Kürsü

Hadislerde Oruç

Kur’ân-ı Kerim pek çok meseleyi icmali olarak ele alır. Onları tafsil edecek olan ise Kur’ân’ın kendisine indirildiği Resûlullah’tır. Zira Kur’ân’ın kendisinden sonra onun en büyük müfessiri, Allah Resûlü’dür (sallallâhu aleyhi ve sellem). O, orucu bütün teferruatıyla ele almış ve nurlu beyanlarıyla bize anlatmıştır. Burada orucun farziyetine dair birkaç nebevî beyan zikrettikten sonra onun önem ve faziletiyle alâkalı Resûlullah’tan rivayet edilen bazı hadisleri nakletmeye çalışacağız. Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

بُنِيَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالحَجِّ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ

“İslâmiyet beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve Hazreti Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi bulunduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak. (Bu hadisenin gerçekleştiği dönemde henüz hac farz kılınmamıştı.)”[1]

Bir başka hadiste ise, Hazreti Cebrail (aleyhisselâm) insan suretinde Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelerek bazı sualler tevcih eder. “İslam nedir?” sorusuna Efendiler Efendisi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) verdiği cevap şöyledir:

الإِسْلاَمُ: أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ، وَلاَ تُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ، وَتُؤَدِّيَ الزَّكَاةَ المَفْرُوضَةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ

“İslâm; Allah’a kulluk etmek ve O’ndan başka mabud tanımamaktır; namaz kılmak, zekât vermek ve oruç tutmaktır.”[2]

Hadislerde Oruç 2

Yukarıda zikredilen hadislerden de anlaşılacağı üzere oruç, İslâmiyet’in temel esaslarından biridir ve bütün mü’minlere farzdır. Bu konuda Ehl-i Sünnet âlimleri arasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Zaten Efendimiz’den günümüze gelinceye kadar on dört asır boyunca ortaya konan uygulama da böyle olduğunu açıkça göstermektedir.

Orucun Mükâfatı Allah’a Aittir

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), orucun Allah katındaki değerini anlatma sadedinde şöyle buyurur:

قَالَ اللهُ: كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إِلَّا الصَّوْمَ، فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَلَخُلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ المِسْكِ

“Allah şöyle buyurdu: ‘Âdemoğlu’nun her ameli kendisine aittir. Oruç müstesna, o Benimdir. Onun mükâfatını Ben veririm. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.’”[3]

Oruç başta olmak üzere hak yolunda her türlü zorluğa sabredenler Rabbilerinin nezdinde hadd ü hesaba gelmeyecek bir mükâfata mazhar olacaklardır. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

“Sabredenlere mükâfâtları hesapsız olarak verilecektir.”[4] 

Oruçta da bu mânâ vardır. Ahirette herkes için bir mizan kurulup defterler sağa-sola uçuşurken oruç için böyle bir şey sözkonusu olmayacaktır. Zira Cenâb-ı Allah meseleyi tekeffül etmekte, orucun sevabının defterlere girmeden, mizanda tartılmadan bizzat Kendisi tarafından verileceğini ifade buyurmaktadır. Oruçta Rabb’e gönül verme ve sırf Allah için beşerî isteklerini terk etme vardır. Önüne serilen nimet sofralarına karşı kendini frenleme vardır. Mü’min bunları harici herhangi bir zorlama olmaksızın irade gücünü kullanarak yapar. Kendisi için yapılan böyle bir amelin mükâfatını ise Allah hiç kimseye bırakmamakta ve bizzat üzerine almaktadır.

Hadisin devamında, oruçlunun ağız kokusunun Allah katında misk kokusundan daha hoş olduğu ifade ediliyor. Oruç tutanın ağız kokusu açlıktan kaynaklanır. Allah katında bu koku miskten, anberden daha tatlı, daha nefis ve daha temizdir. Temiz ruhlar olan melâikenin hoşlandıkları kokular vardır. Onlar, gül kokusundan misk ü anbere kadar güzel kokulardan hoşlanırlar. Mele-i A’lâ’da güzel kokular sırlı hazineleri açan anahtarlar hükmündedir. Oruçlunun ağız kokusu da bu güzel kokular cümlesindendir. Böyle olması, orucun Allah’la kul arasında irtibat buudlu bir ibadet olmasındandır. Bu yönüyle oruç, kendi derinliği içinde ele alınmalıdır. Yoksa ağız kokusu haddizatında hoş bir şey değildir.

Zahiren kerih görünen bazı şeyler vardır ki neticesi itibarıyla çok hoş, çok kıymetlidir. Mesela şehidin vücudundaki yara Allah nazarında belki bir güldür. Ondan akan kanın kokusu da nezd-i ulûhiyette misk ü anber kokusu gibidir. Bu sebeple şehitler yıkanmadan defnedilir. Oysaki insan onu zahiren kerih görebilir.

Oruçlunun ağız kokusu da böyledir. Açlıktan kaynaklanan ve kerih olan bu koku, Allah’ın rızasını kazanma mânâsını içerdiğinden dolayı Allah katında güzeldir. Mü’minin Rabbi için katlandığı bu zorluklara mukabil Allah da onun ağız kokusunu bile değerli kılmakta, onu misk ü anberden üstün tutmaktadır. Ayrıca bu durum, Allah uğrunda katlanılan en basit meşakkatin bile nezd-i ulûhiyette ne kadar kıymetli olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Hâsılı mü’min, oruç tuttuğu her günün her saatinde bu mânâları hissederek âdeta kendisine uzanmış bir merdivende miraç yapıyor gibi yükselir ve bu yükseliş Allah indinde mükâfatını alıncaya kadar devam eder.

Oruç Bedenin Zekâtıdır

Hazreti Ebû Hüreyre’nin (radıyallâhu anh) rivayet ettiği bir hadiste Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

لِكُلِّ شَيْءٍ زَكَاةٌ، وَزَكَاةُ الْجَسَدِ الصَّوْمُ، الصِّيَامُ نِصْفُ الصَّبْرِ

“Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.”[5]

Zekât kelime olarak; temizlik, artmak, bereketli olmak mânâsına gelir. Mü’min, zekâtını vermek suretiyle, bulaşmış olabilecek günah kirlerinden malını temizlemiş olur. Diğer bir yönden de insanın içindeki cimrilik gibi bir kısım kötü hasletler veya toplumda zengin fakir arasındaki çatışma ihtimalleri zekât sayesinde temizlenir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) her şeyin, onun sayesinde kir ve paslarından arınabileceği bir zekâtının olduğunu söylüyor. İşte bedeni arındırıp temizleyen şey de oruçtur. Oruç bir yönden bedeni maddi olarak temizleyip ona sıhhat kazandırırken diğer yönden de mânevi olarak günahlardan arındırmak suretiyle onu Cehennem azabından kurtarır. Bu açıdan mal için zekât ne ifade ediyorsa beden için de oruç aynı şeyi ifade eder.

Hadisin ikinci kısmında “Oruç, sabrın yarısıdır.” buyruluyor. Allah’ın yüklediği ibadet mükellefiyetini sırtında taşıyıp sabretme, O’ndan gelen şeyler karşısında sarsılmayıp sabit-kadem olma, O’nun kapısından ayrılmama, günahlar karşısında kendini koruyup dişini sıkma… bunlar dinin yarısını teşkil etmektedir. “Oruç ise sabrın yarısıdır.” Zira sabrın diğer yarısı başka şeylere dağılmıştır. Oruçta bir yönüyle şehevât-ı nefsaniyeyi frenleme olduğu için günahlara karşı sabır, diğer bir yönüyle (hususiyle sıcak günlerde) aç-susuz durma gibi bir işin altına girmekle ibadete devam mânâsında sabır vardır. Böylece oruç, dinin dörtte birini teşkil etmiş olmaktadır. O, İslâm’ın dört büyük ve mühim esasından biridir. Ayrıca oruçta, yukarıda da belirttiğimiz gibi hem ibadet ü taat hususunda sabit-kadem olma hem de beşerî garizelere, şehevanî duygulara ve nefsanî kaprislere set çekme vardır.

Orucun Dengi Yoktur

Allah uğrunda yapılan her işin mutlaka bir karşılığı, belirlenmiş bir sevabı vardır. Oruca gelince onun sevap yönüyle dengi yoktur. Ebû Ümâme (radıyallâhu anh) şunları rivayet eder:

“Resûlullah’tan tavsiye istedim. ‘Oruç tut. Zira onun dengi yoktur.’ dedi. Tekrar tavsiye istedim. O yine, ‘Oruç tut, zira onun dengi yoktur.’ buyurdu.”[6]

Hazreti Ebû Ümâme (radıyallâhu anh) Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) aldığı bu tavsiyeye öyle ciddiyetle sarıldı ki o günden sonra kendisi, hanımı ve hizmetçisi hep oruçlu idi. Hatta gün ortası evlerinden duman yükseldiği görülürse, “Herhalde misafirleri var.” denilirdi.[7]

Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) orucun fazileti hakkında ifade buyurduğu diğer birkaç hadisi de zikredip bu bölümü kapatalım:

إِنَّ فِي الجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ القِيَامَةِ، لاَ يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ

“Cennet’te Reyyân denilen bir kapı vardır ki kıyamet günü oradan sadece oruç tutanlar girebilir; onların dışında hiçkimse giremez.”[8]

مَنْ صَامَ يَوْمًا فِي سَبِيلِ اللهِ، بَعَّدَ اللهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ سَبْعِينَ خَرِيفًا

“Allah için bir gün oruç tutanı, Allah Teâlâ yetmiş yıllık mesafe kadar Cehennem’den uzaklaştırır.”[9]

الصِّيَامُ وَالْقُرْآنُ يَشْفَعَانِ لِلْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يَقُولُ الصِّيَامُ: «أَيْ رَبِّ، مَنَعْتُهُ الطَّعَامَ وَالشَّهَوَاتِ بِالنَّهَارِ، فَشَفِّعْنِي فِيهِ»، وَيَقُولُ الْقُرْآنُ: «مَنَعْتُهُ النَّوْمَ بِاللَّيْلِ، فَشَفِّعْنِي فِيهِ» فَيُشَفَّعَانِ.

“Oruç ve Kur’ân kıyamet günü kulun günahlarının bağışlanması için şefaatte bulunacaklardır. Oruç şöyle diyecektir: ‘Ya Rabbi, ben onu gündüzleri yiyip içmekten ve zevklerinden alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur.’ Kur’ân da şöyle diyecektir: ‘Ya Rabbi, ben onu geceleri uykusundan alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur.’ Bunların her ikisinin de şefaati kabul edilir.”[10]


[1]      Buhârî, imân 1, tefsiru sûre (1) 30; Müslim, imân 19-21.

[2]      Buhârî, imân 36; Müslim, imân 5.

[3]      Buhârî, savm 2; Müslim, sıyâm 160.

[4]      Zümer sûresi, 39/10.

[5]      Buhârî, savm 22; Müslim, sıyâm 160.

[6]      Nesâî, sıyâm 43; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/248, 249, 257; Abdurrezzak, el-Musannef 4/309.

[7]      Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 36/455.

[8]      Buhârî, savm 4; Müslim, sıyâm 166.

[9]      Buhârî, cihâd 36; Müslim, sıyâm 167, 168.

[10]     Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/174; İbnü’l-Mübârek, ez-Zühd 2/114; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 2/346.

Kaynak: Gufranla Tüllenen İbadet: Oruç / M.Fethullah Gülen

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu