin ve Allah’ın size emrettiği gibi kardeşler olun!”</strong><span id="easy-footnote-35-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-35-5665" data-hasqtip="34" aria-describedby="qtip-34"><sup>35</sup></a></span> Allah Resûlü, toplum fertlerinin tanışması ve kaynaşması adına selamın yaygınlaştırılması üzerinde özellikle durmuştur. Bu hususta insanları tanıdık ya da tanımadık herkkese selam vermeye davet etmiştir. Kendisine, “Hangi İslam daha hayırlıdır?” diye sorulunca <strong>“Yemek yedirmen ve tanıdığın ya da tanımadığın herkese selam vermendir.” </strong>buyurmuştur.<span id="easy-footnote-36-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-36-5665" data-hasqtip="35" aria-describedby="qtip-35"><sup>36</sup></a></span> Emniyet ve güven ortamının oluşması için selamı çok önemseyen Allah Resûlü, meseleyi imanla da irtibatlı şöyle ele alır: <strong>“Beni yaşatan Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın!”</strong><span id="easy-footnote-37-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin-2/#easy-footnote-bottom-37-5665" data-hasqtip="36" aria-describedby="qtip-36"><sup>37</sup></a></span></p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, mü’minler arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirmek ve bu bağa zarar verilmemesi için sözlü ve fiili olarak alınması gerekli her türlü önlemi almış ve çok hayati uyarı ve ikazlarda bulunmuştur. Sosyal ilişkilerde kardeşliği zedeleyecek ve toplumun birlik ve beraberliğine zarar verecek her olumsuz söz ve fiili yasaklamıştır.  O’nun koyduğu bu ölçüler yaşandığı ve yaşatıldığı ölçüde içtimai hayatta huzur, emniyet, güven ve barış hâkim olacaktır. Bugün insanlığı ve toplumları tehdit eden terör, şiddet, ırkçılık ve düşmanlık duyguları gibi olumsuz problemler karşısında bu evrensel kardeşlik ilkelerinin yaşatılması önemli katkılar sağlayacaktır. Yoksa kardeşliği hayatlarına hâkim kılamayan kimseler, beşerî hırs ve garîzeleriyle dünyayı yaşanmaz bir hale çevirecek ve hayatı hem kendilerine hem de gelecek nesillere zehir edecektir.</p>
<h4><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></h4>
<p>&nbsp;</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nisa Sûresi, 4/148</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nisa Sûresi, 4/149</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 19/69 (2588)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, İman 36; Müslim, İman 64</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebu Davud, Edeb 40</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 18/68 (2587); Ebû Dâvud, Edeb 47; Tirmizî, Birr 51</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 48</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 49</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Menâkıb 16; Meğâzî 34</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, İman 43/164 (102); Ebû Dâvud, Buyu’ 52</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 10/32 (2564)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, İlim 8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 79</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, İman 24; Müslim, İman 25/107 (59)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Buyu’ 58; Müslim, Buyu’ 6 (1413/52); Nikah 6/49-56 (1412-1414)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Ticaret 45</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Tirmizî, Tefsir 10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Ahkâm 20; Müslim, Kitabu’l- Ekdıyye 3/4 (1713)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nisa Sûresi, 4/128</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Edeb 57; Müslim, Birr 7/23 (2559)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Sıfatu’l-kıyâme 54</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mâlik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 4/16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Edeb 23</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, (6026); Müzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, II/265</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, İman 28/116 (64)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, (121); Müslim, İman 29/118 (65)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Fiten 7 ; Müslim, İman 43/164 (101)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Fiten 4/16 (2888)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, İman 22; Müslim, Fiten 4/14 (2888)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Salât 66, Fiten 7; Müslim, Birr 34/120-124 (2614)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Fiten 7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-32-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 43/144 (2626); Tirmizî, Eti’me 30</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-33-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 45</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-34-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Et’ime 30</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-35-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Et’ime 1</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-36-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İsti’zân 9; Müslim, İman 14/63 (39)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-37-5665" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, İman 22/93 (54)</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslige-kiymamak-icin-2-dr-selim-koc/">Kardeşliğe kıymamak için! &#8211; 2 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşliğe kıymamak için! &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/kardeslige-kiymamak-icin-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2021 15:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resûlü, “kardeşliği” besleyen ve pekiştiren davranışları talim buyurduğu gibi1 buna aykırı tavır, davranış ve yanlışlara karşı da telkinlerde bulunmuş; “kardeşliği” özel koruma altına almıştır. O, bu emir ve tavsiyeleriyle mü’minlerin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslige-kiymamak-icin-dr-selim-koc/">Kardeşliğe kıymamak için! | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resûlü, “kardeşliği” besleyen ve pekiştiren davranışları talim buyurduğu gibi<span id="easy-footnote-1-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-1-5662" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> buna aykırı tavır, davranış ve yanlışlara karşı da telkinlerde bulunmuş; “kardeşliği” özel koruma altına almıştır. O, bu emir ve tavsiyeleriyle mü’minlerin can, mal ve şahsiyetlerini teminat altına aldığı gibi her çeşit hukuksuzluğun önüne geçmiş, onlar arasında hakkaniyet ve adaleti de ikame etmiştir.</p>
<p>Bu çerçevede O (aleyhissalâtu vesselâm), her türlü zulüm ve haksızlığı, menfaatperestliği, ırkçılığı, yakınlarını kayırmayı, kini, nefreti, intikam duygularını, hasedi, gıybeti, su-i zan, yalan ve aldatmayı, iftirayı ve başkalarıyla alay etmeyi, insanları hor ve hakir görmeyi, onları yalnızlığa terk etmeyi, kötü lakap takmayı, onlarla tartışmayı vs. gibi kardeşlik hukuk ve ahlakına sığmayan ve insanın omuzlarına ağır veballer yükleyen birçok davranışı da yasaklamıştır.</p>
<p><strong>Kardeşini Hor Görme! </strong></p>
<p>Allah Resûlü’nün kardeşliği koruma adına verdiği ilkelerden ilki mü’minlerin, birbirlerinin onur ve şahsiyetine zarar vermemeleridir.O, bunu ifade buyururken önemine binaen “can ve malın dokunulmazlığı” ile birlikte ele alır, <strong>“Müslüman’ın, kardeşini hakir görmesi, ona günah olarak yeter!” </strong>buyurur ve<strong> </strong>bunu gerekçelendirirken de meseleyi şöyle açar: <strong>“Zira her Müslümana, kardeşlerinin canına zarar vermek, malını haksız yollarla yemek ve onurunu/şahsiyetini çiğnemek haram kılınmıştır.”</strong><span id="easy-footnote-2-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-2-5662" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<p><strong>Kardeşinle Tartışma! </strong></p>
<p>Kardeşliğe, birlik ve beraberliğe en çok zarar veren hususlardan bir tanesi de ölçüsüz ve nefsanî tartışmalardır. Bu sebepledir ki maksadı hakikati bulmaya yönelik olmayan tartışmalar İslam ahlakında mezmum kabul edilmiş ve yasaklanmıştır. Allah Resûlü, <strong>“Kardeşinle tartışmaya tutuşma. Onunla kırıcı şekilde şakalaşma ve ona, yerine getiremeyeceğin sözü verme!”</strong><span id="easy-footnote-3-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-3-5662" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> buyurur ve Müslümanlar arasında niza ve kavgaya sebebiyet verecek davranışları yasaklar. Yine O, <strong>“Meşru bir sebep olmadan kardeşinle kavgaya/tartışmaya tutuşman sana günah olarak yeter!”</strong><span id="easy-footnote-4-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-4-5662" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> buyurur ve menfi rekabetten kaynaklanan bu tür davranışların büyük günah olduğuna dikkat çeker.</p>
<p>Bu anlamda kardeşliğe zarar verecek bir davranışta diyalektiktir. Allah Resûlü, <strong>“Kardeşini söz ve mana hatalarını araştırıp onlar üzerinden kendisiyle tartışman ve onu mahcup etmeye kalkışman sana günah olarak yeter. Faydasız bir tartışmayı devam ettirmen de zulüm olarak sana yeter.”</strong><span id="easy-footnote-5-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-5-5662" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> buyurur ve kardeşliğe kalıcı zararlar verecek böyle bir yanlışa düşülmemesi için ikaz eder.</p>
<p>Allah Resûlü, mü’minlere bu ilkeyi vermesinin yanında istenmeden de olsa tartışamaya girildiği durumlarda ise uhuvvete zarar verilmemesi için bir an önce tartışmanın sonlandırılmasını tavsiye eder. Hatta bu davranışı sergileyenlere cennetin ortasında bir köşk verileceğini şöyle müjdeler: <strong>“Haklı olduğu halde sırf tartışmayı sonlandırmak üzere ilk adımı atan kimseye cennetin kenarında bir köşke ben kefilim…</strong>“<span id="easy-footnote-6-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-6-5662" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Dolayısıyla asıl olan hiç tartışmamaktır. Fakat nefis ve egolara hâkim olunamadığı için bir tartışma açılırsa bu esnada sünnet olan onu bir an önce sonlandırma istikametinde adım atmaktır. Hatta bir başka nurlu beyanlarında Allah Resûlü, <strong>“… Kul, haklı dahi olsa tartışmayı terk etmedikçe hakkıyla iman etmiş olamaz.”</strong><span id="easy-footnote-7-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-7-5662" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> buyurur ve bu davranış tarzını imanla irtibatlandırır.</p>
<p><strong>Kardeşine, Küsme!</strong></p>
<p>Kardeşlik hukuku adına bilinmesi gerekli bir husus da müminlerin birbirine küsmesinin asla helal olmadığıdır.<span id="easy-footnote-8-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-8-5662" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Ancak ikili ilişkilerde bazen çeşitli sorunlar yaşanabilir ve buna bağlı olarak insan kırılabilir ve muhatabına darılabilir. Fakat bu durumda da sünnet, küslüğe bir üst sınır getirmiştir: <strong>“Müslümanın, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir. Onlar birbirleriyle karşılaştıklarında birisi yüzünü şu taraf, diğeri ise öte tarafa çevirir. Onların en hayırlısı önce selam verendir.”</strong><span id="easy-footnote-9-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-9-5662" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span>, <strong> “Selamı alıp barışan, sulhun mükafatına ortak olur. Barışmayıp direten ise küslüğün bütün günahını yüklenir.”</strong><span id="easy-footnote-10-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-10-5662" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p>Bu hükmün yanında sebep ne olursa olsun dargınlığı uzatmanın Allah katında bağışlanmaz bir günah olduğuna da dikkat çeken Efendimiz, bu hususta müminleri şu veciz ifadeyle de barışmaya çağırır: <strong>“Her pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah’a arz olunur. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kimse dışında Allah’a şirk koşmayan her kulun -zulüm hariç-günahları bağışlanır. Meleklere siz iki kişiyi barışıncaya kadar tehir edin, buyrulur.”</strong><span id="easy-footnote-11-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-11-5662" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Zira küslüğü devam ettirmek, Allah’ın içtimai hayat adına çok önem verdiği kardeşlik hukukunu korumamak, adeta onu yok saymaktır. Halbuki mü’min, Allah’ın değer verdiklerine değer veren kimsedir. Birbirini affetmeyerek küslüğü devam ettirip kardeşlik şeâirini çiğneyenleri, Allah da affının dışında tutmaktadır. Dargınlığı uzatarak bunu intikama dönüştürenlerin ise yüklendikleri vebalin büyüklüğünü şöyle ifade eder: <strong>“Müslüman kardeşine bir yıl küs duran onun kanını dökmüş gibidir.”</strong><span id="easy-footnote-12-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-12-5662" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Ayrıca Allah Resûlü, üç günden fazla küslüğü devam ettirirken ölen bir kimsenin cennete giremeyeceği ikazını da yapar.<span id="easy-footnote-13-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-13-5662" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p><strong>Kardeşine Su-i Zan Besleme! </strong></p>
<p>Kardeşlik hak, hukuk ve ahlakının bir gereği de mü’minlere karşı kötü zan beslememek ve buna bağlı olarak onlar hakkında dedikodu üretmemektir. Cenâb-ı Hak <strong>“Ey iman edenler! zandan çok sakının; çünkü zannın büyük bir kısmı günahtır. (Çeşit çeşit zanlara kapılıp) birbirinizin gizliliklerini de araştırmaya kalkmayın…”</strong><span id="easy-footnote-14-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-14-5662" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> buyurur ve böyle bir bağımlılığı yasaklar. Bir insanın kalbinden geçenleri ancak Allah bilir. İnsan, “niyet okumacılığı” yaparak ihtimaller üzerinden hareket edip kardeşliğe, sosyal ilişkilerine ve kendi maneviyatına zarar vermemelidir. Zira su-i zanda bulunmak müminlerin kardeşlik bağlarını zedelemekle kalmaz, aralarında dedikodu ve gıybetin yaygınlaşmasına ve sonunda çeşitli fitne, fesat ve düşmanlıkların ortaya çıkmasına sebebiyet verir.</p>
<p>Allah Resûlü de su-i zannı yasaklarken <strong>“Su-i zandan sakının. Zira su-i zan sözün en yalanıdır!…”</strong><span id="easy-footnote-15-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-15-5662" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurur ve onun yalanın bir türü olduğunu belirtir. Zira insan çoğu zaman içindeki su-i zannını başkasıyla da paylaşır ve aslı olmayan bir şeyi söyleyerek yalana da girmiş olur. Yalan söylemek ise yine O’nun beyanıyla ancak münafıklığın alametidir.<span id="easy-footnote-16-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-16-5662" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü su-i zandan nehyetmenin yanında mü’minleri hüsn-ü zanna da teşvik etmiştir. O, <strong>“Bir kimsenin hüsn-ü zan sahibi olması onun kulluğunun güzelliğindendir.”</strong><span id="easy-footnote-17-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-17-5662" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> buyurmuş ve insanlar hakkında samimi ve güzel niyetler taşımayı, onlara karşı güzel kanaatler beslemeyi, Allah’a kulluğun bir çeşidi olarak saymıştır.  Fakat burada şu kaydı da düşmemiz gerekir ki İslam’da hüsn-ü zan önü açık sonsuz bir güven kredisi değildir. Zira bunun da bir haddi vardır. Hüsn-ü zan etmek mümkün oldukça ona kilitlenmek esastır. Fakat yine Allah Resûlü’nün beyanıyla <strong>“Bir mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.”</strong><span id="easy-footnote-18-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-18-5662" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> Dolayısıyla insan zarar gördüğü kimse hakkında daha dikkatli ve temkinli hareket etmeli onunla ilişkilerini zarar görmeyeceği mesafede götürmelidir. Hüsn-ü zan ettiği hususlarda yanıldığı ortaya çıkarsa o zamanda “hüsn-ü zan adem-i itimad” prensibine göre hareket etmeli ve daha tedbirli olmalıdır.</p>
<p><strong>Kardeşini Gıybet Etme! </strong></p>
<p>Kur’ân, su-i zannı yasaklarken, <strong>“… Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın!”</strong> buyurur ve su-i zanların insanı sürükleyeceği gıybeti de haram kılar. Ardından da <strong>“Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz değil mi?”</strong><span id="easy-footnote-19-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-19-5662" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> buyurur ve gıybetin ne kadar çirkin bir davranış olduğunu çok beliğ bir şekilde ifade eder.</p>
<p>Allah Resûlü bir gün ashabına <strong>“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?”</strong> diye sorar. Onlar <strong>“Allah ve Res’ulü daha iyi bilir.”</strong> diye cevap verirler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, <strong>“Gıybet, Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şekilde anmasıdır.”</strong> buyurur.  Orada hazır bulunanlardan birisi, <strong>“Ya benim dediğim şey onda varsa! Bu da gıybet olur mu?”</strong> diye sorar. Allah Resûlü, <strong>“Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Söylediğin onda yoksa bir de iftirada bulunmuş olursun.”</strong> buyurur.<span id="easy-footnote-20-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-20-5662" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla bir kimsenin “dedikodusunu yapmak” anlamına gelen gıybet, insanları bedeni yapısı, huyları, nesebi, işi, ailesi ya da elbisesi vs gibi hususlarda hoşlanmayacağı şekilde gıyabında eleştirmek, çekiştirmek ve aleyhinde konuşmaktır. Bunu yapan kimse kardeşinin onur ve şahsiyetine zarar verdiği için kul hakkına girmiş olur. Bundan dolayıdır ki Allah Resûlü, <strong>“Büyük günahların en büyüklerinden birisi de Müslümanın aleyhinde haksız yere ileri geri-konuşup onun onur ve şahsiyetine dil uzatmaktır.”</strong><span id="easy-footnote-21-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-21-5662" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> buyurur ve bunun büyük bir günah olduğunu net olarak ifade eder. Zira gıybet sadece birisini arkadan çekiştirme ve yaralama olarak kalmaz sonucu itibariyle kişileri, aileleri hatta içinde yaşanılan bütün bir toplumu menfi olarak etkiler. İnsanlar arasında sağlıklı iletişimi bozduğu gibi kardeşliğe de zarar verir, insanları birbirine düşürür ve düşman yapar; fert ve toplumun huzurunu kaçırır.</p>
<p>Gıybet yapan kimse büyük günah işlediği için hem “fasık” hem de kul hakkına girdiği için “zalim” olur. Böyle bir kimse istiğfar etmesi gerektiği gibi hakkına girdiği izzet ve şerefine zarar verdiği kimseyle de helalleşmelidir. Hakkına girilen kimse öldüyse de onun için de dua ve istiğfarda bulunulmalıdır.<span id="easy-footnote-22-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-22-5662" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span> Gıybet ve dedikodudan kaçınmanın zorluğu ve bu günahın büyük bir vebal oluşundan dolayıdır ki Allah Resûlü, hiçbir müminin mahşerde zor durumda kalmaması için kardeşlerine onur ve şahsiyetinden kaynaklanan haklarını daha baştan helal etmesini de tavsiye etmiştir.<span id="easy-footnote-23-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-23-5662" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span></p>
<p>Bu hususta Allah Resûlü’nün müminlere verdiği bir vazifede kardeşlik hak ve hukukunun gereği birbirlerinin ırz ve şahsiyetlerini koruma vazifesidir. Bu vazifeyi yerine getirenler dünyada kazandıkları gibi ötelerde de kazanacaklardır: <strong>“Kim bir Müslümanı kötülemek için hakkında bir şey uydurursa Allah onu kıyamet günü o günahından temizleneceği ana kadar sırat köprüsü üzerine hapseder. Kim de bir münafığa karşı Müslümanı, onun gıybet ve iftiralarına karşı korursa Allah da kıyamet günü bir melek görevlendirir ve onun vucudunu cehennem ateşinden korur.”</strong><span id="easy-footnote-24-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-24-5662" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> Yine <strong>“Bir kimse herhangi bir Müslümanın şahsiyetine zarar vermek için onun hakkında bir şey söyler/uydurur ya da iftira atarsa Allah (celle celâluhu) onu ‘Sırat’ köprüsü üzerinde hapseder. Bu günahının cezasını çekeceği ana kadar da oradan kurtulamaz.”</strong><span id="easy-footnote-25-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-25-5662" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> Zira dediği şey/ayıp onda varsa bu gıybetinin cezası, söylediği şey onda yoksa iftirasının cezasıdır. Bu durumda ortada ya gıybet ya yalan ya da bühtan vardır.</p>
<p>Allah Resûlü de bu konuda hassasiyet gösterir ve her vesileyle çevresine bunu talim buyururdu. Bir gün Hz. Âişe validemiz, kıskançlık duygularına kapılarak Hz. Safiyye hakkında Efendimiz’e, “Onun kısa boyu sana yeter!” diye bir söz söylemişti. Bunun üzerine yüz hatları değişen Allah Resûlü, <strong>“Ey Âişe öyle bir söz söyledin ki eğer o söz denizin suyu ile karışsa onu ifsat eder tadını ve kokusunu değiştirirdi.”</strong><span id="easy-footnote-26-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-26-5662" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span> buyurmuş ve bununla hem Hz. Safiyye’nin onurunu korumuş hem de Hz. Âişe validemize ve onun şahsında bütün müminlere kardeşlerinin şerefini müdafaa dersi vermişti.</p>
<p>Ashab-ı kiram da kardeşlerini müdafaa etme de hassasiyet gösterir gıybete kapı aralayacak konuşmalara mani olurlardı. Tebük seferi esnasında Allah Resûlü, gazveye katılmayan Ka’b İbn-i Malik’i sorunca orada bulunanlardan birisi, <strong>“Ey Allah’ın Resûlü! Onu zenginliği ve kendisini beğenmesi alıkoydu.”</strong> diye bir yorumda bulundu. Bunun üzerine Muaz İbn-i Cebel <strong>“Ne kötü söz söyledin!”</strong> diye onu susturdu ve Hz. Ka’b’ı şöyle müdafaa etti: <strong>“Ey Allah’ın Resûlü! Biz onun hakkında hayırdan başkasını bilmiyoruz/düşünmüyoruz.”</strong><span id="easy-footnote-27-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-27-5662" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span></p>
<p>Bunların yanında Allah Resûlü, gıybet yapanların ahirette karşılacakları cezayı tarif ederek de bu kötü alışkanlıktan insanları sakındırır: “Miraca götürüldüğümde, bakırdan tırnakları olan bir topluluğa uğradım. Tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini parçalıyorlardı. Cebrail’e “Bunlar kimlerdir?” diye sordum. Bana<strong>“Bunlar, (gıybet ederek) adeta insanların ölü etlerini yiyen ve onların şahsiyetlerini/ırzlarını ayaklar altına alan kimselerdir.” </strong>buyurdu.<span id="easy-footnote-28-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-28-5662" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span></p>
<p><strong>Kardeşinle Alay Etme!</strong></p>
<p>Gıybet sözle olacağı gibi el, kol hareketleri kaş-göz işaretleri, yazı, resim ve karikatürle de yapılabilir. Taklit edilen ya da kendisiyle bu şekilde alay edilen herkes bundan incinir ve rahatsızlık duyar; insan onur ve şahsiyeti zarar görür. Böyle bir durum Müslümanlar arasında hem uhuvvete ve vahdete hem de sağlıklı iletişime çok büyük zararlar verir. Bundan dolayıdır ki Cenab-ı Hak müminlerin kardeş olduğunu bildirdiği ayetin hemen ardından bu mezmum davranışı kesin olarak yasaklar:</p>
<p><strong>“Ey İman edenler! Hiçbir kişi veya toplum, başka bir toplumu küçümseyip alaya almasın. Belki o beğenmedikleri insanlar Allah katında kendilerinden daha üstündürler. Aynı şekilde, kadınlar da başka topluma mensup kadınları alaya almasın. Belki o küçümsedikleri kadınlar, kendilerinden daha üstündürler. Meşru eleştiri sınırını aşıp birbirinizi kırıcı sözlerle de ayıplamayın. Birbirinizi küçük düşürecek lakaplar da takmayın/kullanmayın.”</strong><span id="easy-footnote-29-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-29-5662" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span></p>
<p>Bu şekilde müminleri yaralayan ve alay edenler büyük günah işlerler. Onun için ayetin devamında böyle yapan kimselere şu ikaz yapılır: <strong>“İmanla şeref kazandıktan sonra insanın adının günahkâra çıkması/fasık damgası yemesi ne fena bir şeydir.”</strong> Ancak Kur’an, bu tür yanlışa düşenleri ümitsizliğe de sevk etmez, onlara kurtuluş kapısını açık tutar ve tövbeye davet eder: <strong>“Bu duruma düşen kimseler tövbe ederse kurtulur, tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”</strong><span id="easy-footnote-30-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-30-5662" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span></p>
<p>Kur’an’da bu konu önemine binaen müstakil bir sûrede de ele alınır ve ictimaî hayatta derin yaralar açan böyle bir günahın cezası özellikle dile getirilir: <strong>“Gizli-açık- iftira, dedikodu ve gıybet yaparak insanları arkadan çekiştiren; kaş-göz işaretleriyle onları aşağılayıp alaya alan her küstahın vay haline! Malı mülkü kendisini sonsuza dek yaşatacak sanır. Hayır aksine o, kırıp geçiren ve iliklere işleyen bir ateşin dibine, “Hutame”ye  atılacak. Bilir misin, nedir Hutame? O, Allah tarafından tutuşturulmuş bir ateştir. Ta yüreklere işleyen bir ateş. Bu ateş mahzeninin kapıları üzerlerine kapatılacaktır. Kendileri de uzun sütunlara bağlı bırakılacaklardır.”</strong><span id="easy-footnote-31-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-31-5662" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span></p>
<p>Bu hususta çok hassasiyet gösteren Allah Resûlü çevresine de aynı dikkati ders verir. Bir gün bir validemiz, birisini tarif etmek için davranışlarını taklit ederek anlatmaya çalışınca O, (aleyhissalâtü vesselâm) bundan hoşlanmamış ve <strong>“Karşılığında bana dünyayı verseler bile, bir insanı hoşlanmayacağı bir şey ile asla taklit ve tavsif etmem.” </strong>buyurur.<span id="easy-footnote-32-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslige-kiymamak-icin/#easy-footnote-bottom-32-5662" data-hasqtip="31" aria-describedby="qtip-31"><sup>32</sup></a></span></p>
<p>Burada üzerinde durulması gerekli bir konu da kendisiyle bu şekilde alay edilen ya da şahsiyeti rencide edilen kimse bundan haberi olduğunda misliyle karşılık vermemelidir. Zira bu durumda o da aynı günahı işlemiş olur. Buna karşılık öfkesine yenik düşmemesi ve kendisine karşı yapılan bu tür saldırı ve yanlışları, güzellikle savması ya da hukuki yollara başvurarak tashihe çalışması daha mümince bir yol olacaktır.</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></h4>
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/">https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/</a> ve<a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/"> https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 10/32 (2564)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 58</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 58</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Beyhâkî, Şuabu’l-İman, VI/340 (8433)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, II/352, 364; Heysemî, Zevâid, I/92</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Birr 8/26 (2561)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Edeb 62; Müslim,  Birr 8/25; Tirmizî, Birr 21</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Dâvud, Edeb 55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 11/35, 36 (2565)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Dâvud, Edeb 55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/12</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 9/28 (2563)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, İman 24; Müslim, İman 25/107, 108 (599)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 88</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Edeb 83; Müslim, Zühd 13/63 (2998)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/12</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 70; Ebu Davud, Edeb 40</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebu Davud, Edeb 40 (4876, 4877)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, II/145</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebu Davud, Edeb 43 (4886, 4887)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 41</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 41</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 40</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Meğâzî 79; Müslim, Tevbe 9/53 (2769)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 40</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/11</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/11</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hümeze Sûresi, 104/1-9</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-32-5662" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 40</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslige-kiymamak-icin-dr-selim-koc/">Kardeşliğe kıymamak için! | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşlik hakkı için!-2 &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-2-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 11:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kardeşine Tevâzu ve Şefkat Kanatlarını Ger! Rahmeti sonsuz Allah (celle celâluhu), “Sana tabi olan müminlere kol kanat ger!”1 buyurur ve Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalâtu vesselâm) mü’minlerle olan ilişkilerinde tevazu ve şefkati esas alması&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-2-dr-selim-koc/">Kardeşlik hakkı için!-2 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Kardeşine Tevâzu ve Şefkat Kanatlarını Ger!</strong></h4>
<p>Rahmeti sonsuz Allah (celle celâluhu),<strong> “Sana tabi olan müminlere kol kanat ger!”</strong><span id="easy-footnote-1-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-1-5654" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> buyurur ve Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalâtu vesselâm) mü’minlerle olan ilişkilerinde tevazu ve şefkati esas alması gerektiğini talim eder. O da bu hususta o kadar hassasiyet gösterir ki <strong>“…Kalbi müminler üzerine titrer, onlara karşı pek şefkatli ve merhametli”</strong> davranır.<span id="easy-footnote-2-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-2-5654" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Aslında bu, Allah Resûlü’nün şahsında bütün mü’minlere yapılmış bir tavsiyedir. Nitekim Efendimiz de <strong>“Allah Teâla Bana: ‘O kadar mütevâzi olun ki kimse kimseye böbürlenmesin, kimse kimseye zulmetmesin!’ </strong>diye bildirdi.” buyurur.<span id="easy-footnote-3-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-3-5654" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân da Rahman’ın has kullarının vasıflarını sayarken tevazuyu öne alarak <strong>“O Rahmân’ın kulları ki yeryüzünde kibir ve gösterişten uzak, son derece ağırbaşlı, saygılı ve mütevâzi yürürler. Hatta Rablerinin emirlerini tanımayan cahiller kendilerine sataştığında, onurlu ve efendi bir tavırla karşılık vererek ‘Selam olsun sizlere!’ Biz sizlerle bir olamayız’ der ve geçerler.”</strong><span id="easy-footnote-4-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-4-5654" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> buyurur. Cahil ve kaba insanların uygunsuz söz ve davranışları hatta saldırgan tavırları, onların tevazu anlayış ve uslûbunu bozmadığı gibi yürümeye azmettikleri hak yoldan da alıkoymaz.</p>
<p>Yine Kur’ân’ın beyanıyla tevazuyu tabiatlarının bir derinliği haline getirmeyi başarmış kimseler, <strong>“Mü’minlere karşı daima şefkatli ve mahviyet içindedirler.”</strong><span id="easy-footnote-5-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-5-5654" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Allah Resûlü’nün beyanıyla bu seviyeyi ulaşan ve bu halini koruyan kimseler maddî-manevî yükseltilir, kibre girip çalım çakanlar ise alçaltılır.”<span id="easy-footnote-6-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-6-5654" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşinin Hatalarını Araştırma, Ört!</strong></h4>
<p>Allah ve Resûlü’nün kardeş ilan ettiği mü’minlerde, görmek istediği bir fazilet de başkalarının özel hallerini, hatalarını, günahlarını ve ayıplarını araştırmamak bilakis örtmek, onları ifşa edip yaymamaktır. Kur’ân, <strong>“…Tecessüs etmeyin!..”</strong><span id="easy-footnote-7-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-7-5654" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> yani “Birbirinizin günahlarını/ayıplarını araştırmayın!” buyurur ve kardeşliğe zarar verecek bu davranışı, yasaklar. Allah Resûlü de kardeşliği koruma adına birçok hususu gündeme getirdiği nurlu beyanlarının birinde <strong>“Zandan sakının! Zira zan sözün en yalan olanıdır. Birbirinizin mahrem hayatını araştırmaya kalkışmayın, birbirinizin özel konuşmalarını dinlemeyin. Birbirinize hased etmeyin, kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinizle menfi rekâbete girmeyin! Birbirinizin alış-verişini kızıştırmayın! Ey Allah’ın kulları kardeş olun!”</strong><span id="easy-footnote-8-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-8-5654" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> buyurur ve tecessüsle beraber birçok kötü huy ve davranışı da yasaklar.</p>
<p>Rehber-i Ekmel (aleyhissalatü vesselam) Müslümanların ayıplarını araştırmaya kalkışacak kimseleri ikaz ettiği hitaplarının birinde de şöyle buyurur: “<strong>Ey dilleriyle Müslüman olan fakat henüz daha imanın kalplerine tam olarak yerleşmediği kimseler! Müslümanlara eziyet etmeyin, onları ayıplamayın! Onların ayıplarını da araştırmayın! Zira her kim Müslüman bir kardeşinin ortaya çıkmasını istemediği bir günahını/hatasını ortaya çıkarır ve bu suretle kendisini mahcup ederse Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği özel hallerini meydana çıkarır. Bu suretle yaptığına karşılık kendi evi içinde bile olsa onu rezil eder.”</strong><span id="easy-footnote-9-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-9-5654" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla mü’mine düşen görev, kardeşlerinin ayıplarını araştırmak ve onu rezil etmek değil bilakis ayıplarını örterek onu aziz kılmaktır. Bunun içindir ki Allah Resûlü, kardeşliğin gereklerini ifade ettiği bir hadislerinde bu hususu da dile getirerek sözlerini şöyle tamamlar: “…<strong>Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da onun kıyamet günü bir ayıbını örter.”</strong><span id="easy-footnote-10-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-10-5654" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Yine bir başka beyanlarında, ayıpları örtmemenin psikolojik tesirine de temas eder ve böyle bir davranışın muhatabı yanlışın kucağına iteceğini belirtir: <strong>“İnsanların ayıplarını, gizli hallerini araştırmaya kalkarsan, onları ifsad eder ya da fesada yaklaştırmış olursun.”</strong><span id="easy-footnote-11-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-11-5654" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Kardeşinin izzet ve onurunu muhafaza eden kimse ise hem kardeşliği korur hem onun gönlünü kazanır hem de ahirette büyük mükafat elde eder: <strong>“Kim din kardeşinin onurunu/şerefini korursa Allah da kıyamet gününde onun yüzünü cehennem ateşinden korur.”</strong><span id="easy-footnote-12-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-12-5654" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Yine Allah Resûlü, hataları örtmenin muhatabın yanlışlarından kurtulmasına vesile olacağını bir teşbihle çok veciz ifade eder: “<strong>Kim bir mümin kardeşinin ayıbını görür ve onu örterse, diri diri toprağa gömülmek üzere olan bir çocuğu kurtarmış kimse gibi olur.”</strong><span id="easy-footnote-13-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-13-5654" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Dolayısıyla kardeşlerinin günah ve yanlışlarını örtmeyip ifşa edenler onları diri diri gömmeye çalışan kimseler gibidir. Böyle bir davranış da hem insanlık hem İslâm ahlakı hem de kardeşlik hukukuyla telif edilemez. Kaldı ki ayıpların araştırılıp ortaya dökülmesi muhatapları haktan/hakikatlerden soğutacağı gibi insanların arasına kin, nefret ve düşmanlık duygularının ekilmesine ve bunun sonucunda başka kötülüklerin de ortaya çıkmasına sebebiyet verecektir. Hatta bu durum zamanla insanların haya duygularının azalmasına, toplum içi sosyal denetim ve kontrol mekanizmasının zayıflamasına ve ahlaksızlıkların normalleşmesine de neden olacaktır. Bütün bu tehlikelerin yanında Allah Resûlü’nün şu ikazına da herkes dikkat etmelidir: <strong>“Din kardeşini bir günahından dolayı ayıplayan kimse, o günahı kendisi de işlemedikçe ölmez!”</strong><span id="easy-footnote-14-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-14-5654" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Burada şunu da belirtmek gerekir ki hukuken suç kapsamına giren hususlar, burada araştırılması yasaklanan kişisel kusurların dışındadır ve onları araştırmak da yetkililerin görevidir.</p>
<h4><strong>Kardeşini Affet! </strong></h4>
<p>İnsan bazen kardeşlik hukukunu koruyamayıp kardeşine yanlış yapabilir ve hakkına girebilir. Bu tür durumlarda muhataba düşen vazife, kardeşine hemen öfkesini kusmak, ona düşmanlık beslemek ya da onunla kavga etmek değil ya meşru yollarla hakkını aramak ya da af olmalıdır. Bu hususta Kur’ân’ın verdiği temel ölçü şudur: <strong>“… Allah’ın emirlerine uygun yaşayan muttaki kimseler, öfkelerini yutarlar ve insanlara karşı affedici davranırlar. Allah bu şekilde güzel davranan ve iyilik yapan kimseleri sever.” </strong><span id="easy-footnote-15-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-15-5654" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> Zira Allah için öfkesine hâkim olup sabreden ve intikam duygularıyla hareket etmeyip bilakis bağışlayan kimseye, onun bu salih amelinin karşılığı en güzel şekilde verilir ki o da ilahî sevgidir. O’nun tarafından sevilen bu güzel davranışın sahibi, muhatapları tarafından da sevilecektir. Bunun yanında Allah Resûlü’nün beyanıyla <strong>“Kul başkalarının hatalarını affettikçe Allah da onun şerefini artıracaktır.”</strong><span id="easy-footnote-16-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-16-5654" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân’da Allah Resûlü’ne verilen temel esas da af ve mülayemettir: <strong>“Sen, af ve müsamaha yolunu tut ve daima iyiliği emret!..” </strong>Hakikati bildiği halde yüz çeviren ya da ona karşı gelen <strong>“Cahillere de aldırış etme!”</strong><span id="easy-footnote-17-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-17-5654" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Fakat Allah Resûlü de bir beşer idi. O da daima bu üslubu muhafaza edemeyebilir; öfkesine kapılıp kardeşlerine kırıcı davranabilirdi. Bunun için ardından gelen ayet O’na ve O’nun şahsında bütün müminlere istiazeyi emreder: <strong>“Eğer şeytanî bir dürtü gelir de (seni kışkırtıp tehlikeli bir öfke ve tepkiye sürükleyecek olursa) hemen Allah’a sığın! Unutma ki O, her şeyi işiten ve bilendir.”</strong><span id="easy-footnote-18-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-18-5654" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span></p>
<p>Evet, nefis sabretmek ve affetmek istemeyebilir. Ancak insanın, sabır ve afla kazanacağı, almayı düşündüğü intikamdan daha büyüktür. Bu açıdan Kur’ân hem mü’minin şahsiyetini hem de kardeşliği koruyan bu örnek davranışı metheder ve nazara verir: <strong>“Her kim cahillerin sataşmalarına karşı sabreder ve onları bağışlarsa ona ne mutlu! Çünkü bu, büyük bir azim ve kararlılıkla yapılmaya değer işlerdendir.”</strong><span id="easy-footnote-19-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-19-5654" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> Kur’ân, cahil müşriklere ve münafıklara karşı bile af ve mülayemeti ders verirken, müminin, mümin kardeşine karşı af ve mülayemet hususunda daha hassas olması gerekir.</p>
<p>İnsanın kendisine yapılan bir kötülük karşısında hakkını araması meşrudur ve hukuki yollarla hakkını arayan kimse, ayıplanamaz. Fakat Kur’ân’ın burada müminlere gösterdiği yol hem onların dünyalarını hem de ahiretlerini aydınlatan bir yoldur. Zira kendine yapılan bir fenalığı, öfke ve intikam duygularıyla karşılamak herkesin göstereceği sıradan bir tepkidir. Bu tür olaylar karşısında intikam duygularına kapılmayıp Allah için sabretmek ve bir de meseleye af ile yaklaşmak ise daha üstün bir davranış tarzı ve salih bir ameldir. Zira hakiki müminler, nefis mücadelesinde galip geldikleri için kötülüğe kötülükle karşılık vermeyi tercih etmez; o anı, Allah katında ebedi bir kazanca çevirirler. Nitekim Allah Resûlü, hayatı boyunca nefsi adına asla intikam duygularıyla hareket etmemiştir.<span id="easy-footnote-20-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-20-5654" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span></p>
<p>Bununla birlikte arada çiğnenen maddî-manevî haklar varsa, zulmeden kimse vakit kaybetmeden mazlum ve mağdur kardeşinden helallik dilemelidir: <strong>“Kim, bir kardeşine haksızlık yapmışsa, ahirette iyiliklerinden alınıp ona verilmeden önce dünyada iken helalleşsin. Çünkü kıyamette ne dinar ne de dirhem hiçbir şey geçerli değildir. İyiliklerinden o hakkı karşılayacak bir şey bulunamazsa, hakkına girdiği kardeşinin kötülüklerinden alınıp onun omuzlarına yüklenecektir.”</strong><span id="easy-footnote-21-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-21-5654" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşine Dua Et! </strong></h4>
<p>Kardeşlikte ihmal edilmemesi gerekli bir husus da “gıyabında dua” meselesidir. Allah Resûlü inananları birbirine bağlayacak esasları ders verdikten sonra onları hem manen destekleme hem de dualarda da buluşturma adına şu uygulamayı teşvik eder: <strong>“Bir Müslüman, yanında olmayan kardeşi için de dua ederse, bir melek ona ‘Onun için istediğinin bir misli de sana verilsin.’ der.”</strong><span id="easy-footnote-22-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-22-5654" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span> Diğer taraftan Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) bu tür duaların en hızlı kabul gören dualar olduğunu da belirterek mü’minleri müjdeler.<span id="easy-footnote-23-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-23-5654" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, Kur’ân’ın bir emri olarak hem kendisi için hem de mümin erkek ve kadınların günahlarının affı için de dua ederdi.<span id="easy-footnote-24-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-24-5654" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> O, ashabına dua edip onlar için Allah’tan af dilemenin yanında kendisi de onlardan dua talep ederdi. Bir gün umre yapmak için kendisinden izin isteyen Hz. Ömer’e, <strong>“Kardeşim! Bizleri de dualarına ortak et, unutma!”</strong><span id="easy-footnote-25-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-25-5654" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> buyurmuş ve gıyabında kendisini ve mümin kardeşlerini de dualarına katmasını istemiştir. Bu sünneti, ashab-ı kiram da uygular birbirlerini hac ve umreye uğurlarken o mübarek beldelerde kendileri için dua etmelerini isterlerdi.<span id="easy-footnote-26-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-26-5654" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla müminler, sosyal dayanışmaya muhtaç oldukları gibi manevi dayanışma ve ortaklığa da muhtaçtırlar. Nitekim Kur’ân bu hakikate işaret ederken, dua ayetlerinde ekseriyet itibariyle çoğul sîğası kullanır: <strong>“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla! İnananlara karşı kalbimizde en ufak bir kırgınlık ve nefret duygusuna yer verme! Duamızı kabul eyle ey Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”</strong><span id="easy-footnote-27-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-27-5654" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span>, <strong>“Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver! Ve bizi cehennem ateşinden koru!”</strong><span id="easy-footnote-28-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-28-5654" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span></p>
<p>El-hasıl Kur’ân bu dua ayetleriyle de “Biz” şuuru oluşturarak vahdet ve uhuvvete dikkat çeker ve Bediuzzaman’ın ifadesiyle “iştirâk-i a’mal-i uhrevî yani ahiret amellerinde ortaklık” düstûrunu da ders verir.</p>
<h4><strong>Bütün Bunlara Rağmen Problem Çıkarsa!</strong></h4>
<p>Cenâb-ı Hak, Kur’ân’da <strong>“Müminler ancak kardeştirler</strong>…”<span id="easy-footnote-29-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-29-5654" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span>buyurur ve  mü’minler arasındaki ilişkiyi ve sosyal bağı kardeşlik üzerine inşa eder. Kan bağından kaynaklanan “nesep kardeşliği” ve insaniyetten kaynaklanan “insan kardeşliği”nin yanı başında “din kardeşliği” ilkesini de vazederek yeni bir kardeşlik anlayışı ortaya koyar. Allah Resûlü de ortaya koyduğu ilke ve uygulamarıyla bu anlayışı hâkim kılar ve kıyamete kadar yaşatılmasını müminlere emanet eder. Ancak bütün bunlara rağmen beşeriyetin gereği mü’minler arasında çıkan farklı problemlerde ise Kur’ân, sulhu emreder. <strong>“Kardeşlerinizin arasını bulun/düzeltin…” </strong>ayetiyle, “arabuluculuk yapma” emrini verir ve anlaşmazlıklara seyirci kalınmaması gerektiğini ifade eder. Ardından da <strong>“Allah’tan sakının ki O’nun tarafından şefkat ve merhamete layık olabilesiniz”</strong><span id="easy-footnote-30-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-30-5654" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span> buyurarak koyduğu kardeşlik ilkesinin çiğnenmesinden sakınılması gerektiğini belirtir. Bununla müminlerin birlik ve beraberliğine/kardeşliğine zarar verenlerin ilahi merhamete layık olamayacağına dikkat çeker. Dolayısıyla İslam’da “kardeşlik” ilkesini yaşatma ve koruma, isteğe bırakılmaz; bir sorumluluk olarak inananların omuzlarına yüklenir.</p>
<p>Allah Resûlü de bu ilahi rahmetten istifade adına ayette belirtilen sulha tahşidat yapar. Bir gün ashabına “Dikkat edin! Size oruç, namaz ve sadaka derecesinden daha faziletli bir şey haber vereyim mi?” diye sorar. Ashab-ı kirâm “Evet!” diye karşılık verince Efendimiz <strong>“İki kişinin arasını bulmak, dargınları barıştırmaktır. Dargın kimselerin arasını daha da bozmak ise imanı kökünden kazır.”</strong> buyurur.<span id="easy-footnote-31-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-31-5654" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span> Böylece kardeşliğin, cemiyet hayatının temel direği olduğuna dikkat çeker.</p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Allah Resûlü ortaya koyduğu kardeşlik ilkeleriyle, Arap Yarımadasında ihtilaf, kavga ve savaşlarla birbirlerini yiyen ve tüketen kabileleri birleştirir ve her alanda örnek bir toplum haline getirir. Vahşette birbiriyle yarışan kimseleri artık sevgi, şefkat ve merhamette yarışan muhabbet fedailerine dönüştürür.  “İman kardeşliği” üst kimliğinde buluşturduğu farklı ırk, kabile ve boylara mensup ashabının kalplerini telif eder ve onları bir binanın muhkem duvarları gibi sapasağlam bir yapıya kavuşturur. Onlar da asabiyet bayrağını dalgalandırmanın peşini bırakır ve Kur’ân’la gelen evrensel mesajı, bütün insanlığa ulaştırmanın cehd ve gayreti içine girerler. Kahramanlık duygularının yerini Allah yolunda hizmet duygu düşüncesi alır, birbirleriyle menfi rekabetin yerini dayanışma ve hayırda yarış tutar. Nabızları, nefisleri ya da kabileleri adına değil Allah ve Resûlü’nün kendilerine emanet ettiği mukaddes davaları adına atar. Kabilecilik duygularından kurtulur, İslam ailesine katılarak kardeş, en takdir edici yoldaş ve en samimi dost olurlar. Bu vahdet ve bu nebevî uhuvvet anlayışıdır ki -Allah’ın izni ve inayetiyle- onları Allah Resûlü’nün vefatının üzerinden daha on yıl geçmeden bütün bir dünyaya taşır ve açar…</p>
<p><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Şuarâ Sûresi, 26/215</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Tevbe Sûresi, 9/128</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Cennet 17/64 (2865); Ebû Dâvud, Edeb 48</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Furkân Sûresi, 25/63</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Mâide Sûresi, 5/54; Fetih Sûresi, 48/29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 19/69 (2588); Tirmizî, Birr 82. Ayrıca bkz. Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, V/140; Heysemî, Zevâid, X/325</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Hucurât Sûresi, 49/12</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 9/28-30 (2563); Buhârî, Edeb 57</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 85</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 15/58 (2580); Ebû Dâvud, Edeb 46</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 20</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 45; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, (17331)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Kıyame 53</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/134</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 19/69 (2588); Tirmizî, Birr 82</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>A’raf Sûresi, 7/199</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>A’raf Sûresi, 7/200</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Şûrâ Sûresi, 42/43</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Menâkıb 23</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Mezâlim 10; Rikâk 48</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Zikir 86</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Dâvud, Salât 365; Tirmizî, Birr 50</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Muhammed Sûresi, 47/19</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Salat 359; Tirmizî, Daavât 127</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Zikir 23/88 (2733); İbn-i Mâce, Menâsik 5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Haşr Sûresi, 59/10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi, 2/201</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 58</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-2-dr-selim-koc/">Kardeşlik hakkı için!-2 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşlik hakkı için!-1 &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-1-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2021 13:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<category><![CDATA[kardeslik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cahiliye Arapları kabileler halinde ve bir kısmı itibarıyla da göçebe hayatı yaşıyorlardı. Akrabalık bağlarının çok güçlü olduğu bu topluluklarda kabileler arası savaşlar, iktidar ve hakimiyet kavgaları büyük kaos ve kargaşaya,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-1-dr-selim-koc/">Kardeşlik hakkı için!-1 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cahiliye Arapları kabileler halinde ve bir kısmı itibarıyla da göçebe hayatı yaşıyorlardı. Akrabalık bağlarının çok güçlü olduğu bu topluluklarda kabileler arası savaşlar, iktidar ve hakimiyet kavgaları büyük kaos ve kargaşaya, kan davalarına sebebiyet veriyordu. Güçlü ve kalabalık kabileler, zayıflara saldırıyor, eli kılıç tutanlar öldürülüyor, malları yağmalanıyor, kadınları ve çocukları esir ediliyordu. Aralarında birliği, beraberliği, adaleti, güveni ve nizamı temin edecek merkezî bir idare ve hukuk sistemi de yoktu. Daima güçlü olan haklıydı. Neticede kabile olgusunun ve savaşların hâkim olduğu bir ortamda, sınıf ve statü farkına sahip bir anlayışın gelişmesi de kaçınılmazdı. Onun için Cahiliye toplumu hürler, köleler, cariyeler, azatlı köleler ve mevâlî gibi farklı sosyal katmanlara bölünmüş çok parçalı bir yapı arz ediyordu.</p>
<p>Allah Resûlü, asabiyet anlayışının ve onun beraberinde getirdiği farklı sosyal problemlerin yaşandığı böylesi bir ortamda neşet etmişti. Müslüman olmadan önce birbirine azılı düşman olan ve yüz yıldır birbirleriyle savaşan Evs ve Hazreç kabileleri, O’nun rehberliği sayesinde kardeş ve dost olmuşlardı. Medine’ye hicretten sonra Muhacir ve Ensar arasında kurulan kardeşlik akdiyle de bir arada yaşayacak farklı topluluklar kaynaştırılmış ve birbirine en yakın dostlar haline getirilmişti. Kur’ân’ın beyanıyla bu, onlara Allah’ın büyük bir ihsanıydı: <strong>“Hep birlikte Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın! Bölünüp parçalanmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi birbirinize ısındırmış ve onun lütfu ile kardeş olmuştunuz…”</strong><span id="easy-footnote-1-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-1-5648" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, üst kimlik olarak, şirkin yerine imanı/tevhidi, ırkçılık, hürlük, kölelik ve menfi milliyetçilik gibi duyguların yerine de kardeşlik olgusunu koymuştu. Böylece O, farklı ırk, kabile, sosyal statü ve kültürlere mensup sahâbîleri, “iman kardeşliği” potasında eritmiş ve âdeta bir vücudun uzuvları haline getirmişti. Ardından da bu kardeşliği hem sürdürmeleri hem de gelecek nesillere taşımaları adına kardeşlik hukukunun temel prensiplerini ders vermiş ve kıyamete kadar yaşatılmasını <strong>“Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!”</strong><span id="easy-footnote-2-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-2-5648" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> buyurarak ashabına ve onların şahsında ümmetine emanet etmişti.</p>
<p><strong>Allah İçin Sev ve Sevdiğini Söyle!</strong></p>
<p>Allah Resûlü’nün, İslam kardeşliğinin toplumda yerleşmesi ve gelişmesi adına tavsiye ettiği önemli prensiplerden ilki, mü’minlerin birbirini Allah için sevmesi ve bunu birbirlerine ifade etmeleridir. Zira sevgi, imanın bir araya getirdiği insanları, hakiki kardeş kılacak ve kaynaştıracak en etkili iksirdir. Bir gün Efendimiz’in yanında oturan bir sahabî, mescide gelen bir şahsı göstererek ‘Ey Allah’ın Resûlü! Ben bu şahsı çok seviyorum!’ der. Allah Resûlü, ‘Peki! Bunu kendisine söyledin mi?’ buyurur. Sahabî, ‘Hayır!’ diye cevap verir. Efendimiz, ‘O zaman git ve Allah için kendisini sevdiğini söyle!’ buyurur. Bunun üzerine adamın yanına giden sahabî, ‘Seni Allah için seviyorum!’ der. Din kardeşinden bu sevgi dolu hitabı duyan sahabi de ona ‘Beni, rızası için sevdiğin Allah da seni sevsin!’<span id="easy-footnote-3-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-3-5648" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> diye duada bulunur. Efendimiz, o sahabînin şahsında bütün müminlere “<strong>Bir kimse din kardeşini Allah için sevdiği zaman bunu ona söylesin!”</strong><span id="easy-footnote-4-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-4-5648" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> ilkesini verir. Bu sünnet, inananların arasındaki ülfet ve muhabbeti artıracağı gibi hem imanın hem de İslam kardeşliğinin tadını tatmalarına da vesile olur.<span id="easy-footnote-5-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-5-5648" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, kardeşlik duygularını pekiştiren/besleyen bu sevginin öneminin anlaşılması ve yaygınlaştırılması için ötelerdeki karşılığını da bildirir: <strong>“Allahu Teâla kıyamet gününde şöyle ilan buyurur: ‘Celâlim hakkı için birbirini sevenler nerede? Ben hiçbir gölgenin olmadığı bugün, onları Arş’ımın gölgesi altında gölgelendireceğim.”</strong><span id="easy-footnote-6-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-6-5648" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Yine Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) bu çetin günde Cenab-ı Hakk’ın yedi grup insanı, Arş’ın gölgesi altında barındıracağını müjdeler ve bunlar arasında “Allah için birbirlerini karşılıksız sevenlerin yanında “sırf O’nun rızası için bir araya gelip-dağılan kimseleri” de sayar.<span id="easy-footnote-7-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-7-5648" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> Bir diğer hadislerinde de “onların nurdan minberlerden üzerinde ağırlanacağını” ifade eder.<span id="easy-footnote-8-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-8-5648" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşine Vakit Ayır, Ziyaret Et ve İlgilen! </strong></h4>
<p>Kardeşlerin birbirini sevmesi, sorumluluğun başlangıç noktasıdır. Asıl olan sevginin irtibata ve ilgiye dönüşmesidir. Bu sünnet, mü’minleri hem birbirine kaynaştıracak hem de toplumda yalnız kalmalarının ya da kendilerini sahipsiz ve kimsesiz hissetmelerinin önüne geçecektir. Bunun içindir ki Allah Resûlü, karşılıklı ziyaretleşmelerin, salih bir amel olduğunu ifade eder: <strong>“Allah (celle celâluhu) buyurur ki</strong> <strong>‘Benim için birbirini seven, benim için bir araya gelip oturan, benim için birbirini ziyaret eden ve birbirine ikramda bulunanlara muhabbetim hak olmuştur.”</strong><span id="easy-footnote-9-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-9-5648" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, bu tür ziyaret ve ilgilenmelerin önemini geçmiş ümmetlerden bir misal verir ve şöyle anlatır: “Bir gün bir adam köyde yaşayan bir din kardeşini ziyarete karar verir ve yola çıkar. Derken yolu yarıladığında, Allah (celle celâluhu) kendisine bir melek gönderir. Melek, ona ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sorar. Adam ‘Şu köyde bir din kardeşim var. Onu ziyarete gidiyorum.’ der. Bu sefer melek ‘Peki’! Onda bir alacağın mı var.’ diye sorar. Adam ‘Hayır! Ben onu sadece Allah için seviyorum ve ziyaret etmek istiyorum.’ der. Bu kez melek ‘Ben, sana Allah’ın gönderdiği bir meleğim. Şunu bil ki senin onu sevdiğin gibi Allah da seni seviyor.’ der.”<span id="easy-footnote-10-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-10-5648" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p>Ashâb-ı kiram bu sünneti yaşama ve yaşatma hususunda dikkatli davranır ve çevrelerini de uyarırlardı.  Abdullah İbn-i Mes’ud bir gün arkadaşlarına, “Birbirinizle buluşup dertleşiyor ve ilmî müzâkereler yapıyor musunuz?” diye sorar. Onlar da “Bunu hiç terk etmiyoruz.” diye cevap verirler. Bunun üzerine İbn-i Mes’ud “Peki! Onun haricinde birbirinizi arayıp soruyor musunuz?” diye sorar. Onlar da “Evet birbirimizi zaman zaman ziyaret de ediyoruz. Hatta bir kardeşimizi birkaç gün görmesek şehrin uzak bir yerinde de otursa onu gidip ziyaret ediyoruz.” derler. Bunun üzerine İbn-i Mes’ud, <strong>“Sizler böyle devam ettiğiniz sürece hep hayır üzere kalırsınız.”</strong><span id="easy-footnote-11-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-11-5648" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> buyurur.</p>
<h4><strong>Kendin İçin İstediğini, Kardeşin İçin de İste!</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Kur’ân’ın belirlediği “Mü’minler kardeştir!” ilkesini hayata geçirme adına meseleyi imanla da irtibatlı ele alır ve <strong>“Sizden biri, kendi şahsı için istediğini kardeşi için de istemedikçe hakkıyla iman etmiş olmaz.”</strong><span id="easy-footnote-12-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-12-5648" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> buyurur. Kardeşliğin, imanın hayata ve ilişkilere yansımasının en önemli göstergelerinden birisi olduğuna vurgu yapar. Bir yönüyle   kardeşliğin gerçekleşebilmesini ve yaşanır hale gelmesini de bu anlayışın/ahlakın kazanılmasına bağlar. Kaldı ki kendi için istediğini başkası için de düşünüp istemeyen bencil ruhlar, kardeşliği yaşayıp yaşatamaz. Bu açıdan böyle bir anlayışın imanla ilişkilendirilmesi, meselenin iman kadar önemli olduğunu gösterdiği gibi bu ufuk yakalanmadan toplumda birlik ve beraberlik olgusunun da yerleştirilemeyeceğini ifade eder.</p>
<p>Kaldı ki “emniyet ve emânet” kelimeleri ile aynı kökten gelen “iman ve mü’min” kavramları, Allah’a inanmanın yanında insanlara emniyet ve güven vermeyi de ifade eder ki hadiste üzerinde durulan çizgi yakalanmadıkça kimse birbirinden emin olamaz ve güven ortamı da oluşturulamaz. Dolayısıyla Allah Resûlü “kendini düşündüğü kadar başkalarını da düşünen” kimselerin gerçek manada imanı elde edeceğine dikkat çeker ve kardeşliğe vurgu yapar.</p>
<h4><strong>Kardeşinin Yardımına Koş!</strong></h4>
<p>Din kardeşliğinden kaynaklanan haklardan biri de ihtiyaç anında imkanlar ölçüsünde iyilikte ve takvada yardımlaşmaktır. Kur’ân,<strong>“… Siz iyilik yapmak, fenalıkta sakınmak hususunda yardımlaşın, günah işlemek ve başkasına düşmanlık hususunda ise birbirinizi desteklemeyin…”</strong><span id="easy-footnote-13-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-13-5648" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> buyurur ve yardımlaşmanın genel sınırlarını belirler. Allah Resûlü de hem kardeşliğin bir gereği hem de içtimaî bağları güçlendirme adına yardımlaşmaya teşvik eder: <strong>“…Kim, kardeşinin ihtiyacını gidermek için yardımına koşarsa, Allah da ona ihtiyaç anında yardım eder. Kim bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü onun sıkıntılarından birini giderir…”</strong><span id="easy-footnote-14-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-14-5648" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Bunun yanında Allah Resûlü’nün verdiği bir diğer esas ve müjde de şudur: <strong>“Kul, kardeşine yardımcı olduğu sürece Allah da onun yardımcısıdır.”</strong><span id="easy-footnote-15-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-15-5648" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span></p>
<p>Yardımlaşma ve dayanışma sosyal hayatın bir gereğidir. Yardıma muhtaç olduğu zaman diliminde birbirlerine destek olmayan kimseler bir vahdet teşkil edip toplum olamazlar. Halbuki iman birliği, içtimaî vahdeti de gerektirir. Ancak yardımlaşma da ahlâkî ve hukukî kurallar çerçevesinde yapılmalıdır. Aksi takdirde yapılan yardımın bir değeri olmayacağı gibi, insanın omuzuna dünyevî ve uhrevî sorumluluk da yükler. Mesela Kur’ân zulmü yasakladığı gibi zalime meyledip ona yardımcı olmayı/destek olmayı da yasaklar: <strong>“Ey iman edenler! Kim olursa olsun zulüm ve haksızlık yapanlara asla güvenip bel bağlamayın; onlara, duygu ve düşünce planında dahi kesinlikle meyletmeyin; yoksa cehennem ateşi size de dokunur. Unutmayın ki sizin Allah’tan başka hiçbir dostunuz yoktur. Öyleyse kendinize başka bir dost aramayın. Aksi takdirde ilâhî inayetten mahrum kalırsınız!”</strong><span id="easy-footnote-16-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-16-5648" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşinin Derdiyle Dertlen!</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, kardeş ilan ettiği müminleri birbirlerinin dertleriyle de dertlenmeye teşvik eder ve şöyle buyurur: <strong>“Müslümanların işleriyle/dertleriyle dertlenmeyenler onlardan değildir.”</strong><span id="easy-footnote-17-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-17-5648" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> O, verdiği bu ölçünün yanında herkesin anlayacağı bir misalle bu hususta kardeşliğin taşınması gerektiği noktayı da belirler: <strong>“Müminler, birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhametli davranmada ve birbirlerini korumada, gözetmede ve kollamada bir vücudun uzuvları gibidir. Vücudun bir uzvu bir hastalığa mübtela olduğu zaman diğer uzuvlarda ona dert ortağı olur ve bu sebepten dolayı uykusuzluğa ve ateşe maruz kalırlar.”</strong><span id="easy-footnote-18-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-18-5648" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> Dolayısıyla kardeşlikte bu hedefi yakalayan hakiki müminler, kardeşlerinin ıstırabını hisseder ve çektiklerine ortak olur; sıkıntılarına çare bulmaya çalışırlar.</p>
<p>Bir sefer esnasında Allah Resûlü, sağa sola bakınan bir bedevinin genel halinden muhtaç olduğunu hisseder ve ashabına, <strong>“Kimin yanında fazla hayvanı varsa, onu hayvanı olmayana versin. Kimin de fazla azığı varsa onu azığı olmayana versin.”</strong>  buyurur. Bu hadiseyi anlatan Ebu Said el-Hudrî, “Resûlüllah, bazı mal çeşitlerini bu suretle saymaya devam etti. Öyle ki bu, bizde hiç kimsenin herhangi bir fazlalıkta hakkı olmadığı kanaatini oluşturdu.” der.<span id="easy-footnote-19-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-19-5648" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span></p>
<p>Maddi-manevi desteğe ihtiyaç duyduğunda onu derdiyle baş başa bırakmaz, terk etmezler.<span id="easy-footnote-20-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-20-5648" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> Zira Allah Resûlü’nün beyanıyla “<strong>Müminin, mümine karşı durumu, birbirine omuz vererek bir binayı oluşturan tuğlaların misali gibidir.” </strong>Hatta O, müminlerin bu dayanışma ve kaynaşmasını ifade ederken parmaklarını birbirine kenetler.<span id="easy-footnote-21-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-21-5648" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü’nden bu ruh ve şuuru alan ashab-ı kiram çok kısa zamanda bu anlayışı îsâr hasleti ile daha da zirveye taşır. Îsâr, kendisi ihtiyaç içerisinde olan bir kimsenin, kardeşinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önde tutması, Allah rızasını ve mükafatını umarak onu kendi nefsine tercih etmesi demektir. Öyle ki Kur’ân onları bu kardeşlik ufku ve fedakarlıklarıyla da takdir eder: <strong>“… Hatta onlar kendileri ihtiyaç duysalar bile kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler…”</strong><span id="easy-footnote-22-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-22-5648" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span> <strong>“Kendileri ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, sırf Allah’ın rızasına ermek için fakire, yetime ve esire ikram ederler.”</strong><span id="easy-footnote-23-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-23-5648" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span></p>
<p>Abdullah İbn-i Ömer, saadet asrında zirvede yaşanan îsâr ruhunu şöyle özetler: “Biz öyle zamanlar gördük ki içimizden hiç kimse kendisinin altın ve gümüşe, herhangi bir Müslüman kardeşinden daha çok hak sahibi olduğunu düşünmezdi.  Şimdi öyle bir devirdeyiz ki altın ve gümüşü, mümin kardeşimizden daha çok seviyoruz.”<span id="easy-footnote-24-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-24-5648" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> Ashab-ı kiram birbirinin manevi dertleriyle de ilgilenir; birbirlerine hayırhah olurlardı Selmân-ı Fârisî bir gün kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı ziyaretinde kendisini tamamen ibadet u taate verdiğine ve ailesini ihmal ettiğine şahit olunca “Senin üzerinde Rabbi’nin hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, ailenin hakkı vardır. Böyle yapmamalı her hak sahibine hakkını vermelisin!” diyerek uyarır. Hatta, gece ibadetini daha çok yapmasına engel olduğu için Allah Resûlü’ne durumu anlatan Ebu’d-Derdâ’ya Efendimiz, “Selman doğru söylemiş!” buyurur ve onu tasdik eder.<span id="easy-footnote-25-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-25-5648" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> Hz. Selman, kardeşlik hukukuna riayet için Hz. Ebu’d-Derdâ, Şam’a  hicret ettikten sonra da Medâin’den yaya olarak yola çıkıp kendisini ziyaret edip dönmüştür.<span id="easy-footnote-26-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-1/#easy-footnote-bottom-26-5648" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span></p>
<p><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/103</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Edeb 57; Müslim, Birr 9/28 (2563)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 122; Tirmizî, Zühd 54</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buharî, İman 9; İkrah 1; Edeb 42; Müslim, İman 15/67 (43)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 12/37 (2566)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buharî, Ezan 36, Zekât 16, Rikâk 24; Müslim, Zekât 31/91 (1031)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Tirmizî, Zühd 53</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Muvatta, Kitabu’ş-Şear 5 (1731); Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned (22030)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 12/38 (2567)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Dârimî, Mukaddime 51</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, İman 7; Müslim İman 17/71 (45)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mâide Sûresi, 5/2</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 15/58 (2580); Ebû Dâvud, Edeb 46</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Zikr ve Dua 11/38 (2699); Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, II/252 (7461)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hûd Sûresi, 11/113</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, V/270</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 17/ 66 (2586)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Lukata 5/18 (1728); Ebû Dâvud,  Zekât 33</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Birr 10/32 (2564)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Salât 88; Müslim, Birr 17/65 (2585)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Haşr Sûresi, 59/9</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İnsan Sûresi, 76/8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Heysemî, Zevâid, X/285</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buharî, Edeb 86</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5648" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Edebu’l-Müfred, s. 127 (346)</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-1-dr-selim-koc/">Kardeşlik hakkı için!-1 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
