<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>10 Aralık İnsan Hakları Günü arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/10-aralik-insan-haklari-gunu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/10-aralik-insan-haklari-gunu/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Jan 2023 00:44:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>10 Aralık İnsan Hakları Günü arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/10-aralik-insan-haklari-gunu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harabe İnsanlık &#124; Esra Kaya</title>
		<link>https://hizmetten.com/harabe-insanlik-esra-kaya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2020 13:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[10 Aralık İnsan Hakları Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gecenin en kesif anlarından biriydi. Kışa hazırlanan aralık ayı, ayazını her zamanki gibi yanında getirmişti. Ellerini cebine sokuşturup büzüştü “Rehber”. Adımlarını hızlandırdı ve yolun bitimindeki, varlığı belirsiz patikaya döndü. Hep&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/harabe-insanlik-esra-kaya/">Harabe İnsanlık | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin en kesif anlarından biriydi. Kışa hazırlanan aralık ayı, ayazını her<br />
zamanki gibi yanında getirmişti. Ellerini cebine sokuşturup büzüştü “Rehber”.<br />
Adımlarını hızlandırdı ve yolun bitimindeki, varlığı belirsiz patikaya döndü. Hep<br />
geldiği yerdi ama ürpermeden edemedi. Köpek ulumaları eskisi gibi sık<br />
duyulmuyordu ancak derinden gelen nehir çağıltıları ortamı daha da ürpertici<br />
yapıyordu.<br />
“Rehber”, dikenli ve dar patikadaki beş dakikalık yürüyüşün ardından<br />
mekana vardı. Karşısında, on yıllardır evsizlerin, uyuşturucu ve insan tacirlerinin<br />
meskeni olmuş tek katlı bir harabe duruyordu. İçine girmeden önce ilk defa<br />
görüyormuşçasına biraz inceledi. Çatısı kısmen yıkılmıştı. Sıvası dökük duvar<br />
kalıntılarına bakınca önceden maviymiş rengi diye düşündü. Harabe, olanca<br />
viraneliğine rağmen adeta görevini devam ettiren emir eri edasıyla ayakta durmaya<br />
çalışıyordu. Yan tarafa düşen kapıya gitmek yerine, hemen önündeki yıkık<br />
duvardan çevik bir hareketle içeri atladı. Onu gören yuvarlak yüzlü, çekik gözlü<br />
Uygur genci sevinerek ayağa kalktı. Adama “Rehber” ismini bu genç vermişti. Onu,<br />
bir insan kaçakçısı olarak değil de hayallerine ulaşmada bir kılavuz olarak<br />
görüyordu zira. Heyecanla harabenin başka bir köşesinde spor yapan otuzlu<br />
yaşlardaki genç adama ve onun yanındaki siyahi gence kendine has şivesiyle<br />
seslendi.<br />
-Cerrah Aqa! Hassan! Bak “Rehber” geldi.<br />
Sonra harabenin mutfağı olduğu anlaşılan kısımda, duvara tünemiş oturan<br />
ellili yaşlarındaki kadına döndü.<br />
-Kiçik Apa, hayde sen de gel. Rehber bize aş getirmiştir.<br />
“Rehber” , kamuflaj desenli sırt çantasını yere döktü. Sonra eliyle düzeltti. Bir<br />
kutu peynir, biraz zeytin, birkaç şişe su ve ekmek. Sonra Cerrah’a döndü:<br />
-Cerrah, dedi. Hayırdır bu saatte ne sporu? Rüyanda mı gördün?<br />
Cerrah gülümsedi:</p>
<p>-Hayır, dedi. Cerrah dediğin ameliyatta saatlerce yorulmadan ayakta<br />
durabilen adamdır. Bunun için kondisyon şart.<br />
Rehber alaycı bir şekilde güldü:<br />
-Bu saatten sonra sen kim, cerrahlık kim? İhraç oldun, bitti, gitti. Rüyanda<br />
görürsün ancak.<br />
Cerrah bozulduysa da belli etmedi. Konuyu değiştirmek için sordu:<br />
&#8211; Ne getirdin bize bugün?<br />
-Yiyecek birkaç parça bir şey, bir de bugünkü gazeteyi getirdim.<br />
Uygur genci, gelen yiyecekleri eski bir gazete parçasının üzerine<br />
yerleştirmişti bile. Hassan, hızlıca pet şişelerden birini aldı. Kana kana içti suyu.<br />
Suyun damarlarına karışmasını hissetmek istercesine gözlerini kapattı. Sonra:<br />
-Ilshat, dedi Uygur gence. Sanki bir kabusun ortasında gibiyim.<br />
Son derece akıcı Türkçe konuşan bu delikanlı, 4 yıl önce memleketi<br />
Somali’den çıkmıştı. Çok şey istemiyordu. Tek derdi, ailesini savaşın ortasından<br />
kurtarmak, onlara güvenli bir çatı ve düzenli yemek imkanı sağlamaktı. Türkiye’ye<br />
gelene kadar yolda açlık, susuzluk, hastalık ne varsa yaşamış, bir de üstüne dağlık<br />
arazilere mevzilenmiş terör örgütlerinden canını zor kurtarmıştı. Türkiye’de<br />
yaşayabileceğini sanmış, bu sefer de ten renginden dolayı iş bulamamıştı. Üst üste<br />
yaşadığı sıkıntıların ardından bazen kendini dermansız hissediyordu ama ne<br />
zaman pes edecek gibi olsa kardeşlerinin masum yüzleri geliyordu aklına. Pes<br />
etmeyi aklına getirmekten bile utanıyordu.<br />
Ilshat, şefkatle omzuna dokundu Hassan’ın.<br />
&#8211; Qarındaş, iyi anlarım seni.<br />
Cerrah:<br />
-Gençler, hadi bismillah. Bugünkü rızkımızı yiyelim. Abla, sen de gel hadi!<br />
İstemeye istemeye geldi kadın. Tanımadığı adamlarla bir harabede<br />
kalmaktan başlangıçta korkmuş ama temiz insanlar olduklarını anlayınca<br />
rahatlamıştı. Ancak tam bir sır kutusuydu. Elinde sıkı sıkı tuttuğu fotoğraf ile gün<br />
boyu aynı köşede oturuyor, gençlerle ne konuşuyor, ne de kendi hakkında bir şey<br />
anlatıyordu.</p>
<p>Yemeğin ardından gazete okumaya geldi sıra. Ilshat dış politika haberlerine<br />
bakardı. Milletinin uğradığı zulmü duyuracak bir haber arardı her defasında.<br />
Bulamazdı. Saçma sapan haberleri gösterir:<br />
-Kan ağlarım, halkımı zalimce kırarlar ama dost sandıklarımız pul kadar<br />
kıymet verip bu zulmün sözünü etmezler.<br />
Dost sandıkları zulümden bahsetmek bir yana, bir bahane bulup pasaportuna<br />
el koymuşlardı Ilshat’ın, sonra iade etmek için karga tulumba havalimanına<br />
götürmüşlerdi. O esnada havalimanından kaçmayı başarmış. Kurtulduğuna<br />
şükrederdi, lakin ara ara bu harabede kapana kısılmış hissederdi kendini. Bazen<br />
sesli ağlar, bazen sakinleşir ama her daim çıra gibi yanardı. Hayal kurardı bazen.<br />
Yuva kurduğunu, sabah işe gidip akşam eve geldiğini, çocuklarıyla oynadığını&#8230;<br />
Ama ona göre uzak hayallerdi bunlar.<br />
Tam herkes yatmaya hazırlanırken bir feryat yükseldi kadından. Dondu kaldı<br />
herkes. Kadıncağız, elinde gazetenin üçüncü sayfası, çılgınca bağırıyordu. Ilshat:<br />
-Kiçik Apa, gözünü sevem sakin ol! Duyacaklar, yakalayacaklar bizi.<br />
-Öldürdüler kuzumu! Kuzumu öldürdüler!<br />
Günlerdir elinde tuttuğu fotoğrafı gösterdi. Gazetedeki fotoğraf ile aynıydı.<br />
Yirmili yaşlarda bir genç kızın resmi&#8230; Ortama yas sessizliği hakim oldu. Kadını<br />
eşya gibi gören zihniyet, kendini ilah yerine koymuş, ona bir nefesi bile çok<br />
görmüştü. Tazecik bir fidan daha kırılmış ve bir ana diri diri toprağa gömülmüştü.<br />
Kadıncağızı, tanımadığı insanlarla bir harabeye sığınmaya hangi korkunun mecbur<br />
bıraktığını artık herkes anlamıştı.<br />
Rehber, daha fazla dayanamadı. Geceyi burada geçirmeyi düşünüyordu ama<br />
bu kadar acı, uzun zaman önce donduğunu düşündüğü vicdanına ağır gelmişti.<br />
-Hazır olun, dedi. Yarın gece geleceğim. Yolculuk başlayacak.<br />
Cerrah, tamam anlamında başını salladı. On gündür kısıldıkları bu kapandan<br />
kurtulup umuda doğru yelken açabileceklerdi. Aklına geride bıraktığında üç<br />
günlük olan kızı geldi. Ümitlenmek istedi. Bir sabır çekti.<br />
Rehber sabah olmadan ayrıldı yanlarından. Titizce plan yaptı, tertibatı<br />
hazırladı. Geceyi beklerken kaç sigara yaktı, sayamadı. Şimdiye kadar pek çok<br />
insanı geçirmişti karşıya. Yine aynı şeyi yapacaktı ama içinde garip bir huzursuzluk<br />
vardı. Akşamüstü telefon çaldı. Arayan Cerrah’tı.</p>
<p>-Abi, baskın yedik. Sen çıktıktan az sonra geldiler. Ben son anda duvarın<br />
ardına attım kendimi. Beni fark etmediler. Ama Hassan, Ilschat ve ablayı<br />
götürdüler. Çok gördüler abi. Bize özgürlüğü çok gördüler.<br />
Beyninden vurulmuşa döndü “Rehber”. Sigarası düştü ağzından. Çok kere<br />
baskın yemişlerdi ama bu defası içini yakmıştı. Olduğu yere çöktü. Birkaç damla<br />
gözyaşı düştü eline. Yıllar sonra ilk defa ağlıyordu.<br />
-İnsan gibi yaşamak bu kadar mı zor! Çok mu şey istediler sizden? Güvende<br />
yaşamak istediler sadece, öldürülmemek, ailelerine iki lokma ekmek götürmek&#8230;<br />
Çok mu şey istediler sizden?<br />
Birbiriyle ilgisi olmayan bu dört insan, değil günlerce içinde yaşamak,<br />
yakınına dahi adım atmayacakları tekinsiz bir harabede umulmadık bir şekilde bir<br />
araya gelmiş ve yine ümit etmedikleri bir şekilde bambaşka talihlere yelken<br />
açmışlardı. Gerçek o ki insanca yaşamak, sözde herkesin kolayca ulaşabildiği bir<br />
hak iken kimisi için Kaf dağının ardında yaşayan Zümrüd-ü Anka Kuşu<br />
ulaşılmazlığındaydı.<br />
Bu ve benzeri düşünceler arasında “Rehber”, mevsime inat sakinlikte bir<br />
Meriç gecesi Cerrah’ı insanca yaşama umudunu gurbette arayanlar kervanına<br />
uğurladı. Cerrah orada aradığını buldu mu bilinmez ama tarih boyunca bu arayış<br />
hiç sonlanmadı.</p>
<p><strong>Hizmetten | Esra Kaya</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/harabe-insanlik-esra-kaya/">Harabe İnsanlık | Esra Kaya</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
