<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Buğday arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/bugday/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/bugday/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:21:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Buğday arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/bugday/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yunus! Buğday mı, Himmet mi? &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/yunus-bugday-mi-himmet-mi-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2020 13:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Buğday]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hani Yunus Emre, kıtlık zamanı bir ulu dergaha gider, oradaki mürşid, ona buğday mı yoksa himmet mi istersin diye sorar… Buğday isteyen Yunus sonradan dönüp himmet istemek ister ama artık&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yunus-bugday-mi-himmet-mi-safvet-senih/">Yunus! Buğday mı, Himmet mi? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Hani Yunus Emre, kıtlık zamanı bir ulu dergaha gider, oradaki mürşid, ona buğday mı yoksa himmet mi istersin diye sorar… Buğday isteyen Yunus sonradan dönüp himmet istemek ister ama artık oranın kapandığı için kendisini Taptuk’un Dergâhına gitmesi gerektiğini söylerler…</div>
<div></div>
<div>Üstad Bediüzzaman Hazretleri HİMMET  mevzuunda “VELİLERİN  himmetleri, imdatları ve feyiz vermeleri, hâli veya fiilî bir duadır. Mutlak Hâdî, Mutlak Muğîs  ve Mutlak Muîn  (Yani mutlak mânâda  hidayeti veren, yardım  isteyenlerin isteklerine cevap verip imdatlarına yetişen ve mutlak Yardımcı)  Allah’tır.” diyor.</div>
<div>M. Fethullah  Gülen  Hocaefendi de “Asıl HİMMETİ  Cenab-ı Haktan beklemeli”  dedikten sonra diyor ki, “Bununla beraber, Cenab-ı Hak, her şeyde sebepleri izzet ve azametine perde yaptığı gibi, değişik konumdaki kullarına bir kısım İLTİFATLARIN da  bazan bir Peygamber veya veliyi PERDE  yapar ve hediyelerini onların eliyle sunar. İşte, Allah katında makbul bir kulun manevî yardımına ve bir hak dostunun bir muhtacın imdadına koşmasına da HİMMET  dene gelmiştir. (…)</div>
<div></div>
<div>“Evet, Cenab-ı Hak size Abdülkadir Geylanî, Şâh-ı Nakşibendi, İmam Rabbani, Hâce-i Ahrar, Ebu’l-Hasan el-Harakânîi Ahmed  Rufâî, Ahmed Bedevî,  Mevlâna Hâlid ve Bediüzzaman Said Nursî gibi Hak dostlarını sevdirir. Onları görmediğiniz gibi belki şemâillerini dahi bilmiyorsunuzdur. Haklarında birkaç menkıbe duymuşsunuzdur, o kadar. Fakat, Allah onlara karşı kalbinizde derin bir alâka koyar, içinize bir sevgi koru atıverir. Artık onlara da dua etmeden ellerinizi indiremez olursunuz; günde birkaç defa onları da zikreder, okuduğunuz Kur’an’ın ve salavât-ı şerifelerin sevaplarını onların ruhlarına da hediye edersiniz. Hatta sadece kendi şahıslarını yâd etmekle kalmaz, dualarınıza onların annelerini babalarını ve aile fertlerini de katarsınız. Mesela İmam Rabbanî Hazretlerine dua ederken, onun hocalarını, talebelerini, annesini, babasını, evlatlarını, kardeşlerini, torunlarını umumî olarak söylersiniz; şayet biliyorsanız bazılarını ismen zikreder, mesela, ‘Mübarek oğlu Şeyh Muhammed  Masum Efendi’  dersiniz. İşte onları bu genişlikle yâd etmeniz, muhtevalı bir tebrik yazmak gibi gelir onlara, Cenab-ı Hak, haberdar eder onların ruhlarını. Hazret alır sizden gelen o muhtevalı kartı; koyar onu arşivine. Darda kaldığınız zaman bunaldığınızda ve bir çıkış yolu aradığınız bir anda ve belki de o sırada o Hazret’e teveccüh etmemenize ve onun adını anmamanıza rağmen, Hak Dostu yönelir herkesin teveccüh etmesi gereken kapıya, “Yâ Rabbi!’  der, bir vefa borcum var, benim bu biçare kuluna.  Yardım et ona!’  ve sonra da büker boynunu sebepleri Yaratan’a saygı şuuruyla. Bir gün o, bir başka sefer de diğeri, ama bir kart gönderme kadar bir tanışıklık kurduğunuz bir Hak eri, yardım beklediğiniz bir anda boynunu büker; ‘Yâ Rabbi, tanışıyoruz biz bununla!’  der ve size referans olur.”   (Kırık  Testi-5 ve 6)</div>
<div></div>
<div></div>
<div>Bayram Yüksel Ağabey’den bir kaç defa dinlemiştik: “Üstad Hazretleri, benim “Dinsizliğe karşı savaş için Kore’ye gitmemi uygun buldu ve uğurlarken; ‘Kore’de her sıkıştığında beni hatırla’ demişti. Harbin sıkıntılı ve tehlikeli anlarında bu dediğini yaptım Cenab-ı Hak, harika şekilde umulmadık şekillerde beni kurtardı. Onun için Üstadımızın himmetini hep arkamda hissediyordum. Komutanların  ve asker arkadaşlarım da sanki bunun farkındaydılar.”</div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Kaynak:Safvet  Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<div></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/yunus-bugday-mi-himmet-mi-safvet-senih/">Yunus! Buğday mı, Himmet mi? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buğdayın hüzünlü ve destansı hikayesi &#124; Veysel Ayhan</title>
		<link>https://hizmetten.com/bugdayin-huzunlu-ve-destansi-hikayesi-veysel-ayhan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Feb 2020 14:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Buğday]]></category>
		<category><![CDATA[veysel ayhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7676</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ektiğiniz tohuma baksanıza!  Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?”  (Vâkı’a, 64) Buğday dânesi bir tohumdur. Yeşerir, olgunlaşır ve başak olarak meyve verir. Her ağaç, bir tohumdan doğar, büyür ve meyve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bugdayin-huzunlu-ve-destansi-hikayesi-veysel-ayhan/">Buğdayın hüzünlü ve destansı hikayesi | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Ektiğiniz tohuma baksanıza! </em><br />
<em>Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?” </em><br />
<em>(Vâkı’a, 64)</em></p>
<p>Buğday dânesi bir tohumdur.</p>
<p>Yeşerir, olgunlaşır ve başak olarak meyve verir.</p>
<p>Her ağaç, bir tohumdan doğar, büyür ve meyve verir.</p>
<p>Buğdayın asıl doğduğu gün başakta var olduğu gün değildir.</p>
<p>Tohumun asıl doğduğu gün, toprağa düştüğü gündür.</p>
<p>Düşer, sarsılır, bunalır sonra beslenir ve kendine gelir.</p>
<p>Sabırla güçlenmeyi bekler.</p>
<p>Sonra karanlıklarla boğuşa boğuşa yukarı tırmanır.</p>
<p>Nihayet güneşi bulur, teneffüs eder.</p>
<p>Ve vakti geldiğinde meyvesini verir.</p>
<p>‘Ekin (buğday)’ metaforu aslında hemen her şeyde var olan bir hayat sirkülasyonunu örnekler.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de yer alır. Müminler, İncil’deki benzetmesiyle ifade edilir.</p>
<p>‘Ekin’ olarak nitelendirilir.</p>
<p><i>“(Onlar) filiz veren bir tohum gibi (dirler), sonra Allah o (filizi) güçlendirir ki sağlam şekilde büyüsün ve (sonunda) kökü üzerinde dimdik dursun ve üreticileri sevindirsin, hayrete düşürsün…” (Fetih, 29)</i></p>
<p><b>HARMAN ZAMANI VEYA KÜÇÜK KIYAMET</b></p>
<p>Harman zamanı; buğdayın olgunlaşıp meyve halinde toplanma zamanıdır.</p>
<p>Aynı zamanda küçük bir kıyamettir.</p>
<p>Öncelikle tarlanın o yıla ait misyonu ve görevi bitmiştir.</p>
<p>Bir sonraki mevsime kadar âtıl halde bekler.</p>
<p>O topraklar kısmi bir fetret yaşar. Bir müddet ekim yapılamaz. Az da olsa sağda solda unutulmuş tohumlardan bir kısım başaklar çıktığı olur.</p>
<p>Kalanlar ‘Hüdâ-ı nâbit’tir, kendiliğinden yetişendir.</p>
<p>Artık düzenli bir ekim, toptan bir sürgün verme söz konusu değildir.</p>
<p>Ama bu zaman diliminde tarla terk edilmez.</p>
<p>Bir sonraki ekimin hazırlıkları yapılır. Temel atılır.</p>
<p><b>BİÇERDÖVERLER…</b></p>
<p>Hasat edilen tohumlara gelince…</p>
<p>Buğdayın ayıklanması kolay değildir.</p>
<p>Küçük bir kıyamet kopar.</p>
<p>Biçerdöverler… Fırtına… Rüzgâr… Savrulma, alt üst olma…</p>
<p>Sonra başaktan ayrılma.</p>
<p>Tabii ki sapla samanın ayrılması ‘barışçıl’ yollardan olmaz.</p>
<p>Dâne buna katlanır. Çünkü maksat bizzat kendisidir, gerisi araçtır.</p>
<p>Tarla, toprak, sap, saman hepsi birer araçtır.</p>
<p>Dekoratif, esbaba dair ve şekli gerekliliklerdir.</p>
<p>Asıl ve gaye değildir.</p>
<p>İşi bitince kenara atılır.</p>
<p>Amaç “tohum”dur.</p>
<p><b>SAVRULMA ZAMANI</b></p>
<p>Ayrılan samanlar (dekor malzemeleri, mülk emlâk…) balya halinde hayvan yemi olmaya giderken, buğdaylar için zor ve uzun bir süreç başlar.</p>
<p>Bu sürece ikinci doğuş veya ikinci bahar dönemi de denebilir.</p>
<p>Kader, iltimas geçmeden kalite kontrolü yapar.</p>
<p>“Kaderin eli” ağırdır.</p>
<p>Herkesin kalitesini deşifre eder.</p>
<p>Eteklerdeki bütün taşlar dökülür.</p>
<p>Çürük, nemli ve kalitesiz dâneler ayıklanır.</p>
<p>Kaliteli her bir buğday “dâne”si; ya tohum halinde sonraki sezon başak vermesi için saklanır veya başka tarlalara başka dünyalara dağılır veya savrulur.</p>
<p><b>ÖNDEN GİDENLER</b></p>
<p>Veya “dâne”ler ağır preslerden geçer un olur.</p>
<p>Sonra yoğrulur, mayalanır ve fırın ateşinde ekmek haline gelerek yaratılış maksadına ulaşır.</p>
<p>Bunu şöyle de anlayabiliriz:</p>
<p>Bazı dâneler bahara varmadan vuslata koşar, Hakk’a yürür.</p>
<p>Bedel vermek, gelecek baharlara peşinat olmak da vardır kaderde.</p>
<p>Gönüllü, içten ve müstağnidirler.</p>
<p>Ruhları şehâdet terennüm etmiş olmalı ki kendilerini “bedel” olarak sunarlar.</p>
<p>Ve kader, en kusursuzları seçer.</p>
<p>Birer tuba ağacı olarak onlarla Cennette tâklar inşa eder.</p>
<p>Cenneti onlarla süsler.</p>
<p>Selâm onların üzerlerine…</p>
<p><i>‘O yıldızların mevki’lerine kasem ederim’. (Vâkı’a/75)</i></p>
<p><b>HER YÜZYIL AYRI BİR TARLA</b></p>
<p>Her yüzyıl ayrı bir tarladır.</p>
<p>Ayrı ayrı tarlalar, ayrı ayrı çiftçiler gelir.</p>
<p>Tohum saçar giderler. Hasat mevsimi geldiğinde üretilen buğday hem çiftçinin hem de semerenin kalitesini ifade eder.</p>
<p>Her “ekim” dönemin, her “hidayet sezonunun”, “her tecdit peryodunun” mutlaka bir hasat mevsimi vardır.</p>
<p>Kaderin değişmez bir konseptidir bu.</p>
<p>Tarla tarumar olur, üzülürsünüz.</p>
<p>Hüzünlü ayrılıklar başlar.</p>
<p>Yusuflar, Yakup’tan; Hacerler, İbrahimlerden ayrı düşer.</p>
<p>Dâneler, başakta yana yana durdukları arkadaşlarından uzağa gider.</p>
<p>Hasret ve hicran birer tesbih tanesi olur herkesin elinde. Sabırla çekilir.</p>
<p>Sonra uzun preslenme yılları.</p>
<p>Ee iyiydik, önceden, ne güzeldik eskiden, denmez.</p>
<p>Başaklar halinde ahenkle salınıyorduk, denmez.</p>
<p>Niye bozuldu düzenimiz, denmez.</p>
<p>Niçin kırıldı mızrabımız, denmez.</p>
<p>Çünkü hasat zamanı toplanmayan tohumlar çürür.</p>
<p>Ki çürüme başlamamıştı diyen var mı biliyorum.</p>
<p>Eski zamanlar kolay zamanlardı.</p>
<p>Başaklar ana rahmindeki bebek gibi korunuyordu.</p>
<p>Bir arada, sırt sırta ve yan yanaydılar.</p>
<p>En büyük imtihan bazen nisan yağmuru bazen sert esen meltemdi.</p>
<p>Bazen seher serinliği, bazen aşırı güneşti.</p>
<p>Ötesinde bir sınanma ve imtihan yoktu.</p>
<p>Ama ya Temmuz sonrası, ya harman zamanı…</p>
<p><b>BAŞAKLARDAN, TANKLARIN PALETLERİNİN ALTINA</b></p>
<p>Asıl imtihan harman zamanı ve sonrası olur.</p>
<p>“Dâne”lerin kalitesi, Yaradan’ıyla bağı ve gerçek kalibresi bu süreçte ortaya dökülür.</p>
<p>Harman zamanında olacakları Kur’an tane tane anlatıyor:</p>
<ul>
<li>Korkuyla sarsılma,</li>
<li>Mal ve mülkü yitirme,</li>
<li>Açlık,</li>
<li>Yoksulluk,</li>
<li>Gayretli olanların tembellerden ayrılması,</li>
<li>Semerenin kaybı (okul, bina, vakıf…)</li>
<li>Zorluk zamanında infak edip-edememe,</li>
<li>Sabırlı olup-olmama…</li>
</ul>
<p>Ve Kur’an, dâne dâne örnekler veriyor: Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. İbrahim, Hz. Meryem, Hz. Asiye, Hz. Aişe, Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdud…</p>
<p>Tüm bu sorular ve örnekler harman zamanını bekler.</p>
<p>BU örnekler atlastan kıyafetler halinde bize teklif edilir.</p>
<p>Giyip giymeyeceğimize bakılır.</p>
<p>Herkes hayatının en zor sorularıyla boğuşur.</p>
<p>Haklı olarak yorulur. Kimi zaman yıkılır. Tekrar doğrulur.</p>
<p>Her yüzyılda yaşayan müminler benzer süreçler yaşamışlardır.</p>
<p><i>“Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara mâruz kalmadan… ” (2/214)</i> ayeti bunu vurgular.</p>
<p><b>“GÜZEL GÖRME” VEYA NOKTA-YI NAZAR</b></p>
<p>Tüm bunlar bir bakış açısı.</p>
<p>Bir gözlük meselesi.</p>
<p>Her insan hadiselere böyle bakamaz.</p>
<p>Bu, bir inanç alanı.</p>
<p>Dünyaya ait bit nâkise değil.</p>
<p>Gözlük camında Kur’an ve hadis yoksa böyle göremezsin, normaldir.</p>
<p>Kehf veya Tevbe suresini fark etmediysen böyle bakamazsın, normaldir.</p>
<p>Sahabiyi kabul etmezsen böyle inanmazsın, normaldir.</p>
<p>Ahireti nazara almayan ve metafizik gözlüğünden soğuyanların gördükleri normal olarak sadece is ve pas olur; toz ve çamur olur.</p>
<p>Yaşadıkları ise pişmanlık ve inkisar olur; atf-ı cürm ve isyan olur.</p>
<p>Bu ise kınamayı değil, dua etmeyi ve sahip çıkmayı gerektirir.</p>
<p><i>“Geçirilen imtihanın ağırlığı ve soruların terleticiliği nispetinde, fert, insanlık mektebinde sınıf geçmeye ve yükselmeye hak kazanır… Evet, sabah akşam onların çevrelerinde dolaşıp duran endişeler, yer yer yuvalarını sarsıp geçen açlıklar, susuzluklar, sıkıntılar, hatta mal ve canlarına gelen zarar ve ziyanlar, beklenmedik şekilde hâdiselerin demir paletleri altında kalıp ezilmeler, onları en sert çelikler hâline getirecek ve istikbale hazırlayacaktır…</i></p>
<p><i>Hadiseler mahruti bakabilenler için çile ve imtihanlarla harmanlanmış bu kutlu zaman dilimi, insanı gökler ötesi âlemlere uçuran bir kanat ve imtihanda görülen her sıkıntı da ona güç ve canlılık kazandıran bir iksirdir. Böyle birinin nazarında ateşlere atılmak, Yaratıcı’nın dostluğuna doğru atılmış en güçlü bir adım; çarmıhlara gerilmek de O’na yükselmenin yüce birer vesilesi sayılır.” (Sızıntı, İmtihan, 1982)</i></p>
<p>…</p>
<p><i>(Peki tohumlar saçıldıkları yere vardığında ne olur?</i><i> Gömülmeyen, yeşermeye direnen tohumlar ne olur? </i><i>Bu da sonraki yazının konusu) </i></p>
<p><strong>Kaynak:Veysel Ayhan</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bugdayin-huzunlu-ve-destansi-hikayesi-veysel-ayhan/">Buğdayın hüzünlü ve destansı hikayesi | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
