<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anne baba hakkı arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/anne-baba-hakki/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/anne-baba-hakki/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:57:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Anne baba hakkı arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/anne-baba-hakki/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Anne baba hakkı ve imanla ölmek &#124; Cemil Tokpınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/anne-baba-hakki-ve-imanla-olmek-cemil-tokpinar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2021 17:29:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Anne baba hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Tokpınar]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20226</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Dinimiz anne babaya saygı göstermek, haklarını gözetmek, onları incitmemek, mutlu ve rahat ettirmeye çalışmak konusuna çok önem vermiştir. Konuyla ilgili ayet ve hadislerden anladığımıza göre, onlara itaat edip rızalarını&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anne-baba-hakki-ve-imanla-olmek-cemil-tokpinar/">Anne baba hakkı ve imanla ölmek | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dinimiz anne babaya saygı göstermek, haklarını gözetmek, onları incitmemek, mutlu ve rahat ettirmeye çalışmak konusuna çok önem vermiştir. Konuyla ilgili ayet ve hadislerden anladığımıza göre, onlara itaat edip rızalarını kazanmak dünya ve ahiret saadetimizi etkiliyor. Onlara isyan ise büyük günahlardan sayılıyor.</p>
<p>Anne baba hakkının önemini anlamak için aktaracağımız Asr-ı Saadette yaşanan çok ibretli bir olayda ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) önemli mesajlar veriliyor.</p>
<p>Sahabe efendilerimizden Abdullah bin Ebî Evfâ’nın (r.a.) anlattığına göre, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) huzurunda bulundukları bir sırada birisi gelerek:</p>
<p>– Yâ Resûlallah, ölüm döşeğinde yatan bir genç var. Kendisine, ‘Lâilâheillâllah, de’ dendiği halde bunu söyleyemiyor, dedi.</p>
<p>Resûl-i Ekrem (s.a.v.):</p>
<p>– Namaz kılar mıydı, diye sordu. Adam:</p>
<p>– Evet, dedi.</p>
<p>Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) gencin yanına gitmek için kalktı. Sahabeler de onunla birlikte kalktılar. Resûl-i Ekrem gencin yanına girdi ve ona:</p>
<p>– Lâ ilâhe illâllah, de, buyurdu. Genç şu cevabı verdi:</p>
<p>– Söyleyemiyorum. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):</p>
<p>– Niçin, diye sorunca, gelen adam:</p>
<p>– Annesine âsi idi, dedi.</p>
<p>Resûl-i Ekrem, annesinin sağ olduğunu öğrenince onu çağırttı ve aralarında şu konuşma geçti:</p>
<p>– Bak şurada büyük bir ateş (olsa) ve ‘Oğluna şefaat edersen onu bu ateşte yakmayız; fakat şefaat etmezsen bu ateşte yakarız.’ deseler ne yapardın? Şefaat eder miydin?</p>
<p>– Onun şefaatçisi ben olurdum.</p>
<p>– O halde ondan razı olduğuna, Allah-u Teâlâ’yı ve beni şahit göster.</p>
<p>– Allah’ım! Seni ve Resûl-i Ekrem’i şahit tutuyorum. Oğlumdan razı oldum (hakkımı ona helâl ettim) dedi.</p>
<p>Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) hasta gence:</p>
<p>– Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerikeleh ve eşhedü enne Muhamme-den abdühû ve resûlüh, de, diye buyurdu. Hasta genç hemen şehâdet getirdi.</p>
<p>Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.):</p>
<p>– Allah’a hamd olsun ki, benim vasıtam ile bu genci Cehennem ateşinden kurtardı, dedi. (Hadisi Taberânî ve özet olarak Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir.)</p>
<p>Bu hadisten hem namaz kılmanın hem de anne baba hakkının çok önemli olduğunu anlıyoruz. Namazla ilgili mesajını daha önceki yazılarımızda işlediğimiz için anne baba hakkıyla ilgili mesajları üzerinde duralım.</p>
<p>Hadiste apaçık geçtiğine göre, delikanlının neredeyse imansız kabre girmesine sebep olacak olan günahı, annesini razı edememesidir. Demek ki kişinin anne babasının hoşnutluğunu kazanması veya kaybetmesi ahirete imanlı gitmesini etkileyebiliyor.</p>
<p>Ancak anne ve babasına isyan eden kimselerin mutlaka imansız gideceğini söyleyemeyiz. Çünkü tövbe edebilirler, yaptıkları diğer iyilikler veya aldıkları dualar olumlu etki yapabilir. Fakat son nefeste imanla gitmek konusunda anne babanın hakkını helal etmemesi çok önemli bir risktir.</p>
<p>Bu yüzden bir taraftan çocuklar eğer sonsuz olan ahiret hayatını önemsiyorlarsa anne baba hakkına dikkat etmelidir, diğer taraftan da evlatlarına olağanüstü şefkat taşıyan anne babalar ciğerparelerine hakkını haram etmekten kaçınmalıdır.</p>
<p>Burada anne ve babaya itaati emreden âyet ve hadislerden birkaçını paylaşalım.</p>
<p>Rabbimiz, Kur’an-ı Kerimde meâlen şöyle buyurur:</p>
<p>“Rabbin şunu da emretti: Ondan başkasına ibâdet etmeyin; anne ve babaya da iyilikte bulunun. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın ‘Öf’ bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevâzu kanadını ger ve de ki: ‘Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.” (İsrâ: 23-24)</p>
<p>Bu ayette “öf” demek bile yasaklandığına göre, onları dille veya elle incitmek, yapması gereken bir vazifeyi ihmal etmek, isteklerini yerine getirmemek doğru olabilir mi?</p>
<p>Yine şu âyet meâli de meselenin ne derece ehemmiyetli olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“Biz insana anne ve babasına iyilik etmesini emrettik. Annesi onu zaaftan zaafa düşerek taşıdı. Sütten kesilmesi de iki yıl sürdü. Bana, anne ve babana şükret; dönüşün ancak Banadır, dedik.” (Lokman: 14)</p>
<p>Rabbimizin, “Bana, anne ve babana şükret” ifadesinden anlıyoruz ki, Cenab-ı Hak çocuğun anne ve babasına itaatini çok önemsemektedir. Çünkü şükretmeyi, aynı cümlede kendisiyle birlikte anne baba için de kullanmıştır.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (a.s.m.), anne ve babaya isyan etmeyi, en büyük günahlardan biri olarak saymıştır.</p>
<p>Yüce Nebî (s.a.v.), “Anne ve babası, yanında ihtiyarladığı halde onları râzı ederek Cennete giremeyen kimsenin burnu yere sürtülsün” (Tirmizî, Daavât: 100) buyurmuştur.</p>
<p>Demek ki onlara itaatin mükâfatı cennet, isyanın cezası ise cehennemdir.</p>
<p>Birisi, Peygamberimize (a.s.m.) gelerek, “kime iyilik edeceğini” sormuştu. O da, “Annene, sonra annene, sonra annene, sonra babana, daha sonra da sırasıyla yakınlarına” demiştir.</p>
<p>“Anne babaya itaat nafile ibadetten daha hayırlıdır.” (Müslim, Sıla: 2) “Babanın duası kabul makamına ulaşır.” (İbn-i Mâce, Kitâbüdduâ: 1) meâlindeki hadisler de çok önemli ve ibretlidir.</p>
<p>Anne ve babanın her vesileyle gönlünü almak, kırmışsak kapılarında köle olup yalvarmak, ellerini öpmek gerekiyor. Eğer vefat etmişlerse Allah’tan af dileyip, onlar adına bol bol sadaka vermeli, Kur’an okumalı, dua etmeli ve iyilik yapmalıyız.</p>
<p>Ebedî îman dâvâsını kaybetmenin yanında, anne ve babamızı kırmaya vesile olan ufak tefek şeylerin hiçbir değeri olamaz.</p>
<p>Tarih boyunca birçok maneviyat büyüğünün annelerine itaatte çok gayretli ve hassas oldukları için dua aldıklarını ve yüceldiklerini görürüz. Bu hususta Veysel Karanî ve Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri çok güzel örnektir.</p>
<p><b>HZ. MUSA’NIN (A.S.) CENNETTEKİ KOMŞUSU</b></p>
<p>Hatta anne duası sıradan insanları bile yüceltir. Bu hususta şu kıssa çok ibretlidir:</p>
<p>Hz. Musa Aleyhisselâm bir gün “Ya Rabbi, cennette benim komşum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüşeyim” dedi. Ona şöyle vahyedildi:</p>
<p>“Falan beldeye git! Çarşının başındaki kasap dükkânının sahibi senin komşundur.”</p>
<p>Musa Aleyhisselâm adamı buldu. Kasap, Musa Aleyhisselâmı tanımıyordu. Onu dükkânında oturttu, işi bitince evine götürdü, ona ikrâmda bulundu.</p>
<p>Musa Aleyhisselâm, dikkatle ev sahibini takip ediyordu. Pişirilen yemeğin bir kısmını misafirin önüne koydu. Geriye kalan kısmını da zembilde asılı olan yaşlı bir kadına yedirdi. Döndüğünde misafirin yemediğini görünce sordu:</p>
<p>“Niçin yemediniz?”</p>
<p>O da, “Sen bana zembildeki sırrı söylemedikçe, bir lokma bile almam!” diye cevap verdi.</p>
<p>Ev sahibi, “Madem çok merak ediyorsun anlatayım” dedi. “Zembildeki yaşlı kadın benim annemdir. İyice takatten düştü. Evde ona bakacak başka kimsem de yoktur. İşe gittiğimde herhangi bir hayvanın kendisine zarar vermemesi için onu zembile koyuyorum. Her gün gelip, iki öğün yemek yediriyorum. Diğer hizmetlerini de görüyorum.</p>
<p>Musa Aleyhisselâm meseleyi anlamıştı, yalnız merak ettiği bir şey vardı. Yemek yerken yaşlı kadının dudakları kıpırdıyordu. Oğluna sordu:</p>
<p>“Annen ne diyordu, sen de neye âmin diyordun?”</p>
<p>“Annem, her hizmet edişimde, ‘Allah seni Cennette Musâ Aleyhisselâma komşu eylesin’ diye dua eder. Ben hiç ihtimâl vermediğim halde, bu güzel duaya âmin derim. Ben kim oluyorum ki, o büyük peygambere komşu olayım.”</p>
<p>O zamana kadar kim olduğunu saklayan misafir kendini tanıttı:</p>
<p>“Ben Musa’yım. Beni Allahü Teâla gönderdi. Bana cennette komşu olacağının müjdesini vermek için geldim. Sana müjdeler olsun.”</p>
<p><strong>Kaynak: Cemil Tokpınar | Tr724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anne-baba-hakki-ve-imanla-olmek-cemil-tokpinar/">Anne baba hakkı ve imanla ölmek | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne-Baba Hakkı ve Hizmet</title>
		<link>https://hizmetten.com/anne-baba-hakki-ve-hizmet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2021 07:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Anne baba hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16118</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Allah yolunda hizmet etmemizi istemeyen anne ve babalarımıza karşı tavrımız nasıl olmalıdır? Cevap: İslâm’ın yaşanması hususunda her dönemin farklı öncelikleri vardır. Mesela, Emevi, Abbasi ve Osmanlı devirlerinde herkesin kılıcı eline alması,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anne-baba-hakki-ve-hizmet/">Anne-Baba Hakkı ve Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="highlight">Soru:</span> Allah yolunda hizmet etmemizi istemeyen anne ve babalarımıza karşı tavrımız nasıl olmalıdır?</p>
<p><span class="highlight">Cevap:</span> İslâm’ın yaşanması hususunda her dönemin farklı öncelikleri vardır. Mesela, Emevi, Abbasi ve Osmanlı devirlerinde herkesin kılıcı eline alması, bir at beslemesi ve cihada iştirak etme niyeti içinde yaşaması en ehemmiyetli mevzu olduğundan, o devirlerde herkes bu tür bir cihadı en mukaddes vazife bilirdi. Bir de içerisinde Mus’ab’ların, Habbab’ların yetiştiği İslâm’ın ilk intişar devri vardır ki, bu devirde beslenen bir at da, bilenen bir kılıç da yoktur. Aksine bu devirde Kur’ân-ı Kerim’in elmas gibi parlak bürhanlarıyla, şefkat kahramanları ve muhabbet fedaileri olarak sağa-sola dağılma, davranışlarda yumuşaklık, kafa ve kalbden her türlü kabalık ve sertliği çıkarıp atma vardır. Habbab, karşısındaki Mus’ab’ı böyle eritmiş, Mus’ab da Medine’de bir senede yetmiş insanı karşısında böyle dize getirmişti. Aslında o, bir köle olan üstadından aldığı şeyleri aynen Medine’de bulunan insanlara vermişti. O devirde cihat böyle yapılıyordu. Fakat Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm), Uhud günü Mus’ab’dan başka bir şey istemişti. Onun için Mus’ab, eski elbiselerine sarılı olarak elinde kılıcı ve sırtında Resûl-i Ekrem’e ait cübbesiyle kâfirlerin karşısında şehit edilirken konjonktürel olarak farklı bir vaziyet sergiliyordu. Zira o zaman o tür bir vazife ehemmiyet kazanmıştı. Ben bu meseleleri, hislerinizi coşturup, sizde heyecan uyandıracak şekilde tasvir etmeyi düşünmüyorum. Bunları anlatmaktan maksadım, her devirde ayrı bir meselenin ehemmiyet kazandığını izah etmektir.</p>
<p>Günümüzde irşad ve tebliğ o kadar ehemmiyet kesbetmiştir ki, tanklarla Almanya’yı fethedip bütün sanayi müesseselerini Türkiye’ye getirmek, elli adet Alman’a Allah’ı öğretmekten daha ehemmiyetli değildir. Rusya’yı, bütün atom ve füze üslerini Türkiye’de kurması için ikna etmek, elli tane Rus’a Allah’ı anlatmaktan daha önemli değildir. Aynı şekilde Amerika bütün sistemleri ile Türkiye’ye gelse, Allah ve Resûlü nazarında, oradaki on tane siyahiye Müslümanlığı anlatmak kadar kıymetli değildir.</p>
<p>Bugün, ehemmiyetinden dolayı irşad, mele-i âlâ’nın alkışladığı en önemli vazife haline gelmiştir. Bu sebeple İslâmî heyecanla coşan halkın bu hissiyatını bir kısım maddi ve siyasi meselelere kaydırmak, mevzuyu asıl rayından çıkarmak demektir. Benim bu mevzuda ciddi endişelerimdendir; parlamenter seviyede kümeleşme ve gruplaşmanın her şeyi halledeceğini zanneden kimseler, meseleyi rayından çıkarmış sayılırlar. Elbette bir realite olarak o da olacaktır ama, “emr-i bil ma’ruf” meselesi temelden ele alınmazsa yakın bir gelecekte siyasiler de, tükenmiş olarak oldukları yerde kalakalacaklardır. Allah o kötü günleri göstermesin! Biz bütün himmetimizi sarf etmeli, Allah’ın inayetiyle irşad ve tebliğ sahasını boş bırakmamalıyız&#8230;</p>
<p>Bu devirde, Sa’d b. Ebi Vakkas ve Mus’ab b. Umeyr gibi irşad ve tebliğ yapan kız ve erkek evlatlarımız var. Bu gençlerimizin kendilerine örnek aldıkları Hz. Mus’ab, Mekke’de dört-beş sene kaldıktan sonra önce Habeşistan’a daha sonra Medine’ye hicret etti. Bu arada ailesinden gördüğü işkencenin derecesini ancak Allah bilir. Cennet’in gılmanları kadar güzel ve gösterişli olan bu çocuk henüz on beş-on altı yaşlarında Müslümanlığı kabul etmişti. Ama o, anacığını da kırmamaya gayret ediyor ancak Resûl-i Ekrem’in yanından bir an bile ayrılmıyordu. Allah Resûlü’nün dayısının oğlu olan Sa’d İbni Ebî Vakkas, henüz on sekiz yaşlarında olduğu dönemde İslâm’a girmiş ve daha o yaşta kendini aşarak Efendimiz’e sadakatle inanmıştı. Kendisi bu durumu şöyle anlatır:</p>
<p>“Bir gece Mekke’deküçük abdest yapmak için dışarı çıktım. İdrar yaparken açlıktan gözlerim kararıyordu. Çıkan sesten idrarın sert bir cisme temas ettiğini anladım. El yordamıyla kurcalarken elime bir deri parçası geldi. Sevinerek onu hemen evime götürdüm. Temizleyip pişirdim ve üç gün suyunu içtim, bu müddet zarfında dizlerime derman oldu.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu kadar geçim sıkıntısına maruz kalan Hz. Sa’d der ki, “Bir gün annem karşıma dikildi ve şöyle dedi: “Yemin ederim ki, sen gittiğin yoldan dönene kadar ağzıma bir lokma koymayacak ve güneşin altında duracağım!” Üç gün boyunca da dediğini yaptı. Üçüncü gün artık takatsiz kalıp bayılınca Resulullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelip durumu anlattım ve şu âyet indi: ‘İnsana, anne-babasına iyi davranmasını emrettik.’<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>O devir, bu tür bir hassasiyeti gerektiriyordu. Müşrik ana-babaların dahi kırılmaması için gayret ediliyor fakat yoldan ve davadan hiç taviz verilmiyordu. Bugün kızıyla-erkeğiyle bizler de hizmetin bütün ağırlığı ile omuzlarımıza yüklendiği bir devirde yaşıyoruz. Cenâb-ı Hak bu nesli pâyidâr kılsın! Fakat bu meseleyi anne-babayı kırma sebebi yapmamalıyız. Unutmamalıyız ki, müşrik dahi olsalar, Kur’ân-ı Kerim bizi onlara karşı saygıya davet ediyor: “Dünyada onlara iyilikle muamelede bulun.” buyuruyor.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Anne ve babaya itaatte çok titiz davranmak, onlarla muamelelerimizde sürekli güler yüzlü olmak en temel vazifemizdir. Fıtratı ve şefkati itibarıyla hiçbir anne -hizmet için bile olsa- evladından ayrı kalmayı istemez. Ancak bir yerde fedakârlık isteyen bir hizmet sahası ve koşturan insanlar varsa, orada durmak olmaz. Aksi bir durum, hizmete ve hizmet eden arkadaşlara ihanet olur. Bu iki noktadan birinde tercih yapmak durumunda kalan insan, annesinin elini öperek, dualarını dilemeli, ayrılırken ayaklarına kapanarak, gözyaşı dökmeli ve: “Ben, senin şu ayaklarını gururla öpüyorum. Çünkü Efendim, “Cennet anaların ayakları altındadır” buyuruyor.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Ama inşallah ahirette seni güldürecek ve seni Resûlullah’ın huzurunda hoşnut edecek bir evladın olacağım.” diyerek, meramını anlatmalıdır. Çünkü Allah hakkından sonra en büyük hak, anne-baba hakkıdır. “Rabbin şöyle hükmetti: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin; anne ve babaya güzel muamelede bulunun.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Ben şahsen, âyetin bu ikazı karşısında hep tir tir titremişimdir.</p>
<p>Mevzuyla alakalı kendime ait bir hususu arz etmek istiyorum. Ben babamı kırdığımı pek bilmem. Bir tahdîs-i nimet olarak arz edeyim ki, hayatımda babamın gölgesine ayağımı hiç basmadığıma yemin edebilirim. Yanında yürürken hep bir gölge boyu geriden gittim. Çok nezih bir insan olan babam aynı zamanda benim Arapça hocamdı. Ancak bir defasında bir davranışından ötürü ona, “Baba, bana macera gibi gelen bu meselede annemi ve kardeşlerimi ağlatacaktın.” demiştim. O, onların da hoşnut olmadıkları bir yere gitmiş, dönerken tren raylarının üzerine düşmüş, kaderin cilvesi tren hiçbir şey yapmadan geçip gitmiş, sadece elbiselerini kesmişti. Ben de bu durumda kendisine teessürümü arz etmiştim. Babam biraz da sitemle öfkelenerek bana aynen şöyle dedi: “Sen nasıl bir baba istiyorsun?”</p>
<p>Bu hâdiseyi hatırladıkça mahkeme-i kübrada bununla karşıma çıkacağı endişesiyle kalbim titrer. O gün benim dünyam yıkılmıştı. O kadar yıkılmıştı ki, yaktığım ocaktan habersizdim. Ocak yanmış, etrafını da yakmış, kaldığım odada küçük bir yangın çıkarmıştı. Adeta şok olmuştum.</p>
<p>Evet, anne-babanın hakkı çok büyüktür. Bu kadarcık bir meselede bile hiçbir zaman kendimi affetmedim. Aziz babama, öyle mütedeyyin bir insana bunu neden söylettim? Hâlâ endişesini içimde taşıyorum. Ama vefat ederken benden memnuniyetini izhar etti. Vefat edeceği gün hayatının son dakikalarını yaşarken Ramazan’ın ilk perşembesiydi. Kendisine, “Baba, müsaade edersen yeni vazife yerim Manisa’ya gideceğim” dedim. Gitmeme pek razı olmamış gibi bir ifadeyle yüzüme baktı ama arkasından “Git oğlum! Burada iki göz, ama orada binlerce göz seni bekliyor, git.” dedi. Memnundu, hoşnuttu ama ben hâlâ kendimi affedemiyorum.</p>
<p>Ebeveyniniz hususiyle namazında abdestinde dindar kimseler iseler kırmaktan daha çok sakının. Ömrünüzde bereket, takva dairesinde sabit-kadem olmak, Allah huzurunda sarsılmadan yüzü ak, alnı açık olarak haşrolmak isterseniz ebeveyninize karşı saygıdan bir an dûr olmayın. Bir insanın, anne-babasına isyan etmeye ve onlara haksızlık isnad etmeye hakkı yoktur. Zaten evladın onlara karşı iddia edebileceği ne hakkı olabilir ki? Kur’ân-ı Kerim bu mevzu üzerinde çok ciddi durur. Asrın beyin yapıcısı meseleyi şu sözlerle bağlar: “Anne-babasına isyan eden, insan bozması bir canavardır.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a>  Ebû Nuaym, Hilyetü’l evliyâ 1/93.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a>  Ankebut sûresi, 29/8.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a>  Vâhidî, Esbabü’n-nüzûl s. 341.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a>  Lokman sûresi, 32/15</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a>  el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 1/102.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a>  İsrâ sûresi, 17/23</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/anne-baba-hakki-ve-hizmet#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a>      Bediüzzaman Said Nursî, Sözler 32. Söz, 2. Mevkıf.</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anne-baba-hakki-ve-hizmet/">Anne-Baba Hakkı ve Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
