<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AhmetKurucan arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/ahmetkurucan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/ahmetkurucan/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:59:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>AhmetKurucan arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/ahmetkurucan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hakkımı ne af ediyorum ne de helal! l Ahmet Kurucan</title>
		<link>https://hizmetten.com/hakkimi-ne-af-ediyorum-ne-de-helal-l-ahmet-kurucan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 May 2021 14:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[AhmetKurucan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19896</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yeni yayınlanan “Oluklar Çift” kitabımın tanıtımı adına Youtube üzerinden yayın yapan bazı kanallarda konuştum. Bu programlardan biri olan TR724 kanalında Zeynep Kaya Hanım, Hizmet mensuplarına zulüm yapan kişilerin affı ile&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakkimi-ne-af-ediyorum-ne-de-helal-l-ahmet-kurucan/">Hakkımı ne af ediyorum ne de helal! l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Yeni yayınlanan “Oluklar Çift” kitabımın tanıtımı adına Youtube üzerinden yayın yapan bazı kanallarda konuştum. Bu programlardan biri olan <a href="https://m.youtube.com/watch?v=XPESKlEFAAQ&amp;list=PLxM3elX_-vDzsh8ToTT0QCUnWsV8nTaiJ&amp;index=3">TR724 kanalında Zeynep Kaya Hanım, Hizmet mensuplarına zulüm yapan kişilerin affı ile alakalı bir soru sordu</a>. 8 Aralık 2011 ve 17 Nisan 2016 tarihlerinde yayınlanmış ve Hocaefendi’nin özür dileme, af, helalleşme kelimelerini ön plana çıkartabileceğim iki sohbetini aktardığım o iki yazımda dile getirdiğim yorumlarıma atfen benim ne düşündüğümü sordu.</p>
<p>Ben önce tarihlere de vurgu yaparak Hocaefendi’nin şimdi böyle düşünmüyor olabileceğini ifade ettikten sonra kendi düşüncelerimi söyledim. Hocaefendi’nin niye böyle düşünmüyor olabileceğini sorusunun cevabı açık: Ayyuka çıkan zulümler. <b>Kendisinin bu konuşmaları yaptığı dönemlerde devletin, AKP hükümeti ve iktidar bileşenlerinin ve tabii ki Erdoğan’ın kundaktaki bebeği bile hapsedecek kadar ileri gideceklerini, bununla birlikte yıllardan beri kendilerine hizmet götüren bir kitleye karşı yapılan zulümlere Anadolu insanının bu kadar suskun kalacağını tahmin etmediğini söyledim. Kaldı ki 15 Temmuz sonrası muhabbetlerinde bunları değişik zamanlarda defalarca ifade etti kendisi.</b></p>
<p>Gelelim bana: Ben gerek o sohbetleri aktardığım yazıların önsözünde gerekse o programda <b>af ve ile helallik kavramlarının birbirinden ayrı ele alınması gerektiğini, affın dünyaya helalleşmenin ise ahirete baktığını</b> ifade ettim ve bunun hakkında bir yazı kaleme alacağımı söyledim. Aynı sözü seri halinde yazdığım sıkıntı, kader ve zulüm konuları işlediğim <b>“İçimizdeki Sıkıntılar”</b> başlıklı yazılarda da ifade etmiştim. Şimdi okumakta olduğunuz yazı, işte benim iki yerde söz verdiğim yazıdır. Bir köşe yazısı için oldukça uzun sayılacak girişe bir şey daha ilave edeyim, okumakta olduğunuzu yazının Erdoğan’ın son günlerde yaptığı bir konuşmada esnaftan ve çalışandan helallik istemesi ile bir alakası yok.</p>
<p>Haberlerde, filmlerde çok sık görürüz, haksızlığa, adaletsizliğe, zulme uğrayan bir kişi veya bir aile ise tam anlamıyla <b>bir drama ya da trajedi dili kullanılarak mesele anlatılır.</b> Fakat bir kişi ya da bir aile değil de onlarca, yüzlerce, binlerce insanı içine alan veya bir topluluğu, bir toplumu hatta koca bir milleti içine alan bir hadiseyse <b>sadece rakamlardan bahsedilir.</b> <b>Halbuki yaşanan zulümler açısından baktığınızda ikisi arasında değişen tek şey facianın boyutlarının büyümesi, kapsamının genişlemesidir. Bu o dilin daha da sertleşmesini zaruri kılmaz mı? Halbuki tam tersidir. Rakamlar söylenir ve geçilir.</b></p>
<p>17/25 sonrası Paralel Devlet Yapılanması, 15 Temmuz sonrası da terör örgütü olarak ilan edilen ve kundaktaki bebeğine varıncaya kadar zulme maruz bırakılan Hizmet Hareketi mensupları için de aynısı geçerlidir. <b>8 yıldan beri kesintisiz devam eden orantısız zulümler haber değeri bile olmayan, olsa bile Türkiye insanı tarafından kanıksanan dolayısıyla sadece rakamlar üzerinden bakılıp değerlendirilen bir mesele haline geldi.</b> Şöyle deniyor: “15 Temmuz’dan bu yana OHAL/KHK rejimi döneminde 800 bin soruşturma, 300 bin gözaltı, 100 bin tutuklu, 130 bin kamudan ihraç, 100’den fazla intihar, işkence, tedavi eksikliği vb sebeplerle cezaevlerinde 681 ölüm.” <b>Halbuki bu rakamlarda yerini alan insanların her biri bir can, her biri birer canan.</b></p>
<p>Ceza hukukunun cezalandırılmasını öngördüğü suçlar açısından dosyaları bomboş olduğu halde kolektif cezalandırılmaya maruz bırakılan ve bu nedenle işini, huzurunu, sağlığını, hayatını, vatanını, özgürlüğünü kaybetmişlerin tutumu adına en çok konuşulan kavramlardır af ve helalleşme veya helallik alma. <b>Benim temel düşüncem şu: Yukarıda bir cümleyle işaret ettiğim gibi, af, ortada bir suç ve suçlunun olması kaydıyla hemen bütün hukuk sistemlerinde yerini alan bir kavram olarak dünya hayatı için geçerlidir. Ya hak sahibi hakkından vazgeçerek ya hâkim içtihat yetkisini kullanarak ya da kamu otoritesi belli sebeplerle binaen belli şartlar eşliğinde af eder suçluyu. Helalleşme ise İslam inancına göre kul hakkı kapsamında değerlendirilen bir husustur ve dünya değil ahiret hayatına yöneliktir.</b></p>
<p>Tekrar edeyim, <b>helalleşme Allah’ın yegâne hakim olduğu mizanda beşeri ilişkilerimiz sorgulanırken ortaya konacak olan bir konudur. Zira Allah orada adaleti ile muamelede bulunacak ve her hak sahibine hakkını verecektir. Bunun tek istisnası hak sahibinin hakkından vazgeçmesi, muhatabını af etmesidir. İşte o hesaplaşma esnasında muhatabımızın bizden bir hak talebinde bulunmaması için dünyada söz alma muamelesinin adıdır helalleşme. Böyle bir inanca sahip olmayan başka din ve kültürlerde helalleşme diye bir uygulama olmadığı gibi böyle bir kelime ve kavram dahi yoktur.</b></p>
<p>Şimdi affa geleyim: Negatif bir enerji yüklememek için yaşananları tekrar etmiyorum. Herkes biliyor Cemaat mensuplarının neler yaşadığını. “Siyasetin köpeği olan yargıya” yolu uğramayan hiç kimse neredeyse yok. Maddi kazanımları gitmiş, manevi olarak yıpranmış, sosyal bir soykırıma maruz kalmış bu insanlar, <b>bu duruma haksız bir şekilde düşmelerine neden olan kişileri af etsin sözüyle, hukuki olarak hiçbir takibatta bulunmasın, haklarını aramasın kastediliyorsa, ben buna katılmıyorum.</b> Aksine iç hukuk tükendiğinde dış hukuka müracaat etmeyi  de ihmal etmeden sonuna kadar yılmadan, usanmadan hukuki yollarla hak arayışını sürdürmek lazım. Muhatap ister siyasiler ister siyasetin emireri hükmünde işlem yapan adliye mensupları isterse zamanın ruhuna uyarak yalan ve iftiralarla şikayette bulunan şahıslar olsun, hiç fark etmez, her kimse bu kişiler, onlarla mücadele edilmeli, yaptıkları yanlışlarla yüzleşmesi, hesaplaşması ve bedel ödemesi sağlanmalıdır. Bu, anlık bir öfkenin etkisiyle yapılan intikam çağrısı değildir. Aksine aynı şeylerin bu ülkede bir daha yaşanmaması için yapılması zaruri olan bir davranış modelidir. Zira yüzleşme, hesaplaşma ve bedel ödeme olmadan insanımızın insanca yaşam için mesafe alması imkansızdır. Çıkarttığımız bu ders sürecin en büyük faydalarından biridir.</p>
<p>Evet, bilerek, göz göre göre, insafsızca ve vicdansızca yapılan zulümler  ya da yanlışlar “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla halının altına süpürülür ve yaşananlar birden bire unutulursa gelecekte aynı zulümleri, aynı yanlışları bizim çocuklarımız ve torunlarımız da yapar. Hayır, adil mahkemeler, tarafsız hakimler, herkese söz hakkı veren yargılama usulleri eşliğinde hak arayışı sürdürülmelidir.</p>
<p><b>Eğer af etmekten kasıt, korkunun esiri olup, “evim, işim, aşım, eşim, ticaretim, hayatım” deyip kafasını toprağa gömen, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” felsefesiyle hareket edip dün yediği içtiği ayrı gitmediği insanlara bugün sırtını dönen, hatta AKP rejiminin hakim söylemine alkış tutarak onlarla birlikte Hizmet mensuplarına terörist diyen insanlarsa, o konuda herkesi aklı, kalbi ve vicdanı ile başbaşa bırakmak gerektiği kanaatindeyim. Düşünceniz ne ise söyler, bu istikamette tavsiyenizi de yapar ama nihai kararı yukarıda söylediğim yüzleşme gerçeğini de hatırlatarak onlara bırakırsınız</b>.</p>
<p><b>Ben şahsen beni benim kadar tanıdığı halde bu süreçte aksi istikamette tavır alanlara karşı mesafemi hep koruyacağım. Hakkımda yaptığı şikayetlerle, attığı iftiralarla, sağda soldaki konuşmalarıyla hakkımda dava açılmasına vesile oldu veya şahitliklerde bulundu ise hukuk önünde hesaplaşacağım. Böyle bir şeye alet olmadı, sadece selam sabahı kestiyse, bir kez olsun beni aramadıysa, aileme “geçmiş olsun, sizi tanıyoruz, siz terörist değilsiniz, bu da geçer” demediyse, bir ihtiyacınız var mı diye sormadıysa, verdiği selamı “Allah’ın selamı” olduğu için alacağım ama hepsi o kadar. Af etmeyeceğim ve bu tarz davranışından dolayı ahirete yönelik hakkım söz konusu ise o hakkımı da Hak huzurunda talep edecek ve helal etmeyeceğim.</b></p>
<p>İşin özeti şu: Haksız bir şekilde nice zulümlere  maruz kaldığı halde bunlara sebebiyet verenleri dünya hayatında iken af edip haklarında karşıt davalar açmama, hukuk önünde onlarla hesaplaşmaya gitmeme, ahirete taalluk eden hakları helal etmeyi bir erdem olarak kabul edenler, böyle geniş bir yüreğe sahip olan insanları ayakta alkışlayanlar olabilir. Bugün ve yarın birbirlerinin yüzüne bakacak, aynı topraklarda aynı günü ve aynı geleceği birlikte yaşayacak insanların böylesi davranışları hem kendi iç huzurları hem de toplum hayatı için önemli bir rol oynar diyenler de bulunabilir. Ben tam aksini düşünüyorum, yüzleşme, hukuk önünde hesaplaşma ve bedel ödemelerini ancak bunları sağlayabilir diyorum. Bu düşünceme rağmen af edip dünyada hakkını aramayan, ahirete bakan veçhesiyle de hakkını helal edip “Hesaplaşacağımız bir şey yok Allah’ım!” diyen insanların kararlarına kabullenmesem de saygı duyarım.</p>
<p><b>Şimdi benim bu yazıda dile getirdiğim düşüncelere itiraz edenler çıkacaktır. “Hocaefendi böyle demiyor” diyeceklerdir.</b> Bunun cevabını yazının başında verdim. Zulümlerin ayyuka çıktığı bir zeminde böyle düşündüğünü düşünmüyorum. Hayır, hala böyle düşünüyor ve konuşuyor diyorsanız, bir lider olarak kutuplaşmaların önünü almak istiyor olabilir. Kaldı ki bir liderin süreç bütün hızıyla devam ederken yaptığı af vurgusu oldukça önemlidir. En basitinden tahammülfersa zulümlere maruz kalan Cemaatin veya o bazı fertlerinin radikalleşmesine engel olur bu tür yorumlar ve tavsiyeler. Kaldı ki Hocaefendi, “Bu hususta illa böyle düşünecek ve böyle davranacaksın” diye kimseyi zorlamaz ki! Tavsiyesini yapar, düşüncesini söyler, gerekçelerini sıralar, muhatabı da kabul eder ya da etmez.</p>
<p><b>“Sen yaşadığın travmanın etkisiyle böyle söylüyorsun. Zira travmalar intikam duygusunu tetikler,” diyenleriniz olabilir.</b> Hayır, travmanın etkisi altında değilim. İsterseniz yazıyı bir de bu gözle okuyun. Hukukun sınırları içinde kalmaktan söz ediyorum baştan sona. <b>Sosyal ilişkiler noktasında da öfke, nefret, kin ve düşmanlıktan değil beni benden iyi bilen eski dostlarıma süreç içinde yaptıkları tercihe göre mukabelede bulunuyorum. Benim tercihim değildi kırk yıllık dostluğu bir kenara atmak, selam ve sabahı kesmek. Onların tercihiydi, karşılığı da budur.</b></p>
<p><b>“Her insan biriciktir. Herkesi kendin gibi olmasını isteyemezsin. Korkunun hâkim olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Empati yapıp biraz daha toleranslı davranmalısın,” diyebilirsiniz.</b> Empati yapıyorum zaten. Kendimi onun yerine koyuyor ve ben onun yerine olsaydım, suçsuz bir şekilde hapse atılan arkadaşımın geride bıraktığı ailesine sahip çıkardım diyorum. Masum çocuklarının ihtiyaçları için elimden geleni yapardım. O biçare kadına ve çocuklara bir tekme de ben atmazdım. Dolayısıyla yaptığım empati benim af ve helalleşme konusundaki kararımı belirliyor.</p>
<p><b>“Af eden insanların ruh sağlığı, beden sağlığı daha iyi olur. Senden beklenen tam tersidir,” diyenleriniz de olabilir.</b> Bunu, Meriç’in sularında çocuğunu kaybetmiş anneye söyleyin. Bunu, kocasını sapasağlam girdiği cezaevinde işkenceye maruz kalarak kaybeden kadına söyleyin. Bunu, çocuğunu 5 yıl boyunca hapishane duvarları arasında büyüten anneye, sütünü lavaboya sağmak zorunda kalan lohusalı kadına söyleyin. Sıralayayım mı daha nicelerini? Evet söyleyin bakalım bu ve benzeri nice zulümlere maruz kalmış insanlara, ne cevap alacaksınız? Yapmayın Allah aşkına! Gelin bu insanların yerine kendinizi koyun. Empatiyi burada yapın. Hayal dünyanızı genişletin. Bakalım ne kadar dayanabileceksiniz? Kaldı ki yapacağınız ve dayanacağınız gerçek değil, sadece hayal olacak.</p>
<p><b>“Türkiye’de Cemaat’e yönelik bir nefret zinciri var. 24 saat boyunca TV’lerden, gazetelerden aleyhte yayınlar yapılıyor. Bu propagandaya maruz kalan insanları anlamak zorundayız. Yapılanları doğru kabul etmeyelim. Eğitim ve bilgi düzeyi düşük, evine ekmek götürmekten başka derdi olmayan insanların böyle davranması normal,” diyenleriniz çıkabilir.</b> Büyük resim adına söylediklerinizi doğru kabul edelim ama bence herkes küçük resme bakmalı. Ben beni benden iyi tanıyan insanlar için konuşuyorum. Kuzenimden, can ciğer arkadaşımdan, 40 yıldan beri elimden gelen her türlü maddi manevi fedakarlığı yaptığım dostumdan bahsediyorum. Biraz insaf!</p>
<p><b>“Barış önce insanın kendi içinde huzuru yakalamasıdır. Bunu yakalayamayan insanların dünyaya barış getireceğiz sözleri söylemden ibarettir,” diyenleriniz olabilir.</b> Doğrudur. Zaten ben akıl-kalp birliği içinde olmayan af ile sözünü ettiğiniz barışın mümkün olmayacağına kani olduğum için böyle diyorum. <b>Tarih şahittir ki affettim diyen niceleri daha sonra eski defterleri açabilmekte ve yeniden çatışmaya başlayabilmektedir muhatabı ile. Neden? Çünkü yapmış olduğu afta akıl ile kalp birlikteliği yoktur. Olmadığı için de ilk fırsatta öfke, nefret, kin yeniden devreye girer, intikam duygu ve düşünceleri hortlar. </b>İşte bu çatışmalar olmasın diye o kişi yanlışlarından dolayı hukuk önünde hesap vermeli ve bedelini ödemeli diyorum. O bedel ödendiği takdirde ben akıl ve kalp birlikteliği içinde affedebilirim ancak. Çünkü ben onun sanki suçmuş gibi “Hocaefendi’nin talebesiydi” dediği için belki de ömrümün en verimli 7 yılını kalaklar içinde geçirdim. İşimi kaybettim. Sosyal çevremi yitirdim ve daha neler. Şimdi de onu hiçbir şey olmamış gibi nasıl affedeceğim, nasıl hakkımı helal edeceğim? Ya benim çektiğim bu sıkıntıların lafının bile edilmeyeceği insanlar nasıl affetsin? Hiçbir suçu olmadığı halde 6 yıldır tek başına hücrede ömür tüketenler? Çocuklarının geleceği çalınanlar? Yaşını başını almış yurt dışında eş ve çocuk hasretiyle hayata tutunmaya çalışanlar nasıl helal etsin? Ama ediyorlarsa da kendi kararlarıdır.</p>
<p>Tahmin ediyorum olumlu ve olumsuz düşüncelerle karşılık bulacaktır bu yazı. Olsun. Samimi inancım ve düşüncelerim bunlar. Bunlara rağmen bir şey yazamazdım. Allah her şeye nigehbân.</p>
<p><strong>Kaynak: Ahmet Kurucan | Tr724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakkimi-ne-af-ediyorum-ne-de-helal-l-ahmet-kurucan/">Hakkımı ne af ediyorum ne de helal! l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (2) l Ahmet Kurucan</title>
		<link>https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-2-l-ahmet-kurucan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2021 12:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[AhmetKurucan]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18907</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Arkadaşımın zekat ile alakalı sorusunu üzerine kaleme aldığım mektubu sizlerle paylaşmaya kaldığım yerden devam ediyorum. *** Zekât — ibadet boyutu mahfuz — sosyo-ekonomik hayatta icra ettiği fonksiyonları itibariyle kelimenin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-2-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (2) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Arkadaşımın zekat ile alakalı sorusunu üzerine kaleme aldığım mektubu sizlerle paylaşmaya kaldığım yerden devam ediyorum.</p>
<div class="zwD71NHB"><ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-3342468355981008" data-ad-slot="3622868373" data-ad-format="auto" data-adsbygoogle-status="done"><ins id="aswift_2_expand" tabindex="0" title="Advertisement" aria-label="Advertisement"><ins id="aswift_2_anchor"><iframe id="aswift_2" src="https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-3342468355981008&amp;output=html&amp;h=280&amp;slotname=3622868373&amp;adk=3844429825&amp;adf=1144511078&amp;pi=t.ma~as.3622868373&amp;w=696&amp;fwrn=4&amp;fwrnh=100&amp;lmt=1619388859&amp;rafmt=1&amp;psa=1&amp;format=696x280&amp;url=https%3A%2F%2Fwww.tr724.com%2Fzekat-hakkinda-bildiklerimiz-bilmediklerimiz-2%2F&amp;flash=0&amp;fwr=0&amp;rpe=1&amp;resp_fmts=3&amp;wgl=1&amp;uach=WyJXaW5kb3dzIiwiMTAuMCIsIng4NiIsIiIsIjkwLjAuNDQzMC44NSIsW11d&amp;tt_state=W3siaXNzdWVyT3JpZ2luIjoiaHR0cHM6Ly9hZHNlcnZpY2UuZ29vZ2xlLmNvbSIsInN0YXRlIjo1fSx7Imlzc3Vlck9yaWdpbiI6Imh0dHBzOi8vYXR0ZXN0YXRpb24uYW5kcm9pZC5jb20iLCJzdGF0ZSI6N31d&amp;dt=1619388858633&amp;bpp=5&amp;bdt=775&amp;idt=499&amp;shv=r20210422&amp;cbv=r20190131&amp;ptt=9&amp;saldr=aa&amp;abxe=1&amp;cookie=ID%3D325521953d64bce1-22239e2afaba00fb%3AT%3D1617633154%3ART%3D1617633154%3AS%3DALNI_MbWAxphvtvXiL4dhmtoiK6ColRnVQ&amp;prev_fmts=728x90%2C320x50&amp;correlator=5256555996686&amp;frm=20&amp;pv=1&amp;ga_vid=1062846616.1617633145&amp;ga_sid=1619388859&amp;ga_hid=1208362870&amp;ga_fc=0&amp;u_tz=180&amp;u_his=1&amp;u_java=0&amp;u_h=768&amp;u_w=1366&amp;u_ah=728&amp;u_aw=1366&amp;u_cd=24&amp;u_nplug=3&amp;u_nmime=4&amp;adx=141&amp;ady=1243&amp;biw=1349&amp;bih=600&amp;scr_x=0&amp;scr_y=0&amp;eid=42530671%2C21067496%2C31060829%2C31060840&amp;oid=3&amp;pvsid=1829976320975672&amp;pem=692&amp;ref=https%3A%2F%2Fwww.tr724.com%2F&amp;eae=0&amp;fc=896&amp;brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C1366%2C0%2C1366%2C728%2C1366%2C600&amp;vis=1&amp;rsz=%7C%7ClEbr%7C&amp;abl=CS&amp;pfx=0&amp;fu=128&amp;bc=31&amp;ifi=3&amp;uci=a!3&amp;btvi=2&amp;fsb=1&amp;xpc=XWKjQtr0h8&amp;p=https%3A//www.tr724.com&amp;dtd=503" name="aswift_2" width="696" height="280" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" sandbox="allow-forms allow-popups allow-popups-to-escape-sandbox allow-same-origin allow-scripts allow-top-navigation-by-user-activation" allowfullscreen="allowfullscreen" data-google-container-id="a!3" data-google-query-id="CLqOx821mvACFcaQ3godPYAHyw" data-load-complete="true" data-mce-fragment="1"></iframe></ins></ins></ins></div>
<p>***</p>
<p><b>Zekât — ibadet boyutu mahfuz — sosyo-ekonomik hayatta icra ettiği fonksiyonları itibariyle kelimenin tam anlamıyla vergi.</b> Ama çok erken dönemlerde bir önceki yazıda belirttiğim sebeplerle bu fonksiyonunu yitirmiş. Nisap miktarı, alınacak oran vb. alanlarda <b>gerekli değişiklikler değişen ve gelişen şartlara rağmen yapılmadığı için ibadet boyutu ağırlıklı sembolik bir amel olarak kalmış.</b></p>
<p>Tamam manzara bu ama<a href="https://www.tr724.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-1/"> geçen yazımın sonunda sorduğum soruyu</a> tekrarlayacak olursam, biz bugün ne yapacağız? <b>Zekâtın vergi gibi fonksiyon icra ettiği ve kamu maliyesinin bir parçası olduğu dönemi bugün yaşatmamız mümkün değil. Bir kere bunda anlaşalım. Ne İslam ülkelerinde ne de içinde yaşadığımız Batı ülkelerinde. Asıl bu, maksat bu, zekâtın vaz’ ediliş gerekçesini en güzel biçimde hayata taşıyacak olan da bu ama işin aslına irca edilmesi bugünkü şartlarda mümkün değil. Dolayısıyla bu opsiyonu bir kenara koyalım.</b></p>
<p>İkinci opsiyon; <b>zekât kamu maliyesinin dışında sosyal dayanışmayı destekleyen bir ibadet olarak kalabilir.</b> Emeviler döneminde yaşanmaya başlamış bir gerçeklik. Din işi-devlet işi ayırımı diye özetlenebilir bu durum. <b>Zekât bu ayrımda ferdi bir ibadet olarak kalmış, devlet de zekâttan bağımsız olarak vergi tarh ederek kamu maliyesini düzenlemiş. </b>Zekât fıkhı-vergi fıkhı ayrımı kurumsal manada işte bu dönemde başlamış ve tarih boyunca devam etmiş. <b>Zekât, sivil alanda şer’i hukuk ile ve kişiye özel fetvalarla, vergi de resmi alanda örfi hukuk ve herkesi bağlayan umumi kanunlarla düzenleme altına alınmış</b>. Sivil-resmi alan, şer’i hukuk-örfi hukuk ve fetva-kanun kavramları burada çok önemli. Zaten dikkatinizi çekmiştir. Günümüz İslam ülkelerinde de bu ayırım ve uygulama hala devam ediyor. Vergi kamu maliyesi kapsamında, zekât ise sosyal dayanışma unsuru olarak işlem görüyor.</p>
<p>Pekâlâ soru şu; <b>zekât kamu maliyesi uygulamasına alınabilir mi? Bence çok zor. Bu Emeviler ve Abbasiler döneminden beri devam edegelen zekâtın sivil alandan çıkartılıp tıpkı Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemi uygulamalarına geri dönme manasını taşır ki ben Müslümanların zihinlerinde kökleşmiş, adeta genlerine işlemiş mevcut uygulamanın terkedilebileceği kanaatinde değilim. </b>Daha açık ifadeyle, zekât fıkhında zikredilen mallardan yüzde iki buçuk oranında bireysel bağlamda fakir fukaraya dini ve vicdani sorumluluk olarak verilen kökleşmiş uygulamadan geri adım atılacağını tahmin etmiyorum. Dolayısıyla içinde yaşadığımız seküler toplumda zekâtın adeta fakir fukaraya yardım, toplumsal ve sosyal yardımlaşma bağlamında devam edeceğine kaniyim. Etmesi gerektiği de diyebilirdim fakat tam karar veremedim. Zira tartışmaya açık bir konu.</p>
<p>Söz buraya gelmişken özellikle ilk defa duyanlara ilginç geleceğini tahmin edeceğim bir bilgiyi paylaşayım, Osmanlılarda bu ikilemi parçalayan fetvalar var. Özetle ve mealen ifade edecek olursam <b>bu fetvalarda, “Zekâta tabii mallar vergiye tabii değildir. Vergi alınan mallardan zekât verilmesi gerekmez, verilen vergiler zekât sayılabilir,” denilir. </b>Bu fetvalar zekâtı kamu maliyesinin bir unsuru yani vergi olarak görüldüğü döneme yaklaştırma çabası olarak değerlendirilebilir ve bu fetvaların uygulanması mümkün de olmuş olabilir. <b>Çünkü devlet bunu kabullenmiş, zekâta tabii mallar, vergiye tabii mallar ayrımı yapılmış ve mükellefin beyanı esas alınmış.</b> Ama günümüzde devletlerin kabulüne vabeste olması gereken bu ayırımı mesela ABD’de nasıl yapacağız? Ben devletin kabul ettiği 501 vergi muafiyeti belgesine sahip vakıflara yapılan yardımların vergiden düşüldüğünü biliyorum. Ama detaylarına vakıf değilim.</p>
<p>Fakat mesele burada bitiyor mu? Cevaplanması gereken bazı sorular daha var. Mesela, zekâta tabii mallar. Bu aşılabilir bir sorun bence. Şöyle ki genelde devletlerin vergiye tabii kıldığı mallar zaten zekâta tabii mallar kategorisinin — gerek zekat fıkhında geçen mallar gerekse kıyas-ı içtihadi ile bizim ona ilave edeceğimiz mallar — çok üstündedir diye düşünüyorum. Oran da hakeza.</p>
<p>İkinci soru, kim zengindir sorusu? Bu konuda ölçü nedir? Nasıl belirlenecektir? Devletlerin belirlediği fakirlik sınırı veya asgari geçim endeksine göre belirlenen rakamlar mı Efendimiz döneminde belirlenen 85 gr altın, 595 gr gümüş vs. mi? Ya da yeni ölçüler mi?</p>
<p>Üçüncü soru: Kur’an’ın zikretmiş olduğu zekâtın verileceği yerler yani harcama kalemleri, sarf yerleri. Devlet bütçelerinin harcama kalemlerine baktığınızda bu sorunun büyük ölçüde aşılmış olduğu söylenebilir. Toplanan vergiler zaten Kur’an’ın zikretmiş olduğu ve kamu maliyesi kapsamında yerini alan halka ve onların yol, köprü gibi alt yapı hizmetlerinden sağlık harcamalarına kadar ihtiyaçları için harcanıyordur.<b> Ama bu cevap zımnen ‘vergi eşittir zekât, vergi zekât yerine geçer’ demektir.</b> Bu ise bireysel planda direkt fakir fukaranın eline gidecek paranın yani zekâtın devletin bütçesine aktarılması ve devletin zaruri gördüğü alanlarda harcama yapmasını kabullenme manasına gelir. İşte sosyal dayanışma adına direkt fakir fukaranın eline giden bu paranın devlet bütçesine gitmesi ve belki de bazı harcama kalemleri itibariyle İslami değerlerin evet demeyeceği yerlere harcanması beni ve bu konuda benim gibi düşünen herkesi vicdanen rahatsız etmektedir, edebilir.</p>
<p><b>Rahatsızlıktan kastım şu:</b> Söz konusu yaklaşımımla acaba fakir fukaranın eline ulaşacak olan miktarın gitmesine engel mi oluyorum sorusudur. Bu soruya hayır derseniz, insan hem zekat vermeli hem de vergi demek zorundasınız ki bu da ayrı bir soruya kapı açar. O soru da <b>çifte vergilendirmedir.</b> Eğer ‘hiçbir rahatsızlığım yok, vicdanen rahatım, doğru düşünüyorum’ derseniz yukarıda dediğim gibi vergi eşittir zekattır görüşünü kabul ediyorsunuzdur ama zekâtın vaz’ ediliş ve Hz. Peygamber pratiği böyle olmasına rağmen bu görüş Müslümanların tarihsel tecrübesine, oluşmuş zihniyetine ve mevcut uygulamasına terstir.</p>
<p>Soruları uzatabilirim ama şunu diyerek bitireyim: <b>Sosyal, siyasal ve ekonomik yapılardaki büyük değişiklikler, devletin üstlenmiş olduğu kamusal alanda eski dönemlerle mukayese edilmeyecek ölçüdeki hizmetler, devletlerin sosyal yardım adına yapmış olduğu harcamalar, zekât-vergi ekseninde mevcut bilgilerimizi, yorumlarımızı ve uygulamalarımızı yeniden ele almamızı şart koşuyor</b>. O zaman şu sonucu çıkartabiliriz baştan bu yana yaptığımız açıklamalar ekseninde: eğer zekât eşittir vergi noktasında duruyorsanız devlete verilen vergiler ve miktarının yüksekliğinden dolayı büyük ihtimal zekât borcunuz yoktur. Hayır, biz zekâta sosyal dayanışma formu içinde dini ve vicdani noktada bakıyor ve klasik zekât fıkhının verileri doğrultusunda ne kadar vergi verirsem vereyim ayrıca hesaplayacak ve vereceğim diyorsanız, bütün borçlar ve masraflar çıktıktan sonra elinde kalan paranın, gelirin ve âtıl halde duruyorsa malın yüzde iki buçuğunu vereceksin demektir. Böyle bir hesaplama yapılacak olursa yıl boyunca yapmış olduğunuz bütün yardımlar da zekât olarak sayılabilir.</p>
<p>Çok uzun oldu, belki başınızı ağrıttım ama zihinde farklı bir ufuk açması ve zekât gibi İslam’ın en temel şartından bir sayılan mali ibadeti asli temellerine oturma açısından faydalı olmuştur diye düşünüyorum bu açıklamalar.</p>
<p><b>Şimdi gelelim soruna direkt cevap olacak hususa: Zekât/vergi parasının harcama kalemlerinde Hz. Peygamber (sas) Medine toplumu için gerekli olan (kamu) alanlarda harcama yapmıştır ve bunu yaparken hizmetin kendilerine gideceği, yararın dokunacağı kişilerin dini kimliklerine bakmamıştır. Bunu ister devlet-vatandaş ilişkisi içinde zaten böyle olması lazım deyin, isterse kalpleri İslam’a ısındırılacak (müellefe-i kulub) kategorisi ile izaha çalışın netice değişmeyecektir. Dolayısıyla babanızın Müslüman olmayan kiracılarından alacağı kira gelirlerini almayıp bunları sosyal yardımlaşma boyutu kapsamında zekât yerine sayması İslam’ın getirmiş olduğu temel değerlere ve Hz. Peygamber dönemi başta olmak üzere Müslümanların tarihsel tecrübesindeki kâhir anlayışa göre hiçbir mahzuru olmadığı gibi takdire şayan bir davranıştır. Belki devletinizin uygulamalarında bu tür kira indirimlerini vergiden düşüyor olabilir. Ona da bakmak lazım. Saygılarımla.</b></p>
<p>***</p>
<p>Bu mektubu gönderdikten sonra arkadaşımdan gelen kapsamlı bir değerlendirme ve teklifler oldu. Onları da bir sonraki yazımda kendi düşüncelerimle birlikte kaleme alacağım.</p>
<p><strong>Kaynak: Ahmet Kurucan | Tr724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-2-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (2) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
