<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dil arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/dil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/dil/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:10:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Dil arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/dil/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dil ve Düşünce</title>
		<link>https://hizmetten.com/dil-ve-dusunce/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 07:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dil, kültürün temel dinamiklerindendir. Milletlerin gücü, dil ve düşüncelerinin gücüyle doğru orantılıdır. Bir toplum, dilde, düşüncede ne kadar zengin ise, o kadar güçlü sayılır. Bir fert, kendi dilini ne kadar&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dil-ve-dusunce/">Dil ve Düşünce</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dil, kültürün temel dinamiklerindendir. Milletlerin gücü, dil ve düşüncelerinin gücüyle doğru orantılıdır. Bir toplum, dilde, düşüncede ne kadar zengin ise, o kadar güçlü sayılır. Bir fert, kendi dilini ne kadar iyi kullanıyor ve başkalarıyla ne kadar rahat diyalog kurabiliyorsa, o ölçüde kendi olarak kalmasını teminat altına almış demektir. Aslında dil, insanın varlık ve hâdiselere bakışını, eşyanın hem bütün olarak, hem de parçalar hâlinde ihsasını teminde de en önemli bir unsurdur. Hangi zaviyeden bakılırsa bakılsın, dilin, kültür hayatımızda belirleyici bir rol oynadığı açıktır.</p>
<p>Dil, bir konuşma ve düşünme vasıtası olmanın yanında, geçmişteki zenginlikleri günümüze, bugünkü birikim ve yeni terkiplerimizi geleceğe intikal ettirmede de önemli bir köprü vazifesi görmektedir. Bir millet, atalarından tevârüs ettiği ve şimdilerde de yeni terkip, yeni biçim, yeni şekillere sokarak değerlendirdiği topyekün zihnî, fikrî, ilmî müktesebat ve zenginliklerini, ancak bütün bunları kucaklayabilecek güçlü bir dille ebedîleştirebilir. Zira bir millet, ne ölçüde zengin ve renkli bir dille konuşabiliyorsa, o ölçüde düşünüyor; ne seviyede düşünüyorsa, o çerçevede de konuşabiliyor demektir.</p>
<p>Her toplum, eğrisiyle-doğrusuyla bugün konuşup düşündüklerini, mihenge vurulmak, test edilmek ve korunmaya alınmak üzere yarınki nesillere intikal ettirir ki, onca birikim ve müktesebat zayi olmasın; geçmiştekilerin ilim ve fikirlerinden istifade edilebilsin; bugünkü doğruların yanında dünkü yanlışlar, bugünkü yanlışların yanında dünkü doğrular görülüp değerlendirilsin ve gereksiz yere aynı yol birkaç kere yürünmesin, aynı tecrübeler tekrar edilmesin, aynı eğriler ve doğrular sık sık yaşanmasın.</p>
<p>Dil ve düşünce ile alâkalı bu mülâhazamız, her millet için söz konusudur; evet her dil, gelişmişliği ve inkişafı ölçüsünde bağlı bulunduğu düşüncenin lisanı, bu düşünce de, o dilin bir enstrümanıdır.</p>
<p>Bir dil, kendi iç dinamikleri ve her şeyi ifade edebilmesi açısından bütün zamanların gereklerini seslendirmeye yetmiyor; dolayısıyla da o dili kullananlar bazı mazmunları ifadede söz sıkıntısı çekiyorlarsa, o dil, düşüncenin desteğinden mahrum; onu kullananlar da, dökülüp yollarda kalmaya mahkûmdurlar. Evet, eğer bugün kendimizi ifadede sadece çevremizden duyup öğrendiklerimizle ya da mevcut lügatlerdeki sözcüklerle yetinecek olursak, okullar, sanayi müesseseleri, ticaret fuarları, teknoloji hangarları&#8230; gibi modern hayatın zarurî gördüğü pek çok alanda sessiz sessiz oturup etrafımızı dinleme mecburiyetinde kalırız ki, bu da, içinde bulunduğumuz çağın temel esasları kabul edilen bir kısım dinamiklere karşı alâkasızlık ve dolayısıyla da muasır milletler karşısında elenip gitme demektir.</p>
<p>Evet dün, mutlaka bütün vâridâtıyla bugünlere taşınıp değerlendirilmeli; evde, sokakta, kahvehanede, bizim dünyamızla alâkalı bütün duyup işittiklerimiz korunmaya alınmalı; geçmişten bize intikal eden topyekün tarihî ve millî dinamiklerimiz mutlaka millî mefkûremizin ana atkıları olarak kullanılmalı; ama yarınlara açılma, yaşıyor olduğumuz ve yaşayacağımız çağları kucaklama da kat&#8217;iyen ihmal edilmemelidir. Aslında dün, mazideki çerçevesiyle artık geçmişte kalmıştır. Ev, sokak ve aile çevremizden elde edeceğimiz müktesebat, tam donanımlı olarak geleceğe koşma gibi bir çetin maratonda yeterli sayılamaz&#8230; Evet bunlar, günlük yaşamımız adına kâfi görülebilir, ama topyekün bir hayatı kucaklama hesabına asla.!</p>
<p>Diliyle, düşüncesiyle kendi çağını yaşayamayan gariplerin akıbeti bugüne kadar hep hüsran olagelmiştir; bundan sonra da öyle olacaktır. Ayrıca, dil ve düşünce kadar bunların yaygınlaştırılması da çok önemlidir. Düşünmeyen ve konuşmayan toplumlar adına hep başkaları konuşur ve düşünür. Düşünmeden konuşan yığınlar arasında mantık dilin tutsağı sayılır. Düşündüklerini ifade edemeyen bahtsızlar ise, kendi aczlerinin esiridirler. Böylelerinin başkalarına yararlı olmaları ise asla mümkün değildir.</p>
<p>Ne var ki, her zaman rahat düşünebilen ve düşündüklerini ifade edebilen kimseler de yok sayılmaz; ama ben şahsen, bunların sayılarının çok fazla olduğu kanaatinde değilim; hatta olanların da kendilerine göre bir hayli problemlerinin olduğu söylenebilir. Bir kere, elit görünümlü bazı kimseler, içinde yaşadıkları toplumdan tamamen kopuk olduklarından, çoğunluk hiçbir zaman onlara güvenmediğinden, hatta onların çoğu düşüncelerini fantezi, çoğu beyanlarını da alafranga bulduğundan onlara ait her şeyi bir iç tepkiyle karşılamaktadır. Diğer yandan da bu aydınlar, herhangi bir yabancı kafasıyla düşünüp, kendi dilleriyle yazmaya çalıştıklarından; evde, sokakta, kahvehanede ise halkın üslûbuyla konuşma mecburiyetini hissettiklerinden, her zaman birkaç âlemi birden yaşamakta ve âdeta çok dünyalı bir görünüm sergilemektedirler ki, kalblerini bir türlü milletin kalbine ayarlayamadıklarından, içinde bulundukları toplumun söz ve beyan desenini tam ortaya koyamamakta ve sürekli çelişkiler yaşamaktadırlar. Doğrusu, kendi düşünce dünyalarında tenakuzlardan kurtulamamış böylelerinin, çevrelerine yararlı olamayacaklarında şüphe yoktur.</p>
<p>Aslında, dilimizin dil olması, kendi esprisine uygun şekilde büyük çoğunluğun, herhangi bir ifade sıkıntısına düşmeden onunla kendini anlatmasına bağlıdır. Maksadı değişik imalara, işaretlere yükleyerek, her konuyu izah ve tefsir üslûbuyla anlatmaya çalışmakla beyan pazarında alış veriş yapılamayacağı açıktır. Aslında dil de, diğer ilimler gibi zatî değeri olan bir fenomendir. Hatta onlardan da önemlidir ve kat&#8217;iyen ihmal edilmemelidir. Evet millet, kendi dilini asla ilim dışı görmemeli ve kendi lisanını hem de hususî bir ihtimamla bilimler kategorisi içinde mütalâa ederek ilme dönüştürmeli ve kitlelerin zevkle, merakla yönelecekleri bir konu hâline getirmelidir ki; bu da ancak, dile ait sözcüklerin derlenip toparlanmasına, dokümanların değerlendirilmesine ve dilin kendi esprisine uygun iştikak yollarının gözden geçirilmesine, iştikak usûllerinin belirlenmesine ve o dile ait kelimelerle ifade edilebilecek mazmunlarda, asırlardan beri konuşula konuşula nüanslarıyla tam netleşmiş kelimelerin, idyumların terviç edilmesine bağlıdır ki, bu hususların hemen hepsine saygılı olmak, o milletin kendine ve kendi kültürüne saygılı olması demektir; saygılı olması demektir, zira o millet biz isek, bu sayede binlerce senelik lisanımız, kendine has kural ve kaideleriyle, fevkalâde zengin, olabildiğine yumuşak, olabildiğine sıcak, severek konuşulan ve sevilerek dinlenen; dahası, kendi iç mantığıyla çağımızın sesi-soluğu olmasını bilen ve nesilden nesile zevkle aktarılan bir dil hâline gelecektir. Böyle bir husus pratikte zor görülse de, tecrübe ve ısrarlı uygulamalarla, pek çok konu gibi, onun da, bir gün mutlaka gerçekleşeceğine inanıyorum. Evet, bu şekildeki bir beklenti, nazarî plânda ve salt mantık açısından her zaman mümkün görülse de, uygulamada bir kısım zorlukların olacağı açıktır. Zira bir şeyin mantıkî olması başka, değişip gelişme, farklılaşıp olgunlaşma mantığına bağlı olması daha başkadır. Eğer bir konu, sürekli gelişen, değişen hâdiselerle alâkalı ise, gelişme mantığı mutlak mantığın önüne geçirilerek ona daha bir serbestî verilmeli ve manevra alanı geniş tutulmalıdır. Aksine, her biri birer canlı vak&#8217;a olan dil ve düşünce &#8220;olguları&#8221; duraklaşır, taşlaşır ve zamanla bütün bütün hayatiyetini kaybeder. Oysaki dilin, millî düşünce ve tasavvurların oluşumunda, bu düşünce ve tasavvurların mantıkî yapısında, fikrî çatısında çok hayatî tesirleri söz konusudur. Evet dilin, tarihsellik üstünde bir aşkınlıkta ve her türlü müsbet gelişmenin gereklerini olumlu şekilde cevap verecek kıvamda olması çok mühimdir. Kendi dillerinin köklerine bağlı olmanın yanında, ona bu seviyede genişlik ve esneklik kazandıran milletler, her zaman en sesli, en konuşkan ve düşünce bakımından da en dinamik toplumlar olagelmiştir; zaten bundan başka olmaları da düşünülemezdi.</p>
<p>İnsanoğlunun varlık ve hâdiselere bakışı, bu bakışı yerinde değerlendirip birer bilgi kaynağı hâline getirmesi, eşya ve bilim arasında gelip-gidip sürekli bir şeyler üretmesi.. gibi zihnî ve fikrî aktiviteler, dil ve düşünce münasebetleri dediğimiz hususların esasını teşkil eder. Bu münasebetlerin iyi kavranıp, iyi değerlendirilmesi, milletlerin ilim ve düşünce hayatları adına çok önemlidir. Bu, bizim milletimiz için de her zaman en ehemmiyetli konulardan biri olagelmiştir. Bir kere, milletimiz adına gelecekteki beklentilerimizin gerçekleşmesi, büyük ölçüde bu aktiviteleri en iyi şekilde değerlendirmeye bağlıdır. Yakın bir gelecekte, yepyeni esaslara dayalı ve aynı zamanda dünyaya da açık, engin bir düşünce çağının başlatılmasında önemli bir adım sayılan bu çizgideki her faaliyet, bizi birkaç adım daha devletler muvazenesindeki yerimize yaklaştıracaktır. Elverir ki biz, bir yandan dil ve düşünce arasındaki münasebetleri koruyup kollarken, diğer yandan da bugünü, dün ve yarın hesabına kusursuz bir şekilde değerlendirelim; ne, &#8220;Her eski eskimiştir.&#8221; mülâhazasıyla atalım, ne de bütün bütün geçmişe yönelerek her yeniye karşı kapılarımızı kapatalım. Aksine, her zaman geçmişi en içten duygularla kucaklarken, yarınları da gelişmelere ve değişmelere açık bir mantıkla selâmlayalım; selâmlayıp, millî kültürümüzün dil ve düşünce gibi en önemli unsurlarını, âlî bir hatıra olan maziyle, yükselmesine baş koyduğumuz geleceği birbiriyle çatıştırmayalım ve birbirine feda etmeyelim.</p>
<p>Evet, bir taraftan yeni çalışmalarla, millî ruh köklerimizi tespit ederek onlara dayanmaya, hatta onları aşmaya uğraşırken, diğer taraftan da, yaşamak için yenilenmek, meyve verebilmek için de her zaman canlı kalmak mefkûresiyle, gönüllerimiz, ruh ve mânâ köklerimizde, gözlerimiz, geleceğin ard arda ufukları ötesinde, yaşamayı ve inkişaf etmeyi &#8220;olmazsa olmaz&#8221; ölçüsünde bir düstur kabul ederek, hiç bitmeyen bir açılma iştiyakıyla yaşamalıyız ki, hayatlarımızı onların yaşamasına bağladığımız gelecek nesilleri de yaşatabilelim.</p>
<p>Aslında, yaşamayı gerçek derinlikleriyle duyanlar da kendilerini, başkalarını yaşatmaya adamış bu hasbî ruhlar olsa gerek&#8230;</p>
<p><span class="tip"><strong>Yağmur, Nisan-Haziran 1999, Sayı 3</strong></span></p>
<div class="fastsocialshare_container fastsocialshare-align-center">
<div class="fastsocialshare-subcontainer">
<div class="fastsocialshare-share-fbl fastsocialshare-button">
<div class="fb-like fb_iframe_widget" data-href="https://fgulen.com/tr/eserleri/beyan/Dil-ve-Dusunce" data-layout="button" data-width="100" data-action="recommend" data-show-faces="false" data-share="false"><strong>Kaynak: Beyan / M.Fethullah Gülen</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/dil-ve-dusunce/">Dil ve Düşünce</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilini ve kalbini temiz tut günah pisliğinden &#124; Zekeriya Çiçek      </title>
		<link>https://hizmetten.com/2dilini-ve-kalbini-temiz-tut-gunah-pisliginden-zekeriya-cicek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 13:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çiçek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nezafetin bu yönü, yani kalbin, kafanın, dilin, davranışların ve karakterin temizliği cemiyet hayatı için de pek mühimdir. İnsanlar arasındaki sevginin tesisi ancak bu sayede gerçekleşebilir. Evet, içiyle dışıyla nazif olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/2dilini-ve-kalbini-temiz-tut-gunah-pisliginden-zekeriya-cicek/">Dilini ve kalbini temiz tut günah pisliğinden | Zekeriya Çiçek      </a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nezafetin bu yönü, yani kalbin, kafanın, dilin, davranışların ve karakterin temizliği cemiyet hayatı için de pek mühimdir. İnsanlar arasındaki sevginin tesisi ancak bu sayede gerçekleşebilir.</p>
<p>Evet, içiyle dışıyla nazif olan insan, nihaî olarak iç-dış bütünlüğü sayesinde huzuru ve mutluluğu elde edecek, hem bu dünya saadetine hem de ukbâ saadetine erişecektir inşallah.</p>
<p>İnsanı tertemiz yaratan ve ona yakışır şekilde bu hayatı tanzim eden, böylece insanca yaşayabilmemiz için kâinatı hizmetimize memur eden  Rabbimize (cc), kâinatın zerrâtı adedince, o&#8217;nun ilmi ve malumatı adedince hamd- u senâlar olsun.</p>
<p><strong>Hizmetten | Zekeriya Çiçek     </strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/2dilini-ve-kalbini-temiz-tut-gunah-pisliginden-zekeriya-cicek/">Dilini ve kalbini temiz tut günah pisliğinden | Zekeriya Çiçek      </a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derisi Yüzülen Dilimiz</title>
		<link>https://hizmetten.com/derisi-yuzulen-dilimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 06:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Deri]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8847</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhatabın seviyesine göre konuşmanın ölçüsü nedir? Aslında ekseriyet tarafından anlaşılacağı umulan makaleler ya da konuşmalar maalesef bazı insanlara ağır gelebiliyor; dergi ve gazetedeki yazılarda daha sade ve anlaşılır bir dil&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/derisi-yuzulen-dilimiz/">Derisi Yüzülen Dilimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span class="dropcap">Muhatabın seviyesine göre konuşmanın ölçüsü nedir? Aslında ekseriyet tarafından anlaşılacağı umulan makaleler ya da konuşmalar maalesef bazı insanlara ağır gelebiliyor; dergi ve gazetedeki yazılarda daha sade ve anlaşılır bir dil kullanılması isteniyor. Böyle bir talep karşısında seviyeyi düşürmek mi, yoksa &#8220;gayret eden anlar&#8221; demek mi gerekir?</span></em></strong></p>
<p>Muhatabın seviyesini gözeterek konuşmak İlâhî bir ahlâktır. Cenâb-ı Hak her milletin ilim ve ihata seviyesine, problemlerinin keyfiyetine ve ihtiyaçlarının türüne göre teferruatta özel emirler vermiş, hususî kanunlar vaz&#8217;etmiş ve her dönemde tenezzülât-ı kelâmiyesini farklı şekilde, değişik bir tecelli buuduyla ortaya koymuştur. Zira, mübtedî ve bedevîlere göre yeterli sayılan nice meseleler vardır ki, müntehî ve mütemeddinler için onların biraz daha açılmaları şarttır ve zaruridir.</p>
<p><b>Tenezzülât-ı İlâhiyye</b></p>
<p>Mevlâ-yı Müteâl, genellikle murat ve maksatlarını halkın çoğunluğunun anlayışına uygun şekilde ifade etmiştir. Nitekim, İlahî kelamın bu hususiyeti &#8220;et-tenezzülâtü&#8217;l-ilahiyyetu ilâ ukûli&#8217;l-beşer&#8221; sözü ile anılagelmiştir. Evet, Cenâb-ı Hak, kullarının idrak ufuklarına göre hitap etmiş ve en derin hakikatleri bile onların anlayabilecekleri bir üslupla ortaya koymuştur ki, buna kısaca &#8220;tenezzülât-ı İlâhiyye&#8221; denilmektedir.</p>
<p>Haddizatında, O&#8217;nun kelâmı Kur&#8217;ân&#8217;dan ibaret değildir. Kim bilir, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın azametine uygun daha nice konuşma keyfiyetleri vardır; fakat, onlar ancak muhatapları tarafından bilinmektedir. Ezcümle; şayet Allah Teâlâ Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de, Tur-u Sina&#8217;da Hazreti Musa&#8217;ya tevcih buyurduğu kelam ile konuşsaydı, neredeyse hiç kimse onu dinlemeye güç yetiremeyecekti. Zira, Hazreti Musa (aleyhisselâm) gibi bir ulü&#8217;l-azm peygamber dahi o aşkın kelamın ancak bir kısmını dinlemeye tahammül edebilmişti. Yine, eğer Kur&#8217;ân sadece büyük deha ve kariha sahiplerinin anlayacakları bir üslupla inmiş olsaydı, insanların yüzde doksan dokuzu ondan hiç istifade edemeyecekti. Halbuki, Cenâb-ı Hak azameti ve Rubûbiyetiyle beraber, iradesine uygun olarak muhataplarının durumunu nazara almış ve tenezzülât-ı ilahiyyesiyle beşerî ufka göre hitap buyurmuştur.</p>
<p>Bu açıdan, Kur&#8217;an beşerin akıl, istîdat ve kapasitesine muvafık olarak gönderilmiş umumi bir muallim ve herkes için bir mürşittir. Malumdur ki, mürşidin nazarında az, çoğa tâbidir; o, genel irşadını ekalliyette kalanlara tahsis etmez. Bununla beraber, onun avamı gözeterek yaptığı konuşmalardan havas da kendi hissesini alır. Aksine, mürşit, sadece iyi eğitilmiş kimseleri hedef alarak hitap etse, halkın ekseriyeti o üst seviyedeki konuşmaları anlayamadığından dolayı hakikatleri öğrenmekten mahrum kalır.</p>
<p>Çoğu insanlar, alışageldikleri kelimelerden, ibarelerden, manalardan ve ifade çeşitlerinden fikirlerini ayıramadıkları için ulvî hakikatleri kendi mahiyetleriyle hemen anlayamazlar. O yüksek hakikatler, ülfet ettikleri ifadelerle ve müşahhas misallerle anlatıldığı zaman onlardan bazı doğru manalar çıkarabilirler. Nitekim, Kur&#8217;an-ı Kerim, meseleleri zihne yaklaştırmak ve anlaşılır kılmak için pek çok misale yer vermektedir. Mesela; haşir gerçeğini anlatırken herkesin kavrayabileceği bir misale dikkatleri çekmektedir: Tohum toprağın bağrına atılmakta, orada önce çürümekte ve akabinde yeni bir hayata başlamaktadır. Zamanla ağaç haline gelmekte, dal budak salıp semalara ser çekmektedir. Yapraklarla süslenip, meyvelerle donatılmaktadır. Daha sonra da bütün zinetini döküp kupkuru bir kemik gibi olmaktadır. Fakat yeni bir baharda tekrar süslenip kendisini mahlukatın nazarlarına arz etmektedir. Bazı hayvanlar ve haşerat sonbahardan itibaren kış uykusuna girip, ölüm gibi bir hale maruz kalmakta, ama ikinci bir baharda yeniden canlanmaktadır. Bütün varlıklarda cereyan eden bu kanundan insanın müstesna tutulmasına ihtimal verilebilir mi? Onun da bir baharı, bir kışı ve ikinci bir baharı vardır. Zira o da bir tohumdan meydana gelmekte, bir ağaç gibi olgunlaşmakta; fikir, sır, hafî gibi meyveler vermekte ve daha sonra da bir tohum misillü yeniden toprağa düşmektedir. Mevsimi geldiği ve Sûr&#8217;a üflendiğinde o da kendi &#8220;ba&#8217;sü ba&#8217;delmevt&#8221;ine erecektir. İşte, Kelam-ı ilahî meseleleri zihne takrib edici bu türlü misallerle doludur.</p>
<p><b>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in İrşadı</b></p>
<p>Diğer taraftan, Kur&#8217;an&#8217;ın aynı anda ve aynı ifadelerle farklı seviyelere hitap ettiği de bir gerçektir. Zira o, insanı bütün farklı tezahürleriyle yaratan ve inşa eden Allah&#8217;ın kelâmıdır. İmam Gazalî&#8217;nin İhyâ&#8217;sında işaret ettiği gibi, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in sarîh ve zâhirî manalarını havas gibi avam da anlayabilir; bâtınî ve gizli manalar ise müdakkik ve mütefekkir ilim erbabına mahsustur. Kur&#8217;an&#8217;ın &#8220;İlimde kök salıp, derinleşenler&#8221; (Âl-i İmran, 3/7) diye tavsif ettiği gavvâslar, o ummana dalıp inci mercan çıkarırlar. Ne var ki, herkes o hikmet denizine dalmaya güç yetiremez, her fert ondaki cevherleri görüp takdir edemez. Nur Müellifi&#8217;nin ifadesiyle, antika bir eşyaya demirciler çarşısında ancak ağırlığı kadar kıymet verilir; fakat o, hakperest bir antikacı nazarında paha biçilmez bir değeri hâizdir.</p>
<p>Demek ki, Kur&#8217;an&#8217;da, akl-ı selim, kalb-i selim ve hiss-i selim sayesinde, çalışma, tefekkür ve ilham vesilesiyle ancak erbabının anlayabileceği nişanlar, işaretler, alâmetler ve ipuçları halinde bazı hakikatler de mevcuttur. Bugüne kadar yetişmiş binlerce âlim, Kur&#8217;an üzerindeki düşünce ve mülâhazalarıyla kendi anlayış seviyelerini ve farklılıklarını tezahür ettirmişler; söz konusu bu hakikatlerden kendi idrakleri nisbetinde istifade etmişlerdir. Ashab-ı Kiram&#8217;ın hepsinin Kur&#8217;an&#8217;ı anlayış ve kavrayışı da aynı seviyede değildir. Fakat, bu seviye farklılıkları, herkesin Kur&#8217;an&#8217;dan kendi ufku ölçüsünde istifadesine mani olmamıştır.</p>
<p>Öyle ki, Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz devrindeki bir bedevî Kur&#8217;an&#8217;ı dinleyince hem kalbiyle hem de aklıyla doyuyordu. Aynı dönemde yaşayan ve şiirleri Kâbe&#8217;nin duvarlarına asılan büyük şairler de aynı şekilde Kur&#8217;an&#8217;dan istifade edebiliyorlardı. Lebid ve Hansâ gibi o devrin en güçlü şairleri de Kur&#8217;an&#8217;ın muhataplarıydı ve Kelam-ı ilahî hem akılları hem de kalbleri açısından onları da tatmin ediyordu. Müteakip asırlarda İbn-i Sinâ, İbn-i Rüşd, Farabî, İmam Gazalî, Fahreddin Râzî, Ebu Hanife, İmam Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Malik&#8230; gibi daha nice muhteşem dimağlar da hep Kitabullah&#8217;a muhatap olmuşlar ve O&#8217;nun rahle-i tedrisinde yetişmişlerdi. Demek ki, Kur&#8217;an, sıradan bir insana hayat üflediği aynı anda ve aynı şekilde, büyük bir âlimin aklına, ruhuna, kalbine ve latife-i rabbaniyesine de can olmaktaydı. Çünkü, İlahî Kelam, potansiyel olarak herkesin alıp değerlendirebileceği ve istifade edebileceği bir tecellî dalga boyunda indirilmişti.</p>
<p>Evet, Kur&#8217;an, yüceler yücesi bir sıfatın sesi-soluğu olmasına rağmen, vâhidî ve celâlî bir tecellî dalga boyunda değil de, ehadî ve cemâlî bir zuhur çerçevesinde peygamber ufkuna inmiş ve çoğunluğun idrak seviyesine göre insanlara seslenmiştir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in beşerle muhaveresi böyle bir tenezzül çerçevesinde gerçekleştiği gibi, onun müstesna mübelliği, mürşidler mürşidi Hazreti Rûh-u Seyyidi&#8217;l-Enâm&#8217;ın (aleyhi ekmelüttehâyâ) irşad ve tebliğleri de hep bu üslûba bağlı cereyan etmiştir. O&#8217;na isnad edilen bir söz de bu hususu vurgulamaktadır: &#8220;Biz nebiler topluluğu, insanların seviyelerine inmek ve onlara anlayabilecekleri bir üslupla konuşmakla emrolunduk.&#8221;</p>
<p>Bu itibarla, hakiki bir mürşit ya da olgun bir rehber, ilim ve marifet ufku itibarıyla ne kadar aşkın olsa da, telkin, tebliğ ve temsilinde, muhataplarının idrak seviyelerini mutlaka gözetmeli; insanların duygu, düşünce ve hissiyatlarını nazar-ı itibara alarak yazmalı ve konuşmalıdır. Kendi ufkuna ait vâridâtın husûsî rengi, iğlâkı ve iphamıyla hitap ederse, halkın efkârını bulandırabileceğini düşünmeli; yanlış anlamalara ve kafa karışıklıklarına sebebiyet vermekten her zaman uzak durmaya çalışmalı ve sözlerinin ekseriyetin istifadesine açık olması için gayret göstermelidir.</p>
<p><b>Dil mi Ağır, Anlama Gayreti mi Yetersiz?</b></p>
<p>Ne var ki, bugünkü nesillerin &#8220;Kullanılan dil çok ağır!..&#8221; şeklindeki yakınmalarının bir gerçeğin ifadesi olduğunu zannetmiyorum. Televizyonlardaki fikrî konuşmalarda, gazetelerdeki yazılarda, ilmî ve edebî mecmualardaki makalelerde ağır bir dil kullanıldığı kanaatinde değilim. Bazı kimseler, kendilerini çok bilgili ve kültürlü göstermek için sözleri arasında müphem ve muğlak ifadelere yer vermek suretiyle anlamayı zorlaştırıyor olabilirler. Fakat, konuşulanların ve yazılanların genelini, kitaplarla azıcık meşgul olan herkesin anlayabileceğine inanıyorum. Asıl problemin, dilin her geçen gün biraz daha yalınlaştırılmasında ve gençliğin bilhassa dînî terimlere, tabirlere, ıstılahî ifadelere yabancılaştırılmasında olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Evet, insanlara onların anlayabilecekleri bir dille konuşmak gerekir; lâkin, bu gereklilik, dilin mahvedilmesine sebebiyet vermemelidir. Lisanın muhafazası da bizim için çok önemlidir. Şayet, sadece muhatapların idraki esas alınır ve bu istikamette dil sürekli yalınlaştırılarak bitevî &#8220;tenezzülat&#8221;a gidilirse, sonunda kendi dilimizin bütünüyle tahrip edilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bundan dolayıdır ki, bir dönemde, lisanın kıymetini takdir eden ve onu tahribin hangi kötü neticelere yol açacağını bilen insanlar kullanılan kelimeler hususunda çok hassas davranırlardı. Mesela, o büyük ulema, huzurlarında, &#8220;izah&#8221; kelimesinin yerine &#8220;açıklama&#8221; sözcüğü kullanılsa, hemen hoşnutsuzluklarını belli eder, &#8220;Bu ne demek?&#8221; der ve iki kelime arasındaki mana uçurumuna dikkat çekerlerdi.</p>
<p>Aslında, dilin muhafazası meselesinde bu denli hassas davranmak herkes için bir vazifedir. Çünkü, dilimizde, herbiri birer cevher olan oturmuş ve kıvamını bulmuş kelimeler vardır. Onlara yüklenen çok derin manalar geçmişten geleceğe uzanan birer emanettir. Bugün konuştuğumuz dil, nesiller boyu sessiz sessiz hafızalarımıza yerleşen ve ruhlarımıza nakşedilen duygu ve düşüncelerin nakil vasıtasıdır. Asırlarca süren bir cehd sayesinde her kelime çok derin mana, meal ve mefhumlar kazanmıştır. Hatta, herbir kelime, bir sanat dalında, bir ilim sahasında veya teknik bir alanda özel olarak kullanılan bir terime dönüşmüştür. Onlardan bambaşka söz kalıpları ve deyimler üretilmiştir. Öyle ki, o kelimelerin yerine başka sözcükler konulduğunda asıl maksadı anlatmak neredeyse imkansız hale gelmiştir.</p>
<p>Şayet, başka kültürlerin tesiriyle kendi özüne yabancılaşan kimseler, dilimizde böylesine güzel söz ve zengin ifadeler bulunmasına rağmen, onları terk edip, adeta kendilerinden kaçarak ve kendi değerlerine karşı saygısız davranarak acayip, tuhaf, yamuk-yumuk, eğri-büğrü ve bizim ağzımıza hiç yakışmayan kelimeleri kullanmakta ısrar eder ve öz lisanlarını anlama adına hiçbir fikir cehdi ortaya koymadan &#8220;Dil ağır, biz kavrayamıyoruz!..&#8221; derlerse; konuşan ve yazan insanlar da bu talepleri hiç sorgulamadan kabul ederlerse, peşi peşine yalınlaştırmaların, kelime kayıplarının ve dilde tahribin önüne geçilemez. Dilimizin enginliğini göremeyenler ve lisanın önemini nazar-ı itibara almayanlar tarafından, sadeleştirme adı altında, o olgun ve oturmuş kelimelerimiz kaldırılıp atılır ve yerlerine nesepsiz, pişmemiş, ham sözcükler konulur. Çok geçmeden, daha farklı bir sadelik aranır, yeni bir yalınlaştırma furyası başgösterir ve böylece lisanımız sürekli aşağıya doğru çekilip indirilir. Tenezzülât.. tenezzülat.. tenezzulât&#8230; Oysa, onun da bir sınırı olmalıdır.</p>
<p>Hususiyle, &#8220;ıstılâh&#8221; dediğimiz, belli bir ilim ve sanat dalına mahsus olan, zamanla çok geniş manalar kazanan, şümullü bir hal alan kelime ve terimleri sadeleştirmek için uğraşmak beyhude bir gayrettir; onların yerlerini hakkıyla doldurabilecek daha anlaşılır kelimelerin bulunabilmesi bir yönüyle mümkün değildir. Belki zaman zaman o kelimeler izah edilebilir ama başka bir iki kelimeyle onlar asla karşılanamaz. Mesela; &#8220;gözlem&#8221; sözcüğü -hassaten dinî mevzularda- kat&#8217;iyen &#8220;müşahede&#8221; tabirinin yerini tutamaz. Müşahede, mükaşefe ve musahabe kelimeleri bazen birbirinin yerine kullanılsa da, nüanslar gözetilirse bunların da birbirinden çok farklı oldukları görülecektir. Şayet biri yerine öbürü telaffuz edilirse, bambaşka bir mana ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Hani anlatılır ya; birisine &#8220;Arapça bilir misin?&#8221; diye sormuşlar; o da &#8220;İyi bilirim&#8221; deyivermiş. Bunun üzerine, &#8220;Araplar koyuna ne derler?&#8221; suali yöneltilince, adam &#8220;ganem&#8221; cevabını vermiş. &#8220;Peki, kuzuya ne derler?&#8221; diye sorulunca, o çok bilmiş adam &#8220;Büyüyünce ona da ganem derler&#8221; demiş. İşte, hususiyle ıstılahî bir kelimeyi bir başka sözcükle ifade etmeye çalışmak bu latifede nazara verilen tuhaflıktan farklı değildir.</p>
<p><b>Hem Anlaşılır Olmalı Hem de Lisan Âbidesi Korunmalı!..</b></p>
<p>Evet, bugün maalesef, insanımız ana diliyle yazılanları anlayamamaktadır; çünkü, senelerdir bu dille oynayanlar, yabancı kelimeleri atma ve dili sadeleştirme bahaneleriyle onu bütün bütün bozmuş ve neslimizi kültürümüzün temel kaynaklarından uzaklaştırmışlardır. Cemil Meriç, Cevdet Paşa&#8217;nın eserinin sadeleştirilmesiyle alâkalı olarak, &#8220;Cevdet Paşa bir dil üstadı idi, onun kitabını sadeleştirmek suretiyle derisini yüzdü ve eseri berbat ettiler&#8221; demiştir. Heyhat ki, bizim dilimizin de derisi yüzülmüştür. Günümüzün insanı, yazılıp konuşulanların ağırlığından değil, üslupsuzluktan, uydurulmuş kelimelere rağbetten, okuma alışkanlığının azlığından, neredeyse hiç lügât kullanmadığından ve fikir cehdi ortaya koymadığından dolayı kendi değerlerimize ait düşüncelerin çok zengin ve çok olgun anlatıldığı kitaplara bile yabancı hale gelmiştir.</p>
<p>Keşke, bugünkü nesil Elmalılı Hamdi Yazır, Kâmil Miras, Ahmet Hamdi Aksekili, Babanzade Ahmed Naim, İzmirli İsmail Hakkı, Şemsettin Günaltay, Cevdet Paşa, Filibeli Ahmet Hilmi, Celal Nuri, Haşim Nahit gibi dil üstadlarının kitaplarını ve Risale-i Nur Külliyatı misillü eşsiz eserleri anlayabilseydi. Keşke, bilhassa gençler anlamakta zorlandıkları vakitler lügâtlerin yardımına müracaat etseler ve dil zevkimizi duymaya çalışsalardı. Zannediyorum, başlangıçta biraz zorlansalar da, kısa bir süre sonra güzel lisanımızın cazibesine kapılacak, artık çok derin manaları hissetmenin hazzına varacak ve zamanla sathîlikten kurtularak daha engin mülahaza ufuklarında dolaşma imkanını yakalayacaklardı.</p>
<p>Bir kere daha ifade etmeliyim ki; irşâdda mühim olan, verilmek istenen mesajın muhataplar tarafından en güzel şekilde ve eksiksiz alınmasını sağlamaktır. Bu da mesajın mümkün olduğu kadar açık, net ve pürüzsüz bir tarzda ifade edilmesine bağlıdır. Bu itibarla, sırf bilgili, kültürlü ve iyi yetişmiş bir insan olarak tanınmak maksadıyla, müphem, muğlak ve felsefe yüklü konuşup yazmayı âdet hâline getirmek büyük bir yanlışlık ve aldanmışlıktır. Samimi bir irşad eri, kendi kadrini yüceltmek için iğlaka başvurma gibi bir bayağılığa düşmekten uzak olmalıdır; bununla beraber, her seviyede insanın anlayabileceği bir üslûpla hakikatleri sunmaya gayret ederken, aynı zamanda onların ulviyet ve ciddiyetine halel getirmemeye de özen göstermelidir. Zira, anlaşılır olmak, dili bütün bütün yalınlaştırmak ve manadan, mefhumdan, muhtevadan fedakarlıkta bulunmak demek değildir. Belki, yazan ya da konuşan insan bir iki basamak inebilir; fakat, okuyan veya dinleyen kimse de birkaç basamak yukarıya doğru çıkmalıdır ki münasip bir yerde buluşulabilsin. İlim ve ihata açısından, birisi azıcık eğilmeli, öbürü de biraz yükselmelidir ki, hakikatler kadr ü kıymetlerine uygun olarak anlatılıp anlaşılsın.</p>
<p>Hasılı; &#8220;İnsanlara akılları nisbetinde ve idrak seviyelerine göre konuşun!&#8221; mealindeki hadis-i şerif tebliğ ve irşâdda vazgeçilmez bir kaidenin ifadesidir. Bir mürşit, sözlerinin halkın yüzde sekseni tarafından anlaşılmasını hedeflemeli ve yazılarını, konuşmalarını bu düşünceye göre örgülemelidir. Bu yüzde seksenin dışında kalan insanlardan bazıları serdedilen fikirlerin çok azını anlayabilirler; diğer bir kısmı ise, beyan tarzını ve anlatılanları hafif bulabilirler. İrşad ve tebliğde, ekseriyetin idraki esas alınmalıdır; o yüzde yirminin hissiyatına bakılmamalıdır. Hele, herkes için anlaşılır olma bahanesiyle dilin canına kıyılmamalı, derisi yüzülmemeli ve şekli bozulmamalıdır; lisan âbidesi kendi ihtişamıyla her zaman korunmalıdır.</p>
<p><time datetime="2008-05-12">11 May 2008</time>. Kategori <a href="https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/kirik-testi-serisi/fethullah-gulen-kalb-ibresi">Kalb İbresi</a> M.Fethullah Gülen</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/derisi-yuzulen-dilimiz/">Derisi Yüzülen Dilimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Dil öğrenip öğretmenliğe başlamanız takdire şayan’</title>
		<link>https://hizmetten.com/dil-ogrenip-ogretmenlige-baslamaniz-takdire-sayan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 13:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hollanda’nın Kültürel Başkenti Amsterdam’da düzenlenen ‘Entegrasyon ve Rumi Akşamı’ etkinliği, farklı  kültür ve dinden insanları bir çatı altında buluşturdu. Geceye katılan Hollanda Koalisyon Hükümeti Demokrat 66 Partisi Milletvekili ve Entegrasyon&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dil-ogrenip-ogretmenlige-baslamaniz-takdire-sayan/">‘Dil öğrenip öğretmenliğe başlamanız takdire şayan’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hollanda’nın Kültürel Başkenti Amsterdam’da düzenlenen ‘Entegrasyon ve Rumi Akşamı’ etkinliği, farklı  kültür ve dinden insanları bir çatı altında buluşturdu. Geceye katılan Hollanda Koalisyon Hükümeti Demokrat 66 Partisi Milletvekili ve Entegrasyon Sözcüsü Jan Paternotte, Türkiye’den gelen çoğu öğretmen mültecilerin Hollandaca konuşması karşısında hayranlığını dile getirdi. ‘Dil öğrenip burada öğretmenliğe başlamanız takdire şayan. Bundan mutluluk duydum. İnanıyorum ki öğretmen açığımızı kapatacaksınız.’ dedi.</p>
<p>Amsterdam Huis van De Wijk  de Aker’da düzenlenen ve moderatorlüğünü Sahnti Tuinstura’ın üslendiği programa Hollanda Koalisyon Hükümeti Demokrat 66 Partisi Milletvekili ve Entegrasyon Sözcüsü Jan Paternotte, Yazar Cees Buys, Hollandalı semt sakinleri, işadamları, sanatçılar, akademisyenler ve ülkenin değişik şehirlerinde ikamet eden mülteciler katıldı.</p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Huis van De Wijk de Aker semt sakini Tr724 Hollanda Temsilcisi gazeteci Basri Doğan, bu tür etkinliklerin entegrasyona ve birlikte yaşama sanatına önemli katkılar sağladığına inandığını söyledi. Doğan, şunları anlattı: “Komşularımızla iyi ilişkilerimiz var ve bunu çok değerli buluyoruz. Birbirimizi ne kadar çok anlarsak, birlikte yaşamak o kadar kolay olur. Değerli dostum ve arkadaşım Cees Buys ve ben yeni mülteci ailelerin Hollandalı ailelerle iletişim kurmalarına ve kendi varlıklarını yeniden inşa etmelerine yardımcı oluyoruz. Sonuç, kısa sürede Hollanda dilini öğrendikleri ve birbirleriyle diyalog bulduklarıdır. Bu durum, çevrelerindeki Hollandalılar tarafından da büyük beğeni topluyor. Diyalog programlarımıza  devam edebileceğimizi ve bu konuda bizi desteklemeye ve takip etmeye devam edeceğinizi ve çok keyifli akşamlar olacağını umuyorum. Son on iki ayda 12 program düzenledik. Bunların başında 5 Mayıs Hollanda Özgürlük yemeği, iftar akşamları, komşular günü, eğitim akşamı, kadınlar günü, doğu ve batı sanatı Vincent Van Gogh ve Ebru akşamı, semt festivali ve bugün düzenlediğimiz Entegrasyon ve Rumi akşamı. Bu önemli programlarımıza Brüksel’den ekibi ile bize destek veren Semazen Abdulkadir Dikici ve Tasavvuf musikisi ekibine teşekkür ediyorum. Güzel bir akşam olacağını belirtmek istiyorum.”</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-217840 td-animation-stack-type0-2" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/Jan-Paternotte-e1574386011102.jpg" alt="" width="514" height="300" /></p>
<p><b>‘4 YILDIR MÜLTECİLERİN ENTEGRASYONU İLE İLGİLENİYORUM’</b></p>
<p>Hollanda Koalisyon Hükümeti Demokrat 66 Partisi Milletvekili ve Entegrasyon Sözcüsü Jan Paternotte, geceye katılmaktan son derece mutlu olduğunu belirterek sözlerine başladı. Paternotte, Türk mültecilerden memnuniyetini şöyle anlattı: “Amsterdam’ın farklı semtlerinden Hollandalılar ve ülkenin farklı kesimlerinden mültecilerin burada olmaları ve birlikte entegrasyona iyi bir katkı sunmalarından çok memnunum. Basri Doğan ve arkadaşlarına teşekkür ederim. Kısa bir süre önce mültecilerin toplu merkezi işlemlerinin yapıldığı Ter Apel şehrine ziyarette bulunmuştum. Bugün sizler ile birlikte olmak benim için önemli olduğunu söylemek isterim. 2015 yılından bu güne değin entegrasyon konusunda aktif çalışmalar yürütüyorum. O yıllarda binlerce Suriyeli mülteci Hollanda’ya gelmişti. Onların yerleşim ve barınma yerlerinin hazırlanmasında yardımcı olmuştum. Bu konuda eski okul ve eski spor komplekslerini onlar için tahsis etmiştik. İkamet ettiğim Amsterdam’dan bisiklet ile giderek onlar ile temas kurmuştum. Onlar ile İngilizce konuşurduk. Onların dil ve ülkeye katılımları ile çalışmalarında bulundum. Bu gün ise sizlerle birlikte kendi dilimizle anlaştuk. Güzel bir etkinlikte sizler ile olmaktan son derece memnun olduğumu tekrar belirtmek isterim.’’</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-217842 td-animation-stack-type0-2" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/Jan-Paternotte-gecede.jpg" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" srcset="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/Jan-Paternotte-gecede.jpg 700w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/Jan-Paternotte-gecede-300x190.jpg 300w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/Jan-Paternotte-gecede-100x63.jpg 100w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/Jan-Paternotte-gecede-696x441.jpg 696w" alt="" width="700" height="444" /></p>
<p><b>‘HOLLANDA’DA ÖĞRETMEN AÇIĞINI KAPATIYORSUNUZ’</b></p>
<p>Kısa süre içerisinde dili kendi çabaları ile öğrenen mültecilerin eğitim alanında staja başlayıp öğretmenlik yapmalarının takdire şayan olduğunu kaydeden Paternotte “Hollanda’da çok sayıda öğretmen açığı var. Bu konuda sizlerin katkısının önemli. Sizlerin staj ve okullarda öğretmenlik yapmanız çok olumlu bir gelişme. Hem entegrasyon hem de iş piyasasına katılarak uyum süreçlerinizin hızlandırılması yönünde önemli katkı sağlayacaktır. Bu açıdan burada bunu duymaktan son derece memnunum.” dedi.</p>
<figure id="attachment_217843" class="wp-caption alignnone" aria-describedby="caption-attachment-217843"><img decoding="async" class="wp-image-217843 td-animation-stack-type0-2" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/buys.jpg" sizes="(max-width: 524px) 100vw, 524px" srcset="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/buys.jpg 700w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/buys-300x190.jpg 300w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/buys-100x63.jpg 100w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/buys-696x441.jpg 696w" alt="" width="524" height="332" /><figcaption id="caption-attachment-217843" class="wp-caption-text">Mevlana hayranı Araştırmacı-Yazar Cees Buys</figcaption></figure>
<p><b>‘YILLAR GEÇSE DE MEVLANA HERKESİ KUCAKLIYOR </b></p>
<p>Araştırmacı-Yazar Cees Buys ise Mevlana Celaleddin Rumi’nin sosyal yaşama katkısının büyük olduğunu vurguladı. Buys, “Mevlana yaşadığı dönemde herkesi kucaklayıcı söylemi ile tüm batı dünyasında aradan yıllar geçse de hala sevgi ve saygı ile anılmaktadır. ‘Ne Olursan Ol Yine Gel’ çağrısı bir sevgi çağrısıdır, hoşgörü çağrısıdır. Bugün ben de bu çağrı ile buradayım. Bugün ülkenin farklı şehirlerinden mülteciler ile birlikte olmaktan son derece mutlu oldum. Aslında mülteciler ilk tanışıklığım Bodrum’da sahile vuran Aylan Kurbi ile oldu. Sahile vuran cesedi beni çok etkiledi. O günden sonra ben de bu mültecilere nasıl yardımcı olabilirim çabası içerisinde oldum. Onların şirket kurmaları ve iş piyasasında aktif olmaları için çaba sarf ediyorum. Onlara bu yönde destek ve fikir veriyorum. Bu tür akşamların birlikteliğe ve ortak yaşa olumlu katkılar sunacağından eminim.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-217841 td-animation-stack-type0-2" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/dikici.jpg" sizes="(max-width: 605px) 100vw, 605px" srcset="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/dikici.jpg 700w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/dikici-300x184.jpg 300w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/dikici-100x61.jpg 100w, https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/11/dikici-696x427.jpg 696w" alt="" width="605" height="371" /></p>
<p><b>MESNEVİ’DEN BEYİTLER</b></p>
<p>Mevlana hayranı Claudette Manuale’nin , Neyzen Salih Uslu’nun üflediği ney eşliğinde Mesnevi’den beyit okuduğu gecede, Türkiye’de 18 ay hapis yattıktan sonra Amsterdam’a gelen öğretmen Adem Korkut da yan flüt ile eserler seslendirdi. Sema ustası Mevlevi  Abdulkadir Dikici katılımcılara unutulmaz bir sema gösterisi yaptı.</p>
<p>‘<b>ALLAH CÖMERTLER İLE BERABERDİR’</b></p>
<p>Program sonunda  Mevlana Celaleddin Rumi ve sema hakkında katılımcıların sorularını cevaplayan sema ustası Mevlevi Abdulkadir Dikici, Rumi Platform Koordinatörü Cees Buys’a bu güzel katkısından dolayı teşekkür etti. Dikici, “Sema binlerce yıldır devam eden bir etkinliktir. Her figürde, her kıyafette bir sembol var. Sağ el bu şekilde açık kalır. İnsan kendi aczini bilen varlıktır. Aciz olduğunu bilen varlık insandır. Tek olan yüce yaratıcı Allah’tan devamlı talepte bulunur. Allah’ta en çok kendisine dua edeni sever. Kim daha çok dua ederse Allah ona yakındır. Allah’tan istemeyi bırakır isek, önce kendimizi bırakmış oluruz. Allah’ı unutmuş oluruz. Sol ile Allah’tan aldığımızı başka insanlara veririz. Allah cimrileri sevmez. Allah cömertler ile beraberdir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Program sonunda katılımcı konuşmacılara birer buket gül ve günün anısına özel olarak yapılmış Entegrasyon ve Rumi Akşamı plaketleri takdim edildi. Program daha sonra verilen resepsiyon ve ikramlar ile sona erdi.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_68805"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/WWoJlZwUzoo?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><a href="https://www.tr724.com/dil-ogrenip-ogretmenlige-baslamaniz-takdire-sayan/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><em><strong>Kaynak: Tr724</strong></em></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dil-ogrenip-ogretmenlige-baslamaniz-takdire-sayan/">‘Dil öğrenip öğretmenliğe başlamanız takdire şayan’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil belası!</title>
		<link>https://hizmetten.com/dil-belasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 15:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Özcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4180</guid>

					<description><![CDATA[<p> ‘Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun.’ </p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dil-belasi/">Dil belası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dil, hacim olarak küçük olmasına rağmen yaptığı iş itibarıyla insan vücudundaki birçok organa göre daha büyük bir işleve sahiptir. Bu özelliği ile de Allah’ın yarattığı bir sanat harikasıdır. Diğer organların görevleri sınırlı iken dil neredeyse insanın hayatını şekillendirir ve bu yönüyle de bütün organları etkiler. Gözün gördüğü, kulağın duyduğu ve bunların harmanlandığı beynin kararını dil seslendirir. İnsanın iman veya küfre dair düşünceleri dil ile kayıt altına alınır.<ins></ins></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan, dilini kontrol edip, kendisine fayda verecek sözleri söylediğinde hem dünya hem de ahiret hayatı adına kazançlı olur. Bununla birlikte diline hâkim olamayan dünyada bela ve musibetlere maruz kalırken ahiret hayatını da tehlikeye sokabilir. Peygamber Efendimiz (sav) bunu, “İnsanları yüz üstü cehenneme süren, onların kendi dilleridir.” beyanı ile bizlere bildirmiştir. Başka bir hadiste ise: “Her sabah insanoğlunun uzuvları dile karşı: ‘Bizim hakkımızda Allah’tan kork; zira sen müstakim olursan biz de müstakim oluruz; sen eğri-büğrü olursan biz de eğriliriz’ derler.” diyerek önemli bir ihtarda bulunmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşulması yararlı veya zararlı olan şeyleri birbirinden ayırt etmek ne kadar zorsa, dili kontrol altında tutmak da o kadar zordur. Toplumda belli bir mevkie gelmiş veya şahsi hayatı itibarıyla hassas yaşamaya dikkat eden birçok insan, dilini kontrol edemediğinden bütün kazanımlarını kaybedebilmektedirler. Siyasetçilerden din adamlarına kadar buna çok sayıda örnek vermek mümkün; hele son dönem Türkiye’sinde…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sükût etmek, insanı dil belasından kurtaran davranışlardandır. Efendimiz’in (sav) bu konuda birçok sözü vardır: “Sözün hikmet, sükûtun da tefekkür olsun.”, “Midesinin, ırzının ve dilinin şerrinden kurtulan, bütün şerlerden kurtulmuş olur. Çünkü insanların çoğunu helâk eden şey, mide, ırz ve dil şehvetleridir.”, “Bir kimsenin kalbi ve dili istikamet bulmadıkça, onun imanı müstakim olmaz.”, “Allah o kula merhamet etsin ki, konuşurken sevap kazanır ve susarken selâmet bulur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konuda kalb ve kalem ehli olan insanlar da çok şey söylemiştir: “Çok konuşanın hata ve sürçmeleri çok olur.” (Hz. Ömer), “Mü’min önce düşünür sonra gerekirse konuşur; münafık düşünmeden konuşur.” (Hasan Basri), “Söylemediğim sözlerin hiçbiri bana zarar vermedi.” (Calvin Colaridge), “Bir cahil için en iyi şey susmaktır, ne var ki bunu bilseydi zaten cahil olmazdı.” (Sadi Şirazi), “Mümkün olduğu kadar sus veya gerekli olan sözleri az kelimelerle söyle.” (Epiktetos).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün Hz. Muaviye’nin meclisinde herkes konuşuyordu. Ahnef bin Kays ise susmuştu. Hz. Muaviye ona, “Sen niye konuşmuyorsun?” dedi. Ahnef, “Ben ne konuşayım? Sana yağ çekmek için konuşursam Allah’tan korkarım; sana dokunan doğruları konuşursam bu sefer senden korkarım.” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlar, ‘Ağzınızı kapayıp bir köşede oturun’ demek değil; ‘Konuştuklarınız meşru dairede olsun’ demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil, hayır yolunda kullanıldığında insanı Allah nazarında kıymetli hale getiren, şerde kullanıldığında da esfel-i sâfilîne düşüren bir organdır. Kendisi hakkında en korktuğu şeyin ne olduğunu soran bir sahabeye Efendimiz (sav), eliyle dilini tutarak “İşte bu…” demiştir. Başka bir zaman, vefat eden biri hakkında, “Cennet ona mübarek olsun!” diyen birisine Efendimiz (sav), “Nereden biliyorsun? Belki de o mâlâyânî konuştu veya kendisini zengin kılmayacak bir miktarda cimrilik etti!” demiştir. Görüldüğü gibi insanı, Allah’tan, Cennetten ve insanlardan uzaklaştırırken Cehenneme yaklaştıran cimrilik gibi, gereksiz ve boş konuşmalar da bir hüsran sebebi olabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sükût etmenin hüneri, ağza geleni söylemenin insana verdiği zarardadır. Yalan söylemek, gıybet etmek, fesatçılık, ikiyüzlülük, yalakalık, hakaret etmek, tartışmak, kendini övmek, siyasetteki gibi “partisindeki şeytanı melek, karşı partideki meleği şeytan kabul ederek” konuşmak, gerçekleri tahrif etmek ve daha birçok durum hep konuşma ile insana, günah ve düşman kazandırır. Dil için kolay, nefse ve mizacı bozuk kişilere hoş gelen bu işleri elbette şeytan da körükleyip durur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan, kontrolsüz bir şekilde konuştukça ve bunu uzun süre devam ettirdikçe bu afetlerle karşı karşıya kalır. Sükût, bütün bunların önünü kesen faziletli bir davranıştır, zira kötülüğü engellemek, iyilik yapmak gibidir. Bununla birlikte sükût insana zaman kazandırır, düşüncelerini toparlamasına yardımcı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatında dinî esasları ön planda tutanlar, Kur’an-ı Kerim’deki, “Zaten sağında ve solunda yerleşmiş bulunan iki kayıtçı melek, onun her söz ve davranışını kaydetmektedir. Tek bir söz bile sarf etmiş olmasın ki, yanında onu gözetleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun.” (Kaf, 17-18) ayetleri çerçevesinde temkinli davranıp düşüncelerini ifade ederken Allah rızasına ve konuşmanın gerekliliğe göre hareket etmelidir. Allah’ın hoşlanmayacağı sözler söylememeli ve lüzumsuz konularda dilini tutmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, çevresine maddi ve manevi açıdan yararlı olmak isteyen insanın yeri geldiğinde üslubunca konuşması gerekir. Allah’ı anlatma, ilim tahsil etme, kötülüklere engel olma gibi konularda konuşmak insan olmanın gereğidir; bu durumlarda sükût etmek âdeta suçtur. Genel olarak sükût tavsiye edilse bile yerinde ve zamanında konuşmak daha iyidir. Hak ve adaletin ayaklar altına alındığı durumlarda susmak “dilsiz şeytan” olmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuştuğunda gönüllere girip insanlara faydası olacak kişilere söz hakkı vermek ve imkân tanımak gerekir. Akıllı insan konuşmaktan ziyade, hem kendisine hem de başkalarına faydası olabilecek kişilere imkân sağlar ve onları konuşturur. Bunu yapabilmek ise edepten nasip almak ve susmanın faziletini bilmekle ilgilidir. Ne güzel demişler:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bakırsa metâın sürme pazara ey ahî;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bırak meydanı cevherfürûşân olanlara!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok konuşmak kişinin dengesizliğini ve zaaflarını ortaya çıkaran bir çeşit hastalıktır. Bu hastalığın hem konuşana hem de dinleyene zararı vardır. İnsan kendisini tutamayıp konuşmaya devam ettiği sürece abartmalarda bulunur, gereksiz bilgiler verir, ne söylediğini bilemediğinden çelişkilere düşer ve kendisini dinleyenlerin kafasını karıştırır. Böylece bir taraftan kendi kıymetini düşürürken diğer taraftan muhataplarını da zor durumda bırakmış olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden çok konuşmaktan ziyade, az, öz, yerinde, lüzumuna göre ve dinleyenlere faydalı olan konuşmalar yapılmalıdır. Bunu becerebilen insanın kıymeti artarken her bulduğu fırsatta mikrofona yapışanın kıymeti ise azalır. Her sözü mutlaka kendisinin söylemesi gerektiğine inanan gevezeler zamanla çevrelerindeki güzel insanları kaybederler. Bu tipler,&nbsp; gün gelir de güzel bir şey söylediklerinde dinleyici bulamaz, hatta söyledikleri doğrulara karşı da alaycı bir karşılık görürler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mevzuyu Hocaefendi ile bağlayalım: “Müslüman az ve öz konuşmalı, sevap olmayan şeylere ve laubaliliklere kat’iyyen girmemeli. Malumat sahibi bir insansa ve ille de konuşması gerekiyorsa, sohbeti Cânan’dan bahisler açmalı. Kendisi bilmiyorsa, başkalarının o istikamette konuşması için lazım gelen ön hazırlıkları yapıp zemin hazırlamalı; hak ve hakikatleri ihlasla seslendirecek, sohbeti fayda verecek bir insana söz hakkı vermeli, onu konuşmaya teşvik etmeli.. meclislerin günlük dedikodularla kirletilmesine müsaade etmemeli.. ve ne yapıp edip her sözü erkân-ı imaniyeye, Cânan sohbetine getirmeli. Kısacası, ‘Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun.’ hadis-i şerifine uygun bir hayat sergilemeli.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak: Mehmet Ali Özcan-TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dil-belasi/">Dil belası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
