Yazarlar

Hizmet Hareketi’nin Çelebisi | RECEP ATICI

“İlklerden biri olması hasebiyle hepimizin başı sağ olsun. Hizmetin değişik dönemlerdeki şekli, mahiyeti neyse her zaman içinde oldu. Kestanepazarı’nda iken Buca’da yaptığımız kamplarda vardı. Üniversite’de okurken Hüsrev Abi’nin derslerini takip ediyordu. Talebe iken evine gittiğim de rahle üzerinde Risale-i Nur’ları yazıyorlardı. O günden beri tanırım kendisini. Bunca zaman içinde kaymama, inhiraf etmeme, hep çizgisini koruma, hep Allah deme, Rasulullah deme herkese müyesser değil. İçimizde temelde bir rükündü. Allah hepimizi onlarla beraber muammer eylesin.”

Bu satırlar, Erdoğan Tüzün Abi’nin, gıyabi cenaze namazı kılındıktan sonra Hocaefendi’nin yaptığı kısa sohbetten alınmıştır. Kendisinin ilk defa 1968 yılında tanıdığı ve ilk hac dönüşü Ankara’da evinde misafir olduğu Erdoğan Abi’yi -büyük oğlumuzun isim babası olması hasebiyle- gelecek kuşaklar tarafından bir yad-ı cemil olarak hatırlanması için yazmayı arzu ettim.

O, 1943 yılında Isparta’da dünyaya gelir. İlk ve orta eğitimi burada tamamlar. Henüz lise yıllarında iken Üstadımızın talebesi Hüsrev Abi ile tanışır. Isparta Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Dil Tarih Bölümü Arap Dili Edebiyatı’nda eğitimini tamamlar. Hocaefendi ile Prof. Suat Yıldırım hocamız vasıtasıyla tanışır. 1968’de Kestanepazarı‘nda Hocaefendi’nin tahta kulübem dediği yerde 6 ay beraber kalırlar.

Merhum Yaşar Tünagür’ün Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olduğu dönemde kısa bir süre, Ankara’da din işleri büro şefi olarak vazife yapar. Daha sonra İstanbul’da tekstil üzerine ticaretle meşgul olur. Arkasından Isparta’da Kelebek Mobilya’yı kurar. Bu arada Isparta’da Hizmet’e ait o günün şartlarında yapılması gereken işleri takip eder. Beyefendiliği, nezaketi, çelebiliği ile Isparta halkı tarafında çok sevilir.

Kendisiyle aynı evde kalan Prof. Dr. Suat Yıldırım Hocamız, onunla ilgili şöyle bir hatıra anlatır: “Sene 1967 Nisan ayında Ankara’ya Diyanete tayin için geldiğimde kendisiyle orada karşılaştım. Talebelik yıllarında kısa süre beraber aynı evde kaldık. Böbrek ameliyatının ardından sıkıntılı bir üç yıl geçirmiş ve okuldan soğumuş. Aslında sadece bitirme tezini hazırlaması gerekiyordu. Tez konusu ise Taberi tarihinden bir bölüm olup dil bakımından ağırlığı ile meşhurdu. Kendisi hocalarından bir kaçına göstermiş, fakat sonuç alamamış. Tayin işi üç ay kadar sürünce beraber kaldık. Vaktim müsait olduğu için tez hazırlamasına yardım ettim, Allah’ın izniyle tezi kabul edildi. “Abi sana ikinci bir fakülte bitirttim” diyerek mahcubiyetini ifade etmişti.[1]

Evet, Hizmet Hareketi’nin yurtdışı açılımı ile beraber oda ülkemizdeki eğitim tecrübesini aktarmak maksadıyla 1992 yılında Tiran’a gider. Gittiklerinde Arnavutluk Türkiye’nin 1950’li yıllarını yaşamaktadır. Bu mübalağa değildir. Nitekim orada açılan okulun ilk müdürü olan bir arkadaşımdan bizatihi dinlediğim bir hatırayı burada paylaşmak istiyorum. Arnavutluk, Enver Hoca yönetimindeki komünizim sisteminden yeni çıktığı için özel teşebbüs yok denecek kadar azdır. O günlerde Suud hükümeti, Arnavutluk’ta bazı dini hizmetler yapmak maksadıyla bir insan gönderir. Onun tercümanlığını Arnavut asıllı bir Türk yapmaktadır. Yaklaşık bir haftadır doğru dürüst yiyecek bir şey bulamazlar. Eğitim Bakanlığı’nda bizim arkadaşımızla karşılaşırlar ve yeme içme noktasındaki problemlerinden bahsederek temiz, ağız tadıyla yemek yiyebilecekleri bir yer sorarlar. Arkadaşımız, okul binasında şimdilik küçük bir mutfak kurduklarını ve yemekleri orada yaptıklarını söyledikten sonra onları yemeğe davet eder. O gün menüde kuru fasulye, bulgur pilavı, ev yapımı yoğurt ve turşu vardır. Günler sonra ağız tadıyla bir yemek yiyen bu misafirler henüz tadilat aşamasındaki binayı gezerler. Suud’lu yetkili, arkadaşımızın hal diliyle gösterdiği samimiyeti fark eder ve şöyle der: “Bu okulun faaliyete geçmesi için ihtiyacınız olan miktarı ülkem adına size vermek isterim.” Aslında bu gökte aranırken yerde bulunan bir tekliftir. Böyle kendiliğinden gelen sıcak para çok hora geçecektir. Durum Hocaefendi’ye arzedilir. O, bu durumu hiç de sıcak karşılamaz ve “Bu milletin vereceği yüz liranın dışarıdan gelecek yüz bin liradan yeğ olduğunu” söyler ve geri çevirir. Erdoğan Abi’nin Samanyolu TV’de yaptığı konuşmada “Uzun uğraşlardan sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın katılımı ile Mehmet Akif Ersoy Koleji açıldı” derken bahsini ettiği “uzun uğraşı” aslında o günün şartlarında imkansızı başarmanın üstü kapalı ifadesidir.

Merhum Erdoğan Abi Hocaefendi’nin “Bu kadar zaman kaymama, inhiraf etmeme, hep çizgisini koruma herkese müyesser değildir” dediği gibi çizgisinden ve sadakatinden hiç taviz vermedi. Malum darbe girişimi sonrası cesur bir çıkışla Samanyolu TV’de, Hizmet ve Hocaefendi ile ilgili görüşlerini o çelebi duruşuyla net bir şekilde şöyle dile getirmişti; “Hocaefendi insanlığın derdi ile dertnâk, nerede yangın varsa oraya koşturan, hakperest bir insandı. Bu Hizmet’le tanışmaktan bilakis çok memnun oldum, yoksa ne işe yarardık ki… Hocaefendi’ye yapılanlar ise bir bahtsızlık, kem söz sahibine aittir. Nevmit değilim, istikbal için fevkalâde ümitliyim.”[2]

Evet, Erdoğan Abi’de, bir çokları gibi güç karşısında temenna durmamanın, zalime boyun eğmemenin faturasını çok ağır ödedi ve canı gibi sevdiği ülkesinden cebrî hicretle diyarı gurbete göç etti. Yaşı bir hayli ileri olmasından dolayı ciddi rahatsızlıkları vardı. Ömrünün son günlerini çok meşakkatli ve gurbet yalnızlığı içinde Tiran’da özel bir hastanede geçirdi.

Yaklaşık 79 yıl gibi bereketli bir ömür yaşadı. Onu bir köşe yazısına sığdırmak çok kolay değil. Kendisi de yaşadığı bu hizmet hayatını anlatma yerine yaşadığı için yazmakta kolay olmuyor. Zira kendisi çok yönlü olup farklı özelikleri olan ve aynı zamanda fırsat verilseydi devleti idare edebilecek kapasitesi olan biriydi. Bu hususiyetlerinden dolayı Turgut Özal’a danışmanlık yapmıştı.

Yolun kaderi olan geçmişteki en büyük sıkıntıları, ilk kuşak olmaları yönüyle hep onlar göğüsledi. İşin sonunu da başlattıkları noktada tamamlama mahiyetinde ağır imtihanlar geçirdiler/geçiriyorlar. Bir kısmı hapishanede, bir kısmı gaybubette, bir kısmı da yurtdışında gurbette. Erdoğan Abi’de gurbette, 21 Kasım 2021 tarihinde dünya sürgününü tamamladı ve ruhunun ufkuna yürüdü. Rabbim makâmını âli, mekânını Firdevs eylesin. Âmin.

[1] İncekul, “a.g.y

[2] http://www.samanyoluhaber.com/web-tv/hatiralarin-dilinden-turk-okullari-26558-video-haberi/

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu