<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>din arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/din/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/din/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:16:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>din arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/din/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dini Üç Beş Kuruşluk Dünya&#8217;ya Sattılar! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/dini-uc-bes-kurusluk-dunyaya-sattilar-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2022 04:30:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Beş Kuruş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hazreti Ömer (radıyallahu anh) bir gün, “Yâ Rasûlallah! Seni nefsimden başka her şeyden daha çok seviyorum!..” der. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Ömer’in elini tutar ve “Beni&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dini-uc-bes-kurusluk-dunyaya-sattilar-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Dini Üç Beş Kuruşluk Dünya&#8217;ya Sattılar! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hazreti Ömer (radıyallahu anh) bir gün, “Yâ Rasûlallah! Seni nefsimden başka her şeyden daha çok seviyorum!..” der. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Ömer’in elini tutar ve “Beni nefsinden/canından çok sevmedikçe kâmil iman etmiş olamazsın ey Ömer!” buyurur. O da hemen, “Seni canımdan da çok seviyorum yâ Rasûlallah!” der. Bunun üzerine Sâdık u Masdûk Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Şimdi oldu.” buyurur. Nerede bu hakikat ve biz nerede duruyoruz?!. Bu öz değerlerimizi yitirdiğimizdendir ki şeklî insanlığa takılıp kaldık!..</p>
<p>*Biz bunları yitirdik. İçinizde bunları derinlemesine yaşayan insanlar vardır. Fakat yeryüzündeki İslam toplumlarına ve zavallı Türk toplumuna baktığınız zaman bu duyguların yitik olduğunu göreceksiniz. Bir zamanlar önemli bir misyon eda eden o mübarek Devlet-i Aliyye’nin âlî fertleri o uğurda nasıl hırz u can ediyorlardı?!. Birileri bizdeki o aşkı, o heyecanı, o ruhu çaldılar. Onu mevcut sistemlerin, siyasi idarelerin vesayeti altına verdiler; meseleyi onların güdümünde götürdüler ve işin doğrusu dini üç-beş kuruşluk dünyaya sattılar.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dini-uc-bes-kurusluk-dunyaya-sattilar-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Dini Üç Beş Kuruşluk Dünya&#8217;ya Sattılar! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmel dinin mensupları mükemmelliğe talip olmalı</title>
		<link>https://hizmetten.com/mukemmel-dinin-mensuplari-mukemmellige-talip-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 07:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17504</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cenâb-ı Hak, اَلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا “İşte bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin hakkınızda hoşnutluğumu din olarak İslâm’a bağladım.”&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mukemmel-dinin-mensuplari-mukemmellige-talip-olmali/">Mükemmel dinin mensupları mükemmelliğe talip olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Cenâb-ı Hak,</em></p>
<p align="center"><em class="bold2"><span class="arabic">اَلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا</span><br />
“İşte bugün sizin dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin hakkınızda hoşnutluğumu din olarak İslâm’a bağladım.” (Mâide sûresi, 5/3)</em></p>
<p><em class="bold2">buyurmak suretiyle, rızasını ekmeliyet ve etemmiyete bağladığını ifade buyuruyor. Bizim için bir hedef olan ekmeliyet ve etemmiyetin gerçekleştirilmesi hangi hususlara vabestedir?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> İslâm, kıyamete kadar gelecek bütün toplumların her türlü ihtiyacına cevap verecek şekilde eksiksiz, kusursuz, mükemmel ve tastamam bir değerler mecmuasının ad ve unvanıdır. Dolayısıyla bu dinin müntesipleri ekmeliyet ve etemmiyete yani en mükemmel ve tastamam olana talip olmalıdır. Daha basit bir ifadeyle söyleyecek olursak, kemale ve tamama erdirilmiş son dinin müntesipleri, onun vaat ettiği güzellik ve hayırlı neticeleri kâmil mânâda elde edebilmek için vazife ve sorumluluklarını en mükemmel ve tastamam bir şekilde eda etme peşinde koşmalıdır. Âyetin sarih mânâsından anlaşıldığına göre, rıza ufkuna yürüyebilmenin yolu da işte budur.</p>
<h3>“Yaşanan falso ve fiyaskolar benim yüzümden”</h3>
<p>Bu ufka ulaşabilmenin şartlarına gelince; âyet-i kerimenin gösterdiği hedefi realize edebilmenin ilk şartı, insanın, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine ihsan ettiği bütün imkân ve kabiliyetleri rantabl şekilde kullanma niyet ve azmi içinde olmasıdır. Mesela kiminin sesi güzeldir; kiminin, iş becerisi, insanları sevk ve idare etme yeteneği vardır; kiminin kalemi iyidir; kiminin de güzel konuşma kabiliyeti vardır. Herkes neye sahipse, sahip olduğu imkânları hak ve hakikati ifade etme adına son damlasına kadar en verimli şekilde kullanmaya çalışmalı; bu arada bazı hata ve kusurlar ortaya çıktığında da dışarıda suçlu aramak yerine bu hata ve yanlışlıkları kendinden bilerek telâfi yollarını araştırmalıdır.</p>
<p>Hususiyle kendini iman ve Kur’ân hizmetine adamış insan, hayatın hangi biriminde vazife yaparsa yapsın, ekmeliyet ve etemmiyetin yakalanamaması karşısında kendini sorumlu görmeli, yaşanan problemleri kendinden bilmelidir. Esasında onun, “Omuzlarıma yüklenen vazifenin sorumluluğunu hakkıyla yerine getiremedim, semere ala ala bu vazifeyi sonuna kadar götüremedim; bu iş, bana ait bir kusurdan dolayı sekteye uğradı.” şeklindeki mülâhazaları, zımnî bir tevbe hatta kalbin enginliğine göre bir inabe veya evbe sayılır. Cenâb-ı Hak, böyle ızdıraplı bir kalbe lütf u inayetiyle cevap verir ve inşaallah o şahsın fevt ettiklerini ekstra inayetiyle telâfi buyurur.</p>
<p>Yoksa bir insanın, yaptığı işleri, sürekli mükemmel görmesi; kendi icraatlarında bir kusur bulunmadığına inanması; plan ve projelerinin gökleri bile fethedebilecek ölçüde kusursuz olduğunu düşünmesi; ortaya çıkan falsoları da kendisini dinlemeyen, anlamayan ve itaat etmeyen insanlara bağlaması Firavun’un, <span class="arabic">أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى</span> <i>“Ben sizin en yüce Rabbinizim!”</i> (Nâziât sûresi, 79/24) hezeyanının farklı bir ifadesinden ibarettir.</p>
<p>Hatta insan, maruz kaldığı sürçme ve tökezlemelerdeki nefis muhasebesini biraz da başında bulunduğu işle mepsuten mütenasip (doğru orantılı) ele almalıdır. Dolayısıyla vazifesinin ağırlığı arttıkça muhasebesi de daha derince olmalıdır. Yani iç içe sorumlu olduğu daireler çoğaldıkça insan, sorumlu olduğu dairelerin her birinin yaşadığı falso ve fiyaskoları kendinden bilmelidir. O, bütün bu olumsuzlukların, sürçmelerin, Allah’la irtibatını sağlam tutamama, İslâmiyet’i derince duyup hissedememe, Hazreti Seyyidu’l-Enâm’ın düsturlarını güzel bir şekilde yorumlayamama, içinde bulunduğu şartları doğru okuyamama, hasım cepheyi iyi tanıyamama vs. gibi kendine ait boşluklardan kaynaklandığını düşünmelidir.</p>
<h3>Güzellikler O’ndan, eksik ve kusurlar bizden</h3>
<p>Aslında Kur’ân-ı Kerîm’in bu konudaki şu açık düsturu fazla söze ihtiyaç bırakmamaktadır:</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">وَمَا أَصَابَكُمْ مِنْ مُصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ</span><br />
“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Çoğunu da Allah affeder.” (Şûrâ sûresi, 42/30)</p>
</blockquote>
<p>Meydana gelen hata ve gediklerin, yaratılış gayesine muhalif bir şekilde gözün bakmasından, kulağın duymasından, zihnin değerlendirmesinden, ağzın konuşmasından, elin tutmasından, ayağın adım atmasından, hislerin ortaya konulmasından vs. kaynaklandığı ve bunların pek çoğunu da Allah’ın affettiği bizzat Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın nassıyla ifade edilmektedir.</p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bir hadis-i şeriflerinde,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">كُلُّ ابْنِ اٰدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ</span><br />
“Her âdemoğlu hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları ise çokça tevbe edenlerdir.” (Tirmizî, <i>kıyâmet</i> 49; İbn Mâce, <i>zühd</i> 30)</p>
</blockquote>
<p>buyurmak suretiyle, insan tabiatında hata yapma his ve duygusunun, daha doğrusu donanımının bulunduğuna dikkat çekmiştir. İşte burada önemli olan, insanın, hatasının farkına varması ve onu telâfi etmeye çalışmasıdır. Râşid Halifeler bile yer yer “Keşke şu işi şöyle değil de böyle yapsaydım.” (Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh) için bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 1/62) demek suretiyle kendilerini sorgulamış; bazı icraatlarında -kendi ufukları açısından- yanıldıklarını ifade etmişlerdir.</p>
<h3>Hâdiselerin dilini doğru okuma</h3>
<p>Hatta insan, başına gelen belâ ve musibetleri, meydana gelmesi açısından kendi irade ve kastına bağlı olmasa bile kendinden bilmelidir. Mesela ayağına batan iğneyi bile tesadüf eseri görmemeli, onun kendi kusurlarının bir sonucu olduğunu düşünmelidir. Bu duruma bir misal olması açısından şu hâdiseyi ifade edebilirim: “Bir arkadaşınız kendine günde bazen iki bazen de üç defa insülin iğnesi vuruyor. Eğer bu sırada iğnenin mahfazası elinden düşse bunu, ‘Bismillâh’ dememeye bağlıyor ve ‘Allah’ım! Eğer Senin adınla bunu taksaydım, elimden düşmeyecekti.’ diyor. Aynı şekilde bazen iğneyi vururken bir sinire veya kılcala rastlıyor ve kan çıkıyor. Bunu da iç inhiraflarına, düşüncede istikamete erememeye, O’nunla münasebeti tam sağlayamamaya vs. veriyor.” Bence belâ ve musibetler karşısında ortaya konması gereken tavır işte bu şekilde olmalıdır. Zira insan, ortaya çıkan bir kusuru, bir eksiği, bir gediği kendinden bilmediği ve kendisini sorgulamadığı takdirde, ömür boyu suizanda bulunmaktan ve başkalarını suçlamaktan bir türlü kurtulamaz. Hatta o, sürekli, çevresindeki insanların, kendi pozitif tavır ve davranışlarını negatif hâle getirdiğini ve işlerini riske attığını düşünür. Tabiî, kendi kusurlarını göremediğinden ötürü de onları telâfi etme adına herhangi bir teşebbüste bulunmaz.</p>
<p>Hâlbuki hatalarını gören ve bunların farkında olan insan, ortaya çıkan her bir olumsuz hâdise karşısında oturup düşünecek ve bir daha aynı hatayı yapmama adına alternatif çare arayışlarına girecektir. Evet, falso ve fiyaskoyu kendinden bilen insan bir daha aynı vartaya düşmemek için makuliyet ve mantıkıyet içinde hareket edecek ve gerekli olan bütün tedbirleri almaya çalışacaktır. Mesela insanları sevk ve idare konumunda bulunan bir yönetici, mesul olduğu insanların arasında uyuşmazlıklar ortaya çıktığında bundan ders ve ibret alacak, aynı huzursuzlukların bir daha tekrarlanmaması adına bütün ihtimalleri gözden geçirip her bir ihtimal için birkaç çözüm yolu üretecektir. Yani daha baştan ortaya koyduğu plan ve projelerde muhtemel problemlerin farklı farklı alternatif çözümleri olacaktır.</p>
<h3>Ortak akla müracaat</h3>
<p>Ortaya konulan işlerin ekmeliyet ve etemmiyet içinde yapılmasını sağlayan ve insanı hata ve yanlışlardan koruyan önemli bir disiplin de ortak akla müracaat edilmesidir. Söz Sultanı, istişare eden kimsenin kayıp yaşamayacağını ifade buyuruyor. (et-Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr 6/365) Düşünün ki, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahiy ile müeyyed olduğu ve gökler ötesi âlemlerle irtibata geçtiği hâlde her meseleyi meşverete arz ediyor. Hem de dini, hak ve hakikati, meşveretin ne demek olduğunu kendilerine öğrettiği insanlarla istişarede bulunuyor. Evet, kendi mutlak üstünlüğünü bir mânâda bir kenara bırakıyor ve insanlardan bir insan olarak karşılaştığı problemler hakkında ashabıyla görüşüyor. Kaldı ki Efendiler Efendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) için yanılma ihtimali söz konusu değildir. O hâlde yanılmaya, hem de pek çok yanılmaya açık bizim gibi insanlar için yanılma ihtimalini en aza düşürmenin yolu da meseleleri ortak akla havale etmek olacaktır.</p>
<p>Günümüzde hem fert, hem toplum olarak pek çok problem sarmalıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Eğer bugün siz en muğlak problemleri bile çözebilecek istişare mekanizmasını işletmez, ortak akla başvurmazsanız ortaya çıkan zincirleme yanlışlar karşısında ezilir kalır, daha sonra da suçluluk psikolojisine girer, etrafınızda suçlular arar ve neticede çevrenizde yıkmadık gönül, küstürmedik insan bırakmazsınız. Suç da, kabahat de sizde olduğu hâlde, sürekli etrafınızdakileri suçlayarak kendinize olan güveni sarsar, onları kendinizden uzaklaştırır ve kaçırırsınız. Hâlbuki bir şâirin ifadesiyle,</p>
<blockquote><p>Kimseye bâki değil mülk ü devlet, sim ü zer;<br />
Bir harap olmuş gönül tamir etmektir hüner!</p></blockquote>
<p>Eğer altın ve gümüş birisi için bâki olsaydı, onlar Karun’un işine yarardı. Oysaki o, hazineleriyle birlikte yerin dibine batırıldı. Bununla da kalmadı, Kur’ân’da lanetlenmek suretiyle mânen de insanlar tarafından sürekli yerin dibine batırılmaya mahkûm edildi. (Bkz.: Kasas sûresi, 28/76-83) Bu açıdan yıkılmış bir gönül varsa, asıl hüner onu tamir etmektir. Yunus Emre de “Biz, gönül yıkmaya değil, gönül yapmaya geldik.” diyor. Bizim de vazifemiz kalbleri tamir etmektir. Hâl böyleyken bir insanın, kendi yaptığı hataları kalkıp başkalarına mâl etmesi, onları suçlaması ve böylece pek çok gönlü yıkması olacak iş değildir.</p>
<p><strong>Kaynak: Buhranlı Günler Ve Ümit Atlasımız / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mukemmel-dinin-mensuplari-mukemmellige-talip-olmali/">Mükemmel dinin mensupları mükemmelliğe talip olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın Gönderdiği Din Tektir</title>
		<link>https://hizmetten.com/allahin-gonderdigi-din-tektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2020 07:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Gönderdiği Din]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Allahu Teâlâ niçin bütün insanları tek bir din etrafında toplamadı da insanlar çeşitli dinleri benimsediler? Cevap: Her şeyden önce bütün mü’minler bilmelidir ki, bir edep ve saygı gereği olarak insanlar Allah’a&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahin-gonderdigi-din-tektir/">Allah’ın Gönderdiği Din Tektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru:</strong> Allahu Teâlâ niçin bütün insanları tek bir din etrafında toplamadı da insanlar çeşitli dinleri benimsediler?</p>
<p class="dropcap"><strong>Cevap:</strong> Her şeyden önce bütün mü’minler bilmelidir ki, bir edep ve saygı gereği olarak insanlar Allah’a (celle celâluhu) soru soramaz, Allah’ın icraatının hesabını soramaz ve sorgulayamazlar. Çünkü Kur’an’ın fermanıyla Allah’ın, لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ “Yaptığı işlerden dolayı soruya tâbi tutulamaz.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/allahin-gonderdigi-din-tektir#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> olduğu âşikârdır. Zira O (celle celâluhu), فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُ “her şeyi istediği gibi yapar.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/allahin-gonderdigi-din-tektir#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> ve kimseye hesap vermez. Aksine herkes O’na hesap vermekle mükelleftir. İsterse tek isterse çift din gönderir; isterse yüz farklı din olmasını da dileyebilir. Kendi ferman-ı sübhanisiyle: وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً “Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları bir millet olarak yaratırdı.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/allahin-gonderdigi-din-tektir#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Ama böyle olsaydı, şeriat-ı fıtriyeye göre cansız varlıklar hakkında tatbik edilen ahkâm insanlar için de geçerli olurdu. Hâlbuki insanlar böyle değildir; irade ve şuurları vardır. Öyleyse bir yönleriyle şeriat-ı fıtriye içindeki cebrîlikten hissedar olsalar bile diğer yönleriyle iradelerine göre onlar için bir hâl ve hususiyet söz konusudur.</p>
<p>Âyet-i kerimedeki, “Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı.” ifadesi, Allah’ın âyât-ı tekviniyesine göredir ve “tekvin” sıfatının gereğidir. Ancak meşiet-i ilâhiye böyle dilememiştir. Bunun yerine insanlara emirde ve teklifte bulunmuş, onlardan iradelerinin hakkını vermelerini istemiştir. Ne var ki, insanlardan bazısı bunu kabul etti, bazısı etmedi. Bazı insanlar kabul ettiklerini doğru tatbik etti, bazıları etmedi. Doğru tatbik edenlerin kimisi bir müddet sonra inhiraf etti, kimisi etmedi. Böylece onlar kendi iradeleriyle başlarına ya gaile açtılar ya da Cennet’e giden yolu buldular. Demek ki şeriat-ı fıtriyede mutlak mânâda cebrîlik söz konusu değildir. Allah (celle celâluhu), en büyük nimetlerden birisi olarak insana hürriyet ve irade bahşetmiştir. Bunu, Allah’ın dinini güzel anlama istikametinde kullanan bir insan saadet-i dâreyne (dünya ve ahiret mutluluğuna) ulaşır.</p>
<p>Meselenin diğer yönünde ise tevhid vardır. Haddizatında Cenâb-ı Hakk’ın din olarak gönderdiği ilâhî kanunlar insanları vahdete (birliğe) çağırıcı mahiyettedir. Hazreti Âdem’den (aleyhisselâm) Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kadar gelen bütün peygamberler temelde hep “Bir”e çağırmış, “Tek”e davet etmişlerdir. Dinler tarihiyle ilgili, Batılı materyalist yazarların tesirinde kalarak ortaya atılan, dinlerin, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere doğru gelişim kaydettiği meselesi, itimat edilecek bir mesnede dayanmamaktadır. Vâhid ve Ehad Hazreti Allah’a inanma devri Hazreti Âdem’le başlamıştır; ama beşerin tekâmül ve tekemmülü içinde yeni emirler ilâve edilmiş, toplumun yapısına göre yeni hükümler getirilmiştir. Beşerin ilerlemesi içinde değişen bu hükümler tıpkı gelişen bir ailede yeni bir kısım şartlara ihtiyaç duyulması gibidir. Fakat bütün bunlar ilâhî plân ve projede baştan vardır. Meselâ, bir evde başta Ali Efendi ile Fatma Hanım vardır. Sonra çocukları olunca onlara da bir oda veya yeni bir ev daha yapma lüzumunu duyarlar. Binaenaleyh aile yapısı değiştikçe yeni odalar ekleme, kapı ve pencereler açma.. gibi binada birtakım şekil değişikliklerine giderler. Bu, beşerde acz, zaaf, fakr şeklinde kendini gösterir. Ganiyy-i ale’l-Itlak olan Hazreti Allah ise, ezelî ilmiyle bunları bilir ve ona göre şekillendirir, zamanı gelince de olması gerekeni yapar.</p>
<p>İşte din, Hazreti Âdem’le birlikte temelde, usûlde inşa edilmiştir. Beşerin gelişme ve ilerleme kaydetmesiyle birlikte üzerine yeni bazı binalar ilâve edilmiş, gelişmiş ve geliştirilmiştir. Binaenaleyh Hazreti Âdem, “Lâ ilâhe illallah” cümlesinin peşine “Âdem resûlullah” diye ilâvesini yaparak davet ediyordu. Hazreti Nuh yine aynı şeye davet ediyor; “Lâ ilâhe illallah, Nuh resûlullah”, Hazreti Musa, “Lâ ilâhe illallah, Musa resûlullah”, Hazreti İsa, “Lâ ilâhe illallah, İsa resûlullah” diyordu. Devir döndü, biz de şimdi “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah” diyoruz.</p>
<p>Allah’ın gönderdiği dinlerin aslında, özünde bir değişiklik yoktur. Bütün peygamberler ahiretten bahsetmiş, hesap ve kitabı nazara vermiş ve Allah’ın indirdiği kitaba inanmayı bir iman esası olarak talim etmişlerdir. Bunlar, değişmeyen sabit hakikatlerdir; ama toplumun gelişmesine göre fürûata ait bazı uygulamalarda değişiklikler olmuştur. Eğer bir aile köy hâline gelmişse bazı değişiklikler olması kaçınılmazdır. Bir de bu aile bir kasaba veya şehir hâline gelirse, başında bir idareci olması gerekecek, işlerin düzgün yürümesi için daha önce aile içinde mevcut olmayan yeni görevler ortaya çıkacaktır. Aile devlet hâline gelmişse, valileri, ordusu, devlet başkanı olacaktır.</p>
<p>Hazreti Âdem’den başlayıp gelişen, bir bakıma tabiat-ı beşerin de muktezası olan İslâm dini o kökle ciddi bir uyum içinde gelişmiştir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) devrine gelindiğinde ise bütün insanlık çapında bir keyfiyet kazanmıştır. Ama din her zaman tek olmuştur.</p>
<p>Tarih boyunca farklı adlarla ortaya çıkan dinlerin aslı bir tek ağacın gövdesi gibidir. Daha sonra dal-budak salmış, yapraklar çıkarmıştır. Mizaç, meşrep ve algılamaların meydana getirdiği nüanslar da yine o birliğe bağlı hüviyettedir. Din birdir ancak zamanla bu ‘bir’den çok ciddi şekilde inhiraf etmeler olmuştur. Allah bir iken O’nunla aralarına bir kısım vasıtalar koyarak Allah’ı unutanlar olmuştur. Allah’ın vasıta olarak yarattığı maddeyi –asrımızda olduğu gibi– ilâh yerine koyanlar, maddeye inananlar, materyalist düşünceye bağlananlar olmuştur. Bunlar ciddi inhiraflardır ve beşer bunları kendi iradesiyle kendi başına musallat etmiştir. Meşiet-i ilâhiye de insanı kendi hürriyet ve iradesiyle seçtiği durumla baş başa bırakmış ve ona göre bir yaratmada bulunmuştur.</p>
<hr />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/allahin-gonderdigi-din-tektir#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>  Enbiyâ sûresi, 21/23.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/allahin-gonderdigi-din-tektir#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>  Hûd sûresi, 11/107; Bürûc sûresi, 85/16.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/allahin-gonderdigi-din-tektir#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>  Hûd sûresi, 11/118.</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahin-gonderdigi-din-tektir/">Allah’ın Gönderdiği Din Tektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farklı dinlerden gençler dua edecek</title>
		<link>https://hizmetten.com/farkli-dinlerden-gencler-dua-edecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2020 21:18:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Farklı din mensupları gençler BİRAZDAN hep birlikte dua edecek. Koronavirüs tüm dünyayı yakıp kavuruyor. Her gün yüzlerce kişi hastalık sebebiyle hayatını kaybediyor. Amerika&#8217;da Niagara Vakfı öncülüğünde bir araya gelen farklı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/farkli-dinlerden-gencler-dua-edecek/">Farklı dinlerden gençler dua edecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Farklı din mensupları gençler BİRAZDAN hep birlikte dua edecek.</h3>
<p>Koronavirüs tüm dünyayı yakıp kavuruyor. Her gün yüzlerce kişi hastalık sebebiyle hayatını kaybediyor.</p>
<p>Amerika&#8217;da Niagara Vakfı öncülüğünde bir araya gelen farklı dinlerden  gençler, dünyanın bu salgın hastalıktan kurtulması için dua edecek.</p>
<p>Ayrıca katılımcılar yaşadıkları yardımlaşma hikayelerini de paylaşacaklar.</p>
<p>Niagara Vakfı,Children of Abraham, Turkısh American Soceity  ve Northern Ohio Intercultural Association (NOICA) kuruluşları herkesi amin demeye çağırıyor&#8230;</p>
<p>Program Avrupa Saati ile 23.00&#8217;te, Amerika saati ile 17.00(CST),18.00(EST)&#8217;de başlayacak.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_67674"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/g5eHOgoc9Tg?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=g5eHOgoc9Tg&amp;feature=youtu.be" target="_blank" rel="noopener noreferrer">PROGRAMI İZLEYEBİLMEK İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/farkli-dinlerden-gencler-dua-edecek/">Farklı dinlerden gençler dua edecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Din kimin malıdır? &#124; Ahmet Kurucan</title>
		<link>https://hizmetten.com/din-kimin-malidir-ahmet-kurucan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2020 13:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kurucan]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12874</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk cümlem okuduğunuz şu kışkırtıcı başlık hakkında olmalı; çünkü başlığı okur okumaz insanların zihinlerinde itiraz şimşeklerin çakmama ihtimali yok. Din ve mal! Bir inanan insan için hem dünya hem de ahireti&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/din-kimin-malidir-ahmet-kurucan/">Din kimin malıdır? | Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İlk cümlem okuduğunuz şu kışkırtıcı başlık hakkında olmalı; </b>çünkü başlığı okur okumaz insanların zihinlerinde itiraz şimşeklerin çakmama ihtimali yok. Din ve mal! Bir inanan insan için hem dünya hem de ahireti adına en büyük değerleri içinde barındıran bir manzume, diğeri ise belli bir bedel karşılığı alınıp-satılan, sürekli el değiştiren, eskiyen-pörsüyen ve nihayet bir kenara atılan emtia. Dolayısıyla bu ikisini ‘din kimin malıdır?’ sorusuyla aynı cümlede kullanma, velev ki yüce bir amaç için bile olsa böylesi bir benzetmeyi yapma kabul edilmeyebilir. Daha nazik, daha saygılı bir dil kullanılmalı denilebilir. Bu itirazlara hak veriyorum ama buna rağmen kullanıyorum. Nedenini aşağıdaki satırların mefhumundan kendiniz çıkartabileceğiniz gibi ben de satırların sonunda kısaca değineceğim.</p>
<div class="7mT05uTx"></div>
<p>Dinin ve dini değerlerin başkalarına anlatılması, öğretilmesi, açıklanması ve uygulanmasında müjdeleme-nefret ettirme, kolaylaştırma ve zorlaştırma ekseninde nerede durmamız gerektiği konusunu ele alıyorduk.</p>
<p>Kaldığım yerden devam ediyorum. Sebeb-i nüzül bilgileri ayetlerin özgün ve orijinal manalarını, bir başka deyişle lafzın taşımış olduğu asli manayı değiştirmediği için bazı ayet mealleri vereceğim. Bendeniz nüzul toplumunda Kur’an’ın ilk muhatapları olan sahabeye ne dediğini bilmeyi, Kur’an’ı doğru anlamanın ilk şartı olarak benimseyenlerdenim. Onun için bu düşünceye ulaştığım andan bugüne kadar <b>lafzın taşımış olduğu mana ile o ayetin delil olarak kullanıldığı düşünce arasında uçurum olmaması</b>na dikkat ediyorum. Uçurum yoksa düşüncelerimi ayetlerle desteklemekte ve mealleri vermekte mahzur görmüyorum. Ama anlam kaybı oluşuyor, ayet Allah’ın maksadının rağmına bir anlama bürünüyor ise kullanmıyorum. Veya ‘asli mana bu, benim söylediğim ise sadece bir yorumdur, hakikati Allah bilir!’ diyorum. <b>İkinci durumdaki kullanımı ayetleri bir silah mesabesine koyma olarak değerlendiriyorum. Silah benzetmesini ağır bulanlar slogan diyebilir. Netice değişmeyecektir, bunun vardığı ve varacağı yer, insanların kendi düşüncelerini meşrulaştırmak için ayetleri malzeme yapması, başkalarını manipüle etmesi ve aldatmasıdır.</b></p>
<p>Sadede geleyim; <b>“Allah sizin için kolaylık ister zorluk istemez.” (2/185), “Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (2/286),“Biz Kur’an’ı sana zahmet çekesin diye indirmedik” (20/2). </b>Üç ayet meali verdim. Aynı muhtevaya sahip daha onlarca ayet sıralayabilirim. Ne görüyorsunuz bu ayetlerde? Geçen haftaki yazımda belirttiğim, dinin insan için olduğu hakikati temellendiren unsurdan birini. Halbuki bizim din algımızda ne vardı; insan din içindir.!</p>
<p><b>Din ve dini değerler hem iman hem ahlak hem de sosyal hayatı düzenleyen kuralları itibariyle insanın bu dünya hayatında insanca yaşamasını temin eden rehber konumundadır.</b> İnsanın akli yetileriyle kısmen ve uzun zaman tecrübelere bağlı olarak ancak bulabileceği değerleri onların hizmetine sunmuştur. Beşerî müdahalelerle, yanlış anlama, yorumlama ve uygulamalarla bu değerler fonksiyonunu tam icra edemediyse, bu, insanoğlunun hatasıdır yoksa orijinal haliyle dinin değil.</p>
<p><strong>KOLAYLIĞIN YERİNİ ZORLUK ALDI</strong></p>
<p>Sözün özü, Allah göndermiş olduğu din ile insanlara kolaylık dilediği halde günümüzde tam aksi bir durum söz konusu. Kolaylığın yerini zorluk almış durumda.  Aslında bunu sadece günümüzle sınırlandırmak da doğru değil. Geriye doğru uzayan ve belki de asırları içine alan bir zihniyet ve metodoloji sorunundan söz ediyoruz.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-155379 td-animation-stack-type0-2" src="https://www.tr724.com/wp-content/uploads/2018/08/namaz-ibadet.jpg" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" srcset="https://www.tr724.com/wp-content/uploads/2018/08/namaz-ibadet.jpg 700w, https://www.tr724.com/wp-content/uploads/2018/08/namaz-ibadet-300x171.jpg 300w" alt="" width="700" height="400" /></p>
<p><b>İradi ya da gayri iradi bu tercihin yani din anlatım ve tatbikatında ayet, hadis ve Nebevi sünnete rağmen kolaylığın yerini zorluğun almasının sonucu nedir? Toplumsal hayatta can yakıcı karşılığı olduğu için sanırım akla gelen ilk şey, insanların dinden-imandan uzaklaşmasıdır. Özellikle global dünyanın seküler atmosferinde neş’et eden yeni neslin bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuştuğu ilk andan itibaren din ile bağlarını gevşetmesi ve zamanla koparmasıdır. Zira kendilerine öğretilen din, gündelik hayatlarının her karesine onların isteklerine rağmen müdahale eden bir unsurdur. Halbuki ne Kur’an ne de Hz. Peygamber öğretileri ve pratiklerine göre bu, doğru bir çıkarım değil. Değil ama karşımızda duran yalın gerçek değişmiyor. Din asli varlık sebebinden uzaklaşıyor ve çözümün değil sorunun bir parçası hatta sorunun bizzat kendisi haline geliyor.</b></p>
<p>Kolaylık konusunda Efendimizin (sas) beyan ve uygulamaları da Kur’an’ın çizdiği çerçevenin dışında değil. Zaten başka türlüsü de düşünülemez. Bu bağlamda bir hadisi örnek olarak vermek isterim.  Şöyle buyuruyor Allah Resulü (sas): “Bu din her şeyiyle kolaylıktan ibarettir. Kim amellerim eksiksiz olsun diye kendini zorlarsa din mutlaka ona galib gelir ve neticede o kişi ezilip büsbütün amelden kesilir. O halde istikamet üzere dosdoğru gidin ve itidalli olun! Yapmak istediğiniz ameli tam olarak îfâ edemezseniz, gücünüz yettiği kadar mükemmele yaklaşmaya gayret edin! Böyle yaparsanız size müjdeler olsun! Yola çıktığınızda sabah ve akşam yolculuğundan, biraz da gece yürüyüşünden istifade ediniz de kendinizi yormayınız.” <b>Çok hafif kaçacak belki ama maksad ve meramımı tam anlatan bir deyim olduğu için eğer saygısızlık olacaksa Efendimizin ruhaniyatından özür dileyerek ifade edeceğim; “daha ne desin Allah Resulü?”</b></p>
<p>Nerede ve hangi münasebetle söylüyor bunu sorusu akla gelebilir. Hadis şerhlerinde hemen herkesin bildiği iki hadise zikrediliyor. İlki Hz.  Aişe/Hz. Zeynep mescidde kıyamın uzunluğunda yere düşüp kalmamak için iki direk arasına ip asması. İkincisi ise Efendimizin hane içindeki ibadet-ü taat hayatını soran ve aldığı cevaplardan dolayı o ibadetleri bir manada azımsayan 3 sahabinin “Resulullah kim, biz kimiz? Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarım affetmiştir” deyip ardından birisinin “ben hayatım boyunca her gece namaz kılacağım” bir diğerinin “hayatım boyunca hep oruç tutacağım” ve sonuncusunun da “kadınları ebediyen terk edip, onlara hiç temas etmeyeceğim” demeleri.</p>
<p><strong>İTİDAL ÇAĞRISI</strong></p>
<p>İsterseniz geriye dönüp hadisi bir daha okuyun şimdi. Hangi rivayeti esas kabul ederseniz edin, son tahlilde Allah’a ibadet yolculuğuna çıkan bir insana itidal tavsiyesini göreceksiniz hadiste. Hatta hadisin sonunda söylediği “Yola çıktığınızda sabah ve akşam yolculuğundan, biraz da gece yürüyüşünden istifade ediniz de kendinizi yormayınız” beyanı çöllerde yolculuk yapan bir insan için çok enfes bir benzetme. Zira sıcak çöllerde gündüz yolculuğu insan boğar ve adeta öldürür. Onun için çölde seyahat edecek kişiler sabah, akşam ve gece serinliğinde yol alır.</p>
<p><b>Başlığa döneyim. Kolaylaştırma-zorlaştırma, müjdeleme-nefret ettirmeme özelinde din bu ise, bu değerlerle oynamaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bir başka tabirle, söz konusu değer bir ilke ve prensip olarak dinin anlatımı ve yaşanmasında kullanılacaksa- ki kullanılmak zorundadır- bu Efendimizin çerçevesini çizdiği, sınırlarını belirlediği alanın dışına çıkartmamalıdır. Çünkü din babasının malı değildir. Kaldı ki insan babasının malında bile istediği gibi tasarruf edemez.</b></p>
<p>Bu benzetme bana ait değil. Küçük bir tasarrufla Şuayb Arnavuti’ye ait bir beyan bu. 2016 yılında hayata veda eden Şuayb Arnavuti ehlinin malumu olduğu üzere günümüz dünyasının en büyük muhaddis ve muhakkiklerinden biridir. O şöyle diyor yaptığı tahkik çalışmaları ile alakalı olarak: “Araştırıp eleştirsinler, ilmi ve samimi bir üslupla kaleme alınmış aydınlatıcı eleştirilerini bizlere göndersinler. Bizler bunları gönül hoşnutluğu ile karşılayacağız ve uygun olduğu yerlere koyacağız, hatalarımızı düzelteceğiz. <b>Benim her zaman arzuladığım şey, doğrunun insanlar arasında yayılmasıdır. Çünkü bu dindir, benim malım değildir, bütün insanlığın ortak değeridir. Bu nedenle de hakikati gerektiği şekilde öğrenmeleri gerekir.”</b></p>
<p><b>Hasılı, üç hafta önce çıkış noktamız namazların cem edilmesi meselesi idi ama varış noktamız metodoloji ve değişen sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi vb. şartları görmeksizin dini yaşanmaz hale getirecek geleneksel uygulamalar konusundaki tutum ve dayatmalar oldu.</b> <b>İşin aslı geldiğimiz bu varış noktası bize sorunun daha derinlerde olduğunun gösteriyor. O da dini anlama sorunudur. Evet, sorun dini anlatma, yaşama ve yaşatmadan öte anlamada düğümleniyor. Bu ise köşe yazısı formatında kaleme alınacak olursa uzun bir yazı dizisi gerektiren daha çaplı bir meseledir.</b></p>
<p><strong>Kaynak: Ahmet Kurucan | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/din-kimin-malidir-ahmet-kurucan/">Din kimin malıdır? | Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
