Yazarlar

“İnnemâ eşku bessi ve hüzni ilallah” | Z. Hicran Yıldırım

Z. Hicran Yıldırım- Rehberlik Köşesi
 
 
“İnnemâ eşku bessi ve hüzni ilallah”
‘Keder ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum!’ 
Esbabın silinip gittiği, iç içe inkisarların ruhunu sardığı o demde, nur-u tevhîd içinde sırr-ı ehadiyet tecellî etti. “Fenâfillâh” derinliğiyle içini O’na döktü, inledi ve “Ben şu dağınıklığımı, keder ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum.” dedi. (Yusuf, 86)
Yakup (aleyhisselâm)
 
Yakup aleyhisselâmın soyu, İshâk aleyhisselâm vasıtasiyle İbrahim aleyhisselâm’a dayanmaktadır. Annesinin adı Refaka’dır. Kardeşi Ays ile beraber, ikiz olarak doğmuştur. Kardeşinin ardından doğduğu için kendisine Yakup denmiştir.
Yakup aleyhisselâmın diğer bir adı da İsrail’dir. Kardeşi Ays’tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve geceleri yürümüştür. Bundan dolayı kendisine İsrâil denmiştir. Kelime olarak İsrâil geceleyin (Allah’a) yürüyen demektir. (Taberî, Tarih I,162)
Yakup aleyhisselâmın doğumu ve peygamberliği daha önceden müjdelenmişti. Onun bu durumu Kur’ân’da şöyle haber verilmiştir:
“Biz ona (Hz. İbrahim’in hanımı Sare’ye) İshâk’ı müjdeledik. İshâk’ın ardından da Yakub’u…” (Hûd, 11/71)
“Nihayet (İbrahim) onlardan ve Allah’ın dışında taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman, biz ona İshâk’ı ve Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir şan, şöhret nasip ettik.” (Meryem, 19/49, 50).
“Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshâk’ı ve Yakûb’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özeliğiyle temizleyip, kendimize hâlis kul yaptık.” (Sâd, 38/45, 46).
“Biz ona (İbrahîm’e) İshâk’ı ve İshâk’ın oğlu Yakûb’u da hediye ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh’a ve onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyûb’e Yûsuf’a Musa’ya ve Harun’a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz.” (En’âm, 6/84)
Kur’an-ı Kerim, Yakup aleyhisselâma oldukça geniş yer verir. ‘Memuriyetindeki derin aşkı, kılı kırk yararcasına konumunun hakkını yerine getirmesi ve sorumluluğunu içtenleştirmesi açısından bu ince insan çevresindeki mütemerritlerle misyonu icabı meşgul olurken, dört bir yanda esip duran küfür ve ilhad şerârelerini kırma cehdiyle oturur kalkar ve cedlerinden tevarüs ettiği Hak’la münasebet disiplinlerini yakın uzak herkese duyurmaya çalışır.
Rüya Tabir Etmesi
Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de Yakup aleyhisselâmın rüya tabir etmeyi bilmesini ise şöyle bildirir:
“Hani bir zaman Yusuf babasına: Babacığım, ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Bunların hepsinin bana secde ettiklerini gördüm, demişti.
(Babası Yakup da ona şöyle demişti): ‘Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır! Böylece Rabb’in seni seçecek ve sana rüyada görülen olayların yorumunu (veya Allah’ın kitabının ve peygamberlerin sünnetlerinin inceliklerini) öğretecek. Sana ve Yakûb soyuna nimetini tamlayacaktır. Nasıl ki ataların İbrahim’e ve İshâk’a da nimetini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabb’in bilendir, hikmet sahibidir.” (Yûsuf, 12/4-6).
Evlatlarla Ağır İmtihan
Yakup aleyhisselâm, ağır sorumluluklarını nübüvvet hassasiyetiyle ifa ederken bir de evlatlarıyla farklı bir imtihana maruz kalır. Çocuklarının Hazreti Yusuf’u çekememeleri bu ince ve hassas ruhu üzer. Baba şefkatinin yanında peygamber duyarlılığı ve ötelerle münasebeti açısından Hz. Yusuf’u, Hazreti İbrahim ve İshak emanetini taşıyabilecek biri olarak görür ve ona ekstra bir alaka gösterir.
Fakat, diğer evlatlar onun bu iç sezilerine muttali bir hazımsızlık içindedirler ve sürekli onun hakkından gelme kurgularıyla kendilerini yiyip bitirmektedirler.
Nihayet bir gün, o ana kadar düşünüp durdukları şeyleri uygulamaya karar verir, Yusuf’u babalarından koparır ve yapacaklarını yaparlar.
Yusuf Aleyhisselâm’ı kıskandıklarından onu ortadan kaldırmak için harekete geçerler. Kur’ân-ı Kerîm bize bu hadiseyi teferruatıyla haber verir:
“Gerçekten, Yusuf ile kardeşlerinin kıssalarında, sorup ilgilenenlerin alacakları nice ibretler vardır.
Hani onlar, (aralarında şöyle konuşmuşlardı):
“Yusuf ile öz kardeşi, babamıza daha sevimli geliyor. Oysa biz daha güçlü bir grubuz. Pek belli ki babamız bu işte yanılıyor. Yusuf’u öldürün yahut onu uzak bir yere atın ki babanızın sevgi ve teveccühü yalnız size kalsın. Ondan sonra da tövbe ederek salih kimseler olursunuz, babanızla münasebetleriniz düzelir, işiniz yoluna girer.”
İçlerinden biri: 
“Yusuf’u öldürmeyin de bir kuyu dibine bırakın. Yolcu kafilelerinden biri onu yitik olarak alıp götürsün. Eğer yapacaksanız böyle yapın!” dedi.
(Onlar buna karar verdikten sonra bir gün babalarına varıp:) “Sevgili Babamız! dediler, sen neden güvenip de Yusuf’u bize emanet etmiyorsun. Oysa biz onu çok seviyoruz. Ona samimiyetle bağlıyız.” “Yarın onu bizimle gönder, gezsin oynasın, biz ona çok iyi sahip çıkarız.”
Babaları: “Onu götürmeniz beni meraklandırır. Korkarım ki siz farkında olmadan, onu kurt yer.” dedi.” (Yusuf Suresi, 7-13)
Yakup Aleyhisselâm’ın bunu demesinin sebebi yakınlarda gördüğü bir rüya idi. Rüyasında bir dağ başında on kurdun ona saldırdığını içlerinden birinin onu koruduğunu ve yer yarılarak Hz. Yusuf’un içine düştüğünü görmüştü. Bu sebeple “Kurt onu yemesin!” demişti.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu hadise şu şekilde devam eder:
“Onlar! “Vallahi!” dediler, “Biz böylesine güçlü bir grup iken onu kurt kapar da yerse, yazıklar olsun bize! Biz ne güne duruyoruz.” (Yusuf Suresi, 14)
Sonra Hz. Yusuf’u yanlarına alarak Medyen ve Mısır arasında Beytülmakdis bölgesine götürdüler. Burası kasabadan çok uzakta bir yerdi. Yol üzerinde susuz bir kuyu vardı. Bu kuyu Şeddad’ın İrem Bağlar’ını inşa ederken yaptırdığı suyu kuyusuydu. Gömleğini çıkardılar ve Hz. Yusuf’u bu kuyuya attılar.
“Derken kardeşleri onu alıp götürünce ve onu kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine varınca, Biz de Yusuf’a şöyle vahyettik: “Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği ve seni hiç tanımadıkları bir sırada, kendilerine yaptıkları bu işi hatırlatacaksın.”
Yatsı vakti, ağlayarak babalarının yanına dönüp dediler ki: “Sevgili babamız, biz yarışmak üzere bulunduğumuz yerden ayrılırken Yusuf’u da eşyalarımızın yanında bıraktık. Bir de döndük ki onu kurt yemiş! Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın!”
Onlar Yusuf’un gömleğine sahte kan bulaştırarak getirmişlerdi. Babaları Yakup: “Hayır!” dedi, nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevk etmiş. “Artık bana düşen, ümitvar olarak güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, sizin bu anlattıklarınız karşısında, Allah’tan başka yardım edebilecek hiç kimse olamaz!” (Yusuf Suresi, 15-18)
Yakup aleyhisselâm sabrıyla ve ümidiyle örnek bir peygamberdi. Kur’ân’da, onun hayatı, Yûsuf aleyhisselâmın hayatı ile iç içe anlatılmıştır. Yakup aleyhisselâmın gözlerinin kaybolmasına, saçlarının ağarmasına ve belinin bükülmesine sebep olan bu evlat imtihanı ve onun örnek sabrı, Kur’ân’da şöyle anlatılmıştır:
“Ama babaları Yakup:
“…Ne yapayım? Bu hale karşı sükûnet ve ümit içinde sabretmekten başka yapacak şey yok! Ümidim var ki Allah bütün kaybettiklerimi bana lütfedecektir. Çünkü O alîmdir, hakîmdir (benim de onların da hallerini bilir ve beni elbette hikmetini ortaya koymak için, bu imtihana tâbi tutmuştur).”
Onlardan yüzünü çevirip öte tarafa dönerek ufuklara seslendi:
“Ya esafâ alâ Yusuf! Nerdesin Yusuf! Nerdesin Yusuf! Yusuf!” diye diye, üzüntüsünden gözlerine ak düştü. Yaptıklarından dolayı oğullarına duyduğu kızgınlığını da belirtmiyor, öfkesini yenmeye çalışıyordu.
Oğulları şöyle dediler:
“Ömrün geçti gitti, hâlâ Yusuf’u dilinden düşürmüyorsun. Vallahi “Yusuf!” diye diye kederden eriyeceksin veya büsbütün ölüp gideceksin” (Yusuf Sures 83-85)
Ah Haset!
 
Hz. Yakub (as) elbette onlara inanmadı, ama yapılacak bir şey de yoktu.
O güne kadar, peygamberlik ufkuyla hep hissedip endişelendiği ve te’vîl-i ehâdîse açık ruhuyla sezegeldiği meş’ûm hadise bir kâbus gibi çökmüştü üstüne.
O masum ve masûn insanı bir yıldırım gibi çarpmıştı. Yusuf’un kayıplara karışması, evlatlarının cinayet işleyip yalan söylemeleri Yakup Aleyhisselâm’ı dilhûn etmişti. Engin ihtisasları sayesinde mazeret adına söylenenlerin hiçbiri ona inandırıcı gelmemişti. Ye’se düşmemişti ve recâ hissi ile dipdiriydi; ama hadise ağır bir inkisara sebebiyet verecek mahiyetteydi.
Esbabın silinip gittiği, iç içe inkisarların ruhunu sardığı o demde, nur-u tevhîd içinde sırr-ı ehadiyet tecellî etti; o da ebedî mihrabı olan Hak kapısına olağanüstü bir şekilde yöneldi. -Zaten yüzü, gözü, kulağı ve kalbi hep o kapıdaydı.- Bir “fenâfillâh” derinliğiyle içini O’na döktü, inledi:
“İnnemâ eşku bessi ve hüzni ilallah” “Ben şu dağınıklığımı, keder ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum; sizin bilmediğiniz birçok şeyi Allah’ın vahyetmesiyle biliyorum.” (Yusuf, 86) dedi. Ciddi bir tevekkül ve teslim ruh haleti içinde nefeslenerek Hakk’a tefvîz-i umûr edip intizar-ı subh-i rahmete saldı kendini.
 “Meşakkat ile me’âlî doğru orantılıdır; çekilen sıkıntı ölçüsünde seviye elde edilir.” fehvasınca üst üste sıkıntılar karşısında dişini sıkıp sabretmiş; derdini gönlündeki hemdemi olan âh u vâha bile tamamen açmamıştı.***
‘Allah seni bize üstün kılmıştır!’
 
Yakup aleyhisselâm evladı Yusuf’u hiç unutmadı, ümidini kesmedi. Bir gün çocuklarına:
“Evlatlarım, haydi gidiniz, bütün duyularınızı, hislerinizi kullanarak var gücünüzle Yusuf ve kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışınız. Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”
Onlar, Mısır’a varıp Yusuf’un huzuruna girerek “Aziz vezir! dediler, biz de ailemiz de yine darlık ve sıkıntıya düştük, biz bu sefer pek az bir meblağ getirebildik. Lütfen bize tahsisatımızı tam ölçek ver de parasını veremediğimiz kısmı da sadakanız olsun. Şüphesiz ki Allah tasadduk edenleri fazlasıyla ödüllendirir.”
Artık zamanı geldiğini düşünerek Yusuf:
“Siz, dedi, cahilliğiniz döneminde Yusuf ile kardeşine yaptığınız muameleyi elbette biliyorsunuzdur değil mi?”
“Aa! Sen, yoksa sen Yusuf musun?” dediler. O da: “Evet ben Yusuf’um, bu da kardeşim! Gerçekten Allah bizi lütfuna mazhar etti. Şu kesindir ki, kim Allah’ı sayıp haramlardan sakınır, itaatlara devam ve imtihanlara sabrederse, Allah da böyle güzel hareket edenlerin mükâfatını asla zayi etmez.”
Kardeşleri de şöyle dediler: “Vallahi de tallahi de Allah seni bize üstün kılmıştır. Doğrusu bizler suçlu idik!”
Yusuf şöyle cevap verdi: “Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim! Allah da sizi affetsin. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi O’dur.”
Şu gömleğimi alın, babamın yanına varıp onun yüzüne sürüverin, o zaman gözü açılacaktır. Sonra da bütün çoluk çocuğunuzla buyurun, yanıma gelin.”
Kafile daha Mısır’dan ayrılır ayrılmaz, öteden babaları:
“Şayet bunadı’ demezseniz, doğrusu, ben Yusuf’un kokusunu alıyorum!” dedi.
Oradakiler: “Vallahi, dediler, sen hâlâ, o eski saflığında devam etmektesin.”
Müjdeci gelip de gömleği Yakup’un yüzüne sürünce gözleri açıldı ve:
“Ben sizin bilmediklerinizi Allah tarafından vahiy yolu ile bilirim dememiş miydim?” dedi.
Evlatları ise şöyle dediler: “Ey bizim şefkatli babamız! Bizim günahlarımız için Allah’tan mağfiret dile. Doğrusu biz günahkârız.”
O şöyle cevap verdi:
“Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Gerçekten O gafurdur, rahîmdir.”
Yâkub ailesi Mısır’a gelip Yusuf’un yanına girdiklerinde Yusuf, annesi ile babasını kucakladı ve:
“Allah’ın izniyle Mısır’a güven ve huzur içinde girin.” dedi.
Annesi ile babasını tahtına oturttu. Hepsi onun önünde saygı ile eğildiler. Yusuf:
“Babacığım! dedi, işte küçükken gördüğüm rüyanın tabiri! Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi. O, bana nice ihsanlarda bulundu: Beni zindandan kurtardı ve nihayet Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirip bana kavuşturmakla da beni ihsanına mazhar etti. Gerçekten Rabbim dilediği kimse hakkında latifdir (dilediği hususları çok güzel, pek ince bir tarzda gerçekleştirir). Şüphesiz O alîmdir, hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilen, tam hikmet sahibidir)” Yûsuf, 12/87-100)
Bu âyetlerde de ifade edildiği gibi, Yakup aleyhisselâmın çocukları yaptıklarına pişman oldular. Babalarından ve kardeşleri Yûsuf aleyhisselâmdan özür dilediler. Babaları Yakup aleyhisselâma ve kardeşleri Yusuf aleyhisselâm onları bağışladılar ve onlar için Allah’a yalvarıp dua ettiler. Cebrâil (as), Yakup aleyhisselâma gelerek, çocukları için yaptığı duasının kabul edildiğini ve çocuklarının Allah tarafından bağışlandıklarını müjdeledi.
Yakup aleyhisselâma diğer peygamberler gibi insanları Allah’a inanmaya ve O’na ibadet etmeye çağırdı. Kendisi bu yolda fevkalade örnek bir hayat yaşadı.
Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği gibi, Yakup aleyhisselâm, İbrâhim aleyhisselâmın yaptığı gibi, ruhunu teslim etmeden önce, çocuklarına vasiyette bulundu:
“O zaman (Yakup) oğullarına:
“Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?” demişti. (onlar da): “Senin Rabb’in ve ataların İbrâhim, İsmâil ve İshâk’ın Rabb’i olan tek Allah’a kulluk edeceğiz. Biz O’na teslim olanlarız.” dediler.” (Bakara, 2/133).
Yakup aleyhisselâm’ın Hz. Yusuf’a (as) olan sevgisi
 
Hazreti Yakup (as)’in Hazreti Yusuf (as) olan şiddetli ihtimamı ve düşkünlüğü, Risale-i Nur’da aşk değil, şefkat olarak değerlendiriliyor:
“Şu mesele münasebetiyle hatıra gelen ve muhakkikîne, hattâ bir üstadım olan İmam-ı Rabbânîye muhalif olarak diyorum ki:
“Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın Yusuf Aleyhisselâma karşı şedit ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk değildir, belki şefkattir. Çünkü, şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir ve makam-ı nübüvvete lâyıktır. Fakat muhabbet ve aşk, mecazî mahbuplara ve mahlûklara karşı derece-i şiddette olsa, o makam-ı muallâ-yı nübüvvete lâyık düşmüyor.”
“Demek, Kur’ân-ı Hakîmin parlak bir i’câz ile parlak bir surette gösterdiği ve ism-i Rahîm’in vusulüne vesile olan hissiyat-ı Yâkubiye, yüksek bir derece-i şefkattir. İsm-i Vedûda vesile-i vusul olan aşk ise, Züleyhâ’nın Yusuf Aleyhisselâma karşı olan muhabbet meselesindedir. Demek Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın hissiyatını ne derece Züleyhâ’nın hissiyatından yüksek göstermişse, şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek görünüyor.” (Mektubat, Sekizinci Mektup)
Allah Resûlü Aleyhissalatü Vesselam, kendisine “Sen kerîmsin” diyenlere: “Kerîmoğlu, kerîmoğlu, kerîmoğlu kerîm, İbrahim Halîlullahoğlu, İshakoğlu Yâkuboğlu Yusuf’tur.” demişti. (Buhârî, enbiyâ 18-19; menâkıb 13; Tirmizî, tefsir 12)
Devam edecek… 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı