Yazarlar

“İçerde olmak bize Allah’ın bir lütfudur.” | RECEP ATICI

Medrese-i Yusuf’iyeden tahliye edildikten sonra orada geçirdiği günleri anlatırken böyle diyordu. Bu ifade Üstad Bediüzzaman’ın “Şimdiye kadar Nur’un fedakârları; gençler, mektepliler, muallimler idi. Bin bârekâllah Edhem, İbrahimler, Ali Osmanlar ehl-i medresenin yüzlerini ak ettiler… .”[1] dediği “imamlardan” biri olup Şuâlar kitabında adı bizatihi Üstad tarafından zikredilen Ali Osman Karahan, nam-ı diğer Topal Hafız’dır.

O, 1930 Yalvaç doğumludur. Doğum esnasında kalçası çıkar. Fakat o günün şartlarında bu durum tespit edilemediği için bir ömür ayağı aksak olarak hayata devam eder. İlkokulu Yalvaç’ta bitirince ayağının aksaklığından dolayı ailesi tarafından hafızlığa gönderilir, Hafızlık sonrası Yalvaç merkez Kaşhacıbey mahallesine imam olur.

O bir vesileyle tanıdığı Risale-i Nur’ları sabah akşam okumaktadır. İçinde oluşan Üstadı görme arzusu nerdeyse bir volkana dönüşür, yürek yangınını dışarı sızdıracak hale gelir. O günlerde (1952) Diyarbakır’ın Çermik ilçesinden Abdülkadir namında bir zat, tevafuken onun arkasında sabah namazı kılar. Namaz bitince: “Hocam, cemaate bir ders yapayım mı, müsaade eder misin?” der. O da, “Olur buyurun” der. O zat konuşmasına “Firaklardan gelen feryatlar, aşk-ı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır…” diye başlayınca, tamam, bu bizden der.

Sonra çay içme bahanesiyle kahveye giderler. Orada bu misafire, “Siz Risale-i Nur talebesisiniz herhalde” deyince o zat, “Evet, burada bir zat var, onu ziyarete geldim, siz çoktan görmüşsünüzdür” der. O da “Henüz göremedim, altı aydır bekliyorum, ama sıkıntı olur diye beni götürmüyorlar.” der. O misafir, “O dönem geçti, eğer vaktin varsa düş arkama beraber gidelim, ben ona aşığım, her sene bir kere geliyorum.” der.

Kendisi bunu bir fırsat bilir ve eve bile danışmadan onunla yola koyulur. Isparta’da Üstadın kapısını çaldıklarında, rahmetli Bayram Yüksel Abi kapıyı açar. Diğer misafiri tanıdığı için ona, hoş geldin diyen Bayram Abi, kendisine, “Sen nerden geldin?” der. “Yalvaç’tan geliyorum.” deyince hafif bir hayret hali yaşar ve “Yalvaç’tan gelecek bir adamı bekliyordu Üstad Hazretleri, ama geciktiniz, Üstad Emirdağ’a gitmek üzere hazırlanıyor.” der. Diğer misafir burada bekleyelim, çıkışta elini öperiz, o kadarı bize yeter” der.

İki dakika sonra Üstad kapıya çıkınca Ali Osman Abi onunla göz göze gelir. Sonra elini öper. Üstad, onun nereden geldiğini sorar. O da, “Yalvaç” deyince, Üstadımız, “Bizim şimdi işimiz var, Emirdağ’a gidiyoruz sonra tekrar gelirsin,.”[2] der. Bu görüşmeden sonra Üstad’ın çok ziyaretine gider. Ziyaretlerin birinde Üstad; “Bir dershane açsanız, Yalvaç’a gelmek istiyorum.” der. Bunun üzerine onun gayretleriyle bir dershane açılır. Üstadımız da ondan sonra üç defa Yalvaç’a gelir.

O, Üstadımızın ardından Hocaefendi’yi tanır. Ona olan muhabbeti de Üstadımızdan geri değildir. Bizatihi kendi imkânlarıyla hazırladığı öğrenci yurdunu Hocaefendi’nin teşrifleriyle hizmete vakfeder. Bu süreçte de hizmete olan muhabbetini hiç eksik etmez. Her daim dua ve gözyaşlarıyla Hocaefendi’ye zahir olur. Onun bu duruşu eğri büğrü profil çizenleri rahatsız etmiş olmalı ki gerekçesiz onu da derdest edip tutuklamaya kalkarlar. Hukuk tarihine bir garabet olarak kaydedilecek tutuklanma gerekçesi ise Üstadın kendisine söylediği şu ifadelerdir: “Üstadımız, ileride sıkıntılı ve büyük bir nifak dönemi gelecek, tutuklanmalar olacak. Belki cezaevlerinde yer kalmayacak. Ancak Rabbim, orada kardeşlerimi muhafaza edecek. Dışarıdakiler bile çok sıkıntılara maruz kalacak. Sen de o dönemi göreceksin ve belki de tutuklanacaksın.”[3]

Savcılık Ekim 2016’da onu gözaltına aldırır ve ardından da tutuklatır. 15 ay Isparta E Tipi Kapalı Ceza Evinde tutulduktan sonra sağlık sorunları nedeniyle 2017 yılında tahliye olur. O günleri Mevlana’nın Şeb-i Arus zevki ruhanisi ölçüsünde şöyle anlatır: “Seksen altı yıldır yaşıyorum. Hapishanede yaşadığım bir buçuk yılı hiçbir şeye değişmem. İnsanlığımı orada öğrendim. İçeride her meslekten bir sürü insan vardı. Hepsi de okumuş, yetişmiş insanlardı. Aslında bizi içeri atmakla bizim daha da iyi yetişmemizi sağladılar. İçerde olmak bize Allah’ın bir lütfudur. Allah (cc), bizi sevmeyen devlet eliyle bizim daha iyi hizmet yapmamıza vesile oldu.”

Evet, onun hayat hikayesi bir köşe yazısına sığmaz. Bir fikir vermek için bu kadarla iktifa edelim. İşte Üstadımızın son talebelerinden biri olan Hafız Ali Osman Abi, tarihler 1 Nisan 2022’yi gösterirken 92 yaşında hayatını kaybetti.

Ölüm anında yanında bulunan kızının şehadetine göre ölümden önce yaşanan ve dilimize de Latinceden “ölüm iyiliği” olarak çevrilen bir hali yaşar. Nedir bu hal? Bu hal, kronik hastalarda, ölümden bazen dakikalar önce beklenmedik bir normal hayata dönme hâlidir. İşte Ali Osman Karahan da o hali yaşar ve kızından abdest aldırmasını söyler. Ardından cuma sabahı sabah namazını eda eder ve sonra da “Üstadımız bayram namazını birlikte eda etmek için beni çağırıyor” diyerek ruhunun ufkuna yürür. Rabbim makâmını âli, mekânını Firdevs eylesin. Âmin.

[1] Bediüzzaman Said Nursi, “Şuâlar” Süreyya Yay. 2016, s. 586

[2] Sorularla Risaleler, “a.g.m.” 12 Kasım 2019

[3] Kronos Haber, “Said Nursi’nin öğrencilerinden ‘Topal Hafız’ Osman Karahan hayatını kaybetti” 1 Nisan 2022

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu