AktüelHaber

Kur’an kursu hocası Emel Hanım’ın hikayesi

Derin ve dipsiz kuyular misali koğuşlarda kalan, yüreklerinde tertemiz bir rüya aydınlığı, avuçlarında dua serinlikleri bulan Yusufların geride kalanlarıyla söyleşmeye devam ediyoruz.

Her insan birbirinin hem aynı hem gayrı. Hem aynası en sırrı.  Hem armağanı hem imtihanı. Hayatları sert bir rüzgârın etkisiyle, baştan aşağı değişen bir aileye konuk oluyoruz. Kuran kursu hocası Emel Hanım ile din kültürü öğretmeni İbrahim Bey’in hikayelerine..

Üçü kız, biri erkek dört çocuk sahibi olan aile fertlerinin hayatları, meslekten ihraç edilen ve bunu bir gazete küpüründen öğrenen anne babalarının işsiz bırakılmalarıyla tamamen değişir. Liseye ortaokula ve ilkokula giden dört çocukları vardır. Bir şeyler yapmak gereklidir. Kendinden emin, sicili tertemiz ve hiçbir suça bulaşmamış olan 20 yıllık öğretmen İbrahim Bey; meslekten haksız yere ihraç edilmesi sebebiyle dava açmak üzere adliyeye gider. Ne var ki, hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Henüz adliyede hiçbir işlem yapamadan apar topar gözaltına alınır.

Eşinin gözaltına alındığını, kendisi arayan polis memurundan öğrenen Emel Hanım, hemen bir çanta hazırlar ve eşinin tutukluluk kararı sebebiyle götürülmek üzere olduğu cezaevi yolu üstüne çıkarak valizini teslim eder. Bu birkaç dakikalık görüşme vedalaşma ve eşya verme faslı, aslında aylar sürecek bir hasretin de başlangıcıdır. Çocuklar babalarını elleri kelepçeli etrafında bir sürü polis olduğu halde bir ekip otosunun içinde görünce bu durumdan çok etkilenirler. Her biri gözyaşlarına engel olamaz. İbrahim Bey onları teselli eder ve sanki olacakları hissetmiş gibi, “Ağlamayın” der. “Ağlamayın, dik durun. Süreç uzayabilir, sizin üzülmenizi istemiyorum.”

20 yıllık eşinin bir anda tutuklanması ve cezaevine gönderilmesi karşısında ne yapacağını bilemeyen Emel Hanım, çocuklarına hem anne olur hem baba. Özellikle lise ikinci sınıfta okurken birdenbire şizofren teşhisi konulan oğlu için endişe eder. Babasına her çocuğun babasına olan düşkünlüğünden biraz daha fazla düşkün olan oğlu, yokluğunda zor günler yaşayacak ve ailesine de yaşatacaktır. En küçük kızları henüz ilkokul birinci sınıftadır. Bir büyük ablası kendisi ona adayacak, babasının yokluğunda her işe koşturmak zorunda kalan annesine yardım etmek için, kardeşine annelik yapacaktır.

Haftalık cezaevi ziyaretleri, o zamanlar iki ayda bir olan açık görüşler, 10 dakikalık telefon görüşlerine sığmayan cümleler… Günler ve aylar geçerken; bir buçuk yılın sonunda mahkemeden çıkan tahliye kararı ile havalara uçar aile. İbrahim Bey’i cezaevinden almak üzere birkaç araç konvoy halinde her zaman görüş için gittikleri yolu kat ederler. Sevinç, heyecan ve mutluluk içindedir herkes. En çok da evin oğlu, babasına kavuşacağı için sevinçlidir. Babası gittikten sonra, üç katı ilaç kullanarak kontrol altına alınabilen ruhsal durumu, babasının gelişi ile belki de tamamen düzelebilecektir.

Saatler geçer, heyecanlı bekleyiş yerini gerginliğe ve korkuya bırakır. Zira her tahliye olan çıkmış, fakat İbrahim Bey bir türlü çıkmamıştır. Gece yarısına doğru Emel Hanım, eşinin daha evvel görev yaptığı başka bir şehirdeki şikâyet üzerine; cezaevinden çıkar çıkmaz tekrar gözaltına alındığını ve hatta o şehre götürülmek üzere yola çıktığını öğrenir. Aile kapıda saatlerce bekletilirken, bir cezaevi aracında elleri kelepçeli tabut gibi bir bölmede yolculuk yapmak zorunda bırakılan İbrahim Bey, kapıda bekleyen ailesini, tel örgülü küçük araç camından görmüş, gözyaşlarına engel olamamış fakat sesini ailesine duyuramamıştır. Bu durumu yeni nakil olduğu ve evinden kilometrelerce uzakta bulunan cezaevindeki ilk açık görüşte öğrenir ailesi.

Maddi imkânsızlıklar sebebiyle, babalarını görmeye dört kardeş sırayla giderler. Telefonda sırayla konuşurlar. Bol bol mektup yazıp yollarlar. Emel Hanım, daha önceleri birlikte çalıştığı ve kendilerini çok yakından tanıyan, seven mesai arkadaşlarının komşularının vefasızlığına üzülür bir yandan. Bir yandan cezaevinde rahatsızlanan eşi için yanar içi.

İbrahim Bey, kötü cezaevi şartları, yetersiz beslenme, stres, dışarda bırakmak zorunda kaldığı ailesine duyduğu özlem, dört evladı ve en çok da hasta oğlu için duyduğu üzüntü sebebiyle kalp hastası olur. Cezaevinde rahatsızlanır. Kalbinin üç damarı tıkanmıştır. Kalp krizi riski vardır. Hemen anjiyo yapılır. Savcının refakatçiye gerek olmayacak kadar küçük bir operasyon diyerek, eşinin başında beklemesine izin verilmeyen İbrahim Bey; tek başına girdiği operasyondan yine tek başına alınır hastanedeki koğuşuna. Elleri kelepçeli ve yatağa bağlı vaziyette kısa bir görüşme yapar eşiyle. Fakat anjiyo sonucunda tıkalı damarlar açılamamıştır.  Doktoru açık kalp ameliyatı olması gerektiğini söyler. Aksi takdirde kalp krizi dahası hayati riski vardır.

Şimdilerde aile, babalarına sağ salim kavuşma hayali ve duasıyla yetkililere seslerini duyurmaya çalışıyor. Hasta tutukluların cezaevi şartlarında değil, evde bakılmaları gerektiğini, gerekirse adli kontrol şartlarından biri ile İbrahim Bey’in tahliye edilip evinde tedavi edilmesini istiyorlar.

Tüm insaf ve vicdan sahiplerini de; “Masum insanların yeri cezaevi değildir, bebeklerin, çocukların, kadınların, hastaların ve yaşlıların yeri cezaevi değildir” çağrısına ses olmaya davet ediyorlar.

 

Kaynak : Tr724 | FATMA BETÜL MERİÇ

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı