CUMA HUTBESİ | Komşuluk

Yazar Editör

HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG

Değerli kardeşlerim;

Hutbemizin konusu; komşularımıza karşı vazife ve sorumluluklarımız.

Komşu; din, dil, mezhep, ırk, cinsiyet ve soy ayırımı yapmaksızın birbirine yakın evlerde oturan, yüz yüze görüşmeleri olan ve birbirini az-çok koruyup gözeten insanların birbirlerine verdikleri isimdir. Komşu komşunun külüne muhtaçtır, Ev almadan önce komşunu, yola çıkmadan öncede yol arkadaşını iyi tanı gibi ata sözlerimizde buna işaret etmektedir,

Cenâb-ı Hak, Nisâ Sûre-i Celîlesi’nde şöyle buyurmaktadır:

وَاعْبُدُوا اللهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

“Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabalara, yetimlere, düşkünlere, yakın ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunup size hizmet eden kimselere ihsanla muamele edin. Allah, kendini beğenip övünenleri elbette sevmez.” (Nisâ sûresi, 4/36.)

Âyet-i kerimede geçen Caar (جار) kelimesi, dilimizdeki komşu kelimesinin karşılığıdır. وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ  ifadeleriyle akrabadan olan veya olmayan ya da yakın veya uzak olan komşulara iyilikte bulunma emredilerek komşuluk haklarına dikkat çekilmiştir. Şu hâlde insanın yakın veya uzağında bulunan, sağında solunda, önünde arkasında olan herkes, ayetin kapsamına  girer ve iyiliği hak eder.

Kur’ân, Komşulukta Irk ve Din Farkı Gözetmez

Bunun içindir ki yakın ve uzak komşulara dikkat edilmesini belirten bu ayette lafız mutlak, herhangi bir sınırlama getirilmeden komşu denilerek genel bir ifade zikredilmiştir. Bu mutlak zikir, inançlı-inançsız, hür-köle, dindar-fasık, dost-düşman, yerli-yabancı, iyi-kötü, ev itibariyle yakın-uzak herkese şamil olup bütün komşulara iyilik yapmayı ve ihsanda bulunmayı emreder.

Büyük müfessir Taberî’nin yaklaşımıyla “…Yakın komşulara, uzak komşulara ihsanla muamele ediniz” âyeti, ister mümin ister ateist, ister Yahudi ister Hıristiyan ya da bir başka dine mensup olsun, bütün komşuları içine alacak şekilde ihsanı/iyiliği emreder der.

Bu âyette, komşularla ilişkinin “ihsan” temeline oturtulması, komşuluk ilişkilerinin geniş bir perspektiften ele alınmasına imkân tanımıştır. Nitekim âyet-i kerimeyi  yorumlayan Kurtubî, doğru olan görüşün, “komşulukta Müslüman ve kâfir ayırımına gitmeksizin, yakın-uzak bütün komşulara ait hakları gözetmek” olduğunu belirtmiştir. Yine ona göre, Kur’ân’ın komşuya karşı ihsanı/iyiliği emretmesi sadece “onun hakkını gözetmek ve hakkını yerine getirmekle” sınırlı değildir. Bununla birlikte “yerine göre komşuyla birlikte dostça yaşamak, onun mutluluğunu ve üzüntüsünü paylaşmak, ona eziyet ve sıkıntı vermekten uzak durmak ve gerektiğinde onu korumak da” ihsan kapsamına dahildir.

Ayet-i kerimede iki kategoride ele alınan komşuluğu, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam), bizim üzerimizdeki haklarına göre üç çeşit olarak belirlemiştir:

Merhum Hamdi Yazır, tefsirinde bu ayetle alakalı olarak hadis-i şerifi hatırlatarak “Komşu üç kısma ayrılır der.

Birincisinin bizde üç hakkı vardır; komşuluk hakkı, akrabalık hakkı ve İslâmiyet hakkı.

İkincisinin bizde iki hakkı vardır; komşuluk hakkı ve İslâmiyet hakkı.

Üçüncüsünün de bizim üzerimizde bir hakkı vardır; komşuluk hakkı ki, bu Hristiyan, Yahudi ve müşrik komşudur.” Demek ki, komşu Hristiyan ya da Yahudi de olsa, ona da iyilik yapmak bir komşuluk hakkıdır.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ilgi ve alâka dairesini gayr-i Müslimleri de içine alacak kadar geniş tutmuştur. Bir gün bir Yahudi komşusu, oğlunun vefat etmek üzere olduğunu söyleyip hüznünü ifade edince Allah Rasûlü hemen kalkıp ölüm döşeğindeki genci ziyarete gitmiştir.

Yine bir gün Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Mescid-i Nebevî’nin bahçesinde birisiyle ayaküstü uzun uzadıya sohbet etmeye başlar. Onları uzaktan görüp de yanlarına yaklaşmak isteyen Câbir İbn-i Abdullah ise son anda, “belki de özel bir mesele görüşüyorlardır” diye yanlarına yaklaşmaktan çekinir ve uzakta beklemeye koyulur. Derken o şahıs da biraz sonra Efendimizle yaptığı sohbeti tamamlar ve ayrılır. Bunun üzerine Hz. Câbir de Peygamberimizin yanına gelir ve: “Ya Resûlallah! Sizi o kadar ayakta tutan kimdi?” diye sorar. Peygamberimiz şöyle cevap verir: “O gördüğün kimse Cebrail (aleyhisselam) idi. Cebrail (aleyhisselam) bana komşu hakkında öylesine ısrarlı tavsiyelerde bulundu ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.” (Buhârî, edeb 28; Müslim, birr 141.)

Bir insanın mirasçısı; annesi, babası, çocukları, eşi gibi yakınları olduğuna göre Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu sözüyle, komşu hakkının ne denli büyük olduğuna, Allah katındaki kadrine ve ona verilmesi gerekli değere dikkat çekmiştir.

Başka bir defa da Efendimiz

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُحْسِنْ إِلَى جَارِهِ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ

 “Her kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna ihsanda bulunsun. Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa misafirine ikramda bulunsun. Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sükût etsin.” buyurmaktadır. ( Buhârî, edeb 31, 85, rikak 23; Müslim, îmân 74, edâhî 19.)

Hasılı, hicret edilen diyarlarda, göçün beraberinde getireceği problemleri aşma, yeni hicret yurdunda toplumla entegre olabilme ve daha hızlı kaynaşmak adına komşuluk ilişkileri en önemli dinamiklerden birisidir.

Komşuluk dinamiği; içinde yaşanılan toplumun fertleriyle tanışma ve kendini tanıtma adına önemli bir fırsat sunduğu kadar, muhacir hakkında duyulacak endişe ve düşmanlıkların giderilmesi için de büyük bir imkândır. Dolayısıyla komşuluk ilişkileri muhacirin gönlünde sevgiye ve dostluğa dönüştüğü ölçüde meyvesini de vermeye başlayacak, bununla her muhacirin yeni vatanında kendini “yabancı”, çevresindekileri ise “öteki” olarak görmekten kurtulup herkesi, yakın ve uzak komşuları olarak kucaklayabilmesi temin edilmiş olacaktır.

Hicret yurdunda sevgiyi ve saygıyı büyütmenin yolu komşularımızla tanışmaktan ve komşuluğa terettüp eden hakları yerine getirmekten geçer.  Bunun için bazen bir selam ve tebessümle, bazen ihtiyacı olana yardımla, bazen bir hasta ziyaretiyle, bazen bir ikramla komşuluk bağları mutlaka korunmalı ve geliştirilmelidir. Bu mevzuda vesileler aranmalı, milli günler ve bayramlar değerlendirilmeli, bazı özel günleri fırsat bilerek hediyelerle komşularımızı sevindirmeye çalışmalıyız. Zira, Allah Resûlü’nün ifadesiyle Hak katında da halk yanında da en faydalı insan olmanın bir yolu da komşuluktur: “Allah katında komşuların en hayırlısı, komşularına en çok iyilik edendir.”

Rabbimizden niyazımız bizlere; nefsimize, neslimize, komşularımıza ve insanlığa faydalı işler yapabilme imkân ve fırsatı lütfeylesin.

Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız

CUMA HUTBESİ KOMŞULUK

 

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...