HAKKA YÜRÜYEN BİR GÖNÜL İNSANI

Yazar Hizmetten
web

Çekilen video görüntülerinde bir yoğun bakım odası. Yatakta Ârif bir Gönül. Üç haftadır Yoğun Bakım’da. Görünüşte bakımı yapılan hastada şuur yok. Beden hareketleri hep irade dışı ama Hastada bir davranış var ki hep bir iradeyi, bir amacı yansıtıyor. Abdest alıyor, namaza duruyor. İlâhî bir emri, ödevi yerine getirmeye çalışıyor.

Yoğun bakım yatağında, yatağın içinden cennete bir nehir akıyor da oradan durmadan abdest alıyor, durmadan, durmadan abdest alıyor.

O, nehrin kıyısında oturuyor, ellerini sulara uzatıyor, devamlı abdest alıyor, arınıyor, arınıyor. Sularla bir şeyler arıyor. Bir şeye ulaşmak istiyor. Ve bulup ulaşıyor.

Nehir sularıyla sevişiyor sanki, önce ellerinden, sonra ağzından, burnundan öpüyor sular. Yüzünde çağlayan oluyor gelin duvakları gibi sular, sonra kollarına giriyorlar, başına süs, kulaklarına küpe, boynuna kolye oluyor ayaklarında billur ayakkabılarŞeb-i Arusahazırlanıyor.

Sevişme bitmiyor. Bu nasıl bir sevdadır akıl yetmiyor. Yoğun bakım yatağında namazla vuslata yöneliyor. Huzurun hazzıyla kendinde değil. Ötesine yollar nasıl gidiyor, nasıl yükseliyor, bilinmiyor.

Yoğun bakımda bakanlar mı bakılan mı?

Bakan, bir şeye odaklanıyor: Abdest ve Namaz’a.

Bakanlar nelere dikkat kesiliyor? Abdest alana ve onun vücut sağlığına.

Yoğun Bakımlı, kendini sürekli abdest suyu kullanarak namazla yoğuruyor. Namazlaşıyor.

Namaz, Salat. Namaz kılan Musalli. Musalli, atlı demek Arapçada.

Yoğun Bakımlı, yunup arınıp atlanmaya, süvari olmaya hazırlanıyor. Dünyadan ukbayayolculuğun en önemli kulvarındadır çünkü. Öteye geçişe az kalmıştır. Geçit çok zorlu ama o rahat. Ömrü hep namaz eksenli geçmiş. Namaz onu iyiliklerle donatmış, kuşatmış. Atına su veriyor durmadan.

Ömür boyu namazı arkadaş edinenin sermayesi hep iyi şeylerden olur. Hep iyi şeylerden evlat edinmiş ruhu.

Ve geçit aşılıyor. Kundak ve kefen yayında gerili ömür oku, neyi hedeflemişse, ölümle yay boşanıyor ve ruh hedefe düşüyor. Samanyollarında ışıktan izler bırakıp gidiyor. Nurdan izler.Dünyada kalanlar, imar ve inşa ettiği gönüller, sadaka-i cariyeler… Afrika’ya mühür vuran Mescid

Yoğun Bakımdaki Yolcu, bir torununa “Ahh” dedirtiyor.

Ahh dedem…

Gidişin çocukluğumu çağırdı.

Çocukken günün hangi saatindeysek o vakte göre seslenirdin bize.

“Hadi gelin sabah sevmesi yapalım, Gelin bir akşam sevmesi yapalım” diye.

Çikolataları, şekerleri, cipsleri birer paket değil karton karton alırdın. Hem bize vermeyi hem de kendin yemeyi çok severdin. Odandaki masanın örtüsü yere kadar uzanırdı ve altında gizli bir zulan vardı. Neler neler saklardın orada. Biz de seçer, beğenir, alırdık. Buzdolabında neler bulunmazdı ki.

“Hadi toplanın bakalım” derdin. On beş torununu Mazda’na doldurur, bir araziye götürür, tek tek araba sürmeyi öğretirdin.

“Size çok özel bir tarifle dondurma yapacağım ama sakın mutfağa gelmeyin bu tarif çok gizli” derdin. Belki hayatımda yediğim en lezzetli dondurma değildi ama en sevgi dolu olanıydı en unutulmayanıydı…

Ramazan Bayramı’nda bütün torunlarına, “Tuttuğunuz oruçları bana satar mısınız çocuklar?” derdin. Tuttukları oruç sayısı kadar ekstra harçlık verirdin.

“Abdestin var mı? Abdestimi sana vereyim mi?” derdin. Bizi karşına alır, ellerimizi, yüzümüzü, başımızı, ayaklarımızı okşar abdestini verirdin. Biz de suya sabuna dokunmadan hızlıca abdest aldık diye sevinir sonra beraber namaza dururduk. Ezberlediğimiz her dua ve sure için harçlık verir, bizi teşvik ederdin.

“Kur’an’ın herhangi bir sayfasını iki dakikada ezbere okuyana helikopter alacağım” derdin.

Sana su ya da çay getirdiğimizde, “Ne koydunuz bunun içine yahu, bal gibi tadı var” derdin. Çayını şekerli içerdin. Şekeri unutursak, “Parmağını bir daldır da çayım tatlansın” diye takılırdın.

İhtiyaç sahiplerinin üzerinden elini hiç çekmezdin. Yardımseverdin, eli bol, hoşgörülüydün. Herkesin “hep bana” dediği bu dünyada, vermeyi de bize sen öğrettin.

Daha hatırladığım ve hatırlayamadığım yüzlerce anıyla bu dünyada bizi yetim ve öksüz bırakan Arif Tekinkaya geçip gittin

Kalbimizden sevgini, cebimizden harçlığını hiç eksik etmedin canım dedem.

Senin torunun olmak bir ayrıcalıktı.

İnşallah en az senin kadar iyi, ahlaklı ve dürüst insanlar olmak; evlatlarımızı da böyle yetiştirmek bize nasip olur.

Seni çok seviyorum dedem, mekânın cennet olsun. Cennet bahçelerinde kavuşmak bize nasip olsun.

Bu güzel, hassas torunun duasına “Amin!“ denir. Bu güzel tesbitlerde çok dikkat çekici, örnek alınacak pedagojik tesbitler var. Üzerinde düşünülmeye, araştırılmaya değer.

O, ömrünü hep Yoğun Bakımda yaşamış, dinine, dünyasına hep yoğun bir nazarla bakmış, çevresine de bu yoğunluğu kazandırmak istemiş. Hayatında namazın en yoğun olduğu bir Mü’min olarak da bir Yoğun Bakım ünitesinde Namaz Atıyla sonsuzluğa, Dosta ve Sevgililere doğru Ya Allah, Bismillah demiş

Uğrun açık, yolun ışık olsun.

Arifhan Tekinkaya!

Mehmet Doğan

Diğer Yazılar

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy