<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dert arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/dert/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/dert/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:13:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>dert arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/dert/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sevda ölçüsünde tek bir derdimiz vardır! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/sevda-olcusunde-tek-bir-derdimiz-vardir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 04:30:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[dert]]></category>
		<category><![CDATA[sevda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Belanın en çetini, en zorlusu ve en amansızı başta enbiyaya, sonra da imanının derecesine göre diğer mü’minlere gelir. Mü’min hadiselere bakıp değerlendirirken “Niye böyle oluyor?” demez; onları gönül hoşnutluğuyla karşılar.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sevda-olcusunde-tek-bir-derdimiz-vardir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Sevda ölçüsünde tek bir derdimiz vardır! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belanın en çetini, en zorlusu ve en amansızı başta enbiyaya, sonra da imanının derecesine göre diğer mü’minlere gelir. Mü’min hadiselere bakıp değerlendirirken “Niye böyle oluyor?” demez; onları gönül hoşnutluğuyla karşılar. Musibete maruz kalınca, her defasında رَضِينَا بِاللهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا “Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, rasûl olarak da Hazreti Muhammed’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) razı olduk.” der: Allahım Rab olarak Sen’den razıyız!.. Rabbü’l-âlemîn Sensin. Rububiyetine bakan bütün tasarrufatına “elhamdülillah” diyoruz; el verir ki, bizi sapıklığa, küfre ve dalalete sürüklemeyesin!.. Sevda ölçüsünde tek bir derdimiz vardır; o da, herkesin Allah’a ve Rasûlullah’a yönelmesi!..</p>
<p>*Bir münasebetle dendiği gibi; bazen dünyevî hâdiseler ve dünyalılar yol vermezler insana; bazen de başa gelenler, altından kalkılmayacak şekilde çetin cereyan eder. Ne var ki, Hak’tan fermanlı gönüller, görüp duydukları bu şeyler karşısında ne sarsılır, ne sendeler ne de tereddüde düşerler. Her hâdiseyi müteâl iradenin bir muamelesi kabul ederek, başa gelenleri imtihan sayar, imtihanları tevekkül ve teslimiyetle göğüsler, yol kesen töre bilmezlere insanlık dersi verirler. Her hareket ve davranışlarını ötelerden gelen emirlere uyma inceliğiyle değerlendirir; bir gözleri kendi tavırlarında diğeri o müteâl kapının aralığında yürürler himmetlerini dağıtmadan yücelerden yüce hedeflerine doğru –Hak rızası olan o hedefe canlarımız kurban olsun– ve hayallerini bile her zaman pâk tutarlar ağyâr düşüncesinden. İşte bu çerçevedeki sadakat erlerinin sevda ölçüsünde tek bir dertleri vardır; o da, herkesin Allah’ı bulup O’na yönelmesi, değişik kulluklardan kurtulup sadece O’nun bendesi olması.</p>
<p>*Yolumuz doğruysa, bu yolda her şeye katlanmamız lazım. Eksiği gediği ya da şüphelendiğimiz yanları varsa, bu mevzuda bizi ikaz edenlerin ikazına kulak vererek, o eksiğimizi ve gediğimizi de gidermeliyiz. Bu çağın insanında olduğu gibi, bilerek dünya hayatını ahiret hayatına tercih eden Süfyaniyyun’dan olmamalıyız.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sevda-olcusunde-tek-bir-derdimiz-vardir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Sevda ölçüsünde tek bir derdimiz vardır! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zaman dertlenme zamanı</title>
		<link>https://hizmetten.com/20712-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jul 2021 06:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[dert]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20712</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Günümüz dünyasında hemen her gün yürek dağlayıcı hâdiselerle karşı karşıya gelmemize rağmen, yeterince müteessir olamayışımızın sebepleri nelerdir? Hak katında duyarlı bir mü’min olabilme adına nasıl hareket edilmelidir? Cevap: Bir insanın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/20712-2/">Zaman dertlenme zamanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Günümüz dünyasında hemen her gün yürek dağlayıcı hâdiselerle karşı karşıya gelmemize rağmen, yeterince müteessir olamayışımızın sebepleri nelerdir? Hak katında duyarlı bir mü’min olabilme adına nasıl hareket edilmelidir?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Bir insanın en yakınından uzağa doğru alâkadar olduğu farklı daireler vardır. Kişinin kendisi bu dairelerin merkez noktasını tutar. Başka bir ifadeyle, insan evvelen ve bizzat, cibillî ve tabiî olarak ilk başta kendisiyle meşgul olur. Kur’ân-ı Kerim’de yer alan,</p>
<p align="center"><span class="arabic">رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ</span><br />
<em>“Ey Rabbimiz! Hesabın görüldüğü gün, beni, anne-babamı ve bütün mü’minleri mağfiret buyur!”</em> (İbrahim sûresi, 14/41)</p>
<p align="center"><span class="arabic">رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ</span><br />
<em>“Ya Rabbî! Beni, anne-babamı ve evime mü’min olarak girenleri, erkek ve kadın bütün mü’minleri affeyle!”</em> (Nûh sûresi, 71/28)</p>
<p>âyet-i kerimelerinde, mağfiret talebine, kişinin kendisinden başlamasının ifade buyrulması, bir manada insanın bu tabiî ve cibillî durumuna işaret etmektedir.</p>
<p>Bununla birlikte hakikî bir mü’mini, çevresinde olup biten hâdiselerin alâkadar etmemesi düşünülemez. Esasında mü’min olma bir yana, insanlıktan nasibi olan herkes, bir başkasının yaşadığı acı ve sıkıntılardan, mesela insanların birbiriyle yaka paça olup birbirini katletmelerinden, masumların zulüm ve şiddete maruz kalmalarından ıstırap duyacaktır. Çünkü netice itibarıyla bütün insanlar aynı ağacın birer dalı, meyvesi, yaprağı veya çiçeği gibidirler. Kur’ân-ı Kerim, bize hitap ederken, “Benî Âdem (Âdem’in evlâtları)” diyor. Dolayısıyla vicdanını yitirmemiş her insan, aynı babanın evladı olarak, kardeşinin içine düştüğü acı ve ıstıraplarla alakadar olur, hatta şefkat hissinin derinliğine göre içi yanar, yüreği kanar. Engin bir merhamet ve şefkat hissine sahip olan hakiki mü’min ise, aynı kıbleye yöneldiği, aynı değerlere sahip olduğu, aynı ülkeyi paylaştığı dindaş, soydaş ve vatandaşından başlamak üzere bütün insanların yaşadığı sıkıntı, zulüm ve haksızlıklardan dolayı ateş nereye düşerse düşsün kendi içine düşmüş gibi derinden derine ıstırap çeker.</p>
<h3>“Istırap, gece yarısında vuran gong gibi”</h3>
<p>Hususiyle İslâm dünyasının günümüzdeki durumuna vâkıf bulunan ve Müslümanlar üzerinde oynanan oyunların farkında olan insanların yaşanan bütün bu hâdiseler karşısında uykularının kaçmaması, ıstırapla iki büklüm olup gece-gündüz inlememesi mümkün değildir. Evet, belli bir dönemde birlik ve beraberlik içinde yaşamış olan, özellikle Devlet-i Aliyye döneminde dört-beş asır boyunca hiçbir problem yaşamadan birbiriyle iyi ilişkiler kurmuş bulunan Müslüman coğrafyasındaki farklı topluluklar, maalesef birbirinin düşmanı hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Onların arasına başkaları tarafından ihtilâf ve iftirak tohumları saçılmakta ve böylece onları birbirlerine düşürmek için elli türlü oyun oynanmaktadır. Evet, devletler muvazenesindeki güçlü konumunu muhafaza edebilmek için her yolu meşru görenler, rahat idare etme mülâhazasıyla bölme ve parçalama oyunlarını hız kesmeden devam ettirmektedirler.</p>
<p>Müslümanlar, kendi içlerinde birbirleriyle yaka paça olurken başkaları hakem rolünde onların içine girmekte ve servet kaynaklarının üzerine konmaktadırlar. Bir dönem, koskocaman bir cihan devletinin değişik unsurlarını birbiriyle vuruşturdukları, böylece onu paramparça edip değişik yerlerde onun yeraltı ve yerüstü zenginlikleri üzerine kondukları gibi, günümüzde de aynı emel ve arzularla aynı oyunlar oynanmaktadır. Evet, bir dönem Müslüman topluluklar arasında ihtilaf ve iftirak ateşleri yakanlar, bugün de hem de daha sinsice aynı kötülükleri yapmaya devam etmektedirler.</p>
<p>Üstelik birbiriyle yaka paça olan Müslümanların, kurt gövdenin içinde bulunduğundan dolayı İslâmî değerleri, İslâmî kriterleri koruma mevzuunda bağışıklık sistemi daha bir zayıflamış durumdadır. Birbiriyle didişip duran insanların dengeli bir düşünce, sağlam bir muhakeme ortaya koyması ise imkânsız denecek ölçüde zordur. Zira birbiriyle boğuşan fert ve kitleler, mantıkîlikten uzaklaşır ve hissîliğe girerler. Hatta Kur’ân’ın da işaret ettiği üzere, bazıları bir kısım behâim gibi içgüdülerine göre hareket etmeye başlarlar. Bir an olsun, “Bütün bu vuruşmalar, boğuşmalar İslâm dünyasına ne kazandırır?” düşünmezler. “Neden İslâm dünyası birbiriyle boğuşurken başkaları hakem konumuna geçerek gelip tepemize biniyorlar?” diye bir nefis muhasebesi içine girmezler. Şimdi bütün bu hadiseleri düşünen, analiz edebilen ve olayların perde arkasını görebilen birisi buna rağmen üzülmüyorsa insanlık adına bazı duygularını kaybetmiş demektir.</p>
<h3>“Ağlamazsan, bari gülmekten utan!”</h3>
<p>Esasen vicdanî hassasiyetini muhafaza edebilenler, insanlar âleminin ötesinde hayvanlar âlemi, nebatat âlemi ve hatta cemadat âleminde gördükleri şeylerden bile müteessir olurlar. Hem âlemlerdeki her bir şeyin Âlemlerin Sultanına bir alamet ihtiva etmesi ve hem insanın mahlûkatın efendisi kılınması itibarıyla vicdan sahibi insanların her bir varlıkla ilgili olması ve hepsinin elemiyle elem duyması insanlığın gereğidir.</p>
<p>Senelerce evvel belgesellerde izlediğim bazı manzaralar karşısında çok etkilenmişimdir. Meselâ birkaç tane aslan bir tane bizonun etrafını sarmış, birisi sırtına sıçramış, birisi ayağını tutmuş, diğeri de boğazına sarılmış ve onu yemişlerdir. Bu tablo benim gözümün önünden gitmez. O masum hayvanın boynuzları olsa da aslanların keskin dişleri ve kuvvetli pençeleri karşısında yapabileceği bir şey yoktur. Bazen yatağa girdiğim ve yorganı başıma çektiğim zaman belki yirmi sene önce seyrettiğim görüntülerde haksız yere bizonu parçalayan bu aslanlara hayalen kendi kendime tuzaklar kuruyor; yayımı geriyor, okumu yerleştiriyor ve “Niye böyle bir masum hayvanı parçaladınız? Alın bu da sizin hakkınız.” deyip okumu onlara atıyorum.</p>
<p>Kaldı ki hayvanlar âleminde bir besin zinciri vardır. Allah’ın etobur olarak yarattığı bir hayvan, diğer hayvanları yiyerek varlığını devam ettirir. Otobur olanlar, anasından çıkar çıkmaz hemen otlara yöneldiği gibi, etobur olanlar da kendilerine göre bir et aramaya yöneleceklerdir. Çünkü onların fıtratları bunu gerektirmektedir. Biz bile yeri geldiğinde bıçağı elimize alıyor ve yemek istediğimiz hayvanı boğazlıyoruz. Ne var ki, bu tabii durumu aklen kabul etmemize rağmen, hissen tesir altında kalıyor, masum bir hayvanın üç beş tane yırtıcı tarafından parçalanmasından canımız sıkılıyor, rahatsızlık duyuyor ve rencide oluyoruz. Zannediyorum vicdanının sesini dinleyen herkes bu konuda aynı duyguları hissedecektir.</p>
<p>Şimdi bir insan, hayvanlar için bile bu tür manzaralardan rahatsızlık duyuyorsa, beri tarafta öldürülen insanlar karşısında onun rahatsız olmaması, kıvranıp durmaması mümkün değildir. Bu açıdan gerek ülkemizde gerekse diğer İslâm ülkelerinde mevcut olan yangınlar karşısında müteessir olmamak, insanın insanlığını yitirdiğine delâlet eder. İnsanlığını yitirmemiş insanlar ise, günümüzde dünyada olup biten bu olumsuzluklar karşısında mutlaka müteessir olurlar.</p>
<p>Mehmet Âkif, Müslümanların maruz kaldığı durumu anlatırken</p>
<blockquote><p>Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!<br />
Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bari gülmekten utan!</p></blockquote>
<p>der.</p>
<p>Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:</p>
<p align="center"><span class="arabic">مَنْ لَمْ يَهْتَمَّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ</span><br />
<em>“Müslümanların dert ve ızdırabını içinde duymayan, onlardan değildir.”</em><sup>[1]</sup></p>
<p>Yani bir insanın Müslümanlıktan azıcık nasibi varsa, Müslümanların maruz kaldıkları ıstırapları en azından bir dert hâlinde içinde duyması gerekir. Zaten bunu içinde bir dert olarak duymayan birisi, söz konusu problemleri giderici alternatif bir kısım çözümler geliştirmeyi de düşünmez.</p>
<p>Fakat bu konuda öncelikle herkes kendisine bakmalı ve başkaları hakkında su-i zanda bulunmaktan kaçınmalıdır. Bilemeyiz belki de çevremizdekilerin duyarsız gibi görünmeleri, çok sabırlı ve mukavemetli olmalarından kaynaklanabilir. Aslında onlar da bizim duyduğumuz aynı acıyı içlerinde duyuyor olabilirler. Onların içine de Müslümanların maruz kaldığı problemler karşısında sürekli kan damlıyordur. Fakat onların mukavemet sistemleri çok güçlü olduğundan, bela-yı dertten âh etmemekte, âh edip ağyarı âhlarından agâh eylememektedirler.</p>
<h3>İnsanlığın sonunu getirebilecek savaş çığırtkanlığı</h3>
<p>İnsanların yaşadığı bela ve musibetler karşısında ıstırap duyma hususunda işin önemli bir tarafı da şudur: Duyarsız kalmak doğru olmadığı gibi, bağırıp çağırmak, etrafı yakıp yıkmak veya şiddete başvurmak gibi eylemler de kesinlikle doğru değildir. Zira çözüm diye ortaya konan böyle bir tepkiyi, ne Müslümanlıkla ne de insanlıkla telif etmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu tür taşkınlıklara asla fırsat verilmemeli; bilâkis insanî değerler ön plana çıkarılmak suretiyle her türlü canavarlığın önü alınmaya çalışılmalıdır.</p>
<p>Bunun için, yapılan zulüm ve haksızlıklara karşı bir tepki de olsa, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı demeden masum insanların katline sebebiyet verecek şiddet ve terör hadiselerinin dinimizden fersah fersah uzak olduğu her fırsatta vurgulanmalıdır. O türlü cinayetlere girenler açıkça kınanmalı ve kaba kuvvet fikrine karşı setler konulmalıdır. Bu konuda düşünce inhirafı yaşayan kimseler mümkünse tadil edilip girdikleri bu dalâlet yolundan kurtarılmaya çalışılmalıdır. Bir taraftan bu yapılırken, diğer taraftan da günümüzün aklı başındaki siyasileri, sosyologları, felsefecileri, pedagogları, terbiyecileri bir araya gelmeli, farklı medeniyetler arasında, şiddet ve savaş dili yerine barış dilini geliştirmeye çalışmalıdırlar. Kimi devletlerin kendi çıkar ve menfaatleri için alevlendirecekleri savaş dili ve çığırtkanlığına karşı da, ortak akılla barış dili ve ortamı oluşturulmalıdır. Bir baştan bir başa bütün dünyayı kasıp kavurabilecek muhtemel 3. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyecek her türlü kışkırtma ve teşebbüse karşı alternatif projeler geliştirilmeli, planlar yapılmalı; bunlardan realize edilmesi mümkün olanlar da hemen hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde, günümüzde üretilen korkunç silahlar ve onların kullanılacağı bir dünya savaşı insanlığın sonunu getirecektir.</p>
<p class="notice">[1] et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 1/151, 7/270; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/356</p>
<p><strong>Kaynak:Yolun Kaderi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/20712-2/">Zaman dertlenme zamanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derdi Olmayan Adam &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/derdi-olmayan-adam-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 12:00:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[dert]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13854</guid>

					<description><![CDATA[<p>M. Fethullah Gülen Hocaefendi diyor ki: “Osman Bektaş Hocaefendi, ‘Herkese bir dert var, bu âlemde mukarrer  / Rahat yaşamış  var mıdır gürûh-u ukalâdan’  beytine misal verirken şöyle bir hadise anlatmıştı.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/derdi-olmayan-adam-safvet-senih/">Derdi Olmayan Adam | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>M. Fethullah Gülen Hocaefendi diyor ki: “Osman Bektaş Hocaefendi, ‘Herkese bir dert var, bu âlemde mukarrer  /</div>
<div>Rahat yaşamış  var mıdır gürûh-u ukalâdan’  beytine misal verirken şöyle bir hadise anlatmıştı. Doğu’da ulema namaz vaktinden evvel gelip şadırvan etrafında SOHBET  ederlermiş. Halk da bu esnada merak ettiği mevzuları sorma  imkânını bulurmuş. Bir gün birisi şöyle bir şey sormuş: ‘Hocam, bizim köye minare yapılması mümkün değildi. Ben de, -Eğer bizim köye minare yapılırsa, oraya eşekle çıkacağım, diye yemin ettim. Şimdi de MİNARE yapıldı. Yeminim ne olacak?’  Soru sorulan Hocaefendi sanki soruyu hiç duymamış gibi yapar ve diğerlerinin konuşmalarını dinler. Herkes bir takım dertlerden şikayet etmektedir. Sadece birisi, Allah’a şükür, benim HİÇ   BİR  DERDİM  YOK  demekte ve hiçbir derdi olmadığını söylemektedir. Bunun üzerine Hocaefendi, soruyu soran adama dönerek, ‘Binin şunun sırtına, çık minarenin tepesine, yeminini yerine getirmiş olursun.’ der.”</div>
<div>Büyük Dertlinin, dertli talebesi Zübeyir Ağabeyimiz bir sıkıntı münasebetiyle şöyle demişti: “Eğer kağıt ve mürekkebi yok etseler, derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yapıp bu Kur’an hakikatlarını yazmaya azimliyiz!”</div>
<div>Sıkıntılar ve doğumlar konusunda M. Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle diyordu: “Bir ölçüde iman ve Kur’an’a  Hizmet yolunda bulunan BAHADIRLARIN  değişik şekilde sıkıntılar çekmesi karşısında, ‘Benim de her gün doğum sancısı misilli değişik sıkıntılara katlanmam gerek’  diye nefsimi iknâ etmeye çalışıyorum. Fakat neylersin ki; etten-kemikteniz ve değişik duygularla, düşüncelerle örgülenmiş bir varlığız. İşte böyle bir mâhiyete sahip olması itibarıyla insan, düşmanlardan gelen her türlü ezâ, cefâ ve sıkıntıya katlanıyor da –yakından tanıyanlar buna şahittir – fakat tıpkı düşmanlar gibi ezâ ve cefâda bulunan, SU  diye ZEHİR sunan dostları kabullenmekte oldukça zorlanıyor. Ama buna rağmen, böylesi dostlara eğer hakkım varsa, yerden göğe kadar helâl olsun!  Uhrevî hayatlarının, dinlerinin, diyanetlerinin bile kaybına vesile olabilecek yanlışlıklardan Rabbim onları muhafaza buyursun. Ayaklarını kaydırmasın… Evet bana  çektirenlere  hakkımı helal ediyorum. ‘Rabbim onlara da  çektirmesin’  diyorum. Aksi halde elimde olmadan, içten bile intizar etsem, Rabbimin karşılık vereceğinden  korkuyorum. Onun için geçenlerde bana çektiren, hem de çok çektiren  birine ‘Rica ederim, bana içten bile olsa İNTİZAR  ETTİRMEYİN…’ derken birden çocukları gözümün önünde tüllendi, ödüm koptu. Ben aslında, bir karıncanın helâya düşüp ölmesi karşısında üzüntüsünü aşamayan bir insanım. Kaldı ki, canım gibi sevdiğim çocuklar…</div>
<div>“Evet, Allah’ın bunca lütfu, ihsanı içinde herkes bir şeylere katlanıyorsa ve çekilen bu sıkıntılar neticesi çeşit çeşit doğumlar oluyorsa, bizim de bunca sıkıntıdan bir hissemiz olması lâzım… Lâzım ama keşke bu dostların eliyle olmasa… Her ne ise, siz de çok dua edin, Allah kalblerimizi telif buyursun. Kâfirce sıfatların gönlümüzde yer etmesine imkân ve fırsat vermesin. Bize güç-kuvvet lütfedip, Yunusvârî ‘Dövene elsiz, sövene dilsiz ve elli defa gönlümüzü kırsalar bile gönülsüz’ yaşama gücünü ihsan buyursun.</div>
<div>“Allah’a binlerce hamd ve senâ olsun ki, bize, yığınla insana hak ve hakikatı anlatma imkânı verdi; verdi ama, ben bu konuda endişelerimi hiç yenemedim. Yani bunca insana İslam’ı tebliğ etme fırsatı bize verdiği halde, acaba biz bunu iyi değerlendirebildik mi? O kadar insanın, iman Hizmetine olan teveccühünü, mukabil teveccüh dinamiği kullanarak, faydalabildik mi? Mazhar olduğumuz lütuf ve ihsanlara, kendi cinsinden şükürle mukabele edebildik mi? Yoksa nefsaniliğimizi mi yaşadık? MÜTREFİN  (Bolluk içinde şımarıp azgınlaşanlar) gürûhu gibi yaşamaya mı dolduk veya nimetler karşısında mirasyediler gibi mi davrandık? Şan, şeref, şöhret, para, makam sevdasına mı kapıldık? Evet, bunlar benim endişelerim… Ve ben bu endişelerimi öteden beri hiçbir zaman aşamadım…</div>
<div>“Evet, çile, ızdırap, göz yaşı üzerine kurulmuş din-i Mübin-i İslamı taşıma ve gelecek nesillere, hem de en güzel biçimde emanet etme vazifesi, eğer bu Kur’an Hâdimlerine verilmiş ise bu vazifeyi, verilen bunca nimetlerden istifade ile tam tekmil yerine getirmek de bize düşer.”</div>
<div>Hocaefendi seneler önce şöyle  demişti: “Elbette, 70’ine 80’ine ulaştığı halde genç kalanların yanında ihtiyarlardan da olacak ve tabiî önümüzdeki yıllarda toplum çapında yaşanacak imtihanlarla elenen bir çok insan da olacak. Bunların bir çoğu safvetini, sadeliğini kaybedecek. Allah ile olan irtibatı önemseyecek. Dünyevî hazlar ve zevkler  adına kendini salıverecek… Ve kimileri tamaha, kimileri tenperverliğe, kimileri şöhrete, kimileri riyaya, kimileri haneperstliğe; çoluk-çocuk sevdasına, mal-mülk-menal arzusuna kapılacak. Ve pek tabiî kimileri de başlangıçtaki inanç, azim ve gayreti ile yoluna devam edecek.”</div>
<div>“Sancılıyız. Çile ve ızdırap içindeyiz; ama olacak bunlar. Çünkü bir millet doğuyor. Tabii ki, böyle bir doğumun  sancısız olması düşünülemez. Nasıl bir anne doğum  öncesi çocuğunu dokuz ay karnında taşıyor. (…)  Doğum mevsimi gelince de sancı üstüne sancı çeker. İşte aynen öyle de şimdilerde bir millet yeniden doğuyor. Elbette ki, bunun da kendine göre sancıları olacaktır. (…)  İşi gerçek yörüngesine oturtmak için, hep beraber, el birliğiyle seferber olup bir kere daha gayret mi gösterelim.”</div>
<div>Muhterem Hocaefendinin bu tesbitleri üzerine kendi muhasebemizi ve durum muhakememizi çok iyi yaparak üzerimize düşenleri yerine getirmeliyiz.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Safvet Senih | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/derdi-olmayan-adam-safvet-senih/">Derdi Olmayan Adam | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
