<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>3 Aralık Dünya Engelliler Günü arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/3-aralik-dunya-engelliler-gunu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/3-aralik-dunya-engelliler-gunu/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Jan 2023 00:44:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>3 Aralık Dünya Engelliler Günü arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/3-aralik-dunya-engelliler-gunu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ruhum Kanatlı Benim &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/ruhum-kanatli-benimesra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2020 13:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[3 Aralık Dünya Engelliler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15244</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürüyordu. Kokuları rüzgarla etrafa yayılan mor zambakların arasından, yükselen güneşe doğru&#8230; Güneş ışığı yüzüne yansıyor, yer yer gözünü alsa da incitmiyordu. Her adımında belirginleşiyordu tebessümü. Zira yolun sonunda babasını görüyordu.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ruhum-kanatli-benimesra-kaya/">Ruhum Kanatlı Benim | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürüyordu. Kokuları rüzgarla etrafa yayılan mor zambakların arasından,<br />
yükselen güneşe doğru&#8230; Güneş ışığı yüzüne yansıyor, yer yer gözünü alsa da<br />
incitmiyordu. Her adımında belirginleşiyordu tebessümü. Zira yolun sonunda<br />
babasını görüyordu.</p>
<p>-Ablaaa, ablaaa!</p>
<p>Gözünü açtığında kardeşinin yatağın etrafında en yaygaracı haliyle<br />
koştuğunu gördü.</p>
<p>-Bırak bir sabah da kendim uyanayım be Ali! Offf, offf&#8230;</p>
<p>Bahar rüyalarından zemheri gerçeklere uyanmanın kederi sardı içini. Yine<br />
bitti. En güzel rüyalarından biriydi ama her güzel şey gibi sona erdi. Haftalardır<br />
görüyordu aynı rüyayı ve her defasında ilk defa görüyormuş gibi hissediyordu. Bu<br />
sebepledir ki uyanmak istemiyordu.<br />
Annesinin geceden başucuna bıraktığı suya uzandı. Hayret etti kendine.<br />
Suyun yarısından çoğu bitmişti ama içtiğini hatırlamıyordu. Bardağın kenarına<br />
tutunmuş, yavaşça aşağı kayan damlalara daldı bir müddet. Bir tanesi suya<br />
kavuşmak üzereydi ki annesinin dingin sesini duydu:</p>
<p>-Melisa! Uyandıysan alayım kızım seni!</p>
<p>Annesinin sesi, samuray kılıcı gibi tek hamlede üzerindeki karanlığı böldü.<br />
Semalarındaki keder bulutları kaçıştılar dört bir yana. İstemsiz gülümsedi ve cevap<br />
verdi:</p>
<p>-Uyandım anne! Seni bekliyorum.</p>
<p>Ses tonu değişmişti, nazlı bir sevinçle doğruldu. Gözü, kardeşinin açık<br />
bırakıp gittiği kapıda, beklemeye başladı. Annesi şimdi gelirdi. Uyanmış mı benim<br />
canım kızım, derdi. Gece mavisi perdelerini açar, “Hadi biraz oksijen alalım!”<br />
diyerek odasını havalandırırdı. Lakin bir tuhaflık vardı. Annesi gelmiyor, gürültücü<br />
kardeşinin de sesi duyulmuyordu. Bir endişe kapladı içini. “Yoksa yine mi?”</p>
<p>-Annneee! Niye gelmedin hala! Bak ağaç oldum burada, meyve veriyorum.</p>
<p>Derin bir sessizlik. Kalbi sıkışıyormuş gibi hissetti. Kollarıyla kendini sardı.<br />
Gür ve uzun saçlarını, bir şeylerden gizlenmek ister gibi önüne döktü. Dilinde<br />
annesinin öğrettiği dualar, sakinleşmeye çalıştı.<br />
Saniyeler geçtikçe tedirginliği artıyordu. Gözünü sıkıca kapattı. Ancak<br />
rahatlamak yerine bir türlü unutamadığı o günde buldu kendini. Hani o gün&#8230;<br />
Sekiz yıl önce, sonbaharın, sarı yaprakları eteğine doldurup gittiği günlerden biri&#8230;<br />
Yedi yaşlarındaydı. Mora çalan lacivert montu üzerinde, annesinin elinden sıkıca<br />
tutmuş, otogarda dedesinin köyüne gitmek üzere bekliyordu. Kardeşi bebekti<br />
daha. Babası aylardır görevdeydi, onunla buluşup köye beraberce gideceklerdi. İçi<br />
içine sığmıyordu. Babası ona aldığı yeni oyuncaktan bahsetmişti. Babasını göreceği<br />
için zaten sevinçliydi ama oyuncağı öğrenince heyecanı iki katına çıkmıştı. Zaman<br />
geçmek bilmiyor, sabırsızlığı artıyordu, bacakları ağrımaya başlamıştı, tam<br />
mızmızlanmaya başlarken babasını gördü. Elinde kocaman, süslü bir paketle karşı<br />
perondan onlara bakıyordu.</p>
<p>-Babaaaa!</p>
<p>Melisa, bir anda annesinin elinden kurtuldu ve babasına koştu. Annesi ne<br />
olduğunu anlamadan çoktan yola atlamıştı bile. Aradaki mesafe ne kadar da azdı<br />
halbuki. Lakin çoğaldı, çoğaldı&#8230; Babasına ulaşamadı. Ayaklarının yerden<br />
kesildiğini hissetti. Yerde buldu kendini. Şaşkın bakışlarla bir süre etrafı izledi.<br />
Annesinin feryadı, ambulans sirenleri, babasının seslenmesi&#8230;</p>
<p>-Melisa! Kızım, iyi misin?</p>
<p>Elini sıkıca tuttu babası. Kötü bir şey olmuştu ve hayatının bir daha eskisi<br />
gibi olmayacağını anlamıştı. Ama babası yanındaydı ya, korkmasına gerek yoktu.<br />
Sonrasında maddi, manevi çok zor günler geçirdiler. Annesi onunla<br />
ilgilenmek için öğretmenlikten ayrıldı. Babası da aynı sebeple aktif görevini<br />
bırakarak daha pasif bir göreve geçti. Artık aylarca süren operasyonlara gitmiyor,<br />
mesaisinden arta kalan zamanı da sadece onunla ve kardeşiyle geçiriyordu.<br />
Annesi ve babasının hep yanında olmalarından mutluydu aslında. Ne var ki<br />
hayatları artık eskisi gibi değildi. İkisi de mesleklerine ne kadar tutkuyla bağlıydı.<br />
Ama vazgeçmek zorunda kalmışlardı. Bu nedenle kendini suçlu hissediyordu.<br />
Bazen isyan ederdi. Babası şefkatli sesiyle:<br />
-Engelleri aşmadan kahraman olunmaz, derdi.<br />
-Ama baba, bu engelin üzerinden atlamak mümkün değil!</p>
<p>-Doğrudur! Bu, diğerleri gibi üzerinden atlanarak değil, onunla yaşamayı<br />
öğrenerek aşılan bir engel, deyip onu sakinleştirirdi.<br />
Aradan yıllar geçti. Alıştılar engellerle yaşamaya. Alışılmıyordu aslında ama<br />
ellerinde olanla mutlu olmayı biliyorlardı. Ta ki başka bir karanlık günle<br />
rastlaşıncaya kadar&#8230; Yine böyle bir gün, bir sabah vakti kapıları çalındı. Babası<br />
kapıyı açmaya gitti. Ama bir daha dönmedi. Yuvaları bu sefer de hiç anlamadığı<br />
veya hayatı boyunca da anlamayacağı bir iftira ile sınanıyordu. Öte yandan bu<br />
sınavda en ağır yük anneye düşmüştü. Bir yandan çocuklarına anne ve baba<br />
olmak, bir yandan da bu haksızlığa karşı mücadele etmek zorundaydı.”</p>
<p>-Melisa! Melisa, kızım!</p>
<p>Annesinin omzuna dokumasıyla kendine geldi. Zor duyulur bir sesle:<br />
-Anne, nerede kaldın, diye mırıldandı.<br />
Annesi bu kadar kısa süre içinde kızına ne olduğuna anlam verememişti.<br />
Şaşkınlıkla birkaç saniye kızının yüzüne baktı. Ardında toparlandı ve bir çiçeği<br />
sever gibi nazikçe önce gözyaşlarını, sonra alnında biriken terleri sildi.<br />
-Sana gelirken kapı çaldı. Kargo gelmiş. Bil bakalım kimden?<br />
Annesi, kızının kucağına küçümen bir paket bıraktı. Dışındaki gazete yer yer<br />
yıpranmış görünse de içinde kim bilir hangi sürprizleri barındırıyordu. Babasından<br />
geldiğini anladı. Az önce yaşadığı korku, yerini merak ve heyecana bırakmıştı.<br />
Paketi aldı, özenle açmaya başladı. Babası yine binbir özenle hazırladığı harika<br />
hediyelerinden göndermiş olmalıydı. Yanılmamıştı. Kardeşine, süt kutusu gibi atık<br />
maddelerden bir helikopter maketi, annesine ve Melisa’ya zeytin çekirdeğinden<br />
birer bileklik yapmıştı. İlaveten her birine özel üç ayrı mektup yerleştirmişti.<br />
Annesi ve kardeşi mektuplarını alıp farklı köşelere çekildi. Melisa da kendi<br />
mektubunu merakla açtı. Zarfın içinden kurumuş, mor bir zambak çıktı. Hafif ve<br />
tatlı kokusu üzerindeydi hala. Kokusunu içine çekti ve mektubu okumaya başladı.<br />
Okudukça sanki kalbi ağırlıklarından, ruhu engellerinden kurtuluyordu.<br />
“Ruhu kanatlı kızım, her zaman ziyaretime gelemesen de bil ki hayal<br />
aleminde daimi ziyaretçimsin sen benim. Tekerlekli sandalye senin bedenini,<br />
demir parmaklıklar da benim bedenimi hapsetmiş olabilir. Unutma! Özgür ruhlar<br />
ve temiz vicdanlar asla hapsolmazlar.”<br />
Melisa, annesinin yardımıyla tekerlekli sandalyesine oturdu. Penceresinden<br />
dışarı, tıpkı rüyasındaki gibi yükselen güneşe baktı. Sonbaharın cömertçe sunduğu</p>
<p>renk festivalini izledi. Göçmeye hazırlanan kuşların birbirine seslenmelerini takip<br />
etti. Sonra kendinin de onlarla birlikte göğe yükseldiğini, bulutların üzerinden<br />
şehre, evlerine ve havalandırma boşluğunda tellere rağmen gökyüzünü seyreden<br />
babasına baktığını hissetti. Ardından kurumuş zambağı bir kere daha koklayıp<br />
içine dolan yaşama sevinciyle babasını tasdikledi: Evet baba! Ruhum kanatlı benim<br />
ve her zaman gelemesem de senin daimi ziyaretçinim.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ruhum-kanatli-benimesra-kaya/">Ruhum Kanatlı Benim | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
