<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>arayış arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/arayis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/arayis/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:07:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>arayış arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/arayis/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Arayış ve Aldanış &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/arayis-ve-aldanis-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2021 11:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[arayış]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16316</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Hasan! Oğlum, ben yatıyorum, sen de çok geçe kalma! Sabah yedide sanayiye gideceğiz. Hem o ışığı kapat, cereyan parası çok geliyor sonra. -Tamam baba! Genç adamın bu talimatlardan hoşlanmadığı her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/arayis-ve-aldanis-esra-kaya/">Arayış ve Aldanış | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>-Hasan! Oğlum, ben yatıyorum, sen de çok geçe kalma! Sabah yedide<br />
sanayiye gideceğiz. Hem o ışığı kapat, cereyan parası çok geliyor sonra.<br />
-Tamam baba!</p>
<p>Genç adamın bu talimatlardan hoşlanmadığı her halinden belliydi.<br />
Simasında, usanmış bir ifadeyle, oflaya puflaya ışığı söndürdü ve yatağına geçti.<br />
Kapağı yarı açık duran gardırobun aynasında yüzünü gördü. Bir müddet kendini<br />
izledi. Otuz yaşını geçeli çok olmamıştı ama saçlarında beyazlar fark edilir<br />
olmuştu.</p>
<p>Öte yandan özgürlüğünü hâlâ eline alamamıştı. Liseyi güç bela bitirmiş,<br />
ardından bir süre boş dolaşmış, arkadaşlarıyla takılmıştı. Daha sonra, bütün<br />
direnmelerine rağmen, babası onu sanayide yanında çalıştırmaya başlamıştı.<br />
Sevmiyordu. Motor yağını, o yağın kokusunu, yapış yapışlığını&#8230; Yüzünde bir<br />
tiksinme ifadesi oluştu genç adamın. Kaçmak istedi. Ama nereye gidebilirdi ki? Ev<br />
yok, eş yok, para yok. Aklına telefonu geldi. Sanal aleme dalarsa unuturdu belki<br />
yoksunluklarını.</p>
<p>İnstagram’da dolaştı biraz. Hep aynı tarz komik videolar izlemekten sıkıldı ve<br />
Twitter’a geçti. Ana ekranda dolaşırken gözü sağ alt köşedeki DM kutusuna<br />
takıldı. Bir mesaj gördü. Normalde hep “Beni takip ettiğin için teşekkür ederim.”<br />
tarzı mesajlar gelirdi. Bu defası farklıydı sanki. Açtı hemen.<br />
“Yaşın ilerledi ama hâlâ düzenini kuramadın mı?”<br />
Şaşırdı. Onu tanıyan biri miydi acaba? Ama gönderici ismi “Sen de kazan!”<br />
gibi reklamsal bir ifadeydi. Okumaya devam etti.</p>
<p>“Otuzlu yaşlarına geldin, hâlâ babandan harçlık mı alıyorsun? Ne zaman<br />
uyuyup ne zaman uyanacağına bile onlar mı karar veriyor?”<br />
Okudukça şaşkınlığı artıyordu. Etrafına baktı huzursuz huzursuz. Biri onu<br />
mu gözetliyordu acaba? Birkaç arkadaşı hariç kimseye de dert yanmamıştı halbuki.<br />
“Peki, herkes para kazanırken sen neden kazanamayasın? Biraz para<br />
kazansan özgürlüğünü eline alabilirsin.”</p>
<p>Heyecanlandı birden. Öyle ya, parası olsa bütün problemleri çözülebilirdi.<br />
Hemen baba evinden taşınır, yaşı çok ilerlemeden kalan gençliğin tadını çıkarır,<br />
sonra da yuva kurardı. Okumaya devam etti.<br />
“Bunu birlikte başarabiliriz. Ama sana göndereceğimiz yönergeleri takip<br />
etmen şartıyla&#8230;”<br />
Durdu, tereddüt etti biraz. Tamam, babası zaman zaman çok saf olduğunu<br />
söyleyerek kızardı. “Biraz aklını kullan oğlum, herkes senin kadar iyi niyetli değil.</p>
<p>Kolay yoldan para kazananlara özenme. En tatlı ekmek, bileğinle kazandığındır.”<br />
Günlük nasihat rutinin vazgeçilmez cümleleriydi bunlar. Ama artık dinlemek<br />
istemiyordu. Kapana kısılmış gibiydi. Aslında kabahatini kendi de biliyordu. Birkaç<br />
sefer babası ona maaş bağlamaya teşebbüs etmişti ama her defasında aldığı parayı<br />
arkadaşlarıyla bir gecede hiç edince vazgeçmişti adamcağız.<br />
Sokağın ışığı olanca kuvvetiyle odayı aydınlatıyordu. Genç adam: “Aslında<br />
ışık yakmaya da hiç gerek yokmuş. Baksana sokak lambaları sanki odanın içinde<br />
yanıyor!” diye düşündü. Sonra okumaya devam etti.</p>
<p>“Eğer ‘Başarabilirim.’ diyorsan ‘Ben de varım!’ yazarak bu mesajı cevapla.”<br />
Bahar gecelerinin kendine has soğuğuna bir de nereden geldiğini bilmediği<br />
bu mesajın gerginliği eklenmişti. İçinde birbirine zıt iki duygunun meydan savaşı<br />
yaşanıyordu adeta. Önünü sonunu düşünmeden hareket eden deli yanı mesaj<br />
atması için tüm gücüyle bastırıyor, vicdanıysa eğer büyük bir hata yaparsa elinde<br />
olanı da kaybedebileceğini söylüyordu.</p>
<p>Yorganı başının üstüne çekti, içindeki sesleri bastırmak için.<br />
“Böyle yaşamaya ne zamana kadar devam edebilirsin ki? Bir zavallı gibi!”<br />
“Ya yalansa her şey? Seni bir tuzağın içine çekerlerse? On beş yaşında<br />
değilsin ki artık! Kocaman adam oldun.”<br />
Sabaha kadar sürdü bu mücadele. Bir türlü karar veremedi. Ancak saat<br />
yedide sanayiye gitmek için ayakkabısını giyerken, belki içini aniden saran her<br />
şeyden kurtulma isteğine daha fazla karşı koyamayarak, mesajı atıverdi. Ok yaydan<br />
çıkmıştı artık. “Ya herro ya merro!” diye mırıldandı. Bu hayata boyun eğmeyecekti.<br />
Hafiflediğini hissetti. En azından bir karara varmış olmanın rahatlığı vardı<br />
üzerinde.</p>
<p>O gün, her zamankinin aksine oldukça sakindi. Öyle ki babası bile fark etmiş:<br />
“Sende bir gariplik var ama hadi hayırlısı.” demişti. Bir yandan işini yapıyor, bir</p>
<p>yandan da sürekli DM kutusunu kontrol ediyordu. Heyecan ve sabırsızlık arasında<br />
sarkaç gibi gelen değişik duygular içindeydi. Bekleyişi mesai bitimine kadar sürdü<br />
ve tam da etrafı toparlayıp çıkacakları esnada beklediği mesajın geldiğini gördü.<br />
“Anadolu Kavağı’ndaki vapur iskelesine gel!”<br />
Önceden başına açtığı dertler nedeniyle babası onu gözünün önünden<br />
ayırmıyordu. Ama bir şekilde babasını atlatıp oraya gitmeyi başarmalıydı. Bostancı<br />
Sanayi’den oraya bir saatten fazla sürerdi. Trafiği de hesaba katmalıydı. Düşündü,<br />
ölçtü, bitti.</p>
<p>Babasının yanına gidip Selim’in annesinin hasta olduğunu, onlara destek<br />
olma için hastaneye gitmek istediğini söyledi. Babası Selim’i severdi. “Keşke diğer<br />
arkadaşların da Selim gibi olaydı.” derdi hep.<br />
Göndermeye gönlü yoktu aslında babasının. Biraz düşündü. Ardından dedi<br />
ki:<br />
-Varınca telefona ver o zaman da ben de geçmiş olsun diyeyim.<br />
Babasının niyetini biliyordu. Oraya gittiğine emin olmak istiyordu.<br />
-Tamam baba, dedi.<br />
-Neyle gideceksin?<br />
-Otobüsle, ama bayağı aktarma yapmam gerekecek.</p>
<p>Babasının gözünün içine baktı. Babası onun derdini anlamıştı. İstemeye<br />
istemeye arabanın anahtarlarını uzattı.<br />
-Sen arabayla git, beni Ali Usta eve bırakır.<br />
Çok sevindi ama belli etmemeliydi. Heyecandan elleri titrer bir vaziyette<br />
arabaya bindi. Kontak anahtarını çevirdi.<br />
Vardığında saat altıyı geçiyordu. İskeleye ayak basar basmaz DM’ye bir mesaj<br />
daha düştü.<br />
“İlk etabı geçtin, tebrikler. Soldaki bayrak direklerinin hemen dibinde bir taş<br />
göreceksin. Taş altında bir adres var, taşı da yanına al ve adrese git. Taşı alırken<br />
kimseye belli etme.”</p>
<p>Sol tarafa baktığında orada gerçekten bayrak direklerinin olduğunu gördü.<br />
Sanki üzerinde bir GPS takılıymış da sürekli izleniyormuş hissi uyandı onda. Ama<br />
bir yola girmişti ve tamamlamak isteğine emindi.<br />
Taşı bulması zor olmadı. Bayrak direğinin dibinde ondan başka bir taş yoktu<br />
çünkü. Avucuna rahatlıkla sığacak büyüklükte, yayvan, hafif pürüzlü, siyah,<br />
alelade bir taştı. Etrafa bakındı. Yan tarafta sohbet eden iki gişe görevlisinin<br />
gitmesini bekledi. Adamlar içeri girince seri adımlarla taşa yöneldi ve el<br />
çabukluğuyla taşı ve hemen altında duran katlanmış küçük kağıdı cebine<br />
sokuşturdu. Hızla geri dönüp arabasını bıraktığı otoparka yürüdü.<br />
Arabaya bindiğinde nefes nefeseydi. Heyecandan kalbi çıkacak gibiydi.<br />
Gözlerini sıkıca kapadı, arkasına yaslanıp derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştı.<br />
Mesaj sesi duydu. Telefonu çıkarıp DM’yi açtı.<br />
“Aferin!İyi gidiyorsun.”</p>
<p>Ne ki şimdi bu. Biri benimle dalga geçiyor galiba. Etrafa huzursuzca baktı<br />
yine. Biraz sakinleşince kağıdı açtı. Kötü bir el yazısıyla yazılmıştı. Güçlükle<br />
okudu.<br />
“Yuşa Tepesi Otopark alanı. Mavi tabelanın altındaki siyah transporter&#8230;”<br />
Arabayı çalıştırdı. Bir üşüme geldi belirsiz.<br />
On dakika sürmedi yol. Otoparka varmıştı bile. Mavi direğin altında siyah<br />
transporterı gördü. Yanı boştu. Kolayca park etti. Siyah filmli camlardan aracın içi<br />
görünmüyordu. Mesaj sesi duydu yeniden. Hızlıca açtı.<br />
“Araçtan inme. Öbür tarafta park eden kırmızı aracın camı açılacak. Ona taşı<br />
ver. Parayı nereden alacağını sana söyleyeceğim.”<br />
Bekledi. Bir küçücük taş için mi bu zahmet, bu gizem?</p>
<p>Çok geçmeden kırmızı aracın camı açıldı. Bir el uzandı ona doğru. O da taşı<br />
aldı, adama uzattı. Tam verecekken siren sesi duyuldu birden. Etrafı polisler sardı.<br />
Kırmızı arabadaki adam taşı yere düşürdü korkuyla. Arabayı çalıştırıp kaçmak<br />
istediyse de polisler yetişmişti bile. Kaçamadı.<br />
Ne olduğunu anlamamıştı genç adam. Hayatına anlam katmak isterken bir<br />
saçmalıklar zincirinin içinde bulmuştu kendini. Polisler onu karakola götürürken<br />
takılmış plak gibi, “Ama ben hiçbir şey yapmadım.” deyip durdu. Polislerin<br />
inanmaz bakışları karşısında pes etti bir süre sonra. Küskün bir çocuk gibi çattı<br />
kaşlarını, pencereden dışarıyı seyre daldı.</p>
<p>Gece zorlu geçti. Gözaltı hücresi, sorgu odası, hastane muayenesi, yeniden<br />
gözaltı hücresi&#8230; Odası geldi aklına. Sokak lambasının geceleri içine dolduğu&#8230;<br />
Rahat yatağı&#8230; Babasının sabahları yaktığı semaver mesela&#8230; Tavşan kanı çayı&#8230;<br />
Müşteri olmadığı zamanlarda babasının diğer ustalarla yaptığı şen sohbetleri&#8230;<br />
Yine haklı çıkmıştı işte babası. Tanımadığı, bilmediği insanlar yüzünden bilmediği<br />
bir maceraya sürüklenmiş, rahat yaşama arzusunun, elindekiyle yetinmeyişinin<br />
kurbanı olmuştu. “Bile bile lades dedikleri bu olsa gerek!” diye düşündü. Az daha<br />
uyuşturucu simsarları tarafından kurye olarak kullanılacaktı. Eğer vaktinde<br />
yakalanmasa idi, gözünü bürüyen hırsının onu daha ileri noktalara taşıyacağının<br />
yeni yeni farkına varıyordu. Kim bilir para kazanmaya başlasaydı, içine uyuşturucu<br />
depolanmış başka başka taşlar taşıyacak, hatta belki de bir gün kendi de<br />
kullanmaya başlayacaktı.</p>
<p>O gece gözaltı odasında binbir türlü düşünceler arasında geceyi geçirdi.<br />
Şükür ki onun olayın sadece kurbanı olduğu ortaya çıkmış, sabahında serbest<br />
bırakılacağı söylenmişti. Sabah karakoldan çıkarken karşısında babasını gördü.<br />
Şimdiye dek bir sürü kabahati olmuştu babasına karşı. Ama her defasında arsızca<br />
üste çıkmaya çalışmıştı. Bu sefer öyle yapmayacaktı. Yürüdü, babasının önünde<br />
durdu, ağlamaktan kızarmış gözlerinin içine baktı. Sonra eğildi, ellerine sarıldı:<br />
“Babam! Sabah erken uyanmaktan da erken yatmaktan da yüksünmeyeceğim<br />
artık. Motor yağını da seveceğim artık. Helalinden kazanacağım ekmeğimi. Yeter<br />
ki sen elini çekme üzerimden. Ne olur vazgeçme benden!”<br />
O gün karakol bahçesinde birbirine sarılan bu baba-oğul, gören herkes<br />
duygulandırdı.</p>
<p>Elbette onlar şanslılardandı. Lakin her baba kanat geremedi evladına, her<br />
evlat da babasını anlayamadı. Hele ki son dönemde anne, baba ve çocukların<br />
etrafını sanal duvarlar kuşattı. Görünmeyen ama ardındakini gizleyen duvarlar&#8230;<br />
Farazi bir hayatı, gerçek gibi sunan duvarlar&#8230; Dünya kadar geniş bir alanı kuşatan<br />
ama içine sadece tek kişinin sığabildiği duvarlar&#8230; Bu duvarların neticesi ise bu<br />
duvarların ardında bedenen nefes kadar yakın, kalben kıtalar kadar uzak babalar,<br />
analar ve evlatlar..</p>
<p><b>Hizmetten | Esra Kaya</b>.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/arayis-ve-aldanis-esra-kaya/">Arayış ve Aldanış | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
