<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BİRR arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/birr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/birr/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 May 2026 09:47:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>BİRR arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/birr/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Birr/Hakiki İyilik</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/</link>
					<comments>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 08:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#hakikiiyilik]]></category>
		<category><![CDATA[BİRR]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48864</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/">Cuma Hutbesi | Birr/Hakiki İyilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="text-align: center;"><strong>لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İyilik ve hayır, yüzlerinizi doğuya ya da batıya doğru çevirmeniz değildir. <strong>Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman eden; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara, isteyenlere ve hürriyetine kavuşmak isteyenlere veren; namazı hakkıyla eda edip zekâtı veren; sözleştikleri zaman sözlerinde duran; darlıkta, hastalıkta ve mücadelenin şiddetlendiği zamanlarda sabreden kimselerin davranışlarıdır. </strong>İşte<strong> sadık olanlar </strong>bunlardır. İşte <strong>takvâ sahipleri </strong>bunlardır.<strong>”</strong> <strong><em>(Bakara Suresi; 2:177)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müminler!</strong></p>
<p>Bugünkü hutbemizde Kur’ân’ın çok kapsamlı kavramlarından biri olan, <strong>birr</strong> <strong>-hakiki İyilik-</strong> üzerinde duracağız. <strong>Birr</strong> kelimesi çoğu zaman “iyilik” diye tercüme edilsede Kur’ân’daki derinliğini tam olarak karşılamaz.</p>
<p>Günlük dilde <strong>iyilik </strong>denildiğinde çoğu zaman birine yardım etmek, güzel bir söz söylemek, bir ihtiyaç sahibine destek olmak gibi tek tek davranışlar anlaşılır. Kur’ân’daki <strong>birr kavramı</strong>, bunlardan daha geniştir. <strong>Birr,</strong> sadece ara sıra yapılan iyiliklerden ibaret değildir. <strong>Birr;</strong> iyiliğin insanın <strong>imanına, niyetine, ibadetine, ahlakına, infak anlayışına, insanlarla ilişkisine ve zor zamanlardaki duruşuna </strong>yerleşmesidir. Başka bir ifadeyle <strong>birr, iyiliğin insanda fıtrat haline gelmesidir.</strong></p>
<p>Ayetin indiği ortamda kıble değişimi etrafında bazı tartışmalar yaşanmıştı. Müslümanlar bir dönem Beytü’l-Makdis’e -Kuduse- yönelmiş, daha sonra Allah’ın emriyle Kâbe’ye yönelmişlerdi. Bazı çevreler meseleyi sadece “doğuya mı, batıya mı dönülecek?” şeklinde zahirî bir tartışmaya çevirmişti. <strong>Kıble önemlidir ve Allah’ın emrettiği yöne yönelmek kulluğun bir gereğidir.</strong> Fakat ayet bize şunu hatırlatır: Asıl olan sadece yönün kendisi değil, Allah’ın emrine teslimiyettir. İbadet sadece bedenin bir tarafa yönelmesi değildir; kalbin Allah’a yönelmesidir. Eğer kalpte ihlas, samimiyet ve teslimiyet yoksa, <strong>dış şekil tek başına hakiki birr seviyesine ulaşmaz.</strong></p>
<p><strong>Ayet,</strong> hakiki birr’in<strong> -hakiki iyiliğin-</strong> ilk esasına iman hakikatleriyle başlar:</p>
<p>“Asıl birr;<strong> Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere </strong>iman eden kimsenin tavrıdır.” Der.</p>
<p><strong>Kur’ân’a göre iyiliğin kökü imandır.</strong> İman yoksa iyilik bazen <strong>sadece vicdanî bir refleks, bazen sosyal bir alışkanlık, bazen de insanların takdirini kazanma arzusu </strong>olarak kalabilir. Fakat iman, iyiliğe yön verir, niyetle ayrı bir derinlik kazandırır ve onu Allah’ın rızasına bağlar.</p>
<p><strong>Allah’a iman</strong> eden insan kendisini başıboş görmez.</p>
<p><strong>Ahirete iman</strong> eden insan, yaptığı  iyilik zayi olur diye endişe etmez.</p>
<p><strong>Meleklere iman</strong> eden insan, hayatının kayıt altında olduğunu hisseder.</p>
<p><strong>Kitaba iman</strong> eden insan, kendi hevasını değil vahyin ölçüsünü esas alır.</p>
<p><strong>Peygamberlere iman</strong> eden insan ise iyiliği soyut bir fikir olarak değil, <strong>yaşanmış ve temsil edilmiş bir hakikat</strong> olarak görür.</p>
<p><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p><strong>Bu ayet Kur’ân-ı Kerîm’i özetleyen bir âyet. İman esaslarından sonra Cenab-ı Allah başlıca salih amellere, yani iyiliklere yer vererek önce muhtaçların yardımına koşmayı zikreder. </strong>Bu ayette zekâtın dışında yapılacak bir harcamadan bahsediliyor. Çünkü ayeti kerimede zekât ayrıca zikrediliyor. Burada sadece “malını verir” demiyor; <strong>“sevdiği malını verir”</strong> buyuruyor. Çünkü insanın imtihanı çoğu zaman, <strong>sahip</strong> <strong>olmadığı şeylerle</strong> değil, <strong>sahip olduğu ve sevdiği şeylerle olur.  Âyette:</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ</strong><strong> “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birr’e erişemezsiniz.” </strong>Buyrulmaktadır.<strong><em> (Âl-i İmrân/3; 92.)</em></strong></p>
<p>Ebû Talha (r.a.) çok sevdiği <strong>Büreyhâ bahçesini</strong> Allah yolunda infak etmek istemiştir. Bu bahçe, Efendimiz’in de uğradığı, suyundan içtiği ve ağaçlarının altında oturduğu müstesna bir yerdi. “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birr’e<strong> -hakiki iyiliği-</strong> erişemezsiniz” ayeti nazil olunca <strong>Ebû Talha, en sevdiği malını Allah için vermiştir. </strong></p>
<p>Ayet, sevdiği maldan vermeyi zikrettikten sonra <strong>namaz ve zekâtı</strong> hatırlatır: <strong>“Namazı hakkıyla ifa edip zekâtı veren…” <em> </em></strong>ifadesini kullanır. Namaz, kulun Allah ile irtibatını temsil eder. Zekât ise kulun mal, toplum ve ihtiyaç sahipleriyle ilişkisini düzenler.</p>
<p>Biri insanın iç dünyasını Allah’a bağlar; diğeri insanın sosyal hayatını ve mal anlayışını temizler. Zekât; malın arınması ve toplumda merhamet köprülerinin kurulmasıdır. Zekât veren insan “ben tok olayım da başkası aç kalırsa kalsın” diyemez. Çünkü bilir ki mal Allah’ın emanetidir. Bu emanetin içinde fakirin, yetimin ve ihtiyaç sahibinin hakkı vardır.</p>
<p>Ayetin bir sonraki halkası<em>; </em>“<strong>sözleştikleri zaman</strong> <strong>sözlerinde duran”</strong> ifadesiyle, <strong>ahde vefadır</strong>. Hakiki iyilik sadece kalpteki imanla, yapılan ibadetlerle veya verilen sadakalarla sınırlı değildir. Birr, insanın sözünde durması, güvenilir olması ve emanete riayet etmesidir. Ahit sadece “söz verdim” demek değildir. İnsanın üstlendiği her sorumluluk, kabul ettiği her vazife, verdiği her söz ve taşıdığı her emanet bir yönüyle ahittir. Evlilik bir ahittir. Anne babalık bir ahittir. Dostluk bir ahittir. Komşuluk bir ahittir. İş hayatındaki sözleşmeler bir ahittir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in daha peygamberlik gelmeden önce <strong>“el-Emîn”</strong> olarak tanınması bu açıdan çok önemlidir. Tebliğin zemini güvendir. İnsanların güvenmediği birinin sözünün tesiri de,  <strong>zayıf olur</strong>. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) münafığın genel halini resmederken dört özellik sayar: “Konuşurken yalan söyler, <strong>söz verdiğinde sözünde durmaz,</strong> emanete ihanet eder, <strong>hasım olduğu kimselere karşı her türlü günaha girer.”</strong> (<em>düşmanlıkta aşırı gider, bir yerde durmasını bilmez, her çeşit hile ve komplo ya başvurur, herhangi bir ölçü tanımaz, bütün insanlık sınırlarını aşar</em>). buyurur. <strong><em>(B</em></strong><strong><em>uhari, iman 24, Müslim, iman 107.) </em></strong></p>
<p>Ayetin son halkalarından biri de sabırdır. <strong>“Darlıkta, hastalıkta ve mücadelenin şiddetlendiği anlarda sabredenler” </strong>Burada sabır, hayatın en ağır imtihan sahalarında zikredilir. <strong>Yokluk, hastalık, kayıp, acı, baskı, korku ve mücadelenin şiddetlendiği zamanlar</strong>… İşte insanın gerçek kıvamı çoğu zaman böyle anlarda ortaya çıkar. Mümin hiç sarsılmayan insan değildir. Mümin, sarsılsa da Allah’ın izniyle yeniden doğrulan insandır. Allah Resûlü mümini ekine benzetir: <strong>“Mü’minin misali ekin gibidir. Ekini rüzgâr sallar durur. Mü’min de sürekli bela ve musibetlere maruz kalır.” </strong>Ekin rüzgârla eğilir, bükülür; fakat fırtına geçince tekrar doğrulur. Mümin de imtihanlar karşısında incinebilir, yorulabilir, sarsılabilir; fakat imanıyla yeniden toparlanır.</p>
<p>Ayetin sonunda bütün bu vasıflar iki kelimede toplanır:</p>
<p><strong>“İşte sadık olanlar bunlardır. İşte takva sahipleri bunlardır.”</strong></p>
<p>O halde hakiki birr <strong>-hakiki iyilik-;</strong> insanın imanında sadık, ibadetinde ciddi, malında cömert, sözünde vefalı, musibetler karşısında metin ve bütün bunların arkasında Allah’a karşı derin bir takva şuuru taşımasıdır.</p>
<p>Rabbimiz bizleri <strong>birr sahibi -hakiki iyilik</strong> <strong>sahibi- </strong>kullarından eylesin. İmanımızı canlı, ibadetlerimizi şuurlu, infakımızı samimi, sözümüzü sadık, sabrımızı sağlam ve ahlakımızı Kur’ân ahlakı eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/05/Cuma-Hutbesi-BirrHakiki-Iyilik.docx">Cuma Hutbesi | Birr:Hakiki İyilik</a>  WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/05/Cuma-Hutbesi-BirrHakiki-Iyilik.pdf">Cuma Hutbesi | Birr:Hakiki İyilik</a>   PDF</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/">Cuma Hutbesi | Birr/Hakiki İyilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hâl’den Birr’e Uzanan Çizgi &#124; MEHMET YAVUZ ŞEKER</title>
		<link>https://hizmetten.com/halden-birre-uzanan-cizgi-mehmet-yavuz-seker/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yavuz Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jul 2022 00:53:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[BİRR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26583</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızda hâl ehli ve ibnü’l-vakit insanların durumundan bahsetmiştik. Bu yazımızda ise eksik kalan bir hususu tamamlamak istiyoruz. Hak dostları “biz hâl ehli olalım, vaktin çocuğu olalım” iddiasında asla&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/halden-birre-uzanan-cizgi-mehmet-yavuz-seker/">Hâl’den Birr’e Uzanan Çizgi | MEHMET YAVUZ ŞEKER</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızda hâl ehli ve ibnü’l-vakit insanların durumundan bahsetmiştik. Bu yazımızda ise eksik kalan bir hususu tamamlamak istiyoruz.</p>
<p>Hak dostları “biz hâl ehli olalım, vaktin çocuğu olalım” iddiasında asla</p>
<p>bulunmadılar. Bilakis, iddianın her türünden doğu-batı arası kadar uzak olmakla birlikte, onlar, Allah’a vardıran yolun hakkını vermeye, onu en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştılar.</p>
<p>Zira ömür heba edilmesi için değil, imar edilmesi için verilmiş bir emanetti. Ömür, vakti mamur bir hayattı. Onun imar ve ihyası ise idrakten geçiyordu. Böyle bir anlayış içerisinde her vakitte o vakitte yapılması en doğru olan şeyi yapmaya odaklandılar.</p>
<p>Onların zaman adına ayrı derecelendirmeleri, taksimleri, kullanımları oldu. Bütün hayatı, bir vazife, Allah’tan bir gösterge, bir işaret, bir mesaj kabul ettiler. Hâl üzere yaşadılar. Allah ile irtibat içerisinde yaşamaya “hâl üzere yaşama” dediler. Zamanı anbean idrak ederken karşılaştıkları olaylara hep doğru karşılık vermeye çalıştılar. “Allah şu anda karşılaştığım şu olayla bana bir şey söylüyor, ben de yapılması en doğru olan şeyi yaparak O’na bir şey söylüyorum” şeklindeki bir bilinçle vakitlerini, ömürlerini imar ettiler.</p>
<p>Yoksa neşe hüzün, kabz bast gibi hâlleri sürekli yaşayıp durmadılar. Onlar ve benzerleri elbette yeri geldiğinde onlara misafir oldular. Onlar da onları en iyi şekilde ağırlayıp konuk ettiler. Ama hâl ehli olmak, ömrü saniye saniye, dolu dolu idrakten ibaretti. Onlar da bu duyarlılıkla hareket etti ve Allah ile olan bağlarını daha da sıkılaştırarak yaşadılar.</p>
<p>Örneğin, herhangi bir yolun üzerinde insanlara sıkıntı veren bir şey gördüklerinde, hâli, o sıkıntı veren şeyi oradan kaldırmak şeklinde anladılar ve gereğini yaptılar.</p>
<p>Bir hasta gördüklerinde, o hastayı ziyaret etmenin, hâli değerlendirmek olduğu inancıyla o hastayı ziyaret ettiler.</p>
<p>Muhtaç birisini gördüklerinde, ona yardım edip ihtiyacını giderdiler, gidermeye çalıştılar.</p>
<p>Böyle yapmak suretiyle Allah’ın bu mesajını doğru anlamış ve gerekeni yapmış olduklarına inandılar.</p>
<p>Bütün bunları yaparken Efendimiz (sas)’in şu gibi hadislerini referans aldılar:</p>
<p>“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” <em>(Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)</em></p>
<p>“Kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken gibi şeyleri kaldırıp atman senin için sadakadır.” <em>(Tirmizî, Birr, 36)</em></p>
<p>Onlar hâl üzere yaşamayı bir hayat felsefesi haline getirirlerken aslında birr’e doğru yol aldıklarını, “ebrar”dan olma adına efor sarfettiklerinin de elbette farkında idiler.</p>
<p>“Birr” kelimesi, insanın içini huzurla dolduran, ruh dünyasını aydınlatan ve geliştiren her türlü iyilik ve güzelliği kapsar. Bütün saygılı davranışları ve insanı Allah’a yaklaştıran hayırlı işleri içerir. Kısaca “iyilik” demektir. İhsanın en ileri derecesidir.</p>
<p>“Berr” ise birri işleyen kimseye denir. “İyi” anlamındadır. “Ebrar” bu kelimenin çoğulu olup “iyiler” manasında Kur’anî bir terimdir ve Hak katında yüksek mertebenin adıdır.</p>
<p>Hak yolunun yolcuları, iyiliği cennete ulaştıran mübarek bir vesile, bir köprü, bir koridor gibi görüp ona göre hayatlarını dizayn ettiler. En başta Cenab-ı Hakk’a iyi bir kul olmak üzere, iyi bir insan olmaya çalıştılar. Herkese, her zaman ve her yerde iyi olmaya gayret ettiler. İyi olma uğruna sarf ettikleri bütün gayret ve cehdin de aslında Allah’tan olduğunu, O’nun tevfikiyle bütün bu iyiliklere mazhar olduklarını hiç unutmadılar. Kendi yokluklarında O’nun varlığını, kendi acizliklerinde O’nun kudretini, kendi fakirliklerinde O’nun zenginliğini görüp her şeyi O’na verip O’ndan bildiler. Cennete ait bir hazine olan “Lâ havle velâ kuvvete”nin hakikatini dünyada iken tatma bahtiyarlığına erdiler.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/halden-birre-uzanan-cizgi-mehmet-yavuz-seker/">Hâl’den Birr’e Uzanan Çizgi | MEHMET YAVUZ ŞEKER</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
