<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>beraat arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/beraat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/beraat/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:21:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>beraat arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/beraat/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Berâat Gecesi Duası</title>
		<link>https://hizmetten.com/uc-aylar-beraat-gecesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2020 06:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[beraat]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kıymetli dostlar, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Haziran 2013`de Ikindi namazına müteakiben yaptığı hasbihalde Berâat Gecesi ile ilgili sözlerine başladı. Bu mübarek zaman dilimiyle alakalı hadis-i şeriflere işaretlerde bulundu: Rasûl-ü Ekrem&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uc-aylar-beraat-gecesi/">Berâat Gecesi Duası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli dostlar,</p>
<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Haziran 2013`de Ikindi namazına müteakiben yaptığı hasbihalde Berâat Gecesi ile ilgili sözlerine başladı. Bu mübarek zaman dilimiyle alakalı hadis-i şeriflere işaretlerde bulundu:</p>
<p>Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur ki:</p>
<p><i>“Allah Tealâ, Şaban ayının onbeşinci (Berâat) gecesinde -rahmetiyle- dünya semasına tenezzül buyurur, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi’nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder.”</i></p>
<p>Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehaya vetteslimat) bir başka hadis-i şerifte şöyle buyurur:</p>
<p><i>“Şaban’ın ortasındaki (Berâat kandili) geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu Benden af isteyen, onu affedeyim! Yok mu Benden rızık isteyen, ona rızık vereyim! Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim! Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.”</i></p>
<p>Peygamber Efendimiz’in Şaban ayına ve özellikle bu ayın içindeki Beraat gecesine ayrı bir önem vererek onu ihya ettiğine dair bir kısım rivayetleri göz önüne alan bazı âlimlerin bu geceyi namaz kılarak, Kur’ân okuyarak ve dua ederek geçirmenin çok büyük sevaba vesile olacağını söylediklerini hatırlatan muhterem Hocaefendi, bu geceye has bir ibadet olmamakla beraber kimi kaynaklarda Salâtü’l-Hayr/Hayır Namazı denilen yüz rekatlık bir namazdan bahsedildiğini ve kazaya kalmış onca namazlar da düşünülünce nafile ya da kaza kabilinden böyle bir namaz kılınabileceğini belirtti.</p>
<p>Bu umumî af ve rahmet gecesinde tevbe, istiğfar ve duaların kabul edileceğine değinen Hocamız, bilhassa külliyet kesbeden duanın kabule karin olacağını, aynı taleple çarpan yüreklerin sayısı arttıkça o niyazın Hak katında kabul olma ihtimalinin de artacağını ifade etti. Bu mübarek gecede ülkemiz, ümmet-i Muhammed (aleyhissalatü vesselam) ve bütün insanlık için dua etmek gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Değerli arkadaşlar,</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri bu gecenin değeri ve değerlendirilmesi ile alâkalı şöyle buyurmaktadır: “<i>Beraat Gecesi, bütün senenin kutsî bir çekirdeği ve insanlığın kaderinin programı olması açısından, Kadir gecesi gibi mukaddestir. Kadir gecesinde her bir amelin, okunan Kur’an’ın her bir harfinin sevabı otuz bin olduğu gibi, Beraat gecesinde de yirmi bine kadar çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’ân’la, istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”</i></p>
<p>Evet, “Berâat Gecesi” olarak bilinen bu mübarek zaman dilimi, Hazreti Üstad’ın ifadesiyle, içinde beşerin kader programı nevinden bir İlâhî icraat yapıldığı için Kadir gecesi kudsiyetindedir ve bütün senenin bir çekirdeği hükmündedir. Bu gece, mahlukatın bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, yaşayıp yaşamayacaklarına, ecellerine ve hacıların sayılarına dair hükümlerin verildiği hadislerde beyan edilmektedir.</p>
<p>Hak dostları, bu mübarek geceyi ihya etmek için ciddi gayret göstermişler; hatta ehlullahtan pek çokları Berâat’i bir yeniden doğum fırsatı olarak görmüşler; istiğfar, tevbe ve inabeleriyle kalbî ruhî hayatın yepyeni iklimlerine ilk adımı bu gece atmışlardır. Bunu yaparken de Berâat’in hususiyetlerini nazar-ı itibara alarak, ilhamını hadis-i şeriflerden alan çok içli yakarışlarla dergah-ı ilahinin kapısını çalmışlardır.</p>
<p>İşte bu nağmede Hocamızın yukarıdaki değerlendirmelerini aktarmakla beraber, dualarınıza vesile olacağı ümidiyle, Gümüşhanevî Ahmed Ziyaüddin Efendi’nin “Mecmuatü’l-Ahzâb” adlı üç cildlik eserinden istifade ederek hazırladığımız Beraat Gecesi duasını ve kırık dökük de olsa tercümesini bahsettiğimiz içli yakarışlara misal sadedinde nakletmek istiyoruz.</p>
<p>Bu vesileyle Beraat Kandilinizi gönülden tebrik ediyor; başta ülkemizin insanları olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selamete çıkması, maddî manevî sıkıntılardan sıyrılıp inşiraha kavuşması, şerirlerin oyunlarının bozulması, <b>özellikle de inananlar arasında vifak, ittifak ve uhuvvet ruhunun canlanması ve kalblerimizin, akıllarımızın, fikirlerimizin, fiillerimizin fitneye, fesada bütün bütün kapalı olacak şekilde ıslahı </b>talebiyle yapılacak dualara iştiraklerinizi diliyoruz.</p>
<p>Muhabbetle…</p>
<p><a title="Beraat_gecesi_duasi(2013_06_22)" href="http://wpc.162e.edgecastcdn.net/00162E/ec_download/herkul_nagme/PDF_WORD/Beraat_gecesi_duasi(2013_06_22).docx" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Berâat Gecesi Duasını yazı olarak indirmek için tıklayınız.</a></p>
<p><a title="Beraat_gecesi_duasi(2013_06_22)" href="http://wpc.162e.edgecastcdn.net/00162E/ec_download/herkul_nagme/PDF_WORD/Beraat_gecesi_duasi(2013_06_22).pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Berâat Gecesi Duasını PDF olarak indirmek için tıklayınız.</a></p>
<p>***</p>
<p align="center"><strong>Berâat Gecesi Duası</strong></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا وَالْحَمْدُ</b><b> </b><b>للهِ كَثِيرًا فَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً.</b><b></b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>اَلْحَمْدُ</b><b> </b><b>للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ</b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>اَللّٰهُمَّ إِنْ كُنْتَ كَتَبْتَ اسْمِي فِي دِيوَانِ السُّعَدَاءِ فَأَثْبِتْهُ، وَإِنْ كُنْتَ كَتَبْتَ اسْمِي فِي دِيوَانِ الْأَشْقِيَاءِ فَامْحُهُ، فَإِنَّكَ قُلْتَ ﴿يَمْحُو اللّٰهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ﴾ ‏‏</b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>أَعُوذُ بِعَفْوِكَ مِنْ عِقَابِكَ، وَأَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ، جَلَّ وَجْهُكَ، لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ‏‏</b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>اَللّٰهُمَّ يَا ذَا الْمَنِّ وَلاَ يُمَنُّ عَلَيْكَ، يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالْإِكْرَامِ، يَا ذَا الطَّوْلِ وَالْإِنْعَامِ، لاَ إِلٰهَ إلاَّ أَنْتَ، يَا ظَهِيرَ الرَّاجِينَ، وَيَا جَارَ الْمُسْتَجِيرِينَ، وَيَا صَرِيخَ الْمُسْتَصْرِخِينَ، وَيَا أَمَانَ الْخَائِفِينَ، ويَا دَلِيلَ الْمُتَحَيِّرِينَ، وَيَا غِيَاثَ الْمُسْتَغِيثِينَ، وَيَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ ‏</b><b></b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>‏</b><b> اَللّٰهُمَّ إِنْ كُنْتَ كَتَبْتَنِي فِي أُمِّ الْكِتَابِ عِنْدَكَ شَقِيّاً فَامْحُ عَنِّي اسْمَ الشَّقَاوَةِ، وَإِنْ كُنْتَ كَتَبْتَنِي عِنْدَكَ سَعِيدًا غَنِيّاً فَأَثْبِتْهُ، وَإِنْ كُنْتَ كَتَبْتَنِي فِي أُمِّ الْكِتَابِ عِنْدَكَ مَحْرُومًا مُقَتَّراً عَلَيَّ رِزْقِي فَامْحُ عَنِّي حِرْمَانِي وَتَقْتِيرَ رِزْقِي وَاكْتُبْنِي عِنْدَكَ غَنِيّاً مُوَفَّقًا لِلْخَيْرِ، مُو</b><b>َ</b><b>سَّعاً عَلَيَّ رِزْقِي، فَإِنَّكَ قُلْتَ فِي أُمِّ الْكِتَابِ ﴿يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ﴾ ‏</b><b></b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>‏</b><b> إِلٰهِي بِالتَّجَلِّي الْأَعْظَمِ فِي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ الْمُكَرَّمِ الَّتِي ﴿فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ﴾ وَيُبْرَمُ، اِكْشِفْ عَنِّي مِنَ الْبَلاَءِ مَا أَعْلَمُ وَمَا لاَ أَعْلَمْ، وَاغْفِرْ لِي مَا أَنْتَ بِهِ أَعْلَمُ، إِنَّكَ أَنْتَ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ</b><b></b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>اَللَّهُمَّ اجْمَعْ شَمْلَنَا أُمَّةَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، لاَسِيَّمَا شَمْلَ إِخْوَانِي وَأَخَوَاتِي وَأَصْدِقَائِي وَأَحْبَابِي وَأَحِبَّائِي فِي كُلِّ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ، وَفِي كُلِّ نَوَاحِ الْحَيَاةِ</b><b></b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>اَللَّهُمَّ اجْمَعْ شَمْلَنَا، وَأَلِّفْ بَيْنَنَا، وَأَيِّدْنَا بِرُوحٍ مِنْ عِنْدِكَ</b><b></b></p>
<p class="teksatir-AR" dir="RTL" align="center"><b>اَللَّهُمَّ وَفِّقْنَا إِلَى مَا تُحِبُّ وَتَرْضَى</b><b></b></p>
<p dir="RTL" align="center"><b class="teksatir-AR">وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ</b><b></b></p>
<p> Büyük Sensin Allahım. Her türlü hamd ü senâ Yüceler Yücesi Senin hakkındır ve sabah-akşam tesbîh ile anılmaya layık yalnız Sensin. Âlemlerin Rabbi Yüce Allahım, Sana sonsuz hamd ve şükür, Kâinatın Medar-ı Fahri Efendimize, âline ve ashabına da nihayetsiz salât ü selam ederek Sana el açıyorum.</p>
<p>Allahım, şayet benim ismimi da bahtiyar kullarının adlarını kaydettiğin Saidler Divanı’na yazmış isen, o yazıyı orada sabit eyle. Şayet, talihsiz zavallı kulların adlarının yazıldığı Şakîler Defteri’ne benim ismim de yazılmışsa, bahtına düştüm, kurban olayım, ismimi o bahtsızların arasından silip salih kullar zümresine dahil eyle. Çünkü Sen Kitab-ı Kerim’inde şöyle buyurdun: <i>“Allah dilediğini siler, iptal eder, dilediğini de sabit bırakır. Bütün kitapların aslı O’nun indindedir.”</i> (Ra’d 19/39)</p>
<p>Ya Rabbi, ikâbından affına sığınırım, gazabından rızana sığınırım, Senden Sana sığınırım. Sen izzet ve celal sahibisin. Zatını sena ettiğin gibi Seni sena etmekten, ululuğuna yaraşır beyanlarla Sana kulluğumu sunmaktan ve Sana azametine yakışır sözlerle içimi dökmekten acizim.</p>
<p>Ey bolca veren, fakat verdikleri ile minnet etmeyen ve başkalarından bir iyiliğe muhtaç olmayan, asla minnet altına girmeyen Allahım! Ey celal ve ikram sahibi! Ey kudret ve nimet sahibi! Hiçbir ilah yok, ancak Sen varsın! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, kemal sıfatlar ile de tavsif ederim. Ey ümit edenlerin yanıltmaz yardımcısı/dayanağı! Ey sığınmak isteyenlerin yegane barınağı! Ey çığlık çığlığa feryad edenlerin biricik teselli kaynağı! Ey korkanların güvencesi, yolunu şaşırmışların delili, medet isteyenlerin yardımcısı ve ey merhametlilerin en merhametlisi!..</p>
<p>Allahım! Eğer ismimi Levh-i Mahv ve İsbat’ta şakîler (talihsizler, kötüler) defterine yazmış idiysen, ne olur, onu oradan silmeni bir kere daha istiyorum, benden kötülük ismini gidermeni diliyorum. Eğer ismimi saidler (mutlular, iyiler) divanına yazmış idiysen, onu da orada sabit kılmanı dileniyorum. Eğer ismimi katındaki Levh-i Mahv ve İsbat’ta mahrum bırakılan ve rızkı dar kılınan diye yazdın ise, onu sil ve rızkımı çoğalt, beni zengin/başkalarından müstağni yaz, hayra muvaffak kıl, rızkımı genişlet, artır. (Sen istersen bunları yaparsın). Çünkü beyanının şefaatine sığınarak tekrar ikrar ediyorum ki Sen Kitab-ı Kerim’inde şöyle buyurdun: <i>“Allah dilediğini siler, iptal eder, dilediğini de sabit bırakır. Bütün kitapların aslı O’nun indindedir.”</i> (Ra’d 19/39)</p>
<p>İlahî! Mükerrem Şaban ayının ortasında, “her türlü hikmetli işin belirlenip yazıldığı ve onaylandığı” şu Beraat gecesindeki büyük tecellin yüzüsuyu hürmetine, benim bildiğim veya bilmediğim bütün belâları üzerimden kaldır, def et! (Hata kabilinden olup) sadece Senin bildiğin şeyleri bana bağışla, beni affeyle. Zira yegane aziz ve yegane kerim Sensin!..</p>
<p>Ümmet-i Muhammed’e dirlik ver! Fikrimizin, ruhumuzun, havl ve kuvvetimizin dağınıklığını Sana şikayet ediyor ve bizi bu durumdan kurtaracak yegane tasarruf sahibinin Sen olduğuna inanıyorum. Bizi bu durumdan kurtar Allah’ım! Özellikle de gerek cihanın dört bir yanında, gerekse hayatın her ünitesinde, insanlarla Senin arandaki engelleri kaldırmaya kendini adayan, sa’ylerine terettüb edecek semere itibariyle, Rıza ve rıdvânından başka hiç bir şey hedeflemeyen kardeşlerimin, bacılarımın, erkeğiyle kadınıyla dostlarım ve gönüldaşlarımın dağınıklığını gidermeni, yaralarını sarmanı, enis ve celîsleri olmanı, onları her türlü kem göz ve kötü niyetlilerin şerrinden muhafaza buyurmanı, onları kendi gözlerinde mahiyetlerinden daha küçük, ancak temsil ettikleri misyon itibariyle büyük mü büyük göstermeni diliyor ve dileniyorum.</p>
<p>Ey her şeye gücü yeten Kâdir Rabbimiz! Bizi kesret dağdağasında boğulmaktan kurtaracak ve vahdet tecellileriyle dirliğimizi sağlayacak yegâne güç sahibi Sensin. Sırlı alem olan kalblerin anahtarı Senin elindedir. Dilediğin gibi kalbleri evirip çevirme kudretine sahipsin. N’olur, kalblerimizi te’lif buyur! Biliyoruz ki, yeryüzünde ne var ne yok, hepsini bu uğurda sarf etsek de iki gönlü te’lif etmeye muvaffak olamayız. İnsanı yaratan Sen.. Gönüllerin Efendisi de Sensin. Gönül aynamızı duru eyle ve gönüllerimizi te’lif buyur. Ta birbirimize karşı tevahhuş hissetmeyelim.. birbirimizin enis u celisi olalım.. birbirimizin ayıbını araştırmayalım.. kınayanın kınamasından müteessir olmayalım, övenin övgüsünü üzerimize almayalım. Ey iyilik ve ikramda bulunan Kerîm Rabbimiz! Bizleri katından bir güçle te’yid buyur..</p>
<p>Ey kullarının dualarına icabet eden Mucîb Allah’ım! Bizleri, sevdiğin ve râzı olduğun işlere muttali kıl, onları bize sevdir, onları hayata taşımaya ve başkalarına duyurmaya bizleri muvaffak eyle!</p>
<p>Niyazımızın sonunda, dualarımızın kabul edilmesine en büyük vesile olarak gördüğümüz Efendiler Efendisi’ne, âl ve ashabına salat ü selam eylemeni dergâh-ı uluhiyetinden diliyoruz ya Rab!</p>
<p><a title="Herkul" href="http://www.herkul.org/author/osmansimsek/">Herkul</a> | <time datetime="2013-06-22">22/06/2013</time>. | <a href="http://www.herkul.org/category/herkul-nagme/" rel="category tag">HERKUL NAGME</a></p>
<p class="title">339. Nağme: Berâat Gecesi Duası M.Fethullah Gülen</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uc-aylar-beraat-gecesi/">Berâat Gecesi Duası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Beraat ettim diye sevineyim mi?’ &#124; Fikret Kaplan</title>
		<link>https://hizmetten.com/beraat-ettim-diye-sevineyim-mi-fikret-kaplan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Feb 2020 15:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[beraat]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osman Yüksel Serdengeçti, Bediüzzaman ile yaptığı ilk görüşmesinden yeniden doğmuş gibi coşkun bir ruhla ayrılmıştı İstanbul Fatih’teki Reşadiye Oteli’nden. ‘Yeniden dünyaya gelmiş gibi, basübadelmevte kavuşmuş gibi bir başka hal içinde,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/beraat-ettim-diye-sevineyim-mi-fikret-kaplan/">‘Beraat ettim diye sevineyim mi?’ | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Osman Yüksel Serdengeçti, Bediüzzaman ile yaptığı ilk görüşmesinden yeniden doğmuş gibi coşkun bir ruhla ayrılmıştı İstanbul Fatih’teki Reşadiye Oteli’nden.</div>
<div></div>
<div>‘Yeniden dünyaya gelmiş gibi, basübadelmevte kavuşmuş gibi bir başka hal içinde, huzur içinde huzurundan ayrıldık.’ diyordu hatıralarında.</div>
<div></div>
<div>Bu coşkun heyecanla yapılacak çok güzel işler vardı. Üstad’la görüşmeden önce Serdengeçti dergisinin 6. sayısında (Mart/1952) yayınladığı ‘Said Nur ve Talebeleri’ başlıklı yazısı şimdi hakkal yakin bütün zerrelerine nüfuz etmişti:</div>
<div></div>
<div>“Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı… Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok! Hepsi bir şeye inanmış: Allah’a…Âlemlerin Rabbi olan Allah’a… O’nun ulu Peygamberine, O’nun büyük kitabına…</div>
<div></div>
<div>Kur’ân henüz yeni nazil olmuş gibi…herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini adeta Asr-ı Saadet’te hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur… Hepsi huzur içindeler.</div>
<div></div>
<div>Temiz, ulvi, sonsuz bir şeye bağlanmak; her yerde hazır, nazır olana, Âlemlerin Yaratıcısına bağlanmak; o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak… Evet, ne büyük saadet!”</div>
<div></div>
<div>Fakat, Serdengeçti’nin bu coşkun ruhuna bir müddet sonra, 1952 kışına doğru kelepçe vurulacaktı.  Serdengeçti ve Necip Fazıl gibi pek çok kimse yaptıkları yayınlar suç gösterilerek tutuklanmışlardı.</div>
<div></div>
<div>Zaten, hapishaneler Serdengeçti için asıl ev konumuna gelmişti. Öyle ki, çıkardığı her dergiden sonra, “açılın kapılar Osman geliyor” sözleriyle hakikat uğruna bedel ödemekten çekinmeyeceğini haykırıyor ve zindanı, hücreyi göze alıyordu.</div>
<div></div>
<div>Necip Fazıl ile birlikte önce Malatya Cezaevi’ne, ardından da Ankara Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Serdengeçti, 14 ay cezaevinde hapis yattı.</div>
<div></div>
<div>Hayatının güzel yıllarını hücrede geçiren bu mücadele insanı, demokrasinin olmadığı o günlerde çok sıkıntılar çekecekti. Hapisten çıkacak… yokluklar içinde bir dergi çıkaracak ve ardından yine kapalı dört duvar arkasında soluğu alacaktı&#8230;</div>
<div></div>
<div>Dört duvar da değil, tam bir tabuttu tutulduğu yer… 50 cm genişliğinde, 2 metre uzunluğunda, penceresiz, yataksız, halısız…küflü, nemli, havasız beton bir tabut… Ayrıca duvarlara prangalarla bağlanan eller, ayaklar… böyle geçen günler ve aylar&#8230;</div>
<div></div>
<div>Tepede yanan soba gibi üç adet ampul… Önce saçları yakmaya…sonra da beyni haşlamaya başlayan ampullerin çıldırtan sıcaklığı…</div>
<div></div>
<div>Serdengeçti gibi heyecanlı bir simanın bunca zulme sabretmesi mümkün değildi; ama Bediüzzaman’ın geliştirdiği mücadele tarzından çok etkilenmişti. Bu kendisini biraz daha müspet hareket etmeye sevk ediyordu.</div>
<div></div>
<div>Müspet hareket etmenin, korkaklık, sindirilmişlik, pasiflik, pısırıklık, demek olmadığını daha iyi anlıyordu o büyük Üstad’ın mücadele şekline bakarak. Bizzat bir model olarak hür düşünce için nasıl mücadele edileceğini gösteriyordu Bediüzzaman hayatıyla.</div>
<div></div>
<div>‘Said Nursî&#8217;nin mücadelelerle dolu hayatı, o yılmazlığı, o dönmezliği, bana İlâhî bir heyecan veriyordu.’ diyor…</div>
<div></div>
<div>O yüzden, Serdengeçti, tahliye edildikten sonra Isparta’ya uğrayıp Üstad Bediüzzaman’ı ikinci kez ziyaret etmeyi çok arzuluyordu.</div>
<div></div>
<div>‘Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa, tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar yahut idam sehpasına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur…’ Sözlerinde kendisini bulduğu bu Zat’ı görmese delirecekti.</div>
<div></div>
<div>Serdengeçti, ruhunda doğan bu isteği daha fazla bastıramadı ve düştü Isparta yollarına… Gerisini kendisinden dinleyelim:</div>
<div></div>
<div>“1954 senesiydi… Bu, Üstadı ikinci defa ziyaretimdi.</div>
<div>Isparta’da dinî ve millî neşriyatı satan bir kitapçı dükkânı vardı. Oraya giderek Üstadı sordum. Bu esnada aniden Ziver (Zübeyir Gündüzalp) zuhur etti. Rahmetli ne kahraman insandı ne iman vardı Rabbim onda, ateş gibi bir delikanlıydı.</div>
<div></div>
<div>Üstadı ziyaret etmek istediğimi söyledim.</div>
<div>‘Üstad hasta ama sizi kabul eder’ dedi. Ayrı ayrı yollardan Üstadın kaldığı eve gittik. Devamlı polis kontrolündeydi. Mahalle arasında ahşap bir eve girdik.’</div>
<div></div>
<div>İşte tam karşısındaydı o büyük Üstad…‘Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Gün görmüş bir ihtiyar…</div>
<div>Üç devir; Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet… Bu üç devir büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur. Yıkılmayan kalmamış!</div>
<div>Yalnız bir adam var. O, ayakta… İmanı, sıradağlar gibi muhkem. Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. “Allah” demiş, “Peygamber” demiş, başka bir şey dememiş. Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim onu eğememiş, hiçbir âlim onu yenememiş. Kayalar gibi çetin, müthiş bir irade, şimşekler gibi bir zekâ; işte Said Nur!’</div>
<div></div>
<div>Ve devam ediyor Serdengeçti:</div>
<div></div>
<div>‘Malatya hâdisesinden sonra tevkif edilişimi Üstada şikâyet ettim:</div>
<div>‘Eskiden, Halk Partisi devrinde olduğu gibi, bunlar, Demokratlar da bizi hapsediyorlar efendim!’ dedim.</div>
<div>Cevap olarak:</div>
<div><b>‘Elbette hapse gireceksin, yoksa ‘Hizmetten vaz mı geçti, İslâm davasından döndü mü?’</b> diye Müslümanlar senden şüphelenirler’ diye buyurdu.’</div>
<div></div>
<div>Susmuş, karşısındaki yiğit dava adamına bakıyordu genç adam. Ne kadar da doğruydu onun hakkında yazdıkları:</div>
<div></div>
<div>‘O, hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar onun sayesinde medrese-i Yûsufiye oldu. Said Nur, zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu iman abidesinin karşısında eridiler; sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halim-selim mü’minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler. Sizin hangi mektepleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?</div>
<div></div>
<div>Onu diyar diyar sürdüler. Her sürgün yeri, onun öz vatanı oldu. Nereye gitse, nereye sürülse, etrafı saf, temiz mü’minler tarafından sarılıyordu. Kanunlar, yasaklar, polisler, jandarmalar, kalın hapishane duvarları, onu mü’min kardeşlerinden bir an bile ayıramadı. Büyük mürşidin, talebeleriyle arasına yığılan bu maddî kesafetler; din, aşk, iman sâyesinde letafetler haline geldiler. Kör kuvvetin, ölü maddenin bu tahdit ve tehditleri, ruh âleminin ummanlarında büyük dalgalar meydana getirdi…</div>
<div></div>
<div>Gözlerinin nuru sönmüş, iç âlemlerinin ışığı sönmüş, harabeye dönmüş olan körler bu nurdan, bu ışıktan korktular. Bu aziz adamı, dillerden hiç eksik etmedikleri “İnkılâba, lâikliğe aykırı hareket ediyor” diye, tekrar tekrar mahkemeye verdiler; tekrar tekrar hapishanelere attılar. Kaç kere zehirlemek istediler. Ona zehirler panzehir oldu, zindanlar dershane&#8230; Onun nuru, Kur’ân’ın nuru, Allah’ın nuru vatan sınırlarını da aştı.’</div>
<div></div>
<div>    Düşünceler içinde “Çağın Eşsiz Güzeli”e bakıyordu Serdengeçti… Divan-ı harpler, mahkemeler, ihtilaller, idam sehpaları, sürgünler bu iman abidesini yolundan çevirememiş&#8230;</div>
<div></div>
<div>‘Bir daha uğra!’ Üstad’ın bu sesiyle sıyrıldı onun nur yüzünde daldığı duygu aleminden…</div>
<div>‘Bir daha uğra!’ Bu tatlı ses bir kere daha… bir kere daha yankılandı kulaklarında…</div>
<div></div>
<div>Bediüzzaman’la olan bu ikinci görüşmeden de coşkun bir huzurla ayrılıyordu Osman Yüksel Serdengeçti.</div>
<div></div>
<div>Artık gönlü ve gözü üçüncü bir görüşme nöbetindeydi…ama…Ama üçüncü kez görüşmek nasip olmayacaktı… Bugün, yarın derken zaman geçip gidecekti… İmkanlar ve şartlar kolayca aşılacak gibi değildi…</div>
<div>Ve bir gün…Bediüzzaman Said Nursi’nin vefatını Ankara’da haber alacaktı büyük bir şokla…</div>
<div>Serdengeçti, onun vefatına çok ama çok üzülecek, günlerce ağızsız, dilsiz hüzünle oturacaktı.</div>
<div></div>
<div>Serdengeçti iki kişinin ölümüne çok büyük ölçüde üzülmüştü. Bu iki kişiden ilki Bediüzzaman Said Nursi…ikincisi ise Necip Fazıl Kısakürek’ti&#8230;</div>
<div>Onlar için<b> &#8220;arkalarında boşluk bırakmadılar, bütün boşlukları doldura doldura gittiler.&#8221; </b>diyordu.</div>
<div><b> </b></div>
<div><b>‘Beraat ettim diye sevineyim mi?’</b></div>
<div></div>
<div>Osman Yüksel Serdengeçti’nin Demokrat Parti döneminde yaşadığı ilginç hadiselerden birisi de dergisinde yayımladığı bir yazısından dolayı idamla yargılanmasıydı.</div>
<div></div>
<div>Kışkırtmalar, sonucunda Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kendisine dava açılmıştı. Savcı, TCK&#8217;nin 161. Maddesine göre dava açmıştı. Bu maddenin metni, o günkü şekliyle cezanın idam olmasını gerektiriyordu.</div>
<div></div>
<div>İlk yargılamada Serdengeçti mahkeme başkanına şöyle konuşuyordu:</div>
<div></div>
<div>‘…Böyle bir yazıyı yazmaktan dolayı, müdafaadan utanıyorum!”</div>
<div></div>
<div>İkinci mahkeme günü daha gelmeden Serdengeçti’nin avukatı aylarca çalışıp, bin bir emekle ve büyük itinayla bir savunma hazırladı.</div>
<div></div>
<div>O savunmayı savcı kabul edip daha günü gelmeden mahkeme başkanına sundu. Savcı kısaca soruşturmayı kapatma gereği duymuştu. Zaten mahkeme heyeti de Serdengeçti gibi ‘deli-dolu’ bir insanla uğraşmaya pek istekli değildi. Serdengeçti beraat edilecekti.</div>
<div></div>
<div>Avukat büyük bir mutlulukla Serdengeçti’nin sevineceğini düşünerek bu müjdeyi hemen kendisine vermek istedi. Yaptığı başarılı işin etkisiyle başı göklerdeydi avukatın.</div>
<div>Soluğu Serdengeçti’nin yanında alan avukat ondan iltifat beklerken duyduğu sözler karşısında adeta birdenbire donup kaldı:</div>
<div></div>
<div>‘Yaptığınız işi beğendiniz mi Arif Bey!..’</div>
<div></div>
<div>Sevinç ya da biraz da takdir beklerken böyle bir tepki ile karşılaşınca şaşırmıştı doğal olarak… Kulaklarında Serdengeçti’nin şu sözlerini hayatı boyunca unutmayacaktı:</div>
<div></div>
<div>‘Ben canımın derdinde değilim. Ne ceza verirlerse versinler. Ben öyle muhteşem bir konuşma hazırlamıştım ki Mahkeme Heyeti’nin ve bütün İslam düşmanlarının suratlarına indirecektim. Siz tuttunuz, o başarılı savunmanızla benim muhteşem konuşmamın yolunu kestiniz!</div>
<div>İdam etmişler, etmemişler ne önemi var! Şimdi tutup, beraat ettim diye sevineyim mi?”</div>
<div></div>
<div>27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Osman Yüksel Serdengeçti, 1961’de mebus olmak için adaylığını koymuştu. Ardından yine kelepçelenip Konya hapishanesinde bir müddet tutulmuştu. Dr. Sadullah Nutku ve diğer Nur Talebeleriyle tanışma imkanı bulmuştu bu vesileyle… Bu aslında kendisini bir ara siyasete, makam mansıba iyice kaptıran Serdengeçti için bir lütuftu…</div>
<div>Konya Valisi Cemil Keleşoğlu, Dr. Sadullah Nutku ve diğer Nur Talebelerini cadı avıyla yakalatmış, onlarla çok uğraşmıştı.</div>
<div>“Köklerini kazıyacağız bunların!” diyerek masum insanlara çok ağır zulümler yapmıştı. Serdengeçti işte böyle bir dönemde onlarla birlikte aynı hapishaneyi paylaşmıştı.</div>
<div></div>
<div>Hapisten çıktıktan sonra sır gibi içinde tuttuğu duygularını “Yeni İstanbul” gazetesinde kağıda şöyle dökecekti Serdengeçti:</div>
<div></div>
<div>“Konya hapishanesinde Risale-i Nur Talebelerinden bir Dr. Sadullah Nutku vardı ki, Allah’ım ne adamdı o! Nasıl imandı ondaki. Adam hapishanede idi, fakat gül-gülistan içinde idi. Gülen gözlerle bakardı insana. Her şeyi unutuyordum onun yanında. Adam âdeta teneffüs edilen bir şey gibiydi. Yanımdan bir ruh gibi uçuverip gideceğinden korkardım. Yanımdaki arkadaşa, ‘Şu pencereleri kapat. Sonra doktor uçar gider bu demirlerin aralarından…’ demiştim. Fakat onun uçmaya gitmeye niyeti yoktu. Bu kadar yüksek olduğu halde bizim gibi sürünenlerle beraberdi, bizi bırakmıyordu; kurtaracaktı o…</div>
<div>1961’de Konya’da seçimlere girmiştim ve propagandanın ikinci günü, sebepsiz tereddütsüz tevkif olunmuştum. İşte doktorla o zaman, orada karşılaştım. Beni gıyaben tanıyordu. İlk karşılaşmamızda, ilk hitabı şu oldu: ‘Gazanız mübarek ola!’ Cevap vermedim; çok öfkeli ve hınçlı idim. O, mütemadiyen bana bakıyor, bana yakın olmak istiyordu.</div>
<div>‘Cenab-ı Hak, lütfetti de sizi buraya gönderdi. Sizi esirgedi, acıdı…’ gibi lâflar ediyordu. ‘Şu adama bak!’ dedim içimden… ‘Meczubun biri… Bunun neresi lütuf!.. Meb’us olacakken, mahpus oldum!..’  Öyle öfkeliydim ki; bir hamlede mahkemeleri, hapishane duvarlarını yıkmak istiyordum.</div>
<div>Doktordan yüz çevirdim. Fakat nereye çevrilsem, o da o tarafa çevriliyordu. Her yönde onu görüyordum. Aynı sözler… ‘Cenab-ı Hak, lütfetti. Nedir o dışarıda onlar?.. Nutuklar, kendini övmeler, öbür tarafa sövmeler… Bir felâket… Cîfe!..’  Bir an, gözlerim gözlerine geldi. ‘Öyle değil mi?’ dedi. ‘Öyle’ diyerek, bu suali sessizce tasdik ettim. Hakikaten içime öyle bir huzur yayıldı… Meydanlar, nutuklar, alabildiğine karşı tarafa sövmeler, kendini ve partisini övmeler. Kazanmak için türlü dolaplar, dalavereler… Ya  Rabbi, beni bunlardan kurtardığın için sana binlerce şükürler olsun…</div>
<div></div>
<div>Doktor, yaşlı gözlerle hapishanenin penceresinden göklere, göklerdeki bulutlara bakar, Kur’an-ı Kerim’den gökler ve bulutlarla ilgili o temâşâ-i şâirane âyetleri okurdu. Hapishanenin bahçesindeki ağaca bakar, Said Nursî’nin tohum ve ağaç teşbihlerini, nispetlerini dile getirirdi.</div>
<div></div>
<div>Arasıra benim yine öfke nöbetlerim tutar. ‘Namussuzlar!’ diye nutka başlardım. Dr. Sadullah Nutku’ya bakınca, nutkum tutulurdu. Onda söz yoktu, öz vardı… Susmak, susmak… Tezekkür, tefekkür, temâşâ…</div>
<div></div>
<div>Doktor, derdim, ‘Sen dünyayı üçten dokuza boşamışsın, kurtulmuşsun. Ben hâlâ dünya ile evliyim.’</div>
<div>Tatlı tatlı gülümserdi. Bana, ‘Sen büyük mücahitsin, biz, ben derdi, ufak bir…’  Dur, dur…</div>
<div>O, beni büyüttükçe, küçülür giderdim. Kendisini küçülttükçe gözümde ve gönlümde o, daha fazla büyürdü…</div>
<div>O sıralarda ihtilâlin başı, Cemal Gürsel, ‘Türkiye’de huzur yok!’ demişti. Kendisine bir telgraf çekecektim. Yazdım da sonradan vazgeçtik: ‘Türkiye’de huzur, Konya hapishanesinin falan koğuşunda, Dr. Sadullah’ın yanında, huzura kavuşmak istiyorsanız, buraya buyurun.’ <b>(İmza, Serdengeçti.)</b></div>
<div></div>
<div><b>“İşte Nurcu diye, hapishane hapishane dolaştırdığımız, karakol karakol dayak attığımız suçlulardan biri. Biz, bunları affetmiyoruz da… Diyeceksiniz ki, hepsi bu kıratta adamlar mı? Değil tabiî… Ama hepsi de bu ihlâsta, bu yolda, bu gönülde insanlar. Bu insanları suçlu diye affetmek bile bir saygısızlık. Ancak onlardan af ve özür dilememiz lâzım.”</b></div>
<div><a href="http://www.samanyoluhaber.com/fikret-kaplan-yazdi-beraat-ettim-diye-sevineyim-mi-haberi/1345142/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak :Samanyoluhaber | Fikret Kaplan</strong></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/beraat-ettim-diye-sevineyim-mi-fikret-kaplan/">‘Beraat ettim diye sevineyim mi?’ | Fikret Kaplan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
