Selver Teyze’nin Emaneti

ŞEMSİNUR ÖZDEMİR

23 Şubat Perşembe sabahı, sosyal medya hesabıma bir mesaj geldiğini fark ettim: “Selver teyze vefat etti.” Ah, dedim, ah ah… Gözlerim doldu, yüreğim kabardı. Deprem felaketlerinde kaybettiğimiz canların acısının üzerine yeni bir hüzün daha eklenmişti. Gurbet diyarında en yakın akrabamı kaybetmiş gibi bir boşluk hissettim. Sonra yarım asırlık kadim dostu olan bir büyüğümü arayıp haberi teyit ettim. “Şimdi cenazesinden geldik” diyordu gözü yaşlı. Manisa Turgutlu eşrafından Mustafa Türk’ün değerli eşi, hayatını genç nesillerin yetiştirilmesine adamış hizmet ehli Selver teyzemiz geçirdiği rahatsızlık sonrası kaldırıldığı hastanede ruhunun ufkuna yürümüştü. Allah rahmet eylesin, kabri pürnur, mekanı cennet olsun.

Onu tanımayanlar neden böyle bir yazı kaleme aldığımı haklı olarak merak edebilir. O ünlü bir insan değildi. Elbette kendi varlığı ve karakteri ile özel bir şahsiyetti, fakat yapıp ettikleriyle, emeği ve gayreti ile “insanlardan bir insan” olmaya çalışan bir hizmet gönüllüsü portresiydi. Selver Teyze, kendi öz annenizden sonra rahatlıkla “anne” diyebileceğiniz, şefkatli kucağı dünyalar kadar geniş bir “hizmet annesi” idi.

Onunla ilk olarak 2000’li yılların başında “bir aile dostu” sıfatıyla tanıştığımı hatırlıyorum. Fakat zaman içinde aile hayatını, eğitim hizmetlerine desteklerini öğrendikçe ne kadar çok insana tesir ettiğini ve emek verdiğini görüyordum. İlkokula bile gitmemiş, okuma yazmayı zar zor öğrenmiş çalışkan, gayretli bir Anadolu kadınının dünyanın dört bir yanına dağılmış hizmet insanlarıyla gönül bağları vardı. 1970’lerden itibaren yetişen eğitimciler arasında yolu İzmir’e, Manisa’ya düşüp de evine uğramayan, sofrasına oturup bir bardak çayını içmeyen yok gibiydi.

O zamanlar çalıştığım ZAMAN Gazetesi Aile sayfası için bir röportaj yapmayı talep ettiğimde, ilk başta razı olmamıştı. “Bana mı kaldı hizmeti anlatmak, ben okula bile gitmedim” diyerek itiraz ediyordu fakat nihayetinde yine Allah rızası için bir hizmete vesile olma niyetiyle kabul etmişti. (Zaman Gazetesi’nin internet arşivi silindiği için haber kupürlerine ulaşmak şu anda mümkün değil fakat Hizmet Anneleri kitabımızın 2. Cildinde bu röportaj yer alıyor.) Sonrasında IRMAK TV’de yayınlanan Hizmet Anneleri belgesellerini hazırlarken yine çalmıştık kapısını. Akçapınar’daki evinde bir kez de kameraların önünde hayat hikayesini ve Allah rızası için hizmet duygusunun nasıl şekillendiğini, yaptığı faaliyetleri anlatmıştı. Örneğin, 50 yıldır misafirsiz bir günü geçmediği gibi artık geceleri de rüyalarında misafir ağırladığını, alel acele sofralar kurduğunu, çay demleyip pirinç ölçtüğünü söylüyordu.

Selver teyze aynı zamanda “Hocaanne ve Ailesi” kitabını hazırlarken başvurduğum en önemli canlı şahitlerden biriydi. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin annesi Refia hanımı çok yakından tanımış, torununu kendine gelin ederek akrabalık bağı kurmuş, ailenin bir parçası haline gelmişti. Uzun saatler boyu Hocaanne’yi anlatmış, hem kendi beraberliklerini hem de onun kendisine anlattığı hatıralarını paylaşmıştı. Allah ebeden razı olsun.

1966’da Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi İzmir’de ilk vaazlarına başladığından itibaren karı-koca eğitim hizmetlerinin ilk destekçileri olmuşlar; evlerini, imkanlarını ve gönüllerini Allah rızası için yapılan faaliyetlere açmışlardı. Selver teyze sadece eşinin infaklarına ortak olmakla yetinmemiş, kendi çevresini de bu yolda teşvik etmiş, bir köylü kadın bile olsa insan eğer ister ve gayret ederse neleri başarabileceğini göstermişti. Öğrenciler için sadece kendi imkanlarını sarfetmekle yetinmiyor, çevresini de bu hizmet kervanına katılmaya teşvik ediyordu. Bu manadaki bakış açısını gösteren bir hadiseyi şöyle anlatmıştı:

“Komşularıma gidiyor “Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi?” diyordum. Salça, peynir, tarhana, erişte, bulgur, pekmez, zeytin, zeytinyağı vb. aklına ne gelirse her şeyi toplayıp öğrencilere gönderiyordum. Bazı günler süt topluyor, pişirip mayalıyor, talebelere yoğurt yapıyordum. Öyle seviniyordum ki bunları yapabildiğim için. Zeytin zamanı bir arkadaşımla el arabasına birkaç teneke koyduk, yağ toplamaya çıktık. Evine 5000 litre yağ girdiğini bildiğim bir akrabamıza gittik ama o bize sadece 1 çay bardağı yağ verdi.  Elime aldım o yağı, bakıyorum. İçimden dedim, “bu yağı bunun suratına serpsem, bardağı da yere vursam, bıraksam gitsem… Ama o kadar da ihtiyaç var ki, bu yağın ne günahı var? Şimdi bu yağı yere döksem, bardağını kırsam, onun gönlünü kırsam ne kazanırım? Ama ben bununla 5 kiloluk tencerede kuru fasulye pişirsem, 10 talebe bir sofraya otursa karnını doyurur. Bakarsın bu sene bunu verir, yeni sene daha fazla verir. Allah’ım verdirtir.” Aldım o yağı tenekenin içine kattım. “Allah razı olsun, seneye bunun 3 katını alacağım senden ama kilosunu söylemiyorum” dedim. Allah’ıma kurban olayım yeni sene 15 kilo verdi o kişi.”

Kalp kırmadan, gönül evini yıkmadan insanları iyiliğe nasıl teşvik edeceğimizi öğretiyordu bize Selver teyze. “Derviş gönülsüz gerek” hakikatini ruhuna sindirmişti adeta. Maddi imkanlarının genişliğine rağmen küçük bir köy evinde yaşıyordu. Misafirleri eve sığmadığı için eşiyle beraber bir çözüm düşünmüşler, evin yanında üstü kapalı bir alanı eve hiç girmeye gerek kalmadan yemek pişirilip misafir ağırlanacak şekilde düzenlemişlerdi. Kendileri evde olmasa bile yolu düşen herkes orada dinlenip, karnını doyurabilirdi. Mustafa amca ile Selver teyze, kapıları çalınıp misafir gelmediği gün “bugün ne günah işledik ki kimse gelmedi hala?” diye kendini muhasebeye çeken insanlardı.

15 Temmuz 2016’da sahnelenen darbe tiyatrosu, binlerce hizmet gönüllüsü gibi onun da hayatını altüst etti. Bu süreçte evlatlarının, torunlarının her biri dünyanın farklı yerlerine dağılmıştı. Büyük oğlu ile eşi Mustafa amca asılsız suçlamalarla tutuklanarak Manisa cezaevine konulduğunda, hasta haliyle imkân buldukça onları ziyaret ediyordu. Misafirsiz günü geçmeyen o küçük ev artık sessiz, ıssız, kapısı çalınmaz olmuştu. Bu dünyada kadınıyla erkeğiyle en sevdiği, emek verdiği insanlar ya hicret diyarlarında ya da cezaevlerindeydi.

Ahir ömründe hasta ve yalnızdı Selver teyze. İleri yaşına ve hastalıklarına rağmen 15 ay cezaevinde tutulan eşinin tahliyesi ile teselli bulmuş olsa da yaşanan hadiselerle gönlü kırıktı. En son biz de hicret yolculuğuna çıkmadan önce ziyaret edip dualarını istemiş, sarılıp ağlaşmıştık.

Onun bereketli hayatını burada birkaç satıra sığdırmak mümkün değil. Benim asıl ifade etmek istediğim Selver teyzenin bir “hizmet annesi” sıfatıyla prototip oluşudur. Onun gibi tanıyıp bilemediğimiz nice gönül insanının emeği ile hizmet hareketi bugünlere ulaştı. İnfak edilen bir bardak yağ, bir kilo tarhana, bir alyans, bir küpe ile damla damla biriken, çoğalan “Hizmet” kervanı, dünyanın dört bir yanında iyiliği çoğaltmak, kötülükle mücadele etmek gayesiyle yoluna devam ediyor. Ahir ömründe eğitim kurumlarını ziyaret ettiği bir gün Selver teyze yanındakilere şöyle der: “Beni bir kenarda yalnız bırakın da doya doya ağlayayım. Bugünleri gösteren Rabbime hamd edeyim.”

Bugünkü hizmet faaliyetleri Selver teyze gibi varını yoğunu ortaya koyan o ilk erlerin rüyasıydı. Sahip olduğumuz maddi-manevi her bir değerin temelinde onların say ü gayretleri, duaları, gözyaşları bulunmakta. Hizmet, bugünün gönüllülerine “Selver teyzeler”in emanetidir. Şimdilerde hep beraber nice badireler atlatıyor, zorlu imtihanlardan geçiyoruz. Hizmet 50 yıl önce de kolay değildi, şimdi de değil. Sınav soruları farklı olsa da sınavın çetinliği hiç değişmiyor. Ve bu bir bayrak yarışı, emaneti gelecek nesillere taşıma çabası. Bizler, bugünün orta yaşlı nesilleri, Selver teyzelerin emeğini, gayretini, dualarını görerek, duyarak yetiştik. “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek…” nasıl olunur, onlarda gördük. Biz ne kadar onlara benzedik, bilemiyorum, herkes kendi muhasebesini yapacaktır.

Selver teyzenin vefat haberini aldığımdan beri kendime en çok sorduğum soru şuydu: Biz gelecek nesillere bu emaneti nasıl taşıyacağız? Yeni nesillerin amcaları, teyzeleri büyükleri olarak hizmeti, imanı, İslam’ı nasıl temsil edeceğiz?

Buradan bir kere daha Selver teyzemize Cenabı Mevla’dan rahmetler, hasta yatağındaki eşi Mustafa amcamıza acil şifalar, geride kalan sevenlerine baş sağlığı dilerim.

İlgili Yazılar

Marina Satti ve İnsanlık Dersi

Respect Kur’an Okulu’ndan Yetişkinler için Kur’an Tilaveti Programı

Acacia Derneği’nden Birlik ve Beraberlik İçin Aşure İkramı

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Gizlilik Bildirimi