<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beş âfet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/bes-afet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/bes-afet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Nov 2023 06:42:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Beş âfet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/bes-afet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Mümini Bekleyen Beş Afet</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-mumini-bekleyen-bes-afet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2023 06:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Beş âfet]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=35290</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَالَّذينَ جَاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذينَ سَبَقُونَا بِالْايمَانِ وَلَا تَجْعَلْ في قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحيمٌ Onlardan sonra gelenler&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-mumini-bekleyen-bes-afet/">CUMA HUTBESİ | Mümini Bekleyen Beş Afet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَالَّذينَ جَاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذينَ سَبَقُونَا بِالْايمَانِ وَلَا تَجْعَلْ في قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحيمٌ</strong></p>
<p>Onlardan sonra gelenler (başta muhacirler olarak, kıyamete kadar gelecek müminler): “<strong>Ey kerim Rabbimiz, derler, bizi ve bizden önceki mümin kardeşlerimizi affeyle! İçimizde müminlere karşı hiçbir kin bırakma</strong>! Duamızı kabul buyur ya Rabbenâ, çünkü Sen Rauf’sun, Rahîm’sin!” (şefkat ve ihsanın son derece fazladır). (Haşr;10)</p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, “<strong>Müminleri Bekleyen Beş Afet</strong>” hakkındadır.</p>
<p>Allah’a (cc) imandan sonra; o yüce imanı, susamış başka gönüllere ulaştırma gayreti içerisinde olmak şahsın durumuna göre her mümin için farz-ı ayndır, yani her Müslümanın yapmakla sorumlu olduğu ibadettir. Hayırlı işlerin muzır mânileri olur fehvasınca; alimlerimiz inananlar arasında dikkat edilmesi gereken beş sinsi hastalıktan bahsetmişlerdir ve Allah yolunda hizmet eden insanları, bu hastalıklara karşı uyarmışlardır. Bu âfetlerin her biri ruha tuzak ve kalbi öldüren amansız birer hastalıktır. Ancak bunlar aşılamayacak hususlar da değillerdir.</p>
<p><strong>Bu afetlerin birincisi; menkıbe Müslümanı olma:</strong></p>
<p>Başkalarına ait meziyetleri ve faziletleri anlatmakla yetinip, başkalarının kahramanlıklarını destanlaştırıp; öyle olma duygu, düşünce, hamle ve gayretinden mahrum yaşamaktır. Yani bir nevi evliya menkıbeleriyle müteselli olup, evliya olma, yani Allah’a (cc) dost olma duygu ve düşüncesinden mahrum olmak, ciddi bir afettir. Zühd, takvâ, ihlâs ve samimiyetle gece gündüz çırpınan her fert, hayran olduğu, hayranlıkla destanlarını anlattığı insanların keyfiyetini kazanmaya çalışmalıdır. Mesela, “Falan zat her gece nafile yüz rekât namaz kılardı, falan zat ise senenin yarısını oruçlu geçirirdi.” şeklinde yaşanmış ve yaşanması muhtemel güzel örnekler verip de benzer ibadet aşkıyla, gayretiyle yaşamıyorsa insan, bu durum şüphesiz o insan için bir afettir.</p>
<p>Medenî dünyanın ilim ve teknolojisinin arkasında İslâm âlimlerinin bir dönem yaptıkları önemli çalışmaların büyük katkısının olduğu hakikatini, bugün insaf sahibi herkes kabul etmektedir. Ancak bunu anlatıp da onlardaki ilim aşkından mahrumiyetle tembel tembel oturmak da bizim için bir afettir.</p>
<p><strong>İkinci âfet; büyüklerin büyüklüğünü kabul etmeme:</strong></p>
<p>Kendini aşırı beğenmişlik bazen öyle bir kerteye varır ki, insan gururun ve kendini beğenmişliğin bir ifadesi olarak, kendisini o büyüklerin seviyesinde hatta daha ileride görebilir. Mesela, Allah’ın (cc) veli kullarını ve ilmiyle amel eden gönül eri âlimleri kendisi gibi görme ve “İhtimal ki, Şâh-ı Geylânî de, Nakşibendî de, Ebû Hanîfe de benim gibi bir insandı!” gibi sözler sarf etme, bu tür bir hastalığın sözlere yansımış şeklidir. Böyle düşünen kimse, büyüklerin füyûzâtından ebediyyen mahrum kalabilir. Allah (cc) muhafaza buyursun.</p>
<p>Evet, aziz Müslüman! Şu hakikati teslim edelim; biz kat’iyen İmam Ebû Hanife, İmam Şafiî, İmam Malik veya Ahmed İbn Hanbel olamadığımız gibi, Şâzilî, Ahmed Bedevî, Ahmed Rufaî, Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend ve İmam Rabbânî de değiliz ve olamayız. Binaenaleyh bir insanın kendini, tasarrufları –Allah’ın inayet ve izniyle– asırlarca devam eden kimselerle müsâvi görmesi kadar büyük bir gaflet ve dalâlet olamaz. Herkes bu hususta haddini bilmeli ve onlara yaklaşma adına ihlasla, sebatla gereken ceht ve gayreti göstermelidir. Onlar alamasak da bir ömür samimi gayretle, Allah’ın (cc) izniyle velayet, yani Allah’a (cc) dost olma ufkunu ihraz edip o yüce kametlerle arkadaş olabiliriz!</p>
<p><strong>Üçüncü âfet; Vesile ve vasıtaların asıl gaye yerine geçmesi:</strong></p>
<p>İnsanlar her hizmete, her yüce davaya, şevkle sahip çıkarlar, onu tahakkuk ettirmek için çeşitli vesilelere başvururlar. Yüce duygu ve düşünceleri gönüllere yerleştirmek için müesseseler açarlar. Hedefe giden yolda kullanılan sebeplerin vesileliği unutulur, bunlara asıl gaye olarak bakılır ve o müesseseler esas olarak ele alınır, böylece insanlar hedeften ve gayeden sapmış olurlar. Yani dînî duygu ve düşüncenin serpilip gelişmesi için açılan müesseselerde o vazifenin yapılamamasına, gerektiği şekilde edâ edilmemesine karşılık, hâlâ bir kısım müesseseler açılmakta ise, müesseselerin vesile olmaları unutulmuş ve bu vesileler gâye yerine konulmuş olur. Vesilelere gâye diye tapmak da mümini bitiren bu beş âfetten bir tanesidir.</p>
<p><strong>Dördüncü âfet; İstişaresiz hareket etme:</strong></p>
<p>Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için hizmet eden müminlerin, sadece kendi ilim, idrâk ve bilgilerine güvenip müstakil olarak hareket etmeleri; başka ilim, irfan ve düşünce kaynaklarına müracaat etmemeleri, hususiyle de ihtisasa saygılı olmadan, ‘Ben, bana yeterim!’ düşüncesi ile hareket etmeleri, büyük bir âfet ve gaflettir. İnsan çok akıllı ve ilim ehli dahi olsa katiyen istişareden vazgeçmemelidir. Zira istişare bir vazifedir. “İstişare eden kaybetmez!” buyurur Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem). Bir Arap atasözünde de denildiği gibi, “İki ilim bir ilimden hayırlıdır.” Böyle olunca, üç ilim bir ilimden haydi haydi hayırlı olmuş olur. Ayrıca istişarede bulunan insan, başkalarının ilmini de kendi ilmine katmış ve onların düşüncesiyle de hareket etmiş demektir.</p>
<p><strong>Beş hastalığın sonuncusu; mümin kardeşlerimizin iman ve Kur’an aşkının sönmesidir:</strong></p>
<p>Bu afeti, <strong>insanda yavaş yavaş İslâmî aşk ve heyecanın, dînî duygu ve düşüncenin, mücahede azminin sönmesi ve ferdin metafizik gerilimini kaybetmesi</strong> şeklinde de ele alabiliriz. Zira metafizik gerilimin korunması ve mücahede ruhunun daima canlı tutulması, bir milletin ebediyen yaşayabilmesinin en büyük garantisidir. İman ve îmanî hakikatlere düşkünlüğün kaybolması şeklinde de ifade edebileceğimiz bu afeti, bin aşk ve şevkle çıkılan yolda, yola ve yolun güzelliklerine bağlanıp kalmak ve hedefi unutmak, olarak da tarif edebiliriz.</p>
<p>İmana ve Kurana hizmet aşk ve şevkinin sönmesi veya dünyanın geçici güzelliklerine karşı duyulan yaşama arzusunun ve hâneperestliğin ruhlara hâkim olması, çoğu zaman maksadın aksiyle tokat yemeye sebebiyet vermiştir. Buna mukabil hayatını iman ve Kur’an’a hizmet aşkıyla geçirip izzetle yaşayan kimseler ise hem kendileri, hem aileleri, hem haneleri, hem de milletleri ile beraber izzet içinde yaşamışlardır.<br />
Rabbim, hepimizi dile getirilen bu ve benzeri afetlerden korusun! Bizleri, menkıbe kahramanlarını dinleyip de onlar gibi olmamaktan, büyüklerin büyüklüğünü kabullenemeyip kendimizi beğenmişlikten, hizmet adına açılan müesseselerin insanlığa hizmet yolunun dışında dünyevi maksatlara alet edilmesinden, meşveretsiz hareket etmekten ve İslâmî aşk ve heyecanımızı kaybetmekten muhafaza buyursun! Amin!</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/11/hutbe5.docx">CUMA HUTBESİ | Mümini Bekleyen Beş Afet.</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-mumini-bekleyen-bes-afet/">CUMA HUTBESİ | Mümini Bekleyen Beş Afet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beş âfet</title>
		<link>https://hizmetten.com/bes-afet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 07:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Beş âfet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Kendi aklımıza, fikrimize ve nefsimize itimat etmek bazen bizi istişareden alıkoyabiliyor. Bu konuda ne buyurursunuz? İnsan, çok akıllı ve ehl-i ilim dahi olsa hiçbir zaman istişareden vazgeçmemelidir. Zira istişare,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bes-afet/">Beş âfet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Kendi aklımıza, fikrimize ve nefsimize itimat etmek bazen bizi istişareden alıkoyabiliyor. Bu konuda ne buyurursunuz?</em></p>
<p>İnsan, çok akıllı ve ehl-i ilim dahi olsa hiçbir zaman istişareden vazgeçmemelidir. Zira istişare, hem bir vifak ve ittifak vesilesi, hem akl-ı küllîyi değerlendirmedir. Bu itibarla da o, ciddi bir vazifedir. Bir Arap atasözünde denildiği gibi, <i>“İki ilim, bir ilimden hayırlıdır.”</i> Böyle olunca, üç ilim, bir ilimden haydi haydi hayırlı olmuş olur. Ayrıca istişarede bulunan insan başkalarının ilmini de kendi ilmine katmış ve onların düşüncesiyle kendi düşünce ufkunu genişletmiş olur.</p>
<p>Müsaade buyurursanız burada, ehl-i iman arasında hissedilen ve benim âfât-i hamse (beş âfet) olarak nitelendirdiğim beş sinsi hastalığa temas etmek istiyorum. Bu âfetlerin her biri ruha tuzak ve kalbi öldüren amansız birer marazdır. Bütün mü’minlerde, hatta tarikat ve tasavvuf gibi kudsî müesseselerin nuranî havasını ve tertemiz meltemlerini vicdanlarında, ruhlarında duyan kardeşlerimizde de görülebilecek birinci âfet şudur:</p>
<p>Bir kısım büyüklere ait meziyetleri ve faziletleri anlatmakla iktifa edip, başkalarının kahramanlıklarını destanlaştırıp, öyle olma duygu, düşünce, hamle ve gayretinden mahrum yaşamaktır. Yani evliya menkıbeleriyle müteselli olup, evliya olma duygu ve düşüncesinden mahrum olmaktır ki, aslında bu maraz, zelil olmuş milletlerin maruz kaldığı bir aşağılık duygusu hastalığıdır.</p>
<p>Evet, bir millet geçmişine ait değerleri kaybetmiş ve dilencilik durumuna düşmüşse, sadece <i>“Kahramanlar yaratan bir ırkın ahfadıyız.”</i> diyerek atalarıyla övünür. İşin doğrusu, ecdâdımız övünülecek kimselerdir ama yalnız onlar ile övünüp de onlar gibi olmaya çalışmamak çok ciddi bir aldanmışlıktır. Rica ederim, böyle olanlar kendilerinin ne olduklarını ve ecdâdları gibi ne tür hizmetlere imza attıklarını hiç düşünmezler mi? Tekrar ifade etmekte fayda var; bu durum, zelil olan millet ve toplulukların aşağılık duygusu adına mahkûmiyetlerini itirafın ifadesidir. Bu husus, hem bizi hem de başkalarını ilgilendiren bir âfettir. Zühd, takva, ihlâs ve samimiyetle gece-gündüz çırpınan her fert, mutlaka hayran olduğu, hayranlıkla destanlarını anlattığı insanların durumunu kazanmaya çalışmalıdır. Binaenaleyh sadece Hazreti Fatih, Yavuz ve Kanunî gibi zatlarla müteselli olup da dünya muvazenesinde onlar gibi yerlerini alma cehd ve gayretinden mahrum olmak, sefil nesillerin kuru tesellilerinden ibarettir.</p>
<p>İkinci bir âfet de, büyüklerin büyüklüğünü teslim etmeme hastalığıdır. Hatta bu maraz bazen öyle bir raddeye ulaşır ki, insan kendisini o büyüklerin seviyesinde görmeye başlar. Evet, gururun ve kendini beğenmişliğin bir ifadesi olarak kendisini tıpkı o büyükler gibi görme marazı da bugün ayrı bir âfet olarak mü’minleri tehdit etmektedir. Mesela, Allah’ın velî kullarını ve âlimleri kendisi gibi görme ve “İhtimal ki, Şâh-ı Geylânî de, Şâh-ı Nakşibend de, Ebû Hanife de benim gibi adamlardı.” deme cüretinde bulunmanın ifadesi olan sözler, bu tür bir hastalığın sözlere yansımış ifadeleridir. –Hafizanallah– kendisini beğenme hastalığı, birinci âfetin diğer ucunda, ona tam ters ama öldürücü diğer bir hastalıktır. Böyle düşünen kimse, büyüklerin füyûzatından ebediyen mahrum kalır ve bir adım ileriye gidemez.</p>
<p>Evet, biz kat’iyen İmam Ebû Hanife, İmam Şafiî, İmam Malik veya Ahmed İbn Hanbel olamadığımız gibi, Şâzilî, Ahmed Bedevî, Ahmed Rufaî, Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend ve İmam Rabbânî de değiliz ve olamayız. Bunların içinden Şâh-ı Geylânî ve İmam Kerhî gibi bazı büyük mücedditlerin tasarrufları vefat ettikten sonra dahi, Allah’ın izniyle Efendimiz’in vesâyâsı altında hâlâ devam etmektedir. İhtimal, mânâ âleminin bu sultanları ruhaniyetleriyle bizim başımızı okşamakta, bize zahîr ve arkacı olarak ellerini sırtımıza vurmakta ve bir dest-i teşvikle bizi hep hizmete doğru teşvik etmektedirler. Binaenaleyh bir insan için, kendini, tasarrufları –Allah’ın inayet ve izniyle– asırlarca devam eden kimselerle müsâvi görmesi kadar büyük bir gaflet ve dalâlet olamaz. Herkes burada da haddini bilmeli ve “Onlar başka bir iklimin adamları, biz başka bir iklimin adamlarıyız.” demelidir.</p>
<p>Bir diğer âfet de şudur: İnsanlar her hizmete, her yüce davaya, her kudsî mefkûreye önce şevkle sahip çıkarlar, onu tahakkuk ettirmek için çeşitli vesilelere başvururlar. Mesela, yüce duygu ve düşünceleri gönüllere yerleştirmek ve hâkim kılmak için durmadan çalışır ve bu uğurda müesseseler açarlar. Hazırladıkları evlerde iman adına halkın imdadına koşarlar, bir itfaiye memuru gibi nerede bir yangın varsa onu söndürmek için durmadan didinir dururlar; derken, gayet ulvî, hasbî ve diğergâmlık içinde başlatılan bu hizmet ve gayretler, bir müddet bu şekilde devam ettikten sonra O’na giden yolda kullanılan sebeplerin vesileliği unutulur, bunlara ‘maksûdun bizzât’ olarak bakılmaya başlanır ve onlar birer esas olarak ele alınır; böylece insanlar hedeften ve gayeden saptırılmış olurlar. Şöyle ki, dinî duygu ve düşüncenin serpilip gelişmesi için açılan müesseselerde o vazifenin yapılamamasına, o kudsî ve ulvî vazifenin gerektiği şekilde eda edilmemesine karşılık, hâlâ bir kısım müesseseler açılmakta ise, hayatî fonksiyonlarını yitirdiğinden dolayı bu müesseselerin vesile olmaları unutulmuş ve bu vesileler birer gaye yerine konulmuş demektir. Vesilelere gaye diye tapmak da mü’mini bitiren bu beş âfetten biridir. Bu âfet de Allah yolunda koşturan kardeşlerimizi, daha evvel başkalarını yaraladığı gibi yaralamış, âdeta bir hançer gibi sinelerine saplanmış sayılır. Bu âfete karşı da ciddi bir teyakkuza ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bir diğer âfet de, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için hizmet eden mü’minlerin kendi ilim, idrak ve bilgilerine güvenip müstakil hareket etmeleridir. Kendisinden başka ilim, irfan ve düşünce kaynaklarına müracaat etmeden, hususiyle de ihtisasa saygılı olmadan, “Ben, bana yeterim.” düşüncesi ile hareket etmek öyle bir âfet ve gaflettir ki, insanın hem dünya hem de ahiret hayatı adına hüsran yaşamasına yol açar. Hele bu insan, bir kaç insanın da uhrevî hayatını temsil ediyorsa, hem kendini zarara sokar hem de onlara zarar verir. Yani hem kendisinin mahvına ve kaybetmesine hem de onların dalâlete sürüklenmesine sebebiyet vermiş olur olur.</p>
<p>Beş hastalıktan bir diğeri de, mü’min kardeşlerimizin iman ve Kur’ân aşkının sönmesidir. Bu husus da diğerleri gibi çok önemli hususlardan biridir. Bu marazı, insanda yavaş yavaş İslâmî aşk ve heyecanın, dinî duygu ve düşüncenin, daha geniş bir ifadeyle, cihad azminin sönmesi ve ferdin metafizik gerilimini kaybetmesi şeklinde de ele alabiliriz. Zira metafizik gerilimin korunması ve cihad ruhunun daima canlı tutulması, bir milletin ebediyen yaşayabilmesinin en büyük garantisidir. Bin aşk ve şevkle çıktıkları yolda, yola ve yolun güzelliklerine bağlanıp kalmak ve hedefi unutmak olarak da tarif edebileceğimiz bu âfetin ne kadar büyük bir hastalık olduğuna tarih bütün canlılığıyla şahittir. İsterseniz kendi ecdadımızdan misal verelim. Osmanoğulları serhat boylarında azm u ikdamda bulunduklarında cihanları fethetmişlerdi. Osman Gazi’nin, Orhan Gazi’nin, Hüdavendigâr’ın, Yıldırım Bayezid Han’ın, Mehmed Çelebi’nin, Hazreti Fatih Sultan Mehmed’in ve İkinci Murad’ın en büyük aşk ve iştiyakları cephede ölmek idi. Murad Hüdavendigâr, Balkanlarda şehit olurken, yaralı ve kanlar içinde, etrafındakilere şu tavsiyede bulunuyordu: “Sakın atın üzerinden inmeyesüz!” Yıldırım Bayezid de aynı şeyi tavsiye etmekteydi. Ne zaman ki padişahlar ordularıyla sefere gitmemeye, saraya gömülmeye, zevceleriyle beraber olmaya başladılar, işte o zaman çürüme ve kokuşma baş gösterdi. Bu dönemde artık serhat türkülerinin yerini yaşama arzusu ile ilgili türküler almıştı ve o aşk u şevk de sönmüştü. Aşk u şevkin sönmesi, diğer bir tabirle, kendilerinde hayat şevkinin, yaşama arzusunun ve çoluk çocuk içinde bulunmanın, daha başka bir ifadeyle de, haneperestliğin, evlad ü iyal-perestliğin ruhlarına hâkim olması, maksadının aksiyle onların suratına öyle bir tokat hâlinde inmişti ki, neticede evlad ü iyallerini de, hanelerini de koruyamamışlardı. Buna mukabil hayatını iman ve Kur’ân’a hizmet aşkıyla geçirip izzetle yaşayan kimseler ise hem kendileri, hem aileleri, hem haneleri, hem de milletleri ile beraber izzet içinde yaşamışlardı. Endişe edip titrediğim, korktuğum meselelerden biri de işte budur..!</p>
<p>Rabbim, din kardeşlerimizin iman ve Kur’ân’a olan bağlılıklarını ve şevklerini söndürmeden devam ettirsin..!</p>
<p><time datetime="2015-05-14">14 May 2015</time> <a href="https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/prizma-serisi/kendi-ruhumuzu-ararken">Kendi Ruhumuzu Ararken M.Fethullah Gülen</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bes-afet/">Beş âfet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
