<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>can arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/can/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/can/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:19:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>can arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/can/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Canlarımız Gırtlağa Geldi!.. &#124; M. Fethullah Gülen</title>
		<link>https://hizmetten.com/canlarimiz-girtlaga-geldi-m-fethullah-gulen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2022 08:52:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=27648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi 17 Aralık 1989 tarihinde Sultanahmet camiinde vermiş olduğu Allah Sevgisi vaazının ilk bölümünde aşağıda kaydedilen noktalara temas ediyor ve sevgilerin en güzeli Allah Sevgisini gönüllerimize duyuruyor.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/canlarimiz-girtlaga-geldi-m-fethullah-gulen/">Canlarımız Gırtlağa Geldi!.. | M. Fethullah Gülen</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi 17 Aralık 1989 tarihinde Sultanahmet camiinde vermiş olduğu Allah Sevgisi vaazının ilk bölümünde aşağıda kaydedilen noktalara temas ediyor ve sevgilerin en güzeli Allah Sevgisini gönüllerimize duyuruyor.</p>
<p>O’nun yolunda O’nun hoşnutluğunu elde etmek için dünyada bulunuyoruz. 01 16</p>
<p>Hayatta insana bir kere nasip olur bu fırsatı çok iyi değerlendirmek… 03 54</p>
<p>Senin rahmetinin enginliğine havale ediyorum. 05 23</p>
<p>Bu gençliği böyle hazırlayan Sensin Allah’ım. 05 53</p>
<p>Şu anda da yine her şeyi O’ndan bekliyoruz. 06 16</p>
<p>Başkalarından umduğunuzu O size versin. 06 25</p>
<p>Şu anda dahi tertemiz duygularınızla sizi görüyor. 07 11</p>
<p>Cesetlerinize, şekillerinize bakmıyor. Kalplerinizdeki heyecana bakıyor. Duygularınızın duyarlığına bakıyor. Kalbinizin atışlarına bakıyor. İstikametinize bakıyor. 07 37</p>
<p>Allahım bu genç fidanları bozguna uğratma. 08 31</p>
<p>Canlarımız gırtlağa geldi. 08 37</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/canlarimiz-girtlaga-geldi-m-fethullah-gulen/">Canlarımız Gırtlağa Geldi!.. | M. Fethullah Gülen</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce ezan ve çan…  Müslümanlar ve Hristiyanlar birlikte kilisede iftar yaptı</title>
		<link>https://hizmetten.com/once-ezan-ve-can-muslumanlar-ve-hristiyanlar-birlikte-kilisede-iftar-yapti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2022 10:43:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[En Verden i Dialog Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[EVID]]></category>
		<category><![CDATA[Ezan]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Norveç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25043</guid>

					<description><![CDATA[<p>Norveç&#8217;te kısa adı EVID olan En Verden i Dialog Derneği ile Oslo Grønland kilisesi iftar yemeğinde bir araya geldi. Grønland Kilisesi&#8217;nin ev sahipliğinde gerçekleşen iftarda, iftar vaktinin girişi çan sesi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/once-ezan-ve-can-muslumanlar-ve-hristiyanlar-birlikte-kilisede-iftar-yapti/">Önce ezan ve çan…  Müslümanlar ve Hristiyanlar birlikte kilisede iftar yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Norveç&#8217;te kısa adı EVID olan En Verden i Dialog Derneği ile Oslo Grønland kilisesi iftar yemeğinde bir araya geldi. Grønland Kilisesi&#8217;nin ev sahipliğinde gerçekleşen iftarda, iftar vaktinin girişi çan sesi ve ezan ile duyuruldu. EVID Başkanı Umut Külahçı ve Papaz Hanna Barth Hake, Hristiyanlık ve Müslümanlıkta orucun ne anlama geldiğini katılımcılara aktardılar. İftar programı, Papaz Hake içinde özel bir gündü. Kendisinin ilk mesai günü olduğunu ifade ettikten sonra, ‘Yeni bir göreve böyle muhteşem bir günde ve sofrayla başlıyor olmak, beni çok şanslı hissettiriyor.’ Dedi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-25044 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/Norvec-EVID-iftar1-522x700.jpg" alt="" width="522" height="700" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/Norvec-EVID-iftar1-522x700.jpg 522w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/Norvec-EVID-iftar1-895x1200.jpg 895w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/Norvec-EVID-iftar1-768x1030.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/Norvec-EVID-iftar1.jpg 1080w" sizes="(max-width: 522px) 100vw, 522px" /></p>
<p>Aynı masa etrafında toplanan Müslüman ve Hristiyanlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ettiler. Kendi inanç ve kültürleri hakkında fikir alışverişinde bulunan Müslüman ve Hristiyan katılımcılar, büyük keyif aldıkları iftar programıyla başlattıkları bir araya gelmeleri farklı organizasyonlarla devam ettirme kararı aldılar. Gece de ney dinletisi, ilahiler, salavatlar ve dualar edildi. Türk mutfağının en seçkin lezzetleri Norveçlilerin beğenisine sunuldu. Günün sonunda bütün katılımcılara Türk kültürünün sembolü olan diş kirası hediyesi takdim edildi.</p>
<div style="width: 640px;" class="wp-video"><video class="wp-video-shortcode" id="video-25043-1" width="640" height="352" preload="metadata" controls="controls"><source type="video/mp4" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/WhatsApp-Video-2022-04-10-at-17.58.21-1.mp4?_=1" /><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/WhatsApp-Video-2022-04-10-at-17.58.21-1.mp4">https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/WhatsApp-Video-2022-04-10-at-17.58.21-1.mp4</a></video></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/once-ezan-ve-can-muslumanlar-ve-hristiyanlar-birlikte-kilisede-iftar-yapti/">Önce ezan ve çan…  Müslümanlar ve Hristiyanlar birlikte kilisede iftar yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/04/WhatsApp-Video-2022-04-10-at-17.58.21-1.mp4" length="24815928" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Azrail birden çok insanın canını nasıl alıyor? &#124; Sorular ve Cevaplar</title>
		<link>https://hizmetten.com/azrail-birden-cok-insanin-canini-nasil-aliyor-sorular-ve-cevaplar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2020 16:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[(Aralık 1979)]]></category>
		<category><![CDATA[Azrail]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[sorular cevaplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11874</guid>

					<description><![CDATA[<p>S: Azrail (a.s) bir tane olduğu halde, bir anda vefat eden bir sürü insanın ruhunu nasıl kabzediyor? C: Bu soruda da yine, beşeri ölçü ve kıstasların insanı yanıltmış olduğunu görüyoruz. Meleğin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/azrail-birden-cok-insanin-canini-nasil-aliyor-sorular-ve-cevaplar/">Azrail birden çok insanın canını nasıl alıyor? | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>S: Azrail (a.s) bir tane olduğu halde, bir anda vefat eden bir sürü insanın ruhunu nasıl kabzediyor?</b></p>
<p>C: Bu soruda da yine, beşeri ölçü ve kıstasların insanı yanıltmış olduğunu görüyoruz. Meleğin insana benzetilmesi bir yanlışlık olduğu gibi, “nomen’i fenomen “de görmek, ruhun fonksiyonunu cesette aramak da birer yanlışlıktır. Buna binaen, sualin ortaya çıkmasına sebebiyet veren anlayış inhiraflarını, terminolojik hataları içine alacak şekilde meseleye temas etmek icap edecek.</p>
<p>Melek, tabi bulunduğu âlem itibariyle, hilkat ve mahiyetiyle mükellefiyet ve vazifeleriyle tamamen farklı bir varlıktır. Onu kendi âlemine bakmadan, mahiyet ve vazifesini düşünmeden, tahlile tabi tutmak, hakkında hükümler vermek elbette ki hatalı olacaktır. Onun için, evvela onun bu yönleriyle tanınmasında zaruret olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p>Melek, kuvvet demek olan “melk”den veya elçilik manasına gelen mel’ekden alınmıştır. Birincisi itibariyle çok kuvvetli belki aynı kuvvet manasına; ikincisi itibariyle de emr-i ilahinin ahize ve nâkilesi olarak elçilik manasına gelir.</p>
<p>Kendilerine yüklenen vazife itibariyle, umum meleklerde bu iki üstün vasıf bulunduğu gibi, mantıken bu vasıfların kendilerinde bulunmasında zaruret olan melekler de evveliyatla bulunacaktır. Bu üstün varlıklar ise, hayata, memat’a nezaret edenlerden alın da, arş-ı ilahiyi taşıma vazifesiyle anlatılan, Hak divanının gözü hayret dolu vazifelerine kadar, geniş bir sahada, Allah’ın icraatına nezaret ve temaşa ile mükelleftirler.</p>
<p>Makro-âlemden mikro-âleme kadar, bütün değişme ve tahavvüller; bütün terekküp ve çözülmeler hep bu kuvvet ve elçilik temsilcisi meleklerin nezaretinde olduğu gibi, Allah’ın “kelam” sıfatından, beşere gelen teşrii emirlerde, yine bu emin ve güçlü varlıklar tarafından temsil edilmektedir. Âlem-şümul cazibe ve dafia kanunlarından, elektronların çekirdek etrafındaki muntazam hareketlerine kadar bu ağır ve ince işlere nezaret, ne müthiş bir kuvvet istemekte ve ne emin elçiliğe vabestedir&#8230;</p>
<p>Melekler o kadar eşya ve hadiselerin içindedirler ki, onlarsız ne bir yağmur damlası, ne de bir gök gürültüsü düşünmek mümkün değildir. Bütün bu şeriat-ı fıtri yedeki kuvvet her şeyi elinde tutan Hakk’ın, sonsuz kuvvetinin, kabiliyet ve istidatlarına göre onlardaki tecellisinden ibaret olduğu gibi, bu büyük ve muhteşem tecellinin nokta-i mihrakiyesi olan, en değerli varlık insanoğlunun, hareket ve davranışlarını düzenlemek üzere, ilahi âlemden esip esip gelen vahyi ve ilham meltemleri de, yine vahiy ve ilham sahibinin onlardaki tecellisinden başka değildir.</p>
<p>Bu itibarla, yaratanla yaratık arasında vasıta olan ve yaratıcının muhteşem kudretine dayanarak, atomlardan nebülözlere kadar geniş bir sahada meleküti güç ve kuvvetin, nezaret ve tasarrufun vazifelileri olan melekleri, beşere benzetmek ve beşer için zaruri olan bir kısım kayıtlarla onları da mukayyet görmek, bir düşünce inhirafının, bir karıştırmanın ifadesidir.</p>
<p>Evet&#8230; İnsan gibi melek de sırtında maddi bir ceset taşısaydı: çözülme ve dağılma gibi rızalara maruz kalsaydı ve tıpkı insan gibi zaman tarafından aşındırılsaydı, onlar hakkında vereceğimiz hükümlerde de insanı, bir ölçü, bir mikyas kabul etmek mümkün olurdu. Halbuki bütün bu farklılıklar var; hem iki sınıfın birbirine kıyas edilmesini imkansız kılacak.kadar var..</p>
<p>Melekler yaratılış itibariyle de insandan farklıdırlar. Bu farklılık, onların çok geniş bir sahadaki mükellefiyetleriyle alakadar bulunmaktadır. Yaradılışlarındaki bu duruluk ve nurluluk onları daha nüfuzlu ve daha seyyal kılmaktadır. Bir anda pek çok ruha aksetme, pek çok göz tarafından görülme ve birken çokluk cilvesiyle tezahür etme gibi hususiyetlere malik bulunan melaike, Hz. Aişe’nin (r.) naklettiği bir hadise göre nurdan yaratılmışlardır. Bu itibarla da nur’un hususiyetlerine mazhardırlar.</p>
<p>Güneş gibi parlak cisimlerin, bir tek şey olmalarıyla beraber, her parlak cisimde aksiyle göründüğü, her göz bebeğine bir anda girebildiği gibi, varlıkları “nur”dan olan melekler dahi aynı anda pek çok ruh’a birden aksedebilir, binlerce ile bir anda muamele akdedebilirler.</p>
<p>Kaldı ki, mahiyetleri latif olan melekler, güneş gibi maddi ve kesif şeylerden de çok farklıdırlar. Onların değişik şekil ve suret almaları kabil olduğu gibi, bir anda değişik şekillerde görünmeleri de kabildir. Öteden beri dindarlar arasında, şimdi ise yaygınlaşmış şekliyle sosyete mahfillerinde, bu temessül keyfiyeti o kadar bilinen bir mevzu haline gelmiştir ki, erbabınca tecrübeye dayalı neticeler kadar katidir. Allah’ın günü gazete ve mecmua haberlerinde, bir insan dublesinin, bir perispri’nin, cisme nispetle çok uzak yerlerde bulunması ve bulunduğu yerlerde iktidar ve tasarruf izhar etmesinden bahsedilmektedir ki, meselenin aslı ne olursa olsun, ruh gibi latif varlıkların cisme nispetle daha seyyal, daha aktif ve daha muktedir olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bu madde ötesi seyyâliyet ve cevvaliyet, cismin rağmına ikinci varlığın daha aktif olduğunu gösterdiği gibi, ruha nispetle daha cevval olan melaikenin tabiat kanunlarının üstündeki fonksiyonuna işaret etmektedir.</p>
<p>Melaike ve ruhların temessülleri öteden beri bilinen şeylerdir. Baş ta Nebiler olarak pek çok gönül erbabı bu müşahedelerini anlatmış ve avamdan pek çok halkı da buna şahit göstermişlerdir.</p>
<p>Cebrail’in (s.) değişik suretlerde görünmesi ve onunla münâsebetdar olarak geldiği hadiseye göre şekil alması; mesela, vahyi esnasında elçilik vazifesine uygun bir şekilde; muharebe sırasında da bir muharip suretinde zuhur etmesi gibi durumlar, hep temessüle misal olabilecek şeylerdir. Meleğin temessülü hem çok, hem de umum melekler için vakidir. Cibril (s) Hazreti Dıhye (r.) suretinde göründüğü gibi, ismini bilemediğiniz bir başka melek de “Uhud” harbinin en hareketli anında, Musab bin Umeyr şekline girerek Rasulullah’ın (<span style="font-size: xx-small;">Sallalahu Aleyhi Veselellem</span>) önünde akşama kadar harb eder. Keza, pek çok melekler, Zübeyr bin Avvam suretinde Bedir harbine iştirak eder, müminlerin kuvve-i mâneviyesini, takviyeye medar olurlar.</p>
<p>Hak dostlarının, buna benzer şekilde, gayb âleminin erleriyle temasları ise sayılmayacak kadar çoktur. Hele, rüyalar vasıtasıyla umum halka tezahür edenler ise, meseleye, inkâra meydan bırakmayacak şekilde kuvvet kazandırır. Hemen hemen herkes, bildiği ve tanıdığı ve kendisiyle yakından alakadar görünen bir ruhun, rüyalar vasıtasıyla kendisine yol gösterdiğine ışık tuttuğuna şahit olmuştur. Ne var ki, rüyaların ancak bir kısım için bahis mevzuu olan (şuuraltı) meselesini tamim ederek bu işin de anlaşılmaz hale getirilmesine çalışılmaktadır.</p>
<p>Melaike, temessül ve ruhlarla alakalı hususların tafsilen anlatıldığı yerlere havale ederek, netice olarak diyebiliriz ki; her varlık belki aynalarda misaliyle göründüğü gibi, melek de kendisine ayna olabilecek her yerde görünebilir, hem de maddi ve kesif cisimler gibi, sadece şekil olarak değil, ayniyle ve bütün fonksiyonlarıyla görünebilir.</p>
<p>Bu itibarla, onun şahsen bir ferd olmasının hiçbir zararı yoktur. Bulunduğu yerden bir şua gibi aksederek, istediği yere elini uzatabilir ve istenilen tasarrufta bulunabilir. Ona ne mesafelerin uzaklığı, ne de münasebet kurduğu şahısların çokluğu mani olamaz. Güneşin bir tek şey olmasına rağmen, kendisine bağrını açan âyinelerin kabiliyetlerine göre, her yerde görülüp hissedildiği ve tesirine şahit olunduğu gibi, tamamen nur ve nurani olan melekler evleviyetle her yerde görünebilir ve icraatta bulunabilirler. Hayat üfleyebilir ve ruhları kabzedebilirler.</p>
<p>Kaldı ki, can alan ve ruhları kabzeden haddizatında Allah’tır (c.c) Azrail’e (s) gelince, Hakkın her işinde bir kısım nezaretçi ve alkışçıları olduğu gibi, ruhların kabzedilmesi işinde de bir nezaretçi ve alkışçıdır. Her yerde hazır ve nazır olan yaratıcı, akla, hayale gelmez ve hisab altına girmez pek çok işi birden yaptığı gibi, milyarlarca varlığı aynı anda hem var, hem de yok edebilir. İşte bu baş döndürücü kudret ve bütün eşyayı her an görüp bilen sonsuz ilimdir ki, bazılarının akıldan uzak gördükleri, Kâinatın zerreleri adedince işleri bir arada ve şaşırmadan gördüğü gibi, her yerde ölenlerin ruhlarını da kabzedebilir.</p>
<p>Ayrıca ruhları kabzetme işini ister yüce yaratıcı, isterse Azrail aleyhisselam yapsın, her ruhu kabzedilecek zat vadesi dolunda ona teveccüh eder ve ruh’u kabzedilecek zat, vadesi dolunca ona teveccüh eder ve ruh’u kabzedilir. Bir fikir versin diye şu misali arzedebiliriz. Mesela: Aynı frekansta çalışan binlerce radyo gibi alıcıları düşünelim, bunların çalışdığı frekansta gönderme yapar bir “gördermeç” düğmesine dokunulduğu an, hepsinde bir sinyM -ve olursa mors-alfabesinden- bazı harfler duyulmağa başlar.</p>
<p>Binaenaleyh, aciz, fakir ve ihtiyaç çehreleriyle güçlü ve müstağni bir kapıya yüzleri dönük bulunan mahlûkat, vade ve müddet bitimi düğmesiyle, hayat üfleyen ve hayat kabzeden zata ne zaman açılırsa, ya oldurucu veya öldürücü sinyalleri ruhunda duymaya başlar. Aciz beşer bir telsiz şarteli veya bir telemprumör tuşlarıyla, kilometrelerce ötedeki cihazlarla oynayabilirse, neden bizim kayıtlı bulunduğu- muz bir kısım kusur ve noksanlıklardan beri olan zat, bir anda, canlı makinelerden ibaret olan insan ruhuyla münasebet kuramasın, istediği zaman onu alıp ve istediği zaman devam ettiremesin.</p>
<p>Bütün bunlardan sonra, ruhların kabzedilmesi hususunda farklı mütalaalar vardır. 1-) Bunlardan birine göre ki; beyan ettiğimiz üzere, her canlıya hayatı veren Allah (c.c.) olduğu gibi, onu alan da yine odur. Buna göre Azrail’in (s.) vazifesi bu muhteşem icraata nezaret ve alkışlamaktır.</p>
<p>2-) Diğer bir nokta-i nazar ise, Allah’ın emri ve izniyle her ruhu Azrail Aleyhisselam’ın kabzetmesidir ki, bir ferdin tek başına bu kadar şeyi yapmasının mümkün olacağına dair bir kısım misaller vererek meseleyi aydınlatmağa çalıştık.</p>
<p>3-) Bir başka nokta-i nazar ise, kâinat çapında cereyan eden bütün işlere, bir temsilci başkanlığı altında pek çok melek nezaret ettiği gibi ruhların kabzedilmesi vazifesinde de Hz. Azrail’e (s.) yardımcı olacak birçok melaike vardır ve sınıf sınıftırlar. Bir kısmı, ferdi sarsan ve örseleyen şiddetli kabzediciler; diğer bir kısmı ise, incitmeden, telaşlandırmadan usulcacık kabzediciler; bir diğer sınıf ise, aldıkları ruhu bulutlar gibi semalarda yüzerek yüceler yücesine ulaştırıcıdırlar ki Kur’an bu sınıfların hepsine işaret eder.</p>
<p>“O yerinden koparan ve derinden daldırıp çekenlere ve usulcacık çekip alanlara ve yüzüp yüzüp gidenlere kasem olsun. (Nâziat/ 1–2–3)</p>
<p>Bu itibarla ruhu kabzedilecek her ferde, ayrı ayrı gönderilecek pek çok melek vardır ve bunların bütünü Hz. Azrail’in (s.) kumandası altındadır, 0, Allah’ın (c.c.) emriyle, iyi ve kötü ruhlara göre değişik melekler gönderir ve ruhları kabzettirir.</p>
<p>Netice olarak diyebiliriz ki, baştaki suale sebebiyet veren, evvela bir anlayış inhirafıdır ve o da, meleğin insana benzetilmesidir. Bu hususda katiyyen görüp kanaat getirdik ki; melek, ne yaratılışı itibariyle, ne de mahiyetiyle asla insana benzememekte; insana benzemediği gibi, icraatı da insana benzememektedir.</p>
<p>O, insan’ın ruhu gibi temessül eder bir anda pek çok yerde bulunabilir ve pek çok şeyle münasebet kurabilir. Günümüzde alabildiğine yaygınlaşan medyumluk, ruh çağırma ve görünmeyen varlıklarla münasebet kurma, hatta ispirtizma ve manyetizma gibi şeyler, fizik kanunlarını aşan ve onların ötesinde akıl almaz işler gören pek çok şuurlu ve müşahhas kanunların mevcudiyeti mevzuunda kanaat-ı katiye verecek mahiyettedir. Binaenaleyh, bunların misal olabileceği melaike, bunların kat kat üstünde vazife görebilir ve tasarrufta bulunabilir. Hele hele, ruhların kabzedilmesi gibi bir vazifede, her canlı hayat müddetinin bitimiyle bu vazifelilerle aynı frekansa girerse. Bir de bu mükelleflerin bir tane değil de, sayılmayacak kadar çok olduğunu ve her vefat edecek zat’a gidebilecek bir meleğin mevcudiyetini düşünürsek tereddüde düşecek bir hususun kalmadığını görürüz.</p>
<p>Herşeyin doğrusunu O bilir.</p>
<p><strong>M.Fethullah Gülen Hocaefendi</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/azrail-birden-cok-insanin-canini-nasil-aliyor-sorular-ve-cevaplar/">Azrail birden çok insanın canını nasıl alıyor? | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap yakanlar kim bilir nice canlar yakarlar &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/kitap-yakanlar-kim-bilir-nice-canlar-yakarlar-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 18:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağdat’ı işgal edip binlerce kitabı Dicle nehrine atan, kütüphaneleri yakan, binlerce masumun da kanını akıtan Hülâgü helâket ve felâketine dikkat edilirse; Endülüs mağlubiyetinden sonra da yakılan ve nehre atılan kitaplara&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kitap-yakanlar-kim-bilir-nice-canlar-yakarlar-safvet-senih/">Kitap yakanlar kim bilir nice canlar yakarlar | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Bağdat’ı işgal edip binlerce kitabı Dicle nehrine atan, kütüphaneleri yakan, binlerce masumun da kanını akıtan Hülâgü helâket ve felâketine dikkat edilirse; Endülüs mağlubiyetinden sonra da yakılan ve nehre atılan kitaplara canı yakılan mazlum ve mağdurlara bakılacak olursa kitap yakanlar, canlar da yakarlar…</div>
<div>Bir yazısında Ahmet Arpad, “Adolf Hitlerin Viyanası” başlıklı yazısında bu meseleyi çok güzel anlatıyor:</div>
<div>Berlin Opera  alanında alevler havaya yükseliyor. Büyük ateşin çevresine toplanmış insanlar keyifli. Aralarında öğrencileri ile gelmiş sayısız üniversite profesörü de var. Kucaklar dolusu, çantalar içinde, sırt torbalarında, bisiklet sepetlerinde, hatta el arabalarına doldurulmuş yığınla kitap taşıyorlar ateşin yakıldığı alana. Az öteye tezgah kurmuş seyyar satıcılar kızartılmış sosisler , bira, şekerleme, çikolata satıyor. Ellerinde büyük meşaleler üniformalı kızlar insanların arasında dolaşıp duruyor. Az sonra kamyonlar ateşin yanına yaklaşıyor. Kapaklar açılıyor. Kahverengi gömlekli üniversite gençleri kamyonlardan aldıkları binlerce kitabı ateşe fırlatıyor. Kara suratlı üniformalılar, tasmalarından zor tuttukları kurt köpekleri, olup biteni dikkatle izliyor.</div>
<div>10 Mayıs 1933 Alman tarihine geçen karanlık, utandırıcı günlerden biridir. Hitler seçimlerde salt çoğunluğu elde edememişti. Ancak sol partiler arasında işbirliği sağlanamaması, bu arada Hindenburg ve tilki politikacı von Papen’in ağır endüstri kralları ile gizli anlaşması, uydurma Reichstag yangını Hitler’i yine de başbakanlık koltuğuna oturtmuştu. Hırsı sınır tanımayan Führer’in ilk işlerinden biri özgürlükçü sola ve düşünürlere karşı saldırıya girişmek olmuştu. Yüz binlerce emekçinin yanı sıra düşünürler, sanatçılar, bilim adamları tutuklandı. Kimileri sınır ötesine kapağı attı, savaş bitene dek yaşamını zorunlu sürgünde geçirdi.</div>
<div>“Bugün kitap yakanlar, yarın insan yakar”  10 Mayıs akşamı başlayan “Kitap Yakma” girişimi hemen tüm ülkeye sıçradı. Üç hafta içinde Almanya’da yüz binlerce kitap yok edildi. Berlin Opera Alanı’ndan Münih Kral Alanı’da dek. Kitapların yakıldığı kentlerin tümünde üniversite vardı. Kitaplar yanarken sadece Nazi subayları nutuklar atmıyordu. Profesörler de heyecanla “Giderek artan Masksist girişimler, yıkım getiren Yahudi ruhu Almanya’yı tehdit etmekte” diye binlerce insana sesleniyordu.</div>
<div>Heine, Marx, Freud, Seghers, Brecht, Zuckmayer, Zweig, Mann ve Remargue’ın havaya uçuşan eserleri alevlerde yok olurken askeri oskestralar marşlar çalıyor, insanlar hayvanlar gibi uluyordu. Naziler, “Alman düşün dünyasının çöpü” dedikleri bu yazarların sadece Berlin’de 20 bin kitabını ateşe attı. Hitler’in düşünceye baskısı kitapların yakılması ile doruk noktasına ulaşmıştı. Nazi gençlik örgütlerinin ‘Kitap Yakma’ uygulamasının halka anlatılan gerekçesi, Alman kültürünü yabancı kirlenmelerden arındırmaktı. Kahverengi gömlekler tüm ülkede kütüphaneleri, yayınevlerini bastılar, kitapları kamyonlara doldurup alanlara götürdüler. Büyük ateşe atılanlar Alman dili kültür ve edebiyatlarının yüzyıllar boyu onurlandırmış edebiyatçılar, düşünür ve sanatçıların eserleriydi. “Bugün kitapların yakıldığı yerde, ilerde insanlar da yakılır’ diyen evrensel ve insancıl Alman şairi Heinrich Heine ne yazık ki haklı çıktı. Sınır ötesine kaçamayanlar kampların dikenli telleri arkasında yaşama gücünü yitirdiler. Gaz odaları ve fırınlar sonları oldu. Antifaşist ve antimilitarist çağdaş Alman yazarlarının en ünlüsü Erich Maria Remargue “Hayat Kıvılcımı” adlı esrinde o günleri konu eder. 10 Mayıs 1933’de yakılan ateş 1945’e dek sönmedi, toplama kamplarının fırınlarında , bombalanan onlarca kentte yandı durdu.</div>
<div>Kültür cinayetine onay veren aydınlar.</div>
<div>Kitap yakma, Hitler ve peşinden gidenlerin Alman düşünce dünyasında planladığı kıyımın sadece bir parçasıydı. Bu uygulama 10 Mayıs’tan başlatılmıştı. Üniversiteler, müzeler, kütüphaneler, tiyatrolar ve orkestralarda yapılan “temizlik” için 7 Nisan 1933’te memur yönetmeliğinde değişikliğe gidilmişti. Komünistler, sosyalistler ve özellikle de Yahudiler devlet hizmetinden çıkarılacaktı. 10 Mayıs’tan haftalar önce Alman düşünce dünyasına ‘zarar  veren kişiler’in listeleri hazırlanmıştı. Alman aydınlarının bir bölümü olup bitene sesini çıkaramadı. Ancak çoğu düşünür, profesör, aydın, insanlık tarihinde benzeri olmayan bu kültür cinayetine onay verdi. Basın da karşı çıkmadı, hatta bir çok köşe yazarı girişimleri onayladı. “Kentlerimizde göğe yükselen alevler, Almanya’nın yeniden uyanışının bir simgesidir.” diye yazanlar oldu. Aradan iki yıl geçtikten sonra Hitler yönetimi bir ‘yasaklar listesi’ yayımladı. Bu listeye göre Naziler tam 524 yazarın ‘zararlı’ dedikleri toplam 3601 eserinin Almanya’da yayımlanmasını ve okunmasını yasaklıyordu.</div>
<div>Kitap, diktatörlerin, baskı yöntemlerinin korkulu düşüdür, örümcekli kafalar için karabasanların en korkuncudur. Çünkü kitap, bütün işkencelerden, zindanlardan, her türlü silahtan daha güçlüdür. İnsanlık tarihinde kitaptan nefret eden, kitabı yasaklayan, yakan çarpık politika önderleri hep görülmüştür. Ancak kalıcılığını ve etkinliğini her zaman korumuştur kitap. O, sağlıklı düşünceyi toplumlara ulaştırmayı, onlara doğru yolu göstermeyi hep başarmıştır.</div>
<div>Düşünce özgürlüğüne baskı, uygulandığı ülkenin sınırlarını kolayca aşar, başka toplumlara da sıçrar. Bireye baskı yapan, onu düşüncesinden dolayı zindana atan çıkar çevreleri her zaman ve her ülkede vardır.</div>
<div>Netice itibariyle ülkemizde, Hizmetin yazıp neşrettiği kitapları, yani içinde âyet hadisler bulunan eserleri hatta mealleri bile bu süreçte yakanlar,  çöpe atanlar, elbette hiç çekinmeden canları da yakıyorlar… Ama biliyoruz ki, “Cennet ucuz değil; Cehennem de lüzumsuz değil.”</div>
<div></div>
<div><a href="http://www.samanyoluhaber.com/yazar/safvet-senih/kitap-yakanlar-kim-bilir-nice-canlar-yakarlar/1343810/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Samanyoluhaber | Safvet Senih</strong></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/kitap-yakanlar-kim-bilir-nice-canlar-yakarlar-safvet-senih/">Kitap yakanlar kim bilir nice canlar yakarlar | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
