Sizden Bu Ülkeye Nasıl Bir Zarar Gelebilir Ki Allah Aşkına?!.

Değerli dostlar gün geçmiyor ki, içimizi inşirahla dolduran, gönüllerimizi mutluluk esintileriyle serinleten ve yüreklerimizi heyecana getiren yeni yeni haberlerle karşılaşmış olmayalım. Dün gene içimizi serinletecek sosyal medyaya şöyle bir haber düştü.

Murat Yaris ve eşi Semra hanım, internetteki ilan aracılığıyla 400 euroya bir mutfak satın alırlar. Aldıkları bu mutfak dolabını Königsbrunn’daki dairelerine yerleştirirken tabak ve tavaların arkasında içi parayla dolu zarfları fark ederler. Birinin özenle sayıp tabakların arkasına yerleştirdiği bu zarflar toplam on iki tane olup her birinin içinde 1000 avro vardır. Yaklaşık iki yıldır Almanya’da yaşayan Yaris ailesi, “Bu para bize ait değil, öylece alamayız.” diyerek polise giderler ve paranın sahibini bularak emaneti sahibine teslim ederler. Bu olay Augsburg medyasına haber olur ve habere konu olan Yaris ailesinin niye memleketini terk etmek zorunda bırakıldığı da haberde yer almış.

Güzelim memleketimde yok iltisak, yok üye, yok bilmem ne diyerek hayatı zehrettikleri yüzlerce insan, Yaris ailesi gibi yurt dışına çıkmak zorunda bırakıldı. Memleket ise tamamıyla kırk haramilere kaldı. Rabbim hem Anadolu’yu hem de Anadolu insanının sonunu hayreylesin. Keşke, yüzlerce yetişmiş güzelim insanımızı kaybettiğini geride kalanlar bari biran önce fark edebilseler…

Bu vesileyle Mehmet Ali Şengül hocamın anlattığı bir hadiseyi hatırladım. Rabbim gani gani rahmet eylesin ve mekanını Firdevs eylesin inşallah. M. Ali Şengül hocamız İzmir’in Mersinli semtinde câmi imamlığı yaptığı yıllarda kendisini takip eden devletin istihbarat elemanı; “Ne yazık ki, sizin gibi fedakâr bir vatan evladının peşine bizleri takarak meşgul ediyorlar.” der ve M. Şengül hocamızla ilgili yaşadığı hadiseyi şöyle anlatır: “Bir gün baktım bir öğrenci geldi abdest alıp namazını kıldı. Giderken siz onun ayakkabısının delik olup su aldığı ve çoraplarını da ıslattığını fark ettiniz. Ona “Biraz bekle, geliyorum” dediniz ve evinize gidip sağlam çorap ve ayakkabı getirdiniz. Sizden bu ülkeye nasıl bir zarar gelebilir ki Allah aşkına?!.”

Şengül hocamızı takip eden o istihbarat elemanı insaflı biriymiş ki yapılan yanlışı görmüş ve helallik dilemiş. Halk arasında hadîs olarak meşhur olmuş; “İnsaf dinin yarısıdır” diye bir söz vardır. İnsaf, daha çok hak, adalet ve doğruluktan hiç ayrılmama manalarını ifade etmek için kullanılır.  Keşke, hem bu gün sözüm ona Müslümanlığı temsil ettiklerini iddia edenler, hem de arkalarına taktıkları insanlar, buldukları parayı el sürmeyecek kadar nezih olan tertemiz insanlara karşı devletin bu istihbarat elemanı kadarcık olsun insaflı olabilselerdi.

Heyhat, insaftan o kadar uzaklaşıldı ki, karakolda işkenceyle öldürülen Gökhan Açıkkolu -ki sonradan suçsuz olduğu adli makamlarca tespit edilip görevine iade edildi- için hainler mezarlığı adres gösterildi. Burada Sevinç Özarslan’ın en son yaptığı mağdur haberini de zikretmezsek ayıp olur. Belki bazınız bu haberi okumuştur ki, şöyle: Hayrına öğrencilere ekmek verdi diyerek tutuklanan yetmiş sekiz yaşındaki Nihat Toktar, halen Kırklareli E Tipi Kapalı Cezaevinde yatıyor. Zamanın Kırklareli valisi Hüseyin Avni Coş’un eğitime katkılarından dolayı kendisine ödül verdiği bu insan, bu gün cezaevinde ölüme terk edilmiş durumda. Oğlu Fatih Toktar, “Babam katarakt, prostat, tansiyon hastası. İnfaz ertelemeye başvurduk, reddedildi. Babamla aynı dosyada yargılanan iki arkadaşı beraat etti. Babamın yeniden yargılama talebi Yargıtay tarafından reddedildi. Kalan 2 yılı sağlam atlatması zor görünüyor.” diyor.

Eğer ‘insaf dinin yarısı’ ise bu gün dini temsil ettiğini iddia edenler bu insaftan nasibini almamışlar demektir. Ne diyelim Allah önce akıl, sonra da insaf ve iz’an versin.

Tekrar başa dönecek olursak; ister KHK zulmüyle, isterse iltisak vs. diyerek bir şekilde zulmedilen insanlar, elbette gölgelerine takılıp kalmayacak ve geçmişin sevimsiz suratına bakarak yüzlerini ekşitmeyeceklerdir elbet. Hedeflerine koydukları güneşe yolculuklarını hiç ara vermeksizin devem ettirecek ve bulundukları yerlerde bazen bir tebessümle, bazen bir ziyaretle bazen de buldukları emanetleri sahiplerine teslim etmekle yeryüzünde İslam’ın dırahşan çehresini yeniden temsil edeceklerdir. Ne mutlu, elindeki kıt kanat imkanlarla da olsa dinin yüzünü güldüren güzel insanlara….

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

 

İlgili Yazılar

Hizmet Eğitim Normları-3: Aile, Öğretmen ve Öğrenci Odaklı Eğitim

“Benim Bir Tek Derdim Var.”

Yeniden Vira Bismillah

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Gizlilik Bildirimi