<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cennet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/cennet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/cennet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:26:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Cennet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/cennet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cennet’in göbeğine otağını kurmak isteyenler&#8230; &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cennetin-gobegine-otagini-kurmak-isteyenler-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2022 04:30:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[otağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=27265</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ne helva ne de selvâ, illâ rü’yet-i Mevlâ!..” *Mukteza-yı beşeriyet, hatalarımız ve nisyanlarımız olmuş olabilir. Fakat dünya adına bir talebimizin olmadığı bellidir. *İnsan gibi ahsen-i takvime mazhar bir varlık, Allah’tan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cennetin-gobegine-otagini-kurmak-isteyenler-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Cennet’in göbeğine otağını kurmak isteyenler&#8230; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ne helva ne de selvâ, illâ rü’yet-i Mevlâ!..”</p>
<p>*Mukteza-yı beşeriyet, hatalarımız ve nisyanlarımız olmuş olabilir. Fakat dünya adına bir talebimizin olmadığı bellidir.</p>
<p>*İnsan gibi ahsen-i takvime mazhar bir varlık, Allah’tan ve O’nun rızasından başka hiçbir şeyi gaye-i hayal yapmamalı, hiçbir şeyi ideal haline getirmemeli. İlle de bir mefkûre arkasında koşacaksa, Cenâb-ı Hakk’ın rızası, teveccühü ve cemâl-i bâkemâlini görme için koşmalı.</p>
<p>*Ne helva ne de selvâ, illâ rü’yet-i Mevlâ!.. Ne kudret helvası isterim ne de bıldırcın eti; benim muradım yalnızca Cenâb-ı Hakk’ın rü’yeti!.. Râbia Adeviyye validemiz, kendisine dünyevî nimetler teklif edenlere “Allah Allah, beni niye böyle hakaret zeminine çağırıyorsunuz. Ben ‘İlle rü’yet-i Mevlâ.. ille rıza-yı ilahî!..’ diyorum.” şeklinde cevap verirmiş. “Münacât-ı Seheriyye” adıyla meşhur duasında da görüldüğü üzere şöyle nida edermiş: إِلهِي، لَسْتُ فِي الْبَلْوَى، وَلَا أَشْكُو مِنَ الْبَلْوَى، مُرَادِي مِنْكَ يَا سُؤْلِى بِلَا مَنٍّ وَلَا سَلْوَى، وَإِنْ أَعْطَيْتَنِي الدُّنْيَا وَإِنْ اَعْطَيْتَنِي الْعُقْبَى، فَلَا أَرْضَى مِنَ الدَّارَيْنِ إِلَّا رُؤْيَةَ الْمَوْلَى “Allahım! Hamd ü sena olsun ki, belâlar içinde değilim ve Sana belâlardan şikâyet etmeyeceğim. Ey muradımı gerçekleştirmeye kâdir yüce Rabbim; Senden istediğim ne “kudret helvası”dır ve ne de bıldırcın eti. Bana dünyâyı da versen âhireti de, her iki âlemi bağışlasan bile, yine razı olmam; ben Seni dilerim Rabbim, ancak rüyetinle hoşnutluğa ererim.”</p>
<p>*Allah Teâlâ şimdiye kadar “Ne helva ne de selvâ, illâ rü’yet-i Mevlâ!..” diyen hiç kimseyi hiçbir zaman yolda bırakmamıştır; onlardan yolda takılıp kalanlar olmamıştır. Yürüyüp gidenler de otağlarını götürüp cennetin göbeğine kurmuşlardır. Beş on dâhi dimağına sahip olmaktansa her meseleyi üç beş insanla istişare etmek daha kıymetlidir!..</p>
<p>*Heyet içinde olunca insan yanılmaz ya da yanılgıya çok az düşer. Ben yanılabilirim, bir başka fert de yanılabilir, yanılma hepimiz için söz konusudur; fakat kafa kafaya vermiş, her meselesini ortak aklın süzgecinden geçiren insanların yanılma nispetleri çok azdır. Çünkü orada birinin fikri, diğerinin fikrini rötuşlar, onu bir yönüyle istikamete çağırır.</p>
<p>*Onun içindir ki Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Cennet’in göbeğine otağını kurmak isteyenler cemaatten ayrılmasınlar.” Toplu halde hareket etsin, düşüncelerini o toplum içinde nazar-ı itibara alsın ve değerlendirsinler; analizlerini, sentezlerini toplumla yapsınlar; herkesin aklına, düşüncesine saygılı olsunlar; meselelerini kendi darlıkları içinde ele almasınlar.</p>
<p>*İnsan, dâhi bile olsa, hatta on dâhi dimağını bile taşısa, bu beş tane düz insanla istişare etme kıymetinde değildir ve başarıları da o nispette olur. Arkadaşların bu çizgiyi takip ettikleri istikametinde kanaatimiz tamdır. Öyle olmasaydı zaten, Allah bütün bütün tokatlar ve dağıtırdı.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cennetin-gobegine-otagini-kurmak-isteyenler-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Cennet’in göbeğine otağını kurmak isteyenler&#8230; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şafak Söküyor &#124; AHMET SELİM</title>
		<link>https://hizmetten.com/safak-sokuyor-ahmet-selim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Nov 2021 08:09:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarına kalacak yalnız amelin, Yoksa cennet değil mi son emelin? Her şeyi burada yiyip tüketme, Değersiz mal mülkü, boşver, yük etme. &#160; Eğriyi doğruyu kim gösteriyor? Etrafa bakma sen, Kur&#8217;an&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/safak-sokuyor-ahmet-selim/">Şafak Söküyor | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yarına kalacak yalnız amelin,</p>
<p>Yoksa cennet değil mi son emelin?</p>
<p>Her şeyi burada yiyip tüketme,</p>
<p>Değersiz mal mülkü, boşver, yük etme.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğriyi doğruyu kim gösteriyor?</p>
<p>Etrafa bakma sen, Kur&#8217;an ne diyor?</p>
<p>Kulağın üstüne yatan aldanır,</p>
<p>Mahşerde gerçeği görüp utanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gemi su alıyor, kaptan tutuştu,</p>
<p>Ölüler çürüdü, diri kokuştu.</p>
<p>Umudu taze tut, şafak söküyor,</p>
<p>Zulüm sona geldi yaprak döküyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her nefes ölümü teğet geçerken,</p>
<p>Ölümden korkuyor su, çay içerken.</p>
<p>Cukkayı topladı, sermaye bitti.</p>
<p>Dünyalık uğruna ahiret gitti&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aldığı ahlardan hızla eriyor,</p>
<p>Son çare toplumu gün gün geriyor.</p>
<p>Binlerce gönülde dua ve dilek,</p>
<p>Bir haber geliyor, postacı melek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yepyeni baharlar zaman kolluyor,</p>
<p>Sabır diye gökler yıldız yolluyor.</p>
<p>Allah var, çile ne cennet yolunda?</p>
<p>Cemali görmek var, sabrın sonunda&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasret yağar gece, yastık ıslanır,</p>
<p>Vuslat bekleyenler, aşkı kıskanır.</p>
<p>Çile çeke çeke nefis uslanır,</p>
<p>Asıl bayram mahşer günü kutlanır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/safak-sokuyor-ahmet-selim/">Şafak Söküyor | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avuçlarıyla Getirecekler Özlenen Cenneti  &#124; İsmet Macit</title>
		<link>https://hizmetten.com/avuclariyla-getirecekler-ozlenen-cenneti-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2021 10:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19980</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Zindan iki hece, Mehmed’im lafta. Baba katiliyle baban bir safta! Bir de geri adam, boynunda yafta&#8230; Hâlimi düşünüp yanma Mehmed’im! Kavuşmak mı? Belki, daha ölmedim! Necip Fazıl Kısakürek &#160;&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/avuclariyla-getirecekler-ozlenen-cenneti-ismet-macit/">Avuçlarıyla Getirecekler Özlenen Cenneti  | İsmet Macit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>“Zindan iki hece, Mehmed’im lafta. </em></p>
<p><em>Baba katiliyle baban bir safta! </em></p>
<p><em>Bir de geri adam, boynunda yafta&#8230; </em></p>
<p><em>Hâlimi düşünüp yanma Mehmed’im! </em></p>
<p><em>Kavuşmak mı? Belki, daha ölmedim! </em></p>
<p><em>Necip Fazıl Kısakürek </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güneş batarken hapishaneyi ağır ağır adımlayarak çekilir, gitmek istemezcesine. Gölgelerin de artık kaybolduğu yorgun koğuş akşamlarını bir çocuğun çığlığı yırtar. “Neden buradayız anne!”</p>
<p>Onlar tüm dünyası dört duvar olan, kısacık ömürlerine onca sızıyı sığdıran Yusuf namzetleri. Konuşma yaşına gelmişlerin “Çıkalım buradan anne!” deyişine, bükülmüş boyunlara ve dökülen göz- yaşlarına şahittir beton duvarların sağır yüzleri.</p>
<p>Zindana dönen ülkedir burası,<br />
Bir ağrı saplanır incelmiş yüreklere</p>
<p>Ağır gelir hasretin koyuluğu<br />
Gri gökyüzü çöker şehirlerin üstüne</p>
<p>Güneş küser,<br />
Ay hicap eder görünmeye.</p>
<p>Gün ruhunu şeytana satmışların günüdür,</p>
<p>Nemrut sırıtarak gezer şehrin damarlarında</p>
<p>Mutluluk, güzel insanların dünüdür;</p>
<p>Firavunlar dolaşır ülkenin yamaçlarında.</p>
<p>Gözyaşı damlar çocuk yanağından zindanlara</p>
<p>İstilaya uğramış aşkın medeniyeti</p>
<p>Çıyanlar yuva yapmıştır küflenmiş vicdanlara,</p>
<p>Canavarlaşmıştır dünyaya tapanların niyeti.</p>
<p>Nasıl ki çölde, o kapkaranlık asırda kız çocukları yaşayamazdı; solumak, bakmak, gezmek haramdı onlara&#8230; Anneler hamile kaldığında baba kılığındaki zalimlerden ciğersiz kelimeler sadır olurdu: “Bu çocuk erkek doğarsa benim, kız doğarsa kabrin nasibidir.” Bugünün zalimleri ise: “Bizden isen yaşarsın, değilsen çocuk bile olsan zindanlarda gömülürsün!” diyerek cahiliyedeki canavarlığı hortlatıyor.</p>
<p>Dün öz yavrularını çöl kumlarına defneden insan bozmalarından sonra bugün sağır ve dilsiz bir topluma sırtını dayayan zalim bir çete, yavruları törenle, merasimle hapishanelere defnediyor.</p>
<p>Ama hicran ikliminde ümitler yeşeriyor. Ye’s kahrından perişan&#8230; Bir çığlık düşüyor asrın idrakine:</p>
<p>Sarsamaz zalimlerin tehdidi ümitleri<br />
Gün gelince ödenir masumların diyeti<br />
O masumları yaradan çıkaracak;<br />
Yırtacak mahpusun demir yeleğini,<br />
Eritecek annelerin gözyaşları çelik parmaklıkları!</p>
<p>İnadına ümitler kök salacak çöl kumlarına</p>
<p>Kuduracak zalimin köpekleri inlerinde<br />
Ve Rabbimin mehli bittiğinde<br />
Karun gibi geçecekler yerin dibine.</p>
<p>Evet, yeryüzüne cenneti o anneler ve hapsin Yusuf kokan masumları getirecek.</p>
<p><strong>Hizmetten | İsmet Macit</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/avuclariyla-getirecekler-ozlenen-cenneti-ismet-macit/">Avuçlarıyla Getirecekler Özlenen Cenneti  | İsmet Macit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zorla Cennet’e götürmek caiz mi? &#124; Veysel Ayhan</title>
		<link>https://hizmetten.com/zorla-cennete-goturmek-caiz-mi-veysel-ayhan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 May 2021 16:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[veysel ayhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19127</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Nübüvvet ve Devlet Yazıları-1) “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Kehf: 29 Bir iç mimar olarak evinize misafir gelsem ve şu tekliflerde bulunsam: “Bu koltuğu şuraya alsanız.” “Şuradan bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zorla-cennete-goturmek-caiz-mi-veysel-ayhan/">Zorla Cennet’e götürmek caiz mi? | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>(Nübüvvet ve Devlet Yazıları-1)</em></p>
<p><i>“Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Kehf: 29</i></p>
<p>Bir iç mimar olarak evinize misafir gelsem ve şu tekliflerde bulunsam:</p>
<p>“Bu koltuğu şuraya alsanız.”</p>
<p>“Şuradan bir pencere açalım güneş girsin.”</p>
<p>“O odayı oturma odası yapalım, bunu da yatak odası.”</p>
<p>“Yemek masasını mutfağa alalım”… desem.</p>
<p>Nasıl karşılarsınız?</p>
<p>Memnun olur, teşekkür edersiniz.</p>
<p>Peki sizin cevabınızı önemsemeden bu değişiklikleri kendim yapmaya kalksam?</p>
<p>İç mimar olarak yüzde yüz doğru olduğuna inandığım değişiklikleri, sizin onayınızı almadan yapmaya kalksam?</p>
<p>Tepki gösterirsiniz.</p>
<p>Dini tebliğin özü bu örnekteki “öneri” kısmıdır.</p>
<p>Din bundan ibarettir.</p>
<p>Din’i bunun ötesine taşımak daima tersiyle neticelenir.</p>
<p>Peygamberler Allah’ın elçisidir.</p>
<p>Görevleri insanlara Allah’ı anlatmaktır.</p>
<p>Tebliğ yapmaktır.</p>
<p>İnsanca yaşamayı öğretmektir.</p>
<p>Peygamberin daha ötesinde bir vazifesi var mıdır?</p>
<p>Yani tebliğden başka tesis görevi var mıdır?</p>
<p>Kur’an bunun sınırlarını çiziyor:</p>
<p><i>Maide 99: “Peygambere düşen sorumluluk, sadece tebliğ etmektir.”</i></p>
<p>Mefhumu muhalifiyle “elçi”nin mükellefiyeti tebliğden ibarettir. Ötesi yoktur.</p>
<p>Peygamberlerin yegâne görevi güzellikleri anlatmak, kötülüklerden nehyetmektir.</p>
<p><i>Maide 67: “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen buyrukları tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan risâlet vazifesini yapmamış olursun.”</i></p>
<p>Peki o zaman Kur’an nedir?</p>
<p>Cevabı Yusuf suresinde: <i>“Kur’an, âlemler için ancak bir öğüt ve hatırlatmadır.” (104)</i></p>
<p>Sahih hadis de bunu ifade eder: <i>“Din nasihattır.”</i></p>
<p>Nasihat kelimesi temsil etme, dosdoğru davranma anlamları da içerir.</p>
<p>“Yol” önerisinde bulunur.</p>
<p>Tavsiye ve telkinlerden oluşan bir hayat şablonu sunar.</p>
<p>Bu şablonun temel özelliği doğru temsil etmek ve dürüst olmaktır ve kesinlikle zor kullanmamaktır.</p>
<p><i>Bakara, 256: “Dinde zorlama yoktur.”</i></p>
<p>Dini esasların uygulanmasında zorbalık yapılamaz.</p>
<p>Kimse Müslümanlığa ve Müslümanca yaşamaya zorlanamaz.</p>
<p>Büyük müfessir Elmalılı, bu ayeti şöyle izah eder:</p>
<p><i>“Fi’d-dîn (dinde) ifadesi, ‘ikrah’a müteallik değil (zorlama ile ilgili değil) haberdir. Mânânın aslı ‘zorlama, dinde yoktur’ demek olur. Yani sadece dinde değil, her neye olursa olsun, zorlama cinsinden hiçbir şey, hak din olan İslâm dininde yoktur. Din çerçevesinde zorlama kaldırılmıştır. Dinin konusu, zorunlu fiiller, davranışlar değil; isteğe bağlı fiiller ve davranışlardır. Dinin özelliği, zorlamak değil, bilakis zorlamadan korumaktır. Bundan dolayı İslâm dininin gerçekten hâkim olduğu yerde zorlama bulunmaz veya bulunmamalıdır.”</i></p>
<p><i>“İkrah’ın baskı ve tiksinti, alerjik tepkiler uyandırmaya sebebiyet verecek her söylem ve eylem anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, insanda ikrah uyandıracak her şeyin dinden uzak tutulması lazım. Sosyal hayatta ve insanın çeşitli tutum ve davranışlarında ikrah sayılan sayısız tutum ve davranış vardır, ama bunun dinde olmaması gerekir. Bu, hem din seçiminde, hem dini hayatın yaşanmasında böyle olması beklenir.” (Medine Sözleşmesi, Ali Bulaç)</i></p>
<p>Zorlamanın sakilliğine dikkat çeken ayetler vardır:</p>
<p><i>Yunus, 99: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, sen mi insanları mü’min olmaları için zorlayacaksın?”</i></p>
<p><i>“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Müsned)</i></p>
<p>Peygamber, insanların önünde duran bal veya zehre karşı tergib ve terhib yani teşvik ve sakındırma yapar.</p>
<p>Israrla tavsiyelerde bulunur.</p>
<p>Kimsenin ağzına zorla bal vermez.</p>
<p>Kimsenin elinden zehri almaz.</p>
<p>Tehlikeyi belirterek kaçınılması gerektiğini söyler. Ama zorlamaz.</p>
<p>ZORLAMADAN KORUMAK…</p>
<p>Elmalılı, tefsirinde <i>“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256)</i> ayetinden <i>“zorlamadan korumak”</i> anlamını da istinbat eder. Ki bu da çok önemli.</p>
<p>Yani dinin hem zorlamamak hem de her türlü zorlamadan korumak mükellefiyeti vardır.</p>
<p><i>“Zorla kabul ettirilen iman, iman olmadıği gibi, zorla kıldırılan namaz da namaz değildir. Zor kullanılarak tutturulan oruç da oruç değildir. Zor ve baskı (ikrah) ile yaptırılan bütün ibadetler böyledir. Çünkü mukarindir. Niyet ise kalp mahsulüdür. Kalp mahsulü ise kalbin arzu ve ihtiyarından doğar” (Tahsin Emiroğlu, Esbab-ı Nüzul)</i></p>
<p>Aynı ayetin sebeb-i nüzûlü olarak şu hadiseler zikredilir:</p>
<p><i>“Medineli bir sahabinin iki oğlu Nübüvvetten önce Şamlı kuru üzüm tüccarların davetiyle Hristiyan olmuştu. Babaları Nübüvvetten sonra bunlara: ‘Siz Müslüman oluncaya kadar vallahi yakanızı bırakmam’ diye Müslüman olmaları için ısrar etti. Bu durum aralarında problem olunca hep birlikte Rasûlullah’a (sas) müracaat ettiler. Sahabi ‘Ey Allah’ın Rasûlü, gözlerimin önünde benim parçam ateşe mi girsin?’ dedi. Bunun üzerine bu âyet inmiş, babaları onları zorlamaktan vaz geçmişti.” (Esbab-ı Nüzul)</i></p>
<p>İbn-i Abbas’ın rivayeti ise şu: <i>“İslam’dan önce çocuğu olmaya veya yaşamayan kadınlar adak adardı: ‘Eğer çocuğumuz olur ve yaşarsa onu Yahudilere verecek Yahudi yapacağız.’ Çünkü Yahudileri ve Yahudilik dinini kendilerinden üstün görürlerdi. Bu şekilde Yahudi ailelerle yaşayan Müslüman ailelerin reşit çocukları vardı. Yahudiler, anlaşmayı ihlal edip Hayber’e sürüldüğünde bazı sahabe kadınları Peygamberimiz’e (sav) ‘Biz çocuklarımızı Yahudileştirirken o dinin bizimkinden üstün olduğu inancındaydık. Şimdi ise İslam geldi, evlatlarımızı onlardan alıp zorla Müslümanlaştıralım…’ deyince bu ayet nazil oldu.” (Ebu Davut, Cihad 116)</i></p>
<p>Hayber’in Fethinden sonra Peygamberimiz (sas) Yahudi asıllı Safiyye bint-i Huyey ile evleneceği zaman onu şöyle der: <i>“Şayet eski dininde kalmak istersen seni İslam’a zorlamayız. Allah ve Rasulünü seçersen seni eşim seçeceğim.”</i> Safiyye validemiz Allah ve Rasulünü seçtiğini söyler.</p>
<p><i>“Yemen’deki Himyerî melikleri Müslüman olunca çevrede de bazı kabileler Müslüman olduklarını bildirmeye başlamışlardır. Bunu öğrenen Hz. Peygamber, derhal bir mektup yazarak şunları buyurur: Eski dinlerinde kalmak isteyen Yahudi ve Hıristiyanların istekleri reddedilmesin, onlardan vergi almanız yeterlidir. Kim Rasulullah’a olan vecibelerini yerine getirirse, artık o Allah ve Rasulünün koruması altındadır.” (Muhammed Hamidullah, Vesaiku’s Siyasiyye)</i></p>
<p>Din; bir insanı soğukta dolaşırken gördüğünde ikaz eder. “Hasta olabilirsin, içeri gel!” der. Ama kolundan tutup içeri çekmez.</p>
<p>“Orada oturma, şurada otur.” diye tavsiye eder ama ceketinden tutup asılmaz.</p>
<p>Bu, aynı zamanda dünya imtihanının da bir esasıdır. Allah, insanların günah işlemesine engel olmaz.</p>
<p>İmtihan salonunda kimseye zorla “doğru cevap” yazdırılmaz.</p>
<p>Yanlış cevap yazanın da eli, bir başkasının hukukuna müdahale etmediği sürece tutulmaz.</p>
<p>Başkasının sorusuna ve kâğıdına müdahale edilmez.</p>
<p>Her şey insan iradesine bırakılır:</p>
<p>Peygamber ve onun yolunun takipçileri dini tebliğ ederken zabıta memuru gibi davranamaz. Bu, o kadar önemli ki aynı ikaz defalarca tekrarlanır.</p>
<p>Dikkatle okuyalım:</p>
<p><i>Gaşiye: 21- 22: “Anlat, nasihat ver, uyar, çünkü vazifen nasihattir, anlatıp irş</i><i>a</i><i>d etmektir. Yoksa insanların baş</i><i>ı</i><i>na dikilip, onları imana zorlayıcı değ</i><i>i</i><i>lsin.”</i></p>
<p><i>Nisa, 80 : “Kim de (Senin yolundan) yü</i><i>z</i><i> ç</i><i>e</i><i>virirse, (ey Resû</i><i>l</i><i>üm hiç ü</i><i>z</i><i>ül</i><i>m</i><i>e,) Biz seni onların ü</i><i>z</i><i>erine bir bekç</i><i>i</i><i>, bir muhafız olarak gö</i><i>n</i><i>dermedik.”</i></p>
<p><i>En’am, 66: “De ki: Ben, baş</i><i>ı</i><i>nızda yaptıklarınızın sorumluluğ</i><i>u</i><i>nu ü</i><i>z</i><i>erine almış</i><i>̧</i><i> bir yetkili değ</i><i>i</i><i>lim.”</i></p>
<p><i>İsra, 54 : “Biz seni, insanları gö</i><i>z</i><i>etleyici ve yaptıkları hakkında hü</i><i>k</i><i>medici olarak gö</i><i>n</i><i>dermedik.”</i></p>
<p><i>Kaf, 45 : “Biz onların aykırı iddialarını pek iyi biliyoruz, ama sen onları kuvvet kullanarak imana getirecek bir zorba değilsin. Sen sadece uyaran bir elçisin.”</i></p>
<p><i>Zümer, 41: “Sen, onların ü</i><i>z</i><i>erinde sorumluluklarını yü</i><i>k</i><i>lenecek bir muhafız değ</i><i>i</i><i>lsin.”</i></p>
<p><i>Şura, 48: “Şayet onlar, sırt çevirecek olurlarsa, artık Biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz. Sana düşen, yalnızca tebliğdir.”</i></p>
<p><i>En’am, 107: “Seni onların baş</i><i>ı</i><i>nda bir koruyucu ve gö</i><i>z</i><i>etleyici yapmadık; onların iş</i><i>l</i><i>erinin vekili, yaptıklarından sorumlu da değ</i><i>i</i><i>lsin.”</i></p>
<p><i>Şu’ra, 6: “Sen, onların sorumluluklarını yü</i><i>k</i><i>lenmek iç</i><i>i</i><i>n ü</i><i>z</i><i>erlerine tayin edilmiş</i><i>̧</i><i> bir vekil değ</i><i>i</i><i>lsin.”</i></p>
<p>Peygamberler için böyle bir tehlike yok ama takipçilerinin tebliğin ötesine geçip zorlayıcı birer zabıta memuru haline gelmesi tehlikesi maalesef hep oldu.</p>
<p>Kur’an bu sebeple defalarca uyarıyor:</p>
<p><i>Nahl, 125: “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel biçimde mücadele et.”</i></p>
<p>Mücadelenin şekli “hikmet ve güzel öğüt”le davet etmektir. Zorlayarak ve savaşarak değil.</p>
<p><i>Kehf: 29: “De ki: İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”</i></p>
<p>Ayetin devamında iman etmemenin müeyyidesi için ahirete işaret edilir.</p>
<p>Yani dünyevi bir yaptırım önerilmez, emredilmez.</p>
<p><b><i>Sonraki bölüm: Dindar nesil projesi</i></b></p>
<p><i>(NOT: ‘Devlet ve İslam’, ‘Birey mi önemlidir, devletin bekası mı?’ ‘Din telkin midir?’ ‘Dini, hayata geçirmek için güç uygulanabilir mi?’ ‘İslam Devleti” diye bir ideal olabilir mi?’ ‘Kur’an, bir devlet öngörür mü?’ ‘Nübüvvet ve hilafet farkı’, ‘İman- Hayat- Şeriat’le ne kastedilmektedir?’ ‘Bahar Nedir?’ ‘Hizmet Hareketi ve bahar…’ ‘İstikbâldeki en gür sadâ İslam’ın sadâsıdır’ ne demek? …</i>Böyle pek çok soru geliyor. Uzmanı olmadığım sahalarda hüküm veremem. Tarih okumak tarihçi yapmaz. Bu bayağı uzun sürecek gibi görünen yazı dizisinde alıntılar yapıp düşündüklerimi ekleyecek, mevzunun uzmanlarının tenkit ve tashihine sunacağım. Tüm bölümler birbirini tamamlayıcısı gibi. Bir arada ele alınmazsa dizinin mesajı eksik kalır. Hepsinin bir “yapboz”un parçası gibi olduğu düşünülmesi doğru olur.</p>
<p>Bölümler birbirinden mücerret olarak ele alınırsa anlatmak istenen eksik hatta yanlış anlaşılır.</p>
<p>Yeni bir dünyaya açılırken, yeni bir çağa doğru yol alırken yaşanmış acı tecrübelerle yüzleşmeden zihinlerdeki kir, pastan ve kalıntılardan kurtulmak mümkün değil.</p>
<p>Şunu da eklemeliyim. Tüm değerlendirmelerim sübjektif bir düşünce denemesinin ötesinde değer ifade etmez<i>.)</i></p>
<p><strong>Kaynak: Veysel Ayhan | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zorla-cennete-goturmek-caiz-mi-veysel-ayhan/">Zorla Cennet’e götürmek caiz mi? | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cennet ve Cehennem</title>
		<link>https://hizmetten.com/cennet-ve-cehennem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2021 07:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Âyet ve hadislerde Cennet ve Cehennem hangi yönleriyle nazara verilmektedir? Cevap: Günümüze kadar pek çok âlim, Kur’an esasları çerçevesinde Cennet ve Cehennem’in tasvirini yapmıştır. İşin doğrusu, Cennet ve Cehennem, birer hakikat&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cennet-ve-cehennem/">Cennet ve Cehennem</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="highlight">Soru:</span> Âyet ve hadislerde Cennet ve Cehennem hangi yönleriyle nazara verilmektedir?</p>
<p><span class="highlight">Cevap:</span> Günümüze kadar pek çok âlim, Kur’an esasları çerçevesinde Cennet ve Cehennem’in tasvirini yapmıştır. İşin doğrusu, Cennet ve Cehennem, birer hakikat olarak daima tasavvurlar üstü olacakları için onları hakkıyla tasvir etme imkânı da olmayacaktır. En uygun yol, meseleyi Kur’an’ın âyetleri ve Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) nurlu beyanları içinde anlatıldığı şekliyle kabul edip hakikatini Allah’a (celle celâluhu) havale etmek olacaktır. Rabbim, Cehennem ateşine düşmekten bizleri muhafaza buyursun, Cennet’le şerefyâb eylesin!</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de Cennet’i tasvir eden pek çok âyet-i kerime vardır. Cennet, insanın ruhanî, cismanî, zihnî ve fikrî bütün duyguları hesaba katılarak, onları tatmin edebilecek bütün nimetlerle donatılmış bir yerdir. Meselâ diyelim ki gözümüz bu dünyada, milyonda beş veya altıyı ancak görür. Fakat orada göz milyonda milyon görecek ve Allah’ın bütün nimetlerinden istifade edecektir. Kulak, ancak belli dalga boyundaki sesleri duyar. Orada bütün dalga boylarına muttali olacak, bütün dalga boylarındaki en tatlı sesleri, en iç yakıcı nağmeleri duyacak ve haz içinde hazza gömülecektir. İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın bir yönüyle mutfağı olan bu dünyada, nimetleriyle bizi perverde ettiği hengâmda, O’nun nimetlerini tatmaktadır. Ancak bu tat alma gayet sınırlıdır. İbn Abbas’ın (radıyallâhu anh) ifadesiyle, dünyada gördüğümüz her şey, Allah’ın ahirette bize vereceği şeylerin birer numunesidir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Elmalar, armutlar, kirazlar, vişneler, cismaniyete ait ayrı ayrı zevkler; kulağa gelen, göze çarpan, ağza giren hazlar, insanın hayat arkadaşıyla olan münasebetindeki hazlar… Bunların hepsi, ahiret nimetlerini hatırlatmak için sadece birer fihrist ve numuneden ibarettir. Hakikatlerine ise öbür âlemde muttali olacağız. Mü’minler Cennet nimetlerini tattıklarında, âyetin ifadesiyle, “Bu, daha önce bize dünyada da verilmişti!”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> diyeceklerdir. Oysa bu, onların aynısı değil, benzeri olarak kendilerine sunulmuştur.</p>
<p>Bütün bunların ötesinde, insanın Cennet’te mazhar olacağı bu saadet ebedî olacak ve insan orada, sürekli yenilenen hayatıyla her seferinde yeniden hayata gelmiş gibi olacaktır. Orada monotonluk yoktur. Çünkü hadis-i şeriflerde anlatıldığına göre her Cuma günü, (oranın Cuma’sının keyfiyetini bilemiyoruz) kendine has keyfiyetiyle günlerin efendisi olarak zuhur edecek ve o günde bütün güzelliklerin kaynağı Rabbin cemali görülecek ve herkes evine döndüğünde kendini çok değişmiş bulacaktır.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Bu, bir yenilenmedir. Onun için orada monotonluk ve bıkkınlık olmayacak, insan daima yeni ve taze şeylerle karşı karşıya kalacaktır.</p>
<p>Vâkıa bütün bunların, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifade buyurduğu şu kudsî hadis içinde hulâsa edilmesi daha uygun olur: “Allah (celle celâluhu) şöyle buyuruyor: ‘Ben, salih –her davranışı sağlam, arızasız, hayatını iyilik ve hayır dairesinde sürdüren, yaptığı iyi bir iş ile yeni bir iyi işe ulaşan ve salih amele yapışan– kullarıma öyle şeyler hazırladım ki, onları ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de herhangi bir insan tasavvur etmiştir.’”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Her şeye kâdir olan Allah (celle celâluhu) dünyayı sadece bir numune olarak yaratmıştır.</p>
<p>Cennet ne kadar güzelse Cehennem de o kadar çirkindir. Cehennem’de insan, kalbi, duyguları, letâifi, sırrı, hafâsı, ahfâsı, zihni, insanlığı, bedeni, derisi ve her şeyiyle azaba maruz kalacaktır. Dostlarından kopmuş, ana-babasından ayrı düşmüş, dünyadaki nimetleri tatmış, duymuş ve Cennet’e muttali olmuş fakat oraya gidemeyip dünyadan bin beter bir zindana atılmış bir insan olarak vicdanen çok azap duyacaktır. Ne kadar zaman azap çekeceğini zihni ona hatırlatacak, aklına gelecek, “Bin yandım, bin daha yanacağım, ne korkunç bir felâket bu!” deyip ruhuyla ızdırap çekecektir. Ruh, geçmiş zamanla beraber gelecek zamanı, gelecek zamanla beraber geçmiş zamanı hâlihazırda ona beraber yaşatacak ve o insan, “Bir yandım, bin ızdırap çektim.” diyecektir. “Daha ne kadar ızdırap çekeceğim?” düşüncesi ona ayrı bir ızdırap yaşatacak ve hâlihazırdaki ızdırabı da vicdanında yaşayacaktır. Hayalinde çok defa Cennet’i tasavvur edecek, âh u vâhta bulunacak, an gelip sesi kesilecek ve hırıltıya dönüşecektir. Nitekim <span class="arabic">قَالَ اخْسَئُوا فِيهَا وَلاَ تُكَلِّمُونِ</span> “Allah Teâlâ onlara: ‘Susun ve sakın bir daha Bana bir şey söylemeye kalkışmayın!’ buyurur.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> âyet-i kerimesi de bu hakikati dile getirmektedir.</p>
<p>Burada tek tek âyet ve hadislerle Cennet ve Cehennem tasviri yapmaktan daha ziyade, özet bir mânâ vermek bana daha uygun geldi. Ancak bu mevzuda geniş bilgi sahibi olmak isteyenler, hadis kitaplarının Cennet ve Cehennem’e dair bölümlerinin yanı sıra İmam Kurtubî’nin Tezkire’si, Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin Tenbihu’l-gâfilîn’i gibi kitapların Cennet ve Cehennem’e ait bahislerini mütalâa ve müzakere edebilirler. Selefin, bu gibi kitapları bol bol mütalâa ve müzakere ettiğini, buna göre kendi vaziyetlerini değerlendirdiklerini ve ağladıklarını biliyoruz.</p>
<p>Rivayet edildiğine göre o dönemde büyüklerden pek çoğu, demirci dükkânlarının önlerine gider, ocaktan çıkan kıvılcımları seyrederek Cehennemi tasavvur etmeye çalışırlarmış. Aynı şekilde, Cehennem korkusundan ötürü çarşıda bayılıp düşen, kendinden geçen pek çok insanın olduğu nakledilir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Biz de zaman zaman böyle manzaralar üzerinde tefekkürde bulunmalı, Cehennem gibi bir çirkinlikle, güzellikler meşheri olan Cennet’i daima yan yana düşünmeliyiz. İbadet ü taatimizi yaparken de daima bunları nazar-ı itibara alarak yapmalı, önümüzde âdeta Cennet, ayaklarımızın altında ise Cehennem varmış gibi davranmalıyız. Zira bir yanlışlık sonucu kayıp oraya düşmemiz her an muhtemeldir. İşte bu mülâhaza ve mütalâalarla kalbimizi inkişaf ettirmeye çalışmalıyız.</p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>  Bkz. et-Taberî, Câmiu’l-beyan, 1/174.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>  Bkz: Bakara sûresi, 2/25.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Bkz. Tirmizî, sıfatü’l-cenne 15.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>  Buhârî, tevhid 35; Müslim, cennet 4, 5.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>  Mü’minûn sûresi, 23/108.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/cennet-ve-cehennem#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>  Bkz. İbn Recep el-Hanbelî, Letâifü’l-Meârif s. 325.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cennet-ve-cehennem/">Cennet ve Cehennem</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cennet gençlerinden olmak ister misiniz? &#124; Cemil Tokpınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/cennet-genclerinden-olmak-ister-misiniz-cemil-tokpinar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2020 12:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Tokpınar]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençlik, hayatımızı şekillendirecek çok önemli ve kritik seçimlerin yapıldığı bir dönemdir. Arkadaş, çevre, iş, eş, meslek gibi önemli seçimlerin tamamı veya başlangıcı bu dönemde belirlenir. Gençlerin yaptığı seçimlerden birisi de,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cennet-genclerinden-olmak-ister-misiniz-cemil-tokpinar/">Cennet gençlerinden olmak ister misiniz? | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gençlik, hayatımızı şekillendirecek çok önemli ve kritik seçimlerin yapıldığı bir dönemdir. Arkadaş, çevre, iş, eş, meslek gibi önemli seçimlerin tamamı veya başlangıcı bu dönemde belirlenir.</p>
<p>Gençlerin yaptığı seçimlerden birisi de, hayran oldukları, sevdikleri ve modellemek istedikleri kişilerdir.</p>
<p>İşte bu amaçla birçok genç belki de dünyevî üstünlükleri tercihinde esas tutar. Sadece şöhret, zenginlik, makam sahibi olmak gibi kriterleri önemser, sanatçılara, sporculara hayranlık duyar. Böylece örnek aldığı kişi veya kişiler belki de sadece dünya hayatıyla sınırlı kalır.</p>
<p>Oysa birçok hususta bize rehberlik yapan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda da bize yol gösterir ve iki hadiste şöyle buyurur:</p>
<p>“Gökten daha önce hiç inmemiş olan bir melek geldi, selâm verdi. Sonra Hasan ve Hüseyin’in Cennet gençlerinin, Fâtıma’nın da Cennet kadınlarının efendisi olduğunu müjdeledi.” (Tirmizî, Menâkıb: 31)</p>
<p>“Cennet ehlinin gençleri şu beş kişidir: Hasan, Hüseyin, Abdullah ibni Ömer, Sa’d bin Muaz, Übey bin Kâb.” (Câmiüssağîr: 4858)</p>
<p>Böylece Resulüllah (s.a.v.) gençleri, bu büyük sahabelerin hayatını örnek almaya teşvik etmiş oluyordu. Çünkü Cennette gençlerin efendisi olmak büyük bir makamdır. Bu makama ulaşan insanların hayatlarını, ahlâklarını, İslâm’a hizmet edişlerini örnek alan gençler onlara yaklaşır ve arkadaş olurlar. Onları seven, onlar gibi yaşayan gençler, Allah’ın inayetiyle Cennette o efendilere komşu olurlar.</p>
<p>Peygamberimizin (s.a.v.) “Cennet gençlerinin efendisi” olarak müjdelediği sahabeler, gençliklerini Allah’a ibadet ve Onun dinine hizmet yolunda ebedîleştirmişler, yaşayışlarıyla bütün gençlere örnek olmuşlardır.</p>
<p>Bunların ibret verici hayatlarından kısa bölümler vererek, onları çok özet de olsa tanımış olalım.</p>
<p><b>Hz. Hasan (r.a.)</b></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın emri üzerine sevgili kızı Hz. Fâtıma’yı (r.a.) Hz. Ali’yle (r.a.) nikâhladı. Bu evlilikten Hicretin üçüncü yılında Hz. Hasan Efendimiz (r.a.) dünyaya geldi.</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.) sevgili torununu çok severdi. Onu koklar, öper, omzuna alır taşırdı. Ümmetine de onu sevmeyi tavsiye etmişti. “Allah’ım ben onu seviyorum, Sen de sev. Onu seveni de sev” diyerek, onu seveni Allah’ın seveceğini bildirmişti. Peygamberimizin (s.a.v.) ona olan sevgisi, sadece akrabalık hislerinden kaynaklanmıyordu. Onun sevgisi, Hz. Hasan’la (r.a.) devam edecek mübarek soyundan gelip İslâm’a hizmet edecek nuranî zincir içindi.</p>
<p>Hz. Hasan (r.a.) sekiz yaşında dedesini, altı ay sonra da annesini kaybetmiş, hüzne boğulmuştu.</p>
<p>O cömertliğiyle tanınmış bir sahabeydi. İki defa malının tamamını, üç defa yarısını sadaka olarak verdi. Sadakaya o kadar düşkündü ki, iki ayakkabısı olsa birini bağışlardı.</p>
<p>İbadete de çok düşkündü. Çok namaz kılar, çoğu günler oruç tutardı. Medine’den Mekke’ye yaya olarak tam 25 defa hacca gitmişti.</p>
<p>Babasının vefatından sonra Müslümanlar ona biat ederek kendilerine halife seçtiler. Sonraki günlerde ona biat edenler 40 bini buldu. Irak, Hicaz, Horasan, Yemen, Mekke, Medine şehirlerinde yaşayan Müslümanların halifesi oldu. Ancak Mısır ve Şam halkı onun halifeliğini tanımadılar. Zaten onlar daha önce Hz. Muâviye’ye biat etmişlerdi.</p>
<p>Müslümanlar arasında birlik temin edilememişti. Nitekim halifeliğin yedinci ayında iki tarafın da ordusu Medâyin’de karşı karşıya geldi. Hz. Hasan’ın ordusu çok güçlüydü. O kadar ki, Muâviye tarafında bulunan Amr bin As (r.a.), Hz. Hasan’ın ordusunu görünce, “Ben karşımda öyle bir ordu görüyorum ki, karşısındaki orduyu yok etmedikçe geri dönmez” demekten kendini alamadı.</p>
<p>Ancak Hz. Hasan Müslüman kanı dökülmesini istemiyordu. Bunun için Muaviye’nin yaptığı teklifi kabul ederek, iki şartla halifelikten vazgeçti. Bu şartlar, bundan böyle halifelerin Müslümanlar tarafından seçilmesi ve oğlu Yezid’i veliaht tâyin etmemesi ile fakirlere sadaka olarak vermek için her yıl bir miktar para göndermesiydi.</p>
<p>Hz. Hasan’ın güçlü olduğu halde sırf Müslüman kanı dökülmesin diye hakkından vazgeçmesi, büyük bir fedâkârlık örneğidir. Bu şekilde Peygamberimizin de (s.a.v.) bir mûcizesi ortaya çıkmış oluyordu. Peygamberimiz, bir defasında torununa hitap ederek, “Bu benim oğlumdur, şeref sahibi bir efendidir. Yakında Allah’ın oğlum vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük fırkanın arasını ıslah edeceğini umuyorum” buyurmuştu.</p>
<p>Hz. Hasan Hicretin 49. Yılında, 46 yaşında iken zehirlenerek şehit edildi.</p>
<p><b>Hz. Hüseyin (r.a.)</b></p>
<p>Peygamberimizin (s.a.v.) mübârek neslini devam ettirecek olan ikinci torunu Hz. Hüseyin (r.a.) Hicretin dördüncü yılında dünyayı şereflendirdi. Bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v.), kızı Hz. Fâtıma’nın evine daha sık gidiyor, onları sevip okşuyordu. Onlar hakkında, “Hasan ve Hüseyin benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır” buyurmuştu.</p>
<p>Bir gün Peygamber Efendimiz onun hakkında, “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ı seven Hüseyin’i sever. Hüseyin torunlardan bir torundur” demiştir. Peygamberimizin vefatından sonra babası Hz. Ali’nin (r.a.) terbiyesi altında büyüyen Hz. Hüseyin’in bütün hayatı sadelik içerisinde geçti. Bütün insanlığa örnek olacak bir hayat yaşadı.</p>
<p>Hz. Muâviye’nin vefatından sonra oğlu Yezid’in halifeliğini kabul etmedi. Çünkü Yezid, zâlim ve fasık birisiydi. Allah’ın emirlerine uygun hareket etmiyordu. Hz. Hüseyin’in böyle birine biat etmesi düşünülemezdi. Onun Yezid’e biat etmediğini gören Kûfeliler, Hz. Hüseyin’i dâvet ederek ona biat edeceklerini söylediler. O da yanına yakınlarını ve çocuklarını alarak Kûfe’ye hareket etti.</p>
<p>Yezid, Hz. Hüseyin’in bu hareketine çok kızdı. Kûfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad’a bir ordu hazırlamasını emretti. Yezid’in taraftarları onu susuz, taşsız ve ağaçsız bir yerde konaklamaya mecbur etti. Yezid’in adamları ise suyun başını tuttular. Hüseyin (r.a.) bunların kendisini öldürmeye kararlı olduklarını görünce, yanındakilerin ayrılmasını istedi. Ancak yakınları bunu kabul etmediler.</p>
<p>Hz. Hüseyin’in bütün barış teşebbüsleri neticesiz kaldı. Gözü dönmüş güruh, mutlaka onu şehit etmek istiyordu. Hemen saldırıya geçtiler. Hz. Hüseyin’in yanındakiler ve kendisi şehit edildi. Onun başını keserek Yezid’e gönderdiler. Tarih Hicretin 61. yılını gösteriyordu. Bir gün sonra Gadiriyye Köyü halkı şehitleri defnettiler. Hz. Hüseyin’in kabrini gizlemek istedilerse de, ondan yayılan hoş koku kabrini belirledi.</p>
<p>Onun şehit edildiği gün güneş tutuldu. Gökyüzü kıpkırmızı kesildi. Halk Kıyametin kopacağını zannetti. Onun şehit edilişine sadece insanlar değil, cinler de ağladı.</p>
<p>Peygamberimiz, torunlarının fazileti hakkında şöyle demiştir:</p>
<p>“Hasan ve Hüseyin benim oğullarımdır. Onları seven beni sevmiş olur. Beni seveni Allah sever. Allah kimi severse onu Cennetine koyar. Kim onları sevmez ve düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur. Bana düşmanlık edeni Allah sevmez. Allah kimi sevmezse onu Cehenneme koyar.”</p>
<p><b>Abdullah ibni Ömer (r.a.)</b></p>
<p>Hz. Abdullah, Hz. Ömer’in (r.a.) oğludur. Babası Müslüman olduğunda 5 yaşlarında bir çocuktu. Bu yüzden hiç puta tapmamıştı. Medine’ye hicret ettiğinde 13 yaşındaydı.</p>
<p>Abdullah 15 yaşına geldiğinde Bedir Savaşı için hazırlanan orduya katılmak istiyor, kabına sığmıyordu. Ancak Peygamberimiz (s.a.v.), yaşı küçük birkaç kişiyle birlikte onun da orduya katılmasına izin vermedi. Bu durum onu çok üzdü. Bu hususta şöyle der:</p>
<p>“Beni ufak tefek bulduğu için savaşa katılmama müsaade etmedi. Sabaha kadar ağlayarak, üzüntü içinde kıvranıp uykusuz geçirdiğim başka bir gece hatırlamıyorum.”</p>
<p>Hz. Abdullah yaşının küçük olduğu gerekçesiyle Uhud Savaşına da katılamadı. Fakat bundan sonra Peygamberimizle birlikte bütün savaşlara katıldı. Büyük kahramanlıklar göstererek, Resulüllahın takdirini kazandı.</p>
<p>Hicretten sonra kendilerini sadece İslâmiyeti öğrenmeye veren ve başka işle meşgul olmayan “Suffe Ashabı”na dâhil oldu. Kısa zamanda Suffe Ashabının mümtaz şahsiyetleri içinde yer aldı. Ebû Hüreyre’den (r.a.) sonra en çok hadîs rivayet eden sahabedir.</p>
<p>Hz. Abdullah’ın mescitte kaldığı günlerde gördüğü bir rüyâ bütün gençlerimize örnek olacak niteliktedir. Rüyâsında iki melek kendisini alarak Cehenneme götürmüştü. 3 defa “Cehennemden Allah’a sığınırım” diyerek duâ etmeye başladı. O sırada onları başka bir melek karşıladı ve Abdullah’a (r.a.) “Korkma” dedi. Abdullah bu rüyayı kız kardeşi Hafsa (r.a.) Vâlidemiz vasıtasıyla Peygamberimizden (s.a.v.) sordurdu. Resulüllah, “Abdullah ne iyi birisidir. Bir de geceleyin namaz kılsa” buyurdu. Bundan böyle Abdullah geceleri pek az uyumaya başladı. Teheccüd namazını hiç terk etmedi.</p>
<p>Sünnete harfi harfine uyardı. O kadar ki, herkes o ne yaparsa sünnetten olduğunu bilirdi. Hattâ bir keresinde saçlarının tamamını kestirmiş, etrafındakilere de, “Ey insanlar bu sünnet değildir. Saçlarım bana eziyet verdiği için kestiriyorum” demek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Çok cömertti. En sevdiği şeyleri Allah yolunda fedâ etmekten çekinmezdi. Fakirlere, yetimlere, kimsesizlere çok yardım ederdi. Hicretin 73. yılında 86 yaşında iken vefat etti.</p>
<p><b>Sa’d bin Muaz (r.a.)</b></p>
<p>Sa’d bin Muaz, ömrünün sadece altı yılını Müslüman olarak geçirmesine karşılık o kadar büyük hizmetlerde bulunmuştur ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun kendisine “Ensar içinde en sevgili kişi” olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>Hz. Sa’d, Medine’nin iki büyük kabilesinden biri olan Evs’in Eşhel kolunun reisi olmakla birlikte, umumî manada Evs’in idâresi de onun üzerinde idi.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine’de İslâmiyetin yayılması için Mus’ab bin Umeyr’i (s.a.v.) görevlendirmişti. Hz. Mus’ab vasıtasıyla Müslüman olan Hz. Sa’d, hemen Eşheloğullarını topladı ve onlara şöyle dedi:</p>
<p>“Ey Eşheloğulları! Beni nasıl tanırsınız?”</p>
<p>“Sen bizim efendimiz, en ileri görüşlümüz ve en güvenilir adamımızsın” dediler.</p>
<p>Sa’d bunun üzerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Ben de size söylüyorum ki, sizler de benim gibi Allah ve Resulüne iman edinceye kadar, ben içinizden erkek veya kadın hiçbir kimseyle konuşmayacağım.”</p>
<p>Bu konuşma hemen tesirini göstermiş ve o günün akşamına kadar erkek ve kadın tüm Eşheloğulları Müslüman olmuştu.</p>
<p>Hz. Sa’d, Bedir ve Uhud Savaşlarına katıldı. Büyük kahramanlıklar gösterdi. Hendek Savaşında büyük bir yara alan Sa’d bin Muaz (r.a.) için mescidin içinde çadır kurulmuş, kanları akarken orada namazını kılmış ve bu hal üzere vefat etmişti. Hz. Sa’d, namaza büyük önem verir, asla terk etmezdi. Onun vefatı üzerine Peygamberimiz (s.a.v.), “Sa’d’ın cenazesi üzerine Rahmânın arşı titremiştir. Sa’d bin Muaz için daha önce yeryüzüne ayak basmamış yetmiş bin melek inmiştir” buyurdu.</p>
<p>Sa’d bin Muaz’ın cenazesi taşınırken münâfıklar, “Ne de hafif bir cenaze” diyerek alaya aldılar. Bu sözler Peygamberimize (s.a.v.) ulaştığında, “Onun cenazesini muhakkak melekler taşıyordu” buyurdu.</p>
<p>Peygamberimiz onu çok sever, vefatından sonra da onun meziyetlerini ve manevî makamını yâd ederdi.</p>
<p><b>Übey bin Kâb (r.a.)</b></p>
<p>Kur’an’ın en güzel şekilde okunmasında büyük hizmetleri olan Übey bin Kâb (r.a.), Peygamberimizin, “en güzel Kur’an okuyan”, “Kur’an okuyanların efendisi”, “Ensârın efendisi” gibi iltifatlarına mazhar olmuştur.</p>
<p>İkinci Akabe biâtından önce Müslüman olmuş, Resûlüllahla birlikte bütün savaşlara iştirak etmişti.</p>
<p>Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine, “Ey Übey! Allah bana, sana Kur’an okumamı emretti” buyurdu.</p>
<p>Übey, “Allah benim adımı zikretti mi?” diye sordu.</p>
<p>Peygamberimiz, “Evet, Mele-i Âlâdaki isminle ve nesebinle zikretti” diye cevap verdi.</p>
<p>Übey de, “Öyle ise okuyunuz ey Allah’ın Resulü” dedi. Sonra bu İlâhî lütuf ve teveccüh karşısında duygulanarak gözyaşlarını tutamadı ve ağlamaya başladı.</p>
<p>Hz. Osman (r.a.) zamanında Kur’an okuma hususunda farklı görüşler ortaya çıktığında, Kureyş ve Ensardan 12 kişilik bir heyet teşkil edilmiş, Hz. Übey bu heyetin başına getirilerek Kur’an’ı okumuş ve Zeyd bin Sâbit de yazmıştı. O, bu hizmetiyle Kıyâmete kadar amel defterine sevap yazdıracak muazzam bir vazifeyi başarmıştı.</p>
<p>Hicrî 35 yılında Medine’de vefat etti.</p>
<p>Rabbim bütün gençlerimize, Cennet gençlerinin efendileri olan bu sahabeleri örnek almalarını ve Cennette onlara arkadaş olmalarını nasip etsin.</p>
<p><strong>Kaynak:Cemil Tokpınar | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cennet-genclerinden-olmak-ister-misiniz-cemil-tokpinar/">Cennet gençlerinden olmak ister misiniz? | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Derece Basit, Küçük ve Zayıf Bir İradeye Mukabil, Sonsuz Bir Cennet veya Cehennem&#8217;in Verilmesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/son-derece-basit-kucuk-ve-zayif-bir-iradeye-mukabil-sonsuz-bir-cennet-veya-cehennemin-verilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2020 06:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son Derece Basit, Küçük ve Zayıf Bir İradeye Mukabil, Sonsuz Bir Cennet veya Cehennem&#8217;in Verilmesi Nasıl İzah Edilebilir? Aslında bizler Cennet gibi gelecekle ilgili lûtf-u İlâhîye nâil olmayı değil, daha&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/son-derece-basit-kucuk-ve-zayif-bir-iradeye-mukabil-sonsuz-bir-cennet-veya-cehennemin-verilmesi/">Son Derece Basit, Küçük ve Zayıf Bir İradeye Mukabil, Sonsuz Bir Cennet veya Cehennem&#8217;in Verilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>Son Derece Basit, Küçük ve Zayıf Bir İradeye Mukabil, Sonsuz Bir Cennet veya Cehennem&#8217;in Verilmesi Nasıl İzah Edilebilir?</strong></p></blockquote>
<p>Aslında bizler Cennet gibi gelecekle ilgili lûtf-u İlâhîye nâil olmayı değil, daha çok, başımızdan aşağı sağnak sağnak dökülen nimetlerin şükrünü nasıl eda edebiliriz diye düşünmeliyiz. Karşılıksız ve peşin verilen nimetlerin şükrünü yaptığımız kullukla eda etmemiz asla mümkün değildir. Dünyâ hayatında bir gün yaşamak için bir gün çalışırız; altı ay yaşamak için altı ay çalışırız ve &#8216;Keşke altı ay çalışıp, bir sene yaşasaydım&#8217; der ve iki günlük hayat için bir günümüzü seve seve vermeye razı oluruz. Gerçek bu iken, dünyâ nimetleriyle asla kıyaslanamayacak kadar muhteşemlerden muhteşem Cennet&#8217;i kazanmak için, çoğu uyku, çocukluk ve dünyâlık çalışmalarla geçen kısacık hayat nasıl yeterli olabilir? Bir de bu kazançta insanın yaptığı sadece düğmeye dokunmak ve parmağını uzatmak kadar ehemmiyetsiz bir fiil olursa?.. Ya, bu kadar basit bir meyil ve niyetle ebedî Cehennem&#8217;e nasıl müstahak olur insan? Şimdi mes&#8217;eleye birkaç cihetle ışık tutmaya çalışalım:</p>
<p><strong>1. Niyet Yönünden:</strong></p>
<p>Ebedî Cennet, ebedî nimetler ve ebedî Cemâlullah.. Bütün bunlar, şu fâni, kısacık hayatımızın neticesi olamaz ve bizim maddî yönümüzde ebediyeti kat&#8217;iyyen kucaklayamaz. Fakat, &#8216;ebedî iman niyeti&#8217; dir ki, bizi ebediyete sahip kılabilir. Elhamdülillâh, Rabbimiz&#8217;e iman ediyoruz; bu imanda sebata ve sadakata kararlıyız. İrâde düğmemizi bu istikamette kullandık ve yine irâdemizle bu ebedî imana niyet yönünden sahip olacağız. Rabbimiz&#8217;in kalbimizde bir meşale halinde yakıp tutuşturduğu bu hidayet yoluna da yine bizzat O&#8217;nun tarafından sevk olunmuş bulunuyoruz. Yetmiş yıl yaşayacaksak eğer, yetmiş yıl imanlı olmaya niyetliyiz; Rabbimiz yetmiş değil, yüz yetmiş yıl ömür verse, hattâ bin yetmiş yıl ömür verse, yine dönmeyecek ve imanımızda sadakatle sebat edeceğiz. Yaşadığımız müddetçe, hatta ebediyen dünyada kalsaydık, yine imanımızdan dönmeyecek ve ebedi olarak Allah&#8217;a (cc) inanacaktık. İşte, Cennet ve Cehennem&#8217;e girmekte aslolan da bu niyettir. Zaten, Allah&#8217;ın Rasûlü de (sav) &#8216;Ameller niyetlere göredir&#8217; buyurmuyor mu? Herkes, niyetinin karşılığını görecektir. Niyetimiz ebedî iman çizgisinde kalmaksa, mükâfatımız da ona göre olacaktır. Ceza ve mükâfat, amelin cinsine göredir; ebedî imana ve ebedî iman niyetine ebedî Cennet. Bunun tam karşısında ebedî küfre ve ebedî küfür niyetine de ebedî Cehennem. Allah (cc) suretlerimize, şeklimize ve şu fâni dünyada maddemizle ne kadar süre kaldığımıza değil, taşıdığımız niyete, sahip olduğumuz azme, kalbimizdeki imana, bu imandaki devamlılık niyet ve düşüncemize bakar.</p>
<p>Evet, niyet, yaşanan kısacak ömürde, imandaki sadâkat ve sebat düşüncesiyle, yaşanmasa da, yaşanmış gibi ebetlere kadar zamanları aydınlatan bir ışıktır. Buna karşılık, her şeyi karanlık gören, karanlık niyetli kâfirin de ebedî hayatı, Cehennem manâsına kapkaradır. Çünkü kâfir, ebedî iman nurunu yakmamak, daha doğru bir deyişle, irâde düğmesini Allah&#8217;ın (cc) kalb sarayının iman âvizelerini yakmasına vesile kılmamak inat ve ısrarı içindedir ve milyonlarca yıl da yaşasa, bu inat bu ısrarında devam edecek ve bir defa olsun o düğmeyi aydınlık yolunda kullanmak istemeyecektir. Böylece de kalbini, dünyâsını ve ebedî hayatını karartan kara niyetinin kurbanı olacaktır.</p>
<p>Ebede uzansın niyetleriniz, ebede uzansın da, ebetler size bağrını açsın. Has niyetle geçen her saniyeniz, mukabele sırrıyla binlere ulaşsın&#8230;</p>
<p><strong>2. Cezada takdir, suçun ağırlığına ve işlenmesindeki kasıt, niyet ve neticeye bakar; işlenme süresine değil:</strong></p>
<p>Cevap: Dünyada 5 dakika süren bir adam öldürme suçuna ceza olarak bazen 25 yıl, yani 13 milyon dakika, bazen müebbet hapis, hattâ bazen de idam veriliyor ve hiç bir zaman bu cinayetin ne kadar sürede işlendiği hesaba katılmıyor; belki, suçun ağırlığına, suçu işlemekteki kasıt, niyet ve neticeye bakılıyor. Küfür ve inkârın sırtında taşıdığı cinayetler, bir insanı öldürmekten çok daha fazla, çok daha ağırdır. Kâinatın Yaratıcısı&#8217;nın varlığına zerreler, hücreler, melekler, yağmur damlaları, atomlar ve moleküller adedince.. kısaca, sayılamayacak kadar çok şahitler vardır ve küfür, bu kadar şahidin şehâdetini bir anda yok saymak demek olduğu gibi, bütün kâinatı karanlığa mahkûm etmek ve aynı zamanda bu kadar şahide adeta yalancılık ithamında bulunmak demektir. Hem küfür, Yüce San&#8217;atkâr&#8217;ı tahkir, onun kâinattaki nakışlarını tezyif ve sayısız delîllerini tekziple, kâinatın zerreleri adedince büyük bir cinayet sayılır. Dahası, hayatlarında yalanın mümkün olmadığı binlerce peygamberi, milyonlarca evliyayı ve en önemli hususiyetleri sıdk olan milyarlarca mü&#8217;mini inkârdır, yalanlamaktır. Böyle bir suçun cezası da, herhalde kendi cinsinden, dolayısıyla da ebedî Cehennem olmak gerektir.</p>
<p><strong>3. Cüz&#8217;i irâde gerçekten küçüktür ama, neticesi pek büyük olup, Allah (cc) da cezayı neticeye göre verir:</strong></p>
<p>Bir düğmeye basmakla bir anda milyonlarca lambayı söndürüp, çok büyük bir memleketi karanlıklar içinde bırakabilirsiniz. Veya, bir davranışınızla -Birinci Cihan Harbi&#8217;nde olduğu gibi- milyonlarca insanın ölümüne, milyonlarca ailenin yıkılmasına, şehirlerin yerle bir olmasına, asırlık emeklerin bâd&#8217;u heva gitmesine ve dünya çapında pek büyük değişikliklere sebep olabilirsiniz. Aynı şekilde, bir kibritle koca bir ormanı yakabilir veya bir tuğlasını çekmekle büyük bir sarayı yerle bir edebilirsiniz. Küfür, tahrip demektir ve tahrip ise pek kolay ve netice îtibariyle pek şümullü, pek şediddir. İşte, kâfir irâdesini küfür istikametinde kullanmakla, neticesi böyle pek büyük bir tahribata sebep olduğu içindir ki, ebedî cehennem&#8217;i hak eder. Buna karşılık mü&#8217;min, irâde düğmesini müspet yöne çevirmekle hem dünyâsını, hem de ahiretini aydınlatır.</p>
<p><strong>4. Hadsiz nimetlerin sahibine sırtını çeviren insan, elbette tokatlar yemeye müstehaktır:</strong></p>
<p>Allah&#8217;ın (cc) sonsuz azamet ve kudretini gösteren ve varlık adına sonsuz ağırlığı ve kıymeti bulunan o hadsiz nimetlerin sahibine sırtını çeviren.. sonra, vicdan gibi, Allah&#8217;ın (cc) varlığının sessiz şahidi bir kitabı dürüp kapatarak akıl, şuur ve ebede aşık his ve duygularını öldüren.. ayrıca, Kâinat kitabını Kur&#8217;ân&#8217;la dile getirerek, saadet yolunu gösteren Nebî&#8217;ye gözlerini kapayan ve kalbinin kapısını sürmeleyen bir insan, kâinat çapındaki bu ağırlığa hüviyeti pek zayıf olan irâdesini alet etmek; yaratmada ve icrada hiç bir ağırlığı olmayan bir takım hayâlî ve îtibarî şeylerin tüy kadarcık ağırlığını, tercihte kullanıp, nefsinin ve şeytanın iğvalarına kapılmakla, elbette kâinat ağırlığında tokatlar yemeğe müstehak olacaktır.</p>
<p><strong>5. Emanete ihanetin cezası, emanetin ve sahibinin değeriyle doğru orantılı olarak verilir:</strong></p>
<p>Bir pencere camını kıran çocuğa verilecek ceza ile, Sultanın kristal tacını sû-i istimalle ziyan eden bir yaverin cezası bir olmaz. Yine, bir askerle bir ordu komutanına, rütbelerine uygun sermaye verilse ve her ikisi de gidip bu sermayeyi çarşı-pazarda çar-çur etseler, elbette ki komutan Divan-ı Harpte mahkeme edilecek ve askere verilecek cezanın çok üstünde bir cezaya çarptırılacaktır. Ve yine, ömrünü dağlarda koyunlarının arkasında geçiren bir çobanla, hayatını büyük keşiflerle geçiren bir ilim adamına durumlarına ve vazifelerine göre sermaye verilse ve ilim adamı o sermayeyi tıpkı çoban gibi koyunların bakımı ve yemi için harcasa, herhalde çobana nazaran çok daha başka şekilde cezalandırılacaktır.</p>
<p>Misâlllerimizde olduğu gibi, dünya hayatında hayvanlara verilen ömür sermayesi ve daha başka sermaye ve nimetler, kendi çapları ve fonksiyonlarına göre tayin ve tespit edilmiş olup, onlar da bu sermayeyi hiç su-i istimal etmeden kullanmaktadır. Evet, bu sermayeleri kimi yük taşımada, kimi et ve süt vermede, kimi de daha başka vazifelerde kullanır. Halbuki insan, ne bir hayvandır, ne de sermayesi hayvanlara verilen gibidir; bir insan eli, bin örümcek elinden, bir insan parmağı bin serçenin kanadından kıymetlidir. İnsan, kendisine verilen onca kıymetteki sermayeyi, vicdan, akıl, şuur, idrak, düşünce, muhakeme, binlerce his, duygu ve kabiliyet gibi nimetleri sû-i istimal ettiğinde, elbette cezası da aynı ölçüde olmak gerektir. Hele, Allah&#8217;ın (cc) marifeti, saygı ve muhabbeti ile dolup doyması ve başkasına karşı sürmelenmesi gereken has tecelliler yurdu kalb, nefse ezdirilecek olursa, bu takdirde o kalbin sahibi elbette, yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennem için taştan bir yakıt olma seviyesine düşecektir. Öyleyse, irâdeyi yerinde kullanıp, kalbi kalbin Sahibi&#8217;ne has kılarak, O&#8217;na kalb-i selimle gitmelidir.</p>
<p><time datetime="2006-05-17">17 May 2006</time>. Kategori <a href="https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/iman/fethullah-gulen-kader">Kader</a> M.Fethullah Gülen</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/son-derece-basit-kucuk-ve-zayif-bir-iradeye-mukabil-sonsuz-bir-cennet-veya-cehennemin-verilmesi/">Son Derece Basit, Küçük ve Zayıf Bir İradeye Mukabil, Sonsuz Bir Cennet veya Cehennem&#8217;in Verilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zalim Müslüman Cennete, mazlum Gayr-i Müslim Cehenneme mi?</title>
		<link>https://hizmetten.com/zalim-musluman-cennete-mazlum-gayr-i-muslim-cehenneme-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 20:40:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu soru, bir taraftan müslümanların yaşadığı coğrafyalardaki yaşanan problemler ve haksızlıklar, diğer taraftan gayr-i müslimlerin ağırlıkta olduğu bölgelerde müşahede edilen güzellikler, hak ve hukuk adına alınan mesafeler karşısında, insanların sık&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zalim-musluman-cennete-mazlum-gayr-i-muslim-cehenneme-mi/">Zalim Müslüman Cennete, mazlum Gayr-i Müslim Cehenneme mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> Bu soru, bir taraftan müslümanların yaşadığı coğrafyalardaki yaşanan problemler ve haksızlıklar, diğer taraftan gayr-i müslimlerin ağırlıkta olduğu bölgelerde müşahede edilen güzellikler, hak ve hukuk adına alınan mesafeler karşısında, insanların sık sık düşündükleri ve sorguladıkları bir konuya tercüman olmaktadır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna benzer bir diğer soruyla ilgili değerlendirmesinde Fethullah Gülen Hocaefendi konuya şu şekilde bir giriş yapmaktadırlar: “Bu soru, öteden beri sorulagelen meselelerden biridir ve zannımca, diyalektik yapılmak istenmektedir. Yani “<strong>Biz, Allah’a ve O’nun Peygamberine inandığımızdan dolayı Cennet’e gireceğiz; ama İslâm dünyasına çok uzak memleketlerde, meselâ, Paris’te, Londra’da, Moskova’da doğan kimseler bizim sahip bulunduğumuz imkânlara sahip olamadıklarından erdiğimiz nura eremeyecekler ve dolayısıyla bütünüyle Cehennem’e mi girecekler?</strong>” sorusunda iki husus var:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Merhamet-i ilâhiyeden daha fazla merhamet gösterme; İslâm’a karşı sinsice bir tenkit…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evvelâ, soruda belirtildiği ve çoklar tarafından zannedildiği gibi “<strong>Bize uzak diyarlarda bulunan kimseler, Cehennem’e girecekler.” şeklinde umumî bir hüküm yok. Şöyle bir hüküm var: Efendimiz’in (sav) davasını duymuş, davetini işitmiş, O’nun neşrettiği nura şahit olmuş kimseler, inatlarından bu işi kabul etmiyor ve kulaklarını kapıyorlarsa, evet bunlar Cehennem’e gireceklerdir. Burada Allah’ın merhametinden daha fazla merhamet ileri sürerek, başka türlü iddialarda bulunmak ukalâlıktan başka bir şey değildir. Evet, Cehennem’e gireceklerdir. Hem Kur’ân’a ve hadis-i şeriflere göre; sadece yabancı ülkelerde olanlar değil, Müslümanların yaşadığı memleketlerde de, Efendimiz’in (sav) davasını işitip O’na icabet etmeyenler, getirdiği esaslarda O’na başkaldırıp arkasından gitmeyenler de Cehennem’e girecek ve ebedî hüsrana uğrayanlardan olacaklardır.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hocaefendi yazının devamında, Kur’ân ve Sünnet’in meselelerini akıl, mantık, muhakeme, saf düşünce ve felsefe yoluyla ispat, teyit ve takviyeye çalışan kelâmcılar tarafından bu konunun bütün detayları ile tahlil ettiklerini ifade ederek, onların düşüncelerini özetlemektedir: “<strong>Akidede, iki önemli Ehl-i Sünnet akımından Eş’arîler derler ki: “Cenâb-ı Hakk’ın adını duymayan, O’na dair hiçbir tebliğe şahit olmayan kimse, nerede, nasıl yaşarsa yaşasın, ehl-i fetret, dolayısıyla da ehl-i necattır.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sizler, Ümmet-i Muhammed olarak Efendimiz’e ait mesajları alıp, dünyanın karanlık iklimlerine götürmemiş iseniz, Eş’arî’ye göre o karanlıktaki kimseler ehl-i necattırlar ve kurtulmuşlardır. Cenâb-ı Hak, belli bir ölçüde onları mükâfatlandıracak ve Cennet’ten istifade ettirecektir…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maturîdîlere gelince -ki bir noktada Mutezile’nin düşüncesi de aynıdır- derler ki: “Bir insan, aklıyla Yaratıcı’sını bulursa, adını unvanını bilsin bilmesin kurtulur. O’nun kitap ve elçilerini bilmese de böyle birisi ehl-i necattır. Ama aklıyla -mücerret olsun- Yaratıcı’yı bulamamışsa o kurtulamaz.&nbsp;</strong>Aslında bu iki görüş aynı olmasa bile, birbirinden çok uzak da sayılmaz.&nbsp;<strong>“</strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://tr724-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/08/cennet-cehennem-spot.jpg" alt="" class="wp-image-210416"/></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İşte bu itibarladır ki, başka memleketlerde yaşayan insanlar hakkında hemen ulu orta, “İnanmadı, öyle ise Cehennem’e gidecektir.” demiyoruz, diyemeyiz de. Zira, mezhep imamlarının bu şekildeki nokta-i nazarı en azından sükut etmemizi gerektirmektedir…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmam Eş’arî Hazretleri elde ettiği hükmü,&nbsp;“Biz Peygamber göndermedikçe (hiçbir millete) azap edecek değiliz.”&nbsp;gibi âyetlerden istinbat ediyordu. Evet, Allah Kur’ân’da: “Peygamber göndermeden azap etmeyeceğiz.” diyordu. Öyle ise peygamber görmemiş, duymamış kimselere azap edilmese gerek.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hakkı temsil edemeyenlerin de sorumlu oldukları unutulmamalıdır…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hocaefendi bu açıklamalardan sonra sorunun cevabını şöyle özetlemektedir: “<strong>Evet, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) duymuş, Kur’ân’ı işitmiş ve Peygamberimiz’in peygamberliğine şahit olmuş, ama bunların hakikatini araştıracağına inadına karşı çıkıp mücadele etmiş olanlar Cehennem’e girecekler. Fakat bu kadarcık olsun herhangi bir imkâna sahip olamamış, karanlıkta yetişmiş, karanlıkta kalmış, hep karanlık soluklamış, karanlık içinde yatmış-kalkmış kimselere gelince, ümit ederiz ki, Cenâb-ı Hakk’ın merhametinden istifade ederek muaheze görmesinler…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yoksa bir kısım muvazenesiz kimselerin, dış ülkelerde yaşayan herkesi Cehennem’e doldurup, kapısına bekçi gibi dikilmesi gibi bir anlayıştan biz fersah fersah uzağız.&nbsp;</strong>Keza, Müslümanlık adına ortaya çıkıp yarım yamalak mesajlarını sunar sunmaz, âlemin koşup onları takip edeceklerini bekleme hayalperestliklerinden de fersah fersah uzak bulunuyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Önemli hizmetlerde bulunan bilim adamlarının durumu nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hocaefendi bir diğer yazısında insanlığa önemli hizmetleri olmuş ilim adamlarının akibetlerinin ne olacağı hakkında şunları söylemektedir: “Keza Einstein’ı, her ne kadar materyalistler kendi karanlık adeseleri ile karanlık görmüş ve göstermişlerse de, o da ileri seviyede dindar bir Yahudi’dir. Evet o da Allah demiş ve peygamber demiştir ama, onun Allah, Peygamber demesi, havradaki hahamların demelerinden çok farklıdır. O, şu kainatı görüp de, onun bir yaratıcısının olduğunu düşünmemezlik edemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar Ehl-i Sünnet ulemasından bazılarının, bu insanlar hakkında, ‘cehennemliktir’ şeklinde bir mütalaa ve mülahazaları olsa da, onlar hakkında farklı fikir beyan eden insanlar da olmuştur; mesela onlardan bazıları, ‘Günümüzde Efendimiz’i tanımadan vefat eden insanlar, cehenneme gider’ diyenlere karşı, ‘Acaba suç sadece onlarda mı, yoksa İslam’ı kâmeti kıymetince temsil edemeyip onlara anlatamadığımızdan dolayı bizde midir? diyenler de var. Sir James Jeansler, Edisonlar, Einsteinler hayata gözlerini yummadan Efendimiz hakkında geniş malumat sahibi olmadıkları ve yine onların anlayacağı dille Allah’ı, Peygamber’i anlatacak Üstad gibi, İmam Gazali gibi insanlar yetiştiremediğimizden ötürü acaba biraz da biz suçlu sayılmayız mı?.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üstad’ın onlar hakkında yaklaşımı ise daha farklıdır; o, Kastamonu Lahikası’nda, günümüzde adeta bir fetret döneminin yaşandığını söyler.</strong>Dolayısıyla kalbinde zerre kadar imanı olan insanların kurtulabileceğini dile getirir. Ancak kurtulanların kim olduğunu belirlemek bizi aşar… Bizim gönlümüz herkesin kurtulmasını arzu etse de bu böyledir…Bilemeyiz, Mevla neyler, ama değil mi ki güzellere peyrev olan elbet güzeldir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gayr-i müslim mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstad Bediüzzaman Hazretleri de aynı konuyu risalelerde ele alarak, günümüzdeki gayr-i müslimlerin ehl-i necat olup olmadıkları konusunu net bir şekilde ortaya koymaktadırlar. Mektûbat’ta ehl-i fetret hakkındaki genel hüküm şöyle ifade edilmektedir: “Fakat zaman-ı fetrette&nbsp;&nbsp;وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bilittifak, teferruattaki hatiatlarından muahezeleri yoktur. İmam-ı Şâfiî ve İmam-ı Eşarîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünkü teklif-i ilâhî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla ile teklif takarrur eder.<strong>&nbsp;Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevap görür, etmezse azap görmez. Çünkü mahfî kaldığı için hüccet olamaz.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstad Hazretleri, rahmet-i İlâhi ve adl-i İlâhi’nin bir neticesi olarak, mazlum olan gayr-i müslimlerin ahirette mükafatlandırılacaklarını&nbsp; Kastamonu Lahikasında iki ayrı yerde ifade etmektedirler: “<strong>Hattâ o mazlumlar kâfir de olsa, âhirette kendilerine göre o dünyevî âfattan çektikleri belâlara mukabil rahmet-i İlâhiye’nin hazinesinden öyle mükâfatları var ki, eğer perde-i gayb açılsa, o mazlumlar haklarında büyük bir tezahür-ü rahmet görüp, ‘Ya Rabbi, şükür elhamdülillâh’ diyeceklerini bildim ve kat’î bir surette kanaat getirdim. Ve ifrat-ı şefkatten gelen şiddetli teessür ve elemden kurtuldum.</strong>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<strong>On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş.</strong>Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet’le omuz omuza gelecek.&nbsp;<strong>Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmin’e hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten tesellî buldum.</strong>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstad Hazretleri, eğer masum ve mazlum iseler, ehl-i fetret olanların ehl-i necat olacaklarını ve bu dünyada hem çektiklerinin karşılığını ahirette alacaklarını, hem de yaptıkları iyiliklerin mükafatlandırılacağını beyan etmektedirler.&nbsp; Ehl-i necat olmayanlara ise yaptıkları iyiliklerin karşılığı bu dünyada verilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnşaAllah sonraki yazıda <strong>zulüm işleyen ve kötü sıfatlar taşıyan müslümanların akibeti</strong> konusunu ele almaya çalışalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynak: Prof.Dr. Osman Şahin- 7/24</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zalim-musluman-cennete-mazlum-gayr-i-muslim-cehenneme-mi/">Zalim Müslüman Cennete, mazlum Gayr-i Müslim Cehenneme mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
