<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Baba arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/baba/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/baba/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:25:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Baba arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/baba/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adını Koyamadım Kırkının</title>
		<link>https://hizmetten.com/adini-koyamadim-kirkinin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2021 11:23:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Gurbet]]></category>
		<category><![CDATA[vefat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kerziban öğretmen, henüz 3 yaşında iken babası Almanya’ya işçi olarak gitti. Yıllarca babasına hasret kalan Kerziban öğretmen de tenkil sürecinde mülteci olarak Almanya’ya babasının yanına sığındı. Kerziban öğretmenin babası bu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adini-koyamadim-kirkinin/">Adını Koyamadım Kırkının</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kerziban öğretmen, henüz 3 yaşında iken babası Almanya’ya işçi olarak gitti. Yıllarca babasına hasret kalan Kerziban öğretmen de tenkil sürecinde mülteci olarak Almanya’ya babasının yanına sığındı. Kerziban öğretmenin babası bu yıl tatil için Türkiye’ye gitti ve orada vefat etti. Bu satırları Kerziban öğretmen babasına ithafen yazdı…</p>
<p>Gece saat kaç bilmem ..</p>
<p>Bu gecede uyuyamadım ..</p>
<p>Takvimi açıp baktım</p>
<p>Parmağımla bir kaç kez saydım</p>
<p>39 mu 40 mı?</p>
<p>Tam 40 gün olmuş ..</p>
<p>-Kırkından sonra biraz alışırsın demişlerdi..</p>
<p>-Yavaş yavaş alışıyor insan</p>
<p>-Sende alışırsın..</p>
<p>Ben hala alışamadım..</p>
<p>Alışamıyorum&#8230;</p>
<p>40 gündür güneş bir farklı doğuyor</p>
<p>Akşamları, ay benden daha  hüzünlü sanki &#8230;</p>
<p>Yemek yiyorum</p>
<p>İşe gidip, çalışıyorum</p>
<p>Hatta mesaimide artırdım ..</p>
<p>Çocuklarıma sarılıyorum,</p>
<p>Eşimin  elini tutuyorum</p>
<p>Bazen gülüyorum</p>
<p>Bazen ağlıyorum</p>
<p>Olmuyor</p>
<p>Herşey  bir tuhaf &#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gökkuşağı vardı tepede</p>
<p>Dünya rengarenkti</p>
<p>Şimdi birgün sarı, bir gün yeşil, bir gün mavi &#8230;</p>
<p>Bakıyorum bakıyorum</p>
<p>40 gündür 7 rengi aynı anda hiç göremiyorum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kollarını göğe uzatan bir ağaç gibiydim</p>
<p>Boyu kısa çocukların uzamak için parmak uçlarında yükselişleri gibi</p>
<p>Kollarımı bulutlara karşı açar,</p>
<p>Boyumu uzatmaya çalışır</p>
<p>Hayatım boyunca  babamın gözüne girmek için elimden geleni yapardım&#8230;</p>
<p>Büyüdüm, filizlendim, yeşerdim</p>
<p>Babam suladıkça biraz kökte saldım</p>
<p>Dallarım kırılsa, yapraklarım dökülse meyvelerim kurtlansa</p>
<p>Onun sözleri ve bakışlarıyla dimdik ayakta kalabilirdim..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yağmur yağar, fırtına kopar, çiğ serperdi</p>
<p>Bazen  yapraklarımı dökerdim ama</p>
<p>Her bahar yine çiçek açar</p>
<p>Vakti gelince meyvemi verirdim..</p>
<p>Babam gövdeme dayanır</p>
<p>Hiç şımarır diye düşünmeden</p>
<p>Yüzüme karşı överde överdi beni</p>
<p>Övülecek biri olmasamda</p>
<p>Ben babamın kızıydım</p>
<p>Babamın kızı gibi oturdum yürüdüm konuştum</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O beni övdükçe şımarmaz</p>
<p>Daha çok meyve verir</p>
<p>Ben meyve verdikçe o daha çok överdi&#8230;</p>
<p>Baba kız kendi kendimize takılırdık işte</p>
<p>Başkaları pekte umrumuzda değildi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gün bile beni incitmedi,</p>
<p>Uzakta da olsa, yakında da olsa</p>
<p>Bir gün bile suyumu vermemezlik etmedi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köy çocuğuydu,</p>
<p>Çobandı,</p>
<p>40’ından beri yetimdi &#8230;</p>
<p>İyi kaval çalar,</p>
<p>Nerde ne söylenecek iyi bilir,</p>
<p>Sırası geldi mi ağzı dolu dolu çok güzel küfrederdi</p>
<p>Küfretmek kimseye babam kadar yakışmazdı ..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalbinin  ta derinliklerinden dua etmesinide</p>
<p>Her insan kadar günah işlemesinide</p>
<p>Zamanı gelince, yaramaz bir çocuk gibi,</p>
<p>El açıp tövbe etmesinide iyi bilirdi</p>
<p>80 yıl günahıyla sevabıyla hayatı dolu dolu yaşadı..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3 yaşından beri gurbetçi çocuğu olarak</p>
<p>Senede ortalama 1 aydan fazla babamı göremedim .</p>
<p>Son 5 yıldır</p>
<p>ALLAHIN HER INSANA NASİP ETMEYECEĞİ BİR LÜTUFLA</p>
<p>Babamdan hiç ayrılmadım&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gecede dallarımı kestiler ..</p>
<p>Çocukluğumdan beri tanıyan insanlar tanımaz oldu ,</p>
<p>Yoldan geçerken selam vermeye konuşmaya korkar oldu</p>
<p>Bir anda tüm hayatım geçmişim geleceğim alabora oldu ..</p>
<p>Ama babam yanımdaydı, arkamdaydı,</p>
<p>Kimse yüzümüze bakmazken</p>
<p>O gözlerimin içine baktı,</p>
<p>Mavisinde kendimi gördüm &#8230;</p>
<p>Kim olduğumu, nerden geldiğimi, kendi gerçeğimi</p>
<p>Bir kız çocuğu masumiyetimi</p>
<p>Ellerini omuzuma koyup</p>
<p>Korkma deyişini &#8230;</p>
<p>Onlar dallarımı kestikçe budanmış  gibi,</p>
<p>Kollarımı semaya açtım</p>
<p>Yükseğe daha yükseğe uzattım..</p>
<p>Yapraklarım biraz koyu yeşildi,</p>
<p>Meyvelerim eskisinden daha olgun &#8230;</p>
<p>Babam gibi hiç yılmadım</p>
<p>Hiç bıkmadım</p>
<p>Hiç ama hiç yorulmadım,</p>
<p>Babam  gibi merdivenleri dört beş adım zıplayarak çıktım..</p>
<p>Korkma derdi babam</p>
<p>Babam gibi ölmemek dışında</p>
<p>Hiçbir şeyden  korkmadım..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>40 gün geçti babamsız ..</p>
<p>40 sabah 40 öğlen 40 akşam..</p>
<p>İçimde ilk defa tanıştığım bir duygu var ..</p>
<p>Adı ne bilmiyorum</p>
<p>Yanımdan  bir nefeslik rüzgar geçse</p>
<p>Köklerimi kesmişler gibi sallanıyorum..</p>
<p>Hiç gücüm yok</p>
<p>Kollarım  aşağı sarkmış</p>
<p>Dökülen  yapraklarıma bakıyorum..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine çiçek açacağım,</p>
<p>Yine yeşereceğim,</p>
<p>Yine meyve vereceğim elbet</p>
<p>Biliyorum ,</p>
<p>Babamın  kulağıma fısıldadığını duyuyorum</p>
<p>Ama nasıl olacak hiç bilmiyorum..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her halini her sözünü kaydettiğim,</p>
<p>Arkadaşım, abim, çocuğum, suç ortağım</p>
<p>Çocukluğumdan beri en büyük hasretim,</p>
<p>Hem  gurbetim hem kurbetim</p>
<p>Babam</p>
<p>İmanlıyım, teslimim, tevekkülüm teselliyim ama</p>
<p>Özlemek ne ayıp, ne günah, ne de isyan</p>
<p>40 gün değil, 40 yıl geçse</p>
<p>Seni hep yanındayken özlediğim kadar çok özleyeceğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Veysel&#8217;in kızı Kerziban  (Babamın kırkı anısına )</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adini-koyamadim-kirkinin/">Adını Koyamadım Kırkının</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba olmak &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/baba-olmak-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2021 11:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sakin bir sonbahar gecesiydi. Güneşin doğmasına daha saatler vardı. Yaşlı adam aniden gözlerini açtı. Öyle bir uyanmayla uyandı ki adeta hiç uyumamıştı. Alışkanlığı değildi halbuki. En sıkıntılı anlarında uykuya sığınanlardandı.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/baba-olmak-esra-kaya/">Baba olmak | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sakin bir sonbahar gecesiydi. Güneşin doğmasına daha saatler vardı. Yaşlı<br />
adam aniden gözlerini açtı. Öyle bir uyanmayla uyandı ki adeta hiç uyumamıştı.<br />
Alışkanlığı değildi halbuki. En sıkıntılı anlarında uykuya sığınanlardandı. Ancak<br />
onu uyandıran bir şey vardı, öyle bir şey ki kalbinden yukarı doğru yükselen, nefes<br />
borusunu yakarak geçen ve boğazında düğümlenen&#8230;</p>
<p>Birkaç kere bir o yana bir bu yana dönüp yeniden uyumayı denediyse de<br />
olmadı. Yerimi yadırgadım herhal, diye düşündü. Yavaşça doğruldu, bir geceliğine<br />
ona ev sahipliği yapan çekyattan destek alıp ayağa kalktı. Gözleri karanlığa<br />
alışmıştı bile. Önünde duran terlikleri fark etti, onları ayağına geçirip balkon<br />
kapısına yöneldi. Çok dikkatli olmalıydı, zira misafiri olduğu evin sakinlerini hele<br />
de minicik bebeği uyandırmak istemezdi. Tülü kaldırdı, bir eliyle kapı kolunu<br />
yumuşak bir şekilde çevirip diğer eliyle kapıyı ittirerek açtı. Ses çıkarmamayı<br />
başarmıştı.</p>
<p>Balkona adım atar atmaz Kars ayazı karşıladı onu. Ama üşümedi ya da<br />
üşüyemedi. Hani insanın duygu ve düşüncelerinin çok yoğun olduğu anlar vardır.<br />
O kadar yoğundur ki bıçak kesse hissetmez. İşte yaşlı adam için bu da böyle bir<br />
andı. Belki altmış beş yıllık hayatında ilk değildi ancak bu sefer diğerlerinden kat<br />
be kat amansızdı.</p>
<p>Küçüktü balkon. Tek adımda balkon demirlerine ulaştı. Buz gibi demirleri iki<br />
eliyle sıkıca kavradı. Gökyüzünü seyre daldı. Derinden Kars Çayı’nın sesi<br />
duyuluyordu. Dinledi biraz ve düşündü: “Böyle nehir ve çayların nice anısı ve acısı<br />
vardır Anadolu’da. Fırat’ın, Dicle’nin, Menderes’in&#8230; Nice cana hayat suyu<br />
olmuşlardır, nice cansa onlarda yitip gitmiştir. Bu nedenledir ki hepsinin ayrı<br />
duyulur çağıltısı. Kimine şarkı türkü gibi gelir, kimine ağıt&#8230;” Yaşlı adamın Kars<br />
Çayı’nın sesinde duyduğu ise geceyi saran hazin bir ağıttı.</p>
<p>Sonra uzaktan hayal meyal seçebildiği cezaevi ışıklarına baktı. Cezaevi, Kars<br />
Çayı’nın karşı tarafında kalıyordu. Aralarında sekiz yüz metre ya var ya yoktu ve<br />
dokuz aydır oğluna ilk defa bu kadar yakındı. Ama karmaşık duygularla allak<br />
bullaktı. Oğlunun hayali gözünün önüne geldi. Uzun boyu, dik duruşu, vakur<br />
çehresi&#8230; Açık kahve saçları güneşte sarıya çalardı. Her özelliğiyle göz aydınlığı bir<br />
evlattı.</p>
<p>Liseyi bitireceği çağlarda bir gün yanına gelip “Baba! Çok düşündüm ve bir<br />
karar verdim. Ben asker olacağım. Vatanıma, milletime faydalı olmak istiyorum.”<br />
demişti.<br />
Oğlunun sesinde öyle bir kararlılık vardı ki karşı koyamamıştı. Böyle<br />
olacağını bilseydi izin verir miydi? Asla! Peki, oğlu onu dinler miydi? İşte bundan<br />
emin değildi. Ama emin olduğu bir şey varsa o da bu ülkede zihniyet<br />
değişmedikçe, her idealist genci aynı akıbetin beklediğiydi.</p>
<p>Onca soğuğa rağmen derin bir nefes aldı ve dışarı verdi. Buharlaşan nefesini<br />
izledi bir müddet. Sonra düşündü. Kendi de aynısını yapmamış mıydı? Seksen<br />
sonrasında, mühendis olarak mezun olmasına aylar kalmasına rağmen doğru<br />
bildiklerini haykırmıştı. Bu yüzden iki sene cezaevinde kalmıştı. Sonrasında<br />
memleketi Manisa’ya, baba ocağına dönmüş, babadan kalma manav dükkanını<br />
devralmış ve kendine, hayal ettiğinden çok farklı bir hayat kurmuştu. O nedenle<br />
oğluna her baktığında kendi kaybolan hayallerini hatırlar, ama en azından<br />
oğlunun onunla aynı kaderi paylaşmayacağını düşünüp avunurdu. “Sen bari yap,<br />
oğlum!” derdi. “Ben yapamadım, sen yap!”<br />
Lakin olmadı. Kader ağlarını örmüş ve tarih mutadı olduğu üzere bir kere</p>
<p>daha tekerrür etmişti. Ne denebilirdi ki! Ama bu seferki çok daha ağır gelmişti<br />
yaşlı adama. Kendi hapisteyken içi bu kadar yanmamıştı. Sadece oğlunu değil,<br />
damadını ve beş aylık süt bebesiyle birlikte kızını da almışlardı. Baba olmak, elden<br />
bırakmanın mümkün olmadığı bir ateşe benziyordu artık.<br />
Bir hafta içinde olup bitmişti her şey. Damadı ve kızı alınınca geriye kalan iki<br />
yavruya sahip çıkmak için hemen Denizli’ye gitmişti. Yolda, oğlunun yıllık izni<br />
esnasında gözaltına alındığını ve görev yeri olan Kars’ a götürüldüğünü<br />
öğrenmişti. Oğluna koşmak istediyse de torunlarının ona daha çok ihtiyacı vardı.<br />
Bu nedenle Türkiye’nin öbür ucuna yani Kars’a gitmesi mümkün değildi.</p>
<p>Geçen dokuz ay boyunca eşiyle birlikte torunları ana baba yokluğunu<br />
hissetmesin diye çabalamışlardı. Hatta çocuklara annelerini gösterebilmek için<br />
manavlık yaptığı dönemden kalan, emekli olduktan sonra pek kullanmadığı küçük<br />
kamyonetiyle her hafta, Manisa- Denizli arası iki yüz elli km yol tepmişti. Nihayet<br />
dokuz ay sonra kızı yargılanmak üzere serbest bırakılmış, çocuklar da en azından<br />
analarına ve küçük kardeşlerine kavuşabilmişlerdi.</p>
<p>Kızı serbest kalınca, çoktan tutuklanmış ve cezaevine gönderilmiş olan<br />
oğlunu ziyaret etmesi için bir fırsat doğmuştu. On dokuz saatlik aktarmalı bir<br />
yolculuğun ardından oğlunun bir arkadaşının evine varmıştı. Geceyi orada<br />
geçirecek, sabah ise açık görüşe gidecekti. Her ne kadar telefonla görüşmüş ve<br />
mektuplaşmış olsalar da elini sıkıca tutmak, o koyu yeşil gözlerine bakıp iyi<br />
olduğundan emin olmak istiyordu.</p>
<p>Omzuna hafifçe vurmak, “Benim aslan oğlum!”<br />
demek istiyordu. Her ne kadar sarılmak oğlunun hoşuna gitmese de şöyle doyasıya<br />
sarılıp “Ne olursa olsun, kim ne derse desin, ben seninle gurur duyuyorum!”<br />
demek istiyordu.</p>
<p>Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordu ama bebeğin ağlamasıyla kendine<br />
geldi. Gün yavaş yavaş ağarmaya başlamıştı. Eliyle yüzünü ve sakalını ıslatan<br />
gözyaşlarını sildi. Hızlıca odaya geçti, balkonun kapısını güzelce kapattı.<br />
Ev sahibinin teklifiyle, sabah namazını, evin hemen yakınındaki Ebu’l Hasan<br />
Harakani Hazretlerinin türbesinde kıldılar. Türbenin insanı sakinleştiren<br />
atmosferi iyi gelmişti adama. Güçlendiğini hissetti. İstikbale dair bütün kaygıları,<br />
zaman zaman ruhunu felç eden korkuları çözülüp gitmişti adeta.</p>
<p>Kahvaltının ardından ev sahibi onu cezaevinin kapısına kadar uğurladı. Türlü<br />
aramalar, prosedürler ve beklemelerin ardından görüşme salonuna güç bela vardı.<br />
Gösterdikleri plastik masaya oturdu. Tuhaf hissetti kendini. Yıllar önce annesinin<br />
cezaevinde onu görmeye geldiği günü hatırladı. Acıdan iki büklüm kadıncağızı<br />
gördüğünde yaşadığı vicdan azabını da. Omuzlarını gerdi, duruşunu dikleştirdi,<br />
başını kaldırdı. Oğluna aynı hissi yaşatmayacaktı.</p>
<p>Çok geçmeden geldi oğlu. Biraz zayıflamıştı, teni de güneşsizlikten hafif<br />
solgundu ama yürüyüşü hâlâ heybetliydi. Onu görünce kalktı hemen. Ama açmadı<br />
kollarını. Çekinerek elini uzattı sadece. Çünkü oldu olası sarılmayı sevmezdi oğlu.<br />
Küçükken bile ne zaman sarılmak istese kaçardı.</p>
<p>Önüne kadar geldi oğlu. Durdu, babasının elini tutmadan önce yüzüne baktı.<br />
Akları artmış saçlarına, derinleşmiş yüz çizgilerine, uzamış sakalına&#8230; Neyse ki<br />
gözleri eskisi gibi canlı ve parlak bakıyordu. Sonra elini tutarak kendine çekti<br />
babasını ve ona kocaman sarıldı. Bir iki saniyelik şaşkınlığın ardından babası da<br />
sıkıca sardı kollarını. Başını, kendinden biraz uzun oğlunun omzuna koydu, içine<br />
çekti kokusunu.</p>
<p>Görüş bittikten sonra baba, otobüs garına; evladı, hücresine geri döndü.<br />
Sadece bir saat görüşebildiler o gün. Bütün özlemlerini bir saatte gidermek,<br />
anlatılacakları anlatmak, teselli etmek, teselli bulmak zorundaydılar. Onca yola<br />
sağlığı müsaade etmediği için gelemeyen anacığı ise bu bir saatten de mahrum<br />
kaldı.<br />
Yaşlı adam, memlekete dönmek üzere otobüse bindiğinde, oğlunu sağ salim<br />
görebilmenin huzuru içindeydi. Ümitliydi. Oğlunun gözündeki aydınlığı<br />
görmüştü.</p>
<p>Ümitliydi, zalime boyun eğmeyen mazlumun eninde sonunda<br />
kazanacağını biliyordu. Mırıldandı sessizce: “Varsın, insanlar şimdi inanmasın.<br />
Bütün maskelerin düşeceği bir gün var. “<br />
İçinden bir türkü tutturdu önce ve çok geçmeden tatlı bir uykuya daldı</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/baba-olmak-esra-kaya/">Baba olmak | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Baba Olarak Peygamberimiz</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-baba-olarak-peygamberimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2020 07:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hep zirvelerde dolaşan Allah Resûlü, hayatın hemen bütün ünitelerinde de hep zirvede olmuştu. İnsanlar O&#8217;nu ararken, ne kendi seviyelerinde ne de yaşadıkları asrın büyük insanları seviyelerinde aramamalıdırlar. Araştırmacılar O&#8217;nu ararken&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-baba-olarak-peygamberimiz/">Bir Baba Olarak Peygamberimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hep zirvelerde dolaşan Allah Resûlü, hayatın hemen bütün ünitelerinde de hep zirvede olmuştu. İnsanlar O&#8217;nu ararken, ne kendi seviyelerinde ne de yaşadıkları asrın büyük insanları seviyelerinde aramamalıdırlar. Araştırmacılar O&#8217;nu ararken hep dünyanın en yüksek zirvelerini düşünmeli ve hayalen zirveler üzerinde dolaşmalıdırlar ki, kadrine ruhanîlerin destan kestiği o Zât hakkında kadirnâşinaslık yapmasınlar.</p>
<p>Evet, onlar Hz. Muhammed&#8217;i (sallallâhu aleyhi ve sellem) arayacaklarsa mutlaka O&#8217;nun ufkunda aramalıdırlar; bizim gibi doğru dürüst hayal bile edemeyen insanların hayalleriyle Hz. Muhammed&#8217;e ulaşmak mümkün değildir. Zira Allah (celle celâluhu), mevhibe-i sübhaniyesi olarak O&#8217;na her sahada üstünlük bahşetmiştir.</p>
<p>İnsanlığın İftihar Tablosu, bir iftihar tablosu olarak yaşadı ve gurub etti. Beşer O&#8217;nun eşini-menendini bir daha görmedi ve göremedi. Bütün insanlık göremediği gibi bazı çağdaşları ve hatta yakınında bulunanlar bile göremediler. Belki pek çokları, varlığını güneşe bağlı sürdüren çiçekler gibi, özlerindeki pörsüme ile ancak O&#8217;nun gurubunu anlayabilmişlerdi.. anlayabilmişlerdi ama artık çok geçti. Tabiî ki, ümmeti arasında O&#8217;nu tanıyanların, O&#8217;na saygı duyanların sayısı her zaman daha çok olmuştur.</p>
<p>Aradan 14 asır geçmiş olmasına rağmen, biz hâlâ, Hatice&#8217;ye, Âişe&#8217;ye, Ümmü Seleme&#8217;ye, Hafsa&#8217;ya &#8220;Anam!&#8221; derken, içimizde anamıza &#8220;Anam!&#8221; demenin üstünde bir haz, bir zevk duyarız. Elbette ki, bu his, bu duygu, o devirde daha derin, daha köklü, daha içten, daha samimiydi. Ve bunlar, hep O&#8217;ndan ötürüydü. Hz. Ebû Bekir, kızı Âişe&#8217;ye &#8220;Anacığım!&#8221; derdi. Zaten,<strong> وَاَزْوَاجُهُ اُمَّهَاتُهُمْ </strong><em>&#8220;Peygamberlerin zevceleri, mü&#8217;minlerin analarıdırlar.&#8221;</em><sup>[1]</sup> âyeti de bunu söylemiyor muydu? Ve işte Hz. Ebû Bekir de bu mülâhazayla bağrında besleyip büyüttüğü kızı Hz. Âişe&#8217;ye &#8220;Anam!&#8221; diyordu.</p>
<p>Ne var ki bütün bu teveccühler hatta onların ayaklarının altına baş koymalar ve onları, insanlığın en azizi olarak başlarda gezdirmeler, bu gerçek takdirkârların hüznünü, kederini gidermeye yetmiyordu. Evet, daha sonraki saadet fırtınaları bile bu hüznü onların yüzünden silememişti. Birer birer gurub edecekleri güne kadar hüzünle oturdu, hüzünle kalktı.. hüzün düşündü ve hüzün konuştular.</p>
<p>İşte O, zevcelerinin sinesinde böyle fevkalâde bir aile reisi olduğu gibi aynı zamanda derin ve mükemmel bir baba idi.. tabiî, babalığı ölçüsünde bir derinliği temsil eden misilsiz bir dede idi de.. evet, bu sahada dahi O&#8217;nun eşi ve menendi yoktu.</p>
<p>O, çocuklarına, torunlarına fevkalâde şefkatle muamele eder.. böyle muamele ederken de, onların nazarlarını ahirete ve maâliyâta çevirmeyi ihmal etmezdi. Onları bağrında beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar.. bu arada onların uhrevî meseleleri ihmallerine de asla rıza göstermezdi.</p>
<p>İşte bu anlayış içinde onlara karşı fevkalâde açık, fakat Allah&#8217;la arasındaki münasebeti koruma bakımından da gayet ciddî ve vakur idi. Bir taraftan onlara hürriyet ve serbestiyet içinde, insanca yaşama yollarını gösteriyor, diğer taraftan da laçka olmalarına ve yılışıklaşmalarına meydan vermiyordu. Meydan vermek şöyle dursun, aksine çürümelerine karşı bütün hassasiyetiyle göğüs geriyor ve onları hep ulvî ve uhrevî âlemlere göre hazırlıyordu. Bu şekildeki terbiye anlayışıyla Allah Resûlü, yine ifrat ve tefritten uzak orta yolu ve sırat-ı müstakîmi temsil ediyordu. İşte bu durum da O&#8217;nun fetanetinin ayrı bir buudunu teşkil etmektedir.</p>
<p><strong>1. Çocukları ve Torunlarına Karşı Şefkati</strong></p>
<p>Müslim-i Şerif&#8217;in rivayet ettiği bir hadiste Allah Resûlü&#8217;nün hizmetçisi olma gibi en yüksek pâyeye ulaşan ve on sene ara vermeden, fasılasız, kemal-i sadakatle bu hizmetini yürüten Enes b. Mâlik diyor ki:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>مَا رَأَيْتُ أَحَداً كَانَ أَرْحَمَ بِالْعِيَالِ مِنْ رَسُولِ اللّٰهِ</strong></p>
<p><em>&#8220;Aile fertlerine karşı, Hz. Muhammed&#8217;den (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha şefkatlisini görmedim.&#8221;</em><sup>[2]</sup></p>
<p>Evet, o kadar şefkatli, o kadar içten davranır ve öylesine açık hareket ederdi ki; O&#8217;nun gibi bir ikinci aile reisi ve baba göstermek mümkün değildir.</p>
<p>Bu itiraf sadece bize ait olsa, belki ehemmiyeti sınırlı kalırdı. Ancak, karıncayı dahi incitmeyecek kadar re&#8217;fet ve şefkatle derinleşmiş milyonlarca insan, ilan ve itiraf ediyorlar ki, bütün varlığı şefkatle kucaklamada Allah Resûlü&#8217;nün bir eşi daha yoktu.</p>
<p>Evet, herkes gibi O da bir insan olarak yaratılmıştı ama Allah (celle celâluhu), insanlarla münasebet kursun diye O&#8217;nun kalbine bütün varlığa karşı derin bir alâka vaz&#8217;etmişti. Ondandır ki, Allah Resûlü, hem aile fertlerine karşı hem de diğer insanlara karşı görülmemiş bir alâka ile dopdoluydu.</p>
<p>Erkek evlâtlarının hepsi daha önceden vefat etmişti. En son Mâriye Validemiz&#8217;den bir erkek çocuğu dünyaya gelmiş, o da yaşamamıştı. Allah Resûlü, onca önemli işlerinin arasında sık sık dâye himayesindeki çocuğunun yanına gider, onu bağrına basar, öper, okşar, sever, kucağına alır, sonra da döner evine gelirdi.<sup>[3]</sup> Vefat ettiği zaman da yine onu kucağına alıp, bağrına basıp, gözleri dolu dolu hüznünü ifade etmişti. O&#8217;nun bu durumuna hayretle bakanlara da:</p>
<p><em>&#8220;Gönül mahzun olur, gözler ağlar; fakat inşâallah Allah&#8217;ın dediğinden, Allah&#8217;ın hoşnut olduğundan başkasını söyleyemeyiz.&#8221;</em> demişti ve ardından da dilini işaret ederek: <em>&#8220;Allah şununla muâhaze eder.&#8221;</em> buyurmuşlardı.<sup>[4]</sup> Bir kere daha hatırlatalım; O, insanların en merhametlisi, en şefkatlisiydi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin&#8217;i sırtına alır şurada-burada dolaştırırdı. O seviyedeki bir insan çocuğu sırtına alır ve halkın içine öyle çıkar mıydı? O, alır ve çıkardı. Böyle yaparken de, onların gelecekte kazanacakları şerefi âdeta istikbal ederdi. Bir gün Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin sırtında iken hane-i saadetten içeriye Hz. Ömer girdi. Onları böyle şerefli bir yerde görünce<strong> نِعْمَ الْفَرَسُ تَحْتَكُمَا </strong><em>&#8220;Ne güzel bineğiniz var!&#8221;</em> dedi. Ve hemen Allah Resûlü şöyle buyurdu:<strong> نِعْمَ الْفَارِسَانِ هُمَا </strong><em>&#8220;Ya ne güzel süvariler onlar!&#8221;</em><sup>[5]</sup> Onlar bu meselenin şuurunda veya değildirler. Fakat Allah Resûlü onları işte böyle onore ediyordu. Bir başka defasında da Hz. Hasan&#8217;a:<strong> نِعْمَ الْمَرْكَبُ رَكِبْتَ </strong><em>&#8220;Ne güzel bineğin var!&#8221;</em> diyene karşı: <strong>ونِعْمَ الرَّاكِبُ هُوَ </strong><em>&#8220;O da ne güzel binici!&#8221;</em> cevabını yetiştirmişti.<sup>[6]</sup></p>
<p>Evet O, kıyamete kadar gelecek bütün evliyânın babası ve bütün evliyâya ait şerefin, haysiyetin, izzetin ve onurun nüvelerini mahiyetinde taşıyan Ehl-i Beyt&#8217;in bu iki mühim imamına hususî teveccühte bulunarak zaman zaman onları omuzunda taşıyordu. Onlara gösterdiği bu ilgi ve alâkanın altında, şüphesiz temsil edecekleri Ehl-i Beyt ve bütün evliyânın da hissesi vardı. Onun içindir ki, Ehl-i Beyt&#8217;in mühim bir ferdi olan Abdülkadir Geylânî, haklı olarak, atalarının, Allah Resûlü&#8217;nün omuzlarında taşınması itibarıyla şöyle der: &#8220;Allah Resûlü&#8217;nün mübarek ayakları, benim omuzumda; benim ayağım da, bütün evliyânın omuzundadır.&#8221;<sup>[7]</sup> Herhâlde bu durum kıyamete kadar da böyle devam edecektir.</p>
<p>Bir başka defasında, torunları omuzlarında çıkagelecek ve bizzat kendisi onlara şöyle diyecektir:<strong> نِعْمَ الْجَمَلُ جَمَلُكُمَا وَنِعْمَ الْعِدْلاَنِ أَنْتُمَا </strong><em>&#8220;Altınızdaki bineğiniz ne güzel binek ve üstündeki yük olarak sizler ne güzel yüksünüz!&#8221;</em><sup>[8]</sup></p>
<p>O, evlât ve torunlarını böyle aziz tutmuş, onların kalbine taht kurmuş ve babalar, dedeler üstü bir sevgiye mazhar olmuştu.</p>
<p>Allah Resûlü, her hususta olduğu gibi, çocuk terbiyesinde de daima orta yolu takip etmişti. Bütün evlâtlarını, torunlarını canı kadar sever hem de bu sevgisini onlara hissettirirdi. Ne var ki, bu sevgisinin kötüye kullanılmasına da asla fırsat vermezdi. Zaten O&#8217;nun evlât ve torunları arasında, böyle bir davranışa yeltenen de yoktu. Ancak bilmeden yaptıkları hatalar karşısında, Allah Resûlü&#8217;nün takındığı bir tavır, o derin sevgiyi bir vakar buğusuyla sarar ve ılık bir görünümle onları şüpheli zeminde dolaşmaktan alıkordu. Meselâ bir defasında Hz. Hasan veya Hüseyin, henüz yaşları çok küçük olduğu için elini sadaka hurmasına uzatır. Allah Resûlü hemen harekete geçer ve o hurmayı onun elinden alarak: <em>&#8220;Bize sadaka hurması haramdır!&#8221;</em> der.<sup>[9]</sup> Daha o yaştan itibaren, onları harama karşı duyarlı yetiştirme, terbiyede dengenin güzel örneklerinden biri olsa gerek.</p>
<p>Medine-i Münevvere&#8217;ye her girişinde bindiği merkubun üzerinde, Allah Resûlü&#8217;ne sarılmış, birkaç çocuğu birden görmek mümkündür.<sup>[10]</sup> Demek ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadece kendi torunlarına karşı değil, hanesinde, hanesine yakın hanelerde ve daha ötede oturan bütün çocukları, kemal-i şefkat ve samimiyetle bağrına basıyor ve onların gönüllerini sevgiyle fethediyordu.</p>
<p>Evet, O&#8217;nun sevgi hâlesine dahil olanlar sadece erkek evlât ve torunları değildi. O nasıl Hz. Hasan ve Hüseyin&#8217;i seviyordu, aynı şekilde torunu Ümame&#8217;yi de seviyordu. O kadar ki, bazen sokağa çıkarken Ümame&#8217;nin O&#8217;nun omuzlarında olduğu görülüyordu. Hatta, bazen kıldığı nafile namazlarda dahi Ümame&#8217;yi sırtında taşıdığı olurdu. Secde yapacağı zaman onu yere kor, secdeden kalkarken de yine omuzuna alırdı.<sup>[11]</sup></p>
<p>Allah Resûlü, Ümame&#8217;ye olan bu sevgisini öyle bir toplum ve cemiyet içinde izhar edip açığa vuruyordu ki, bu insanlar daha düne kadar kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. İşte böyle insanlar arasında, Allah Resûlü&#8217;nün kız torununa gösterdiği bu ilgi ve alâka, oldukça değişik ve o güne kadar kimsenin görmediği orijinallikte bir hareket tarzıydı.</p>
<p><strong>2. Hz. Fatıma&#8217;ya Karşı Sevgi ve Şefkati</strong></p>
<p>İslâm&#8217;a göre kız-erkek ayırımı yoktur. Ve Allah Resûlü bunu bizzat kendileri göstermiştir. Nasıl ayrım olabilir ki, birisi Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise diğeri Hz. Hatice&#8217;dir. Biri Adem ise diğeri Havva&#8217;dır. Biri Ali ise diğeri Fatıma&#8217;dır.</p>
<p>O Fatıma ki, Allah Resûlü&#8217;nün kızıdır, kıyamete kadar gelecek bütün Ehl-i Beyt&#8217;in anasıdır. O bizim de anamızdır.</p>
<p>İşte Allah Resûlü, bu incelerden ince Fatıma yanına gelince hemen ayağa kalkar, onun elinden tutup getirir ve kendi oturduğu yere oturturdu. Hâlini-hatırını sorar, onu sever, okşar ve gönderirken de yine aynı iltifatlarla gönderirdi.<sup>[12]</sup></p>
<p>Bir ara Hz. Ali, Ebû Cehil&#8217;in kızıyla evlenmek istemişti. Gerçi bu mübarek kadın da ağabeyi İkrime gibi İslâm&#8217;a girmiş ve sonsuzluk kervanına katılmıştı; fakat bu evlilik muhtemelen Fatıma&#8217;yı rahatsız edecekti. Belki de Hz. Ali böyle bir evliliğin Hz. Fatıma&#8217;yı bu şekilde rahatsız edeceğini hiç ama hiç düşünmemişti. Fatıma gelip durumu Allah Resûlü&#8217;ne arz edip üzüntüsünü dile getirince, onu mahzun gören İki Cihan Serveri, çok üzülmüş ve hemen minbere çıkmış ve şu hutbeyi irad buyurmuşlardı: <em>&#8220;Duydum ki, Ali, Fatıma&#8217;nın üzerine evlenmek istiyormuş. Eğer Ali bu düşüncesinde kararlı ise, Fatıma&#8217;yı boşamalıdır. Zira bu durum Fatıma&#8217;yı üzmektedir. Fatıma ise benden bir parçadır. Onu üzen beni üzmüş olur. Onu sevindiren de, beni sevindirmiş demektir.</em>&#8221;</p>
<p>Bu sözleri dinleyenlerin arasında Hz. Ali de vardı&#8230; Derhal evvelki düşüncesinden vazgeçti ve Fatımasının yanına döndü.<sup>[13]</sup></p>
<p>Zaten Hz. Ali, Allah Resûlü&#8217;nün kızını gözünün akı gibi aziz tutuyor, onun kendisine karşı böylesine bağlı olduğunu bilen Fatıma da hiç şüphesiz O&#8217;nu canından artık seviyordu. Aslında bu ince kadının, sanki, evliyâ ve asfiyâya nüvelik etmesinin dışında da bir misyonu yok gibiydi.. gözleri hep babasında ve O&#8217;nun davasındaydı. Allah Resûlü, son demlerinde O&#8217;na vefatını haber verdiğinde cihanı velveleye veren ağlamasının; ve ilk vefat edip kendisine kavuşacak olanın da o olduğunu söyleyince bayram sevinciyle gülmesinin başka türlü izahı da mümkün değildi.<sup>[14]</sup></p>
<p>Evet, baba onu, o da babasını çok seviyordu. Ancak, Allah Resûlü, Fatıma&#8217;yı severken de dengeyi korumasını biliyor, hep ölçülü hareket ediyor ve onu, insan ruhunun yükselmesi gereken âlemlere göre hazırlıyordu. Çünkü ebedî beraberlik ancak orada olacaktı. Kızı Fatıma ile Allah Resûlü, ancak 25 sene beraber olabilmişlerdi. Evet, Hz. Fatıma, Allah Resûlü&#8217;nün irtihalinden altı ay sonra vefat etmiş ve vefat ettiğinde de ancak 25 yaşındaydı.<sup>[15]</sup></p>
<p><strong>3. Çocuklarını Ebedî Hayata Hazırlaması</strong></p>
<p>Allah Resûlü ebediyete, yani insanların yaratılış itibarıyla talip oldukları şeye talipti. Evet, insan, ebed için yaratılmıştır. Ebedden, Ebedî Zât&#8217;tan başka bir şeyle de tatmin olması mümkün değildir. Binaenaleyh O&#8217;ndan başka bir şey istemez.. bilerek-bilmeyerek hep O&#8217;nu arzular. Bu itibarla da insana ebediyeti vereceğiniz âna kadar onun doyup tatmin olması mümkün değildir.</p>
<p>Evet, insanın sonsuz emelleri ve arzuları vardır. Ona ne verseniz tatmin edemezsiniz! Zaten bütün dinlerin ve peygamberlerin mesajlarının esası da işte bu ukbâ buudlu nizamdır. Bu itibarladır ki, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir taraftan avuç avuç ve kucak kucak onlara huzur taşırken, diğer taraftan da onları ebedî huzura, ebedî saadete hazırlamayı hiç mi hiç ihmal etmiyordu. Bunun en çarpıcı misallerinden birini şu vak&#8217;ada görmek mümkündür:</p>
<p>Fatıma Validemiz, boynunda bir gerdanlıkla Allah Resûlü&#8217;nün huzuruna gelir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir rivayette Fatıma Validemiz&#8217;in boynundan gerdanlığı alır. Başka bir rivayette gerdanlık Fatıma Validemiz&#8217;in elindedir ve Allah Resûlü ona şöyle buyurur:</p>
<p><em>&#8220;İster misin ki halk desin:</em> -burada, halktan maksat, insanlar veya ruhanîler, melekler, sema sakinleri olması arasında fark yoktur- <em>Peygamber&#8217;in kızı elinde Cehennem&#8217;den bir zincir, bir kolye taşıyor?&#8221;</em></p>
<p>Evet, bir taraftan onları aziz tutuyor, diğer taraftan da teveccühlerini bütünüyle ahirete, Allah&#8217;a, ebedî ve uhrevî güzelliklere çeviriyordu. Bu söz Hz. Fatıma&#8217;ya yetmişti. Zira bu söz, onun gönlünde taht kuran ve onu bütün letâifiyle fetheden insandan geliyordu. Onun için Hz. Fatıma diyor ki: &#8220;Hemen kolyeyi sattım.. bir köle aldım.. o köleyi de hemen hürriyete kavuşturdum ve sonra da Allah Resûlü&#8217;nün huzuruna geldim.. geldim ve yaptıklarımı kendisine bir bir nakledince mesrur oldu, sevindi. Sonra da ellerini açıp Allah&#8217;a şöyle hamd etti: <strong>اَلْحَمْدُ ِللّٰهِ الَّذِي أَنْجَى فَاطِمَةَ مِنَ النَّارِ </strong><em>&#8220;(Kızım) Fatıma&#8217;yı Cehennem&#8217;den koruyan Allah&#8217;a hamdolsun.&#8221;</em><sup>[16]</sup></p>
<p>Elbette ki, Hz. Fatıma, boynuna taktığı bu kolye ile harama girmiş değildi. Ancak Allah Resûlü onu mukarrabîn dairesinde tutmaya çalışıyordu. Efendimiz&#8217;in ikazı takva ve kurb buudluydu. Bu bir cihetle dünyaya karşı alâkasızlık, ama daha çok da, bulundukları yer ve kıyamete kadar temsil edecekleri cemaat itibarıyla, &#8220;Ehl-i Beyt&#8221;in anasına düşen bir titizlik ve hassasiyet örneğiydi:</p>
<p>Evet, Hasan&#8217;a, Hüseyin&#8217;e ve daha sonra gelecek Zeynelâbidîn gibi âbidlerin ziya kaynağına ana olmak elbette kolay değildi. Allah Resûlü onu önce Ehl-i Beyt&#8217;e, sonra da Şah-ı Geylânîlere, Muhammed Bahauddin Nakşibendlere, Ahmed Rifâîlere, Ahmed Bedevîlere, Şazilîlere ve daha nicelerine ana olmaya hazırlıyordu. Sanki ona: &#8220;Kızım sen, öyle bir koca evine giriyorsun ve öyle bir eve gelin gidiyorsun ki, senin o mübarek hanenden teselsülen ortaya çıkacak dünya kadar altın halkalar var. Bırak boynundaki şu altın kolyeyi, sen onlara ana olmaya bak!&#8221; diyordu. Nakşîlerin, Rifâîlerin, Şazilîlerin ve daha yüzlerce turuk-u âliye ricalinin altın halkası&#8230;</p>
<p>Evet, evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrabîne ana olmak kolay değildi. Onun için Allah Resûlü bu hususta, kendi hanesine karşı daha hassas ve daha sert idi. Evet, O, bu davranışlarıyla şefkat ve re&#8217;fetin yanında onların nazarlarını uhrevî âlemlere çevirme itibarıyla da sırat-ı müstakîmin ayrı bir yönünü hatırlatıyor ve büyük-küçük bütün fenalıklara karşı kapı ve pencereleri kapatıp onların nazarlarını sadece ahirete çeviriyor ve &#8220;Size Allah gerek, Allah!&#8221; diyordu. Zira onların yolunda öyleleri zuhur edecekti ki,</p>
<p><em>&#8220;Cennet Cennet dedikleri<br />
Üç-beş köşkle birkaç huri<br />
İsteyene ver onları<br />
Bana Seni gerek Seni!&#8221;</em></p>
<p>diyecek ve bütün ömürlerini ukbâ televvünlü, kurbet buudlu yaşayacaklardı. Bu itibarla da Allah Resûlü, bu en sevdiklerini, gerçek sevginin gereği olarak dünyevî bütün kazurattan temizliyor, dâmenlerine dünyevî tozun-toprağın bulaşmasına fırsat vermiyor, onların nazarlarını ulvî âlemlere çeviriyor ve onları oradaki beraberliğe hazırlıyordu. <em>&#8220;Kişi sevdiğiyle beraberdir.&#8221;</em><sup>[17]</sup> Hz. Muhammed&#8217;i (sallallâhu aleyhi ve sellem)seviyorsanız, yolunda olacaksınız, yolunda olanlar ötede O&#8217;nunla beraber olacaklardır.</p>
<p>İşte bu beraberliğe hazırlama yolunda Allah Resûlü bir taraftan onları seviyor, bağrına basıyor, diğer taraftan da bu sevip bağrına basmayı çok iyi değerlendiriyordu. &#8220;Sevdim, bağrıma bastım, seni azizim bildim. Allah seni ümmetin azizi kıldı. Sen beşerin başında Hz. Meryem gibisin.&#8221; Bir zayıf rivayette Hz. Meryem nasıl izzetiyle, Allah Resûlü&#8217;ne şöyle dedirtti: &#8220;Kadınlar içinde bir peygamber olsaydı, Hz. Meryem olurdu.&#8221; Sen de başı o büyüklüğe ulaşan bir kadınsın.. öyleyse en azından onun kadar dünyaya karşı aziz ve dengeli olmalısın.</p>
<p>Şefkat olacak, re&#8217;fet olacak, kalble ve hisle kucaklama olacak fakat ahiret adına da kat&#8217;iyen bir gevşeklik olmayacak. İşte sırat-ı müstakîm; orta ve en doğru yol! Bir yol ki Allah Resûlü de bu yolun başyolcusu&#8230;</p>
<p><strong>4. Hz. Fatıma&#8217;nın Hizmetçi İstemesi</strong></p>
<p>O&#8217;nun terbiye sisteminden bir diğer kesiti de İmam Buhârî ve Müslim veriyor&#8230; Hâdiseyi bize Hz. Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor ve diyor ki:</p>
<p>&#8220;Evimizde hizmetçimiz yoktu. Bütün işlerini bizzat Fatıma kendisi yapıyordu. Zaten, bütünü bir tek odadan ibaret olan bir hücrecikte kalıyorduk. O hücrecikte, Fatıma ocağı yakar ve yemek pişirmeye çalışırdı. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten çıkan kılvılcımlar benek benek elbisesini yakardı. Onun için elbisesi delik deşik olmuştu. Yaptığı sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyacı olan suyu taşımak da onun yüklendiği işlerdendi. Ayrıca değirmen taşını çevire çevire eli; su taşıya taşıya da sırtı nasır bağlamıştı.</p>
<p>Bu arada bir harp dönüşü Medine&#8217;ye esirler getirilmişti. Allah Resûlü bu esirleri, müracaat eden Medine halkına dağıtıyordu. Fatıma&#8217;ya, babasına gidip ev işlerinde kendisine yardımcı olabilecek bir hâdim (hizmetçi) istemesini söyledim. O da babasına gitti fakat evde yoktu. Hz. Âişe: &#8220;Geldiğinde ben haber veririm.&#8221; dedi, o da geri döndü.</p>
<p>Yatağa uzanmıştık ki, az sonra Allah Resûlü birdenbire çıkageldi. Yataktan doğrulmak istedikse de O buna mâni oldu.. ve aramıza oturdu. Öyle ki sadrıma temas eden ayağındaki serinliği göğsümde hissediyordum. Arzumuzu sordu. Fatıma da durumu aynen nakletti. Allah Resûlü birden uhrevîleşti ve şöyle dedi:</p>
<p><em>&#8220;Yâ Fatıma, Allah&#8217;tan kork ve Allah&#8217;a karşı vazifende kusur etme! Allah&#8217;ın omuzuna yüklediği farzları hakkıyla yerine getir. Kocana da daima sadık ve itaatkâr ol! Onun hakkını da gözet! (Yani, senin iki vazifen var: Allah&#8217;a karşı kulluk etmek ve sonra da kocana itaatte bulunmak.) Sana ayrı bir şey daha söyleyeyim. Yatağına girmek istediğin zaman, otuz üç defa &#8220;Sübhanallah&#8221;, otuz üç defa &#8220;Elhamdülillah&#8221;, otuz üç defa da &#8220;Allahü Ekber&#8221; de. İşte bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.&#8221;</em><sup>[18]</sup></p>
<p>Bunun mânâsı şu idi: Ben senin nazarını uhrevî âlemlere çeviriyorum.. ve orada senin, bana ulaşman ve benimle beraber olman için de iki yol var: Birincisi, Rabbine karşı kulluk vazifende kusur etmemen. İkincisi de; kocana karşı vazife ve mükellefiyetlerini yerine getirmen. Eğer bir hâdim, senin kocana karşı vazifelerinde senin yerini alır ve senin yapman gerekenleri o yaparsa, bu bir ölçüde senin eksik kalmana sebebiyet verebilir. Oysaki senin zülcenaheyn olman lâzımdır. Bir insan nasıl en mükemmel kul olur ve Allah&#8217;a kulluğunu en mükemmel şekilde yerine getirir? Bir insan nasıl en mükemmel insan olur ve üzerindeki mükellefiyetleri kusursuz ve arızasız yerine getirir? İşte sana düşen bunları araştırmaktır.</p>
<p>Sen evvelâ, Rabbine karşı kulluğunu en mükemmel şekilde eda et ve mükemmel bir kul ol! Sonra da Ali gibi kıyamete kadar gelecek ehlullahı sulbünde taşıyan büyük bir insana karşı, mükellefiyetlerini yerine getir ve mükemmel bir insan ol! Ol ki, bütün mükemmeliyetlerin ve mükemmellerin toplanma yeri olan Cennet&#8217;te benimle beraber olabilesin!</p>
<p>Burada, Hz. Ali ile ilgili, istidradî bir hususu arz etmeden geçmeye gönlüm razı olmuyor. Hz. Ali ki, Allah Resûlü ona, kızını hem de hiç tereddüt etmeden vermişti. Çünkü onda, Hz. Fatıma gibi bir nebi kızına koca ve bir nebiye damat olma liyakatı vardı. Zira o şah-ı evliyâ idi.. ve evliyâya baba olabilecek mahiyette yaratılmıştı. Öyle ki, Allah Resûlü bir gün şöyle buyuracaktı: <em>&#8220;Her peygamberin nesli kendinden devam etmiştir; Benim neslimi ise Ali devam ettirecektir.&#8221;</em><sup>[19]</sup> Yani Benim soy ağacımı o sulayacak, o yetiştirecek ve o tımar edecek. Neticede semerâtı toplayanlar da benimle beraber, Ehl-i Beyt içinde onu da anacaklar. Binaenaleyh, meseleye bu yönüyle bakılacak olursa, Hz. Ali&#8217;ye itaat, aynen Allah Resûlü&#8217;ne itaattir. Allah Resûlü&#8217;ne itaat da Allah&#8217;a itaat demektir.</p>
<p>Zaten umumî mânâda kocalık hakkı için, Efendimiz şöyle buyurmaktadır: <em>&#8220;Eğer Allah&#8217;tan başkasına secde bahis mevzuu olsaydı, kadınlara, kocalarına secde etmelerini emrederdim.&#8221;</em><sup>[20]</sup> Eğer böyle bir şey caiz olsaydı, Hz. Ali bunu çoktan hak etmişti. Evet, eğer erkeğe secde bahis mevzuu olsaydı, başta Hz. Ali gelirdi. Hz. Fatıma&#8217;nın zülcenaheyn olması için Hz. Ali ve ona hizmet bu denli önemli olunca Hz. Fatıma&#8217;nın hizmetçi kullanması, onun kanatlarından birinin kırılması demektir. Böyle tek kanatlı biri ise Hz. Hasan&#8217;a, Hz. Hüseyin&#8217;e, Şah-ı Geylânî&#8217;ye.. ve kıyamete kadar gelecek bütün aktâba, müceddidîne, müçtehidîne ana olamazdı. Allah Resûlü onu bu büyüklükte bir ana yapmak için, âdeta dünyaya ait bütün alâkalarını kesiyor, onun nazarını tamamen ahirete çeviriyordu. Zira Allah (celle celâluhu) da O&#8217;nu böyle yapmış ve böyle terbiye etmişti:</p>
<p>Evet, dünyaya gelmeden babasını almış.. ve O, gözünü dünyaya açtığında, baba adına dayanacak bir şey bulamamıştı. Altı yaşına gelince de diğer desteğini çekip almış.. ve daha hayatının mebdeinde O&#8217;na nur-u tevhîde, sırr-ı ehadiyete giden yolları açmıştı. Vâkıa, belki bir süre, izzet ve azamete perde, bakıp himaye edene de şeref, Abdülmuttalip vesâyeti yaşanmıştı ama bu, O&#8217;nun nazarında artık delik deşik olan sebepler adına hiçbir şey ifade etmiyordu. Ebû Talib&#8217;in bakımı görümü ise, amcalık himayesini aşamamış bir vesâyet.. ve uhrevî buuduyla Hz. Ali&#8217;ye baba olmaya bahşedilmiş külfet suretinde bir nimetti. Bu yakınlık sayesinde bir gün gelecek O da Ali&#8217;yi alıp yanında yetiştirecek, Şah-ı Merdân, Haydar-ı Kerrar ve şah-ı evliyâ hâline getirecekti. Allah (celle celâluhu), O&#8217;na böyle davranmış, esbabı bütün bütün çekip almış.. ve O&#8217;nu bütün hissiyatıyla kendine tevcih etmişti. Sen sebepler âleminde gezemezsin, sen her noktada<strong> رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ </strong>hakikatini<sup>[21]</sup> temsil etmelisin. Allah&#8217;a güvenmeli ve Allah&#8217;a dayanmalısın.</p>
<p>Fatıma O&#8217;nun kızıydı. Hakk&#8217;ın terbiye adına kendisine lütfettiği ve ihsanda bulunduğu şeyleri O, kızından esirgeyemezdi. O kız ki, Hz. Hasaneyn&#8217;den Hâtemü&#8217;l-evliyâ&#8217;ya kadar, birçok velinin anası olacaktı. Bu itibarla onun bu mübarek meyvelere çekirdek olabilecek mahiyette yetiştirilmesi lâzımdı. İşte bundan dolayı Efendimiz, bir taraftan fevkalâde re&#8217;feti, şefkati, sevgisi ve gönüllerinde taht kurmanın yanında, diğer taraftan da Fatıma&#8217;nın nazarını hep uhrevî âlemlere çeviriyordu.</p>
<p><strong>5. Terbiyede Saadet Hanesinin Umumî Atmosferi</strong></p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün saadet hanesinde sürekli bir haşyet tüter dururdu. Orada oturmalar, kalkmalar hep haşyet televvünlüydü. Allah Resûlü&#8217;nün bakışlarını yakalayabilenlerin, o bakışlarla her zaman Cennetlerin imrendiriciliğine veya Cehennemlerin ürperticiliğine ulaşmaları, hatta görüp hissetmeleri mümkündü. Namaz kılarken O&#8217;nun titreyip ürpermeleri, kâh ileriye kâh geriye gidip gelmeleri; Cehennem endişesiyle sarsılmaları; Cennet arzusuyla üveyikler gibi kanatlanmaları o hanenin hususiyetlerindendi ve o evde daima görülüp, bilinen şeylerdi.</p>
<p>Evet, O&#8217;na bakan her zaman Allah&#8217;ı hatırlardı. İmam Nesâî naklediyor: <em>&#8220;Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) namaz kılarken içinde bir güveç kaynıyor gibi ses duyulurdu.&#8221;</em><sup>[22]</sup> O, daima ağlamalı, kaynamalı bir içle Allah&#8217;a teveccüh eder ve namazını öyle kılardı. Âişe Validemiz kaç defa O&#8217;nu Rabbisinin huzurunda, başı yerde titreyerek, irkilerek secde eder vaziyette bulmuştu.<sup>[23]</sup></p>
<p>Tabiî ki, O&#8217;nun bu hâli, ev halkına da müspet yönde tesir ediyor ve terbiye adına onlara çok şey kazandırıyordu. Allah&#8217;tan çok korkan bu Nebiler Sultanı&#8217;nın, hanım ve evlâtlarında da aynı haşyet, aynı korku vardı. Çünkü Allah Resûlü, hep yaşadığını söylüyor ve söylediklerini de yaşadıklarıyla misallendiriyordu. İnsanın yaşadığını söylemesindeki tesiri, en bariz şekli ve en çarpıcı keyfiyetiyle ancak O&#8217;nun hanesinde görebiliriz. Yeryüzünde mevcut bütün pedagog ve terbiyeciler, bütün terbiye sistemleri adına, bildikleri ne kadar malumatları varsa hepsini seferber etseler, insan yetiştirme adına, o hanedeki müessiriyete ulaşamazlar.. ve ulaşamamışlardır da.</p>
<p>Evet, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), yapmak ve anlatmak istediği şeyleri daha ziyade davranışlarıyla temsil ve ifade etmiş, sonra da davranışlarından dökülen bu şeylere tercüman olmuştur. Allah&#8217;a karşı nasıl haşyet duyulacak, nasıl mahviyet içinde olunacak, secdeler nasıl bir derinlikle eda edilecek ve nasıl iki büklüm olunacak.. rükû nasıl yapılacak.. ka&#8217;dede nasıl büklüm büklüm olunacak, gecelerde nasıl feryat edilecek&#8230; Allah Resûlü bütün bunları evinde yapmış, sonra da, arkadaşlarıyla sohbetlerinde: &#8220;İnsanlar şöyle yapmalıdırlar. Çocuklarına şu şekilde sahip çıkmalıdırlar. Hak ve hakikate şu denli tercüman olmalıdırlar.&#8221; demiş.. ve dedikleri de hem kendi hanesinde hem de dışarıda, hemen hüsnü kabul görmüş ve inanan insanların sinelerinde mâkes bulmuştur.</p>
<p>Her şeyden evvel O, eşi ve menendi olmayan bir baba ve dedeydi. Hayat adına bize çok basit gibi görünen bu husus, esasen her insan için aşılması gereken en zor engel ve engebelerden biridir.. ve Allah Resûlü bu engeli en kolay şekilde aşmış en birinci baba ve dededir.</p>
<p>Hem O, öyle evlât ve torunlar yetiştirmiştir ki, onların sulbünden gelen ne kadar altın halkalık insan varsa, hepsi de insanlığın ufkunda, âdeta asırlara saçılmış güneşler, aylar ve yıldızlar gibidirler. Bu husus, sadece Allah Resûlü&#8217;ne mahsus bir mazhariyettir ki, Cenâb-ı Hak, O&#8217;nu bu mazhariyette de tek ve yektâ kılmıştır. İçlerinde tek bir mürted barındırmayan.. veya başka bir ifadeyle, içlerinden tek bir mürtedin çıkmadığı tek nesil, hem de milyonlara varan sayılarıyla Allah Resûlü&#8217;nün neslidir.</p>
<p>Nice Hak dostları vardır ki, kendileri çok büyük olmalarına rağmen, evlerinde yetiştirdikleri evlâtları itibarıyla fevkalâde fakirdiler. Onların evlâtları veya evlâtlarının evlâtları, azıp sapmış ve şeytanın ağına takılmışlardır. Günümüzde dahi bunun yüzlerce misalini gösterip anlatmak mümkündür. Ancak Allah Resûlü&#8217;nün evlât ve torunlarıdır ki, hiçbirisi yetiştikleri haneye, o hanenin mânâ köklerine ihanet etmemişlerdir. Değil ihanet etmek, her fırsatta bu cibillî alâkayı göstermiş ve vefa misali olmuşlardır.<sup>[24]</sup></p>
<p>Evet, işte bu da yine Allah Resûlü&#8217;nün risaletinin bir delilidir ki, insan ne kadar dâhi de olsa bu ölçüde bir terbiyeci olması kat&#8217;iyen mümkün değildir.</p>
<p><span class="notice">[1] Ahzâb sûresi, 33/6.<br />
[2] Müslim, fedâil 63; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/112.<br />
[3] Müslim, fedâil 62-63; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/112.<br />
[4] Buhârî, cenâiz 44; Müslim, fedâil 62; cenâiz 12.<br />
[5] Bezzâr, el-Müsned, 1/418.<br />
[6] Tirmizî, menâkıb 30; Hâkim, el-Müstedrek, 3/186.<br />
[7] Münâvî, Feyzu&#8217;l-Kadîr, 6/16.<br />
[8] Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr, 3/52.<br />
[9] Buhârî, zekât 60; Müslim, zekât 161.<br />
[10] Buhârî, cihad 196; Müslim, fedâilü&#8217;s-sahabe 65-68; Ebû Dâvûd, cihad 54.<br />
[11] Buhârî, edeb 18; Müslim, mesâcid 42.<br />
[12] Tirmizî, menâkıb 60; Ebû Dâvûd, edeb 143.<br />
[13] Buhârî, nikâh 12, 16; Müslim, fedâilü&#8217;s-sahabe 93-96.<br />
[14] Buhârî, menâkıb 25; Müslim, fedâilü&#8217;s-sahabe 98-99.<br />
[15] Hâkim, el-Müstedrek, 3/176-177; İbn Hacer, el-İsâbe, 8/54, 57.<br />
[16] Nesâî, zînet 39; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/278-279.<br />
[17] Müslim, birr 165. (Lafız farklılığıyla; Buhârî, fedâilü&#8217;l-ashab 6.)<br />
[18] Buhârî, fedâilü&#8217;l-ashab 9; Müslim, zikr 80, 81; Ebû Dâvûd, harâc 19.<br />
[19] Tabarânî, el-Mu&#8217;cemu&#8217;l-kebîr, 3/43; Deylemî, el-Müsned, 1/172.<br />
[20] Ebû Dâvûd, nikâh 41; Dârimî, salât 159.<br />
[21] &#8220;Rabbimiz! Sana güvenip Sana dayandık; Sana yönelip, Sana karşı olan konumumuzu koruma arzusuyla Sende fâni olduk ve sonunda Senin huzuruna varacağız.&#8221; (Mümtehine sûresi, 60/4)<br />
[22] Nesâî, sehv 18.<br />
[23] Müslim, salât 221; Ebu Dâvûd, salât 147.<br />
[24] Birkaç densizin önce bu intisabı istismarları sonra da ihanetleri bu umumî esası cerhetmez.</span></p>
<div class="fastsocialshare_container fastsocialshare-align-center">
<div class="fastsocialshare-subcontainer">
<div class="fastsocialshare-share-fbl fastsocialshare-button">
<div class="fb-like fb_iframe_widget" data-href="https://fgulen.com/tr/eserleri/sonsuz-nur/Bir-Baba-Olarak-Peygamberimiz" data-layout="button" data-width="100" data-action="recommend" data-show-faces="false" data-share="false"><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-baba-olarak-peygamberimiz/">Bir Baba Olarak Peygamberimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Beyt&#8217;in Babaları &#124; Harun Tokak anlatıyor&#8230;</title>
		<link>https://hizmetten.com/ehl-i-beytin-babalari-harun-tokak-anlatiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2020 14:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Babalar günü]]></category>
		<category><![CDATA[ehli beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Harun Tokak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11757</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medrese-i Yusufiye&#8217;deki tüm babalara ithaf olunur. Baba olmak önemli değil. Önemli olan baba gibi adam olmak Her baba evlatlarını göz ucuyla takip eder ve onları düşünür Babalar bir dağ, bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ehl-i-beytin-babalari-harun-tokak-anlatiyor/">Ehl-i Beyt&#8217;in Babaları | Harun Tokak anlatıyor&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Medrese-i Yusufiye&#8217;deki tüm babalara ithaf olunur.</h3>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_91050"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/AiV092cmguI?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>Baba olmak önemli değil. Önemli olan baba gibi adam olmak<br />
Her baba evlatlarını göz ucuyla takip eder ve onları düşünür<br />
Babalar bir dağ, bir çınar gibidir.</p>
<p>Akıcı anlatımı, etkileyici üslubu ile izleyenleri duygu deryalarında gezintiye çıkaran İlahiyatçı,Gazeteci-Yazar Harun Tokak’tan muhteşem bir program daha….</p>
<p>Tokak, Babalar günü dolayısıyla özel bir programla izleyenlerin karşısında olacak.</p>
<p>Kuzey Işıkları YouTube kanalı üzerinden gerçekleştirecek programın konusu , ’’Ehl-i Beyt’in Babaları’’</p>
<p>21 Haziran Pazar günü Almanya saatiyle 19.00’da yayınlanacak programı kaçırmayın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ehl-i-beytin-babalari-harun-tokak-anlatiyor/">Ehl-i Beyt&#8217;in Babaları | Harun Tokak anlatıyor&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba bana Peygamberimizi anlatır mısın? &#124; Mithat Tayyar</title>
		<link>https://hizmetten.com/baba-bana-peygamberimizi-anlatir-misin-mithat-tayyar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 18:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Mithat TAYYAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canım yavrum, ben de senin yaşındayken, bir sabah babamın yanına geldiğimde onu hem çok heyecanlı hem de hafif gözü yaşlı görmüştüm. Anneme, rüyasında Peygamberimizi namaz kılar halde gördüğünü, çok heybetli&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/baba-bana-peygamberimizi-anlatir-misin-mithat-tayyar/">Baba bana Peygamberimizi anlatır mısın? | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Canım yavrum,<br />
ben de senin yaşındayken, bir sabah babamın yanına geldiğimde onu hem çok heyecanlı hem de hafif gözü yaşlı görmüştüm. Anneme, rüyasında Peygamberimizi namaz kılar halde gördüğünü, çok heybetli bir duruşunun olduğunu ve onun bu halinden çok etkilendiğini anlatıyordu. Açıkcası ben de evdeki bu ortamdan çok etkilenmiştim. Kalbimde tarif edemediğim bir kor yanmaya başladı. Ve onu araştırmaya başladım. Acaba dış görünüşü nasıldı diye? İnsan çocukken ilk önce dış görünüşü merak ediyor.<br />
Daha sonra Hz. Hasan&#8217;ın dayısı İbn Ebû Hâle&#8217;den duyduğu şu tarif geçti elime. Buna göre: “Allah Resulü, irice yapılı ve heybetliydi. Yüzü ayın on dördü gibi parlardı. Uzuna yakın orta boylu, büyükçe başlı, saçları hafif dalgalıydı. Saçı bazan kulak memesini geçerdi. Rengi nûrânî beyaz, alnı açık, kaşları hilâl gibi ince ve gürdü. İki kaşı arasında öfkelendiği zaman kabaran bir damar vardı. Burnu ince, hafifçe kavisliydi. Sakalı sık ve gür, yanakları düzdü. Ağzı geniş, ön dişlerinin arası seyrek ve pek hoştu. Boynu gümüş gibi berraktı. Bütün organları birbiriyle uyumlu idi. Göğsü ile karnı bir hizada olup ne zayıf ne de şişmandı. Göğsü ile iki omuzunun arası genişçe, mafsalları kalıncaydı. Bedeni nur gibiydi. Göğüs çukurundan göbeğine kadar ince bir tüy şeridi uzanırdı. Göğsünde ve karnında kıl yoktu. Kolları, omuzları ve göğsünün üst tarafında kıllar vardı. Bilekleri uzun, avucu genişti. El ve ayak parmakları etli ve uzunca idi. Ayaklarının altı hafifçe çukur, üstü ise son derece düzgün ve pürüzsüzdü. Yürürken öne meyilli düz yürür, ayaklarını yere sert vurmaz, sakin, ama hızlı ve vakarlı yürür, meyilli bir yerden iniyormuş görünümü verirdi. Bir tarafa döndüğünde bütün vücuduyla dönerdi. Konuşmadığı zaman gökten çok yere bakar ve düşünceli görünürdü. Arkadaşlarıyla yürürken onları öne geçirir, kendisi arkadan yürürdü. Yolda karşılaştığı kimselere önce o selâm verirdi. Resûlullah çok defa hüzünlüydü ve hep Allah’ı düşünürdü. Gerekmedikçe konuşmaz, çoğu zaman sükût ederdi. Sözünün başından sonuna kadar her kelimenin hakkını vererek konuşurdu. Az sözle çok mâna ifade eder, açık seçik konuşurdu. Sözünde ne fazlalık, ne de eksiklik bulunurdu. Kibar ve yumuşak huyluydu. Etrafındakilere kaba davranmaz, onları hor görmezdi. Ne kadar az olursa olsun Allah’ın nimetlerine saygı gösterir, onları asla küçümsemezdi. Yenilen, içilen şeyleri lezzetsiz diye kötülemez, aşırı şekilde övmezdi. Dinin bir emrini uygulayacağı sırada buna aykırı bir şey söylendiğinde son derece öfkelenir, gerekeni yapıncaya kadar da öfkesi yatışmazdı. Öte yandan kendisine yapılan kaba ve haksız bir davranıştan dolayı öfkelenmez, onun intikamını almaya kalkışmazdı. Bir şeye işaret edeceği zaman parmağıyla değil, eliyle işaret ederdi. Bir şeye hayret ettiği zaman elinin içini semaya doğru kaldırırdı. Konuşurken sözüyle uyumlu olarak elini hareket ettirir ve sağ elinin baş parmağını sol elinin avucuna vururdu. Birine öfkelendiği zaman başını ondan çevirirdi. Sevindiği zaman bakışlarını yere indirirdi. Gülmesi çoğunlukla tebessüm şeklindeydi. O gülerken dişleri dolu tanesi gibi bembeyaz görünürdü.”<br />
Yaşım ilerledikçe, Allah Resulünün dış görünüşünün arkasındaki duruş, yani onun insanlara karşı muamele tarzı, ahlaki yapısı ve ilahi huzur karşısındaki duruşunu merak etmeye başladım.<br />
Sonra öğrendim ki Hz. Hüseyin’in efendimiz de bunu merak etmiş. Daha sonra bu soruyu babası Hz. Ali&#8217;ye sorduğunda bavası Resûlullah’ın şemâilini şöyle açıklamıştır: “Resûlullah evine girdiği zaman vaktini üçe taksim ederdi. Birini Allah’a ibadet ve taate ayırır, birinde eşleriyle meşgul olup evinin ihtiyaçlarını temin eder, birinde de dinlenip şahsî işlerini görürdü. Kendisine ait olan zamanı diğer insanlarla paylaşırdı. Bu saatlerde yanına çok yakın arkadaşları girer, onlar da öğrendikleri bilgileri orada bulunmayan kimselere anlatırlar, böylece Allah’ın Elçisi ilmini kimseden esirgememiş olurdu. Resûl-i Ekrem ümmeti için ayırdığı vakitlerde mânevî bakımdan üstün olan ashabını huzuruna kabul eder, dindeki üstünlükleri nisbetinde onlarla meşgul olur, hem onların hem de ümmet-i Muhammed’in dünyada ve âhirette işlerine yarayacak bilgileri kendilerine öğretirdi. Onun huzurunda sadece dinin öğretimi ve ümmet-i Muhammed’in işi konuşulurdu. Kimsenin bunların dışında faydasız bir şey söylemesine razı olmazdı. İnsanlara faydası dokunmayacak bir sözü söylemezdi. Ashabıyla kendisi arasında sevginin çoğalmasına yarayacak iltifatlarda bulunur, onların kendisinden uzaklaşmasına yol açacak sözleri ağzına almazdı. Her kabilenin önde gelen kişilerine ikramda bulunur ve onları kendi kabilelerine başkan tayin ederdi. Davranışlarını beğenmediği yöneticilere karşı müslümanları dikkatli ve uyanık olmaya teşvik eder, kendisi de kimseden tebessümünü ve güzel sözlerini esirgememekle beraber onlara karşı daha ihtiyatlı davranırdı. Meclisinde göremediği ashabını sorup araştırır, halkın arasında ne olup bittiğini yine onlardan sorup öğrenirdi. İyi ve güzel olan şeyin güzelliğinden söz edip onu tavsiye eder, kötü olan şeyin kötülüğünü dile getirip ondan sakındırırdı. Yaptığı her iş ölçülüydü, hiçbir işi ve sözü diğerine ters düşmezdi. İnsanlara, yapmaları gereken din ve dünya işlerini gerektiği gibi yapamayabilecekleri veya gevşek davranabilecekleri endişesiyle görevlerini hatırlatmaktan geri durmazdı. Dünya ve âhiretle ilgili her güç meseleye bir çözüm bulurdu. Yapması gereken görevi uygulamada kusur etmediği gibi hakkın dışına da çıkmazdı. Oturup kalkarken Allah’ı zikrederdi. Meclislerde kendine özel bir yer ayırmaz, ayrılmasına da izin vermezdi. Bir topluluğun yanına vardığında meclisin baş tarafına geçmez, nerede boş yer varsa oraya oturur, başkalarına da böyle yapmalarını söylerdi. Yanındakilerle ilgilenip onlara iltifat ederdi. Meclisinde bulunan herkes onun en çok değer verdiği insanın kendisi olduğunu düşünürdü. Bir sorusu veya ihtiyacı sebebiyle yanına gelip oturan kimse kendiliğinden kalkıp gidinceye kadar onun yanından ayrılmazdı. Kendisinden bir şey isteyeni ya istediği şeyi vererek veya vereceğini vaad ederek yahut gönül alıcı bir söz söyleyerek gönderirdi. Güzel davranışları ve güzel ahlâkıyla herkesi kucakladığı için bütün müslümanların babası durumundaydı. Herkes haklarının gözetilmesi bakımından onun yanında birbirinden farksızdı. Ona göre üstünlüğün ölçüsü takvâ idi. Her zaman güler yüzlü, güzel huylu, halim selimdi. Kötü huylu, katı kalpli değildi. Bağırıp çağırmaz, çirkin söz söylemez, kimseyi ayıplamaz ve aşırı derecede övmezdi. Hoşlanmadığı şeyi görmezden gelirdi. Kimse onun lutuflarından ümitsizliğe düşmezdi. Üç şeyden hep uzak dururdu: Riyâdan, çok konuşmaktan, kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaktan. İnsanlarda kusur aramazdı. Hiç kimseyi aşağılayıp küçümsemez, kimseyi ayıplamaz, kimsenin ayıplarını araştırmazdı. İnsana sevap kazandırmayan faydasız sözleri söylemezdi. Konuşmaya başlayınca yanında bulunanlar, sanki başlarında birer kuş varmış da onu ürkütmek istemiyorlarmış gibi önlerine bakarak onu dinler, ancak o susunca konuşurlardı. Ashap onun yanında birbiriyle konuşmaz, huzurunda konuşan kimse sözünü bitirinceye kadar dinlerlerdi.<br />
Resûl-i Ekrem ashabının gönlünü hoş etmek için onların güldüğü şeye güler, onların hayret ettiği şeye hayret ederdi. Huzurunda konuşma âdâbını bilmeyen yabancıların kaba saba konuşmalarına sabrederdi. Daha önce iyilik yaptığı birinin övgüsünü kabul eder, fakat kendisini aşırı şekilde övmeye kalkışanlara izin vermezdi. Bir kimse uygun olmayan bir şey söylemedikçe sözünü kesmezdi. Uygun olmayan tarzda konuşan kimseyi ise ya ikaz ederek sözünü keser veya oradan kalkıp giderdi”1<br />
Bu bilgiler beni rahatlatacağına, sanki tuzlu su içen birisinin suya doyamaması gibi Allah Resulüne daha da çekmişti. Bunun üzerine &#8220;Onun ahlakı, Kuran ahlakıydı&#8221;2 diyen Aişe annemizin sözünü kendime rehber edindim ve Kur&#8217;an deryasına saldım kendimi.</p>
<p>Kaynaklar:<br />
-İbn Sa‘d, I, 422-425; Tirmizî, s. 48-53.<br />
-Taberânî, XXII, 155-159, nr. 414.<br />
-Kādî İyâz, s. 201-207.<br />
-Heysemî, VIII, 273-275.<br />
-Müslim, Salâtu’l Müsafirîn, 139</p>
<p><strong>Yorum : Mithat Tayyar</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/baba-bana-peygamberimizi-anlatir-misin-mithat-tayyar/">Baba bana Peygamberimizi anlatır mısın? | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babamın ardından &#124; Adem Yavuz Arslan</title>
		<link>https://hizmetten.com/babamin-ardindan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 11:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[adem yavuz arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[babam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 11 gün oldu sevgili babamı toprağa vereli. Hala inanmak istemiyorum. Sanki gerçek değilmiş gibi. Babam telefonun olmadığı bir yere gitmiş, bir kaç güne dönecekmiş ve yine telefonu açıp ‘oğlum’&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/babamin-ardindan/">Babamın ardından | Adem Yavuz Arslan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Bugün 11 gün oldu sevgili babamı toprağa vereli.</h2>
<p>Hala inanmak istemiyorum. Sanki gerçek değilmiş gibi. Babam telefonun olmadığı bir yere gitmiş, bir kaç güne dönecekmiş ve yine telefonu açıp ‘oğlum’ diyecekmiş gibi hissediyorum.</p>
<p>Sonra bir kaç saniyelik cenaze ve mezarlık videosunu izliyorum. O zaman içime çöken acı nefesimi kesiyor. Bilmiyorum ne kadar sürede kabullenebileceğim ama babam artık yok.</p>
<p>Güçlü görünmeye, metanetli davranmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kendimi başka işlere veriyorum; 15 Temmuz dosyalarına dalıyorum ama baktığım her yerde babamın tebessüm eden çehresini görüyorum.</p>
<p>Zihnimi meşgul etmek için ne kadar uğraşsam da dönüp dolaşıp bu acı gerçeğe tosluyorum; Babam artık yok.</p>
<p>Bugüne kadar sayamadığım kadar çok köşe yazısı yazdım ama en zoru bu olacak. Çünkü babamı anlatmak kolay değil. En azından hakkını verebilecek miyim emin değilim.</p>
<p>Yanlış anlaşılmasın; öyle sıradışı bir hikayesi yoktu babamın. Hatta tipik bir Anadolu insanıydı.</p>
<p>Türkiye’nin yokluk-yoksulluk yıllarında, 1938 yılında doğmuş, bir Yörük olarak Toros yaylalarında keçi otlatarak büyümüştü.</p>
<p>Köyde okul yokmuş ve ilkokula başlaması 10 yaşını bulmuş. Babasını da çok erken yaşta kaybedince hayat daha da zorlaşmış. 20’li yaşlara geldiğinde ‘devlet’le tanışmış.</p>
<p>Çünkü dönemin yönetimi Toros yaylalarında kontrolsüz olarak dolaşan Yörüklere ‘Şehre inecek ve bundan sonra orada yaşayacaksınız’ talimatı vermiş. Onlar da ovaya inip çiftçiliğe başlamışlar.</p>
<p>Babam her Anadolu köylüsü gibi çok çalışıp az kazanıp zorluklara göğüs germişti. Hatta tüm hayatı böyle geçti diyebilirim. Ama babamın benim üzerimde en çok etki bırakan tarafı da burasıydı.</p>
<p>Çok çalışır, az kazanır ama kimseye minnet etmezdi.</p>
<p>Erken kalkar ve işe koyulurdu. Üzerine güneşin doğduğunu bilmezdik. Bize öğrettiği en önemli şey ise harama el uzatmamak oldu. Bir de cömertliği meşhurdu. Hatta bu cömertliği yüzünden çok hakkı yenmiş, çok dolandırılmıştır ama o bu özelliğinden hiç vazgeçmedi.</p>
<p>Köyde yaşayan, zar zor geçinen bir adamın ne malı mülkü olacak da başkasına dağıtacak demeyin, önemli olan niyetti ve babam bu ‘huyu’nu son nefesine kadar değiştirmedi.</p>
<p>Cumhuriyetin ilk yılları ve ekonomik şartlar nedeniyle babam okula devam edememişti ama en büyük hedefi çocuklarını okutabilmekti. Bu arada şu notu da düşeyim; babam okula devam edememişti ama aklı ve vicdanı hür birisiydi. Mesela benim adımı 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında öldürülen gazeteci Adem Yavuz’a atfen koymuştu.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_10303"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/GiWkqLcm09k?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nerden esinlenmişti bilmiyorum ama ‘oğlum büyüyüp gazeteci olacak’ derdi. Bunu dediği yıllarda ben koyunların peşinde çobandım tabi.</p>
<p>Zaman çabuk geçti, biz büyüdük, üç kardeş birlikte İzmir’de üniversite okuduk. Ekonomik krizin herkesin belini büktüğü dönemlerdi ama babam hiç bir zaman şikayet etmedi. Okulu bitirip meslek sahibi olmamız onun hayat-ı gayesiydi.</p>
<p>Bir oğlu üniversiteyi bitirir bitirmez yurt dışında açılan Türk Okulları’nda öğretmen olmak için Sibirya’ya uçtu ve yıllar boyu gurbette kaldı. Küçük kızının öğretmen olmasından çok mutluydu. Benim gazeteci olmam, yazı yazmam ise ona ayrı bir gurur kaynağıydı. Bu yüzden çalıştığım gazeteye abone olmuştu.</p>
<p>Gazete köye bir kaç günde bir geliyordu ama olsun.</p>
<p>Orada benim adımı görmek babam için önemliydi. Ama bilemezdi ki büyük zorluklarla okuttuğu ve gurur duyduğu çocukları bir gün ‘terörist’ olarak damgalanacak, işinden gücünden atılacak, sürgün olup yıllarca görüşemeyecek!</p>
<p>Malesef son yıllarda çok üzdüler babamı.</p>
<p>Ben en son 2014 Mayısında görmüş, elini öpüp helallik isteyebilmiştim babamdan. Türkiye’nin olağanüstü şartlara gebe olduğunu görebiliyordum ama o görüşmenin son olacağını tahmin edememiştim.</p>
<p>Sonra abim sürgün oldu. Daha doğrusu görev yaptığı okullardan Türkiye’ye dönemedi. Hep gurur duyduğu kızının adını bir KHK listesinde gördü. Düne kadar kapısına gelip ‘senin oğlana söylesen de bizim tayine yardım etse, bizim çocuğun okula yurda yerleşmesini sağlasa’ diyenler bir anda selamı sabahı kesti.</p>
<p>Hatta tacize varan girişimler oldu. Öyle ki babam son yıllarda Cuma namazına komşu köye gider olmuştu. Gelip ‘senin oğlan hala tutuklanmadı mı? kızın neden dışarıda’ diyenlere katlanmak zorunda kalıyordu.</p>
<p>En üzücü olan ise düne kadar sofrasına oturan, çayını içen kişilerin kapıya dayanıp “amca emir büyük yerden, çocukların nedeniyle başın dertte” demeleriydi.</p>
<p>Bugüne kadar yazmadım ama artık söyleyebilirim;</p>
<p>Erdoğan rejiminin haramileri yaşı 80’e yaklaşmış, köyde yaşayan gariban bir adamdan ‘tutuklanmamak için 125 bin lira” istediler. İsteyenler çete miydi, gerçekten ‘Reis adına’ mı istiyorlardı hala bilmiyoruz ama bu olayı yaşadığı zaman çok üzülmüştü.</p>
<p>Özellikle Havuz medyasında benimle ilgili çıkan haberler ona çok dokunuyordu.</p>
<p>Erdoğan’ın korumalarının bana saldırmasına dair görüntüleri gözyaşı içinde izlemişti. Sıkı bir Bugün Tv izleyicisiydi ve benim hiçbir programımı kaçırmazdı. Hatta mesai arkadaşlarımı da ismen tanırdı. Bugün Tv’nin TOMA’larla basılıp ekrandan tanıdığı isimlerin coplanmasına o kadar üzülmüştü ki yorgun kalbi sıkıntı çıkarmış, bir kaç gün hastanede kalmıştı.</p>
<p>Babamın en çok üzüldüğü şeylerden birisi ise bizim ilçedeki küçük öğrenci yurduna el konması oldu. Daha önce dediğim gibi, babam ilkokuldan sonra okula devam edememişti ama çocuklarının okuması en büyük gayesiydi.</p>
<p>Sadece çocuklarının mı?</p>
<p>Köyde yaşayan, çiftçilik yapan, kıt kanaat ailesini geçindiren birisi olarak Silifke’ye yapılacak okul ve öğrenci yurdu için seferber olmuştu. Sattığı domatesin, çileğin parasından yurt için ayırırdı.</p>
<p>Ürettiği meyvelerden de öğrenciler yesin diye yurda götürürdü.</p>
<p>Silifke’ye öğrenci yurdu yapılacakken Cemaatin yereldeki yöneticileri destek istediğinde babam elinden geleni yapmıştı. Gücü ancak 4 öğrencinin kalabileceği bir odanın parasını denkleştirmeye yetiyordu o da onu yaptı. Yurt idarecileri de babamın ve annemin adını o yurt odasının kapısına asmıştı.</p>
<p>Bu detayı anlatıyorum çünkü Erdoğan rejiminin el koyduğu eğitim müesseselerinin ardında böyle bir hikaye var. O kurumları gasp edip, öğretmenleri tutuklayanlar babam gibi binlerce insanın umutlarını, hayallerini de çaldılar.</p>
<p>Babam için en zoru bana “Oğlum bir şey olursa gelmeyin, bunlar size kötülük yaparlar” diye vasiyet etmesiydi. Düşünün, yıllarca çocuklarının hasretini çeken bir baba hasretini bastırıp çocuklarına ‘ülkeye gelmeyin’ demek durumunda kalıyor.</p>
<p>Bir yandan evin önündeki asmanın altında oturup çocuklarının geleceği günün hayalini kurarken bir yandan da hasretini bastırıp bunu bize hissettirmemeye çalışıyordu.</p>
<p>Nitekim olmadı.</p>
<p>Babam bana ve abime hasret gitti. ‘Soğuk algınlığı’ diye hastaneye götürüldüğünde ‘babam neleri atlattı, bunu da atlatır’ demiştim ama bir gün sonra yoğun bakımda ve solunum cihazında olduğu haberini aldım.</p>
<p>O cihazda geçen 5 gün benim için tarifsizdi. Babam solunum cihazında, doktor ‘herşeye hazırlıklı olun’ diyor ve ben dünyanın öbür ucundayım…</p>
<p>Yapabileceğim birşey yok.</p>
<p>İlk uçağa atlayıp gitsem, son kez nasırlı ellerinden öpüp helallik istesem diyorum pasaportum çalışmıyor. Yazdığım kitaplardan dolayı hakkımda tutuklama kararı var. Bir şekilde uçağa binip gitsem hastaneye değil doğrudan Silivri’ye götürüleceğim.</p>
<p>Sonra babamın vasiyeti var; ‘bir şey olursa gelmeyin, bunlar size kötülük eder’ sözü kulaklarımda.</p>
<p>5 günü 5 asır gibi geçirdikten sonra babamın vefat haberini aldım. Sanki aceleleri varmış gibi iki saat içinde cenazesini yıkadılar, kefenlediler ve ikindi namazı sonrası defnettiler.</p>
<p>Bense bu anları kısa bir videodan görebildim. Cenaze namazını gıyabında dünyanın öbür ucunda kıldım.</p>
<p>Oysa ki orada olmam ve babamı mezara benim indirmem gerekiyordu. Belki de bu yüzden bir türlü kabullenemiyorum babamın vefatını. Belki de bu yüzden gerçekmiş gibi gelmiyor.</p>
<p>Ama bir yandan da huzurluyum. Babam temiz bir hayat yaşadı. Biz çocuklarına güzel örnek oldu, haramı-helali gözetti, bize de öyle öğretti. Kıt kanaat geçinmesine rağmen öğrencilere burs vermeye, onlara imkan sağlamaya çalıştı.</p>
<p>Biz babamdan razıydık, Allah’ım sen de razı ol.</p>
<p><strong>Kaynak:Adem Yavuz Arslan | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/babamin-ardindan/">Babamın ardından | Adem Yavuz Arslan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailesinden ayrılırken canından can kopar insanın</title>
		<link>https://hizmetten.com/ailesinden-ayrilirken-canindan-can-kopar-insanin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Nov 2019 11:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[AYRILIK]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[GÖRÜS]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih 07.09.2018&#8230; Yazmak için yazmak gibi olacak bugün. Her günümüz aynı burada. Kalk, namaz, kahvaltı, Kur’an, kitap, yemek, namaz, ders, kitap, voleybol, yürüyüş, yemek, namaz falan filan&#8230; 39 kişiydik bir kişi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ailesinden-ayrilirken-canindan-can-kopar-insanin/">Ailesinden ayrılırken canından can kopar insanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Tarih 07.09.2018&#8230; Yazmak için yazmak gibi olacak bugün. Her günümüz aynı burada. Kalk, namaz, kahvaltı, Kur’an, kitap, yemek, namaz, ders, kitap, voleybol, yürüyüş, yemek, namaz falan filan&#8230;</div>
<div></div>
<div>39 kişiydik bir kişi daha eklendi 40 olduk. Sonra nur topu gibi bir itirafçımız oldu, gitti. Tekrar 39’a düştük. TV’deki haberlerde siyasetçilerin dalga geçer gibi yaptıkları “af  muhabbetleri” bile umurumuzda olmuyor artık. Suçlu değiliz ki affetsinler&#8230;</div>
<div></div>
<div>Üç hafta oldu revire çıkmaya çalışalı. Nihayet bugün teşrif etti doktorum ve ilaç yazdı, bakalım ne zaman gelecek ilaçlar. Açık görüş hakkımız da geldi geçti bu ay ki. Bir ay sarılamayacağım kızıma&#8230; Zihnimi olabildiğince meşgul etmeye çalışıyorum. Bol bol kitap okuyorum ve hayal kuruyorum. Kitapta yazmaya niyetleniyorum bakalım başarabilirsem&#8230;</div>
<div></div>
<div>
<div>Hayalimde bir dekor kurdum ve kahramanlarımı oluşturdum, bu ara onlarla yaşıyor gibiyim. Dinç kalmaya çalışıyorum. Yemekler çok iç açıcı değil, kantin de yeterli değil, istediklerimizi getirmiyorlar. Yine de aç kalmadığımız için şükrediyoruz. En azından kahveme kavuştum ve sigarayı azalttım. Zaten mahpus hayatı yaşıyoruz bir de üzerine içerideki yasaklar olunca, kendimi iyice kısıtlanmış hissediyorum. Her gün çamaşır yıkamaya çalışıyorum. Elle bir yere kadar yıkanabildiğinden, beyazlarımız asla eskisi gibi olmuyor.</div>
<div>Daha beyaz olamayan bütün beyazlarımı, gri olarak kabullendim, yadırgamıyorum artık.</div>
<div></div>
<div>Günler ibadet ve kurulan onlarca hayalle geçiyor. Havalar inceden soğumaya başladı. Dedim ya bugün yazmak için yazıyorum. Daha doğrusu biraz da zihnimi meşgul edebilmek için.</div>
<div>Bir gün bu karanlık bitecek, aydınlığa ulaşacağız ve o gün ben bir bayram edasıyla evime gideceğim&#8230;</div>
<div></div>
<div><b>YİNE BİR AÇIK GÖRÜŞ GÜNÜ<br />
</b></div>
<div></div>
<div>Eğer cümlelerimden kan akıyor, gözyaşı akıyor, hasret akıyor, hüzün akıyor ise bu cümlelerimin siteminden değil, yaşanan gerçeklerden dolayıdır. Her gün farklı bir acı yaşanan mahpustan mutlu edici, tebessüm ettirecek hikâyeler beklemeyin. Yine öyle  bir gün&#8230; Gözlerim bir noktaya mıhlanıyor ve içimden bütün benliğimle haykırıyorum:</div>
<div></div>
<div><i>“Neden?”</i></div>
<div><i>Cevap çok basit aslında:</i></div>
<div><i>“Kader.”<br />
</i></div>
<div><i>Kabulleniyorum, inanıyorum ama elimde değil gene de soruyorum:</i></div>
<div><i>“Sebep ne?”</i></div>
<div></div>
<div>Hayattan ise tercihimiz ölüme. Bir ölüm acısıdır yaşadığımız, her açık görüş sonrası ruh halimiz. Ayrılırız. Onlar bizsiz özgürlüklerine, biz ise onlarsız, sebebini anlayamadan kaldığımız koğuşumuza döneriz. Ayaklarımız isyan eder ayrılmak istemeyiz, gardiyanlar ittirir. Son kez döner bir daha bakarız ardından. Son bakışımızı hafızamıza kazırız gün be gün anmak, ağlamak için. Tam kapıdan çıkacakken arkadan bir ses BABA diye. Koşar çocuk sarılır babaya annesinin elinden kaçıp. Baba iri yarı cüssesine rağmen tüm gücü tükenmiş çöker diz üstü ve bağrına basar. Türlü yalanlarla ikna etmeye çalışır kızını. Mahpustur, aksi halde kimse ayıramaz o babayı meleğinden. Sarılırız, ağlarız, yüreğimiz parçalanır, yumruk halindeki elimizi ısırır ve sanki canımızdan can ayrılır gibi ayrılırız ailemizden. Yıllara sığdıramadığımız zamanı, o açık görüş saatine sığdırmaya çalışırız.</div>
<div></div>
<div>Öncesi vardır bu görüşmenin. Üç gün öncesinden başlarız provaya. Söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi yazar ve ezberlemeye çalışırız. Eğer ezberlemezsek heyecandan unutuyoruz, çünkü o an aklımıza hiçbir şey gelmiyor. İlk aşk buluşması heyecanıyla koşar ve hüzünlü bir ayrılık ile bir saatlik görüşümüzden döneriz yine koğuşumuza.</div>
<div></div>
<div>Açık görüşe gitmeden önce ise en temiz kıyafetlerimizi giyer, tıraşımızı olur ve kısıtlı bütçemizle aldığımız ikramlarımızı  hazırlardık. Açık görüş yolunda ise bir elimizle heyecandan ve özlemden deli gibi atan kalbimizi tutar, öbür elimizle de ikramlarımızı taşırdık. Ve içeri girer girmez o ilk bakış, ilk sarılma&#8230; Bundan gerisini anlatabilecek kelimelerim yok. Çünkü ne söylesem yetersiz kalır. Karşılıklı gözyaşları akıtılır.</div>
<div></div>
<div>
<div>Öncesinde kendimize ağlamamak için söz versek de sonradan tutamayacağımızı anlayıp o uzun süredir tuttuğumuz nefesimizi gözyaşlarımız ile bırakırız. Eşimizle, annemizle, babamızla konuşurken bir yandan da çocuğumuzu okşar kokusunu içimize çekeriz.</div>
<div></div>
<div>“Bir daha hiç bırakma.” der masum yüzlü melek. Biz ise susar cevap veremeyiz. Elimizde değildir çünkü&#8230; Çok sarılırız çocuklarımıza, stoktur aslında bizim yaptığımız. Bir dahaki görüşe kadar dayanabilmek için, sabredebilmek için stok yaparız. Biz istediğimiz zaman sarılamayız çünkü çocuklarımıza. Odasına girip kafasını okşayamayız veya çocuğumuzun yüzünü güldürecek şeyler alamayız. Elimiz kolumuz bağlıdır çünkü bizim mahpusta..</div>
<div></div>
<div>Ve görüş biter. Biz de biteriz&#8230; Koğuşa döndüğümüzde herkes hâlâ beraber olan duygularını hissetmek için köşesine çekilir. Bedenler ayrılır belki ama ruhlar ayrılmazlar. Kapalı görüş ise daha büyük işkencedir bize. Görürüz, duyarız ama dokunamayız, sarılamayız. Bu duygu, bu işkence ruhumuzu acıtır, telafisi olmayan bir yara açar kalbimizde. Yine de her şeye inat boyun eğmeyiz, alışmayız o kalın camlara, bir saatlik görüşlere ve onların direttiği hayata&#8230;</div>
<div></div>
<div>Her zaman ruhumuz özgürdür bizim, tutsak olan bedenimize inat&#8230;</div>
<div></div>
<div><b>GERİDE BIRAKTIKLARIMIZ<br />
</b></div>
<div></div>
<div>Aslında geride bıraktıklarımızın tam karşılığını, nelere ve kimlere sahip olduklarımızı gördük, değerini anladık veya sahip olduğumuzu zannettiklerimizin aslında bize ait olmadıklarını gördük. Birkaç selam gönderenden başka dostlarımızın olmadığını gördük. Her hafta zorluklar içinde gelip giden ailemizin tek varlıklarımız olduğunu anladık. Geride bıraktığımız eşyaların aslında hiç bize ait olmadığını gördük. Eşyalar yanı başınızdaysa sizindir. Bir nevi ölmeden ölünüz provasıydı. Bir gün öldüğümüzde hiçbirinin bize ait olmadığını ve bir gün mutlaka unutulacağımızı anladık. Her gün arayıp soran dost, arkadaşlarımızın bir günde nasıl irtibatlarını kestiklerine müşahede ettik. Geride bizi düşünen, bizi özleyen, bizim için gözyaşı akıtan yalnız çocuklarımız, eşlerimiz, anne, baba, abi, ablalarımızdı.</div>
<div></div>
<div>
<div>Bir gün haberlerde bazı sapıkların bir kadının evine girip tecavüz ettiği haberini seyrettiğimde üç gün kendime gelememiştim. Eşimiz dul, çocuklarımız yetimdi ve başlarına bir iş gelse biz en fazla üç gün sonra öğrenebilecektik ve hiçbir şey yapamayacaktık. Bu kadar çaresiz bu kadar mahpustuk. Yediğimiz açık büfeler, ticaretlerimiz, arabamız, işyerimiz, gardırobumuzdaki eşyalar, gittiğimiz yollar, vasıflarımız hepsiyle bağlarımız kopmuş ve hepsi geride kalmıştı. Açık görüşlerde bir saate sığdırabildiğimiz aile bağlarımız kalmıştı sadece. Diğer sosyal bağlantılarımız tümden kopmuştu.</div>
<div></div>
<div>Tahliye sonrası o bağlantılar hiç olmadı. Tek tük gerçek dostlarım hariç aranmaya, görüşülmeye korkulan biriydim. Yalnızlığımız  tahliye sonrası da devam etti. Korku cumhuriyetinde uzak durulması gereken biriydim artık. İçeride biz sadece kırk kişiydik, can cana et tırnak gibiydik. Tahliye sonrası aslında onların da mecburiyetten öyle olduğunu gördük. Tahliye sonrası onlar da irtibata geçmekten korkuyor, telefonlarını açmıyorlardı. İçerideyken anılarımı hayal kurarak hep canlı tutmaya çalıştım. Rüyalarıma işliyor, hayallerini kuruyordum. Tahliye sonrası onlar da kaybolmuştu. İçeride yalnızken dışarıda tümüyle yapayalnızlığa mahkum olmuştum. Geride bıraktıklarımızın ne kadar anlamsız olduğunu anladım. En büyük zenginliğim elimde kalan yalnızlığımdı. Sahip olduğum sarıldığımda eşim, başını okşadığımda çocuğum ve her daim bizi gözeten namazlarda, dualarda görüştüğüm yalvardığım yaradanım olduğunu anladım. Geride bıraktıklarımızın aslında hiç sahip olmadığımız şeylerin olduğunu gördüm. Yaptığımız bol sıfırlı ticaretler, yemekli toplantılar, bayram, cuma, doğum günü mesajları hepsinin menfaate dayalı bir ilişki olduğunu tüm çıplaklığıyla gördük. Kaderi yaşadık. Kazanım ve kaybedişlerin muhasebesini daha kolay yapıyorum artık.</div>
<div></div>
<div>Hayatın bir varmış bir yokmuş arasına sıkışmış bir lahza olduğunu öğrendim. Kaybedişliği yaşadık tüm benliğimizle. Sıfırı tüketen bir insanın bir sonraki hayatı hep kazanımdır. Ve artık sahte harç kullanmıyorum hayatımda. Temelini daha sağlam atar oldum hayatımın. Yaşım 42 ve yeni doğmuştum. Yıkılan enkaza yeni temel atmak daha bir kolay oluyor. Hayata farklı pencereden bakabiliyorum. Geride kalanlar aslında zaten bizim değilmiş meğer. Artık eşyaya çok anlam yüklemiyorum. Tek üzüldüğüm insanlara artık çabuk güvenemiyorum ve hep bir acaba diyeceğim.</div>
<div></div>
<div>Bir hikâye vardır anlatılır. Arap bir şeyhin çok meşhur, çok pahalı, çok güçlü bir atı varmış. Bütün yarışlardan birinci çıkar, çok gösterişli bir atmış. Rakip aileler toplanmış namlı bir hırsız tutmuşlar bu atı çalması için. Şeyh bir gün bu atla çöle gezmeye çıkmış. Hırsız çölde şeyhin geçeceği yolda perişan bir şekilde yatıp, “Allah rızası için su.” diye inlemeye başlamış. Bunu gören şeyh atından inip hırsıza su verecekken bir dönmüş ki atı yok. “Eyvah” diyip üzülmüş. Hırsız demiş ki, “Ne üzülüyorsun, bir sürü atın var, bir tanesi olmasa ne olur?” Şeyh demiş ki, “ Ben atıma üzülmüyorum, bundan sonra çölde susuz kalan kimseye su vermeyecekler artık buna üzülüyorum.”</div>
<div></div>
<div>
<div>Bendeki duygu hali de aslında tam bunun gibi. Evet, bir sıkıntı yaşadık, belki birçoğu hâlâ yaşıyor ve yaraların bir kısmı sarılabilir, tedavi edilebilir ama içimizdeki yıkılan güven, vicdan, samimiyet gibi bir sürü yara tedavi edilebilir mi bilmiyorum. Geride bıraktıklarımıza içeride üzülürken tahliye sonrası bunlara değmediğini anladım. Sadece üzüldüm.</div>
<div></div>
<div>Hayat öğretmeni her daim bize bir şeyler öğretiyor ve öğreneceğimiz çok şey var.</div>
<div></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div><a href="http://www.samanyoluhaber.com/ailesinden-ayrilirken-canindan-can-kopar-insanin-haberi/1338421/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><b>Kaynak: Samanyoluhaber</b></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/ailesinden-ayrilirken-canindan-can-kopar-insanin/">Ailesinden ayrılırken canından can kopar insanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Babamın yüzünü unutmaktan korkuyorum&#8217;</title>
		<link>https://hizmetten.com/babamin-yuzunu-unutmaktan-korkuyorum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 16:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Harun Tokak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4137</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8221;Amca! Ferhat polislerin kolları arasında giderken arkasına dönüp dönüp baktı. Her defasında &#8216;Beni beklemeyin, hemen gidin&#8217; dedi. Ben ne yapayım şimdi?” &#8220;Ah amcam, keşke bu sorunun cevabı bende olsaydı&#8230;&#8217; Ağustos&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/babamin-yuzunu-unutmaktan-korkuyorum/">&#8216;Babamın yüzünü unutmaktan korkuyorum&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h4 class="wp-block-heading">&#8221;Amca! Ferhat polislerin kolları arasında giderken arkasına dönüp dönüp baktı. Her defasında &#8216;Beni beklemeyin, hemen gidin&#8217; dedi. Ben ne yapayım şimdi?” &#8220;Ah amcam, keşke bu sorunun cevabı bende olsaydı&#8230;&#8217;</h4>



<p class="wp-block-paragraph"> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağustos ayı benim için biraz da hicrandır…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem hatıralarımın ışığı anamı, hem de canım kardeşim Cemal Uşşak’ı bu ayda kaybettim.<br>Cemal Bey kardeşimin son yazısı, yayınlanmayı bekleyen “Anam ve Davam” kitabıma takdimdi.<br>O takdimdeki tespiti benim için bir hicrandır…<br>“… Bu hastalıklı gurbette bir şey daha düşünüyorum. O da iyi ki analarımız hayatta değil, iyi ki ülkemizin içinde bulunduğu bu günleri görmediler.”<br>Evet, ben de bu tespite yerle gök arası kadar katılıyorum.<br>Anam şimdi hayatta olsaydı ben ne yapardım?<br>2015 yılının Ağustos’uydu. Toprak evin odasında bir başıma kaldığımda, anamın ayrılık iniltileri ruhumu, kalbimi, hülyalarımı, hatıralarımı kor bir ateş gibi yakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Tüm gözlerden uzak, odamın en kuytu köşesinde başımı ellerimin arasına alıp düşünüyordum: Ben anasız ne yapardım?<br>İçimde hiç de söyleyemediğim, itiraf etmeye korktuğum duygularımın hapsindeydim. Bir anayı yavaş yavaş yitirmenin kahredici azabı içinde omuzlarıma ve gözlerime çöken ağırlığı taşımak, hayatın tüm girift yönlerini yaşamaktan daha zordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Kırık dökük duygularımın cenderesinde bunalmış ruhumla günahkâr ellerimi kaldırıyor, anam ve davam için dualar ediyordum.<br>Dualarım anamı geri döndürmeye yetmedi.<br>Anamdan sonra ailemiz ipi kopmuş tespih taneleri gibi dağıldı. Sadece bizim ailemiz değil, bütün bir ülke Kerbela’ya döndü.&nbsp;&nbsp;<br>Şiddet, zehirli bir sarmaşık gibi gün gün, saat saat, dakika dakika büyüdü, hâlâ da büyüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>İki yıl kadar önceydi… Kuzey ormanlarının uğultularla yeri göğü yıktığı soğuk bir kış günü ağıt gibi bir ses doluyor yüreğime: “Amcaaa! Polisler Ferhat’ı tutukladılar.&#8221;&nbsp;Bu yanık ve yandırıcı ses, yufka yürekli yeğenim Hatice öğretmenin sesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Hıçkırıklar boğazına düğümleniyor, konuşmakta zorlanıyordu:<br>“Ben ne yaparım şimdi iki çocukla bu yaban ellerde? Çocuklar çok korkuyorlar, &#8216;Anne gidelim buralardan&#8217; diyorlar.&#8221;<br>Ferhat, polislerin kolları arasında bir bilinmeze götürülüyor, anonslar bizi uçağa çağırıyor…“Ben ne yapayım şimdi?”<br>Nazi Almanyası&#8217;nın inanılmaz gaddarlığını anlatan en çarpıcı filmlerden biri olan “Sofi’nin Seçimi” adlı filmdeki Sofi’nin çaresizliği geliyor gözlerimin önüne.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Hemen herkesin bildiği gibi film, Polonya’da binlerce insanın yakıldığı Nazi toplama kamplarında geçen, inanılması zor, zorunlu bir tercihi anlatır.<br>Toplama kampındaki genç anne Sofi, iki çocuğu arasında bir tercihe zorlanır. Çocuklardan biri yakılma fırınına gönderilecektir, öteki yaşayacaktır. Sofi’ye “İçlerinden birini seç!” derler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Sofi çocuklarından birini seçmek zorunda kalır, kalır ama geri kalan hayatında bu tercih onu dengesiz bir hayata ve nihayet intihara sürükler.&nbsp;<br>Türkiye’de bir yıl boyunca “Aha bugün aha yarın gelecekler” diyerek sabahlara kadar polis bekle. Ve bir sabah alaca karanlıkta onlarca polisin evi basması sonucu artık çekilmez bu ülke diyerek iki çocuğunla bir Afrika ülkesine taşın. Tam bir iş kurdum kuruyorum derken, &#8220;Buradan hemen çıkmanız gerekiyor.” sözlerinin verdiği şaşkınlık, telaş ve korkuyla apar-topar havaalanına gel.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Uçağa bindik biniyoruz, özgürlüğe yelken açıyoruz derken birden bire karşınıza dikilen iki siyahi polisin kolları arasında, gözlerinin önünde en sevdiğini bir bilinmeze alıp götürsünler.<br>“Amca! Ferhat polislerin kolları arasında giderken arkasına dönüp dönüp baktı. Her defasında &#8216;Beni beklemeyin, hemen gidin&#8217; dedi. Ben ne yapayım şimdi?”<br>&#8220;Ah amcam, keşke bu sorunun cevabı bende olsaydı.<br>Bugünlerde cevabı olmayan o kadar çok soru birikti ki… Ağlama amcam!” diyebildim sadece.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Ağlamaya devam ederken şu kelimeler döküldü ağzından: “Uçak kalktı, kalkıyor; ben nasıl bırakır giderim onu!”&nbsp;<br>Körpecik kız Sevde Gül, “Ben babamı demir parmaklıkların arkasında görmek istemiyorum, dayanamam.” diyor.<br>Ana yüreği paramparça oluyor.<br>Eşiyle ilk ve son defa hapishanenin bir köşesinde görüşüyorlar. Gamlı gözlerle birbirlerine bakıyorlar.<br>Görüşme süresi sadece beş dakikadır. Kelimeler, kor gibi dökülüyor dudaklardan:<br>“Gidin demiştim size.”<br>-“Gidemedim Ferhat’ım. Seni bırakıp gidemedim.”<br>-&#8220;Hemen gitmelisin. Çok acele. Sana da bir şey olursa çocuklarımız ne yapar bu yerlerde.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Zamanla yarıştıklarını bildiklerini düşünüp hızlı hızlı konuşuyorlar. Meğer ne çok şey varmış konuşulacak. İnsanlar zor zamanlarda söylüyor, geniş zamanlarda söyleyemediklerini.Siyahi bir gardiyan “Görüş bitti” diyor.Ferhat başı önde yürüyor demir kapıya doğru. Kapıya varınca son kez dönüp bakıyor.O anda çocuklarının gözlerindeki korkuyu görüyor:“Hemen gidin buralardan!”&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Hatice öğretmen sonraki gün iki çocuğu ile uçağa binip özgürlüğe kanat çırpıyor.Uçağın koltuğuna gömülüyor. Yüzünü elleri ile kapatıyor. Ağlamanın tadına varıyor.<br>Yıllar önce okuduğu Minyeli Abdullah romanındaki roman kahramanı Abdullah’ın eşinin,“Yıkılsın Kahire, yıkılsın Minye!&#8221; dediği o kahırlı sözler geliyor hatırına.<br>İnşaat mühendisi olan Ferhat Bey ana tarafından akrabamız olur. Yaz tatillerinde dağlar arasındaki köyümüze yeğenim Hatice öğretmen ile birlikte gelirlerdi. Köye geldiğimi duyan diğer yeğenlerim, Ali ağabeyim ve kardeşim Hasan, bir bir süzülür gelirdi. Benim tatlıya olan düşkünlüğümü bildikleri için her biri bir tatlı tepsisiyle gelirdi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Anamın varlığı baba ocağında bizi toplardı. Ne güzel günler geçirirdik.Bilhassa yazlar, bizim için biraz annemiz, biraz köyümüz, biraz da çocukluk anılarımızdı.&nbsp;İri yapraklı asmaların altında kiraz ve dut ağaçlarının gölgesinde her akşamüstü gün batımlarında birlikte çay içer, sohbetler ederdik.<br>Yeğenim Hatice doğuda öğretmenlik yaptığı günleri anlatırdı. Çamura saplanan köy dolmuşunu nasıl çıkardıklarını, okulun sobasını öğrencilerin evlerinden getirdikleri tezeklerle nasıl yaktığını uzun uzun anlatırdı.<br>Çalıkuşu Feride derdim ona.Hatice Öğretmen şimdi Avrupa’da. İki çocuğu ile kamp ve haym köşelerinde hayata tutunmaya çalışıyor.&nbsp;<br>Geçenlerde ziyaretlerine gittim…Sevde Gül, hazırladığı “Baba aramıza hoş geldin” pankartını gösterdi bana.<br>Sekiz yaşındaki Bahadır, babasına yazdığı şiiri okudu:<em>“Sen bir aslan gibi güçlüsün&nbsp;Bir çıta kadar hızlı&nbsp;Bir lemur gibi iyi bir kalbin var&nbsp;Seni ormanlar gibi seviyorum&nbsp;Ağaçlarla yaprakları birleştiren sensin&nbsp;O iltifatlarınla büyür çiçekler”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Hatice öğretmene “Nasıl geçiyor günlerin?” dedim.<br>Önce bir içini çekti:“Hiç sorma amca! Gün batımlarında herkes eşiyle evine çekildiğinde çocuklar görmesin diye gecelerde sessizce ağlıyorum.En acısı da toplu programlara gittiğimizde diğer çocuklar &#8216;baba&#8217; dedikçe, Sevde’nin ve Bahadır’ın gözlerindeki o mahcupluğu, boyunlarının bükülüşü beni kahrediyor.&#8217;Anne, duamız kabul olmuyor. Olsaydı iki yıldır babam gelirdi&#8217; sözleri karşısında onların anlayabileceği cümleler kurmakta zorlanıyorum. Bahadır, &#8216;Anne, babamın yüzünü unutmaktan korkuyorum&#8217; diyor.Her gece yatınca uyuyana kadar baba muhabbeti yapıyor yavrularım.Mücadele ediyorum. Dil öğreniyorum ama en çok da Ferhat’ımı dört duvar arasından kurtarmanın mücadelesini veriyorum. Gazetelere, televizyonlara beyanat veriyorum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne, Birleşmiş Milletler&#8217;e müracaat ettim. Aradan iki yıl geçmesine rağmen hiçbir sonuç alamadım.”<br>Hatice öğretmeni akşamın alacasında iki çocuğu ile bir başına bırakıp ayrılmak benim için gurbetin en hazin sahnelerinden biri oldu.&nbsp;<br>Evin köşesinde, eli koynunda uzun uzun baktı arkamdan:<br>“Amca, inan babamı görmüş gibi oldum. Elin, babamın eli gibi geldi bana, hiç bırakmak istemedim.” sözleri yüreğimi yaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Hatice öğretmen ara sıra arıyor beni. Uzun uzun konuşuyoruz onunla. Bir keresinde, “Amca, hayat beni çok yordu.” dedi.<br>&#8220;Merak etme amcam. Ferhat bir gün mutlaka gelecek, kavuşacaksınız, eski güzel günleriniz geri gelecek. Sadece siz değil, gün gelecek bütün kapılar özgürlüğe açılacak. Karanlık evler yeniden aydınlanacak. Sevinç ve mutluluklar sokaklara taşacak.&#8221; diye teselli ettim onu.<br>İki yıl süren uzun bir ayrılıktan sonra onlar dün sabah birbirlerine </p>



<p class="wp-block-paragraph">kavuştular.<strong>haruntokak@gmail.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/babamin-yuzunu-unutmaktan-korkuyorum/">&#8216;Babamın yüzünü unutmaktan korkuyorum&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
