Yazarlar

‘Kerîmoğlu, kerîmoğlu, kerîmoğlu kerîm…’ | Z. Hicran Yıldırım

”Eğitimci-yazar Z. Hicran Yıldırım’ın kaleme aldığı Rehberlik Köşesi’nde her yaştan insanımız için önemli bilgiler yar alıyor. Yazı dizisinin bu bölümünde Yusuf Aleyhisselamın kıssasını anlattı.

Rehberlik Köşesi-15
‘Kerîmoğlu, kerîmoğlu, kerîmoğlu kerîm…’
“Rabbim, Hapishane bunların teklifinden daha iyidir.” (Yusuf Suresi, 12/33)
“Kerîmoğlu, kerîmoğlu, kerîmoğlu kerîm… İbrahim Halîlullahoğlu, İshakoğlu Yâkuboğlu Yusuf’tur.” (Buhârî, enbiyâ 18-19; Tirmizî, tefsir (12) 1)
Kur’an-ı Kerim’in her suresinin devrin insanı ile alakalı yanları vardır. Çünkü Kur’an-ı Kerim ezelden gelmiş, ebede gidiyor. Onda kelimeler cümleler adına kullanılan malzeme Allah (cc)’a aittir.
İnsanlar bir meseleyi ifade için ne kadar çok renkli, ifade gücü çok yüksek kelimeler kullanırlarsa kullansınlar yine de kendi sınırlı düşünceleri içerisinde o işte bir darlıkları olacaktır. Allah’a ait beyan adeta diyebiliriz o da Kelam-ı Namütenahi’den geldiği için namütehani vecihleri, namütehani güzellikleri, namütenahi gözü, namütenahi ifade gücü vardır.
Binaenaleyh, her devrin insanı onu kendisine nazil olmuş gibi bulabilir. Onun için ahir zamanda O mühim Zat (Bediüzzaman) diyor ki: ‘Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşiyor.’
Belki Kur’an-ı Kerim ile iştigal eden her devrin insanı aynı hissiyatla meşbu hareket etmiştir. Yani gitseniz İmam-ı Rabbani Hazretlerine sorsanız O da diyecektir ki:
‘Kur’an bizim asrımızda nazil olmuş gibi ve sanki bana sesleniyor.’
Asırlarca öteye gitseniz İmam-ı Gazali’yi bulsanız sinesine kulağınızı verseniz ne dediğini anlasanız aynı şeyleri fısıldadığını duyacaksınız. Ebu Hanife’yi dinleseniz Efendimiz (sav)’den bir asır sonra dünyaya gelmiş, Kur’an’ı kendi yaşadığı asırla çok içli dışlı bulduğuna şahit olacaksınız.
Ve günümüzde pek çok insan Kur’an-ı Kerim’de bu çok yönlülüğü, çok derinliği hissedecektir. Bir gün insanlar dört buudlu beş buudlu mekanlarda, ölümü rafa koyacakları bir dünyada yaşasalar o devrin yine dimağı çok inkişaf etmiş kişileri diyeceklerdir ki, Kur’an-ı Kerim sanki bize nazil olmuş.
Kur’an’a bakarken çok yerde diyorum ki, bu ayet beni kastediyor. Şurada bana bunu diyor, burada bana bunu diyor… Zaten bir kısım mükellef olduğumuz meselelerde doğruyu Efendimiz (sav) talim buyurmuş, biz o meselelere muhatabız. Efendimiz’in (sav) beyanlarına da öyle muhatabız. Ama bir de değişik buudda cereyan eden vakalar ve o vakaları dile getiren ifadeler vardır. Enbiya-ı İzam’ın halleri böyle, tarihi tekerrürler, baktığınız zaman zannedersiniz sizinle onlar arasında çok ince bir perde vardır, bir adım atsanız gitseniz hemen oraya geçeceksiniz. Anlatılan şeylerle orada devrinizde yaşadığınız şeyler arasında bir bütünlük, birlik müşahade edersiniz.
Onun için derler ki, Mevlana İkbal’e babası dermiş ki:
‘Oğlum Kur’an-ı Kerim oku!’ O da okurmuş. O okudukça babası: ‘Oku!’ dermiş.
Sonra:
‘Babacığım sen bana hep oku diyorsun ben de hep okuyorum diyorum.’
‘Doğru, okuyorsun da sen onu Hz. Muhammed’e inmiş bir Kur’an olarak değil Rabbim sana sesleniyormuş gibi öyle bir hitap şeklinde dinle.’
İnsan Kur’an-ı öyle dinlemelidir ve bize anlatılan şeyde de Şahid-i Ezeliden, Ezel ve Ebed Sultanı’ndan dinliyor gibi veya Efendimiz’den (sav) doğrudan doğruya Fem-i Güher-i Nebeviden dökülüyor gibi yani O bizi dinliyor biz de okuyoruz.
Bütün Kur’an için böyle olduğuna göre Seyyidina Hz. Yusuf ile alakalı Sure-i Celile ki O’nun adını almış, o mübarek aileden bahsediliyor. İçinde pek çok peygamberin zuhur ettiği, eski medeniyetlerden Mısır Medeniyetine hakimiyet kurmaları, sonra İsrailoğulları’nın orada çoğalmaları, Hak dine sahip oldukları sürece insanlığa aydınlık adına götürdükleri bir dönemi Hz Yusuf başlatıyor.
Aynı zamanda yabancı ve putperest bir ülkede tek başına bir idareci olarak gelip bir yere yükselme mevzuu ona ait bir hususiyettir.
Rüya tabirleriyle alakalı şeyler O’na ait hususiyettir. İsrailoğullarının Mısır’a yerleştirilmesi yine O’nun eliyle olmuş.
Ama sadece Yusuf Suresi’nde değil, Kur’an’ın neresini okursak okuyalım orada asrımızın insanıyla münasebeti var mı yok mu onu aramak daha uygun olur.
Öbür taraftan da kendi ülkesinde parya, garib, yalnız, değişik imtihanlara maruz kalmış, imtihandan imtihana atılmış ve sonra hapishaneler… Hapishanelerin birer Medrese-i Yusufiye olması, irşadın oralarda olması Seyyidina Hz. Yusuf’un (as) ilk defa tevhidi orada haykırması, bu bezmin başlangıcının da böyle olması, böyle başlaması ve bu işin bir türlü bitmek bilmemesi, devam etmesi, hala derdest edip götürüp oraya atmaları ve oraya giren kimselerin çevrelerine faydaları olması gibi Seyyidina Hz. Yusuf gibi ayrı bir hususiyetin onun medresesi olan hapishanede bugün de cereyan etmesi bakımından Hz. Yusuf ile Hizmet insanlarının çok sıkı bir alakası vardır.
Rabbim, arkadaşlara dayanamayacakları yükler tahmil etmesin. Bir realite bu. Bu kapı hiç kapanmamıştır. İnancı, dini düşüncesi adına hizmet veren gönüllüler için her zaman bu imtihanlar bahis mevzuu olmuştur ve olacaktır da.’ ***

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı