Yazarlar

Gerçek orucun yansıması | Muhittin Akgül

Yüce Rabbimiz, insanların sabahtan akşama kadar aç-susuz kalmasına ihtiyacı olduğundan dolayı orucu emretmiş değildir. Bütün canlılar, cansızlar bir araya gelseler, bütün bir hayat boyu Allah Teala için aç susuz kalsalar, ibadet etseler, O’nun mülkünde iğne ucu kadar bir fazlalık meydana gelmez. Tam tersine bütün canlı-cansızlar O’na isyan etseler, hiçbir emrini yerine getirmeseler, O’nun mülkünde bir iğne ucu kadar eksizlik meydana gelmez. Zira bütün mülkün sahibi O’dur. Veren O’dur, alan da yine O’dur.

Yüce Rabbimiz’in insanların ibadetine madem ihtiyacı yoktu da; o zaman: “acaba neden oruç gibi bir ibadeti bize emretti?” diye soracak olursak;

Oruç ibadeti, hayatımızı düzene sokan, kötülüklerden arındıran, bir gün mutlaka bizleri yaratan Yüce Mevlamız’a ulaşacağımızı hatırlatan, bütün kötü davranış, söz ve duygulardan arınıp adeta bir melek haline gelmemizi sağlayan, her an iç içe olduğumuz ancak farkında olamadığımız sayısız nimetin değerini öğreten, cesedimizin yanında, ruhumuzun da olgunlaşmasına vesile olan, en büyük düşmanımız olan nefis ve egomuzun aşırı istek ve arzularına gem vuran, kalbimizde simsiyah birer leke olarak ruhlarımızı karartan, onun üzerine zift döken günahlarımıza karşı kalkan olan, müminlerde mutlaka bulunması gereken emanet duygusunu ve ahde vefayı öğreten, sabır gibi çok önemli bir değeri hayatımıza kazandıran, sıkıntılar karşısında hemen pes etmemeyi, dayanmayı ve sabır göstermeyi aşılayan, topluma birlik-beraberlik şuurunu veren, fakirlerin halini hatırlatan, insanın aslında hiçbir şeye malik olmadığını gösteren oldukça şümullü bir ibadettir.

Kısaca yukarıda işaret edilen bu neticeleri oruç bize vermiyorsa, orucun sebeb-i hikmetine uygun tutulmuş olması söz konusu değildir. Zaten her şeyi kendisinden öğrendiğimiz Allah Resûlü (s.a.s.) buyurmuyor mu: “Her kim, yalan sözü ve onunla amel etmeyi terk etmiyorsa, aslında Allah’ın onun yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.” 

Oruç, sadece sabahtan akşama kadar aç ve susuz kalmaktan ibaret değildir. Belki o sadece işin dış kısmıdır. Zira Sevgili Peygamberimiz: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan sadece susuzluk ve açlıktan başka kazançları yoktur.” buyurarak, orucun mümine kazandırması gereken güzelliklerine dikkatleri çekmiştir.

Gözüne, kulağına, el ve ayaklarına, hatta kötü düşüncelere karşı oruç tutmayan kimsenin, oruçtan tam anlamıyla istifadesi söz konusu değildir. Bu anlamda sattığı malın önü başka arkası başka olan bir pazar esnafının orucu, Cenâb-ı Hakk’ın istediği hakiki bir oruç değildir.

İş yerinde çalıştırdığı insanlara karşı kaba-saba davranan, onları ezen, hakaretler yapan, zulmeden bir patronun orucu hakiki oruç değildir. Hastasına karşı bir kadavra gibi muamele eden, onun duygularını hesaba katmayan bir doktorun orucu hakiki oruç değildir. İdaresi altında bulunanları kırıp geçiren, haklarını ihlal eden, onların birer insan olduğunu, dolayısıyla zaman zaman hata yapacaklarını hesaba katmayan, anında en ağır cezaları veren yöneticinin orucu, hakiki oruç değildir. Müşterisine yalan söylemeyi son derece basite alan, aldatmak için yeminler ederek gerçek fiyatının üstünde fiyat söyleyen satıcının orucu, hakiki oruç değildir. Trafikte en küçük kusuru affetmeyip, kornaya sonuna kadar basan, olmadı el kol işaretleriyle hakarete başvuran, sanki saniyeler kendisi için çok önemliymişçesine önündeki aracı hışımla sollayan, sollarken de sanki en büyük ve çetin düşmanı halletmiş gibi yoluna devam eden sürücünün orucu, hakiki oruç değildir.

Orucu, tutanlar itibariyle üç kısma ayırabiliriz. Avam dediğimiz kimselerin orucudur ki, sadece yeme-içmeyi terk etmekten ibarettir. Böyle bir orucu, yeme ve içme bozar.

Havas dediğimiz bir üst dereceye aday olanların orucudur ki, bunlar yeme-içmenin yanında kulaklarına, gözlerine ve dillerine de oruç tuttururlar. Bunların orucunu da yalan, kötü söz, dedi-kodu, gıybet gibi davranışlar bozar.

Havassu’l-havas dediğimiz en üst dereceye aday olanların orucudur ki, yeme-içmeyi terk etmenin, göz, dil ve kulak gibi organlara oruç tutturmanın yanında, bir de kalbine, zihnine gelebilecek kötü duygu ve düşüncelere karşı oruç tutarlar. Bunların orucunu da, kalplerinden geçirdikleri kötü bir düşünce, içlerinden geçirdikleri uygunsuz bir tasavvur bozar.

Mü’min, ideale aday olan kimsedir. Nasıl dünyevi işlerimizde en karlı ve fazla olanın peşinden koşuyor, onu elde etmek için var gücümüzle çalışıyorsak, oruç ibadetinde de ideale aday olmalı, onu kazanmak için gayret göstermeliyiz. Oruçlarınızın en ideal oruçlar olması temennisiyle.

Kaynak: Tr724.com | Muhittin Akgül 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı