Güzel insanlar, belki malumunuzdur şahsi gereksinimlerimden dolayı yazmaya biraz ara vermiştim. Rabbim izin verirse bundan sonra tekrar sizlerle beraber olmaya gayret edeceğim.
Gene malumunuz olduğu üzere ülkemizden gelen haberler hep kan ve göz yaşı. Hakikaten dört bir yanda “kan seylapları..”
Bu tabir, tarih-i kadim yazarı Celal Nuri’yle meşhur olmuş. Kendisi meşrutiyet yıllarının kalem erbabından biri olup, yedi-sekiz önemli insanın da kitaplarında takrizi olan biridir. Ona “Kan seylapları var, kan gövdeyi götürüyor” dediklerinde, o da; “Ne zaman durdu ki!” der. Evet, bir-iki asır var ki, kan seylapları ne zaman durdu ki?
Ama, ben bu yazıda bu kan seylaplarına rağmen güzel şeylerinde olabildiğinden bahsetmek istiyorum. O da, Bükreş Romexpo’daki Gaudeamus Kitap Fuarında Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Romence’ye çevrilmiş üç kitabı hakkında olacak.
Bu eserler aynı zaman da Fuarda yayınlanmış. Romence’ye çevrilen eserlerden ilki ise, tasavvuf ağırlıklı ‘Kalbin Zümrüt Tepeleri’ eseriymiş. Romence ‘Culmile de smarald ale inimii’ başlığıyla 4 cilt halinde yayınlanmış. İkinci olarak, Hocaefendi’nin Yağmur Dergisi’nde yazdığı ve daha sonra ‘Beyan’ adıyla kitaba dönüştürülen kitap Romence, “Logos si puterea cuvantului.” adıyla çıkmış. Bunu, ‘Çekirdekten Çınara’ isimli eser takip etmiş ve “Din samanta la platan” başlığıyla Romen okurlarla buluşmuş.
Kitapları yayınlayan Tritonic Yayınevi Müdürü Bogdan Hrib, Hocaefendi için şöyle demiş: “Fethullah Gülen dünyaya barış ve huzur anlayışını getirebilecek nadir bir insandır. Dünya tarihinde bu tip insanlar çok seyrek gelmiştir.”
Ne yazık ki kendi ülkemizde binlerce insan, Hocaefendi’ye onun adıyla hiçbir zaman bir araya gelme ihtimali olmayan “Terörist” deme talihsizliğini yaşadı. Hem de; “Müslümanlıkta terörizm yoktur. Müslüman terörist olamaz. Ve ters taraftan ifade edecek olursak terörist müslüman değildir.” ifadesini 2001 İkiz Kulelere yapılan saldırı sırasında söylemiş olmasına rağmen.
Kitap Fuarında konuşanlardan biri de Prof. Dr. Silvia Osman olmuş. O, Hocaefendi için şöyle demiş: “Uzun süre sevgi yaşayan bir adam, herkesin ulaşmak istediği hedefe yakın bir insandır… Fethullah Gülen’i yeni tanımış bir insanın çınar seviyesine ulaşması konuştuğu gibi yaşamasından geçer. Konuştuğunuz gibi yaşamayı başardığınızda o zaman kâmil bir insan olursunuz.”
Hocaefendi’yi yeni tanıyan bir insan, onun konuştuğu gibi yaşayan biri olduğundan bahsediyor. Gel gelelim bizdeki şom ağızlar Hocaefendi’yi; “Gizli Ajandası” olmakla suçluyor. Halbuki bu konuda da Hocaefendi 2015 yılı Aralık ayında şöyle demiş. “Bizim ajandalarımızda ne gizli hesaplarımız, ne de ileriye matuf herhangi bir planımız yoktur, olamaz da. Şuna buna müdahale etme, bir şeyleri değiştirme gibi heva ve heves peşinde koşma bizim duygu ve düşünce dünyamızdan fersah fersah uzaktır.” Fakat birileri ülkemizde her daim kendini darı tanesi, Hizmet Hareketini de tavuk gördü. Bu durumu değiştirmek için önce onların darı, sonra da Hizmet Hareketinin tavuk olmadığını anlatmak zorundasınız. Hocaefendi bunu defaatle yaptı. Ama neylersin ‘Vermeyince Mabut, neylesin Sultan Mahmut’..
Tekrar Romanya’ya dönecek olursak, Bükreş Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesi dilbilimci ve Ortadoğu uzmanlarından Prof. Dr. George Grigore şöyle demiş: “Fethullah Gülen, Sufi İslam’ı takip eden ve şiddete karşı olan bir isimdir. Mahatma Gandi gibi. Kendi kitaplarında belirttiği üzere, ‘Kaba kuvvetle başkalarına fikir kabul ettirme dönemi sona ermiştir. Günümüzde, başkalarına sizin fikir ve yolunuzu kabul ettirmeye motive etmenin tek yolu ‘ikna etme ve ikna edici argümanlardır. Kendi hedeflerine ulaşmak için kaba kuvvete başvuranlar iflas etmiş ruhlardır.’”
Allah aşkına bu insanlar, Hocaefendi’yi acaba yakından görselerdi nasıl bir yorumda bulunurlardı ki? Bence bu yorumlarından farklı bir şey söylemezlerdi. Zira Hocaefendi tam da bu sözlerde tarif edilen insandır. Şimdi bizdeki ahmaklar çıkmış sözüm ona, “15 Temmuz (sahte) Darbe” girişiminin emrini verenin Hocaefendi olduğunu söylüyor.
Burada yeri geldi diyeyim. Hz. İsa’ya demişler ki; “Ölüyü diriltmekten daha zor ne olabilir” diye sormuşlar. O da, “Anlamayana, söz anlatmak” demiş.
Neyse güzel insanlar bu mevzuyu da gene Hocaefendi’nin Edirne Kırklareli’nde görev yaparken, yaşadığı bir kıssayla bitirelim: “Edirne’de, (Hocaefendi) Kırklareli’nde görev yaparken, böyle dinine de bağlı meczup biri vardı. Zaman zaman bir hale girer, bir şey görmüş gibi davranırdı. Ben de, onun o haline saygı gösterirdim. Bir defasında beraber otururken, yine değişti, gözlerini bir noktaya dikti; ben de toparlandım. “Geldiler” dedi. “Kimler geldi?” diye sordum: “Kutup geldi” dedi, ama Kutbun kim olduğunu söylemedi. Sonra, “Bediüzzaman geldi, Süleyman efendi geldi” dedi. “Bunlar böyle geldiğine göre, muhakkak bir mesajları olmalı?” dedim. “Evet” diye cevapladı ve ilâve etti: “Vazifeye devam!”
İşte güzel insanlar bize düşen, hiçbir beklentiye ve iddiaya girmeden, kulluk yolunda vazifeye devam etmektir. Gerisi hikâye..
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN
