<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cuma Hutbesi arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/cuma-hutbesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/cuma-hutbesi/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Oct 2025 12:41:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Cuma Hutbesi arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/cuma-hutbesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi  &#124;  İSTİŞÂRE / KOLLEKTİF ŞUUR</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-istisare-kollektif-suur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 10:48:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=45518</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَالَّذينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۖ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْۖ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۚ  “Onlar öyle kimselerdir ki Rab’lerinin çağrısına kulak verip, namazı hakkıyla ifa ederler. İşlerini istişare ile&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-istisare-kollektif-suur/">Cuma Hutbesi  |  İSTİŞÂRE / KOLLEKTİF ŞUUR</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَالَّذينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا ا</strong><strong>لصَّلٰوةَ</strong><strong>ۖ</strong><strong> وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ</strong><strong>ۖ</strong><strong> وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ</strong><strong>ۚ </strong></p>
<p>“Onlar öyle kimselerdir ki Rab’lerinin çağrısına kulak verip, <strong>namazı hakkıyla ifa ederler</strong>. <strong>İşlerini istişare ile yürütürler</strong>, kendilerine nasib ettiğimiz imkânlardan <strong>hayırlı işlerde sarf ederler.”</strong> <strong><em>(Şûra Sûresi, 42/38)</em></strong></p>
<p>Efendimiz (s.a.s):<strong> وَلَا نَدِمَ مَنِ اسْتَشَارَ</strong> <strong>“İstişare eden pişman olmaz.”</strong> buyurur. <strong><em>(Taberani, 2/ 175)</em></strong></p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>İstişarenin Dinimizdeki Rolü ve Önemi </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p>Herhangi bir mevzuda karar alınmadan önce, taraflar arasında meselenin enine-boyuna konuşulması, fikir alış-verişinde bulunulması, en isabetli kararın birlikte alınması ve uygulanmasına<strong> İstişare </strong>denir.</p>
<p><strong>İstişâre bir nevi ictihad demektir</strong>. Konusunu ise Kur&#8217;an ve Sünnetin açıkça beyan etmediği konular teşkil eder. Toplanıp meşveret eden cemâate de <strong>şûrâ </strong>denir.</p>
<p>Hutbemizin başındaki ayette ifade edildiği şekliyle <strong>şûrâ;</strong><strong> namaz ve infakla aynı çizgide</strong> zikredilir. <strong>Kur&#8217;ân&#8217;a göre şûrâ; </strong>mü&#8217;min bir toplumun en bariz alâmeti ve İslâm&#8217;a gönül vermiş bir cemaatin en önemli hususiyetidir. Bu itibarladır ki; <strong>şûrâyı önemsemeyen bir toplum tam mü&#8217;min sayılamayacağı gibi, onu uygulamayan bir cemaat de, kâmil mânâda Müslüman kabul edilmemiştir</strong>.</p>
<p>Yine Kur’ân’da, Uhud savaşında yaşanan büyük sarsıntının ardından indirilen ayetlerde, her şeye rağmen Resulullah’a “…<strong>Dön onlarla yeniden durumu istişare et.”</strong>  emrinin gelmesi de en sıkıntılı zamanlarda bile, en isabetli çözümün istişarede olduğunu ifade etmektedir. <strong><em>(Âl-i İmran Sûresi, 3/159)</em></strong></p>
<p>Kur’ân’ın istişare emrine en çok riayet eden kimse, şüphesiz Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) idi. O’nun bu hassasiyetini ifade sadedinde Hz. Ebû Hureyre (r.a): <strong>“Resûlüllah’tan daha çok ashabıyla istişare eden bir kimse görmedim.”</strong> der. <strong><em>(Tirmizî, Cihad 34)</em></strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz (s.a.s), gerek Mekke’de gerekse Medine’de hakkında vahiy gelmeyen meseleleri, ashabıyla istişare ederek çözüme kavuşturur ve onlara da böyle yapmalarını tavsiye ederdi. Böyle yaparak hem başkalarının fikrilerinden istifade etmiş hem onları çözümün bir parçası haline getirmiş, hem de çevresinde bulunan herkese, işlerinde istişareyi ihmal etmeme dersi vermiştir.</p>
<p><strong>Kur’an’a bütüncül bakıldığında, ehil olanlarla istişare etme ve ortak akla göre hareket etme, hayatın her alanında tavsiye edildiği görülecektir.</strong> Fevri ve yalnız kendi aklına güvenerek hareket etmenin doğru olmadığını ifade sadedinde Kur’an; <strong>وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ</strong> <strong>“her bilenin üstünde bir bilen vardır.”</strong> buyurmuş ve uzmanların fikirlerine müracaatı emretmiştir. <strong><em>(Yusuf, 76).</em></strong> Bu cümleden olarak</p>
<p><strong>فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ</strong> <strong>“bilmiyorsanız bilenlere, ilim adamlarına sorun</strong>.<strong>” </strong>hatırlatmasında da bulunur. <strong><em>(Nahl, 43).</em></strong></p>
<p><strong>Nitekim toplumun emniyetine dair konularda</strong> gelen haberlerin <strong>bile içyüzü araştırılıp konuyu derinlemesine bilen uzman insanlarla istişare ederek hareket edilmesi gereğini hatırlatır:</strong> &#8220;Onlara güvenlik veya korkuya dair bir haber geldiğinde doğru olup olmadığını araştırmadan ve yaymakta mahzur bulunup bulunmadığını <strong>danışmadan hemen onu yayarlar.</strong> Halbuki onlar bu haberi peygambere ve aralarındaki yetkili <strong>zatlara arz etselerdi elbette işin iç yüzünü araştırıp ortaya çıkaranlar, </strong>onun mahiyetini, haberin neye delâlet ettiğini bilirlerdi. Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uymuş gitmiştiniz.’’<strong><em>(Nisa: 83)</em></strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber (s.a.s) istişâreye teşvik etmiş</strong> onun toplumsal hayata getireceği huzur ve saadeti ifade için de şöyle buyurmuştur: “İdarecileriniz, içinizden iyi kişiler, zenginleriniz ise cömert kişiler olduğu ve <strong>işleriniz de müşavere ile yürütüldüğü takdirde, sizin için toprağın üstü altından daha hayırlıdır.” </strong><strong><em>(Tirmizî, Fiten, 78)</em></strong></p>
<p><strong>“Kim istişarede bulunursa, o doğruya ulaşmaktan mahrum kalmaz..</strong> <strong>kim de onu terkederse sapıklığa düşer.” </strong><strong><em>(Celaleddin Suyuti, Ed-Dürrül Mensur, c, 2, s, 359.)</em></strong></p>
<p><strong>“Meşveret eden güvenlik içindedir.” </strong><strong><em>(Ebû Dâvûd, Edeb 114)</em></strong></p>
<p><strong> “İstişâre edipte doğru neticeye ulaşmamış bir topluluk yoktur”</strong> <strong><em>Prf. İ. Canan¸ Hadis Ansiklpd Kütüb-i Site¸ c:16¸ s.27.</em></strong></p>
<p><strong>“Sizden biriniz kardeşiyle istişâre etmek isterse, kardeşi görüşünü söyleyerek ona yol göstersin” gibi.. </strong>dünya kadar pırlanta söz vardır. <strong><em>(İbn Mâce, Edeb, 37.)</em></strong></p>
<p>İslâm dininde şûrâ <strong>hem idare edenlerin hem de idare edilenlerin mutlaka uymaları lâzım gelen hayatî bir esastır.</strong> <strong>İdareci;</strong> idare ve toplumla alâkalı daha pek çok meselede istişârede bulunmakla; <strong>idare edilenler de</strong> kendi görüş ve düşüncelerini idarecilere bildirmekle sorumlu tutulmuşlardır.</p>
<p>Bütün bir ülke insanını bir araya getirip hepsiyle birden istişâre etmenin mümkün olmadığı yerlerde, sınırlı bir kadro ile istişâre gerçekleşir. İstişareye ehil insanlar toplanıp bir mevzuda vazife taksimi yapmışlarsa, bu noktada diğerlerine düşen görev, <strong>verilen hedefe nasıl ulaşacaklarının istişaresini yapmak olacaktır.</strong></p>
<p><strong>İslâm&#8217;da, hakkında sarîh &#8220;nass&#8221; olan mes&#8217;eleler insanların müdahale sınırları dışında bırakılmıştır. Hakkında İlâhî nass bulunmayan mes&#8217;eleler</strong> <strong>ise bütünüyle şûrâ sınırları içinde sayılır</strong>. Bu gibi hususlarda <strong>varılan netice ve verilen kararlara, nasslarda olduğu gibi</strong> <strong>uyma mecbûriyeti</strong> vardır.. ve artık bu kararların <strong>aleyhinde bulunulamaz</strong>.. onlara muhalif görüş ve düşünce serdedilemez. Şayet cumhura rağmen, varılan neticede bir yanlışlık varsa, o da yine bir istişâre ile giderilmelidir.</p>
<p>Allah Resûlü ferdî, ailevî ve idari meselelerini, kadın-erkek ayırımı gözetmeden, ilgili ve yetkili kimselerle meşveret etmiştir.  <strong>Dolayısıyla istişare de ölçü cinsiyet değil ehliyet ve liyakattir.</strong></p>
<p><strong>İstişâre </strong><strong>adabı</strong><strong> ile ilgili şunlar ifade ediliyor. </strong>İstişare etmek kavga etmek değil ve birbirimizi eleştirmek değildir. Düşünceler kavl-i leyyin ile ifade edilmelidir. Şahsi düşünceler başkalarına dayatılmamalı. <strong>“Doğru budur, gerisi toptan yanlıştır”</strong> felsefesi ile hareket edilmemeli. Yanlışlıkları nazara verirken incitici olunmamalı.</p>
<p>İstişarede önemli bir hususta dinlemektir. Dinlemeyi bilmeyenler istişare yapamazlar. Efendimiz bütün vücuduyla dönerek muhataplarını dinlerdi.</p>
<p>İstişarede bir diğer önemli husus da <strong>anlamaktır.</strong>  Anlama gayreti olanlar ancak anlar. <strong>Psikologlar savunmacı dinlemeyle dinleyenler, anlayamaz derler. Cevap yetiştirmek için dinleyenler dinleyemezler ve istişare edemezler.</strong></p>
<p><strong>Sadece akılla şûrâ&#8217;da mesele çözülmez. Kalpteki sevgi , şefkat, kardeşlik duyguları devreye girerek akıl ve kalb bütünleşerek çözüm aranmasıyla şûrâ&#8217;da çözüm bulunur.</strong></p>
<p><strong>İnsanların ferdî, ailevî ve içtimaî hayatlarındaki saadetin anahtarı meşverettir.</strong> Bu sünneti hayatlarına hâkim kılan kimseler, oluşturdukları birlik, beraberlik, güven ve sevgi atmosferiyle, yaşadıkları yerleri cennetlere çevirebilirler.</p>
<p>Rabbimiz,<strong> bulunduğumuz her yeri,</strong> <strong>istişare ile, cennetten bir köşe yapabilmeyi </strong>bizlere lütfeylesin<strong>. </strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/10/Cuma-Hutbesi-ISTISARE-KOLLEKTIF-SUUR.docx">Cuma Hutbesi | İSTİŞÂRE : KOLLEKTİF ŞUUR</a>    WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/10/Cuma-Hutbesi-ISTISARE-KOLLEKTIF-SUUR.pdf">Cuma Hutbesi | İSTİŞÂRE : KOLLEKTİF ŞUUR</a>     PDF</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-istisare-kollektif-suur/">Cuma Hutbesi  |  İSTİŞÂRE / KOLLEKTİF ŞUUR</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Haset ve Kıskançlık</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-haset-ve-kiskanclik-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 13:57:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Haset ve Kıskançlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44750</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (1) مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (2) وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (3)  وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (4) وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-haset-ve-kiskanclik-2/">Cuma Hutbesi | Haset ve Kıskançlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ </strong><strong>(1)</strong><strong> مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ </strong><strong>(2)</strong><strong> وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ </strong><strong>(3)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong> وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ </strong><strong>(4)</strong><strong> وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ</strong></p>
<p>1– De ki: Sabahın Rabbine sığınırım:</p>
<p>2 – Yarattığı şeylerin şerrinden,</p>
<p>3 – Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,</p>
<p>4 – Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden,</p>
<p>5 – Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.  <strong><em>(Felak; 1-5)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>إِ</strong><strong>يَّاكُمْ وَالْحَسَدَ، فَإِنَّ الْحَسَدَ يَأْكُلُ الْحَسَنَاتِ كَمَا تَأْكُلُ النَّارُ الْحَطَبَ</strong></p>
<p>“Aman ha hasetten sakının! Ateş nasıl odunu yiyip bitirir, haset de iyilikleri öyle yer bitirir.” <strong><em>(Ebû Dâvûd, edeb 44; İbn Mâce, zühd 22)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem </strong><strong>Müslümanlar</strong><strong>!</strong> Hutbemiz, <strong>Haset ve Kıskançlık</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p><strong>Haset</strong>; bir kimsenin, başkalarının mazhariyetlerini çekemeyip, onlara nasip olan nimet ve faziletler karşısında hazımsızlık göstermesi, o nimetlerin onlardan alınıp kendisine verilmesini arzu etmesi, o mazhariyetleri yalnızca kendisi için istemesi demektir.<em><strong> Haset; bir kötülük saplantısı, bir yıkma ve yok etme hissidir.</strong></em></p>
<p><strong>Haset,</strong> insanın mahiyetine konulmuş bir duygudur. Bundan istifade etmesini bilen kişi, iradesiyle hasedini imrenme ve gıptaya dönüştürerek faziletli bir insan olabilir. Bu duyguya kendini kaptıran kişi, <strong>korkunç bir canavar</strong> hâline gelebilir.</p>
<p><em><strong>Haset; </strong></em>ötelerde ilk işlenen günahlardandır, kıyamete kadar da tekrar edip duracaktır. İblis, Hazreti <strong>Âdem’i,  </strong>Kabil  <strong>Habil’i, </strong>kardeşleri<strong> Hz. Yusuf’u, </strong>Firavun, <strong>Hazreti Musa’yı</strong>,  o zamanın bir kısım diyanet mensupları da <strong>Hazreti İsa’yı</strong> çekememişti.</p>
<p>Tarihe bakıldığında buna benzer daha pek çok hâdiseyi müşahede etmek mümkündür. Bütün bu hâdiselerde karşımıza çıkan netice, hasedin nicelerini tepetaklak baş aşağı getirdiğidir.</p>
<p>İnsanlığın İftihar Tablosu da kendi çağdaşı bazı hazımsız kimseler tarafından kin ve haset kaynaklı tavırlara maruz kalmıştır. <strong>Ebû Cehil’in</strong>, Muğîre İbn-i Şu’be’ye şu sözleriyle, <strong> hasedini</strong> ifade ettiğini görüyoruz: “Muhammed’in getirdiği haberlerin hepsi doğru. O yalan söylemez. Çünkü şimdiye kadar hiç yalanına şahit olmadık. Fakat Abdulmuttalib oğulları: <strong>Hacılara zemzem dağıtma hizmeti bizde, Kâbe’nin kilitlerini muhafaza hizmeti bizde, Hacılara yemek dağıtma hizmeti bizde </strong>diyorlar. Tam at başı gidiyoruz derken çıkıp <strong>“Peygamber de bizde.”</strong> diyorlar. Vallahi bunu kabul edemem!”. <strong><em>(Buhârî, edeb 74; Müslim, salât 178)</em></strong></p>
<p>Görüldüğü gibi Ebû Cehil, Efendimiz gibi bir hakikat güneşinin doğruluğunu tasdik etmesine rağmen, tamamen hasedinden dolayı O’nun getirdiği hakikatleri kabul etmemiş, bununla kalmayıp en amansız hasmı olarak O’nun karşısına çıkmış. Öyle ki “<strong>Ümmetin Firavunu” sıfatını</strong> hak etmiştir. Sadece bu misal bile hasedin insana neler yaptırabileceğini çok güzel ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Haset,</strong> her dönemde olduğu gibi günümüzde de yaygın bir hastalıktır. Haset eden çoğu zaman karşısındakinin de kendisine karşı aynı hisle dolu olduğunu düşünür ve bu sebeple kendi hasedini haklı görür, haset ettiği kimsenin gıybetini yapar, ona iftiralar atar. Bu duygu çok kuvvetlendiğinde, insanlar rahatlıkla <strong>başkalarına kafir diyebilirler</strong>, imkân bulduklarında cana kıymakta mahzur görmezler. Ardından işledikleri cinayete kendilerine göre meşru bir kılıf giydirir; o işi <strong>Uhud’da, Bedir’de</strong> müşriklere karşı yapılan <strong>cihatla eşdeğer</strong> görürler.</p>
<p>Bir de yaptıkları bu şenaete cihat ismini takarlarsa önü alınmaz bir sorun hâline gelirler.</p>
<p>Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), mü’minleri hasetten sakındırma adına şöyle buyurmuştur: <strong>“Aman ha hasetten sakının! Ateş nasıl odunu yiyip bitirir, haset de iyilikleri öyle yer bitirir.”</strong></p>
<p>Hasetçi kimse, Mevlâ’nın kendisi ve başkaları hakkında kader programıyla takdir ettiği şeye razı olmadığından ötürü, <strong>Allah’ın icraatını tenkit etmiş sayılır</strong>.</p>
<p><strong>Haset eden insan, haset edilen kişiden evvel kendi kendini yer bitirir.</strong> Kalbi zaafa uğrar, bedeninde zaaf hissetmeye başlar, uykuları kaçar, muvazeneli hareket etme imkânını da kaybeder, dengesiz bir şekilde sağa sola saldırır durur. <strong>Hasan Basri hazretleri de “Ben haset edenden daha ziyade mazluma benzeyen bir zalim görmedim.” </strong>Diyerek bu hakikate dikkatlerimizi çeker.</p>
<p>Böyle manevi hastalıklar küçük bir inhiraf olarak başlar. İradenin hakkı verilip gerekli tedbirler alınmazsa zamanla ruhî hastalığa dönüşür. Bu hastalıklar ilk göründüğünde, akla gelip kalbde hissedildiğinde tevbe ve istiğfarla temizlenmeyip büyümelerine fırsat verilirse, zamanla kalbin bütün bütün kararmasına veya mühürlenmesine sebebiyet verebilir. Lem’alar’da günahların bu hususiyetini şöyle ifade edilir: “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse kurt değil, belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor.” <strong><em>(Bediüzzaman, Lem’alar s.9. İkinci Lem’a, Birinci Nükte)</em></strong></p>
<p><strong>Mü’min Sadece Gıpta Eder.</strong> Gıpta, insanın başkasının mazhar olduğu nimetlerin yok olmasını temenni etmeden, aynı nimetlerin kendisinde de olmasını istemesi, diğer insanların güzel sıfatlarına ve mazhariyetlerine imrenmesi demektir.</p>
<p>Atalarımız  <strong>“Haset etme ne olur! çalış senin de olur” </strong>cümlesiyle bize hedef göstermişlerdir.</p>
<p><strong>Bir başka hususta</strong>, insanların gıpta damarını tahrik etmemek, gıpta edilecek hâlde bulunan kimselere düşen bir vazifedir. Bu hususa dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri, ihlas düsturlarını ve kardeşlik hukukunu sayarken <strong>“faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemek”</strong> prensibini zikretmiştir.  <strong>(Yirmi Birinci Lem’a, İkinci Düstur)</strong>. Her fırsatta şahsî meziyetlerini sayıp dökmek, sözü hemen kendi başarılarına getirmek, muvaffakiyetleri kendine mal etmek ve hep önde görünmek, tehlikeli sınırlarda dolaşmak demektir. Mazhar olduğumuz nimetleri uluorta sergilemek suretiyle <strong>hasımların kin ve gayzını,</strong> <strong>dostların da gıpta damarını</strong> tahrik etmek hem başkalarını günaha sokmak hem de kendi kendimize yolumuzu kesebilecek maniaların ortaya çıkmasına davetiye çıkarmak olur.</p>
<p><strong>Hayır yarışında</strong>, gıpta ve hasede açık bir rekabet söz konusu değildir. Çünkü bu yarışta, ortada taksim edilecek bir meta yoktur. Sadece belli kimselerin alacağı bir ödül yoktur. Kimsenin hissesi, bir başkasının hissesinde bir eksilme meydana getirmez. Işık gibidir, birinin istifadesi başkasınınkine mâni olmaz.</p>
<p><strong>Dolayısıyla Kur’ân’ın has talebeleri asla haset etmez,</strong> hasede sınır komşusu olan gıpta alanında da dolaşmaz ama <strong>hayırda yarışırlar.</strong></p>
<p><strong>Aziz Müminler!</strong></p>
<p>Haset gibi tehlikeli bir hastalıktan kurtulmanın en önemli ve en etkili yolu, her gün sürekli sohbet-i cânan meclisleri oluşturarak imanı yenilemektir. Bu tür hastalıklar ancak vicdanda her zaman ter ü taze duyulabilen iman hakikatleriyle tedavi edilebilir.</p>
<p>Hasedin maddî-mânevî zararları üzerinde tefekkür edilebilir. Cenab-ı Hakk’ın başkalarına verdiği nimetlerin bu dünyaya bakan yönü ile zâil olacağının idrakine varılıp kendi üzerindeki nimetleri bakîleştirmenin yolları araştırılabilir.</p>
<p>Rabbimizden niyazımız; kardeşlerinizin meziyetlerini ve faziletlerini, kendimizdeymiş gibi görüp iftihar edebilme şuurunu bizlere lütfeylesin.</p>
<p><strong>Not: <em>Bu hutbe, DERIN MÜSLÜMANLIK kitabından istifade edilerek hazırlanmıştır.</em></strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/07/HASET-VE-KISKANCLIK.HUTBE_.-18.07.25_.docx">Cuma Hutbesi | Haset ve Kıskançlık</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/07/HASET-VE-KISKANCLIK.HUTBE_.-18.07.25_.pdf">Cuma Hutbesi | Haset ve Kıskançlık  </a>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-haset-ve-kiskanclik-2/">Cuma Hutbesi | Haset ve Kıskançlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Helal Haram Hassasiyeti</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-helal-haram-hassasiyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 09:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Helal Haram Hassasiyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44683</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ Kendi dillerinizin yalan yanlış&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-helal-haram-hassasiyeti/">Cuma Hutbesi | Helal Haram Hassasiyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ</strong><strong>ۜ</strong><strong> اِنَّ الَّذينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ</strong>ۜ</p>
<p>Kendi dillerinizin yalan yanlış nitelendirmesiyle uydurduğunuz yalanı Allah’a mal ederek &#8220;bu helâldir, şu haramdır&#8221; demeyin.Çünkü Allah adına yalan söyleyenler asla iflah olmazlar. <strong><em>(Nahl;116)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>«إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ، وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَّقَى </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>                         </strong><strong> </strong><strong> “ … الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ</strong></p>
<p>“Helâl olan şeyler bellidir, haram olan şeyler de bellidir. Bu ikisi arasında, insanların çoğunun hükmünü bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim bu şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve şerefini korumuş olur…” <strong><em>(Buhari, İman 39.)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz, <strong>Helal Haram Hassasiyeti  </strong> hakkında olacaktır.</p>
<p>Bir Müslümanın yapması, dinen meşru olan şeylere <strong>“helal”,</strong> meşru olmayan şeylere ise <strong>“haram”</strong> denir. Mü’min, helal dairede kalmakla, harama girmemekle yükümlüdür.</p>
<p>İslâm’da helâl ve haramı belirlemek Allah’a aittir. Dolayısıyla insanların kendi arzularına göre bir şeye helâl veya haram demeleri doğru değildir. Allah bizleri, hutbemizin başında okuduğumuz âyetle uyarır: <strong>“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü, ‘Şu helâldir, şu da haramdır.’ demeyin, sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.” </strong><strong><em>Nahl, 16/116.</em></strong></p>
<p>Helâl peşinde koşmanın sonu cennet, haramla beslenmenin varacağı yer ise cehennemdir. Bu yüzden Allah Resûlü, haramla beslenen bir bedenin cehennemde yanmaya lâyık olduğunu söylemiş, haram yoldan elde edilen şeyleri tasadduk ederek de sevap kazanılamayacağını haber vermiştir.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha helal ve haram mevzuu üzerinde hassasiyetle durmuş; İslam âlimleri de bu hassasiyeti ifade adına, <strong>“Din, muamelattan ibarettir.” </strong>diyerek, Müslümanlığın helal ve haramı bilmekten ve ona göre yaşamaktan ibaret olduğunu söylemişlerdir. Hazreti Ömer de (radıyallâhu anh): <strong>“Bir kimsenin sadece kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız; konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emanet edildiği zaman emanete riayet ediyor mu, dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu, ona bakınız.”</strong> İfadeleriyle bu hususun önemine dikkatlerimizi çekmiştir. <strong><em>(Beyhakî, es-Süne nü’l-Kübrâ, VI, 288; Şuab, IV, 230, 326)</em></strong></p>
<p>Elbette ki, namaz, oruç, zekât, hac gibi mükellefiyetler Allah nezdinde çok kıymetli ibadetlerdir. Fakat bir insanın yiyeceğine, içeceğine, giyeceğine ve kazancının helalden olmasına dikkat etmesi, kılı kırk yararcasına bir hayat yaşaması, Müslümanlık adına olmazsa olmaz bir meseledir. Bu konularda olabildiğince hassasiyet gösterme, <strong>insana ibadet sevabı kazandırarak</strong>, onun <strong>manen terakkisine vesile</strong> olacağı gibi; bu konuda dikkatsiz ve laubali davranması da <strong>onun latifelerinin ölmesine </strong>ve <strong>manevî hayatının bitmesine</strong> sebep olacaktır.</p>
<p>Bir hadiste, helal ve temiz bir nafakayla hacceden kimsenin,  <strong>لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ</strong> “Emret ya Rabbi, buyur ya Rabbi!.. Çağırdın, biz de geldik yâ Rabbi!..” şeklindeki nidasına, <strong>semadan bir münadinin,</strong> “Hoş geldin ne mutlu sana! Senin yiyeceğin helal, bineğin helal, haccın da günahsız bir şekilde makbuldür.” sözleriyle mukabele edeceği.. fakat haram bir nafakayla hacca giden ve<strong> لَبَّيْكَ </strong>diye nida eden bir kimsenin de bu nidasına semadan bir münadinin “Lebbeyk’in de sa’deyk’in de senin olsun; sen hoş gelmedin, safalar getirmedin! Senin yiyeceğin haram, nafakan haram ve haccın da makbul değildir.” <strong>sözleriyle karşılık vereceği ifade buyrulmuştur.</strong> <strong><em>(Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 5/251)</em></strong></p>
<p><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p>Meşru dairede yer alan ve insanlığın istifadesine sunulan nimetler, insanı harama düşürmeyecek ölçüde geniştir. Nebiyy-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bir dualarında: <strong>“Allahım helâl nimetlerinle benim gözümü, gönlümü öyle doyur ki harama dönüp bakmayayım.” </strong><strong><em>(Tirmizî, Dua 110)</em></strong> buyurmak suretiyle, helâl daireyle iktifa etmenin önemine işaret etmiştir.</p>
<p><strong>“Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”</strong> Hakikaten haram kılınan yiyecek ve içecekler düşünüldüğünde, helâl olanların yanında bunların çok daha az olduğu görülür. Günümüzde ortaya çıkan birçok hastalık ve rahatsızlığın alınan gıdalarla yakından ilişkisi olduğu bir gerçektir. Bu sebeple hastalıkların tedavisinde yenilip içilen gıdalar kontrol altına alınmaktadır. Her işinde sayısız hikmetler bulunan Cenâb-ı Hakk’ın bazı yiyecek ve içecekleri haram kılmasında da, insanlar için birçok fayda ve maslahatlar vardır. Ancak taabbûdîlik (sırf Allah’ın emretmesi) İslâm’ın haram kıldığı her türlü yiyecekten uzak durmada önemli bir kuraldır.</p>
<p>Allah Dostları, helal dairede yaşamışlar ve uyarıda bulunmuşlardır. İmam Gazzâlî; “Kişinin helâl rızık için çabalaması, dinin yarısıdır. Çünkü ibadet helâl lokma ile ayağa kalkar. Haram ile yapılan ibadette ruh yoktur.” Der.</p>
<p>Hazreti Mevlânâ &#8220;İlim de hikmet de helâl lokmadan doğar; aşk da, merhamet de helâl lokmayla meydana gelir. Bir lokma, haset ve hileyi netice verirse, cehalete ve gaflete sebep olursa, bil ki, o lokma haramdır.&#8221; ifadeleriyle bu meseleyi anlatır.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri de: <strong>&#8220;Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem&#8217;a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük latîfelerini onda batırma.&#8221;</strong> der. Demek ki, haram bir lokma, yalan bir kelime, yasak bir bakış veya gayr-i meşrû bir dokunuş birer kayma noktası oluyor ve bazı latîfelerin sönmesine, hatta ölmesine sebebiyet verebiliyor. İnsan, başlangıçta hiç de önemsemediği bu küçük inhiraflar yüzünden zamanla yoldan çıkıyor, kendi kimliğinden uzaklaşıyor, değer ölçülerine karşı yabancılaşıyor ve her an düşebileceği bir kaygan zemine girmiş oluyor; bazen sürçüyor, bazen düşüyor, bazen de yüzüstü kapaklanıyor ve bir daha da belini doğrultamıyor. <strong><em>(Ümit Burcu)</em></strong></p>
<p><strong>Günümüzde bize düşen vazifelerden bazıları şunlardır. </strong>Helal gıda talebinde bilinçli olmalı, yediklerimizin helâl olup olmadığına dikkat etmeliyiz. Müslümanların <strong>birinci tercihi ucuzluk değil, helâllik ve güvenilirlik</strong> olmalıdır. Haram maddelerden elde edilmiş veya vücuda zararlı olan gıda katkı maddeleri hakkında bilgi sahibi olmalı ve etiket okuma alışkanlığı kazanmalıyız. Mümkün olduğu kadar endüstriyel gıdalar yerine, tabiî olanlar tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Özetle</strong>, günümüzde Müslümanlar boğazlarından midelerine inecek her bir gıdaya vize sormalı ve yediklerinin helâl olup olmadığına dikkat etmelidirler. Evet, -hayatı yaşanmaz kılacak derecede ileri götürmemek şartıyla- yiyecek ve içeceklerimizde ihtiyatlı ve hassas hareket etmek, inancımızın bir gereği olarak görülmelidir.</p>
<p>Rabbimizden niyazımız; bizleri helali ile yetinip harama girmeyen kullarından eylesin.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/07/HELAL-HARAM-HASSASIYETI.-HUTBE.-11.07.25.docx">Cuma Hutbesi | Helal Haram Hassasiyeti</a>   WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/07/HELAL-HARAM-HASSASIYETI.-HUTBE.-11.07.25.pdf">Cuma Hutbesi | Helal Haram Hassasiyeti</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-helal-haram-hassasiyeti/">Cuma Hutbesi | Helal Haram Hassasiyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Muharrem Ayı ve Aşure</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muharrem-ayi-ve-asure-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 19:09:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Ayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44606</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ  ilâ âhiri-l âyeh… “Doğrusu, Allah’ın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muharrem-ayi-ve-asure-3/">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p><strong>إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ </strong><strong> </strong>ilâ âhiri-l âyeh…</p>
<p>“Doğrusu, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü kesin hükmünde, ayların sayısı on iki ay olup bunlardan dördü hürmetlidir. İşte doğru hesap budur. <strong><em>(Tövbe;36)</em></strong></p>
<p>Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: <strong>أَفْضَلُ الصِّيَامِ بعْدَ رَمضَانَ: شَهْرُ اللَّهِ المحرَّمُ</strong></p>
<p>“Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah&#8217;ın ayı muharremde tutulan oruçtur.” <strong><em>(Muslim, Sıyam, 202, 203; Ebu Davud, Savm, 55)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong></p>
<p>Hutbemiz;<strong> Muharrem ayı ve Aşure </strong>hakkındadır.</p>
<p><strong>Bugün </strong>Muharrem ayının dokuzu, yarın onu. Muharrem ayının <strong>onuncu günü,</strong> <strong>Aşûre günüdür</strong>.</p>
<p><strong>Muharrem ayı</strong> kendisine hürmet edilmesi gereken dört haram aydan biridir. Bu aylarda yapılan <strong>ibadet-ü teatin, hayır ve hasenatın sevabı kat kat olduğu gibi</strong>, <strong>yapılan haramların ve zulümlerin cezası da kat be kattır</strong>.</p>
<p><strong>Aşûre günü denilen Muharrem ayının onuncu gününde</strong>, tarihte pek çok önemli olayın meydana geldiği rivayet edilmektedir. Hazreti Âdem’in tövbesinin kabulü, Hazreti Nuh’un gemisinin, tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturması; Hazreti İbrahim’in ateşten kurtulması, Hazreti Yakub’un, oğlu Hazreti Yusuf’a kavuşması, Hazreti Yunus’un, balığın karnından çıkması ve Hazreti Musa’nın kavmiyle beraber, Firavun’un zulmünden kurtulmaları bunlardan sadece birkaçıdır.</p>
<p>Aşûre günü oruç tutmanın fazileti ile ilgili İbni Abbas´ın bize aktardığına göre: “Resulullah Medine&#8217;ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşure gününde oruç tuttuklarını gördü ve: “Bu oruç nedir?” diye sordu. Kendisine şöyle cevap verildi: “Bugün iyi bir gündür. Allah Teâlâ bugün de Hz. Musa ile İsrailoğullarını düşmandan kurtarmıştır. Bu sebeple Musa (a.s.) bugün de oruç tutmuştur.” Peygamber Efendimiz: <strong>“Ben Musa&#8217;ya sizden daha yakınım”</strong> buyurdu ve bugün de oruç tutulmasını emretti.” <strong><em>(Buhari, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 127,128)</em></strong></p>
<p>Bu durum <strong>Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar devam etti.</strong> Daha sonra ise Resulü Ekrem (Aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz: “Bugün Aşure günüdür. <strong>Dileyen oruç tutsun, dileyen tutmasın.” </strong>Buyurmuşlardır. Aşûra gününde tutulan orucun<strong>, geçen bir yıl boyunca işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olabileceğini müjdelemiştir.</strong> <strong><em>(Müslim, Sıyâm 197)</em></strong></p>
<p>Peygamber <strong>Efendimize</strong>, Yahudilerin ve Hristiyanların sadece onuncu güne tazim ettikleri, bu sebeple o gün oruç tuttukları haber verilince; <strong>&#8220;Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam dokuzuncu gün de oruç tutarım&#8221;</strong> buyurmuştur. <strong><em>(Müslim, Sıyâm 134)</em></strong> Ancak Efendimiz gelecek senenin muharrem ayından önce vefat etmiştir. Müslümanların Aşure orucunu, <strong>muharremin dokuzuncu ve onuncu günlerinde tutmaları müstehaptır.</strong> <strong><em>(R. Salihin Şerhi-5.Cilt/ 225. Bab)</em></strong></p>
<p><strong>Muharrem ayının onuncu günü Kerbela da Hazreti Hüseyin şehadetine giden süreç ise, söyle başlamıştır. </strong>Hicri 60 yılında Şam&#8217;da Yezid&#8217;in iktidara geçmesi hilafet değil saltanat şeklinde gerçekleşti. Yezidin yaşantısı İslam’a ters olduğundan pek çok Sahabe‘nin Yezidin saltanatına rızası yoktu. Yezid, iktidarı elinden kaçırmamak için Medine valisine hemen bir mektup gönderdi. Mektubunda şöyle yazıyordu: &#8220;Mektubum sana geldiği zaman, <strong>Hüseyin b. Ali ile Abdullah b. Zübeyr&#8217;i buldur,</strong> onların bana bey&#8217;atlarını al! Eğer, bey&#8217;attan kaçınırlarsa, <strong>boyunlarını vur</strong><strong>. </strong>Halkın da bey´atlarını al, halktan Bey’at<strong> etmeyen olursa onların da </strong>boyunlarını vur, Vesselam &#8221;</p>
<p>Netice olarak; Hicri <strong>61/Milâdi 680 yılı, Muharrem ayının onuncu günü, Hazreti Hüseyin </strong><strong>57 yaşında hunharca şehit</strong><strong> edilmiş. Şehadetinden dolayı o gün, </strong>bütün Müslümanlar için büyük üzüntü sebebi ve<strong> bir yönüyle hüzün hislerini de tetikleyen bir gün olmuştur. </strong><strong>O gün Kerbelâ&#8217;da </strong>Hz. Hüseyin&#8217;in akrabalarından<strong> yetmiş iki kişi şehit </strong>düşmüş,<strong> adeta Ehl-i beyt, tümden imha edilmek istenmişti. </strong></p>
<p><strong>Alvarlı Efe hazretleri bu acıları </strong><strong>ş</strong><strong>öyle ifade eder;</strong></p>
<p>“Bugün mah-ı Muharremdir, muhibb-i hanedan ağlar.</p>
<p>Bugün eyyam-ı matemdir, bugün âb-ı Revan ağlar.”</p>
<p><strong>(</strong>Bugün Muharrem ayıdır, peygamberimizin ailesi, ehli beyti ağlar. Bugün matem günüdür, bugün Akan su ağlar.)</p>
<p><strong>Muharrem ayı vesilesiyle oruç tutulabilir</strong>, iftar sofralarında bir araya gelinebilir. Ehl-i Beyt’in ve Kerbelâ şehitlerinin faziletleri, bilhassa Hazreti Hüseyin’in derinliği anlatılarak onlarla bütünleşme ve onlar gibi olmaya çalışma yolunda bazı meselelerin müzakereleri yapılabilir. Ehl-i Beyt’i hayırla anabilir, onlara dualar edebilir, mevlidler okutabilir, hatimler yapabilir ve daha başka hayr ü hasenât ortaya koyup sevaplarını onlara bağışlayabiliriz. <strong>Fakat, kadere taş atma da sayılabilecek şekilde, sadece matem havasına bürünmenin ve yas tutmanın bir sevabı söz konusu değildir. </strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar</strong>;</p>
<p><strong>&#8220;Aşure günü&#8221;; “Onuncu gün&#8221; demektir</strong>. Rivayete göre; iman edenler Hz. Nuh la beraber sel felaketinden kurtulduklarında, azıklarını açtılar; buğday, nohut, fasulye vs. yiyecek maddelerinden karıştırarak pişirdiler&#8230; Pişirilen aş öyle bereketlenmişti ki, herkes doymuştu. Aradan nice bin yıllar geçmesine rağmen <strong>iman edenlerin kurtuluş günü</strong>, zamanla <strong>aşure</strong> denilen bir tatlı yaparak anılır ve yaşatılır oldu.</p>
<p>Pek çok geleneğimiz vardır ki, yediden yetmişe bütün millet fertlerini birleştirir, kaynaştırır, dayanışmaya, iş birliğine vesile olur. <strong>Aşure geleneğimiz bir tatlı ikramı gibi görünmekle beraber</strong>, sembolize ettiği <strong>manevi hadise</strong> <strong>ve</strong> <strong>meydana getirdiği kardeşlik atmosferi bakımından mühimdir</strong>. Bizler bir yandan Hz. Nuh&#8217;un ardı sıra yürüyen mü’minlerin kurtuluş gününü aşure sofralarında <strong>anarken</strong>, Hz. Hüseyin&#8217;i ve Ehl-i beytinden, o hadisede hayatını kaybedenleri rahmetle <strong>anarız.</strong></p>
<p><strong>Hutbemizi bir hatırlatma ile bitirelim;</strong> Muharrem ayının onuncu gününde, Müslümanların yüreğini yakan Hz. Hüseyin ve ailesinin şehit edilmesi olayı olduğundan, o gün bu tatlıyı yemek <strong>ehl-i beyt sevgisini esas tutan kardeşlerimiz tarafından, sevimsiz karşılanmaktadır. </strong></p>
<p>Kerbela’da Muharrem ayının on üçünde sadece<strong>, Efendimizin torunu Hz. Hüseyin’in</strong> <strong>oğlu Zeynel Abidin’in,</strong> hayatta kaldığı ve dolayasıyla da Efendimizin neslinin devam edeceği anlaşıldığı için, <strong>Aşurenin şükür amaçlı 13. Gün </strong>(9 Temmuz Çarşamba)<strong> veya sonrasında ikram edilmesi</strong> daha isabetli olabilir.  Bu tavsiyemiz, <strong>sadece bir anlayış ve nezaketi hatırlatma</strong> manasındadır.</p>
<p>Rabbimizden niyazımız; Müslümanlar olarak, bu aydaki tarihi olaylardan gereken dersleri çıkarmayı bizlere lütfeylesin. Günümüzde <strong>farklı yerlerde yaşanan Kerbela benzeri acıları</strong> bitirsin. Hz. Hüseyin ve İmam Zeynel Abidin’in yolundan gidenlere, fereç ve mahreç lütfeylesin.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/07/MUHARREM-AYI-VE-ASURE.HUTBE_.04.07.25.docx">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/07/MUHARREM-AYI-VE-ASURE.HUTBE_.04.07.25.pdf">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muharrem-ayi-ve-asure-3/">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Harama Nazar</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-harama-nazar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 20:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44486</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ Mümin erkeklere bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-harama-nazar/">Cuma Hutbesi | Harama Nazar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ</strong></p>
<p>Mümin erkeklere <strong>bakışlarını kısmalarını</strong> ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını söyle. Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır. <strong><em>(Nur Suresi ;30)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;">  <strong>قال تعالى إِنَّ النَّظْرَةَ سَهْمٌ مِنْ سِهَامِ إِبْلِيسَ مَسْمُومٌ، مَنْ تَرَكَهَا من مَخَافَتِي أَبْدَلْتُهُ </strong></p>
<p style="text-align: center;">     <strong>إِيمَانًا يَجِدُ حَلاوَتَهُ فِي قَلْبِهِ</strong></p>
<p>Cenâb-ı Hakk bir Kutsi Hadisi şerifte şöyle buyuruyor; “Nazar (bakış) şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim Bana saygısından dolayı harama bakmayı terk ederse, kalbine öyle bir iman neşvesi ve halâveti atarım ki, onun zevkini gönlünün derinliklerinde duyar.”  <strong>(Taberani, 10/173</strong> <strong>Hakim,Müstedrek 4/349 (7945)</strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz, <strong>Harama bakma ve nazar etme  </strong> hakkında olacaktır.</p>
<p>Nazar kelimesi, Arapçada, düşünmek ve tefekkür etmek anlamının yanı sıra, <strong>&#8220;bir şeyi göz ile tekrar tekrar incelemek&#8221;</strong> manasına da gelmektedir. Harama nazardan maksat da, Allahu Teala&#8217;nın, bakmamızı yasak kıldığı, <strong>insana veya onun mahremiyet alanına giren</strong> şeylere bakmaktır. Dolayısıyla Cenab-ı Allah&#8217;ın bakmamızı yasak ettiği şeylere bakmak, bir manada göz nimetini O&#8217;nun rızasına aykırı yolda kullanmak demektir. Zira gayrimeşru dairedeki her bir zevkin arkasında,<strong> binlerce elem, binlerce keder ve binlerce iç burkuntusu vardır.</strong></p>
<p><strong>Hafıza uzmanları,</strong> günümüzde unutkanlığın ve hafıza zayıflığının artmasını; <strong>televizyon ekranlarının, gazete sayfalarının ve internet sitelerinin,</strong> şehevî duyguları kamçılayan görüntülerle dopdolu olmasına bağlıyorlar.  Onlara göre; bunlarla meşgul olma, kontrolsüz hayaller kurma,  sistemsiz düşünme gibi etkenler, insanlarda unutkanlığa sebep oluyor.</p>
<p><strong>Hak Dostları</strong>, harama bakmanın unutkanlık sebebi olduğu hususunda ısrarla durmuşlardır. İmam <strong>Şafii Hazretleri; bir metni ilk defada değil</strong> <strong>de</strong> ikinci veya üçüncü kerede ezberleme durumunu, hocası Vekî’ bin Cerrâh’a şikayette bulununca, o büyük zat, ona şöyle demiştir: <strong>“İlim, ilâhî bir nurdur; Cenâb-ı Allah,  günahlara dalan kimseye nurunu lutfetmez.”</strong></p>
<p>İmam Gazali’den, İmam Rabbani’ye, ondan da  Üstad Bediüzzaman’a kadar pek çok alim, hafızaya tesir eden amillerden birisinin de <strong>haram şeylere bakma</strong> olduğunu ifade etmişlerdir. Bu tür görüntülere ısrarcı bakışlar, <strong>insanda</strong> çok ciddi ve köklü bir <strong>unutkanlığa yavaş yavaş sebebiyet</strong> verdiği gibi aynı zamanda onun <strong>manevi latifelerini </strong>de öldürmektedirler. Göz harama yöneldiğinde, irade hükümsüz kalmış ve akıl, tamamen nefsin çekim alanına girmiş demektir. Gözü harama kaydıran nefis, <strong>-Allah korusun-</strong> bu haram yolculuk nihayete ulaşmadan teskin olmayacaktır.</p>
<p>Aslında, harama nazar; iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. İnsanın ilk anda gözünü kapamaya irade gücü yeter. <strong>Hele</strong> <strong>insan, harama her göz kapamanın kendisine bir vacip işlemiş gibi sevap kazandıracağını düşünürse,</strong> o ilk anda günahtan sıyrılabilir. Fakat, nazarını hemen haramdan çevirmez, kendisini o işe salar ve bir daha, bir daha bakacak olursa, artık geriye dönme ihtimali azalır. Bir düşünür bu hakikati şöyle ifade eder;<strong> “Fena hülyalara yakalanınca ilk fırsatta onlardan kurtulmaya ve hemen o tehlikeli alandan uzaklaşmaya çalış. Yoksa hayallerin seni öyle vadilere sürükler ki, bir daha geriye dönemezsin.”</strong></p>
<p>Hutbemizin başında okuduğumuz ayeti kerimede; “Mümin erkeklere <strong>bakışlarını kısmalarını</strong> ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını söyle.” Buyruluyor. Ayette, bakışların kısılması, edep yerlerinin korunmasının önünde zikrediliyor. Bunun sebebi <strong>bakışın zinanın postacısı</strong> ve <strong>hayasızlığa götürücü </strong>olmasından ileri geliyor.</p>
<p>Ümmetinin harama <strong>nazar etmemesi </strong>mevzuunda ikazlarda bulunan Rehber-i Ekmel (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ), kadın-erkek herkesin iffete kilitlendiği bir yerde, hem de Hac vakfesini yapıp Arafat’tan döndükleri bir sırada, bineğine  aldığı  amcası Hazreti Abbas’ın oğlu Fazl’ın başını sağa-sola çevirmiş ve böylece etraftaki kadınlara gözünün ilişmemesi için ona yardımcı olmuştur.</p>
<p>Kaç yaşında olursa olsun Fadl&#8217;ın Allah Resulü tarafından engellenmiş olması bizim için <strong>önemIi bir</strong> <strong>noktadır</strong>. Henüz <strong>büluğa yeni ermiş</strong> olan bir erkek çocuğun, karşı cinse bakma konusunda bir nevi irade eğitimine tabi tutulması, pedagojik açıdan dikkat çekici bir durumdur.</p>
<p>Ebu Hüreyre&#8217;den nakledilen şu rivayette de harama nazar ile ilgili farklı bir bakış açısı ve <strong>Nebevi uyarı</strong> görüyoruz:&#8221;</p>
<p>( &#8230; ) Gözün zinası (harama) bakmaktır. Dilin zinası (haram olanı) konuşmaktır. Nefis temenni eder, iştahla arzular; apış arası da bu istekleri ya doğrular veyahut yalanlar. &#8221;</p>
<p><strong>Hazreti Ali der ki:</strong> &#8220;Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bana şöyle dedi: <strong>Ard arda bakma!.</strong> Birinci bakış senin lehine, ikincisi ise aleyhinedir.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IIV304.)</p>
<p>Bu hadiste Efendimiz, kasıtlı olmadığı için ilk bakışın mesuliyet getirmeyeceğini, ama ikinci defa dönüp bakmak iradi olduğundan, onun günah hanesine yazılacağını vurgulamış; harama götüren yolu ta baştan keserek günahlara geçit vermemek gerektiğine dikkat çekmiştir</p>
<p>Zaruretten dolayı bakmalar ise; şehvetle bakmamak kaydı ile caiz görülmüştür. Göze ansızın ilişen haram manzara olursa gözü hemen başka tarafa çevirmemiz gerektiği de ifade edilmiştir. <strong>(Zuhayli, III/561)</strong></p>
<p><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p><strong>Salih amellerle</strong> desteklenmeyen ve <strong>tefekkürle</strong> derinleşmeyen <strong>bir imanın</strong>, insanı günahlardan koruması çok zordur. İmanı, vicdanlarına mâl edemeyen ve tabiatlarının bir derinliği hâline getiremeyenler,<strong> birer iffet abidesi </strong>haline gelemezler.<strong> Kâmil Müslüman </strong><strong>olabilmek için,</strong> sadece iman edip dinin bazı kurallarını yerine getirmek yeterli görülmemiştir. İnsanın <strong>iffet, hayâ, edep, zühd, kanaat gibi</strong> faziletlerle donanması, dini açıdan günah sayılan ve aklıselim sahibi insanlarca da kötü kabul edilen, davranışlardan uzak durması gerektiği de vurgulanmıştır. Bu açıdan, <strong>peygamber yolunda yürüyen insanlarında</strong>, peygamberlerin ayrılmaz vasfı olan bu sıfatlara sahip olmaları elzemdir.</p>
<p><strong>O hâlde gelin,</strong> iffetimizle yaşayalım, geçici arzularımızı gömelim, gömmekle de yetinmeyelim, üzerine kayalar koyalım. Dünyayı her şey sananların aldandığı gibi biz de aldanmayalım. Herhangi bir iş veya vazife söz konusu olmadığı sürece, günahların kol gezdiği çarşılardan pazarlardan uzak duralım. İlla dışarı çıkmanız gerekiyorsa, çıkmadan önce, manevi bağışıklık sistemimizi güçlendirici bazı şeyler okuyalım dinleyelim, bir yere giderken elden geldiğince yalnız olmamaya çalışalım ve gönül insanı bir-iki arkadaşla beraber bulunalım. Bütün bu çabalarımıza rağmen, irademiz haricinde kalb ve ruhumuzu kirleten is-pas olmuşsa, ilk fırsatta hemen <strong>namaz, sadaka, oruç ve dua gibi </strong>ibadetlerle ruhumuza bulaşan günahlara kefaret arayalım.</p>
<p><strong>Hutbemizi</strong>, Efendimizin duasını hepimiz adına okuyarak  bitirelim:</p>
<p><strong><em>“Ey Hayy u Kayyum! Rahmetine iltica edip yardımı Senden istiyoruz. Her türlü hâlimizi ıslah eyle ve bizi göz açıp kapayıncaya kadar olsun, nefsimizle baş başa bırakma!”</em></strong> (Hâkim, el-Müstedrek, 1/545)</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/HARAMA-NAZAR-HUTBE-27.06.25.docx">Cuma Hutbesi | Harama Nazar</a>   WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/HARAMA-NAZAR-HUTBE-27.06.25.pdf">Cuma Hutbesi | Harama Nazar</a>    PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-harama-nazar/">Cuma Hutbesi | Harama Nazar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Hicri Yılbaşı ve Hicret</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-hicri-yilbasi-ve-hicret/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 21:32:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Hicri Yılbaşı ve Hicret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44344</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَمَنْ يُهَاجِرْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِي الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَث۪يرًا وَسَعَةًۜ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه۪ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-hicri-yilbasi-ve-hicret/">Cuma Hutbesi | Hicri Yılbaşı ve Hicret</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَمَنْ يُهَاجِرْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِي الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَث۪يرًا وَسَعَةًۜ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه۪ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟</strong></p>
<p>“Kim Allah yolunda hicret ederse dünyada gidecek çok yer, genişlik ve bolluk bulur. Kim evinden Allah’a ve Resulüne hicret niyetiyle çıkar da yolda ecel gelip kendini yakalarsa o da mükâfatı haketmiştir ve onu ödüllendirme Allah’a aittir. Allah gafurdur, rahimdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur).  <strong><em>(Nisa;100)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ</strong></p>
<p>“Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah ve Resûlü (rızası ve hoşnutlukları) için ise, onun hicreti Allah ve Resûlü’ne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünyalık veya nikâhlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.” <strong><em>(Buhârî, bed’ü’l-vahy 1; eymân 23)</em></strong><strong><em>   </em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar! </strong>Hutbemiz;<strong> Hicri yılbaşı ve Hicret </strong>hakkındadır.</p>
<p>Önümüzdeki ilk çarşambayı perşembeye bağlayan gece, aksam ezanı ile hicri takvimin ilk ayı olan   <strong>Muharrem</strong> başlayacaktır.</p>
<p><strong>İslâmî terminolojide Hicret;</strong> Miladî 622 senesinde Allah Resûlü&#8217;nün ashabıyla beraber, İslâm dinini daha rahat bir ortamda yaşamak ve anlatmak maksadıyla, Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye gerçekleştirdikleri <strong>mukaddes göçün</strong> adıdır.</p>
<p><strong>Hicret,</strong> Asr‑ı Saadet’te önemli bir hâdisedir. Hz. Ömer’in hilafeti döneminde <strong>bir tarih başlangıcı aranırken</strong>; Nebî’nin doğumu, peygamberlikle şereflendirilmesi, Medine halkının bu yüce davaya omuz vermesi, Bedir harbi, Mekke fethi gibi.. <strong>her biri ayrı bir pırlanta olan</strong> bunca hadise içinde, tarih başlangıcı olarak <strong>hicretin seçilmesi</strong>, üzerinde hassasiyetle durulmaya değer önemli bir mevzuudur.<strong> Çünkü</strong> <strong>hicret</strong>, İslâm tarihindeki bütün güzelliklerin ve gelişmelerin temelinde bulunan, başlıca sebep sayılıyordu. Son tuğla, son taş ta gediğine ancak hicretle konulmuştu.</p>
<p>Allah Resûlü, Mekke&#8217;de iman eden herkese, <strong>“Hicret etmeye de biat edeceksin.” </strong>diyor ve el sıkarken âdeta terazinin <strong>bir kefesine imanı, bir kefesine de hicreti </strong>koyuyordu. Bundan dolayı o dönemde hicret, –imanın şartı olmasa bile– <strong>İslâm esaslarına denk bir farz gibi</strong> değerlendiriliyordu.</p>
<p>Kur’ân’ın konuyla ilgili emirlerini çok iyi anlayan sahabe-i kiram, atın, devenin sırtında uzak diyarlara göç etmiştir.</p>
<p><strong>Hazret-i Nuh</strong>, karalardan sonra <strong>denizlerde de</strong> ürperten bir seyahate katlanmış. <strong>Hazret-i İbrahim,</strong> Babil, Hicaz, Kenan ili deyip durmadan dolaşmış&#8230;  <strong>Hz. İsa’ya, </strong>mânâlarından biri de <strong>“seyahat eden” </strong>demek olan <strong>“Mesih”</strong> denmiştir.</p>
<p><strong>Hicret etmeyen büyük bir dava adamı, mefkûre adamı yok gibidir.</strong> Bütün mücedditlerin mürşitlerin hicret ettirmesi de Hicretin ilâhî bir kanun olduğunu gösteriyor. İmam Gazzâlî’nin gezmediği yer kalmamış, İmam Rabbânî Hazretleri bir baştan bir başa Hindistan’da sürekli seyahat etmiştir.</p>
<p>Allah yolunda yapılan hicrete lütfedilecek, belli ve muayyen bir sevaptan bahsedilmemektedir. İhtimal ki bu türlü amellerin sevabı, ötede birer sürpriz olarak verileceğine işaret içindir. Melekler bu ameli, oruçta olduğu gibi aynıyla yazarlar, mükafatını da Cenâb-ı Hakk, bizzat kendisi takdir buyurur.</p>
<p><strong>Muhacirler için şu iki husus çok önemlidir:</strong></p>
<p>1)- Sahabe Efendilerimiz Mekke’den Medine’ye hicret ederken, yurdu-yuvayı bütünüyle terk etmişler. Oysaki Mekke hem ilim hem de ekonomik seviye olarak, o zamanki Arap yarımadasının en medenî şehirlerinden biriydi. Mekke’yi kafalarından öylesine söküp atmışlardı ki, daha sonraki dönemlerde değişik vesilelerle Mekke ye gelen muhacirler hastalandıkları zaman, <strong>“Mekke de ölüp kalacağız ve hicretimiz eksik olacak!”</strong> endişesiyle tir tir titremişlerdir. Mekke o kadar mukaddes, o kadar mübarek olmasına rağmen hicret ettikleri yurdun dışında vefat etme endişesi, <strong>sahabe için</strong> her an, büyük bir korku kaynağı olmuştur.</p>
<p>Sa’d İbn Ebî Vakkâs Vedâ Haccı senesinde, Mekke’de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Kendisini ziyarete gelen Peygamber Efendimiz’e şöyle demişti: “Yâ Resûlallah! Arkadaşlarım Medineye dönecek de ben kalacak mıyım, yoksa ben burada mı öleceğim?”</p>
<p>Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ona, “Hayır, sen burada kalmayacaksın. Allah’tan öyle umuyorum ki, daha nice yıllar yaşayacak, Allah rızası için güzel işler yapacak ve yükseleceksin.”  devamında da <strong>“Allahım! Ashabımın hicretini tamamla! Onları geri döndürüp hicretlerini yarım bırakma!”</strong> diye dua etmiştir…<strong>” </strong><strong><em>(Buhârî, cenâiz 37; Müslim, vasiyyet 5.)</em></strong></p>
<p>2)- Muhacirler; <strong>hiçbir beklentiye girmeden</strong> bu şerefli işi gerçekleştirmelidirler.  Allah (celle celâluhu), niyetin hulûsuna göre terk edilen şeylere karşılık olarak, bazen bir, bazen on, bazen yüz, bazen bin kat karşılık verebilir.</p>
<p><strong>Aziz Müminler!</strong></p>
<p><strong>Hicret,</strong> insanlık tarihinin en önemli realitelerinden biridir. O, <strong>Sahâbe-i Kirâm ve Havârî efendilerimizle, en üst seviyede</strong> temsil edilmiştir. <strong>Bugün de onlara yakın seviyede bir hicretin yaşandığı söylenebilir.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek, barınacak birçok yer ve genişlik bulacaktır…” </strong>(Nisa;100) Böyle bir hicret neticesinde; <strong>imâna, Kur&#8217;ân&#8217;a uyanacaklar</strong> olabileceği gibi, <strong>vicdanlarında dostluğu ve diyaloğu duyanlar </strong>da olacaktır.</p>
<p>Rabbimiz bizleri cebrî olarak âfâk-ı âleme dağıtmışsa, <strong>bundan bir muradı</strong> ve <strong>bunun kadere bakan bir yönü vardır </strong>demeliyiz. Bize düşen, bunun hikmetlerini anlamaya çalışmak ve hicretimizin hakkını vermektir.</p>
<p><strong>Hâsılı; </strong>bizim dünyamızda sahabe ile başlayan hicret, onları takip eden kutlular tarafından devam ettiriliyor.<strong> Öz aynı, fark sadece şekilde. </strong></p>
<p>Hak davası için <strong>farklı zamanlarda ve farklı formatlarda </strong>hicret eden kimseler,<strong> “Ameller niyetlere göredir&#8230;” </strong>fehvasınca,<strong> niyetlerine göre </strong>mükâfat elde edecek<strong> ve ilk hicret edenlerin arkasında -inşâallah- yerlerini alacaklardır!</strong></p>
<p>Ne mutlu; hicretin hakkını vererek<strong>, ötelerde sahabenin arkasında yerlerini alanlara, </strong>müjdeler olsun<strong>; </strong>farklı farklı anlayıştan insanlarla görüşüp kaynaşarak, <strong>dostluk köprüleri kuranlara!</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/HICRETHUTBE-20.06.25.docx">Cuma Hutbesi | Hicri Yılbaşı ve Hicret</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/HICRETHUTBE-20.06.25.pdf">Cuma Hutbesi | Hicri Yılbaşı ve Hicret</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-hicri-yilbasi-ve-hicret/">Cuma Hutbesi | Hicri Yılbaşı ve Hicret</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Dünyevileşme</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dunyevilesme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 19:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyevileşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44269</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ Kadınlar, oğullar,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dunyevilesme/">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ</strong></p>
<p>Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, güzel cins atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin hoşuna giden şeyler insanlara cazip gelmektedir. Bunlar dünya hayatının geçici bir metaından ibarettir. <strong>Asıl varılacak güzel yer ise, Allah’ın katındadır.</strong> <strong>(<em>Ali Imran;14)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>                       لَوْ أنَّ لِابْنِ آدَمَ وادِيًا مِن ذَهَبٍ أحَبَّ أنْ يَكونَ له وادِيانِ</strong></p>
<p>“İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister.” <strong><em>(Müslim, Zekât, 117)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz<strong>,</strong> dini hayatı kemiren<strong> Dünyevileşme </strong>hakkındadır<strong>.</strong></p>
<p><strong>Dünyevileşme,</strong> kendini dünyanın çekiciliğine kaptırma, onun esiri olma anlamına gelir. Hayatın merkezine dini koyarak yaşamanın ve düşünmenin zıttı olan dünyevileşme, dine ters orantılı olarak artan veya eksilen bir yapıya sahiptir. Dünyevileşmedeki ki artış dinde eksilme, dindeki artış da dünyevileşmede eksilme meydana getirir. Ayrıca bu terim bir oldu-bitti hâdiseyi değil, yaşanan bir süreci haber verir. Dünyevileşmenin değişik buutları, çeşitleri vardır ve bu olguyu herkes farklı oranlarda yaşar.</p>
<p><strong>Dünyevileşme</strong> Müslümanlar için çok tehlikeli bir âfettir. Tıpkı ateşin odunu yakıp kül etmesi, pasın demiri yiyip tüketmesi gibi, insanı içten içe çürütür ve bitirir.</p>
<p>Allah Resulü (s.a.s.) ümmeti için bu mevzudaki endişesini şu hadisleriyle dile getirmektedir: “Korktuğum şeylerden birisi de benden sonra size dünya nimet ve zinetlerinin açılması sizin de onlara gönlünüzü kaptırmanızdır.” Buyurur. <strong><em>(Buhari, Zekat, 47)</em></strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) ikazlarını önemseyen   sahabe, dünya nimetleri karsısında helal dairede de olsa çok hassas davranıp kendilerini hep hesaba çekmişlerdir.</p>
<p>Bir defasında Hz. Ebu Bekr (r.a.) içecek bir şey istemiş ve kendisine <strong>su ile bal</strong> ikram edilmişti. Bunları görünce o kadar çok ağladı ki, yanındakileri de ağlattı. Neden ağladığı sorulunca da şunları anlattı: “Ben bir gün Resul-i Ekrem Efendimizi elleriyle sanki görmediğim birini itiyormuş gibi yaparken gördüm. Yâ Resulallah ne yapıyorsunuz diye sordum. O da buyurdu ki, “Ey Ebu Bekir, dünya temessül etti ve bana kendini kabul ettirmek istedi, ama ben kabul etmedim, ellerimle ittim, git dedim. Dünya döndü dedi ki, sen kendini benden kurtardın ama senden sonra gelenler kurtaramayacak.” <strong><em>(Hakim, Müstedrek, IV, 344) </em></strong>Hz. Ebu Bekir’in korkusu da ikram edilen bu suyu içerek ve balı yiyerek dünyanın kendisini kabul ettirdiği kimselerden olmaktı ve bu sebeple de uzun uzun ağlamıştı.</p>
<p>Bu konuda zikretmemiz gereken başka bir hadise de şudur: Cizye tahsili için gittiği Bahreyn’den, Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın mühim mallarla döndüğünü haber alan Ensara,  Efendimizin söylediği sözler de <strong>ümmeti için</strong> <strong>en çok korktuğu şeyin dünyevileşme</strong> olduğunu göstermektedir. Sabah Namazından sonra sahabe huzuruna çıktıklarında şöyle demişti: “Öyle zannediyorum ki Ebu Ubeyde’nin bir şeyler getirdiğini haber aldınız. Sevinin ve ileride sizi sevindirecek şeyler bekleyin. <strong>Vallahi ben bundan sonra sizin hakkınızda fakirlikten korkmuyorum. Aksine sizden evvelki ümmetlerin önüne dünyalıklar serilip, birbiriyle yarıştıkları ve onları helak ettiği gibi sizin önünüze de serilip çekişmenizden ve sizi de helak etmesinden korkuyorum.”</strong> <strong><em>(Buhari, Cenaiz 72; Menakıb 25)</em></strong></p>
<p>Allah (c.c.), dünyamızı güzel ve cazibedar yaratmış, aynı zamanda insan fıtratında ona karşı bir meyil de koymuştur. Dünyamızdaki o cazibedarlıkla insandaki bu meyil karşılaştığında, bir çekme ve çekilme ortamı meydana geliyor. Sonuçta böyle bir ortamda insan kendini dünyaya kaptırıyor ve dünyevileşme başlıyor. Dünya metaını kendi ihtiyaçlarını tatminde kullanması gereken insanoğlu, maalesef bir süre sonra maddenin esiri haline geliyor, dünya malı adeta bir kölenin boynuna takılmış bukağı gibi insanın boynuna takılıyor. Dünyanın güzellikleri ve çekiciliği, kendini kaptıran insanın dini hayatını sürekli tüketip duruyor, onu Allah’tan uzaklaştırıyor.</p>
<p>Burada problem, <strong>dünya malına sahip olma değil, sahip olduklarımızın kölesi olmaktır.</strong> İslâm açısından insanın meşru olan şeyleri sevmesi ve elde etmesinde mahzur yoktur. <strong><em>(Bakara: 165)</em></strong> Mevlâna Hazretleri’nin deyimiyle mal insan için gemiyi yüzdüren su gibi olmalıdır, ama içine girmemelidir. Çünkü içine girdiğinde gemiyi batıran da aynı sudur.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim; geçmiş peygamberleri ve onların Allah’a karşı kulluklarını yerine getiren ümmetlerini anlattıktan sonra, <strong>“Onların peşinden namazı zayi eden, şehvetlerine tâbi olan bir nesil gelir ki, onlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir”</strong> ayetiyle de, sonra gelen nesillerin <strong>dünyevileşme serüvenine</strong> temas eder.  <strong><em>(Meryem, 19/59)</em></strong></p>
<p>Bu ayet <strong>dünyevileşmenin ilk iki basamağına</strong> işaret ediyor. <strong>Birincisi</strong> başta namaz olmak üzere ibadetleri terk etmek, <strong>ikincisi ise</strong> süfli arzulara tabi olmaktır. Kuran’ın bu söylediği, sadece geçmiş ümmetler için söz konusu olan bir durumu haber vermekten ibaret değildir. Bu aynı zamanda kıyamete kadar gelecek nesiller için de aynı tehlikenin var olduğuna dair bir uyarıdır.</p>
<p><strong>Aziz Müminler!</strong></p>
<p><strong>Yer yer günahlara girme de dünyevileşme ve başkalaşmanın bir çeşididir.</strong> Bir hadislerinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: &#8220;Kul bir günah işlediği vakit, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe edip vazgeçer, af dilerse kalbi yine parlar. Ama tevbe etmez tekrar günaha dönerse, o leke büyür, nihayet bütün kalbini ele geçirir.&#8221; <strong><em>(Tirmizî, Tefsir, Mutaffifin) </em></strong>Buradan anlıyoruz ki insan, kalbî hayatı itibarıyla bir kere kirlenmeye açıldığında, o açılmanın nerede duracağını bilemez.</p>
<p><strong>&#8220;Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır&#8221;</strong> sözü de bu hakikate işaret etmektedir. Çünkü günah fıtrat ve tabiatı deforme eden bir illet olduğundan o, fıtrat ve tabiattan uzaklaşma yani bir yönüyle bir başkalaşma demektir.</p>
<p>Kur’ân’ın meseleye dikkat çekmesi ve Peygamber Efendimiz’in bu kadar tahşidatta bulunmasının sebebi, girilen bu yolun sonunun küfre kadar uzanmasıdır. Nitekim Kur’ân bazı kimselerde dünya sevgisinin ahirete nazaran ağır basması sebebiyle küfre düştüklerinden bahseder <strong><em>(bkz. İbrahim, 14/3; Nahl, 16/105-107).</em></strong></p>
<p>Mü’minler böyle bir duruma düşmemek için tedbirli olmalıdırlar. Çünkü dünyevileşme ve değişme tedbirsizce buzda yürüme gibidir. İnsan orada her an kayıp düşebilir. O hâlde giyim-kuşamdan şekil ve şemaile kadar<strong> hiçbir meseleyi küçük göremeyiz</strong>; sürekli manen beslenerek ve koşturarak, her hususta kendimiz olarak kalabilme yollarını bulmalı ve o yolda kararlı bir tavır sergilemeliyiz.</p>
<p>Rabbim bizlere, dünyevileşmeden dünyamızı ve ahiretimizi mamur etmeyi lütfeylesin.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/DUNYEVILESME-HUTBE-13.06.25.docx">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/DUNYEVILESME-HUTBE-13.06.25.pdf">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dunyevilesme/">Cuma Hutbesi | Dünyevileşme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Efendimiz&#8217;in Ahlakı ve Edebi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 21:18:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44215</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًاۜ Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/">Cuma Hutbesi | Efendimiz&#8217;in Ahlakı ve Edebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًا</strong><strong>ۜ</strong></p>
<p>Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir nümune vardır. <strong><em>(Ahzab; 21)</em></strong></p>
<p><strong>أَدَّبَنِي</strong><strong> ربِّي</strong><strong> فأَحْسَنَ تَأْدِيبِي</strong> <strong>“</strong>Beni Rabb’im edeplendirdi ve ne de güzel terbiye etti!.” <strong><em>(Münâvî, </em></strong>Feyzu’l-kadîr<strong><em> 1/225)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz<strong>, </strong><strong>Efendimizin Ahlakı ve Edebi hakkında</strong> olacaktır<strong>.</strong></p>
<p><strong>Edep, </strong>dine ait prensipler sayesinde ruhta kazanılan ikinci bir fıtrat veya daha geniş manâsıyla, ruhun dinle bütünleşerek istikrar kazanmasıdır.</p>
<p>Güzel ahlakı en mükemmel şekilde yaşayan ve temsil eden, hiç şüphesiz Peygamber efendimizdir (s.a.v.). O’nun hayatından her insanın alacağı, sayısız faziletler, güzellikler ve pek çok dersler vardır.</p>
<p>Kur’ân Onun (s.a.v.)  ahlakından bahsederken;</p>
<p><strong>وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظيمٍ</strong><strong>  </strong><strong>“Ve</strong><strong> sen pek yüksek bir ahlâk üzerindesin!”  </strong>demektedir <strong><em>(Kalem,4)</em></strong><strong>. </strong>Dolayısıyla bizim de o ahlakla ahlaklanmamız bir zaruret ve bir mecburiyettir. Tabii ki, farzıyla edeblenmek farz; vacibiyle edeblenmek vacib; sünneti ile edeblenmek sünnet ve müstehabıyla edeblenmek de müstehabtır.</p>
<p><strong>Kaynaklarımızda Efendimizin ahlakı ve edebi ele ilgili </strong><strong>ş</strong><strong>u bilgiler nakledilmektedir.</strong></p>
<p>O’nun (s.a.s) herkesi büyüleyen ve kendine çeken bir yumuşaklığı vardı. O&#8217;nu yakından tanıyan herkes, O&#8217;na, evlât, anne-baba ve bütün sevdiklerinden daha fazla alâka duyar, âdeta O&#8217;nun tiryakisi olur ve bir daha da huzurundan ayrılmak istemezdi. O her hâliyle çevresine güven vadederdi.</p>
<p>Kimseyi aldatmamanın yanında baş döndüren stratejileri; en yaman hâdiseler karşısında dahi asla &#8220;pes&#8221; etmemesi; musibetlerin yüzüne gülmesi ve belâları iyi okuyup onlardan kitaplar dolusu ibretler çıkarması; şiddet, hiddet ve öfkeye sebebiyet veren münasebetsizlikler karşısında olabildiğine soğukkanlı, olabildiğine temkinli davranması hem O&#8217;nun insanüstü karakterini, hem de konumunu ve o konuma göre duruşunu aksettiren hususlardan sadece birkaçıdır.</p>
<p>Aile efradı arasında O, eşi menendi olmayan bir aile reisiydi.. arkadaşları içinde, kardeşçe, yumuşak tavırlarıyla gönüllere girmesini çok iyi bilen mükemmel bir mürşit ve muallimdi.. arkasındakileri hiçbir zaman yanıltmayan ve inkisara uğratmayan eşsiz bir rehberdi.. harikulâde bir devlet reisi ve bozgunlardan zafer çıkaran bir erkan-ı harpti.</p>
<p>Bütün bu mükemmelliklerine rağmen O, her zaman düz bir insan gibi davranıyor, kendini insanlardan bir insan sayıyordu.</p>
<p>Olabildiğine zâhidâne yaşıyor ve âdeta hayatını dünyaya karşı oruca niyet etmiş gibi fevkalâde bir zühd içinde geçiriyordu; yemiyor, yediriyor; giymiyor, giydiriyor; <strong>bir damla nimet karşısında yüz defa şükürle gürlüyor ve hep minnet hisleriyle oturup kalkıyordu. </strong></p>
<p>Dünyaya bir ukbâ koyu nazarıyla bakıyor, onu bir mezraa gibi görüyor; ekiyor, biçiyor ve elde ettiklerini de hep ötelere bağlıyordu. Rüzgârların tohumları sağa-sola taşıyıp neşv ü nemaya emanet ettikleri gibi O da esiyor-savuruyor; yoksulları görüp-gözetiyor, açları doyuruyor ve kendisi çok defa aç yatıp kalkıyordu.</p>
<p>Arkadaşlarının onca tazim ve saygısını görmezlikten gelerek onlarla aynı zeminde bulunur, aynı sofrada yemek yerdi. Yer yer, ibret, ders ve nükte edalı latifelerle onları rahatlatırdı.</p>
<p>O her zaman halim, selim ve dengeliydi; kin, nefret ve öfke hislerinin tetiklendiği durumlarda bile fevkalâde mülayim davranır; gayzla köpüren insanların şiddetini, hiddetini tadil ederdi.</p>
<p>Umumî bir hakkın <strong>çiğnenmediği,</strong> Allah hakkına saygısızlıkta <strong>bulunulmadığı </strong>hemen her yerde O, bağışlayıcı ve müsamahalı davranırdı.</p>
<p>O&#8217;nun bir kere olsun sözünden döndüğü görülmemiş, hep bir güven ve vefa abidesi olarak yaşamıştı. O&#8217;nu yakın takibe alıp vurmak için sürekli fırsat kollayan o pek azılı hasımları bile hiçbir zaman O&#8217;na yalan isnadında bulunmamış ve bulunamamışlardır<strong>. </strong><strong><em>GAYBIN SON HABERCİSİ/ YENİ ÜMİT: Ocak 2003, KDD)</em></strong></p>
<p>Enes bin Malik, Efendimiz’i şöyle anlatır: “Kendisine bir şey soranı can kulağı ile dinler, soruyu soran ayrılmadıkça yanından ayrılmazdı.” Kendisini ziyaret edenlere ikramda bulunur, oturmaları için hırkasını yere sererdi.</p>
<p>Kendisi yetim büyüdüğü için yetimliğin ne kadar zor olduğunu bilirdi. Yetimlere çok şefkatli davranıyordu. Bir bayram gününde bir kenarda karnı aç, perişan bir vaziyette ağlamaklı duran bir yetim çocuğu aldı, karnını doyurdu, giydirdi. Onu evlatlığına aldı.</p>
<p>Bir çocuk gördüğü zaman mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Onu tutar, kollarına alır, severdi. Çocuklara değer verdiğini onlara selam verip hal hatırlarını sorarak gösterirdi. Her yolculuk dönüşü Medine’ye girerken mutlaka bindiği devesinin arkasında bir çocuk olurdu. Bazen bir dizine Hasan’ı, diğer dizine de Üsame’yi alır bağrına basar <strong>“Allah’ım bunlara rahmet et”</strong> diye dua ederdi.</p>
<p>O’nun mübarek dilinden <strong>“Elhamdülillah”</strong> lafzı düşmezdi. Sabahlara kadar namaz kılar, “neden bu kadar kendine eziyet ediyorsun” diyen eşine de <strong>“Allah’ıma şükreden bir kul olmayayım mı?”</strong> derdi. Sevinçli bir haber duyunca hemen şükür secdesi yapardı. Sakat ya da hasta birisini görünce, ona dua eder ve Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimetlere de şükrederdi.</p>
<p>O aynı zamanda bir sabır kahramanıydı. Hayatına baktığımızda daha doğmadan babasını, altı yaşında annesini, sekiz yaşında dedesini ve daha sonra aynı senede hem sevgili eşi Hz. Hatice’yi hem de amcası Ebu Talib’i kaybetmişti. Kızı Fatıma hariç bütün çocuklarını kendisinden önce toprağa vermişti. Türlü türlü sıkıntılar çekiyor, hakaretler görüyor, aç kalıyor, hastalıklar geçiriyor ve O bütün bunları sabırla karşılıyor, bunları hiç zikretmiyordu.</p>
<p>O, hayatı boyunca ne bir hizmetçiye ne bir kadına ne bir çocuğa ne de herhangi bir insana veya hayvana vurmamıştır.</p>
<p>Hoşgörü ve alçak gönüllülüğüne ilişkin sadece Mekke’nin Fethi günü takındığı tutuma bakılsa bile bu, onun mükemmel şahsiyetinin ve nübüvvetinin en açık göstergesi olarak yeter. Zira O, Mekke’ye büyük bir ordu ile girmişti ve bir vakitler Mekkeliler onları Mekke’nin sokaklarında abluka altında tuttuktan sonra amcalarını, amca çocuklarını, dostlarını ve kendisine arka çıkanları öldürmüş, arkadaşlarına işkencenin her türünü reva görmüşlerdi. Kendisini yaralamış, türlü baskılar yaşatmış; aç susuz bırakmış, hakaretler yağdırmış, suikast için iş birliği yapmışlardı. Mekke’ye girdiği oraya hakim olduğu vakit, onlara bir konuşma yapmış ve Allah’a şükredip O’nu övdükten sonra şöyle demişti: <strong>“Kardeşim Yusuf’un dediği gibi derim; bugün sizi kınamak yok. Allah sizi affetsin; çünkü O, rahmet edenlerin en merhametlisidir.” </strong><strong><em>Yusuf Suresi/12; 92.</em></strong></p>
<p>Rabbim bizleri Efendimizin ahlakı ile ahlaklandırsın. Bizleri O’na layık ümmet eylesin.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/EFENDIMIZIN-AHLAKI-VE-EDEBI.HUTBE_.-06.06.25.docx">Cuma Hutbesi | Efendimiz&#8217;in Ahlakı ve Edebi</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/06/EFENDIMIZIN-AHLAKI-VE-EDEBI.HUTBE_.-06.06.25.pdf">Cuma Hutbesi | Efendimiz&#8217;in Ahlakı ve Edebi</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/">Cuma Hutbesi | Efendimiz&#8217;in Ahlakı ve Edebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Arefe Günü</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-arefe-gunu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 10:51:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Arefe Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44123</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ Sonra, insanların sel gibi aktığı yerden siz de akın edin ve Allah’tan af dileyin!&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-arefe-gunu-2/">Cuma Hutbesi | Arefe Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p><strong>ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ</strong></p>
<p>Sonra, insanların sel gibi aktığı yerden siz de akın edin ve <strong>Allah’tan af dileyin!</strong> Çünkü Allah çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur. <strong><em>(Bakara,199</em></strong><strong><em>)</em></strong><strong>          </strong><strong>                       </strong></p>
<p><strong>                                                   صَوْمُ يَوْمِ عَرَفَةَ كَفَّارَةُ سَنَتَيْنِ سَنَةٍ قَبْلَهُ وَسَنَةٍ بَعْدَهُ</strong></p>
<p>“Arefe günü tutulan oruç, iki senenin günahına keffarettir. Bir önceki sene ve bir sonraki sene.” <strong>(Beyhakî, es-Sünenü’l-kübra, 3/221)</strong></p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz<strong>, günlerin efendisi olan Arefe gününü değerlendirme </strong>hakkında olacaktır<strong>.</strong></p>
<p><strong>İslâm&#8217;da zaman ve mekânlar</strong> bütün kıymet ve kutsiyetini, <strong>hakikatte Allah&#8217;ın dilemesinden</strong> alırlar. Müslümanlara sonsuz feyz ü bereketin gelmesine birer vesile olurlar. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen <strong>önemli olaylar ve yaşayan kıymetli insanlar,</strong> içinde bulundukları <strong>zaman ve mekâna</strong> değer kazandırırlar.</p>
<p>Bugün Zilhiccenin üçüncü günü, önümüzdeki Çarşamba Zilhiccenin sekizinci günü olan tevriye günü. <strong>Terviye;</strong> derin derin düşünme günüdür.  Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm); oğlu Hz. İsmail’le ilgili gördüğü rüyanın ilk günü ve bu rüyanın ne manaya geldiğini düşündüğü gündür.</p>
<p><strong>Terviye günü</strong> Hacılar <strong>Mekke den</strong> <strong>Mina’ya</strong> doğru yola çıkarlar.   Mina’ya gelip orada geceledikten sonra, Arefe günü sabah namazını Mina’da kılarak, güneşin doğuşunu takiben Arafat’a çıkmaları, öğle ve ikindi namazlarını öğle vaktinde birlikte <strong>cem ederek</strong> kılmaları, zamanlarını <strong>tekbir, tehlil, telbiye, salâtüselâm ve dua ile</strong> <strong>geçirmeleri</strong> ve akşam güneşin batmasıyla birlikte <strong>Müzdelife’ye doğru</strong> yola çıkmaları sünnettir.</p>
<p>Perşembe günü Arefe. Arefe günü Hazreti Âdem aleyhisselam ile Hazreti Havva’nın Arafat’ta buluştukları gündür. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) günün ehemmiyetine dikkat çekme sadedinde şöyle buyurmuştur: <strong>“Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah’ın kıymet verdiği bir gündür.” </strong>Allah’ın ehemmiyet verdiği güne biz de ehemmiyet vermeli ve o günü en güzel şekilde değerlendirmenin yoluna bakmalıyız. Arefe günü, hacılar Arafat’ta vakfe yapıp dua ederken manen onların yanında olduğumuzu hissederek, dualarına iştirak edilmelidir.</p>
<p>Arefe günü sabah namazından başlayarak Bayramın 4. Günü ikindi namazına kadar, Namazların farzını müteakip verilen selâmdan sonra; <strong>“Allahü Ekber. Allahü Ekber. Lâilâhe illallâhü vellâllü ekber. Allahü ekber ve lillâhilhamd” </strong>denilerek<strong> Teşrîk Tekbiri getirmek vaciptir</strong>. Unutarak konuşan veya yerinden ayrılan biri teşrîk tekbiri söylemez. Teşrîk günlerinde kazaya kalan bir namaz, teşrîk günlerinde kaza edilirse teşrîk tekbiri getirilir; diğer günlerde ise getirmek gerekmez.</p>
<p><strong>Teşrîk tekbirlerinin başlangıcı Hz. İbrahim&#8217;in oğlu İsmail&#8217;i kurban etme olayına kadar uzanır. </strong>İbrahim (a.s), gördüğü sahih rüya üzerine kurban hazırlıkları sırasında Cebrail (a.s) gökten oğlu İsmail’e bedel bir koç getirir. Dünya semasına ulaştığında Cebrail (a.s); <strong>&#8220;Allahu ekber, Allahu ekber&#8221;</strong> diyerek, tekbir getirir. İbrahim (a.s) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve onun bir koçla geldiğini görünce;<strong> &#8220;Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber&#8221;</strong> diye cevap verir.   Bu<strong> tekbir</strong> ve <strong>tevhîd </strong>kelimelerini işiten ve kurban edilmeyi bekleyen İsmail (a.s) da; <strong>&#8220;Allahu ekber velillâhi&#8217;l-hamd&#8221;</strong> der. Böylece kıyamet gününe kadar sürecek büyük bir sünnet başlatılmış olur.</p>
<p><strong>Arife Gününün Fazileti ve Değerlendirilmesi:</strong></p>
<p><strong>Zilhiccenin dokuzuncu günü “arife” dir.</strong> Efendimiz (s.a.s) O günün faziletini şöyle anlatır: “<strong>Günlerin en efdali Arafe günüdür… Duaların en efdali de arafe günü yapılan duadır…” </strong><strong><em>(Muvatta, Hacc 346)</em></strong></p>
<p><strong>“Kim arafe günü dilini, kulağını ve gözünü haramdan korursa, iki arafe arasındaki küçük günahları bağışlanır.” </strong><strong><em>(Suyûtî, Câmiu’s-Sagîr, 3/471)</em></strong></p>
<p><strong>“Arafe günü vakfe sırasında, Cenab-ı Hakk’ın Cehennem’den azad ettiği kulların sayısı, diğer günlerde azad ettiklerinden kat kat fazladır… </strong><strong><em>(Muslim, Hacc 436)</em></strong></p>
<p>Bir başka rivayette <strong>şeytanın Arefe günü çıldırdığı, perişan olduğu</strong> beyan edilmiştir. Çünkü <strong>Allah, Arefe günü bütün müminlere afv ü mağfiretle</strong> muamele eder.</p>
<p>Daha başka rivayetlerde Allah Teâla’nın bu mübarek günde <strong>ayrı bir tecellide bulunduğu </strong>haber verilmiştir. <strong>Bu tecellinin sadece Arafat’ta bulunanlar için değil bütün müminler için geçerli</strong> olduğu belirtilmiştir.<strong>  </strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz Arafe günü Arafat’ta <strong>olmayanların</strong> tutacakları oruç hakkında “<strong>Allah’ın, arafe günü oruç tutan kişinin bu orucu sebebiyle, önceki ve sonraki yıl olmak üzere, iki senelik günahlarını bağışlayacağını ümit ediyorum</strong>.” müjdesini vermişlerdir. <strong><em>(Müslim, Sıyâm, (1162)</em></strong></p>
<p><strong>Arefe Günü, İhlas Suresi&#8217;ni Bin Defa Okumak</strong><strong>: </strong></p>
<p>İhlâs Sûresini farklı sayılarda okumanın fâziletlerine dair hadisler olduğu gibi, 1000 defa okumanın faziletiyle ilgili rivayetler de vardır.</p>
<p><strong>&#8220;Kim ki bin kere ‘Kulhüvallahü ehad sûresi&#8217;ni okursa, kendi nefsini Allah&#8217;tan satın almış olur.”</strong> (<strong><em>Suyuti, el-Fethu’l-Kebir, 3/227)</em></strong></p>
<p><strong>&#8220;Kim ki Arefe gününde bin kere ‘Kulhüvallahü ehad suresi’ni okursa, Allah Teâlâ ona istediğini verecektir. </strong><strong><em>(Münavî, Feyzü’l-Kadir, 6/203)</em></strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman Hazretleri</strong>: “<strong>Bizim memlekette eskide arefe gününde bin İhlas-ı şerif okurduk…” </strong>demek suretiyle bu geleneğe işaret etmiştir. <strong><em>(Şualar, On Üçüncü Şua, s.299</em></strong><strong>)</strong></p>
<p>Beş yüz arafe’de, beşyüz de ondan önceki günde olmak üzere ikiye taksimle de bu okunabilir. Böyle bir okuyuşun bereketiyle <strong>kalbte birtakım hakikatlerin açıldığını ve çoğu manevî duyguların bundan gıdasını aldığını</strong> bazı İslâm ulemasının tecrübeleri göstermektedir. <strong><em>(Mektubat 340, 343; Şualar, s.299)</em></strong></p>
<p><strong>Arife günü</strong>, Arafat’taki hacıları taklit maksadıyla insanlar herhangi bir mescid ya da yerde toplanabilir. Nasıl ki hacdakilerin teşrîk tekbirlerine başlamasıyla diğer bütün mü’minler de başlıyorlar, onlarla aynı günde bayram edip kurbanlarını kesiyorlar.. öyle de, arafe gününün şuurunda olarak <strong>kalben niyeti halis tutup</strong> vakfe saatlerine denk gelen vakitlerde hatta gün boyu şahsen veya cemaaten <strong>bunu gelenek hale getirmeksizin</strong> topluca <strong>tevbe ve istiğfar</strong> edip <strong>dua ve niyazlarda</strong> bulunmakta bir mahsur yoktur. Aksine “<strong>haccın yümün ve bereketinin toplandığı bugünde</strong>, ihlâs ve samimiyetle istenildiği takdirde <strong>Arafat’takilere lutfedilen İlâhî mağfiret ve nimetlerden nasibdâr olmak</strong> kuvvetle muhtemeldir. <strong><em>(Fasıldan Fasıla, 3/242)</em></strong></p>
<p>Teknolojinin imkanlarından da istifade ederek, Arife gününü <strong>umumi bir dua seferberliğine dönüştürme imkânı olabilir. Canlı olarak katılabileceğimiz bir program üzerinden ortak dua yapabiliriz</strong>. Arafat’ta yapılan dualara iştirak edebiliriz. &#8220;Ferd hususî meziyet ve fazîletleriyle belli şeylere taliptir ve Allah onları verir; ama yağmur duası, bayram namazı, Arafat&#8217;ta toplanma ibadetlerinde olduğu gibi cemaate Allah&#8217;ın vereceği bazı şeyler vardır ki, onlar ancak cemaat halinde istendiği zaman verilir.</p>
<p><strong>Evet, aynı ruh</strong>, aynı duygu, aynı düşünce, aynı mefkûre etrafında kenetlenmiş kimselerin, birlik içinde Hakk’a yönelişlerinde öyle bir derinlik, his ve şuurlarında öyle bir zenginlik, zikr u fikirlerinde öyle bir enginlik vardır ki, en <strong>istidatlı fertler ve en kâmil insanların bile</strong>, böyle bir heyet içindeki vâridlerin <strong>en küçüğünü dahi, tek başlarına elde etmeleri mümkün değildir.</strong></p>
<p><strong>Arafe günü, Müslümanların mağfiret bayramıdır; cehennemden kurtuluş bayramıdır.</strong> İlâhî merhametin galeyana geldiği böyle bir zaman diliminde, içli yakarışlarla, samimî yürekten <strong>tevbe ve istiğfarlarla</strong> <strong>Allah&#8217;a yönelmeliyiz.</strong></p>
<p><strong>Rahman ve Rahim Rabbimiz</strong>, Arefe günü hürmetine günahlarımızı affetsin, <strong>ümmet-i Muhammed’e ve bütün insanlığa</strong>, yaşanılan sıkıntılardan kurtuluş yollarını göstersin.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/05/AREFE.-HUTBE-2025.docx">Cuma Hutbesi | Arefe Günü</a>   WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/05/AREFE.-HUTBE-2025.pdf">Cuma Hutbesi | Arefe Günü</a>    PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-arefe-gunu-2/">Cuma Hutbesi | Arefe Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Zilhicce Ayı</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zilhicce-ayi-2/</link>
					<comments>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zilhicce-ayi-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 05:51:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Zilhicce Ayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44037</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا   ilâ âhiri-l&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zilhicce-ayi-2/">Cuma Hutbesi | Zilhicce Ayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا</strong><strong>   </strong></p>
<p style="text-align: center;">ilâ âhiri-l âyeh</p>
<p>Ey iman edenler! Ne Allah’ın şeairine, <strong>ne şehr-i harama</strong>, ne Kâbe’ye hediye olarak gönderilen kurbanlık hayvanlara, hele hele gerdanlık takılı kurbanlıklara, ne de Rabbinin lütfunu, ihsan edeceği kazancı ve O’nun rızasını arzulayarak Beyt-i Haram’a yönelenlere <strong>sakın hürmetsizlik etmeyin.</strong> <strong><em> (Maide; 2)    </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>         </strong><strong>صَوْمُ يَوْمِ عَرَفَةَ كَفَّارَةُ سَنَتَيْنِ سَنَةٍ قَبْلَهُ وَسَنَةٍ بَعْدَهُ</strong></p>
<p><strong>“Arefe günü tutulan oruç, iki senenin günahına keffarettir. Bir önceki sene ve bir sonraki sene.” </strong><strong><em>(Müslim, Sıyam, 197</em></strong><strong><em>)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz<strong>, </strong><strong>Zilhicce Ayı</strong> hakkındadır<strong>.</strong></p>
<p>Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, 28 Mayıs Çarşamba günü başlayacak ve zilhicce ayının 10’unda -6 Haziran Cuma günü- <strong>Kurban Bayramının</strong> ilk gününü idrak etmiş olacağız inşallah.</p>
<p><strong>Zilhicce</strong><strong> sözlükte </strong><strong>“hac ayı” zül Hacce demektir. Hac ibadetinin yerine getirildiği, umumi af ve bağışlanma ayıdır</strong>. Hac farizası bu ayın <strong>sekizi ile on üçüncü günleri </strong>arasında <strong>ifa</strong> edilir.</p>
<p><strong>Abdullah İbn Abbas’ın</strong><strong>; </strong><strong>وَاذْكُرُوا اللَّهَ فِي أَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ</strong>   <strong>“O sayılı günlerde tekbir getirerek Allah’ı zikredin”, </strong>ayetinde geçen <strong>“sayılı günler</strong>” ifadesini, <strong>Zilhiccenin ilk on günü veya teşrik günleri</strong> diye yorumladığı nakledilir. <strong><em>(Bakara;203)</em></strong></p>
<p>Hutbemizin başında gecen ayette ifade edilgi gibi, zilhicce ayı haram aylardan biridir. Allah (c.c) haram aylara saygı gösterilmesini istiyor ve günaha girerek sakın hürmetsizlik etmeyin…” buyuruyor.</p>
<p>Haram Aylar diye anılan <strong>Zilkade Zilhicce Muharrem Recep</strong> aylarında, savaş haram kılınmıştır.</p>
<p><strong>Bu aylarda </strong>yapılan ibadetlere başka <strong>aylarda yapılanlardan daha fazla mükafat verildiği gibi, işlenen günahların cezasının da daha fazla olacağından endişe edilmelidir</strong>.</p>
<p><strong>Mübarek ay, gün ve geceler, İslâm&#8217;ın şeairindendir; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, feza-yı âlem ve bütün varlıklar bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedirler.</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri bu günlerin fazileti hakkında şöyle demektedir: “<strong>Bu on gecenin</strong>, <strong>Kur’ân’ın </strong>   <strong>وَالْفَجْرِ  وَلَيَالٍ عَشْرٍ</strong> <em> </em><strong><em>(Fecr: 1,2) </em></strong><strong><em>&#8211;</em></strong><strong> yeminine binaen,</strong> <strong>Kadir gecesi, Beraat gecesi ve Mi’rac gecesi </strong>gibi <strong>büyük kıymeti ve değeri var.</strong> Çünkü Hac sırrıyla bütün âlem-i İslâm namına her taraftan gelen binlerce hacının makbul hasenatlarına ve ümmet-i Muhammed hakkında ettikleri dualarına, <strong>o gecelerde salih ameller ile meşgul olan mü’minler hissedâr olurlar.”</strong></p>
<p>Seleften bazıları faziletli günlerin gündüzlerinde oruç tutmuşlardır. Dini bayramlar ve Ramazan ayı dışında senenin her günü nafile oruç tutulabilir.</p>
<p><strong>Bu günlerde oruç tutmak müstahaptır.  Efendimiz (s.a.s); </strong>Hacda olmayanlar için, &#8220;<strong>arefe gününde tutulan oruç bundan önce ve sonra birer yıllık günahlara keffaret olacağı Allah&#8217;tan umulur” </strong>demiştir. <strong><em>(Müslim, Sıyam, 197)</em></strong></p>
<p>Ve yine Allah Rasulü (s.a.s); bir rivayette: “<strong>Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!</strong>” buyurmuştur. <strong><em>(Şevkânî, Neylü’l-evṭâr, III, 354).</em></strong></p>
<p><strong>Bu günlerin af ve mağfiret günleri olması yönüyle</strong>, af ve mağfirete erebilmek için <strong>istiğfar dualarını</strong> okumakta fayda var.</p>
<p>Abdullah ibni Ömer <em>radıyallahu anhümâ </em>: Biz Resûlullah <em>sallallahu aleyhi ve sellem</em>’in bir yerde <strong>yüz</strong> <strong>defa</strong>:</p>
<p><strong>« ربِّ اغْفِرْ لي ، وتُبْ عليَ إِنَّكَ أَنْتَ التَّوابُ الرَّحِيمُ » </strong>“Allahım! Beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Çünkü sen tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin” <strong>dediğini sayardık</strong>. <strong><em>(Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, </em></strong><strong><em>Daavât 39)</em></strong></p>
<p>Bu bereketli zaman diliminde başkaları için güzel ve faydalı işler olan salih amelleri artırmalıyız.</p>
<p>Başkasına Kur&#8217;an öğretmek salih ameldir. Birisinin namaz kılmasına vesile olmak “salih amel”dir. Başka birilerine kurban bulup ulaştırmak, kurban paketi sunmak, çocuklara bayram hediyesi   hazırlayıp vermek “salih amel” dir.  Maddî-manevî ihtiyaç sahiplerin imdadına koşan mü&#8217;minler, o anda Arafat&#8217;ta ve Müzdelife&#8217;de olan kimselerin sevabına denk, sevap kazanmış olabilirler…&#8221; <strong><em>(Fas. Fasıla, 2/147)</em></strong></p>
<p>İnsi ve cinni Şeytanlar her hayır mevsiminin arefesinde   hayırlı işlere mani olabilmek için sürekli bahaneler bulup üretirler. <strong>Manevi iklimin hâkim olduğu, morallerin en üst düzeyde olduğu, derlenip toparlanmaya doğru gittiğimiz dönemlerde hep böyle olmuştur</strong> bundan sonrada  böyle  olabilir.</p>
<p>Bizim vazifemiz, <strong>bu mevsimi sadece muhtaçlara yardım açısından değil, aynı zamanda sarsılmayan kardeşliğimizin ifadesi olarak da çok iyi değerlendirmeliyiz.</strong> <strong>başka şeylere kulaklarımızı kapatarak</strong> <strong>işlerimize odaklanmalıyız.</strong></p>
<p><strong>Yapılan hizmetler, faaliyetler, Rahmet kapısının açılması için bir dokunmadır:</strong> Gitme bir dokunmadır, kurban götürme ayrı bir dokunmadır, kapı kapı gezip onları muhtaçlara verme ayrı bir dokunmadır. <strong>Bunlar adeta peşi peşine hiç yılmadan usanmadan dua etmek gibi bir şeydir.</strong> Cenâb-ı Hak o dualara ne zaman icabet edeceğini ancak kendi bilir.</p>
<p><strong>Rabbimiz; dua ve ibadetlerimizi hacıların yaptıkları ubudiyete dâhil eylesin, onlara bulunacağı ihsan ve lütuflardan bizlere de lütfeylesin…</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/05/ZILHICCE-HUTBE-2025.docx">Cuma Hutbesi | Zilhicce Ayı</a>   WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/05/ZILHICCE-HUTBE-2025.pdf">Cuma Hutbesi | Zilhicce Ayı</a>    PDF</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zilhicce-ayi-2/">Cuma Hutbesi | Zilhicce Ayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zilhicce-ayi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>14</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
