<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Adalet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/adalet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/adalet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2026 18:09:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Adalet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/adalet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Mahkûm Hâkimler&#8221; Kitabı Ekseninde Yargı Bağımsızlığı ve Adalet Kavramı</title>
		<link>https://hizmetten.com/mahkum-hakimler-kitabi-ekseninde-yargi-bagimsizligi-ve-adalet-kavrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 18:09:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İsviçre]]></category>
		<category><![CDATA[#ismetmacit]]></category>
		<category><![CDATA[#justiceuphold]]></category>
		<category><![CDATA[#mahkumhakimler]]></category>
		<category><![CDATA[#ömerçelik]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukukçu Ömer Çelik ve akademisyen İsmet Macit, katıldıkları programda “Mahkûm Hâkimler” kitabı üzerinden yargı bağımsızlığının devlet yapısı üzerindeki kritik etkilerini değerlendirdi. Justice Uphold adlı YouTube kanalında yayımlanan Actualité Juridique programının&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mahkum-hakimler-kitabi-ekseninde-yargi-bagimsizligi-ve-adalet-kavrami/">&#8220;Mahkûm Hâkimler&#8221; Kitabı Ekseninde Yargı Bağımsızlığı ve Adalet Kavramı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Hukukçu Ömer Çelik ve akademisyen İsmet Macit, katıldıkları programda “Mahkûm Hâkimler” kitabı üzerinden yargı bağımsızlığının devlet yapısı üzerindeki kritik etkilerini değerlendirdi.</b></p>
<p data-path-to-node="4">Justice Uphold adlı YouTube kanalında yayımlanan <i data-path-to-node="4" data-index-in-node="49">Actualité Juridique</i> programının son bölümünde, hukukçu Ömer Çelik ile akademisyen İsmet Macit bir araya geldi. Programda, Macit’in kaleme aldığı <i data-path-to-node="4" data-index-in-node="194">Mahkûm Hâkimler</i> kitabı ekseninde; yargı bağımsızlığı, adalet kavramı ve hukuk devletinin temel nitelikleri ele alındı. Tartışmanın odak noktasını, “Bir devleti devlet yapan temel unsurlar nelerdir?” ve “Adalet mekanizması işlevini yitirdiğinde devlet ile gayrimeşru yapılar arasındaki fark nasıl korunur?” soruları oluşturdu.</p>
<p data-path-to-node="5"><strong>Siyasal Baskı ve Yapısal Krizler</strong></p>
<p data-path-to-node="6">Kitaptaki verilerden hareketle hazırlanan bölümde, farklı dönem ve coğrafyalardan örnekler paylaşılarak hâkimlerin siyasal baskı altında bağımsızlıklarını kaybetme süreçleri analiz edildi. Konuklar, yargı bağımsızlığının yitirilmesinin bireysel bir meslek sorunu olmaktan ziyade, devletin niteliğini ve toplumun genel adalet algısını doğrudan sarsan yapısal bir kriz olduğunu ifade ettiler.</p>
<p data-path-to-node="7"><strong>Tarihsel Davalar ve &#8220;Geciken Adalet&#8221;</strong></p>
<p data-path-to-node="8">Programda, Nazi dönemi yargılamaları ve Dreyfus Davası gibi toplumsal bellekte yer edinen tarihsel örnekler üzerinden, adaletin tecelli etme süresinin toplumsal hafıza ve sorumluluk üzerindeki etkileri değerlendirildi. Klasikleşmiş “Berlin’de hâkimler var” ifadesinin günümüz hukuk dünyasındaki karşılığı ve uluslararası hukuk kurumlarının mağdurlar açısından sunduğu imkânlar da gündeme getirilen başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p data-path-to-node="9"><strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>
<p data-path-to-node="10">Adaletin yalnızca sağlanmasının değil, aynı zamanda zamanında tecelli etmesinin hukuk devleti için hayati önem taşıdığını belirten konuklar, söyleşi boyunca hukuk tarihine ilişkin geniş bir perspektif sundu. İzleyicileri yargı bağımsızlığı ve hak arama hürriyeti konularında düşünmeye davet eden program, Justice Uphold YouTube kanalı üzerinden takip edilebiliyor.</p>
<p data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Video bağlantısı:</b> <a class="ng-star-inserted" href="https://youtu.be/OcFFr83cbyY" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjL8JCrhIKUAxUAAAAAHQAAAAAQSQ">https://youtu.be/OcFFr83cbyY</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mahkum-hakimler-kitabi-ekseninde-yargi-bagimsizligi-ve-adalet-kavrami/">&#8220;Mahkûm Hâkimler&#8221; Kitabı Ekseninde Yargı Bağımsızlığı ve Adalet Kavramı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AfSV’den ’15 Temmuz’ Açıklaması</title>
		<link>https://hizmetten.com/afsvden-15-temmuz-aciklamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 12:06:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[MERKEZ]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Hak İhlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44745</guid>

					<description><![CDATA[<p>New York merkezli Alliance for Shared Values-Ortak Değerler İttifakı (AfSV), 15 Temmuz’un 9. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yayınladı. “15 Temmuz’un 9. yıldönümünde, AfSV olarak bir kez daha adalet,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/afsvden-15-temmuz-aciklamasi/">AfSV’den ’15 Temmuz’ Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>New York merkezli Alliance for Shared Values-Ortak Değerler İttifakı (AfSV), 15 Temmuz’un 9. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yayınladı. “15 Temmuz’un 9. yıldönümünde, AfSV olarak bir kez daha adalet, özgürlük ve insan hakları çağrımızı yineliyoruz. 2016’dan bu yana süren süreç, toplumun farklı kesimlerine yönelik ciddi hak ihlallerine sahne olmuştur.” denilen açıklamada, ‘hukuka dönme’ çağrısı yapıldı. 15 Temmuz sonrası yaşanan süreçte yüzbinlerce insanın adeta ‘toplumsal ölüme’ mahkûm edildiği aktarıldı.</p>
<p>Yapılan açıklamada Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin 15 Temmuz’dan hemen sonra ‘uluslararası bir komisyon kurulmasına dair’ yaptığı açıklama hatırlatıldı. Uluslarası topluma, ‘Türkiye’de devam eden insanlık suçlarına karşı sessiz kalmamaları çağrısında bulunulan’ açıklamanın tamamı şu şekilde:</p>
<p>Bugün, 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yaşanan sözde darbe girişiminin dokuzuncu yıldönümü. O karanlık gecenin ardından – özellikle 16 Temmuz sabahından itibaren – binlerce masum vatandaşa karşı sivil darbe niteliğinde sistematik bir baskı ve zulüm kampanyası başlatıldı. Bu süreç, neredeyse bir milyon insanı adeta “toplumsal ölüme” mahkûm eden, eşi benzeri görülmemiş bir cadı avına dönüşmüştür</p>
<p>O gece Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hiçbir soruşturma dahi yapılmadan sorumlu olarak doğrudan Fethullah Gülen Hocaefendi’yi suçladı. Oysa Hocaefendi, olaylar devam ederken bu şiddet eylemini kesin bir dille kınamış, Erdoğan’ın asılsız ithamlarını reddetmiş ve uluslararası bir soruşturma komisyonu kurulmasını talep etmişti. Hatta böyle bir soruşturma sonucunda, yalan ifadelere dayalı olsa bile, suçlu bulunması halinde Türkiye’ye dönüp yargılanmaya hazır olduğunu açıkça beyan etti. Hocaefendi’nin bu çağrısı olayın gerçek faillerinin ortaya çıkarılması için tarihi bir fırsat olmasına rağmen Erdoğan bu çağrıya hiçbir zaman yanıt vermedi ve bunun yerine ülkede büyük çaplı bir siyasi tasfiye ve intikam kampanyası başlattı.</p>
<p>15 Temmuz darbe girişimini araştırmak için kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonunun raporu, hükümetin resmi anlatısının asılsız olduğunun ortaya çıkmasından korkulduğu için kamuoyuna hiçbir zaman açıklanmadı. O gece suçlanan bazı subayların mahkeme ifadeleri ve daha sonra ortaya çıkan tanıklıklar, perde arkasında bazı üst düzey komutanlar, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yetkilileri ve siyasi iktidar mensupları arasında bir iş birliği olabileceğine işaret etti. Alt düzeyde emir-komuta zinciri içinde hareket eden er ve subaylar kendi komutanlarınca ortada bırakılıp “darbeci” ilan edilirken, bu üst düzey komutanların hiçbiri mahkeme önünde hesap vermedi; tam tersine birçoğu terfi ettirilerek ödüllendirildi. (Bu konudaki detaylar için AfSV’nin hazırladığı özel rapora başvurulabilir).</p>
<p><strong>Sistematik Baskı ve İhlaller<br />
</strong>Erdoğan’ın 16 Temmuz 2016 itibarıyla başlattığı cadı avı, askeri aktörlerle sınırlı kalmadı, aksine genişleyerek gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, insan hakları savunucuları ve hatta etnik-dini azınlıklar dahil toplumun hemen her kesimini hedef aldı. Özellikle barışçıl Hizmet Hareketi gönüllüleri, bu kampanyada orantısız ve sistematik biçimde hedef seçildiler. On binlerce masum insan, sadece bir sivil toplum hareketine gönül verdikleri için “terörist” damgasıyla işlerinden, özgürlüklerinden ve vatanlarından edildi.</p>
<p>Resmî rakamlar, bu sivil darbe sürecinin boyutlarını net bir şekilde ortaya koyuyor: 2024 itibarıyla, 15 Temmuz’la ilişkili suçlamalarla 705.000’den fazla vatandaş hakkında soruşturma açılmıştır. Bu rakam, darbe girişimine karıştığı iddia edilen asker sayısının on katından fazladır. Yine aynı dönemde 125.000’den fazla sivil vatandaş mahkûmiyet almıştır, ki bu da hüküm giyen askerlerin yirmi katı demektir.</p>
<p>Bugün itibarıyla yaklaşık 13.000 masum insan hâlâ cezaevlerinde tutulmaktadır. Başka bir deyişle, 15 Temmuz bahane edilerek yürütülen hukuki süreçler, olayın gerçek faillerinden çok sivil vatandaşları hedef almıştır. Üstelik bu cadı avı kapsamında çıkarılan OHAL kararnameleriyle 1.500’den fazla okul, 15 üniversite ve 500’ün üzerinde sivil toplum kuruluşu kapatılarak, binlerce öğrenci ve ailesi eğitim hakkından mahrum bırakılmıştır. Toplumun vicdanını yaralayan bu ihraçlar ve kapatmalar, milyonlarca insanı ekonomik ve sosyal hayattan silmeyi amaçlayan toplu cezalandırma uygulamalarına dönüşmüştür. Her türlü hak mahrumiyetine, hukuksuzluğa ve hatta işkencelere rağmen Hizmet hareketi katılımcıları barışa sadakatlerini korumuşlar, kendilerini ülke içi ve dışında hukuk kuralları içerisinde savunma dışında yollara tevessül etmemişlerdir.</p>
<p>Erdoğan hükümeti, 15 Temmuz gecesini hala resmi propagandasında “askerî vesayete karşı demokrasinin zaferi” olarak sunmaya çalışıyor. Ancak dünyadaki bağımsız gözlemciler için 15 Temmuz’un anlamı tam tersidir: Bu tarih, Türkiye’de demokrasinin kalan son sütunlarının da yıkılıp ülkenin tek adam rejimine geçtiği dönüm noktasıdır. Nitekim ABD merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) de Türkiye’nin son yıllardaki insan hakları karnesini şu sözlerle özetlemektedir: “Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter ve son derece merkezi yönetimi, Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürmüş; hükümeti eleştirenleri ve siyasi muhalifleri hedef almış; yargının bağımsızlığını derinden zedelemiş ve demokratik kurumların içini boşaltmıştır.” Bu tespit, 15 Temmuz sonrası Türkiye’de hukukun üstünlüğünün nasıl ağır yara aldığını açıkça gösteriyor.</p>
<p><strong>Uluslararası Toplumun Tespitleri<br />
</strong>Geçen dokuz yıl içinde Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve uluslararası insan hakları örgütleri her fırsatta Türkiye’deki ağır hak ihlallerine dikkat çektiler. Birleşmiş Milletler’in yıllık raporları, her yıl Türkiye’de binlerce insanın keyfi şekilde tutuklandığını, işkence ve kötü muamele iddialarının cezasız kaldığını ve hukuk devletinin sistematik biçimde aşındırıldığını belgeliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), önüne gelen yüzlerce başvuruda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine hükmetti. Özellikle tutuklu gazeteciler ve siyasetçiler (örneğin Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davaları), AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmazken, Türkiye bu kararları uygulamayı reddederek taraf olduğu uluslararası anlaşmaları hiçe saydı. Avrupa Parlamentosu da 2019 yılında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını kararlaştırarak ülkedeki demokratik gerilemeye tepki gösterdi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri 15 Temmuz sonrası uygulamaları “alarm verici” bulduğunu belirtmiş; özellikle hamile kadınların ve bebekli annelerin tutuklanmasını “tamamen çirkin, son derece acımasız ve ülkeyi daha güvenli hale getirmekle hiçbir ilgisi olmayan” bir uygulama olarak nitelemiştir. Gerçekten de bu dönemde 100’den fazla hamile kadın sadece eşleri Hizmet Hareketi’yle irtibatlı olduğu iddiasıyla gözaltına alınmış, birçoğu doğum yaptıkları hastane odalarından kelepçelenerek cezaevine gönderilmiştir. Masum bebeklerin anneleriyle birlikte parmaklıklar ardına koyulması, zulmün ulaştığı insanlık dışı boyutu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Uluslararası Sıralamalarda Düşüş<br />
</strong>Türkiye’nin insan hakları alanındaki bu keskin düşüşü, uluslararası endekslerde de açıkça görülmektedir. Türkiye, Freedom House’un 2023 raporunda 100 üzerinden 32 puanla “özgür olmayan” ülke kategorisinde yer almıştır. Türkiye, NATO üyesi ülkeler arasında “özgür olmayan” statüsünde değerlendirilen tek ülke konumundadır. Basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde 158. sıraya gerileyen Türkiye, yıllardır dünyanın en fazla gazeteci hapseden ülkelerinden biri olarak anılmaktadır. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 142 ülke arasında 117. sırada bulunan ülkemiz, Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde ise 180 ülke arasında 115. sıraya kadar düşmüştür. Bu göstergeler, hukukun rafa kaldırıldığı ve keyfi yönetimin hüküm sürdüğü bir ortamda Türkiye’nin uluslararası itibarının da hızla erozyona uğradığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Sınır Tanımayan Zulüm<br />
</strong>Erdoğan rejiminin zulmü, yalnızca ülke sınırları içinde kalmayıp dünyanın dört bir yanına uzandı. Freedom House tarafından hazırlanan 2021 tarihli kapsamlı bir rapora göre Türkiye, yurt dışındaki muhaliflerine yönelik sınır ötesi baskı politikalarında dünyanın en kötü faillerinden biridir. Erdoğan rejimi, kendisine muhalif gördüğü kişileri dünya çapında avlamış, istihbarat operasyonlarıyla kaçırarak veya uluslararası mekanizmaları kötüye kullanarak Türkiye’ye getirmiştir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı verileri de 2016’dan bu yana Türkiye’nin 20’den fazla ülkeden 100’ün üzerinde kişiyi zorla geri getirdiğini ortaya koymaktadır. Bu kişiler arasında eğitimciler, iş insanları, gazeteciler ve hatta farklı ülkelerde iltica arayan sıradan vatandaşlar bulunuyor. Örneğin, Kosova’da altı eğitimcinin 2018’de Türk istihbaratınca kaçırılıp Türkiye’ye götürülmesi, Malezya ve Pakistan gibi ülkelerde benzeri insan kaçırma hadiselerinin yaşanması uluslararası camiada infial uyandırmıştır. Freedom House’un verilerine göre Türkiye, 2014’ten bu yana en az 30 farklı ülkede operasyonlar düzenleyerek muhaliflerini hedef almış durumda. Birleşmiş Milletler’in Zorla veya İrade Dışı Kaybetme Çalışma Grubu defaatle bu kaçırma vakalarında Türkiye ve ilgili ülkelerin uluslararası hukuku ihlal ettiğine dair kararlar vermiştir.</p>
<p>Rejimin baskısından kaçmak isteyen insanlara pasaport verilmemesi, mevcut pasaportların iptal edilmesi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi uygulamalar halen devam etmektedir. Yurt dışına çıkmaya çalışan vatandaşların bazıları Meriç nehrinde çocuklarıyla can vermiş, bazıları Ege Denizi’nde mülteci botlarında hayatını riske atmıştır. Yurt dışına çıkabilen on binlerce Türk vatandaşı ise mülteci konumuna düşmüştür. Tüm bunlar, Türkiye’deki zulmün ülke sınırlarını aşıp küresel bir insan hakları meselesine dönüştüğünü göstermektedir.</p>
<p><strong>Adaletin Araçsallaşması<br />
</strong>15 Temmuz, Türkiye’yi fiilen bir parti devletine dönüştürmüş; yargı ise Erdoğan hükümetinin elinde bir cezalandırma aracına çevrilmiştir. Hukukun temel ilkeleri yok sayılarak mahkemeler muhalifleri susturmanın aracı haline getirilmiştir. Bunun yakın zamandaki örneklerinden biri, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun siyasi gerekçelerle bir yasak ve hapis cezasına çarptırılması olmuştur. Kamuoyu yoklamalarına göre yapılacak ilk seçimde Erdoğan’ın en güçlü rakiplerinden biri olan İmamoğlu’na yönelik bu karar, yargının nasıl siyasallaştığını tüm dünyaya göstermiştir. Dahası, İmamoğlu’na destek için barışçıl gösteri yapan 1.400’den fazla vatandaşın gözaltına alınması, toplumsal muhalefete gözdağı vermek amacıyla yargı organının suiistimal edilmesine güncel bir örnek teşkil etmektedir. Bugün geldiğimiz noktada, üniversite öğrencilerinden ev hanımlarına kadar toplumun her kesiminden insan, sırf hükümet politikalarını eleştirdiği veya “yanlış” kişilerle arkadaşlık ettiği için kendini bir anda “silahlı terör örgütü üyesi” suçlamasıyla hakim karşısında bulabilmektedir. Adalet duygusunun bu denli zedelendiği bir ortamda, toplumun devlete güveni de derinden sarsılmıştır.</p>
<p><strong>Uluslararası Topluma Çağrı<br />
</strong>Bu trajik yıl dönümde, uluslararası topluma çağrımız Türkiye’de devam eden insanlık suçlarına karşı sessiz kalmamaları ve Türk hükümetinden, imzacısı olduğu uluslararası antlaşmalar kapsamındaki hukuk ve insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmesini açık ve güçlü bir biçimde talep etmeleridir.</p>
<p>Bu bağlamda atılması gereken bazı somut adımlar şunlardır: Özellikle cezaevlerindeki kadın tutuklular (hamile kadınlar ve anneler dahil), düşünce suçluları, gazeteciler ve tüm siyasi mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır. Mesleğini icra ettikleri için hedef alınan avukatlara yönelik baskı ve yargılamalar son bulmalıdır. Zulümden kaçmak için vatandaşların yurt dışına çıkışına konan engeller kaldırılmalı ve pasaportları geri verilmelidir.</p>
<p>Son olarak, Türkiye’ye verilecek her türlü diplomatik, ekonomik veya askeri destek, ülkenin korkunç insan hakları sicilinde somut ve ölçülebilir iyileşmeler sağlanması şartına bağlanmalıdır. Demokratik değerlerin ve insan onurunun korunması adına, uluslararası toplumun net ve ilkeli bir duruş sergilemesi hayati önem taşımaktadır. Zulme karşı sesini yükselten her bir kuruluş ve ülke, Türkiye’de haksızlığa uğramış sayısız insan için umut ışığı olacaktır.</p>
<p>15 Temmuz’un yıldönümünde bir kez daha Türkiye için adalet, özgürlük ve insan hakları talebimizi yineliyoruz. Bu menfur girişimde hayatını kaybeden masumları rahmetle anıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/afsvden-15-temmuz-aciklamasi/">AfSV’den ’15 Temmuz’ Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın adaletine inanıyorum! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/allahin-adaletine-inaniyorum-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2022 04:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26743</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsterseniz yemin bile edebilirim. Neden? Çünkü Allah’ın adaletine inanıyorum! Ne kadar inanıyorum? O’nun varlığına inandığım gibi.. Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın nübüvvetine inandığım gibi.. Kur’an’ın Allah’tan geldiğine inandığım gibi.. Râşid Halifeler’in hak&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahin-adaletine-inaniyorum-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Allah’ın adaletine inanıyorum! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsterseniz yemin bile edebilirim. Neden? Çünkü Allah’ın adaletine inanıyorum! Ne kadar inanıyorum? O’nun varlığına inandığım gibi.. Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın nübüvvetine inandığım gibi.. Kur’an’ın Allah’tan geldiğine inandığım gibi.. Râşid Halifeler’in hak olduğuna inandığım gibi inanıyorum!.. Yemin bile edebilirim. Şiddetli bir fırtına ile devrilen ağaçlar gibi bir bir, üst üste devrilecekler. Hazana maruz yapraklar gibi savrulup gidecekler. Kendilerini bir şey görenler, yapraklar gibi toprağa gübre olarak dökülecekler!..</p>
<p>*Keşke onlar giderlerken, sizin içinizde kendilerine bir Fatiha okuma ve bir “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” deme duygusu oluştursalardı!.. Keşke bu kadar kalbî irtibat köprülerini kursalardı ve siz onları hayırla yâd etseydiniz!.. Yâd etseydiniz de İnsanlığın İftihar Tablosu’nun şu beyanına uygun içinizden gele gele hareket edebilseydiniz. Edemeyeceksiniz, zorlanacaksınız. “Ölmüş gitmişlerinizin iyi ve güzel yanlarını yâd edin, kötülüklerini sayıp dökmekten sakının!” Fakat çok zorlanacaksınız!.. Sövmüşler, saymışlar, üzerinize zift püskürtmüşler. Bunları birer birer gördüğünüz zaman bir kere daha, muktezâ-yı beşeriyet, tabiatınızdaki tepki, harekete geçecek. Sürekli içinizde reaksiyon hissi duyacaksınız. İşte o zaman iradenin hakkını kullanarak, bütün o olumsuz, negatif duyguları baskı altına almakta zorlanacaksınız.</p>
<p>*Evet, Kur’an’ın talim buyurduğu, “Rabbimiz!.. Bizi ve bizden önce iman etmiş bulunan bütün (Din) kardeşlerimizi bağışla ve iman edenlere karşı kalbimizde herhangi bir kötü duygunun uyanmasına meydan verme. Rabbimiz, muhakkak ki Sen, şefkati pek engin, (bilhassa mü’minlere karşı) hususî rahmeti pek bol olansın.” şeklindeki duayı onlar hakkında yapmak, bu âlicenapça duyguyu yakalamak için çok zorlanacaksınız. Dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz gerek!..</p>
<p>*Fakat o gün de o iç tepki ve reaksiyonlarınızı, iradenin hakkını vermek suretiyle baskı altına alacak, onlar hakkında katiyen kötü düşünmeyecek, tel’inde bulunmayacak ve “Hakkımızı helal etmedik!” demeyeceksiniz. Sizin sinelerinizin de bu duyguyla attığına hükmetmek istiyorum.</p>
<p>*Dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz gerek. Hazreti Mesih, “Sağ tarafına bir tokat vururlarsa, dön bir tokat da sol tarafına vursunlar!” buyurur. Tokat atana tokatla mukabelede bulunma! Kendi hıncını alsın orada. Nedameti yaşayacak odur: “Yahu hiçbir şey demedi, ne insanmış meğer abide şahsiyetmiş.” Eğer iki tokat yemekle birini hizaya getirebileceksen, onu denemek lazım.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahin-adaletine-inaniyorum-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Allah’ın adaletine inanıyorum! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düğmesiz cübbelerinin gereğini yapsalar kâfi… &#124; RECEP ATICI</title>
		<link>https://hizmetten.com/dugmesiz-cubbelerinin-geregini-yapsalar-kafi-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2022 07:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[aihm]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<category><![CDATA[recep atici]]></category>
		<category><![CDATA[Tenkil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen haftaki yazımda, bardağın dolu tarafına bakma anlamında; “Her taraf bahar kokuyor. Güneş, parlak yüzünü üstümüze çevirmiş, biraz da bana bak. Niye hep kesif maddeden oluşan torağa gözünü dikmiş ‘Her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dugmesiz-cubbelerinin-geregini-yapsalar-kafi-recep-atici/">Düğmesiz cübbelerinin gereğini yapsalar kâfi… | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen haftaki yazımda, bardağın dolu tarafına bakma anlamında; “Her taraf bahar kokuyor. Güneş, parlak yüzünü üstümüze çevirmiş, biraz da bana bak. Niye hep kesif maddeden oluşan torağa gözünü dikmiş ‘Her yer karanlık, mahşer mi Ya Rab!’ türküsü söylüyorsun” demiştim.</p>
<p>Evet, 24 Haziran sabahı güneş rengini andıran sarı tişörtleriyle binlerce KHK’lı, Strasbourg’ta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde ‘<em>Geç gelen adalet, adalet değildir’</em> yazılı pankartlarıyla “Güneşin, parlak yüzünü” gösterdiler. Zamanı olup da medeni dünyanın en etkin protesto şekliyle;  ‘Türkiye’deki zulme dur de!’, ‘Türkiye’deki işkenceye dur de!’ diyerek hepimizin sesi olan katılımcılara öncelikle şükranlarımı arz ediyorum.</p>
<p>(AİHM) önünde gösteri yapan binlerce KHK’lı, “Mağdurlar burada hakimler nerede?’, Salyangoz kostümü giyen bir diğer gösterici de “Ben bile senden daha hızlıyım AİHM” gibi sloganlarla çok etkili bir eylem sergilediler. Yaklaşık altı yıl sonra yapılabilen bu organizasyon gerçekten yüreğimize su serpti. Bunu görmek ve her yerde dile getirmek üzerimize bir vecibedir.</p>
<p>Dile kolay bu eylem, 24 sivil toplum kuruluşu adına yapılmış. Dolayısıyla bunu organize eden başta Rumi Ünal olmak üzere herkesi tebrik ediyorum. Sekiz sayfadan oluşan şikâyet mektubunu AİHM Başkan Rabert Spano’ya ulaştırılmak üzere asistanına vermişler. Bu da sanırım bundan sonraki kararlar adına etkili olacaktır.</p>
<p>Eyleme, 15 Temmuz sonrası Türkiye’de zorla kaçırılan ve kendisinden yaklaşık 3 yıldır haber alınamayan KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un kız kardeşi Şefika Nur Kurt da katılmış. Kurt, “<em>Maalesef AİHM’nin verdiği kararlar ümitlerimizi söndürmek üzere. O yüzden biz kayıp ailelerinin desteklenmesi konusunda yapılan bu tür her gayret, her destek çok kıymetli</em>” diyerek abisinin mağduriyetini de birinci ağızdan AİHM’e duyurmuş.</p>
<p>Bizatihi Strasbourg’a, gelerek eyleme katılan gazeteci Kerim Balcı, “<em>Geciken adalet hem mağdurları umutsuzluğa itiyor hem de diktatörlere cesaret veriyor. Biz bunu AİHM’e hatırlatmak için buradayız</em>” demiş. Şayet AİHM, hala onurunun ve gururun olduğunu düşünüyorsa kafasını ellerinin arasına koyup bu cümle karşısında iyice düşünmesi gerekir.</p>
<p>Evet, AİHM, ‘iş yükünün ağırlığı vs.’ gibi bahanelerle kendisinden beklenen performansı gösteremedi. Dolaysıyla da mağdurlar AİHM’nin bu mazeretini inandırıcı bulmuyorlar. Zira isterlerse bazı dosyaları hemen öne alıp neticelendiriyorlar. Ayrıca Türkiye’deki rejimi de sanki kolluyorlar gibi bir imajları var ki, bu da AİHM adına hiç de hoş olmayan bir durum maalesef.</p>
<p>Bu eyleme katılan KHK’lı Yargıtay Hâkimi Kemal Karanfil’in; “<em>Türkiye’de 18 yıl hakimlik yapan bir kişi kaçakçıya para vererek Meriç’i geçmek zorunda kaldı. Ve benim gibi yüzlerce hâkim geldiyse buraya, Türkiye’de hukukun olmadığını bilin artık!” </em>ifadesi ise çok çarpıcıydı. Karanfil’in bu ifadesi aslında ‘kör göze parmak’ gibi bir şeydi. AİHM hakimleri bunu da duymazlıktan gelirlerse meşhur tabirle ‘dükkânı kapatsınlar’ artık.</p>
<p>Ayrıca Anayasa Profesörü Hüseyin Demir’in; “Türkiye artık bir hukuk devleti değil. Tamamıyla keyfi bir yönetim var, bu yönetim hız kesmeden zulme devam ediyor. Bunun önünü kesmenin tek yolu, AİHM’nin hukuk yoluyla buna müdahale etmesi ve Türkiye’yi hukuka dönmeye zorlaması olacaktır. Fakat, AİHM’nin bazı dosyaları öne alıp bazılarını da görmezden gelerek yanlı bir tutum sergilemesinden dolayı bunu bugüne kadar göremedik maalesef<em>.</em>” ifadeleri de AİHM’ni hukuku hakkıyla uygulamamakla itham etmek anlamına geliyor ki bu da AİHM adına bir garabet.</p>
<p>Aslında eylemde ister pankartlarla, isterse sözlü ve yazılı olarak ifade edilen hukuksuzlukları AİHM’nin bilmediğini, haberi olmadığını düşünmek biraz saf dillik olur. AİHM, kendi binaları önünde kulakları sağır edecek şekilde dile getirilen o ifadeleri elbette biliyor. Ne var ki ciddi bir tepkiyle karşılaşmadıkları için Bektaşi misal “<em>Biz yaptık oldu</em>” şeklinde düşünüyor olmalılar.</p>
<p>Ancak bugüne kadar AİHM önünde bu kadar kalabalık bir eylemin yapılmadığını Fransa’da yaşayan bazı katılımcılar ifade ediyorlar. Ümidimiz o ki, Türkiye&#8217;de yıllardır devam eden adaletsizliğe ve hukuksuzluğa AİHM, bu sefer kayıtsız kalmaz. Seslendirilen düşünceler, bu sefer olsun mahkeme binasının soğuk camlarına çarpıp geri dönmez inşaallah…</p>
<p>Mahkeme önünde ,”Geciken adaletin adalet olmadığını” vurgulayan birçok konuşma yapıldı. Saatlerce süren sloganlar Fransızca, İngilizce ve Türkçe dile getirildi. Buna rağmen meşhur tabirle “<em>Cemaat ne derse desin, imam bildiğini okur</em>” derse AİHM hakimleri, -biraz ağır olacak ama- o zaman önce kendilerini yargılasınlar ve sonra kendilerinde hala AİHM hâkimi olma vasfı görüyorlarsa gelen dosyaları incelesinler, derim.</p>
<p>Evet, bu eylem vasıtasıyla AİHM’nin, Türkiye&#8217;deki adalet arayışının artık bittiğini görmüş olmasını arzu ediyoruz. Hukuki tabirle iç hukuk yollarının artık tükendiğini görürler diye düşünüyoruz. AİHM hakimleri, Türkiye&#8217;nin işkencelerle, kaçırmalarla ve rejim mahkemeleriyle insanların canlarına, mallarına kastedilen bir ülke olduğunu görüp ‘artık yeter’ desinler istiyoruz.  İstediğimiz şey aslında çok ekstrem bir şey değil. Sadece düğmesiz cübbelerinin gereğini yapsalar kâfi…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dugmesiz-cubbelerinin-geregini-yapsalar-kafi-recep-atici/">Düğmesiz cübbelerinin gereğini yapsalar kâfi… | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes İçin Adalet &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/herkes-icin-adalet-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Mar 2022 07:21:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hilafetin saltanata dönüşmesinden sonra, saltanatın büyüsüne kapılan ve güç zehirlenmesine mârûz kalan birtakım muktedirler ve saray beslemeleri, Ehl-i Beyt’e yıllarca zulmetmişlerdir. Bu zulmün temel sebebi, halkın Ehl-i Beyt’e beslediği sevgiydi.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/herkes-icin-adalet-ismet-macit/">Herkes İçin Adalet | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="pcrstb-wrap"><table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>Hilafetin saltanata dönüşmesinden sonra, saltanatın büyüsüne kapılan ve güç zehirlenmesine mârûz kalan birtakım muktedirler ve saray beslemeleri, Ehl-i Beyt’e yıllarca zulmetmişlerdir. Bu zulmün temel sebebi, halkın Ehl-i Beyt’e beslediği sevgiydi. Zira iktidarı elinde tutanlar, Ehl-i Beyt’i saltanatlarını yıkacak bir güç olarak görüyorlardı.</p>
<p>Dinin ve manevî değerlerin sû-i istimal edildiği bu dönemde, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) neslinden gelenler ve yaşlı sahabiler sindirilmiş ve âdeta bir devlet terörüne mârûz bırakılmıştı.</p>
<p>“Emevî Devleti yüksek görevlere getirdiği kişilerden kendi beklentilerine uygun davranmalarını istemiştir. Bu, elbette her devletin kendi görevlilerinden istediği vazgeçilemez bir taleptir… Ancak ilgi çekici olan şey, Emevî Devleti’nin kamuoyunu derinden yaralayacak eylemlerinin bile bu görevliler eliyle uygulanmış olmasıdır. Anlaşılan o ki Emevîler, daha çok kendi zihniyetlerine uygun olarak dünyevî çıkar kavgası veren kişileri idareye getirmişler ve bu kişiler koltuklarında kalmak için akıl almaz cinayetlere bile imzalarını atmışlardır.”<a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p>Devletin putlaştırıldığı bu dönemde, Ehl-i Beyt karşıtlığı, maalesef devlet politikası hâline getirilmiş, hatta Hazreti Ali’ye (radıyallâhu anh) beddua ve küfredilmesi âdet edinilmiştir. Cuma hutbelerinde açıkça Hazreti Ali’yi ve neslini kötüleyen ifadelere yer verilmiştir. Hazreti Ali’ye (radıyallâhu anh) minberden lanet okunmasına tepki gösterenler ise sert bir şekilde cezalandırılmışlardır.</p>
<p>Hutbelerde Hazreti Ali’ye (radıyallâhu anh) lanet okuma âdetine, Emevî halifelerinden Ömer b. Abdülaziz son vererek onun yerine, “İnnallahe ye’mürü bi’l-adli ve’l-ihsân”<a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> şeklinde başlayan Nahl sûresinin 90. âyetinin okunmasını sağlamıştır.</p>
<p>Devleti ayakta tutan adalet dâhil bütün değerleri, iktidarları ve beslemeleri için darmadağın edenlerin ömrü çok uzun olmadı. Asabiyetten (ırkçılık) beslenen, konuşması gerekenleri makam ve para ile susturan, “Devlet esastır, din tâlidir.” anlayışını topluma yerleştiren, devleti kutsayıp günahları meşrulaştıranlar, tarihin tozlu raflarında yerini aldı.</p>
<p>Emevîler’den sonra iktidara gelen Abbâsîlerde de zulümler bazı dönemlerde devam etti. Abbâsîler’in iktidara gelmesinden sonra Emevîler’e mensup olanlar her tarafta katledildi. Muâviye ve Ömer b. Abdülazîz’in mezarları hariç, diğer halifelerin mezarları açılarak kemiklerinden bile öç alma yoluna gidildi. Emevîler’e karşı girişilen cinayetlerin en büyüğü, Abdullah b. Ali’nin bulunduğu Suriye’de meydana geldi. Abdullah, Emevî ailesi mensuplarını bir ziyafete davet etti. Yemek sırasında okunan bir mısradan aniden hiddetlenerek Emevîler’den 80 kişiyi öldürttü.<a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></td>
</tr>
<tr>
<td>Abbâsî halifeleri içinde Harun Reşid’in yeri biraz daha farklıdır. Bermekîler’e zulmettiği anlatılsa da idareci olarak nasihat dinlemeyi seven ve ilme değer veren biri olarak bilinir.Şu hatıra, onun gönül insanlarından alınacak derslere verdiği önemi anlatmakla birlikte, Fudayl bin Iyaz’ın yaptığı tavsiyelerin başında, idarecinin adaletli olması gerektiği gelir:“Bir gece Harun Reşid, veziri Fazl el-Bermekî’ye, ‘Beni bir kimsenin yanına götür. Kalbim, bu göz kamaştırıcı, şaşalı hayattan sıkıldı. Rahatlık ve gönül huzuru arıyorum.’ dedi. Veziri onu Süfyan bin Uyeyne’nin evine götürdü. Süfyan kapıyı açıp,<br />
– Kim o? dedi.<br />
– Emirü’l-Müminin geldi, dediler.<br />
– Niçin bana haber vermediniz? Bilseydim ben onun huzuruna gelirdim.<br />
Harun Reşid bunu duyunca,<br />
– Benim aradığım kimse bu değildir, dedi.<br />
Süfyan bin Uyeyne bu söz üzerine,<br />
– Sizin aradığınız kimse, Fudayl bin Iyaz’dır, dedi.<br />
Fudayl bin Iyaz’a gittiler. Kapının önüne geldiklerinde Hazreti Fudayl, ‘<em>Yoksa o kötülükleri işleyip duranlar, iman edip güzel ve makbul işler gerçekleştirenlere yaptığımız muameleyi, kendilerine de göstereceğimizi, hayatlarında ve ölümlerinde onları bir tutacağımızı mı sanıyorlar</em>?’ mealindeki, Câsiye sûresinin 21. âyetini okuyordu. Harun Reşid, ‘Nasihat istesek bu bize yeter.’ dedi. Kapıyı çaldılar. Hazret-i Fudayl,<br />
– Kim o? dedi.<br />
– Emirü’l-Müminin, dediler.<br />
Bunun üzerine Fudayl bin Iyaz,<br />
– Emirü’l-Mümininin benim yanımda ne işi var ve benim onunla ne işim var? Beni lütfen meşgul etmeyiniz, dedi.<br />
Vezir,<br />
– Ülü’l-emre (halifeye) itaat vaciptir, dedi.<br />
– Lütfen beni meşgul etmeyin dedim ya…<br />
Vezir,<br />
– Müsaadenle mi girelim, yoksa zorla mı, dedi.<br />
– Müsaadem yok, ama zorla gireceksiniz ona karışmam.<br />
İzinsiz içeri girdiler. Fudayl bin Iyaz, kimsenin yüzünü görmemek için kandili söndürdü. Karanlıkta Harun Reşid’in eli, Fudayl bin Iyaz’ın eline değdi. Bunun üzerine Fudayl bin Iyaz, ‘Bu el ne yumuşak, Cehennemde yanması çok yazık olur.’ buyurunca, Harun Reşid ağladı ve ondan nasihat olacak bir söz daha söylemesini istedi. Fudayl bin Iyaz buyurdu ki:<br />
– Ömer bin Abdülaziz’i halife yaptıkları zaman, Salim bin Abdullah; Reca bin Hayve ve Muhammed bin Kaba, ‘Ben bu işe düştüm. Kurtuluş çarem nedir?’ diye sorduğu zaman onlar, ‘Yarın kıyamet gününde azaptan kurtulmak istiyorsan, Müslümanlardan yaşlılarını baban yerine koy, gençlerini kardeş kabul eyle, çocukları kendi çocukların gibi düşün! Kadınları ise kız kardeşin ve annen gibi kabul eyle. Onlara; anana, babana, kardeşlerine ve çocuklarına yaptığın gibi muamele eyle.’ dediler.<br />
Harun Reşid,<br />
– Biraz daha söyler misin? dedi.<br />
Fudayl bin Iyaz,<br />
– İslam ülkesi, senin evin gibidir. İnsanları ev halkın gibidir. Babalarına, kardeşlerine ve çocuklarına iyilikle muamele eyle. Korkarım şu güzel yüzün ateşle yanar ve çirkinleşir. Güzel yüzlerden niceleri Cehennemde çirkinleşir ve emirlerden niceleri orada esir olur.<br />
Harun Reşid, ‘Biraz daha söyle.’ diyerek hüngür hüngür ağladı.<br />
Fudayl bin Iyaz Hazretleri,<br />
– Allahu Teâlâ’dan kork ve O’na ne cevap vereceğini düşün. Cevaplarını şimdiden hazırla! Çünkü kıyamet günü, Allahu Teâlâ sana Müslümanların hepsinden tek tek soracaktır. Hepsi için adalet isteyecektir. Eğer bir gece bir ihtiyar kadın, evinde bir şey yemeden yatarsa, yarın senin eteğine yapışır ve sana hasım olur, dedi.<br />
Bunun üzerine Harun Reşid, ağlaya ağlaya kendinden geçti. Vezir Fazl el-Bermekî,<br />
– Ey Fudayl yetişir! Emirü’l-Müminini öldüreceksin, dedi.<br />
Fudayl bin Iyaz Hazretleri,<br />
– Sus, ey Haman! Onu sen ve kavmin helak eylediniz, ben değil.<br />
Bu söz Harun Reşidin ağlamasını arttırdı ve vezirine,<br />
– Sana Haman demesi, beni Firavun yerine koyduğundandır, dedi.<br />
Sonra Harun Reşid, Fudayl bin Iyaz’a sordu:<br />
– Birine borcun var mı?<br />
Hazret-i Fudayl,<br />
– Evet, Allahu Teâlâ’ya borcum var, o da itaattir. Huzuruna borçlu çıkarsam vay halime, dedi.<br />
Halife,<br />
– İnsanlara borcun var mı? dedi.<br />
– Allahu Teâlâ’ya şükür olsun ki bana çok nimetler verdi, hiç şikâyetim yoktur.<br />
Halife, onun önüne bin altın koyup,<br />
– Bunlar helaldir. Annemin mirasındandır, dedi.<br />
– Bütün bu nasihatlerimin sana hiç faydası olmamış.<br />
Harun Reşid’in yanından kalktı. Harun Reşid de çıkıp gitti. Fudayl’in ismi anıldığında, ‘Ah!</p>
<p>Ne güzel insandır o! Hakikaten mert biridir.’ derdi.”<a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></td>
</tr>
</tbody>
</table></div>
<p>Devleti ayakta tutan, huzurun kaynağı güven duygusunu oluşturan ve bunun temin edilmesinin harcı adalettir. Devleti idare edenler, hukuku yok saydıklarında, heva ve hevesin tahakkümü başlar ki bu virüs adalet direğini çürütür ve yıkılan devlet yapısının enkazı altında bütün toplum kalır.</p>
<p>Fudayl bin Iyaz’ın Harun Reşid’e “adalet” tavsiye etmesinin temelinde bu gerçekler vardır.</p>
<p>Adaletin tesis ve temadisi için sadece devlet adamlarının değil toplumun da bunu istemesi gerekir. Emevî ve Abbâsî devletini yerle yeksan eden zulüm olduğu gibi, birçok devleti yıkan da adaletin o ülkelerde bitirilmiş olmasıdır.</p>
<p>Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu durumu, şu veciz sözleriyle anlatır: “Sizden evvelkiler soylu, itibarlı bir kimse hırsızlık yaptığında (suç işlediğinde) suçluyu bırakırlar, soy itibariyle daha zayıf bir kavme mensup insan çaldığında ise haddi (hukuku) tatbik ederlerdi ve onlar bu yüzden helak oldular. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma dahi hırsızlık yapmış olsaydı cezasını tatbik ederdim.”<a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p>Hukukun katledildiği ülkelerde, adaletin yeniden tesis edilmesi dileklerimizle…</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Yrd. Doç. Dr. Seyfullah Kara. “İslam Tarihinde İlk Zihniyet Sapması: Emevîler Döneminde Otoritenin Dünyevîleştirilmesi”, <em>İstem</em>, 2006, yıl: 4, sayı: 8, s. 145–170, dergipark.org.tr/tr/download/article-file/260702</p>
<p><a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> “Allah başkalarına adaleti, hatta adaletten de fazla olarak ihsanı, en güzel davranışı ve muhtaç oldukları şeyleri yakınlara vermeyi emreder.” (Nahl, 16/90).</p>
<p><a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> “Abbâsîler” <em>TDV İslâm Ansiklopedisi</em>, Ankara: TDV Yayınları, 1995, c. 1, s. 34.</p>
<p><a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> “Fudayl bin Iyâd”, <em>İslam Tarihi Ansiklopedisi</em>, 5. Cilt, İstanbul: Türkiye Gazetesi, 1989, www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Tarihi-Ansiklopedisi/Detay/fudayl-bin-Iyaz/267</p>
<p><a href="applewebdata://8992125A-7CC0-49E7-A586-D6D88AF7F4F4#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Ebû Dâvûd, Hudud, 4.</p>
<p>NOT: Bu yazı daha önce Çağlayan Dergisi Kasım 2021 sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/herkes-icin-adalet-ismet-macit/">Herkes İçin Adalet | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Gönderilmeyen Bölgelerdeki Yaşayanları Mes&#8217;ul Tutmak Nasıl Hak ve Adâlet Olur?</title>
		<link>https://hizmetten.com/peygamber-gonderilmeyen-bolgelerdeki-yasayanlari-mesul-tutmak-nasil-hak-ve-adalet-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Dec 2021 07:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[KUL]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Mes'ul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23504</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bütün Peygamberler Arap Yarımadasından Zuhûr Ettiğine Göre, Peygamber Gönderilmeyen Diğer Kıt&#8217;alarda Yaşayanları İnanç ve Amel Açısından Mes&#8217;ul Tutmak Nasıl Hak ve Adâlet Olur? Bu sualin iki yönü var: 1) Peygamberlerin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamber-gonderilmeyen-bolgelerdeki-yasayanlari-mesul-tutmak-nasil-hak-ve-adalet-olur/">Peygamber Gönderilmeyen Bölgelerdeki Yaşayanları Mes&#8217;ul Tutmak Nasıl Hak ve Adâlet Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>Bütün Peygamberler Arap Yarımadasından Zuhûr Ettiğine Göre, Peygamber Gönderilmeyen Diğer Kıt&#8217;alarda Yaşayanları İnanç ve Amel Açısından Mes&#8217;ul Tutmak Nasıl Hak ve Adâlet Olur?</strong></p></blockquote>
<p>Bu sualin iki yönü var:</p>
<p>1) Peygamberlerin yalnız Arap Yarımadasından zuhûru ve diğer kıtalarda hiçbir nebînin gelmeyişi.</p>
<p>2) Kendilerine peygamber gönderilmeyen milletlerin azaba uğratılmasının adâlet olmayacağı hususu.</p>
<p>Şimdi sırasıyla her iki hususu da ele alalım. Ancak, daha önce insanlar arasında nebînin yerine dikkati çekmekte fayda, hatta zarûret olduğu üzerinde duralım.</p>
<p>Peygamberlik, üstün bir pâyedir. O, insanın öz yüceliğinin Hak&#8217;tan halka eğilmiş bir dalı ve tabiat içinde, tabiatın verâsını yaşayan varlığın gönlü ve dilidir. Onda hem bir seçilme ve yükseltilme, hem de gönderilip vazifeli kılınma vardır. Dâhilerde olduğu gibi, nebî, sadece yüce bir dimağ, eşya ve hâdiselere nüfuz eden bir istîdat değildir. O, bütün melekeleriyle faâl, ceyyid, devamlı dalgalanan ve her dalgalanışta yeni bir arşiye çizen gökler ötesine yükselen meselelerine ilâhî esintilerden tahlil bekleyen, eşyanın ötelerle birleşme noktası sayılan ufuk insandır.</p>
<p>Onda, cisim ruha, akıl kalbe tâbi; nazar, isimler ve sıfâtlar âleminde; kadem, nazarın ulaşabildiği her yerde ve onunla beraberdir&#8230;</p>
<p>Nebîde, duygular en son tomurcuğuna kadar inkişaf etmiş; görme, duyma ve bilme tabiî sınırların çok ötelerine yükselmiştir. Onların görmelerini çeşitli dalga boylarıyla izah etme imkânı olmadığı gibi, duyup işitmelerini ses dalgalarıyla izah etmek de mümkün değildir. Hele bizim tahlil ve terkip ölçülerimiz içinde onların tabiat cidarlarını zorlayan ilimlerine erişmek asla kimseye müyesser olmayacaktır.</p>
<p>İnsanlık, onlar vasıtasıyla varlığa nüfûz edip eşyayı keşfedebilir. Onların irşat ve tâlim dairelerinin dışında ne eşya ve hâdiselere mükemmel bir nüfûz, ne de tabiata isabetli bir müdahale asla mümkün olmamıştır ve olamaz da&#8230;</p>
<p>Tabiatın esrarı ve ondaki ilâhî kanunları beşere hediye etmek, onların birinci dersidir ve bu ders mübtedîlere has bir derstir. Bunun ötesinde ise varlık âlemini, varlığına şahit gösteren Yüce Yaratıcı&#8217;nın, isim ve sıfatlarını bildirme; idrak edilmez Zât&#8217;ı hakkında ölçü ve incelerden ince temkin&#8230; Eğer bütün bu âlemleri elinde tutan; zerrelerden nebülozlara kadar hükmünü ve sözünü geçiren, onları tesbih dâneleri gibi evirip çeviren, hâlden hâle ve şekilden şekle sokan bir Muhteşem Kudret ve İrade Sahibi&#8217;yle, O&#8217;na verilecek unvanlar ve isnat edilecek hususlar hakkında, nebîlerin apaydın beyanları olmasaydı, ne O&#8217;nun hakkında doğru bir söz söylemek, ne de doğru düşünmek mümkün olmayacaktı.</p>
<p>Demek ki nebî, eşya ve hâdiselerin içine girip bütün bir hayatı bize ders verdiği gibi, her şey ve her hâdisenin en birinci dersi olan Muhteşem Yaratıcı&#8217;yı, Muhteşem Kudret ve İrade Sahibi&#8217;ni, isim ve sıfatlarıyla -Zât-ı Ulûhiyeti arasındaki ince muvazene ve sırlı münasebete riâyet ederek- anlatan da yine odur.</p>
<p>Öyle ise, zeminin hiçbir kıt&#8217;asının ve zamanın hiçbir parçasının onların feyiz ve nurundan mahrum kaldığına ihtimal verilmemelidir. Nasıl verilir ki; onların irşat dairelerinin dışında, varlık âlemine dair, şimdiye kadar ne duru bir hüküm verilebilmiş, ne de felsefenin şüphe, tereddüt ve tenakuz dolu sisli atmosferinin üstüne çıkılabilmiştir.</p>
<p>Esasen; her kıt&#8217;a ve her devrin, bir peygamberin vesâyâsı altında bulunmasını, akıl, hikmet ve Kur&#8217;ân müştereken teyit etmektedirler. Hem de aksine ihtimal verilemeyecek şekilde&#8230;</p>
<p>En küçük bir müzede ve en basit bir fuarda dahi, teşrifatçılara ve tarifçilere ihtiyaç duyulduğu ve bir yol göstericinin rehberliği ile gezilip görüldüğü ve böyle bir rehber ve yol gösteren olmayınca, gelmenin de, gezmenin de bir mânâsı olmayacağı kat&#8217;iyen gösterir ki, şu muhteşem kâinat sarayını, onu temâşâya gelen seyircilere anlatacak, ondaki ince noktalara dikkati çekecek ve bu âlemin sırlarını açıklayacak dellâl ve teşrifatçılara da ihtiyaç vardır.</p>
<p>Ayrıca, kurduğu bu düzen ve nizamı, bu meşher ve sanatlar resmî geçidini, bir fuar mahiyetinde en mükemmel şekilde sergileyen ve bütün iş ve eseriyle kendini seyircilere tanıtmak isteyen Zât hiç mümkün mü ki, bu meşherleri açsın, eserlerini göstersin, seyircilerin dikkatini çeksin de, sonra intihap edeceği bir kısım müstesna kimselerle, Zât, sıfat ve isimlerini, müştâk seyircilere tanıtıp bildirmesin; hikmet dolu işlerini hâşâ abes kılsın! Baş döndürücü icraâtını mânâsızlıkla ittiham ettirsin! Her şeyi, bir dil ve nağme hâline getirip, onunla bizlere hikmet ve maslahatlarını anlatan Yüce Varlık, her türlü abesten münezzeh ve mukaddestir!</p>
<p>Kaldı ki, O Zât&#8217;ın kendi beyanı olan Kur&#8217;ân, zeminin her tarafından yer yer zuhûr etmiş peygamberlerden bahisler açmaktadır. &#8220;Celâlim hakkı için biz her millete -Allah&#8217;a kullukta bulunun ve putlara ibadetten kaçının- diye bir peygamber gönderdik.&#8221; (Nahl, 16/36) Ne var ki, insanlık, bu yüce varlıklardan aldığı dersi, bir müddet sonra unutmuş veya sapıklığa gömülerek, nebî ve ulu kişileri ilâhlaştırmış ve eski putperestliğe dönmüştür.</p>
<p>Yunan&#8217;ın ilâhlar dağından, Ganj nehrine kadar, beşer hayalinin totemleştirdiği bir sürü vesen vardır ki, şimdiki görünüşleriyle, çıkışları arasında çok büyük farklar olsa gerektir.</p>
<p>Ne Çin&#8217;in Konfüçyüs&#8217;ünü, ne de Hind&#8217;in Brahman ve Buda&#8217;sını, kendilerini hazırlayan şartlar ve getirdikleri şeylerle görmek mümkün değildir. Her şeyi aşındıran zaman ve değişen insan telâkkisinin, bunları da aslından ne kadar uzaklaştırdığını kestirmek oldukça zordur.</p>
<p>Eğer Kur&#8217;ân-ı Kerim, şüpheleri gideren beyanıyla, (1) Hz. İsa&#8217;yı bize tanıtmasaydı, değişik kaynak ve anlayışlar içerisinden, sağlam bir Hz. Mesih bulup çıkarmak mümkün olmayabilirdi. İnsana ulûhiyet isnat edilmesi, Zât-ı Ulûhiyetin insanlaştırılması ve birkaç tane gösterilmesi gibi mevzuların en birinci mesele olarak akîdeye yerleştirilmesinin, akıl, mantık ve tevhid inancıyla telif edilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Bulunduğumuz çağa, bu kadar yakın bir devreye ait bazı din müntesiplerinin, kendi kitap ve peygamberlerini bu hâle getirdiği noktasından hareketle diyebiliriz ki; zamanın öğütücü korkunç dişleri arasında, kim bilir nice nebîler ne hâle getirildi! Sıhhatli bir haberden öğrendiğimize göre, her nebînin vazifesini kendinden sonra havarileri yapacağına ondan sonra ise, bir kısım mirasyediler her şeyi alt-üst edeceğine dair bir peygamber sözü var ki, çok önemlidir. Evet, buna binaen, bugün bâtıl din olarak gördüğümüz nice dinler vardır ki, temiz bir asıldan, vahiy kaynağından geldiği hâlde, müntesiplerinin cehâleti ve düşmanlarının insafsızlığıyla, bugün hemen bütün esaslarıyla hurafe yığını durumuna gelmişlerdir.</p>
<p>Öyle ise, günümüze kadar mevcudiyetini sürdüren bâtıl görünümlü dinlerin, pek çoğunun sağlam bir aslı olması ihtimali, oldukça kuvvetli ve her devrin, bir peygamberin adını alması da gayet mâkuldür.</p>
<p>Peygamber olmayana peygamber demek, nebînin peygamberliğini inkâr gibi küfür sayılır. Ancak, benzer bir kısım sapmaları gördükten sonra, Budizm&#8217;in menşeine kuşkulu bakmamak, Brahmanizm üzerine ihtiyatla gitmemek de insanın elinden gelmiyor. Hatta Konfüçyüs&#8217;ü, onun o tıkanık felsefesinin ötesinde aramak; Şamanizm&#8217;in tevil götürebileceği hesabıyla hareket etmek, akıllıca bir davranış sayılır zannediyorum.</p>
<p>Bunlar çıkışlarında ister bir zülâl, isterse bulanık bir sızıntı olsun, şu andaki durumlarından farklı bir hüviyete sahip olduklarında kimsenin tereddüdü yoktur. Zaman ve hâdiselerin onları bazen aşındırıp, bazen de yeni ilâvelerle başkalaştırması, o kadar çok vukû bulmuştur ki, muhâlfarz, kurucuları dönüp geriye gelselerdi, getirdikleri dini tanıyamayacaklardı.</p>
<p>Dünyada, daha bunlar gibi tahrif edilmiş pek çok din vardır ve bunların büyük bir kısmının temelindeki safveti kabul etmek de, zarurîdir. Bir kere Kur&#8217;ân: &#8220;Uyaran bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir millet yoktur.&#8221; (Fâtır, 35/24) diyerek âlemşümûl bir hüküm vermektedir. Ne var ki biz, cihanın her tarafında zuhûr etmiş olan ve bir beyana göre sayıları 124 bine baliğ bulunan nebîlerden (2) ancak 28 tanesini bilmekteyiz. Kaldı ki, bunların içinde de, pek çoğunun ne zaman ve nerede yaşadıklarına dair herhangi bir mâlûmata sahip bulunmamaktayız. Esasen, gelmiş-geçmiş bütün peygamberleri bilme mükellefiyeti diye bir şey de yoktur. Kur&#8217;ân: &#8220;Onların bir kısmını sana hikâye edip anlattık, bir kısmını anlatmadık.&#8221; (İnsan, 76/78) diyerek, anlatılmayanların üzerinde durulmamasını da ihtar etmektedir.</p>
<p>Şu kadar var ki, bugün dinler tarihi, felsefe ve antropoloji tetkik edildiğinde, birbirinden çok uzak topluluklarda dahi, bir hayli müşterek noktalar bulunduğu göze çarpmaktadır. Ezcümle, hepsinde &#8220;çok&#8221;tan &#8220;tek&#8221;e doğru gidiş; tahammül-fersâ musibetler karşısında her şeyi bir tarafa bırakarak, bir yüce dergaha el açış ve elleri yukarılara doğru kaldırış; fizik ötesi hâdiselerle münasebete geçişte, müşterek tavır ve davranış; hep menbâ ve muallim birliğine işaret etmektedir. Kanarya Adaları&#8217;ndaki yerlilerden, Mayalara kadar; Kızılderililerden Yamyamlara kadar, âyin ve dinî ilâhilerinde hep aynı renk ve dekor görülür, hep aynı nağme ve cümbüş hissedilir&#8230;</p>
<p>Prof. Dr. Mustafa Mahmud&#8217;un, çok vahşi iki kabîle hakkındaki mütalâaları bu hususu teyit etmektedir. Doktorun ifadesine göre Mavmavlar, Mucay isminde bir ilâha inanırlar. Bu ilâh, Zât&#8217;ında ve icraatında birdir. Birini doğurmuş ve biri tarafından doğurulmuş da değildir. Eşi, menendi de yoktur. O, görünmez, bilinmez; ancak eserleriyle tanınır.</p>
<p>Neyamneyam kabilesi için de, Mavmavların kanaatine benzer şeyler nakletmektedir: Onlar da, her şeye sözü geçen, ormandaki her şeyi kendi iradesi ile hareket ettiren ve şerli kimselere yıldırım şerareleri gönderen bir ilâh vardır ki, işte O Mâbud-u Mutlak&#8217;dır, diye düşünmektedirler.</p>
<p>Görülüyor ki, bunlardaki ilâh telâkkisi ile Kur&#8217;ân&#8217;daki Zât-ı Ulûhiyet düşüncesi arasında, hemen hemen fark yok gibidir. Hatta, Mavmavlar, &#8220;Aynı, İhlâs sûresinin muhtevasını söylüyorlar.&#8221; desek yerinde olur.</p>
<p>Medeniyetten bu kadar uzak ve bildiğimiz peygamberlerin tesir sahasının dışındaki bu ibtidaî kavimler, henüz hayatın en basit kanunlarını dahi bilmemelerine rağmen, bu en derin ve en duru Allah telâkkisini nereden bilecekler! Demek: &#8220;Her milletin bir resûlü vardır ve resûlleri geldiği vakit aralarında adâletle hüküm verilir ve hiçbirine zulmedilmez.&#8221; (Yûnus, 10/47) beyanı, ilâhî ve âlemşümûl bir hakikattir ve hiçbir kıta bu hakikatin şümûl sahası haricinde değildir.</p>
<p>Dr. Mustafa Mahmud&#8217;un naklettiği şeylere benzer aynı hususları 1968 yılında kendisiyle tanışma fırsatını bulduğum Kerküklü matematik profesörü Adil Bey de hikâye etmişlerdi. Doktorasını Amerika&#8217;da yaptığı yıllarda, sık sık yerli halkla da görüşen araştırmacı kendini hayrete sevk edecek durumları şöyle naklediyordu: Yerliler, kendi aralarında tevhid akidesine uygun âyinler yapıyor ve Allah&#8217;ın, yemez, içmez, üzerinden zaman geçmez olduğuna inandıklarını ilân ediyor; hatta kâinatta cereyan eden her şeyin O&#8217;nun iradesine râm olduğunu tekrarlayıp duruyorlardı.</p>
<p>Ve daha, bir sürü selbî ve vücûdî sıfatlardan bahsediyorlar ki; düşüncelerindeki bu yüceliği, yaşayışlarındaki vahşet ve bedevilikle telif etmek kat&#8217;iyen mümkün değildi&#8230;</p>
<p>Demek ki, doğu-batı, dünyanın en ücrâ yerlerinde, bu akîde ve telâkki birliği, ancak Kâinatın Sahibi tarafından oralara gönderilmiş elçilerle izâh edilebilir. Zira en büyük filozofların dahi kavrayamadığı bu türlü muvazeneli tevhid akîdesini, vahşet içinde yüzen Mavmavlara, Neyamneyamlara veya Mayalara vermek asla mümkün değildir. Demek, arı ve karıncayı anasız bırakmayan Rahmeti Sonsuz, beşer nev&#8217;ini de peygambersiz bırakmamış, zaman ve mekânlara, onlar vasıtasıyla nurlar serpmiş ve cihanları aydınlatmış&#8230;</p>
<p>Şimdi de, sorunun ikinci şıkkı olan, peygamberleri görmemiş kimselere, azap edilip edilmeyeceği hususunu inceleyelim.</p>
<p>Evvelâ, birinci bölümde gördük ki; zemin, hiçbir zaman nur-u nübüvvetten mahrum kalmamış, ara sıra muvakkat bir kuraklık hissedilmiş ise de, hemen arkadan sağanak sağanak rahmet boşalmış. Binâenaleyh, her fert az-çok, bu rahmeti görmüş, duymuş, tatmış ve doymuştur. Ne var ki, tahrifin süratli olduğu yerlerde fetret de o kadar çabuk bastırmış ve o mıntıkayı karanlığa boğmuştur. Her karanlığı bir aydınlık ve her aydınlığı bir karanlık takip edip dururken, kendi iradelerinin dışında karanlıkta kalanlara da Hak, rahmet müjdesini vermiştir: &#8220;Biz peygamber göndermedikten sonra azap edicilerden değiliz.&#8221; (İsrâ, 17/15)</p>
<p>Demek evvelâ uyarma, sonra mükellefiyet ve daha sonra da azap veya rahmet&#8230;</p>
<p>Vâkıa mezhep imamları, teferruatta biraz farklı düşünürler. Meselâ, İmam Maturidî ve taraftarı, kâinatta, her biri bir kitap binlerce delil varken Allah&#8217;ı bilmeyen mâzur olamaz derler. Eş&#8217;arîler ise: &#8220;Biz peygamber göndermeden azap edecek değiliz..&#8221; meâl-i âlîsiyle ifade edilen âyete dayanarak, azaba müstahak olmanın, tebliği müteakip olacağı hususunu esas alırlar.</p>
<p>İki imamın nokta-ı nazarlarını telif edenler de vardır: Bir kimse hiçbir peygamber görmemiş ve fakat inkâr mesleğine girerek puta da tapmamışsa, ehl-i necâttır. Zira, insanlar arasında öyleleri vardır ki, hiçbir terkip ve tahlil kabiliyetine sahip olmadığı gibi, eşya ve hâdiselerin seyrinden de bir mânâ çıkarması mümkün değildir. Binâenaleyh, böyle biri, evvelâ irşat edilir, ondan sonra davranışlarına göre ceza veya mükâfat verilir.</p>
<p>Ama bir insan, küfrü meslek ittihaz ederek, onun felsefesini yapıyor ve bilerek Allah&#8217;a karşı ilân-ı harp ediyorsa, o, dünyanın en ücra yerinde dahi olsa, inkâr ve ilhadının cezasını görecektir.</p>
<p>Netice olarak diyebiliriz ki: Allah&#8217;ın peygamber göndermediği boş bir kıt&#8217;a olmadığı gibi, içinde peygamber gelmeyen uzun bir fetret devri de mevcut değildir. Hemen her devrin insanı, az-çok bir nebînin estirdiği meltemden nasibini almış gibidir. Peygamberlerin adının tamamen unutulduğu ve eserlerini zamanın aşındırdığı yerlerde ise, ikinci bir peygamber gönderilinceye kadar, o devre &#8220;fetret devri&#8221; denmiş ve o devrin insanlarının azaptan bağışlanacağı ifade edilmiştir. Elverir ki, bilerek ve şuurlu olarak inkâr-ı ulûhiyete sapılmasın.</p>
<p>Her şeyin doğrusunu ilmiyle eşyayı muhît olan bilir.</p>
<hr />
<p>Antropoloji: İnsanın kökenini, biyolojik özelliklerini, toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim, insan bilimi<br />
Eş&#8217;ârî: Ebü&#8217;l-Hasen el-Eş&#8217;ârî&#8217;nin öncülüğünü yaptığı kelâm metodunu benimseyen kimse<br />
Zülâl: Saf, berrak, tatlı soğuk su</p>
<hr />
<h3 class="uk-margin-top uk-margin-remove-bottom uk-article-title"><span style="font-size: 12pt;">[1] Bkz. Mâide sûresi, 5/72-73, 116-117; Nisa sûresi, 4/171</span><br />
<span style="font-size: 12pt;">[2] Bkz. Ahmed İbn Hanbel, Müsned, 5/265; İbn Hibban, es-Sahih, 2/77; el-Müstedrek, 2/652</span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak: M.Fethullah Gülen / Kitap ve Sünnet Perspektifinde Kader</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamber-gonderilmeyen-bolgelerdeki-yasayanlari-mesul-tutmak-nasil-hak-ve-adalet-olur/">Peygamber Gönderilmeyen Bölgelerdeki Yaşayanları Mes&#8217;ul Tutmak Nasıl Hak ve Adâlet Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Kılıç Bir Zulüm &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/iki-kilic-bir-zulum-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2021 08:09:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Başak Cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen hafta Türkiye’de Başak Cengiz isimli bir bayan, ruh hastası cani biri tarafından samuray kılıcıyla katledildi. Başak Cengiz hayatının baharında daha tomurcukken soluverdi. Okumuş mimar olmuştu ve bir ay sonra&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iki-kilic-bir-zulum-ismet-macit/">İki Kılıç Bir Zulüm | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta Türkiye’de Başak Cengiz isimli bir bayan, ruh hastası cani biri tarafından samuray kılıcıyla katledildi. Başak Cengiz hayatının baharında daha tomurcukken soluverdi. Okumuş mimar olmuştu ve bir ay sonra evlenecekti ama gelinliğine kan bulaştı. Beyaz gelinlikle ana ocağından ayrılacakken bir ana kuzusu olarak kefenle kundaklanıp ebedi istirahatgahına uğurlandı. Bir gül açmadan soldu, tohum başağa yürüyemeden çürüdü…</p>
<p>Bir anne kuzusunun hayatı, hayalleri bir kılıçla sokak ortasında paramparça edildi. Sevenlerinin gözyaşları Başak’ın kabrine aktı. Katil, toplumun hemen her kesimi tarafından lanetlendi…</p>
<p>Size bugün başka bir kılıçtan daha bahsedeceğim. Adaleti temsil eden kadın heykeli Themis’in elindeki kılıçtan. Bu heykelin elindeki kitap ‘kanunları’, terazi adaletle bağımsız şekilde hüküm vermeyi, ayağının altındaki yılan kötülüklerin adaletle yenileceğini; elindeki kılıç ise adaletin yerine getirilmesi için onun gücünü sembolize eder. Evet o kılıç adaletin yerine gelmesi için verilen ceza ve ilgili suça uygun görülen müeyyideyi temsil eder. Yani müeyyide ve ceza olmadan esasen hukuk da olmaz.</p>
<div id="attachment_23136" style="width: 710px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-23136" class="size-medium wp-image-23136" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/11/Basak-Cengiz-700x499.jpg" alt="" width="700" height="499" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/11/Basak-Cengiz-700x499.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/11/Basak-Cengiz-1200x855.jpg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/11/Basak-Cengiz-768x547.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/11/Basak-Cengiz.jpg 1323w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /><p id="caption-attachment-23136" class="wp-caption-text">Başak Cengiz</p></div>
<p>Türkiye’de bu kılıç son yıllarda Başak’ı katleden Samuray kılıcı gibi kullanılıyor. O kılıç adalet için suçluları korkutması gerekirken mazlumların boyunlarında bir giyotin gibi asılı duruyor. Daha bir ay önce Ayşe Özdoğan dördüncü evre kanser hastası olmasına rağmen zindana yollandı. İlk derece mahkemelerinden yüksek mahkemeye oradan Anayasa Mahkemesi’ne kadar bütün hakimler ve alınan kararda imzası olanlar bir kadını toplu şekilde hayatın ortasında adaletin elindeki kılıçla ağır yaraladılar. İsnat edilen suç Cemaate ait bir yurtta idarecilik yapmasıydı. Vazifesi adalet dağıtmak olan devlet ve hukukçular binlerce masum ve mahsumeyi zindanlarda ölüme yolladılar, yollamaya devam ediyorlar.</p>
<p>Tıpkı Nazi dönemi gibi siyaset prangası ile adalet sistemi rejimin suikast silahına dönüşmüş durumda. Hitler döneminde Alman Hukuk Akademisi Başkanlığı yapan Dr. Hans Frank şu sözleri hukukun nasıl bir rejimin kurşun askerlerine dönüştüğünün ispatıdır:</p>
<p>“Nasyonal Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: «Benim yerimde Führer (Hitler) olsa nasıl karar verirdi?» Her kararda şunu söyleyiniz: «Bu karar Alman halkının Nasyonal Sosyalist vicdanıyla uyuşuyor mu?» İşte o zaman. Nasyonal Sosyalist halk devletinin birliğine karışmış ve Adolf Hitler iradesinin ölümsüzlüğünü tanımış olarak Üçüncü Alman İmparatorluğu’nun otoritesini kendi karar alanınızda her zaman için sağlayacak bir temel buldunuz demektir.”[1]</p>
<div id="attachment_22552" style="width: 710px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-22552" class="size-medium wp-image-22552" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/10/Ayse-Ozdogan1-700x550.jpg" alt="" width="700" height="550" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/10/Ayse-Ozdogan1-700x550.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/10/Ayse-Ozdogan1-1200x942.jpg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/10/Ayse-Ozdogan1-768x603.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/10/Ayse-Ozdogan1.jpg 1284w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /><p id="caption-attachment-22552" class="wp-caption-text">Ayşe Özdoğan</p></div>
<p>Toplum, Başak Cengiz’in ölümüne haklı olarak çok ciddi tepki gösterdi genç bir fidan kılıçla doğranmıştı ve vicdan taşıyan herkesin yüreğin kanadı.</p>
<p>Bir kanser hastası olan Ayşe Özdoğan’ın zindana yollanmasına ise toplum sessiz kalarak adeta destek verdi. Naziler muhaliflerini veya düşman seçtiklerini bertaraf etmeden önce ellerindeki medya gücü ve propaganda araçlarıyla daha onlar yargılanmadan suçlu ilan ederler insan olmadıklarını; devlet, millet ve insanlık için yok edilmeleri gerektiğine seçmenlerini (!) inandırırlardı.</p>
<p>İnsanlık dışı muameleleri sıradanlaştırmanın ötesinde devletin görevi gibi sunma ve topluma bu şekilde kabul ettirme diktatörlük rejimlerinin genetiğinde vardır. Böyle bir ortamda çürüyen vicdanlardan insanlığı yaşatacak hamleler ve davranış beklemek imkansızdır. Merhametin terk ettiği yüreği taşıyan bedenlerin ise yürüyen mezar taşlarından farkı yoktur.</p>
<p>Devleti kutsayan ve bir tağut kabul eden toplumlar devleti elinde tutan muktedirlerin yaptığı her şeye kutsiyet atfederek onların günahlarını görmezden gelir. Halkı bu şekilde hipnotize eden yöneticilerin idare ettiği (!) topraklarda önce hukuk ölür ve zulüm ülkede dokunduğu her şeyi kurutan bir ayaz olup eser. İşte binlerce Ayşe Özdoğan ve mazlumlara yapılan bu zulme toplumun sessiz kalmasındaki sebep budur.</p>
<p>Bu türlü yerlerde din, vicdan, adalet, hukuk, insanlık ve  meşruiyet gibi kavramlar katledilmiştir o topraklar muktedirlerin heva ve hevesine göre yönetilmeye başlamıştır.</p>
<p>Zulmün sıradanlaştığı toplumlarda anlamsız bir gerginlik vardır. Adalet bir ülkenin solunum sistemi gibidir. Adalet olmayınca ülke adeta boğulur.</p>
<p>Enkaz haline gelen adalet yeniden inşa edilecekse; Başak için verilen tepkinin Ayşeler, Fatmalar… ve bir menfaat şebekesinin zulmüne maruz kalan binlerce masum için de verilmesi gerekir…</p>
<p>Başak’ın yakınlarına başsağlığı, kendisine Allah’tan rahmet ve başta Ayşe Hoca olmak üzere hasta tutuklulara muaccel şifa ve hürriyetlerine kavuşmaları dileklerimizle…</p>
<p>[1] William Shirer, Nazi İmparatorluğu, Cilt 1, Çev: Rasih Güran, İstanbul 1970 s. 426</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iki-kilic-bir-zulum-ismet-macit/">İki Kılıç Bir Zulüm | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet&#8230;&#124; Priştinalı Yusuf Demircioğlu</title>
		<link>https://hizmetten.com/adalet-pristinali-yusuf-demircioglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2020 15:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Priştinalı Yusuf Demircioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15299</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukukcuya sözüm var aç kulağını dinle, Canım yanarsa eğer verdiğin bir hükmünle, İki elim yakana yapışacak mahşerde, Adil olmayan hakim işimiz var seninle. Elindeki anahtar adalet denir ona, Cennet yada&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adalet-pristinali-yusuf-demircioglu/">Adalet&#8230;| Priştinalı Yusuf Demircioğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hukukcuya sözüm var aç kulağını dinle,<br />
Canım yanarsa eğer verdiğin bir hükmünle,<br />
İki elim yakana yapışacak mahşerde,<br />
Adil olmayan hakim işimiz var seninle.</p>
<p>Elindeki anahtar adalet denir ona,<br />
Cennet yada cehennem kapısıdır bu sana,<br />
Allah&#8217;ın bir sıfatı isim olmuş bir meslek,<br />
Kıymetini bilsene nasip olmuş bak sana.</p>
<p>Adalet sarayında adil olmazsa hakim,<br />
Hukukun topuzunu çalar hırsız reisim,<br />
Zulme bir kılıf bulur hukuku köpek yapar,<br />
O köpek döner bir gün ısırır seni hakim.</p>
<p>Masumlarla dolarken bütün hapishaneler,<br />
Devlet adil olmazsa çeteyle dolar her yer,<br />
Meydanlarda dolaşır pişkin pişkin sırıtır,<br />
Bayram eder dururlar hırsızlarla katiller.</p>
<p>Vatan millet diyerek çığırtkanlık yapanlar,<br />
Adaleti yıkarsa yıkılır hanümanlar,<br />
Parsel parsel satarlar kutsal olan her şeyi,<br />
Dillerinden düşmeyen tek kelime itibar.</p>
<p>Eğilip bükülmeden hüküm vermeyeceksen,<br />
O cübbeyi hiç giyme düğme dikecek isen,<br />
Kendini yakacaksın başkasını yakarsan,<br />
Hiç aklından çıkarma kaçamazsın kaderden.</p>
<p>Münafıklık sıfatı doğruyu hiç konuşmaz,<br />
Söylenenin aksini yapar ama utanmaz,<br />
Adalet bir gelsin de bırak kıyamet kopsun,<br />
Bunu söyleyen &#8220;bakar&#8221; kendi buna inanmaz.</p>
<p>Bakan görüyor bunu inanılmaz sözüne,<br />
Kömürden elmas olmaz bunlar dönmüş özüne,<br />
Yıllar oldu yaptığın zulümlerin ortada,<br />
Yolun sonu göründü korku düşmüş içine.</p>
<p>Kalıbına bakarsan insana da benziyor,<br />
Yüzü hiç kızarmadan nasıl yalan söylüyor,<br />
Elini tutan mı var ne işin var orada,<br />
Makam vermişler sana adil olmak çok mu zor.</p>
<p>Köpek gibi havlasan çok ta pişmanım desen,<br />
Hükmün değişmeyecek çünkü düştün gözümden,<br />
Elinde fırsat varken zulümden hiç dönmedin,<br />
Senden değil, adalet bekliyorum Rabbimden.</p>
<p>Ruhunu satan adam insan bile olamaz,<br />
Düğmesiz cübbe giyse hakim savcı olamaz,<br />
İnsanlıktan nasipsiz zavallı bir mahluk o,<br />
İki cihanda birden yatacak yeri olmaz.</p>
<p>Düşünceler içinde günlerce yazıp durdum,<br />
Beynimde bir uğultu artık ben çok yoruldum,<br />
Taşımıyor bedeni millete kırık kalbim,<br />
Devlette hukuk olsa yaşanmazdı bu durum.</p>
<p><strong>Priştinalı Yusuf Demircioğlu  </strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adalet-pristinali-yusuf-demircioglu/">Adalet&#8230;| Priştinalı Yusuf Demircioğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet ve Zulüm &#124; Mehmet Ali Şengül</title>
		<link>https://hizmetten.com/adalet-ve-zulum-mehmet-ali-sengul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2020 15:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Şengül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Var olma, varlıklar içinde insan olarak bulunma, değeri dünya ve mafiha ile ölçülemeyecek kadar kıymet ve değer taşıyan bir cevherdir. Hele üzerinde mührü ilahi bulunan, selefin ifadesiyle, “nazargahı ilahi” olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/adalet-ve-zulum-mehmet-ali-sengul/">Adalet ve Zulüm | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Var olma, varlıklar içinde insan olarak bulunma, değeri dünya ve mafiha ile ölçülemeyecek kadar kıymet ve değer taşıyan bir cevherdir. Hele üzerinde mührü ilahi bulunan, selefin ifadesiyle, “nazargahı ilahi” olan bir kalb vardır ki; o kalb, iman, akıl ve irade gibi insan için olmazsa olmaz çok kıymetli latifelerin merkezi ve kalesi durumundadır.</div>
<div>İman bu kalbin ruhudur. O canlı ise, bu duygu ve latifelerde hayattadır. Yoksa maddeten canlı gibi görünsede, manen ölü mesabesindedir. Bundan dolayı, insan için çok önem taşıyan bu kalbin korunmaya, gözetilmeye ihtiyacı vardır. Bu ise, Allah’ın bir emaneti olduğunun şuuruna bağlıdır.</div>
<div>Bu kalb,yaralanınca tedavisi zor olduğu gibi, ölürse de hayata döndürülmesi mümkün değildir. Onun için, Hz. Ömer(ra) “ Ey Kabe seni bin defa yıkayayım, ama insan kalbini bir defa kırmayayım&#8230;” buyurmuşlardır.</div>
<div></div>
<div>Al-i imran suresi 8. ayette Cenab-ı Hak, “ Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalblerimizi kaydırma&#8230;” duasını öğretmiştir.</div>
<div>Efendimiz (sav), Ey Kalpleri eviren çeviren Allah’ım! Kalbimi dininle sabitleyip perçinle” tazarru ve niyazıyla her şeyde olduğu gibi bu duasıyla da bizlere rehber olmuştur.</div>
<div></div>
<div>Kalbteki iman, damardaki kan gibidir. İbadet, tefekkür, murakabe ve muhasebe onun beslenme kaynaklarıdır. İnanmış, hayatını iman ve ahlakla donatmış, Allah’ın Rızasına göre kalb balansını ayarlamış olanlar, güven ve emniyet altında sayılırlar. Onlar varlık alemini basiretle gözler. Kainatı, kudret ve irade kalemi ile yazılan bir kitap olarak okurlar. Onlar karanlık bilmez, engellere takılıp kalmazlar. İmanı, aşkı, ahlak ve adaleti, şefkat ve merhameti gönül bahçesinin meyveleri ve gülleri olarak görürler.</div>
<div></div>
<div>Marifet ve muhabbetin merkezi olan kalb, sevgiden, şefkatten, adalet ve ahlaktan mahrum kaldığı zaman; bu defa gayz, kin ve nefretle dolar, mazlumun hakkına tecavüz etmeye başlar. Yuvaları yakıp yıkar. Anneleri, yavruları ağlatan, inleten, mahzun ve mükedder kılan bir zalim durumuna düşer.</div>
<div>Hz. Üstad, &#8211; bugün olduğu gibi, daha evvel de ehl-i iman’ın başına gelen tahammül fersa maddi manevi darbeler, acılar, çile ve ıztıraplar beni ezdi, ağlattı ve perişan etti diyor. Rusya esaretinden dönerken bir hak dostuna misafir oluyor. O zat, yemek getirip yatak seriyor. Seriyor ama hazret, iki gün ne yatağa giriyor, ne yemeğe el sürüyor.</div>
<div></div>
<div>O zat, Hazret bu ne haldir, ne yemeğe el sürüyor, ne de yatağa uzanıyorsun? deyince,</div>
<div>Kardeşim, bu dine ve ona sahip çıkanlara uygulanan musibetler, cehenneme denk bir musibettir. İşte bu musibet bende ne iştah bıraktı ne de uyku, diyor.</div>
<div>Bugün de aynı kervanın yolcuları bulunan, hayatını İman ve Kur’an hizmetine adayan, insanlığın ebedi saadetine kendilerini vakfeden, Mevlanın hoşnutluk ve rızasından başka hiç bir dert ve beklentileri bulunmayan, başta Hocaefendi olmak üzere, yüzbinlerce kadın erkek, çocuk genç, hasta ihtiyar, nice masum insanlara cehennem hayatı yaşatmaktadırlar.</div>
<div></div>
<div>Bugün bu zulümler karşısında yıkılmayan, geriye adım atmayan bu mazlumların hakkını adili mutlak olan Allah, elbette zalimlerde bırakmayacaktır. Bu kadar zulme rağmen, sokağa dökülmeyen, beş yıldan beri kimsenin ne malına, ne canına kıl kadar zarar vermeyen, haklarını demokratik ve hukuk çerçevesi içinde sürdüren, binlerce sevdiklerini kaybetmelerine rağmen sabreden bu insanların hakları asla zayi olmayacaktır.</div>
<div></div>
<div>Bu insanların dakikaları saat, saatleri gün, günleri ay, ayları da yıllar sevap kazandırmaktadır. Şahsi maneviyi temsil eden bu kahramanların hedefi, inansın inanmasın bütün insanlığın çoluk çocuğuyla mutlu ve huzurlu bir hayat yaşamasını sağlama gayretinin yanında, okullar, eğitim, kültür ve diyalog faaliyetleriyle dünya barışına katkıda bulunma gayreti içinde çırpınmaları, kardeşlik ve sevgi ortamı oluşturma hassasiyetleriyle beraber, kalp kafa, ilim iman, ruh beden bütünlüğünü sağlayacak bir eğitim mantığıyla insanlık hizmetinde bulunmaktadırlar.</div>
<div></div>
<div>Bu mantığa dünyada aklı başında hiç bir fert, toplum ve milletin; akli, mantıki ve hukuki olarak karşı çıkması mümkün değildir. Buna karşı çıkanların; kalbi gayz, kin ve nefret dolu zalimler, fasıklar, nifak ve ihanet şebekelerinden başkası olamaz.</div>
<div></div>
<div>Adalet, her konuda dengeli olma, ifrat ve tefrite, aşırılığa girmeme, her şeyin ve herkesin hakkına riayet etme ve zulme girmeme manasını ifade eder. Zulüm ise, her sahada dengeleri alt üst eden, ürperten bir icraatın ünvanıdır. Hangi çeşit ve kime yapılan zulüm olursa olsun, hayvanlara bile yapılsa, Allah onu menetmektedir.</div>
<div>Kur’an-ı Kerim ve Rasülüllah(sav) adalet ve ubudiyete, hak ve hukuka önem verdiği kadar hiç bir şeye önem vermemekte ve zulüm ve haksızlıklara karşı da bir o kadar vurgu yapıp, Kur’an-ı Mu’ciz’ül Beyanda açıkça</div>
<div></div>
<div><b>“ Allah zalimleri sevmez” </b>buyurmaktadır.</div>
<div><b> </b></div>
<div>İnsanlığın iftihar tablosu Efendimiz(sav) Buhari ve Müslim de, “ Biliniz ki, her melikin bir korusu vardır; Allah’ın korusu da haramlardır. Şu da bilinmelidir ki, cesette bir et parçası vardır, o sıhhatli olunca beden de sıhhatli olur; o bozulunca beden de bozulur. İşte o kalbdir buyurmuşlardır.</div>
<div>Kalb saffeti, gönül derinliği, ihlas enginliği yanında, değil zulüm, günah ve şüpheli şeylere karşı bile, fevkalade hassas ve kararlılık içinde bulunma, mü’min için olmazsa olmaz bir sorumluluktur.</div>
<div></div>
<div>Bu gün kaderini davayı islama adayan, hür ve iradesine sahip olan insanlar olarak, aynı kaderi bizimle paylaşan, ama medrese-i Yusufiye de bulunan ve onların mağdur ve mazlum ailelerini maddi manevi zor durumda bırakmamaya azami gayret gösterilmelidir.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Mehmet Ali Şengül | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/adalet-ve-zulum-mehmet-ali-sengul/">Adalet ve Zulüm | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıdk-Adalet &#124; Mehmet Ali Şengül</title>
		<link>https://hizmetten.com/sidk-adalet-mehmet-ali-sengul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2020 12:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Al Şengül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13929</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslamiyet’in esası iman erkanıyla beraber sıdk ve adalettir. Kim ne derse desin mü’min; Kur’an ve sünnet yörüngeli hareket etmeli, ahlakı aliyeden, sıdk ve adaletten ayrılmamalı, asla hissi harekette bulunmadan nefsine&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sidk-adalet-mehmet-ali-sengul/">Sıdk-Adalet | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>İslamiyet’in esası iman erkanıyla beraber sıdk ve adalettir. Kim ne derse desin mü’min; Kur’an ve sünnet yörüngeli hareket etmeli, ahlakı aliyeden, sıdk ve adaletten ayrılmamalı, asla hissi harekette bulunmadan nefsine hâkim olarak, hakikate mahkûm bir şekilde hayatını tanzim etmelidir.</div>
<div></div>
<div>Mü’minin vazifesi müspet hareket etmektir. Üzerine terettüp eden vazife ve sorumluluğun hakkını vermektir. Bunun için sebeplerde kusur yapmamalı ve vazifeyi ilahiyeye asla karışmamalıdır.</div>
<div></div>
<div>Mü’min sıkıntılara karşı sabretmeli, zahiren zahmetler altında rahmetin gizli olduğuna inanmalı ve ona göre hareket etmelidir. Gücü yettiği ölçüde huzur güven ve emniyeti temsil etme gayreti içinde bulunmalı, asayişi korumaya adaleti ve sıdkı tesis etmeye gayret etmelidir.</div>
<div></div>
<div>Bakara suresi 216. ayette Cenab-ı Hakk:<i> “…olur ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Hoşlandığınız bir şeyde hakkınızda şer olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.” </i>İlahi beyana kulak verip muhalefet etmemeye fevkalade hassas olmalıdır.</div>
<div>Mü’min’in en önemli sermayelerinden olan ihlas, samimiyet, vefa ve sadakati asla ihmal etmemeli, çünkü bu fırsat bir defa verilmektedir. Dünyaya bir daha gelme şansı olmadığı hesap edilmelidir. Şakası olmayan, geri dönüşü bulunmayan ciddi bir yolda bulunduğunu ve bu yolculuğunun nerede nasıl biteceği belli olmayan mü’min, ilahi bir emaneti sırtında taşıdığının şuurunda olmalıdır.</div>
<div></div>
<div>Şeytan, gururu yüzünden Adem (as)’ın şahsında inkıyat secdesini reddetti ve Allah’ın emrine muhalefette bulunarak kaybetti. Araf sûresi 12. ayette: Allah(cc) şeytana hitaben şöyle buyurdu: <i>“Söyle bakayım, Sana emrettiğim halde, secde etmene mani nedir?” İblis: “Ben ondan daha üstünüm; çünkü Sen beni ateşten, onu ise bir çamur parçasından yarattın.”</i> diyerek Cenab-ı Hakka muhalefette bulundu ve bundan dolayı da Allah’ın huzurundan tart edildi.</div>
<div></div>
<div>Adem(as), lihikmetin zelleye maruz kaldı ama, tevazu ve mahviyette bulunarak itirafta bulundu ve Cenab-ı Haktan özür diledi. Araf suresi 23. ayette: <i>“Ey bizim Rabbimiz, kendimize yazık ettik. Şayet Sen kusurumuzu örtüp, bize merhamet buyurmazsan, en büyük kayba uğrayanlardan oluruz” </i>diye yalvarıp yakardılar.</div>
<div></div>
<div>Cenab-ı Hakk Araf suresi 26. Ayette:<i> “…Fakat unutmayın ki en güzel elbise, takva elbisesidir…” </i>insanın mahrem yerlerini örtmesi haya duygusuna bağlıdır. Takva; insanın Allah’ın men ettiği haram ve günahlara karşı temkinli olmak ve haya duygusuyla şereflenmektir. Dinin yasakladığı ve haram kıldığı şeylerden uzak durmak, emir dairesinde hareket etmek ve güzel ahlakı temsil ederek ve nefsini dizginleyip, tevazu ve mahviyet sahibi olmaktır.</div>
<div></div>
<div>Cenab-ı Hakk Âl-i İmrân sûresi 17, 21, 132. Ayetlerde,</div>
<div><i>“Onlar sabırlı, imanlarında sadık ve samimi, Allah’ın huzurunda itaatla divan duran, mallarını hayırda harcayan, seher vakitlerinde Allah’tan af dileyen müminlerdir.”</i></div>
<div><i>“Allah’ın ayetlerini inkar edenleri, haksız yere peygamberleri öldürenleri, adaleti isteyip yaymak isteyenlerin canlarına kıyanları, can yakıcı bir ceza ile müjdele!”</i></div>
<div><i> “Allah’a ve Resulüne itaat edin ki merhamete nail olasınız!”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Nisa sûresi 58, 59, 69, 80 ve 135. Ayetlerde,</div>
<div><i>“Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hüküm vermenizi emreder. Allah bununla, size ne de güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah semi ve basirdir (sözlerinizi de, hükümlerinizi de hakkıyla işitir, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür).”</i></div>
<div><i> “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Resulüne ve sizden olan ülülemre de itaat edin. Eğer Allah’a ve ahirete iman ediyorsanız, hakkında ihtilafa düştüğünüz meseleyi Allah’a ve Resulüne arzediniz. Böyle yapmanız hem daha hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.”</i></div>
<div><i> “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar ettiği nebiler, sıddikler, şehidler, salih kişilerle beraber olacaklardır. Bunlar ne güzel arkadaşlar!”</i></div>
<div><i> “Kim resulullaha itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim itaatten yüz çevirirse aldırma, zaten seni üzerlerine bekçi göndermedik ki!”</i></div>
<div><i>“Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin. Allah için şahitlik eden insanlar olun. Bu hükmünüz ve şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız aleyhinde olsun. İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun; çünkü Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Onun için, sakın nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız, iyi bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div> Maide sûresi 8, 42. Ayetlerde,</div>
<div><i>“Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil davranın, takvaya en uygun hareket budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”</i></div>
<div><i>“Yalan dinlemeye çok meraklı, haram yemeye pek düşkündürler. Sana gelirlerse ister aralarında hükmet, istersen hükmetmekten geri dur! Geri durursan onlar sana asla bir zarar veremezler. Şayet hükmedersen, aralarında adaletle hükmet! Çünkü Allah adilleri sever.”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div> En&#8217;âm sûresi 115. Ayette,</div>
<div><i>“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tam kemalindedir. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O hakkıyla işitir ve bilir.”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>A&#8217;raf sûresi 29 ve 181. Ayetlerde,</div>
<div><i>“De ki: &#8220;Rabbim adalet ve itidali emretti. Her secdenizde, her namaz zamanında veya mekanında, yüzünüzü O’nun kıblesine yöneltiniz! İhlasla, ibadetinizi yalnız O’nun rızası için yaparak Allah’a kulluk ediniz! Çünkü ilkin sizi O yarattığı gibi, dönüşünüz de yine O’na olacaktır.&#8221;”</i></div>
<div><i>“Yarattıklarımız içinde, daima Hakka giden yolu gösteren ve onunla adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Yunus sûresi 47 ve 54. Ayetlerde,</div>
<div><i>“Her ümmetin bir Peygamberi vardır. Peygamberleri kendilerine gelince, aralarında adaletle hükmedilir, hiç birine zulmedilmez.”</i></div>
<div><i>“Kendi nefsine zulmeden her kişi, dünyadaki bütün şeylere malik olsaydı bile, cezadan kurtulmak için hepsini fidye olarak verirdi. Onlar cezaları olan azabı görünce içten içe duydukları pişmanlığı açığa vururlar. Ne çare ki, kendilerine asla haksızlık edilmeksizin, aralarında adaletle hüküm verilmiştir.”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Nahl sûresi 90. Ayette,</div>
<div><i>“Allah adaleti, hatta adaletten de fazla olarak ihsanı, en güzel davranışı ve muhtaç oldukları şeyleri yakınlara vermeyi emreder. Hayasızlığı, çirkin işleri, zulüm ve tecavüzü yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Ahzab sûresi 24. Ayette,</div>
<div><i>“Allah, böylece sadık kalanları, doğruluklarına karşılık ödüllendirecek, münafıkları da dilerse azaba uğratacak veya tövbe nasib edip tövbelerini kabul buyuracaktır. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Fussilet sûresi 30. Ayette,</div>
<div><i>“Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da istikamet üzere, doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların üzerine melekler inip: “Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vâd edilen cennetle sevinin!” derler.”</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Haşir sûresi 18. Ayette ise;</div>
<div><i>“Ey iman edenler! Allah’ın azabına mâruz kalmaktan korunun. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’ın azabına dûçar olmaktan korunun. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” </i>Buyurmaktadır.</div>
<div></div>
<div>İmanı iz’an haline getirme ve kalp gözünün açılmasını sağlama mevzuunda gayret gösterilmeli. Çünkü fani dünyanın geçici nimetlerinden daha ziyade, ahiret hayatının gerçeklerini görmek, ilahi lütuflara mazhar olma mevzuunda ihmal göstermeme hususunda, hassas ve titiz olmalıdır. Zira insan gerçekten ciddi bir alemin yolcusudur. Nedamet ve pişmanlığın işe yaramayacağı bir alemin mensubu bulunduğunu unutmamalıdır.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Mehmet Ali Şengül | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/sidk-adalet-mehmet-ali-sengul/">Sıdk-Adalet | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
