<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aldanmak arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/aldanmak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/aldanmak/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:25:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Aldanmak arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/aldanmak/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Samimi müminler neden aldandı?</title>
		<link>https://hizmetten.com/samimi-muminler-neden-aldandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Nov 2019 11:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Aldanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Seyid Nurfethi Erkal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha önceki yazılarda temas ettiğimiz manevi mücahedenin “müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı” olan cephesi gibi “ehl-i imana” bakan diğer bir cephesi daha olduğu anlaşılmaktadır. Çaycı Emin abi naklediyor; “Üstad’la bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/samimi-muminler-neden-aldandi/">Samimi müminler neden aldandı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önceki yazılarda temas ettiğimiz manevi mücahedenin “müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı” olan cephesi gibi “ehl-i imana” bakan diğer bir cephesi daha olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Çaycı Emin abi naklediyor;</p>
<p>“Üstad’la bir gün beraber ikindi namazını kıldık. Namazdan sonra tesbihatta iken: “<b>Kambur, ben mi haklıyım, yoksa sen mi haklısın?</b>” diye birisine hitap ediyordu.</p>
<p>Ben yine birçok zamanlar olduğu gibi, hayretler içindeydim. Odasında benimle kendisinden başka kimse yoktu. Benim merakımı görünce, meseleyi şu şekilde izah etti:</p>
<p>“Onuncu Söz, haşir ve âhiret hakkındadır. Ben o eseri bir vakitler Barla’da yazıyordum (1926). Baktım o günlerde bir İslâm düşmanı, ıslahı gayr-i-kabil… Arefeye birkaç gün vardı. Ben beddua ettim. Benim bedduama karşılık bütün Hicaz velileri ve Hicaz’daki Kutb-u A’zam ise, onun ıslahı için dua ediyorlardı. Benim <b>bedduam ferdî kaldığı için iade edildi.</b> Aradan uzun seneler geçti. Baktım, bu sene (1938) bana nihayet hak verdiler. Ben halbuki bunun ıslahının gayr-i kabil olduğunu biliyordum. Onlar nihayet bu sene beddua etmeye başladılar. Benim <b>konuştuğum Kutb-u A’zam’dır</b>; Mekke-i Mükerreme’dedir. Bütün Hicaz’la birlikte beddua etmeye başladı. Bana hak verdi. Ben de ona hitap ettim.” (Son Şahitler II, s. 99)</p>
<p>Bu hatıranın hakikatini Üstadımız Hazretleri Risale-i Nur’da şöyle izah etmektedir.</p>
<p>“Bir zaman, ben bir kısım ehl-i dalâlete mühim bir vakitte kahr ile duâ ettim. Bedduâma karşı, müthiş bir kuvvet-i mâneviye çıktı. Hem duâmı geri çeviriyordu hem beni men etti. Sonra gördüm ki, o kısım ehl-i dalâlet, <b>hilâf-ı hak icraatında bir kuvve-i mâneviyenin teshilâtıyla arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor, muvaffak oluyor</b>. Yalnız cebirle değil, belki velâyet kuvvetinden gelen bir arzuyla imtizaç ettiği için, ehl-i îmânın bir kısmı o arzuya kapılıp hoş görüyorlar, çok fena telâkki etmiyorlar.”  (Mektubat, s. 343)</p>
<p>Bu ifadelerle birlikte ister istemez meşhur el İbriz eserinde Abdulaziz ed-Debbağ Hazretleri’nin (k.s.) “ahirzamanda alemin fesada girmesinin sebebini rical-ul gaybdan müteşekkil kırklar meclisine meczup velilerin hâkim olmasıyla” izahı aklımıza gelmekte. Yine Hazret’in; “Ahir zamanda Mehdi zahir alemde Deccal ile mücadele ederken bâtın da ise manen bu meczup velilere karşı mücahede edeceğinden” haber vermesi kulağımızda çınlamakta.</p>
<p>Peki ehl-i velayet nasıl ehl-i hak olmayanlara manen taraftar olabilir. Bu müşkil meseleyi halletmek için Üstad Hazretleri bizlere Cibali Baba kıssasını hatırlatmaktadır.</p>
<p>“Fesübhânallah, dedim. “Tarik-i haktan başka velâyet bulunabilir mi? Hususan <b>müthiş bir cereyan-ı dalâlete ehl-i hakikat taraftar çıkar mı</b>?” dedim. Sonra, bir mübarek Arefe gününde, müstahsen bir âdet-i İslâmiyeye binaen Sûre-i İhlâsı yüzer defa tekrar ederek okuyup, onun bereketiyle, “Mühim bir suale cevap” namında yazılan mesele ile beraber şöyle bir hakikat dahi rahmet-i İlâhiye ile kalb-i âcizâneme gelmiş.</p>
<p>Hakikat şudur ki: Sultan Mehmed Fatih’in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, <b>bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczupturlar</b>. Ve bir kısmı dahi, Bazen sahvede ve daire-i akılda görünür. Bazen aklın ve muhakemenin haricinde bir hale girer. Şu kısımdan bir sınıfı, ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir halinde gördüğü bir meseleyi hâlet-i sahvede tatbik eder, hata eder ve hata ettiğini bilmez. Meczupların bir kısmı ise, indallah mahfuzdur, dalâlete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller; <b>bid’at ve dalâlet fırkalarında bulunabilirler</b>. <b>Hattâ kâfirler içinde bulunabileceği </b>ihtimal verilmiş.<b> </b></p>
<p>İşte, muvakkat veya daimî meczup olduklarından, mânen mübarek mecnun hükmünde oluyorlar. Ve mübarek ve serbest mecnun hükmünde oldukları için, mükellef değiller. Ve mükellef olmadıkları için muahaze olunmuyorlar. Kendi velâyet-i meczubâneleri bâki kalmakla beraber, <b>ehl-i dalâlete ve ehl-i bid’aya taraftar çıkarlar</b>, mesleklerine bir derece revaç verip, bir kısım ehl-i imanı ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş’ûmâne bir sebebiyet verirler.” (Mektubat)</p>
<p>İşte bu cihetle Üstadımız Hazretleri’nin “bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevi-i dalalet karşısında <b>tek başıyla</b> galibane mukabele ettiği” ve “Risale-i Nur kendi kendine <b>tek başıyla</b> bir ordu kadar kuvvetli” olduğuna dair ifadelerinden maksadın mana aleminde de neredeyse yalnız kalması olduğu ve meselenin manevi yönünü teşkil eden “en mühim bir mücahede olan <b>ehl-i dalalete karşı manen mücahede</b> etmeği” birinci sırada zikretmesinin hikmeti ve hususen sabah ve akşam namazlarından sonra “üç tabaka (dost, kardeş, talebe) Üstadımızı (ve bugün şahs-ı maneviyi temsil eden Hocamızı) <b>mânevî dua ve kazançlarında dahil etmesinin şart</b>” olduğunu vurgulamasının ehemmiyeti anlaşılmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/samimi-muminler-neden-aldandi-1/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak:Seyid Nurfethi Erkal | TR724</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/samimi-muminler-neden-aldandi/">Samimi müminler neden aldandı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
