<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AKADEMİ DUISBURG arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/akademi-duisburg/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/akademi-duisburg/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Oct 2023 08:32:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>AKADEMİ DUISBURG arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/akademi-duisburg/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124;Kur’ân’la Münasebetimiz</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kuranla-munasebetimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 23:02:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’ân’la Münasebetimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30338</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG وَ مَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَاناً فَهُوَ لَهُ قَرينٌ وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبيلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ “Kim Rahmân&#8217;ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kuranla-munasebetimiz/">CUMA HUTBESİ |Kur’ân’la Münasebetimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p><strong>وَ مَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَاناً فَهُوَ لَهُ قَرينٌ</strong></p>
<p><strong>و</strong><strong>َ</strong><strong>اِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبيلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ</strong></p>
<p>“Kim Rahmân&#8217;ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz<em>.  </em>Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” <strong><em>(Zuhruf 43/36-37)</em></strong></p>
<p>Efendimiz (sav); «<strong>خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ القُرْآنَ وَعَلَّمَهُ</strong><strong>» </strong>“Sizin hayırlınız Kur&#8217;ân öğrenen ve öğreteninizdir.”  Buyurmuşlardır.</p>
<p><strong>Kur’an-ı Kerim</strong> âlemlerin Rabbi sıfatı ile Allah’ın sözüdür. <strong>Görünen âlemde</strong> görünmeyen âlemin dili ve gaybın lisanıdır. Büyük kâinat kitabının beşer ifadesine ezelî tercümesidir. Uhrevî âlemlerin mukaddes haritasıdır. Ezeli ebede, yeri göğe, ferşi Arş’a bağlayan nuranî kopmaz zincirdir. <strong>Allah’ın insanı kurtarmak için yücelerden sarkıttığı sağlam ipidir.</strong></p>
<p><strong>Kur’an, </strong>İslamiyet manevî âleminin temeli<strong>, </strong>mimarî planı ve projesidir. Zamanın geçmesi onu aşındırmaz. Âlimler ona doymaz. Çok okunması usanç vermez.</p>
<p><strong>Kur’an;</strong> ferd ve cemiyet için <strong>hidayet, nasihat ve dertlere şifadır.</strong></p>
<p>&#8220;Gerçekten bu Kur’an, insanları en doğru yola, en isabetli tutuma yöneltir.&#8221; <strong><em>(İsrâ Suresi, 17/9)</em></strong></p>
<p><em> </em><strong>Kur’an okumak en faziletli ibadetlerden biridir.</strong></p>
<p>“<strong>Allah&#8217;ın kitabını okuyanlar</strong>, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, <strong>asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.”</strong> <strong><em>Fatır/29;30.</em></strong></p>
<p>Ayette görüldüğü üzere, Kur’ân’a sahip çıkıp onu vird haline getiren ve onunla amel eden kimseler anlatılırken, onların, batmayacak, tükenmeyecek ve iflası mümkün olmayacak bir ticaret kazancına sahip oldukları ifade edilir.</p>
<p><strong>Peygamber Efendimiz (sav); </strong></p>
<p><strong>&#8220;Sizler Kur&#8217;an&#8217;dan daha faziletli bir şey ile Allah&#8217;a dönemezsiniz</strong>.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim Allah’a;<strong> gökler, yer ve aralarında bulunan varlıklardan </strong>daha sevimlidir.&#8221;</p>
<p>&#8220;&#8230; <strong>Sözün en hayırlısı, Allah&#8217;ın Kitabı&#8217;dır</strong>&#8230;&#8221;<br />
&#8220;<strong>Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur’an okumaktır</strong>.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Demirin paslandığı gibi şu kalbler de paslanır&#8221; </strong>buyurdu. Ashab: <strong>Cilası </strong>nedir ya Resulallah? diye sorunca, Resul-i Ekrem: <strong>&#8220;Kur&#8217;an okumak ve ölümü hatırlamaktır.&#8221;<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> </strong></p>
<p><strong>&#8220;Kim Kur&#8217;an okursa ömrünün en fena devresine, en kötü noktasına iletilmez”. </strong> Ömrünün sonunda elden ayaktan düşerek başkasının bakımına muhtaç hale gelmez.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p><strong>&#8220;Kur’an okunan evin hayrı artar; oturanları sıkmaz. Böyle evlere melekler toplanır, şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’an okunmayan ev oturanlara dar gelir; böyle evlerin hayır ve bereketi az olur; melekler uzaklaşır; şeytanlar üşüşür. İçinde Kur’an okunan, anlam ve yorumuyla meşgul olunan ev, yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi, sema ehli için aydınlatılır.&#8221;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> </strong>Buyurmuşlardır.</p>
<p>Kur’ân’ın aydınlatması âhirette de devam edecektir. &#8220;<strong>Her kim Allah&#8217;ın kitabından bir âyet öğrenirse, o öğrendiği kıyâmet günü kendisine bir nur olacaktır</strong>.&#8221;<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p><strong>Kur’ân’ı zorlanarak okuyanlara iki sevap vardır. </strong>&#8220;Kur’ân-ı Kerim&#8217;i maharetle okuyan bir insan, Kirâmen Kâtibin melekleri seviyesinde olur. Onu o seviyede beceremeyen fakat halis bir niyet ile okumaya çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur’ân’ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır.&#8221;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>&#8220;Bir adam: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resûlü, Allah&#8217;a hangi amel daha sevimlidir?&#8221; diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): <strong>&#8220;Yolculuğu bitirince tekrar yola başlayan&#8221;</strong> cevabını verdi. &#8220;Yolculuğu bitirip tekrar başlamak nedir?&#8221; diye ikinci sefer sorunca: <strong>&#8220;Kur’ân’ı başından sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar&#8221; cevabını verdi.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber Kur’an üzerinde düşünmeyi, anlamaya çalışmayı, akıl ve tefekkürle hitabındaki manaları ortaya çıkarmayı,</strong> zikir meclislerine tercih etmiştir. Abdullah b. Amr b. As’tan rivayet edilmiştir ki: “Hz. Peygamber bir gün mescide girdi ve iki topluluk gördü. Bunlardan biri Allah’ı zikrediyor ve O’ndan istekte bulunuyordu. Diğeri ise Kur’an üzerinde tefekkür ve tederrüs ediyordu. Hz. Peygamber: “<strong>Bu iki meclis de hayır üzerindedirler. </strong>Birisi sadece sahibine fayda sağlar<strong>. </strong>Şunlar ise bilmediklerini ögrenip bilgiyi birbirlerine öğretiyorlar.<strong> Ben de öğretici olarak gönderildim</strong>.” diyerek <strong>Kur’an’ı müzakere  edenlerin yanına oturmuştur</strong>.</p>
<p>&#8220;Üç zümre vardır ki, onları Kıyametin dehşeti korkutmaz, onlar için hesap zorluğu yoktur, diğerlerinin hesabı bitinceye kadar onlar misk tepecikleri üzerindedirler. Bunlardan birisi,<strong> Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için Kur’an okuyan kimsedir</strong>.&#8221;<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p><strong>Kur´an okurken dikkat edilecek hususlar söyle ifade edilmiştir;</strong></p>
<ol>
<li>Kur`an-i Kerim abdestli ve temiz olarak okunmalı.</li>
<li>Allah Kelamı temiz bir ağızla okunmalı.</li>
<li>Okuma sırasında son derece saygılı, ağırbaşlı ve ciddi olunmalıdır.</li>
<li>Kur´an onun şerefine uygun yerlerde okunmalı, temiz olmayan yerlerde okunmamaladır.</li>
<li>Kur’an’ın uyanık ve dinç iken okunması gerekir. Kalbin dünya meşgalelerinden uzak olduğu zamanlarda okunmalıdır.</li>
<li>Kur´an-i Kerim tertil üzere, yani acele etmeden yavaş yavaş ve tane tane okunmalıdır.</li>
<li>Kur’an’ı tecvit kaidelerine uygun olarak okumak bütün Müslümanların yerine getirmesi gereken farzdır.</li>
<li>Mümkün olduğunca güzel bir sesle okumaya gayret edilmelidir. Bir hadisi şerifte: “Kur`an okumayı sesinizle güzelleştirin. “Buyruluyor.</li>
<li>Allah Rızası için ve samimi olarak okunmalı.</li>
</ol>
<p>Hülasa-i kelam; Herkesin temsil durumuna göre Kur&#8217;an-ı Kerim ve evrâd ü ezkârı olmalı. Her bir ferdin Kur&#8217;an-ı Kerime ve evrâd ü ezkâra ayıracağı bir zamanı olmalı ve bu konuda hiçbir mazeret ileri sürülmemeli.</p>
<p>Ne mutlu Ramazan ayını fırsat bilerek Kur&#8217;an-ı okumaya ve anlamaya gayret edenlere&#8230;</p>
<p>Müjdeler olsun Kur´an’dan anladıklarını hayatlarına taşıyabilenlere…</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/03/CUMA-HUTBESI-KUR´ANLA-MUNASEBETIMIZ.pdf">CUMA HUTBESİ KUR´ANLA MÜNASEBETIMIZ</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> (Beyhaki İbn Ömer&#8217;den.(İhya c.1 s. 775)</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> (Hakim (el-Müstedrek, c.2 , s. 528)</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> (Darimî, Sünen, 2/429-430; Heysemî, Mecma&#8217;üz-Zevaid,)</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> (Darimî, 2/444)</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> (Buharî, Tevhid, 52)</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> (Taberanî&#8217;den Münzirî, et-Terğîb, 1/311)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kuranla-munasebetimiz/">CUMA HUTBESİ |Kur’ân’la Münasebetimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Merhamet</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-merhamet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 19:56:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30216</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ De ki:&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-merhamet/">CUMA HUTBESİ | Merhamet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: AKADEM</strong><strong>İ</strong><strong> DUISBURG</strong></p>
<p><strong>قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلّهِ</strong> <strong>كَتَبَ</strong> <strong>عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى</strong> <strong>يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ</strong> <strong>يُؤْمِنُونَ</strong></p>
<p>De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır” de! <strong>O, rahmet etmeyi Kendisine ilke edinmiştir.</strong> O, geleceğinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet günü sizi bir araya toplayacaktır. Kendilerini en büyük ziyana uğratanlardır ki iman etmezler. <strong><em>(Enam sûresi, 6/12-13)</em></strong></p>
<p><strong>عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِنَّ اللَّهَ لَمَّا قَضَى الْخَلْقَ كَتَبَ عِنْدَهُ فَوْقَ عَرْشِهِ إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي</strong></p>
<p>Ebu Hureyre Efendimiz de şöyle rivayet etmiştir: Allah (c.c.) Hükmünü verdiği zaman arşının üstüne <strong>“Muhakkak ki Rahmetim gazabımı geçti”</strong> diye yazdı. <strong><em>(Buhari, Tevhid, 22)</em></strong></p>
<p><strong>لَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ إِلَّا الرُّحَمَاءَ</strong></p>
<p>“<strong>Allah </strong>sadece kullarından <strong>çok merhametli olanlara çok rahmet eder</strong>.” <strong><em>(Buhari, Marda, 9)</em></strong></p>
<p>Aziz ve muhterem kardeşlerim; bugün <strong>merhamet </strong>konusu üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>Merhamet</strong>;  sözlükte “acımak, şefkat göstermek, acıma duygusunun etkisiyle yapılan iyilik, lütuf” anlamında isim olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Aynı mânadaki <strong>rahmet</strong> kelimesi ise <strong>Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lütuf ve ihsanlarını</strong> ifade ettiği gibi<strong> insanlardaki</strong>, <strong>acıma duygusunu da belirtmektedir.</strong></p>
<p>İslâmî kaynaklarda <strong>merhamet</strong> kavramı genellikle <strong>rahmet</strong> kelimesiyle eş anlamda kullanılmaktadır.</p>
<p>Gazzâlî; esmâ-i hüsnânın şerhine dair eserinde <strong>Allah’ın Rahmân isminin kula yansımasını;</strong> Allah’ın gaflete dalmış kullarına dahi merhametle muamele etmek, şiddete baş vurmadan, yumuşak bir üslûpla vaaz ve nasihat yaparak onları gafletten kurtarmak diye izah eder. <strong>Rahmet isminin yansımasını da</strong> kişinin <strong>gücü yettiğince malıyla, mevki ve itibariyle muhtaç durumdaki her insanın imdadına yetişmek, çevresinde ve memleketinde yetişebildiği her fakirin ihtiyacını karşılamak, bunlara gücü yetmiyorsa onun için dua edip üzüntüsünü izhar ederek sıkıntı ve ihtiyacına ortak olduğunu kendisine hissettirmek </strong>şeklinde açıklamıştır.</p>
<p><strong>Merhamet</strong> varlığın ilk mayasıdır. Onsuz, her şey bir bulamaç ve kaostur. Her şey, merhametle var olmuş, merhametle varlığını sürdürmekte ve merhametle nizam içindedir.</p>
<p><strong>Bulut,</strong> merhametten kanatlarıyla, başımızın üstünde dolaşır durur. <strong>Yağmur</strong>, kemer kuşanmış süvari gibi, onun döl yatağından kopup imdadımıza gelir. <strong>Yıldırımlar, şimşekler</strong> bin bir tarraka ile o gizli rahmetten muştular getirir. Bu âlemde her şey, ama her şey, merhamet düşünür, merhamet konuşur ve merhamet va’deder. Ve bu itibarla da kâinata, bir merhamet senfonizması nazarıyla bakılabilir.</p>
<p>Bütün bu olup bitenler karşısında <strong>insan</strong>, içinde yaşadığı topluma, insanlığa, hatta bütün canlılara, bir insanlık borcu olarak <strong>merhamet etme mükellefiyetindedir</strong>. O, bu yolda merhamet ettiği nispette yücelir; zulme, insafsızlığa düştüğü nispette de horlaşır, hakirleşir ve insanlığın yüzkarası olur.</p>
<p>Bir de merhamet duygusunun, ölçüsüz kullanılması ve su-i istimal edilmesi vardır ki, o da merhametsizlik kadar, belki daha fazla sevimsiz ve zararlıdır.</p>
<p>Yerinde kullanılan merhamet, bir ab-ı hayat, bir iksir ise onun su-i istimal edilmesi de bir zehir bir zakkumdur. Ve asıl olan da işte bu terkibi kavramaktır. Oksijen ve hidrojen, belli nispetleriyle terkibe girince, en hayati bir unsuru meydana getirirler. Nisbet bozulduğu ve ayrı ayrı kaldıkları anda ise yanıcı ve yakıcı hüviyetlerine dönerler. Bunun gibi, merhametin de hem dozu hem de kime karşı yapılacağı çok mühimdir. Canavara karşı merhamet göstermek iştahını açar, sonra döner dişinin kirasını ister.</p>
<p>Azgına merhamet, onu iyice saldırgan yapar ve başkalarına tecavüze teşvik eder. Yılan gibi zehirlemekten lezzet alana merhamet edilmez. Ona merhamet, dünyanın idaresini kobralara bırakmak demektir.</p>
<p>Allah Resûlü’nün hayata ve varlığa bakışında sevgi ve merhamet, çok belirleyici ve öne çıkan esaslardandır. O, insan başta olmak üzere alemlere rahmet olarak gönderilmesi hasebiyle ailevi hayatından komşuluklarına, tebliğ ve irşad faaliyetlerinden sosyal ve idari ilişkilerine kadar bütün muamele ve münasebetlerini <strong>sevgi ve merhamet </strong>üzerine bina etmiştir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ı sevme ve insanlığa muhabbet duyma dersi verdiği gibi hayvanât başta olmak üzere diğer varlıkları da sevme ve onlara merhamet etme, haklarını gözetme şuuru da aşılamıştır. Nitekim içinde yaşadığı çevreyi, tabiatı, canlı cansız her şeyi sevmekten mahrum kimseler, asıl sevilmesi gerekenleri de hakkıyla sevemezler.</p>
<p>Efendimiz bu duyarlılığı hayvanlar konusunda da göstererek zor durumdaki bir hayvanı kurtaran kişinin bu sayede cenneti hak ettiğini <strong><em>(Müsned, II, 375),</em></strong> bir hayvanı ölüme terk edenin de cehennemlik olduğunu <strong><em>(Buhârî, Bedʾü’l-ḫalḳ 16)</em></strong> bildirmiş, atış talimi yaparken canlı hayvanı hedef alanları <strong>lânetlemiştir </strong><strong><em>(Buhârî, Ẕebâʾiḥ).           </em></strong></p>
<p>Bu açıdan insan, tabiattaki hayvanları sevmelidir. Zira onlar, <strong>hem Allah’ın isim ve sıfatlarının</strong> üzerlerinde tecelli ettiği <strong>bir sanat eseri,</strong> hem de ekolojik dengede gördükleri vazifelerle insanların hizmetine musahhar kılınmış ve <strong>insanoğluna emanet edilmiş canlılardır.</strong> Hatta Kur’ân’ın beyanıyla onlar da bir ümmettir. <strong><em>( En’am, 6/38) </em></strong>Onların yaşam hakları yanında sevgi ve merhamet hakları da vardır. Kendi aralarında birbirlerinin haklarına tecavüz etmemeleri gerektiği gibi insanların da onların haklarını çiğnememesi gerekir. Zira Haşir günü onlar da diriltilecek, boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacak, insan da onlara yaptığı zulmün hesabını verecektir. Eğer <strong>sevgi ve merhamet göstermişse bunun karşılığını da muhakkak alacaktır.</strong></p>
<p>Bir sahabî, “Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlara yaptığımız iyilikler için ecir var mıdır?” diye sorunca Habîb-i Ekrem: <strong>“Her ciğer taşıyan canlı için yapılan iyilikte sevap vardır!”</strong> buyurarak bu gerçeğe dikkat çekmiştir.     <strong><em>(Buharî, Musâkât (1094), Vudu’ 33)</em></strong></p>
<p>Hz. Sa’d İbn-i Ubâde, vefat eden annesinin defin işlemlerini tamamladıktan sonra Efendimiz’in yanına gelmiş ve <strong>“Ölen annem adına sadaka verebilir miyim?”</strong> diye sormuştu. Efendimiz, ona, “Evet, verebilirsin.” buyurunca bu kez O, “Peki hangi sadaka onun adına daha hayırlı ve değerli olur?” diye bir açıklama istemişti. Efendimiz kendisine <strong>“İnsan ve hayvanların su ihtiyaçlarını gidermen” </strong>diye cevap vermiştir. <strong><em>(Nesâî, Vesâya 9)  </em></strong></p>
<p>Dolayısıyla O’nu seven ve onun yolundan giden anneler, babalar, muallimler, mürşitler, muhataplarına her vesileyle sevgi ve merhamet aşılamalı, onları birer muhabbet ve merhamet fedaisi olarak yetiştirmelidir. <strong>Yerde merhamet eden bir ele</strong>, gökler ötesi âlemlerden <strong>bin muştu gelir</strong>.  <strong>“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsinler.”</strong> <strong><em>(Nesâî, Vesâya 9).</em></strong> <strong>Merhamet edin ki, merhamete mazhar olasınız.</strong></p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/03/CUMA-HUTBESI-MERHAMET.pdf">CUMA HUTBESİ MERHAMET</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-merhamet/">CUMA HUTBESİ | Merhamet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Misafir Ağırlama ve İkramda Bulunma</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-misafir-agirlama-ve-ikramda-bulunma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2023 16:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Ağırlama ve İkramda Bulunma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29564</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG &#160; هَلْ اَتٰيكَ حَديثُ ضَيْفِ اِبْرٰهيمَ الْمُكْرَمينَۘ ٢٤ اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًؕ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٢٥ فَرَاغَ اِلٰى اَهْلِه فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمينٍۙ ٢٦ فَقَرَّبَهُ اِلَيْهِمْ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-misafir-agirlama-ve-ikramda-bulunma/">CUMA HUTBESİ | Misafir Ağırlama ve İkramda Bulunma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>هَلْ اَتٰيكَ حَديثُ ضَيْفِ اِبْرٰهيمَ الْمُكْرَمينَۘ ٢٤</strong></p>
<p><strong>اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًؕ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٢٥</strong></p>
<p><strong>فَرَاغَ اِلٰى اَهْلِه فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمينٍۙ ٢٦</strong></p>
<p><strong>فَقَرَّبَهُ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَ٢٧</strong></p>
<p>24 – Sahi! İbrâhim’in şerefli misafirlerinin gelişlerinden haberin oldu mu?</p>
<p>25 – Onlar yanına varınca: “Selam!” dediler. O da: “Size de Selam!” diye cevap verdi, ama içinden: “Bunlar tanımadığım kimseler, hayırdır inşaallah!” dedi.</p>
<p>26-27 – Onlara yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçti ve semiz bir dana kebabı getirdi. Önlerine koyup “buyurmaz mısınız?” diye ikram etti.  <strong><em>(Zariyat 51/ 24…27)</em></strong></p>
<p>Bugünkü Hutbemiz misafir ağırlamanın ve misafire ikramda bulunmanın dinimizdeki yeri ve önemi hakkında olacaktır.</p>
<p>Misafirperverlik günümüzde unutulmaya yüz tutmuş en önemli değerlerimizden biridir. Bir eve misafirin gelmesi <strong>bereket</strong>, misafir kabul etmek ve ağırlamak en büyük <strong>şeref,</strong> misafire izzet ve ikram ise <strong>sadakadır</strong>. Misafir kabul etmenin ise kendine göre bir azizliği vardır.</p>
<p><strong>İkram, Ahlâk-ı Aliye’dendir. </strong>Her farz namazın bitişinde okuduğumuz<strong> “</strong>Allahümme Entesselam Ve-minkesselam Tebarekte<strong> ya Zelcelali Vel-ikram” </strong>zikrinde geçtiği gibi Rabbimiz;<strong> Zü&#8217;l- Celal-i ve&#8217;l-İkram </strong>Celâl ve ikram sahibidir. Hem Celâli tecellilerle imtihan eder hem de ikramını eksik etmez, <strong>Cel</strong><strong>â</strong><strong>li tecellilerinde bile ikramı vardır</strong>. Bu da <strong>ikram yapan insanın </strong>Esmâ-i Hüsnâ dan olan <strong>Zü&#8217;l- Celal-i ve&#8217;l-İkram</strong> ismi ile rezenonsa, manen irtibata geçmesi demektir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelen ilk vahyin ardından, üzerinin örtülmesini isteyip endişe izhar edince, Hazreti Hatice Validemizin O’nu teselli etme adına söylediği şu sözler çok manidardır<strong>: “Allah’a yemin olsun ki O Seni asla zayi etmeyecektir.</strong> Zira Sen, akrabalarını ziyaret eder, hep doğru söyler, <strong>başkalarının yüküne omuz verir, yardım eder, misafir ağırlar ve sıkıntıya dûçar olanlara yardımcı </strong>olursun.” <strong><em>[Buhârî, bedü’l-vahy 1; Müslim, iman 252.]</em></strong></p>
<p>Efendimiz (sav);</p>
<p><strong>مَنْ كَانَ يُؤمِنُ بِاللَّهِ والْيوْمِ الآخِرِ ، فَلْيُحسِنْ إلِى جارِهِ</strong></p>
<p><strong>ومنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ واليومِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفهُ</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin…!” <em>(Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, 85) </em></strong>buyurmuştur.</p>
<p>Her zaman ikramı seven Efendimiz (sav) ümmetini de teşvik etmiştir.</p>
<p>“<strong>Ey İnsanlar! &#8230; Sofranız herkese açık olsun, çokça ikram edin,… Böylece selametle Cennet’e girersiniz!</strong>” buyurmuşlardır. <strong><em>(İbn-i Mâce, Et’ime, 1; Dârimî, Salât, 156)  </em></strong></p>
<p>Abdullah b. Selam der ki: Hz. Peygamber (s.a.s) Medine&#8217;ye varınca halk ona doğru koşuştu ve: &#8220;Resulullah geldi&#8221; denildi. Ben de halkla beraber ona bakmak için geldim. Resulullah&#8217;ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söylediğini işittiğim ilk şey şu sözüydü: &#8220;<strong>Ey insanlar! Selamı yayın, yemek yedirin, akrabalarınızı gözetin ve insanlar uykudayken namaz kılın. Böyle yaparsanız cennete girersiniz</strong>.&#8221;<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a></p>
<p>Bir kimse Resûlullah aleyhissalatü vesselama: “Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sordu. Hz. Peygamber de: <strong>“Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmen ve selam vermendir.”</strong> buyurdu.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Resulullah (s.a.s): &#8220;<strong>Aç olanı doyurun, hasta olanı ziyaret edin ve esir olanı kurtarın&#8221;</strong> buyurdu.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir: “<strong>Herhangi birinizin sofrası önünde yayılı bulunup kaldırılıncaya kadar, melekler sevabı onun için olacak şekilde salâvat-ı şerife getirirler.</strong>”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p><strong> </strong><strong>Efendimizin</strong> (sav) Kendisini ziyarete gelen elçilere ikramda bulunur, oturmaları için çok kere hırkasını serer, bazen de altındaki minderi misafire verir, üzerine oturması için işaret eder, kendisi açık yere otururdu. Bu, onlara verdiği değerin bir işaretiydi.</p>
<p>Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bazı misafirleri de bizzat kendi evine davet etmiş, evinde onlarla bizzat kendisi ilgilenmiştir.</p>
<p>Başka yerlerde kalan elçileri ve misafirleri, kaldıkları yerlere uğrayarak ziyaret eder, hâl hatırlarını sorar, Mekke’de Kureyş’in kendisine ve arkadaşlarına yaptıklarını anlatırdı. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bu misafirlerin gündeme getirdiği her konuyla yakından ilgilenir, onlara cevaplar verirdi.</p>
<p>Rasûl-ü Ekrem (aleyhi ekmelüttehâyâ) kendisine gelen elçilere değişik hediyeler takdim ederdi. Onlar da Resûlullah’a hediyeler getirirdi. Onları kabul eder, <strong>dönüşlerinde yolda yiyecekleri değişik azıklar, farklı hediyeler vermeyi asla ihmal etmezdi</strong>. Buna o kadar önem verirdi ki, vefat etmeden önce de ashabına: <strong>“Elçilere benim verdiğim gibi sizler de çeşitli hediyeler verin!”</strong> buyurarak bunun takip edilmesi gereken bir sünnet olduğunu kıyamete kadar gelecek ümmetine de bildirmiştir. (<strong><em>Buhârî, Cihad 176-177)</em></strong></p>
<p>Medine’ye gelen elçiler bazen Mescid’in avlusunda kurulan çadırlarda ya da ashabtan bazı kimselerin evlerinde misafir edilirlerdi. Ev sahipleri misafirlerine Müslümanlığın en sıcak ve samimi ilgisini gösterir, ikram ve hediyelerle ağırlarlardı.</p>
<p>Habeşistan&#8217;dan gelen heyete bizzat Peygamberimiz hizmet etmiş. Sahabîler, &#8220;Siz bırakın yâ Resulallah, misafirlerin hizmetini biz görürüz.&#8221; deyince, Efendimiz (sav); <strong>&#8220;Onlar daha önce bizim arkadaşlarımıza ikram etmişlerdi. Şimdi ben de bu hizmetlerinin karşılığını vermekten zevk duyuyorum.&#8221; </strong>demiştir.</p>
<p>Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine gelen misafir ve elçilerine böyle davrandığı gibi aile fertlerine de değer verir ve hep aziz tutardı. Kızı hz. Fatıma, hz. Ali ile evlendikten sonra bile yanına gelince hemen ayağa kalkar, onun elinden tutup getirir ve kendi oturduğu yere oturturdu. Hâlini-hatırını sorar, gönderirken de yine aynı iltifatlarla gönderirdi.</p>
<p>Zariyat suresi 26. Ve 27. ayetlerde <strong>Hz. İbrahim’in gelen misafirlerine, yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçtiği ve semiz bir dana kebabı getirdiği, önlerine koyup “buyurmaz mısınız?” diye ikram ettiği anlatılıyor</strong>. Bir kısım müfessirler bu âyetlerdeki anlatım tarzıyla, misafire hemen geliş sebebini sormayıp önce ikramda bulunma, ikram hazırlığını belli etmeden yapma, olabildiğince en iyi ikramda bulunma, nezaketle buyur etme gibi misafir ağırlama âdâbı ile ilgili bazı kurallara işaret edildiğini belirtmislerdir. <strong><em>(Zemahşerî, IV, 30; Râzî, XXVIII, 213-214).</em></strong></p>
<p>İslam alimleri, Peygamber Efendimiz’in söz ve uygulamalarına bakarak özellikle <strong>beş hususta ağır ve yavaş davranmamak</strong> gerektiğini söylemiş; bu meselelerde “acele” denecek kadar seri hareket etmenin lüzumuna dikkat çekmişlerdir: bunlar birisi de  <strong>Misâfir gelir gelmez ona yemek ikram etme de </strong> acele etmektir.</p>
<p>Hizmetin ilk yıllarında bir hocamız &#8211;<strong>mekânı Firdevs olsun</strong>&#8211; Bornova’daki caminin yakınında ev tutmuş,  İzmir dışından vaaz dinlemeye gelen insanları kendi evinde misafir etmiş, her Cuma günü namaz sonrası verdiği yemek vesilesiyle de orada bazı hakikatlerin anlatılmasına zemin hazırlamıştır.</p>
<p>Bir gün İmam Mâlik, kendisine misafir gelen ve kendisinden yaşça hayli küçük olan talebesi İmam Şafii’nin eline su dökmüş ve “Sakın ha! Benden gördüğün hareket seni utandırmasın ve de şaşırtmasın. Zira misafire hizmet etmek ev sahibinin görevidir.” demiştir.</p>
<p>Bazen İkramların evin çocukları tarafından yapılması faydalı olur. Çocuklar böylelikle hem hizmet etmeyi, hem ikram etmeyi hem de paylaşmayı öğrenmiş olurlar.</p>
<p>Efendimizin (sav) ümmetine âdeta üç basamaklı bir miraç yolu gösterdiği <strong>müjdesi </strong>ile hutbemizi bitirelim; “Müjdeler olsun nefsine hakim olana!.. <strong>Müjdeler olsun (misafir kabul etme hususunda) evini geniş ve müsait tutana!</strong>.. Müjdeler olsun hataları karşısında gözyaşı dökene!..”.</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/02/CUMA-HUTBESI-MISAFIR-AGIRLAMA-VE-IKRAMDA-BULUNMA.pdf">CUMA HUTBESİ MİSAFIR AĞIRLAMA VE İKRAMDA BULUNMA</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Tirmizi 4/652 (2485) ve İbn Mace 1/423 (1334) Beyhaki, 3090-</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> (Buhârî, Îmân 6, 20; Müslim, Îmân 63,</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Buhari, etime (195). Beyhaki, 3087-</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Taberânî, Evsat</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-misafir-agirlama-ve-ikramda-bulunma/">CUMA HUTBESİ | Misafir Ağırlama ve İkramda Bulunma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Namazda Tadîl-i Erkân</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-namazda-tadil-i-erkan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2023 06:12:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[Namazda Tadîl-i Erkân]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29469</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-namazda-tadil-i-erkan/">CUMA HUTBESİ | Namazda Tadîl-i Erkân</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p><strong>فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّ</strong><strong>ۙ</strong></p>
<p>Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır. <strong><em>Meryem Suresi 19/</em></strong><strong><em>59</em></strong></p>
<p><strong>فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّينَ</strong><strong>ۙ</strong> <strong>﴿٤﴾</strong><strong> اَلَّذينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ</strong><strong>ۙ</strong> <strong>﴿٥﴾</strong> Vay haline şöyle namaz kılanların: Ki onlar namazlarından gafildirler <em>(Kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimamı göstermezler).</em> <strong><em>Maun Suresi: 107/ 4. Ve 5. Ayet</em></strong></p>
<p><strong>اَلتَّأَنِّي مِنَ الرَّحْمَنِ، اَلْعَجَلَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ</strong><strong> </strong> <em>“<strong>Teennî </strong></em><em>(temkin ve sükûnetle hareket etmek)</em><em> <strong>Rahman’dan; acele ise Şeytandandır.”</strong></em><strong>   </strong><strong><em>Tirmizî, Birr 66</em></strong></p>
<p><strong>Aziz ve muhterem kardeşlerim!</strong></p>
<p>Bu günkü hutbemiz, Namazın rükünlerini hakkıyla yerine getirme anlamına gelen <strong>“Tadil-i erkan”</strong> hakkında olacaktır. <strong>“Tadîl-i erkân” </strong>namazdaki rükünlerin sükûnetle yerine getirilmesi ve uzuvlarda itminan hâsıl olacağı âna kadar bir müddet hareketsiz kalınmasıdır.</p>
<p><strong>Dinin direği namazdır. </strong>O, savaş meydanlarında mücadelenin kızıştığı en tehlikeli anlarda bile hakkı verilmesi gereken çok önemli bir vazife, emin bir sığınak, mühim bir kurbet vesilesi ve en kısa bir vuslat yoludur.</p>
<p>Allah (c.c), <strong>“Kurtulan mü’minler, yürekleri çatlarcasına namazı eda edenlerdir” </strong><strong><em>(Mü’minun/23: 1-2)</em></strong> buyurmaktadır.</p>
<p>Ebû Hureyre (r.a.) Asr-ı Saadette cereyan eden bir hadiseyi şöyle anlatır: Resûlullah (sas) mescide girmişti. Derken taşradan bir şahıs geldi ve namaz kıldı. Sonra gelip Resûlullah (sas) ile selamlaştı. Resûlullah (sas) ona, <strong>“Dön ve yeniden namaz kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın!”</strong> dedi. O da dönüp evvelce kıldığı gibi namaz kıldı. Resûlullah (sas) yine ona dedi ki: <strong>“Dön ve yeni baştan kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın!” </strong>Allah Resûlü (sas) <strong>üçüncüsünde de namazı tekrar kılmasını emredince</strong> o şahıs: “Seni hak üzere gönderen Allah’a yemin ederim ki, bu kıldığımdan başka daha iyi nasıl kılacağımı bilmiyorum. Bana doğrusunu öğretir misin ya Resûlallah?” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sas) şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8211;        Namaza durduğun vakit başlangıç tekbirini al.</p>
<p>&#8211;        Kur’ân’dan iyi bildiğin (sûre ya da ayetleri) oku.</p>
<p>&#8211;        <strong>Rükûa varınca beden azaların yerleşinceye kadar bekle.</strong></p>
<p>&#8211;        <strong>Rükûdan başını kaldırınca bedenin tamamen doğruluncaya kadar ayakta dur.</strong></p>
<p>&#8211;        <strong>Sonra secdeye kapan ve azaların yerleşinceye kadar orada kal.</strong></p>
<p>&#8211;        <strong>Secdeden başını kaldırınca azaların yerleşinceye kadar otur.</strong></p>
<p>&#8211;        <strong>Ardından tekrar secde yap ve azaların yerleşinceye kadar orada kal. </strong></p>
<p>&#8211;        Sonrasında ayağa kalk ve dimdik dur.</p>
<p>Namazın bütün rekâtlarında aynen böyle yapmaya devam et!” <strong><em>(Buharî, Ezan 95; Müslim, Salât 45)</em></strong></p>
<p>Bu rivayette görüldüğü üzere, Resûlullah (sas) alelacele namaz kılan şahsı uyarmış, ona namazını yeniden kılmasını emretmiş, itidal ve itina ile nasıl kılacağını öğretmiştir. Zira <strong>namazın makbul olması için gerekli şartlardan birisi de “tadîl-i erkân”dır.</strong></p>
<p><strong>Tadîl-i Erkânın Ölçüsü</strong></p>
<p>Namazın rükünlerinde ve rükünler arasında en az bir tesbih miktarı, yani sübhânallah diyecek kadar durmak <strong>vaciptir</strong>. Bu itibarla tadîl-i erkânın asgari ölçüsü, sübhânallah diyecek kadar sükûnet içinde uzuvların hareketsiz kalmasıdır. Bu miktar, zaman bakımından birkaç saniye demektir.</p>
<p>Rükûda hakkını vere vere, kelimeleri güzelce telaffuz ederek bazı fukahaya göre  en az üç defa  “Sübhâne rabbiye’l-azîm” demek şarttır. Çok hızlı söyleniyorsa mânâsı yoktur onun. Onun için, r<strong>ükûda ve secdede en az üç defa, yavaş yavaş, kelimeleri tam telaffuz ederek bu tesbihi söylemeliyiz</strong>. Zira Peygamber Efendimiz (sas), horozun yemi hızlı hızlı gagalaması gibi namaz kılmaktan menetmiştir. <strong><em>(Müsned, 2/265)</em></strong></p>
<p>Namazda özellikle <strong>rükûdan doğrulunca</strong> ve <strong>iki secde arasında bir müddet hareketsiz durmaya</strong> itina gösterilmelidir. Bunun süresi, en azından bir defa sübhanallah diyecek kadar olmalıdır. Çünkü bu iki rükün çok defa aceleye getirilmekte ve tadîle riayet edilmeden hızlıca geçiştirilmektedir. Özellikle günümüzde kimilerinin namaza durmasıyla birlikte hemen rükûa varması, <strong>daha tam doğrulmadan secdeye kapanması, iki secde arası oturmayı tam yapmadan ikinci secdeye gitmesi bir olmaktadır</strong>. Dolayısıyla namaz noksan ya da kusurlu eda edilmektedir.</p>
<p>Alelacele okunan Fâtiha ile kılınan namaz, namaz değildir. Bir nefeste, o nefes bitmeden sûreyi sona erdirme telaşıyla, soluğun tıkandığı yerde hızlıca ve can havliyle alınan ara nefeslerle okunan Kur’ân’la kıraat farzı yerine gelmiş olmaz.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim’de birçok ayette <strong>“Namazı ikâme edin!”</strong> buyrulmaktadır. <strong>“İkâme etmek”</strong> ise namazı dosdoğru kılmak, itina ile kâmilen eda etmek demektir</p>
<p>Namazı ikâme etme hususundaki Kur’ânî emir ve tahşîdatın yanı sıra yukarıda geçen hadis-i şerif gibi daha pek çok rivayetten hüküm çıkaran âlimler<strong>, tadîl-i erkânın vâcip ya da farz olduğu görüşüne varmışlardır. </strong>Zira Peygamber Efendimiz (sas) namazı usûl ve âdâbına göre kılmayan mezkûr şahsa tekrar kılmasını emretmiştir.</p>
<p><strong>Hanefi</strong> mezhebine göre <strong>tadîl-i erkân</strong> <strong>vaciptir. </strong>Tadîl-i erkân sehven (unutarak ya da hataen) terk edilirse namazın sonunda sehiv secdesi gerekir. <strong>Eğer sehiv secdesi yapılmamışsa o namazın tekrar kılınması gerekir.</strong> <strong>Şayet tadîl-i erkân kasten terk edilirse namazın yeniden kılınması icap eder.</strong></p>
<p>Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre <strong>tadîl-i erkân farzdır.</strong> Tadîl-i erkânın terkiyle namaz bâtıl olur ve tadîl-i erkâna riayet edilerek yeniden kılınması gerekir.</p>
<p>Ayrıca O (sas) şu uyarılarda bulunmuştur: “Rükû ve secdeleri tamamlayın!” <strong><em>(Buharî, Eymân 3) </em></strong>“Rükû ve secdelerinizi güzel yapın!” <strong><em>(Müsned, 2/234)</em></strong> “Sizden biriniz rükû ve secdelerden kalkarken belini tam olarak doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz.” <strong><em>(Ebû Dâvud, Salât 143)</em></strong></p>
<p>Bu nedenle <strong>dört rekâtlık namaz en azından 4 dakikada kılınması gerekir</strong>, zira daha hızlı kılındığı takdirde tadîl-i erkânın ihlal edilme ihtimali olabilir.</p>
<p>Allah’ın emrini yerine getirme ve O’nun hoşnutluğunu kazanma gayesiyle kılınan namaz, usûl ve erkânına riayet edilmediği takdirde sahibinin üzerinde borç olarak kalır. Nitekim bir hadis-i şerifte bu hususa şöyle işaret edilmektedir: “Huşû içinde kılınmayan, rükû ve secdeleri tam olarak yerine getirilmeyen namaz (ahirette) simsiyah zifiri bir karanlık halinde ortaya çıkacak ve sahibine <strong>‘Senin beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!’</strong> diyecektir. Allah’ın dilediği zaman gelince böyle kılınan namazlar, <strong>eskimiş elbise (paçavra) gibi dürülüp sahibinin suratına çarpılacaktır.</strong>” <strong><em>(Taberanî, el-Mu’cemu’l-evsat, VII, 183).</em></strong></p>
<p>Acele ve hızlı bir şekilde kılınan namaz, ancak Şeytanı sevindirir. Zira Şeytan, secde etmekten imtina ettiği gibi, insanların da secdeden ve namazdan uzak kalmalarını ister. Hatta bütün gücüyle namazlı-niyazlı insanlarla uğraşarak ibadetten alıkoymaya çalışır. Şayet buna gücü yetmezse bu defa namazdaki huşû, huzur, usûl ve erkânı ihlal etmeye çalışır. Efendimiz (sas) bir hadislerinde bu hususu şöyle haber verir: “Şeytan, ezan ve kamet okunurken bunları duymayacağı uzak yere doğru kaçar. Sonra geri döner ve namaz kılan kişi ile kalbi arasına girer. Ona ‘Şunu hatırla, bunu düşün’ diye aklında daha önce hiç olmayan şeylerle vesvese verir. Öyle ki buna kapılan kişi, kaç rekât kıldığını (ve ne okuduğunu) bilemeyecek hale gelir.” <strong><em>(Buharî, Sehv 6; Müslim, Salât 19) </em></strong></p>
<p>Alelacele kılınan namazda rükünler noksan olmaktadır. Hatta bundan daha vahimi, namazdan çalma, yani namaz hırsızlığı vuku bulmaktadır. Zira Resûlullah (sas) “<strong>Hırsızlığın en kötüsü, namazını çalmaktır.</strong>” buyurmuş; sahabiler “Ey Allah’ın Resulü, kişi namazını nasıl çalar?” diye sorduklarında ise <strong>“Rükûsunu ve secdelerini tamamlamaz.”</strong> cevabını vermiştir <strong><em>(Muvatta’, Kasru’s-salât 72). </em></strong></p>
<p><strong>Hâsılı;</strong> namaz, insanın en ciddi işi ve meşguliyeti olmalıdır. Namazları tadili erkanla kılarsak bize<strong> şefaatçi </strong>olacak yoksa bizden <strong>şikâyetçi </strong>olacaktır.</p>
<p>Dünyevi işlerin çokluğundan veya hizmet için koşuşturmanın yoğunluğundan dolayı namazı aceleyle kılıp geçiştirmek kesinlikle doğru değildir. Bilakis <strong>bütün dünyevi ve uhrevi işler namaza göre ayarlanmalıdır</strong>. Zira “Namaz dinin direğidir.” <strong><em>(Tirmizî, İman 8);</em></strong></p>
<p>“İslam’ın beş şartından biridir.” <strong><em>(Buharî, İman 1);</em></strong></p>
<p>“Günün belirli vakitlerinde mü’minlere farz kılınmıştır.” <strong><em>(Nisâ sûresi, 103). </em></strong></p>
<p>“Kıyamet gününde insanların ilk sorguya çekilecekleri amelleri namazdır…” <strong><em>(Tirmizî, Salât 306). </em></strong></p>
<p>O halde insan, bütün benliğini namaza vermelidir. Dinin direği, ibadetlerin pîri olan namazı <strong>bütün rükünlerine itina göstererek ciddiyet, samimiyet ve itidal üzere vaktinde</strong> eda etmelidir.</p>
<p>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/CUMA-HUTBESI-NAMAZDA-TA‘DIL-I-ERKAN.pdf">CUMA HUTBESİ NAMAZDA TA‘DÎL-İ ERKÂN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-namazda-tadil-i-erkan/">CUMA HUTBESİ | Namazda Tadîl-i Erkân</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Üç Aylar ve Regaib Kandili</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-uc-aylar-ve-regaib-kandili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 14:46:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Aylar ve Regaib Kandili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29377</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ   “Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-uc-aylar-ve-regaib-kandili/">CUMA HUTBESİ | Üç Aylar ve Regaib Kandili</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: AKADEM</strong><strong>İ</strong><strong> DUISBURG</strong></p>
<p><strong>إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ </strong><strong> </strong></p>
<p><em>“Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.”</em> <strong><em>(Tövbe; 36)</em></strong></p>
<p><strong>اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي رَجَبٍ وَشَعْبَانَ وَبَلِّغْنَا رَمَضَانَ</strong><strong>  </strong></p>
<p>“<em>Ya Rab! Recep ve Şaban’ı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.</em><em>”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup><strong>[1]</strong></sup></a></em></p>
<p><strong> </strong><strong>Aziz ve Muhterem Kardeşlerim;</strong></p>
<p>2023 yılının <strong>üç ayları</strong> önümüzdeki Pazartesi günü başlayacak ve hemen ardından perşembeyi cumaya bağlayan gece Regaip Kandili’ni hep beraber idrak etmiş olacağız inşallah.</p>
<p>Üç aylar deyince hemen aklımıza, mübarek bir zaman dilimi gelir. Bu aylar, Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır. <strong>En kıymetli ay ise</strong> içinde bin ayın, yaklaşık seksen dört yıllık ömrün faziletini barındıran, <strong>Kadir gecesinin bulunduğu</strong> <strong>Ramazan ayıdır. </strong>Dolayısıyla, <strong>Receb ve Şaban ayları</strong>, bu en faziletli ay olan <strong>Ramazan ve Kadir gecesi için </strong>birer hazırlık mahiyetindedir.</p>
<p>Nasıl ki: Namazın sünnetleri bizi namazın farzlarına hazırlıyor, farzlardaki bazı rükünler de bizi secdeye hazırlıyor aynen öyle de Recep ve Şaban ayı da bizleri Ramazan ayına ve Kadir gecesine hazırlıyor<strong>. </strong></p>
<p>Üç aylar başladığında Peygamber Efendimiz şöyle dua etmiştir: <strong>“Allahım! Receb ve Şaban’ı hakkımızda maddi manevi berekete vesile eyle ve bizi Ramazan ayına ulaştır.” Amin!</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri bu kutlu zaman dilimlerinden bahsederken şöyle diyor: <strong>“Her hasenenin (iyiliğin, ibadetin) sevabı başka vakitte on ise Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar.” </strong><strong><em>(Şualar, 14. Şua)</em></strong></p>
<p>Demek ki, üç aylar hakkıyla değerlendirildiğinde, bir ömür boyu elde edemeyeceğimiz sevapları kazanmamıza vesile olacaktır<strong>. </strong>Bu aylarda yapılan ibadetler değerler üstü değerlere ulaştığından <strong>fırsat ve ganimet mevsimi olarak bilinmelidir.</strong></p>
<p>Aynı zamanda bu aylarda işlenen günahların diğer aylarda işlenen günahlardan daha büyük bir vebal olduğu da dile getirilmiştir. Taberî de geçtiği üzere<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a> “Zulüm, her ne kadar her durumda kötü olsa da haram aylarda <em>(Receb, Zilkade Zilhicce, Muharrem)</em> işlendiğinde diğer aylarda işlenenlerden çok daha büyük günahtır.”</p>
<p>Bizler için en güzel örnek olan Alemlerin Sultanı Efendimiz (s.a.s), <strong>üç aylar girdiğinde diğer zamanlardan daha</strong><strong> çok oruç tutar, nafile namazlarını artırır, yoksulları daha çok gözetirdi</strong>. Ve bu yaptıklarını Ramazan ayına doğru daha da çoğaltır, Ramazan ayında ve özellikle sonlarına doğru, geceleri ev halkını da kaldırarak adeta <strong>kulluğunu zirveleştirirdi.</strong></p>
<p>İslâm’da zamanla kayıtlı oruç, sadece Ramazan’da vardır. Onun dışında “üç aylar” orucu diye bir oruç asıl kaynaklarımızda bulunmamaktadır. Hz. Âişe annemizin ifadesine göre; Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan’dan başka hiçbir ayı bütünüyle oruçlu olarak geçirmemiştir. Ramazan’dan sonra en çok oruç tuttuğu ay ise Şaban ayıdır <strong><em>(Müslim, sıyam 175, 176</em></strong><strong><em>) </em></strong>Daha fazla oruç tutmak isteyenler için Efendimiz’in tavsiyesi, Hz. Dâvûd’un orucu denilen günaşırı oruç tutma şeklidir <strong><em>(Müslim, sıyam 189).</em></strong></p>
<p>Kandil günlerinde oruç tutmak isteyenler, ihya ettikleri kandil gecesi oruca niyet edip ertesi gün oruç tutarlar. Çünkü dinî hükümlere göre gün, güneşin batışı ile başlar ve ertesi gün güneşin batımına kadar devam eder.  Cuma gecesi dediğimizde Perşembe’yi Cumaya bağlayan gece kastedilir. Aynı şekilde Ramazan başladığında ilk teravihi oruca başlamadan kılarız.</p>
<p>Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Beraat gecesiyle ilgili irşadında bu sıralama açıkça görülmektedir.   <strong>“Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman o geceyi ibadetle ihya ediniz ve gündüzünü de oruçla geçiriniz…” </strong><strong><em>(İbn-i Mace, ikame, 191; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/258)</em></strong></p>
<p>Oruç tutulması mekruh olmayan günlerin hepsinde oruç tutmak mümkün olduğundan ve kandil gecesinden önceki gün de oruç tutmayı yasaklayan bir hüküm olmadığından kandilden önceki gün de oruç tutma tercih edilebilir.</p>
<p>Bugüne kadar üç aylar hakkında çok şey duyduk, <strong>ama asıl mesele</strong>; bir meseleyi duyduktan sonra, anlama, sindirme ve iç aleminde onu hissetmeye <strong>gayret etmek olmalıdır</strong>. Bir insan inandığı şeye kendini vermezse onun ifade ettiği manaları duyamaz hissedemez. Üç aylarda bir şeyler hissetme öncelikle O aylarda bir şeyler olduğuna inanmaya, manevi olarak bir şeyler bulacağımıza inanıp Allah’a bütün kalbimizle yönelmeye bağlıdır. <strong>TEVECCÜHE TEVECCÜH OLUR. Bir şeyin kadri kıymeti bilinip,  sahip çıkılmayınca sahip olunamaz</strong>. Aksi takdirde üç aylarda diğer aylar gibi gelir gider ve istifade edemeyiz.</p>
<p><strong>Lütuf Gecesi: Regâib</strong></p>
<p>Kelime olarak regâib, “çokça rağbet edilen, kıymetli değerli,” mânâlarına gelen “ragîbe” kelimesinin çoğuludur. Buna göre <strong>Regâib Gecesi</strong> denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır. Regâib gecesi, Recep ayının ilk Cuma gecesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütuf ve ihsanlara, semavî derecelere eriştiği bir gecedir.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri, Regâib gecesinin Efendimiz’in manevi terakki sürecinin başlangıcı olduğunu; Mi’rac gecesinde de bu terakkinin zirvesine ulaştığını bildirmektedir.</p>
<p>Genel anlamda üç aylarda yapılabilecek en güzel ibadetlerden birisi hiç şüphesiz oruç tutmaktır.</p>
<p>Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden biri duadır. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadislerinde bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir. <strong>(Suyûtî, Celâlüddin, Câmiu’s-Sagîr, (Feyzü’l-Kadir’le birlikte) 3/454.)</strong></p>
<p>Evet, <strong>Regâib, Mirâc, Berâat ve</strong><strong> Kadir geceleri</strong>, <strong>zamanın altın dilimleridir. </strong>Allah’a manen yaklaşmanın rıhtımları, limanları ve rampaları sayılırlar.<br />
Ne mutlu bu limanlardan sonsuzluğa açılanlara, bu rampalardan manevi alemlere sıçrama yapanlara.<br />
Üç aylarınızı ve Regâib Kandilinizi tebrik eder, bütün insanlık için kurtuluş vesilesi olmasını Rahmeti Sonsuzdan niyaz ederiz.</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/CUMA-HUTBESI-UC-AYLAR-VE-REGAIB-KANDILI.pdf">CUMA HUTBESİ ÜC AYLAR VE REGAİB KANDİLİ</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/259; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 4/189.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Taberî, 10/89.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-uc-aylar-ve-regaib-kandili/">CUMA HUTBESİ | Üç Aylar ve Regaib Kandili</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Adalet</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-adalet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2023 08:26:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl /90]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29112</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG Aziz kardeşlerim; cuma hutbelerimizin sonunda okuduğumuz ayette de gecen ADALET kavramı üzerinde duracağız. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de Rabbimiz şöyle buyuruyor; اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَايتَائِ ذِى الْقُرْبى وَيَنْهى&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-adalet/">CUMA HUTBESİ | Adalet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p>Aziz kardeşlerim; cuma hutbelerimizin sonunda okuduğumuz ayette de gecen <strong>ADALET</strong> kavramı üzerinde duracağız.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de Rabbimiz şöyle buyuruyor;</p>
<p><strong>اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَايتَائِ ذِى الْقُرْبى وَيَنْهى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْىِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ</strong></p>
<p>&#8220;Muhakkak ki Allah<strong>; </strong></p>
<p><strong>adaleti, </strong></p>
<p><strong>ihsanı</strong> (iyiliği),</p>
<p><strong>akrabaya yardım etmeyi emreder</strong>,</p>
<p><strong>Çirkin işleri </strong>(hayasızlığı, edepsizliği, aşırılığı),</p>
<p><strong>fenalığı </strong>(hakkı olmayan şeyi istemeyi, başkasının haklarına tecavüz etmeyi) ve</p>
<p><strong>azgınlığı </strong>(zulmü) da yasaklar.</p>
<p><strong>O</strong>, <strong>düşünüp tutasınız</strong> diye size öğüt veriyor.&#8221;  <strong><em>Nahl /90.</em></strong></p>
<p><strong>Adalet;</strong> hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi, her hakkı hak sahibine vermek, her şeyi olması gereken yere koymak ve olması gerektiği gibi kullanmak anlamlarına gelmektedir.<strong> Herkese ya da her şeye layık olduğu şekilde davranmak adil olmanın gereğidir.</strong></p>
<p><strong>Adaletin zıddı;</strong>  <strong>azgınlık, başka bir ifade ile haksızlık ve zulümdür. </strong>Haklı ile haksızın ayırt edilmesi <strong>adaletle</strong> sağlanır. <strong>Adalet,</strong>  insanların hakkını korumayı, zulme asla rıza göstermemeyi, zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmayı içerir.</p>
<p><strong>Hak ve hukuk; bir toplumun yaşamasını, hayatta kalmasını sağlayan en önemli dinamiklerden birisidir. Adalet ise adeta onun ruhu mesabesindedir.</strong> Dinimiz o ruhun zarar görmesini engelleme adına pek çok ahlaki ve hukuki müeyyideler getirmiştir. Rabbimiz, kendisine açılan samimi hiçbir eli geri çevirmeyeceği vaadine rağmen, tövbe edenlerin tövbesinin kabulünü, haksızlık yaptığı kimseyle <strong>helalleşmesi şartına bağlamıştır</strong>. Hatta İslam’da en büyük mertebelerden birisine ulaşan <strong>ş</strong><strong>ehitler bile</strong> kul hakkından muaf tutulmamışlardır.</p>
<p>Cenab-ı Hak, kullarının <strong>birbirlerinin hukuklarına tecavüz etmemeleri için </strong>Kur’an-ı Kerim’de birçok <strong>sınırlar belirlemiş</strong> ve bunları <strong>“Allah’ın hudutları”</strong> diye tanımlamıştır. <strong>Bu sınırları aşanların zalim olacaklarını </strong>ve <strong>İlâhî azaba uğrayacaklarını</strong>, adalet ile hükmetmeyen zalim kavimlerin akıbetlerinin çok kötü olacağını birçok ayette tehdit ile haber vermiştir.</p>
<p>“Nice kasabaların halkını haksızlık yaparlarken yok ettik. Artık damları çökmüş, kuyuları terk edilmiş, sarayları bomboş kalmıştır.” <em>(Hac, 22/45)</em></p>
<p>Ayet-i kerimede zalimlere değil taraftar olmak, onlara kalben meyletmenin ve zulümlerini hoş görmenin bile ne kadar tehlikeli olduğu şöyle anlatılır: <strong>“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş (cehennem azabı) size de dokunur.” </strong><strong><em>(Hud, 11/113)</em></strong></p>
<p>İslam’da adaletin önemli esaslarından biri de; birisinin hatası ile akraba ve dostlarının, milletinin ve devletinin sorumlu tutulamayacağıdır. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim&#8217;de;  <strong>“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez</strong>.” <strong><em>(Fâtır, 35/18)</em></strong> buyurur. Herkes kendi günahının cezasını çeker.</p>
<p><strong>Efendimizin ümmetine yaptığı uyarılardan bazıları ise şöyledir;</strong></p>
<p>“Her hak sahibine hakkını ver.” <strong>(</strong><strong><em>Buhari, Savm, 51)</em></strong></p>
<p>“Herhangi bir konuda hakemlik yaptığınız zaman adil olun.”</p>
<p>“Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere karşı adaletli davrananlar, Allah katında, <strong>Rahman’ın yanında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklardır</strong>.” <strong><em>(Nesai, Adabu&#8217;l-kudat, 1)</em></strong></p>
<p>“Kim haksız yere başkasının bir karış toprağını alırsa, Allah cc. Bu toprağı yedi kat yerden itibaren alır ve hesabını vermek üzere haksızlık yapanın boynuna dolar.” buyurmaktadır. Güzel bir sözde de ‘Kim hile ile malları parça parça toplarsa, Allah onların hepsini top yekün yok eder, geriye de sadece zerresine kadar günahları kalır.’ denilmektedir.</p>
<p>Çok sayıdaki rivayet, insanın kazandığı sevaplarını <strong>ahirette; </strong>dünyada yapmış olduğu haksızlıklardan dolayı kaybedeceğini bildirmektedir.</p>
<p>Rasûlullah (sav)&#8217;ın önemli uyarılarından biri de aile <strong>fertleri arasında ayrım yapmamakla ilgilidir. </strong>Numan b. Beşîr&#8217;in <strong>babası</strong>, oğlu Numan ile birlikte Efendimize gelip oğlu Numan’a bir köle bağışladığını söylemiştir. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) “Bütün çocuklarına bağışta bulundun mu?” diye sormuş ve “Hayır” cevabını alınca muhatabına bağıştan dönmesini tavsiye etmiştir. Efendimiz’in &#8220;Allah&#8217;tan korkun ve çocuklarınıza adil davranın. Ben haksızlığa şahit olmak istemiyorum. Beni buna şahit tutmayın!&#8221; buyurduğu nakledilmiştir.  Bazı alimler bu hadise dayanarak bir babanın çocuklarından yalnızca birine bağışta bulunmayı hatta çocuğunun birini diğerinden fazla öpmeyi bile kabul etmezken, bazı İslam fakihleri de kişinin çocuklarından yalnızca birine bağışta bulunmasını mekruh olmakla birlikte caiz görmüşlerdir.</p>
<p>Bu hadis ışığında hutbemizin başında okuduğumuz ayete bir kere daha dikkatle bakarsak; yapacağımız iyilikleri, akrabalarımıza yardımları <strong>adalet sınırları içinde, helal dairede, hakka hukuka riayet ederek yapmamız</strong> gerektiğinin emredildiği anlaşılmaktadır. Bir babanın kendi helal malını bile evlatlarına verirken hassas olması hatta birini diğerinden fazla öpmemesi gerekirken,  bazılarının ayette ilk önce emredilen <strong>adaletli olun</strong> ifadesini atlayarak sadece akrabalarınıza yardım edin kısmını kendilerine delil göstermeleri en hafif ifadeyle ayetin devamında Allah’ın yasakladığı (anil Fahşaai)  “<strong>hayasızlık,</strong> <strong>edepsizlik,</strong> <strong>aşırılık yapmayın”</strong> yasağına girer ve haram olur. Aynı zamanda Allah’ın emrine, insan fıtratına ve aklına aykırı bir davranış olur.</p>
<p><strong>Şayet bir mesele</strong> başkalarının hukukunu ilgilendiriyorsa, hele bu başkaları fert değil de bir cemaat ya da cemiyet ise yapılan hukuksuzluğun vebali de O kadar büyük olacak ve cemaatin ya da kamunun her bir ferdi birer birer haklarını helal etmeden cennete giremeyeceklerdir.</p>
<p>Hz. Ebu Hüreyre’den (ra) gelen rivayet göre, Hayber ganimetleri arasında altın gibi çok değerli şeyler yoktu. Bu sefer sonrası sahabilerden birisi, Efendimiz’e (sas) siyahi bir kölesini hediye eder. O da Rasulullah’ın (sas) devesinin yularını çekerken Vadi’l-kurâ mevkiinde kendisine nereden geldiği bilinmeyen bir okun isabet etmesi sonucu vefat eder. Olaya şahit olan sahabe sanki koro şeklinde <strong>‘ne mutlu ona cenneti kazandı’</strong> derler. Peygamber Efendimiz (sas) ise <strong>‘hayır!</strong> <strong>Nefsim Yed-i kudretin’de olan Zat’a yemin ederim ki Hayber günü haksız yere ganimetten aldığı elbise şimdi üzerinde ateşten bir gömlek olarak yanmaktadır.</strong>’</p>
<p>Efendimiz’in (sas) haksızlık karşısındaki bu ağır ifadelerini işitenlerden birisi izinsiz aldığı küçük bir parça takunya kayışını hemen geri getirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas) <strong>şayet getirmeseydi bu bile onun üzerinde ateş olacaktı,</strong> dedi.</p>
<p>Allah Rasulü’nün (sas) en kritik dönemlerde dahi hak ve hukuk mevzuunda zerre miktar taviz vermediği dikkatlerden kaçmamaktadır.</p>
<p>Beni Kaynuka Yahudileri yaptıkları anlaşmaya ihanet etmişlerdi. Anlaşma gereği sürülmeleri gerekiyordu. Bu haksız topluluğu Medine’den sürerken bile Allah Rasulü (sas) onların haklarını düşünmüş ve mağdur olmalarına müsaade etmemiştir. Medine’den ayrılmadan önce hepsine Müslümanlarda olan alacaklarını toplama ve kendi mallarını da götürme izni verilmiştir. Çünkü borç bir haktır ve ödenmesi gerekir.</p>
<p>Fahri Kâinat Efendimiz (sas) bir defasında sahabelerine gelecekte hoşlarına gitmeyen işler ve insan kayırmalarla karşılaşacaklarını söylüyor. Bunun üzerine sahabe, efendilerimizin tavsiyelerini sorunca, Peygamberimiz (sas) de onlara; “Allah’tan hakkınızda hayır isteyin ve<strong> üzerinizdeki hakları hakkıyla ifa edin</strong>.” şeklinde öğütte bulunur. Hadisten anlaşılacağı üzere hak ve hukuk sadece insanla değil kainattaki canlı cansız her varlıkla da doğrudan ilgilidir. Kısa da olsa bazılarına işaret edip geçeceğiz.</p>
<p>Başta, <strong>Hakk’ın bizatihi kendisi olan Hakk Teala’nın,</strong> kulları üzerinde hakkı vardır.</p>
<p>Rabbi’sine kavuşuncaya kadar ümmetinin derdiyle dertlenen dertli Nebi’nin (sas) ümmeti üzerinde hakkı vardır.</p>
<p>Kur’an-ı Azimüşşan’ın hakkı vardır</p>
<p>Anne babanın evlatları üzerinde hakkı vardır.</p>
<p>Kamunun hakkı vardır, kamu malının zerresine el uzatan doğrudan ülkede yaşayan her bir ferdin hakkını üzerine almış olur.</p>
<p>Yetimin, fakirin, mağdurun, mazlumun, mahkûmun bizim üzerimizde hakları vardır. Evlerimizin hakkı vardır. Evlerin zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz harabeye çevrilmesine kimsenin hakkı yoktur.</p>
<p>Vücudumuzun hakkı vardır, her bir azanın ayrı ayrı hakkı vardır.</p>
<p>Hayvanatın hakkı vardır. Çevrenin, ağaçların, bitkilerin bizim üzerimizde hakları vardır.</p>
<p>Rabbimizden niyazımız; Adaletin rehberliğinde, bütün bu haklara riayet ederek hakkı tutup kaldırmayı, hakkı hak olarak bilip uymayı, batılı batıl olarak bilip uzak durmayı bizlere ihsan eylesin.</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/CUMA-HUTBESI-ADALET.pdf">CUMA HUTBESİ ADALET</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-adalet/">CUMA HUTBESİ | Adalet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Yeni Yıl ve Yenilenme</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-yeni-yil-ve-yenilenme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2023 23:56:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl ve Yenilenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28528</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG İnsanın elde ettiği manevi kazanımlarını, canlılık ve revnaktarlığını muhafaza edebilmesi zor, bu halini geliştirerek bir ömür boyu devam ettirmesi ise zorlardan zor bir meseledir. Onun için her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-yeni-yil-ve-yenilenme/">CUMA HUTBESİ | Yeni Yıl ve Yenilenme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p>İnsanın elde ettiği manevi kazanımlarını, canlılık ve revnaktarlığını muhafaza edebilmesi <strong>zor</strong>, bu halini geliştirerek bir ömür boyu devam ettirmesi ise <strong>zorlardan zor bir meseledir.</strong></p>
<p>Onun için her yeni başlangıçtaki ilk insanlar çok canlı ve dinamik olsalar da -istisnaları olmakla birlikte- daha sonraki dönemlerde aynı canlılığı devam ettirememişlerdir. Her geçen gün, duygu ve düşüncelerdeki halâvet, canlılık ve cazibedarlık belli bir yıpranmaya maruz kalınca da yorgunluk emareleri göstermeye başlamışlardır.</p>
<p>Her fert ve toplum için mukadder gibi görünen bu durum karşısında yapılması gereken, <strong>insanın sürekli yenilenme cehd ve gayreti içinde olması, bu şuurla hayatını örgülemesidir</strong>. Bu durumu şöyle bir misalle izah edebiliriz: Bir insanın halata tutunarak, ayağına kancalar takarak, ellerine eldiven giyerek ve benzeri yollarla uğraşıp çabalayarak bir yolunu bulup <strong>zirveye tırmanması zor,</strong> fakat daha sonra tırmandığı bu zirvede tutunabilmesi, mevcudiyetini orada devam ettirebilmesi, o zirvenin şartlarına, atmosferine ayak uydurabilmesi ve aynı zamanda o mekânı kendisine benzetebilmesi <strong>zirveye tırmanmaktan daha zor bir iştir. Asıl mesele;</strong> zirvede durabilmek, kazanımları kaybetmemek belki onları katlayarak devam ettirebilmektir. Bu da ancak sürekli bir yenilenme cehd ve gayretiyle mümkündür.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim, mü’minlere hitaben, يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ “Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlü’ne iman edin.” (Nisa Sûresi, 4/136) buyuruyor. Muhatap mü’minler olduğuna göre <strong>bu âyeti,</strong> “Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlü’ne olan imanınızı yenileyin! Yeniden Cenâb-ı Hakk’a yönelin ve taklide düştüğünüz imanınızı bir kere daha vicdanlarınızda derinlemesine duyun.” <strong>şeklinde anlamak daha doğru olacaktır.</strong></p>
<p>Bir hadis-i şerifte geçtiği üzere Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) sahabe-i kiram efendilerimize;</p>
<p>جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ</p>
<p><strong>“İmanınızı yenileyiniz”</strong> tavsiyesinde bulunur. Bunun üzerine kendisine; “Ya Resûlallah! İmanımızı nasıl yenileyelim?” diye sorulduğunda, İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhissalâtü vesselâm):</p>
<p>أَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ</p>
<p><strong>“Lailahe illallah”</strong> sözünü (<strong>zihnen, kalben, lisanen</strong>) çokça yâd edin” buyurur. (Mecmeu’z-zevâid,10/82)</p>
<p>Bilgi havuzumuza sürekli bir şeyler akıtarak imanımızı, İslâmî düşüncemizi ve ihsan mülâhazamızı yenilemeye çalışmalıyız. Böylece, gönül dünyamızda buharlaşıp uçan, dışarıya kaçan bilgilerin birkaç katı malumatı, farklı kanallardan tekrar oraya akıtacak ve meydana gelen boşluğu yeniden doldurmaya gayret edeceğiz. Her gün elde ettiğiniz bilgilerle imanımızı bir kere daha yenilemiş olacağız.</p>
<p>İnsanın bedeninde her an değişme ve başkalaşmalar meydana geliyor. Vücuttaki bütün hücreler, hücrelerdeki bütün atomlar, atomlardaki bütün elektronlar değişikliğe maruz kalıyor. O hâlde sürekli başkalaşan ve önceki günden farklı bir bedene sahip olan insanın, kendini mamur hâle getirecek ve ona gerçek donanımını kazandıracak imanını, yeniden bir kere daha elde etmesi gerekir.</p>
<p><strong>Canlılığın Âb-ı Hayatı: Sohbet-i Cânan</strong></p>
<p>Ferdî tefekkür yanında insanın zirvelerde tutunmasını ve kazandıklarını kaybetmeksizin yoluna devam etmesini sağlayan önemli bir vesile de sohbet-i cânandır. Bu öyle bir sevgi, öyle bir aşk ve öyle bir iştiyaktır ki, bir hak dostu heyecan dolu ifadeleriyle bu hissiyatını şöyle seslendirir:</p>
<p><strong>“Keşke sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihan!</strong></p>
<p><strong>Sözümüz cümle heman kıssa-i cânân olsa..!” </strong>(Taşlıcalı Yahya)</p>
<p>Bu açıdan bizler, beraberliklerimizde, bir araya gelişlerimizde sözü evirip çevirip mutlaka sohbet-i Cânana getirmeliyiz. Kardeşlerimizin devrilmesine meydan vermemek için oturduğumuz, kalktığımız, gezdiğimiz, tozduğumuz yerleri mutlaka <strong>sohbet-i Canan</strong> hesabına değerlendirmeliyiz. Fuzuli konuşmak yerine açıp bir kitap okuyarak, müzakeresini yaparak, bunu yapamıyorsak açıp Cevşen’i, Evrad-ı Kudsiye’yi, Sekine’yi okuyarak zamanı israf etmekten kurtulmalıyız.</p>
<p>İnsan, gençlik döneminde çelik çavak ve zinde bir hayat yaşar. Olgunluk dönemine geldiğinde ise her şey yerli yerine oturur. Fakat bir dönem de gelir ki, duygu ve düşünceler solmaya, sönmeye ve partallaşmaya başlar. İşte siz böyle bir durumda sohbet-i Cânanla veya tefekkür, tedebbür ve tezekkürle oksijen çadırında bir kez daha hayata uyanabilir, nice hizmetlere vesile olabilirsiniz. Bize düşen  her şeye rağmen ruh ve mânâda  diri kalıp heyecansızlık, durağanlık ve ölgünlüğe direnmek olmalıdır.</p>
<p>Ne var ki, öncelikle milletçe çöküntü ve çözülmelerimizin gerçek sebepleri sayılan <strong>ihtiras, tembellik, şöhret arzusu, makam sevgisi, bencillik ve dünyaperestlik</strong> gibi his ve duygulardan sıyrılmamız; sonra da İslâm’ın özü ve hakikati olan <strong>istiğna, cesaret, mahviyet, diğergâmlık, ruhanîlik ve rabbanîlik ruhuyla</strong> hakka yönelmemiz ve gönüllerimizi hak duygusuyla arıtıp şekillendirmemiz gerekmektedir.</p>
<p><strong>Hâsılı,</strong> hayatımızı tefekkür, tedebbür ve tezekkürle değerlendirmeli; <strong>Sohbet-i Canan’la derinleştirmeli, sürekli kitap okuma, zikr u fikirde bulunma cehdi sergilemeli</strong> ve Allah’ın inayetiyle bu vesileler sayesinde <strong>hep canlı kalmalıyız.</strong> Hemen her konuyu evirip çevirip O’na getirmek suretiyle Allaha yakın olma kurbet ufkuna yürümeliyiz.</p>
<p>Rabbimiz; kendimizi yenileyerek canlı kalmayı, insanlık için hayırlı hizmetlere vesile olmayı bizlere lütfeylesin.</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/CUMA-HUTBESI-YENI-YIL-VE-YENILENME.pdf">CUMA HUTBESİ YENİ YIL VE YENILENME</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-yeni-yil-ve-yenilenme/">CUMA HUTBESİ | Yeni Yıl ve Yenilenme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Muhasebe</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muhasebe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2022 15:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28443</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG Aziz kardeşlerim; Sene sonu olması münasebeti ile bugün muhasebe konusu üzerinde durmaya çalışacağız. Malumunuz yılın sonuna gelince her işyeri geçmişe yönelik hesaplarını kapatıp gelecek yıla temiz bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muhasebe/">CUMA HUTBESİ | Muhasebe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p>Aziz kardeşlerim;</p>
<p>Sene sonu olması münasebeti ile bugün <strong>muhasebe konusu</strong> üzerinde durmaya çalışacağız. Malumunuz yılın sonuna gelince her işyeri geçmişe yönelik hesaplarını kapatıp gelecek yıla temiz bir şekilde girmek ister. Bizler de yapmamız gereken muhasebemizi yapıp gelecek yıla öyle tertemiz girmeye çalışmalıyız.</p>
<p>Hesap görme, hesaplaşma, kendi kendini sorgulama diyebileceğimiz <strong>muhasebe</strong>; mü’minin, her gün, her saat, <strong>iyi-<em>kötü, yanlış-doğru, günah-sevap</em> </strong>yaptığı şeyleri gözden geçirip, <strong>hayırları, güzellikleri şükürle karşılaması</strong>; inhirafları, <strong>günahları istiğfarla gidermeye çalışması</strong>; yanlışlıkları, kötülükleri de tevbe ve nedametle düzeltmeye gayret göstermesi adına çok <strong>önemli bir cehd</strong> ve insanın kendini ispat etmesi mevzuunda da ciddî bir teşebbüs sayılır.</p>
<p>Ancak böyle bir cehd ve düşünce sayesindedir ki insan; dünü, bugünü ve yarınıyla alâkalı hayrı-şerri, güzeli-çirkini, yararlıyı-zararlıyı birbirinden tefrik edip gönül istikametini koruyabilir.</p>
<p>Evet, insanın, hâl’i değerlendirip geleceğe hazırlanabilmesi; geçmişte işlediği yanlışları telafi edip Allah nezdinde aklanabilmesi; dünü, bugünü ve yarını itibarıyla kendi kendini sorgulayıp gerçek değerini bulabilmesi; daha önemlisi de Allah’la münasebetleri açısından iç dünyasında sürekli yenilenebilmesi ancak ve ancak sıkı bir nefis muhasebesiyle mümkün görülmektedir.</p>
<p>Müslüman ne kalbî ve ruhî hayatı ne de umumî davranışları itibarıyla kat’iyen muhasebeden müstağni kalamaz. <strong>Muhasebe, mü’minin iç dünyasında bir kandil, vicdanında da bir hayırhah ve nasihatçi gibidir</strong>. Her fert onunla hayrı-şerri, güzeli-çirkini, Allah’ın sevdiğini-sevmediğini birbirinden tefrik eder ve hayır soluklu o nasihatçinin rehberliğinde en aşılmaz gibi görünen engelleri aşar ve hiçbir şeye takılmadan gidip hedefine ulaşır.</p>
<p>Bu ölçüde kendi kendini sorgulamanın zor olduğu söylenebilir ama bu seviyede nefsini muhasebeye tâbi tutmayanın da zamanı değerlendirmesi; bugünü dünden, yarını da bugünden farklı yaşaması mümkün değildir.</p>
<p><strong>Nefsin sürekli sorgulanması ve ona itap edilmesi, imanın kemalindendir. Kamil bir mümin </strong>kalbine uğrayan her hâtıraya, kafasından geçen her düşünceye parola sorar ve vize tatbik eder. Her akşam eksik ve yanlışlarını bir kere daha kontrol eder, her sabah bütün günahlara kapalı ve yepyeni bir azimle hayata açılır.</p>
<p>Cenâb-ı Hak da yüce beyanında, وَلَۤا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ  <em>“Hayır hayır, kasem ederim sürekli kendini kınayan o nefse!<a name="_ftnref10"></a>”</em> diyerek kendini muhasebeye çekip levmeden nefsin, nezdindeki  kıymetine  işaret ediyor.</p>
<p>Hz. Yunus (a.s.) müthiş bir muhasebe ve murâkabe duygusu içinde Allaha yönelmiş ve Kuranın ifadesine göre içten yaptığı samimi yakarış ile kıyamete kadar kalacağı balığın karnından sahili selamete çıkmıştır.</p>
<p><strong>فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ </strong><strong>لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ</strong><strong>                    </strong></p>
<p>Şayet Allah’ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ mahşere kadar onun karnında kalırdı. (Saffat; 143-144) diyor yüce beyan.</p>
<p>Tirmizî’de geçen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehayâ) en büyük mahkemede hesaba çekilmeden önce dünyadayken sık sık nefsi sorgulamayı akıllılık ve mü’minlik emaresi olarak zikretmiş. Hazreti Ömer Efendimiz de Allah Rasûlü’nden işittiği bu hakikati farklı bir üslupla seslendirerek şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Ahirette hesaba çekilmeden<strong> evvel kendinizi hesaba çekin. Ötede amelleriniz tartılmadan önce burada kendiniz tartın. En büyük arz ve mahkeme için şimdiden gerekli hazırlıklarınızı yapın. Bilin ki, o gün huzura alındığınızda size ait hiçbir şey gizli kalmayacak ve bütün sırlarınız bir bir sayılıp dökülecektir</strong>.</p>
<p>Yeryüzünde bir adalet timsali olan Hz. Ömer (radıyallâhu anh) hep mesuliyet ve muhasebe duygusunun ağırlığıyla inlemiş durmuştur. Bir defasında bu ince kalpli insan, sabah namazında Yusuf süresini okurken <em>“Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum.”  </em>âyetine gelince hıçkırarak ağlamaya başlamış ve âyeti tamamlayamadan rükua varmıştı. Her ne kadar âyetteki sözler Hz. Yakub’a (aleyhisselâm) ait olsa da <strong>Yakuplar bitmemişti ve bitmeyecekti; </strong>Hz. Ömer de onlardan biriydi. Bu mahzun ve mükedder insan, okumuş, düşünmüş hem kendisi ağlamış, hem de sahabe-i kiramı ağlatmıştı.</p>
<p>Evet, ruh dünyamız itibarıyla yeniden ruh gücümüzü kazanabilmek, iradelerimizi güçlendirip önümüzü kesen zulmetler karşısında dayanabilmek ve asırlık problemleri -Allah’ın inayetiyle- halledebilmek için Hz. Ömer (radıyallâhu anh) düşüncesiyle “hesaba çekilmeden evvel kendimizi hesaba çekebilirsek!” önümüzde çözüm bekleyen problemler bir bir çözülecektir inşallah.</p>
<p>Yâ Rabbi! Bizleri de muhasebe kahramanları gibi muhasebe duygu ve düşüncesiyle meşbu kıl. Bir lütuf olarak omuzlarımıza yüklediğin vazifeleri bihakkın edaya muvaffak eyle. <strong>(Âmin)</strong></p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/CUMA-HUTBESI-MUHASEBE.pdf">CUMA HUTBESİ MUHASEBE</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muhasebe/">CUMA HUTBESİ | Muhasebe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; İhsan</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-ihsan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2022 19:31:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28356</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG Aziz ve muhterem kardeşlerim; bugün “ihsan” kavramı üzerinde duracağız. İhsan; bir şeyi güzel ve mükemmel yapmak, iyilik etmek ve cemilede bulunmak mânâlarına gelir. Hakikat ehlince ihsan; hak&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-ihsan/">CUMA HUTBESİ | İhsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p>Aziz ve muhterem kardeşlerim; bugün <strong>“ihsan”</strong> kavramı üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>İhsan</strong>; bir şeyi güzel ve mükemmel yapmak, iyilik etmek ve cemilede bulunmak mânâlarına gelir.</p>
<p><strong>Hakikat ehlince ihsan;</strong> hak ölçülerine göre iyi düşünme, iyi şeyler plânlama, kullukla alâ­kalı bütün davranışların, <strong>Allah’ın nazarına arz edilmesi şuu­ruyla</strong>, fevkalâde bir titizlik içinde temsil edilmesinden ibaret, <strong>kalbî bir ameldir.</strong></p>
<p>Efendimizin beyanları içinde; <strong> اَلإِحْسَانُ أَنْ تَعْبُدَ اللهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ</strong>  <strong>“İhsan; görüyormuşcasına senin, Allah’a ibadet etmendir”  </strong>Yani Allah’ı görüyor gibi kullukta bulunma, İbadetlerini, O’nun tarafından görülüyor olma mülahazasıyla eda etme halidir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ihsanla ilgili ayetlerden birkaç tanesi şunlardır;</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>فَلَوْلَا فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرينَ</strong></p>
<p>&#8220;… Eğer sizin üzerinizde Allah&#8217;ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz. Bakara / 64.</p>
<p><strong> </strong><strong>وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ</strong><strong>   </strong>Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et.  Kasas / 77<strong>.</strong></p>
<p><strong>لِلَّذينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنى وَزِيَادَةٌ</strong><strong>  “</strong>Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır” Yunus / 26. buyrulmaktadır.</p>
<p><strong>اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَايتَائِ ذِى الْقُرْبى وَيَنْهى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْىِ يَعِظُكُمْلَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ</strong></p>
<p>&#8220;Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı (iyiliği), akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.&#8221; Nahl / 90<strong>.</strong></p>
<p><strong> </strong>Hak ölçülerine göre iyi düşünen, iyi şeyler plânlayan ve <strong>bütün sözlerini, hareketlerini, davranışlarını Allah’ın nazarına arz ediyor olma şuuruyla </strong>ortaya koyan insanlar kâmil insanlardır. Onlar kiminle otururlarsa otursunlar –Hazreti Mevlânâ edasıyla– “Arkadaş, dikkat et! Burada bizi yalnız sanma, bizden başka gizli biri daha var!” der ve o zaviyeden hareket ederler. Zaten Kur’an da öyle demiyor mu: “<strong>Görmez misin ki Allah göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir! Bir araya gelip gizlice fısıldaşan üç kişinin dördüncüleri mutlaka Allah’tır. </strong>(Mücâdile, 58/7) Evet, biz hiçbir zaman yalnız değiliz; bizi her an gören, halimizi bilen, tavırlarımızı değerlendiren ve niyetlerimize göre kalplerimize teveccühte bulunan bir Rabbimiz var. İşte, bu hakikati kim, ne kadar kavrar ve kimin marifeti ne ölçüde olursa, onun söz, tavır, hal ve davranışları da o ölçüde ciddiyet televvünlü olur.</p>
<p>İnsanın günahları olabilir, ufku kapalı olabilir, bunlar nedeni ile O’nu celle celalühü görüyormuş gibi bir ruh hâletine giremeyebilir; fakat Allah’ın kendisini gördüğünü hiç unutmamalıdır.</p>
<p><strong>İhsan şuuru, salih bir dairenin</strong> <strong>kapısını açan sırlı bir anahtar gibidir</strong>. O kapıyı açan ve o aydınlık koridora adımını atan insan, yürüyen merdivenlere binmiş gibi, kendini sihirli bir yükselişin helezonunda bulur. Bir de, bu mazhariyetiyle beraber, iradesinin hakkını verip kendi de yürüyüşünü devam ettirirse, her adımda iki basamak birden yükselir ki; <strong>هَلْ جَزَاءُ اْلإحْسَانِ إِلاَّ اْلإِحْسَانُ </strong>“ İhsanın mükâfatı da başka değil yine ihsandır.” Yani Cennettir, ilâhî beyânı da işte bunu hatırlatmaktadır.</p>
<p><strong>İman, İslam ve ihsan birbirini tamamlayan üç unsurdur</strong>. İman, işlene    işlene insanın tabiatına mal olup, onun davranışlarını belirleyen ve yönlendiren bir derinlik hâline gelince <strong>hakikî iman</strong> hasıl olur. İmanını amelle takviye eden, İslam sayesinde derin bir marifete ulaşır. Fakat insan bununla da yetinmeyip, ihsan ufkuna yürümeye gayret etmelidir.</p>
<p><strong>İhsan;</strong> ihlâs yamaçlarına açılmanın en emin yolu, rıdvan tepelerine ulaşmanın en sıhhatli vasıtasıdır. Bu nedenle Allah’ın, kendisini gördüğüne inanarak yasayan bir insan; dinin emirleri ve yasakları mevzuunda  çok titiz davranmalı; <strong>emirleri yapmanın ve yasaklardan içtinab etmenin tiryakisi olmalıdır</strong>. Bir vakit namazı kaçırma tehlikesiyle yüz yüze kalsa, “Acaba namazım mı önce kaçar, aklım mı?” diyecek kadar o meselenin delisi olmalıdır. Bir uçağa bineceği zaman, her şeyden evvel, namazını orada da hakkıyla eda etmenin hesabını yaparak binmeli; şehirlerarası bir yolculuğa <strong>çıkarken </strong>“vakti geldiğinde namazımı farz, vacip ve sünnetine riayet ederek eda edeceğim; ben yemeğimden, çayımdan, kahvemden vazgeçebilirim ama namazımdan vazgeçemem ondan taviz veremem.” düşüncesiyle dopdolu olarak yola çıkmadan evvel namazını nerede nasıl eda edeceğinin planını yapmalıdır. <strong>Seyahat sırasındaki namazlarının birinden az bir taviz verse o seyahatini de bereketsiz kabul etmelidir.</strong> Bu, dinin tiryakisi olma demektir. Öbürü ise taklitten kurtulamamayı, iğreti durmayı gösterir. Öyle iğreti duran bir insan da   -Rabbim bizleri muhafaza buyursun- tehlikeli bir zeminde her an yıkılıp gidebilir.</p>
<p><strong>İhsanın</strong> bir diğer yönü de; <strong>idarecilerin halkına adaletle davranıp iyilik  ve ihsanda bulunmalarıdır.</strong> Bir toplum ancak böyle olduğu takdirde içten gelecek tehlikelere karşı, yıkılmadan ayakta kalabilir. Bu hakikati ifade etme sadedinde tarihte yaşanan şu hadise ders alanlar için    ibret vericidir.</p>
<p>Sultan Alâeddin Keykubat, bir gün Sultânü&#8217;l-Ulemâ olan Baha Veled’e şehrin etrafına yaptırdığı kaleyi ve surları gezdirir ve surları beğenip beğenmediğini sorar.     Zamanı gelince ikaz ve irşat vazifesini ihmal etmeyen Baha Veled:</p>
<p>&#8220;Bu surlar, kaleler sellere ve düşman askerlerine karşı ciddi bir engel olmuş, ama mazlumların ve mahrumların bedduasına karşı hiç engel yeri yok&#8230; Bence asıl onların bedduasının arşa çıkmasını önlemek için kale yapmak gerek&#8230; <strong>Sen adâletli davranarak adalet sarayı inşa etmeli, yoksullara iyilik ve ihsanda bulunarak halkının kalbinde kaleler yapmalısın ki, harici tehlikenin yanında dahili yıkıntıyı da önlemiş olasın</strong>&#8221; der.</p>
<p>Rabbim cümlemize, <strong>ihsan ahlakını</strong> her yönüyle ile yaşayıp rızasına ermeyi lütfeylesin.</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/CUMA-HUTBESI-IHSAN.pdf">CUMA HUTBESİ İHSAN</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-ihsan/">CUMA HUTBESİ | İhsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Komşuluk</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-komsuluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2022 20:38:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[Komşuluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28290</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG Değerli kardeşlerim; Hutbemizin konusu; komşularımıza karşı vazife ve sorumluluklarımız. Komşu; din, dil, mezhep, ırk, cinsiyet ve soy ayırımı yapmaksızın birbirine yakın evlerde oturan, yüz yüze görüşmeleri olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-komsuluk/">CUMA HUTBESİ | Komşuluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p><strong>Değerli kardeşlerim; </strong></p>
<p><strong>Hutbemizin konusu; komşularımıza karşı vazife ve sorumluluklarımız.</strong></p>
<p><strong>Komşu;</strong> din, dil, mezhep, ırk, cinsiyet ve soy ayırımı yapmaksızın birbirine yakın evlerde oturan, yüz yüze görüşmeleri olan ve birbirini az-çok koruyup gözeten insanların birbirlerine verdikleri isimdir. Komşu komşunun külüne muhtaçtır, Ev almadan önce komşunu, yola çıkmadan öncede yol arkadaşını iyi tanı gibi ata sözlerimizde buna işaret etmektedir,</p>
<p>Cenâb-ı Hak, Nisâ Sûre-i Celîlesi’nde şöyle buyurmaktadır:</p>
<p><strong>وَاعْبُدُوا اللهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا</strong></p>
<p><em>“Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabalara, yetimlere, düşkünlere, <strong>yakın ve uzak komşuya,</strong> yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunup size hizmet eden kimselere ihsanla muamele edin. Allah, kendini beğenip övünenleri elbette sevmez.” </em>(Nisâ sûresi, 4/36.)</p>
<p>Âyet-i kerimede geçen Caar (جار) kelimesi, dilimizdeki komşu kelimesinin karşılığıdır. <strong>وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ</strong>  ifadeleriyle <strong>akrabadan olan veya olmayan </strong>ya da <strong>yakın veya uzak olan komşulara</strong> iyilikte bulunma emredilerek komşuluk haklarına dikkat çekilmiştir. Şu hâlde insanın yakın veya uzağında bulunan, sağında solunda, önünde arkasında olan herkes, ayetin kapsamına  girer ve iyiliği hak eder.</p>
<p><strong>Kur’ân, Komşulukta Irk ve Din Farkı Gözetmez</strong></p>
<p>Bunun içindir ki yakın ve uzak komşulara dikkat edilmesini belirten bu ayette lafız mutlak, herhangi bir sınırlama getirilmeden komşu denilerek genel bir ifade zikredilmiştir. Bu mutlak zikir, inançlı-inançsız, hür-köle, dindar-fasık, dost-düşman, yerli-yabancı, iyi-kötü, ev itibariyle yakın-uzak herkese şamil olup bütün komşulara iyilik yapmayı ve ihsanda bulunmayı emreder.</p>
<p>Büyük müfessir Taberî’nin yaklaşımıyla “…Yakın komşulara, uzak komşulara ihsanla muamele ediniz” âyeti, ister mümin ister ateist, ister Yahudi ister Hıristiyan ya da bir başka dine mensup olsun, bütün komşuları içine alacak şekilde ihsanı/iyiliği emreder der.</p>
<p>Bu âyette, komşularla ilişkinin “ihsan” temeline oturtulması, komşuluk ilişkilerinin geniş bir perspektiften ele alınmasına imkân tanımıştır. Nitekim âyet-i kerimeyi  yorumlayan Kurtubî, doğru olan görüşün, “<strong>komşulukta Müslüman ve kâfir ayırımına gitmeksizin, yakın-uzak bütün komşulara ait hakları gözetmek</strong>” olduğunu belirtmiştir. Yine ona göre, <strong>Kur’ân’ın komşuya karşı ihsanı/iyiliği emretmesi</strong> sadece “onun hakkını gözetmek ve hakkını yerine getirmekle” sınırlı değildir. <strong>Bununla birlikte</strong> “yerine göre komşuyla birlikte dostça yaşamak, onun mutluluğunu ve üzüntüsünü paylaşmak, ona eziyet ve sıkıntı vermekten uzak durmak ve gerektiğinde onu korumak da” ihsan kapsamına dahildir.</p>
<p>Ayet-i kerimede iki kategoride ele alınan komşuluğu, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam), bizim üzerimizdeki haklarına göre üç çeşit olarak belirlemiştir:</p>
<p><strong>Merhum Hamdi Yazır,</strong> tefsirinde bu ayetle alakalı olarak hadis-i şerifi hatırlatarak “<strong>Komşu üç kısma ayrılır der. </strong></p>
<p><strong>Birincisinin bizde üç hakkı vardır;</strong> komşuluk hakkı, akrabalık hakkı ve İslâmiyet hakkı.</p>
<p><strong>İkincisinin bizde iki hakkı vardır</strong>; komşuluk hakkı ve İslâmiyet hakkı.</p>
<p><strong>Üçüncüsünün de bizim üzerimizde bir hakkı vardır</strong>; komşuluk hakkı ki, bu Hristiyan, Yahudi ve müşrik komşudur.” Demek ki, komşu Hristiyan ya da Yahudi de olsa, ona da iyilik yapmak bir komşuluk hakkıdır.</p>
<p>Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ilgi ve alâka dairesini gayr-i Müslimleri de içine alacak kadar geniş tutmuştur. Bir gün bir Yahudi komşusu, oğlunun vefat etmek üzere olduğunu söyleyip hüznünü ifade edince Allah Rasûlü hemen kalkıp ölüm döşeğindeki genci ziyarete gitmiştir.</p>
<p>Yine bir gün Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Mescid-i Nebevî’nin bahçesinde birisiyle ayaküstü uzun uzadıya sohbet etmeye başlar. Onları uzaktan görüp de yanlarına yaklaşmak isteyen Câbir İbn-i Abdullah ise son anda, “belki de özel bir mesele görüşüyorlardır” diye yanlarına yaklaşmaktan çekinir ve uzakta beklemeye koyulur. Derken o şahıs da biraz sonra Efendimizle yaptığı sohbeti tamamlar ve ayrılır. Bunun üzerine Hz. Câbir de Peygamberimizin yanına gelir ve: “Ya Resûlallah! Sizi o kadar ayakta tutan kimdi?” diye sorar. Peygamberimiz şöyle cevap verir: “O gördüğün kimse Cebrail (aleyhisselam) idi. Cebrail (aleyhisselam) bana komşu hakkında öylesine ısrarlı tavsiyelerde bulundu ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.” <em>(Buhârî, edeb 28; Müslim, birr 141.)</em></p>
<p>Bir insanın mirasçısı; annesi, babası, çocukları, eşi gibi yakınları olduğuna göre Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu sözüyle, komşu hakkının ne denli büyük olduğuna, Allah katındaki kadrine ve ona verilmesi gerekli değere dikkat çekmiştir.</p>
<p><em>Başka bir defa da Efendimiz</em></p>
<p><strong>مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُحْسِنْ إِلَى جَارِهِ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ</strong></p>
<p><em> “Her kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa <strong>komşusuna ihsanda bulunsun.</strong> Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa <strong>misafirine ikramda bulunsun.</strong> Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya <strong>hayır söylesin ya da sükût etsin.</strong>” buyurmaktadır. (</em> <em>Buhârî, edeb 31, 85, rikak 23; Müslim, îmân 74, edâhî 19.) </em></p>
<p><strong>Hasılı,</strong> hicret edilen diyarlarda, göçün beraberinde getireceği problemleri aşma, yeni hicret yurdunda <strong>toplumla entegre olabilme ve daha hızlı kaynaşmak</strong> adına komşuluk ilişkileri en önemli dinamiklerden birisidir.</p>
<p>Komşuluk dinamiği; içinde yaşanılan toplumun fertleriyle tanışma ve kendini tanıtma adına önemli bir fırsat sunduğu kadar, muhacir hakkında duyulacak endişe ve düşmanlıkların giderilmesi için de büyük bir imkândır. Dolayısıyla komşuluk ilişkileri muhacirin gönlünde sevgiye ve dostluğa dönüştüğü ölçüde meyvesini de vermeye başlayacak, bununla her muhacirin yeni vatanında kendini “yabancı”, çevresindekileri ise “öteki” olarak görmekten kurtulup herkesi, yakın ve uzak komşuları olarak kucaklayabilmesi temin edilmiş olacaktır.</p>
<p>Hicret yurdunda sevgiyi ve saygıyı büyütmenin yolu komşularımızla tanışmaktan ve komşuluğa terettüp eden hakları yerine getirmekten geçer.  Bunun için bazen bir selam ve tebessümle, bazen ihtiyacı olana yardımla, bazen bir hasta ziyaretiyle, bazen bir ikramla komşuluk bağları mutlaka korunmalı ve geliştirilmelidir. Bu mevzuda vesileler aranmalı, milli günler ve bayramlar değerlendirilmeli, bazı özel günleri fırsat bilerek hediyelerle komşularımızı sevindirmeye çalışmalıyız. Zira, <strong>Allah Resûlü’nün</strong> ifadesiyle <strong>Hak katında da halk yanında da en faydalı insan olmanın bir yolu da komşuluktur:</strong> <strong>“Allah katında komşuların en hayırlısı, komşularına en çok iyilik edendir.” </strong></p>
<p>Rabbimizden niyazımız bizlere; nefsimize, neslimize, komşularımıza ve insanlığa faydalı işler yapabilme imkân ve fırsatı lütfeylesin.</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/CUMA-HUTBESI-KOMSULUK.pdf">CUMA HUTBESİ KOMŞULUK</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-komsuluk/">CUMA HUTBESİ | Komşuluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
