Kürsü

Sıhhat, Selâmet ve Huzur Medeniyeti

Soru: Eskiden beri bize, abdest sularının diğer kirli sulara karıştırılmaması tavsiye edilir. Bu gibi tavsiyeleri de göz önünde bulundurduğumuzda geleceğin projelerini yapacak genç mühendis adaylarına neler tavsiye edersiniz?

Cevap: Bu konu daha çok çevre sağlığı ile alâkalıdır. Ancak soruda bahsi geçen husus, dinî bir endişeyi de içinde ifade etmektedir. Evet, keşke imkân olsa da abdest sularımız def-i tabiinin aktığı lağım kanallarına karışmasa. Bununla beraber bu konu dinin en önemli meselelerinden de değildir. Yalnız bazı fakihler, insan vücudundan ayrılan abdest sularının (mâ-i müsta’mel) necis olduğu hükmüne varmışlar ve bunların, insanın üstüne başına sıçramaması gerektiğini söylemişlerdir. Kanaatimce, yemek artıklarının ve bulaşık sularının kanalizasyonlara akmaması, bundan daha ehemmiyetli bir mevzudur. Bu konudaki hassasiyetimizle, nimete karşı saygı nispetinde Allah’a karşı şükretmiş ve böylece nimetimizi artırma yoluna girmiş oluruz. Maalesef günümüzde Müslümanlar olarak bu konuda çok büyük nankörlükler yapılmakta ve Allah’a (celle celâluhu) karşı büyük kusurlar işlenmektedir. Bütün bunların temelinde de bu tür bir medeniyeti inşa eden kimselerin sorumsuzluğu yatmaktadır.

Milletler, tarih boyunca çeşitli medeniyetler kurmuşlardır. Bu medeniyetler, gerek sanat ve edebiyat telakkileri, gerekse kültürel zenginlikleriyle birbirlerinden farklı karakterlere sahiptirler. Birbirlerinden tamamen farklı bu medeniyetler kendi devirlerini tamamlayarak zamanla tarih sahnesinden çekilmişlerdir.

Yirminci asırda dünyanın âdeta bir şehir hâline gelmesi, genel bir medeniyet anlayışı düşüncesini oluşturmuştur. Bugün topyekûn insanlığa “20. ve 21. asrın medeniyet telâkkisi” hâkim olmuştur. Dolayısıyla, bilim, teknoloji ve insanlığın hedef alınması açısından Batı medeniyeti ile Doğu medeniyeti arasında ciddi bir farklılık söz konusu değildir. Aradaki fark, bu medeniyete ayak uydurmada gösterilen performansla alâkalıdır. Her milletin bu hıza ayak uydurma kapasitesi farklılık arz edebilir. Bir devlet adamı veya bir toplum, kendi ülkesi hakkında: “İnşâallah önümüzdeki beş yılda gelişmiş ülkelerin ilk ellisi, on yılda ilk yirmisi, on beş yılda da ilk onu arasında yerimizi alacağız.” dediği zaman, o ülke adına bir hedef belirlenmiş demektir.

Binalarımız, şehirlerimiz, sanayi ocaklarımız ve sahip olacağımız daha pek çok şey bu medeniyetin gereğince oluşacaktır. Dünyada, Fransız ihtilalini veya Avrupa Rönesansını müteakiben bir medeniyet furyası patlamış, radyoaktif tesirleri dünyanın her yerinde hissedilmiş ve insanlar âdeta sarhoşçasına, kayıtsız-şartsız o medeniyete yönelmişlerdi. Şehir plânlamaları yapılırken ulaşım, mimarî ve altyapı problemleri hiç düşünülmemiş, neticesi hesap edilmeksizin pek çok zararlı atık denizlere akıtılmış ve böylece belki bütün bir insanlığı doyurabilecek bir gıda deposu sabote edilmiştir. İnsanoğlunun tabiî yaşama alanı olması gereken şehir merkezlerine büyük fabrikalar ve sanayi tesisleri kurulmuş ve insanların ruh ve beden sağlıkları tehlikeye atılmıştır.

Evet, işte bu medeniyet, âdeta elinde kılıcıyla bir cellat gibi insan unsurunu tehdit eder hâle gelmiştir. Vebali, bu medeniyeti inşa edenlere aittir ve onlar, Allah’ın huzurunda bunun hesabını vereceklerdir. Bu anlayışın önünü ancak, mevcut medeniyet telakkilerinin dışında yepyeni, anlayışlı, kültürlü ve devrini kavramış bir İslâm medeniyeti alabilir.

Sıhhat, Selâmet ve Huzur Medeniyeti 2

Zuhurunu ümit ettiğimiz bu medeniyeti idare ve inşa edecek olanlar, İslâm’ı kendi ruhuna uygun olarak kavrayarak bütün yanlışları ortadan kaldıracak ve insanlığın sıhhat, selâmet ve gerçek huzurunu hedef alan yepyeni bir medeniyet kuracaklardır. Bu medeniyette şehirlerin nüfusu belli bir rakamı geçmeyecek ve banliyölerle şehirler arasında rahat seyahat imkânları olacak. Sanayi müesseseleri şehirlerin en uzak noktalarına taşınacak ve fabrika bacalarından çıkan dumanların ağaçlar tarafından zararsız hale getirilmesi temin edilerek ortam yaşamaya müsait hâle getirilecektir. Bu medeniyetin insanları, gıda mahallerini temiz tutacak, binaları buna uygun yapacak, kirli suları türlerine göre ayırarak şehirleri bundan arındıracaktır. İnsan merkezli bu medeniyet, insanlığın sıhhat, selâmet ve gerçek huzurunu hedef alacak, ona göre kurulacak ve huzur vaat edici olacaktır.

Günümüz medeniyeti inşa edilirken Müslümanların bunda sözü yoktu. Bu sebeple Allah (celle celâluhu) bizi bundan hesaba çekmeyecektir. Ancak yepyeni, ter ü taze ve insanlığı hedef alan bir medeniyet inşa edip etmediğimiz hususunda sorguya çekilebiliriz. İnşâallah bir gün ülkesini yürekten seven, şahsî ikbalinden ziyade milletinin terakkisini düşünen mühendislerimiz, hususiyle çevre sağlığı ile ilgilenenler, devletin çeşitli kademelerinde vazife alacak ve bu işi olgunlaştırarak, rical-i devlete de kabul ettireceklerdir.

Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu