<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Misafir Kalemler arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/category/misafir-kalemler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/category/misafir-kalemler/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Jun 2026 14:32:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Misafir Kalemler arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/category/misafir-kalemler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>TARİH ŞAHİT OLSUN: ADALETİN YANINDAYIZ</title>
		<link>https://hizmetten.com/tarih-sahit-olsun-adaletin-yanindayiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 14:18:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı tarihler, takvimde bir gün olmaktan çıkar, vicdanın omuzlarına yüklenmiş bir emanete dönüşür. Bu yıl 24 Haziran, sadece bir tarihe değil, insanlığın ortak vicdanında açılmış derin bir yaraya dokunuyor. Çünkü&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tarih-sahit-olsun-adaletin-yanindayiz/">TARİH ŞAHİT OLSUN: ADALETİN YANINDAYIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s3"><span class="s4">Bazı tarihler, takvimde bir gün olmaktan çıkar, vicdanın omuzlarına yüklenmiş bir emanete dönüşür.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bu yıl 24 Haziran, sadece bir tarihe değil, insanlığın ortak vicdanında açılmış derin bir yaraya dokunuyor. Çünkü Stra</span><span class="s4">z</span><span class="s4">b</span><span class="s4">ur</span><span class="s4">g’da yükselecek sesler, dünyanın farklı köşelerinde adalet arayan milyonların sessiz beklentileriyle buluşuyor. Bu buluşma, herhangi bir topluluğun değil; hakkın güç karşısında ezilmemesi gerektiğine inanan insanların buluşmasıdır. Zira adalet, sınırları aşan en büyük ortak değerdir. Bir yerde hukuk yara aldığında, başka bir yerde vicdan kanar. Bu yüzden Stra</span><span class="s4">zbur</span><span class="s4">g’da atılacak her adım, yalnızca bugünün mağduriyetlerini değil, insanlığın yarınlarını da koruma iradesinin sembolü olacaktır.</span> <span class="s4">Tarih</span><span class="s4">, meydanları dolduran kalabalıkları değil; hangi değer uğruna bir araya geldiklerini hatırlar.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">24 Haziran’da Strazburg’da atılacak her adım, yalnızca bir yürüyüşün parçası olmayacaktır. O adımlar, insanlık tarihinin en eski ve en asil mücadelesine; hak ile güç, adalet ile zulüm arasındaki mücadeleye verilmiş sessiz fakat sarsılmaz bir cevap olacaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Çünkü bizim hikâyemizi farklı kılan yalnızca maruz kaldığımız acılar değildir. Asıl önemli olan, o acılar karşısında nasıl bir duruş sergilediğimizdir.</span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-49131" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-700x394.webp" alt="" width="700" height="394" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-700x394.webp 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-1200x675.webp 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-768x432.webp 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-1536x864.webp 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-2048x1152.webp 2048w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-1920x1080.webp 1920w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-1170x658.webp 1170w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/P8KThmRHIG4NXHXm78E5Az-img-1_1782224963000_na1fn_aGFiZXJfZ29yc2VsaV8x-585x329.webp 585w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p class="s3"><span class="s4">Baskıya uğradık ama baskıcı olmadık.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Haksızlığa uğradık ama haksızlık yapmadık.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Hukuksuzluk gördük ama hukuktan vazgeçmedik.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">İşte Strazburg’da bulunmamızın sebebi budur.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Çünkü adalet yalnızca mağdurların talebi değildir; bütün insanlığın ortak emanetidir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Strazburg’da atılacak her adım, adaletin unutulmuş hafızasına düşülen bir not olacaktır. Zira bazen hakikat, onun için yürüyen insanların ayak seslerinde yankılanır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Tarih boyunca dünyayı değiştirenler, zulme benzeyenler değil; zulme rağmen insan kalabilenler olmuştur. Gandhi bir avuç tuzla imparatorluklara meydan okudu. Martin Luther King bir hayalle milyonların vicdanını uyandırdı. Mandela sabrı direnişe dönüştürdü. Bediüzzaman sürgünleri hakikatin kürsüsü hâline getirdi.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Ve onların hepsinden önce Kerbelâ yollarında yürüyen Hz. Hüseyin vardı.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">O, bir şehirden başka bir şehre gitmiyordu. O, hakikatten taviz vermeyenlerin yolunu açıyordu. Sayıca güçlü olana değil, haklı olana sadık kalmanın ne demek olduğunu öğretiyordu. Bize gösterdi ki bazen en büyük mücadele saldırmak değil; doğru yerde dimdik durabilmektir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bugün Strazburg’da bulunmak da budur.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bir öfke yürüyüşü değil.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bir rövanş arayışı değil.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bir intikam çağrısı hiç değil.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bu yürüyüş; vicdanın yanında saf tutmaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">İnsan onurunun yanında saf tutmaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Evrensel hukukun yanında saf tutmaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bir annenin duasını, bir çocuğun hasretini, bir babanın özlemini ve susturulmak istenen binlerce insanın sesini insanlığın ortak vicdanına taşımaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Çünkü bazı yürüyüşler yalnızca yolları aşmaz; zamanın kalbine yazılır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Ve yıllar sonra insanlar attığımız adımların sayısını hatırlamayacaklar. Fakat şunu hatırlayacaklar:</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bir grup insan vardı.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Zulüm gördüler ama zulmün dilini konuşmadılar.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Haksızlığa uğradılar ama adaletten vazgeçmediler.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Susturulmak istendiler ama seslerini insanlığın ortak vicdanında duyurmaya devam ettiler.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">İşte bu yüzden Strazburg’da bulunmalıyız.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Çünkü bazen bir meydanda bulunmak, bir çağın vicdanına şahitlik etmektir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Çünkü bazen susmak, zulmün gürültüsüne karışmak; yürümek ise hakikatin yanında saf tutmaktır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Ve çünkü Kerbelâ, sadece geçmişte yaşanmış bir acı değil; her çağda adaletin, vicdanın ve insan onurunun imtihanıdır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bugün Strazburg yollarında atılacak her adım, asırlar önce Kerbelâ’dan yükselen o sessiz çağrıya verilmiş bir cevap olacaktır.</span></p>
<p class="s5"><strong><span class="s4"> İSMET MACİT</span></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tarih-sahit-olsun-adaletin-yanindayiz/">TARİH ŞAHİT OLSUN: ADALETİN YANINDAYIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BU SEVDA SAHİPSİZ KALMAMIŞ!</title>
		<link>https://hizmetten.com/bu-sevda-sahipsiz-kalmamis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 18:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece başarılı bir programın ardından söylenmiş nezaket cümlelerinden ibaret bir teşekkür değil; aylarca emek verenlerin alın terine, gecelerini gündüzlerine katanların fedakârlığına, görünmeden yük taşıyanların sessiz kahramanlığına duyulan derin bir minnettarlığın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-sevda-sahipsiz-kalmamis/">BU SEVDA SAHİPSİZ KALMAMIŞ!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece başarılı bir programın ardından söylenmiş nezaket cümlelerinden ibaret bir teşekkür değil; aylarca emek verenlerin alın terine, gecelerini gündüzlerine katanların fedakârlığına, görünmeden yük taşıyanların sessiz kahramanlığına duyulan derin bir minnettarlığın ifadesidir.</p>
<p>Bu salonda oturan insanlar yalnızca bir program izlemiyorlar.</p>
<p>Kimi yıllar önce doğup büyüdüğü toprakları geride bırakmış bir muhacir… Kimi kapısını, gönlünü ve sofrasını açmış bir ensar… Kimi Anadolu’nun bir kasabasından kopup gelmiş, kimi Avrupa’nın bir şehrinde kök salmış. Fakat hepsinin kalbinde aynı sızı, aynı dua, aynı sevda var.</p>
<p>Şimdi sahnede çocuklar yürüyor.</p>
<p>Bir çocuk bir şiir okuyor, bir diğeri bir şarkı söylüyor, bir başkası kendi kültürünü tanıtıyor. Fakat salondaki insanların gözlerinde görünen şey yalnızca çocuklar değil. Onlar, yıllar önce gözyaşlarıyla toprağa bıraktıkları tohumların filiz verdiğini görüyorlar.</p>
<p>Bu yüzden hem gülümsüyorlar hem ağlıyorlar.</p>
<p>Çünkü insan bazen en büyük sevincini en derin hüznünün içinden yaşar.</p>
<p>Alkışlarken kaybettiklerini hatırlıyorlar.<br />
Sevinirken geride bıraktıkları şehirleri düşünüyorlar.<br />
Çocukların sahnedeki neşesine bakarken zindanlarda geçen yılları, ayrılıkları, sürgün yollarını, yarım kalan vedaları hatırlıyorlar.</p>
<p>Ama bütün bunlara rağmen içlerinde buruk bir mağlubiyet değil, vakur bir umut var.</p>
<p>Çünkü sahnedeki her çocuk, zulmün yıkamadığı bir duanın cevabı gibi duruyor.</p>
<p>Her alkış, “Biz hâlâ buradayız.” diyor.</p>
<p>Her tebessüm, “İyilik hâlâ yaşıyor.” diye fısıldıyor.</p>
<p>Ve belki de bu yüzden bu salonu dolduran binlerce insanın gözyaşları aynı anda hem hasretin hem şükrün gözyaşı oluyor.</p>
<p>Muhacir de ağlıyor.<br />
Ensar da ağlıyor.</p>
<p>Ama ikisinin gözyaşında da aynı mana saklı:</p>
<p>Bir gün yollara düşenlerin emanet ettiği sevda sahipsiz kalmamış…</p>
<p>Çileyle sulanan fidanlar büyümüş…</p>
<p><strong>Yorum : İsmet Macit</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-sevda-sahipsiz-kalmamis/">BU SEVDA SAHİPSİZ KALMAMIŞ!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NEBEVÎ MODELİN GÜNÜMÜZE YANSIMALARI: STUTTGART SEMPOZYUMU</title>
		<link>https://hizmetten.com/nebevi-modelin-gunumuze-yansimalari-stuttgart-sempozyumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 19:23:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48550</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hocaefendi  eserlerinde Asr-ı Saadet’te yaşanan hadiseleri şöyle yorumlar: “Bu hadiseler ilk bakışta kendi zamanı içinde sınırlı gibi görünür; oysa her biri, zamanın ötesine uzanan ince işaretler taşır. O gün yaşanan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nebevi-modelin-gunumuze-yansimalari-stuttgart-sempozyumu/">NEBEVÎ MODELİN GÜNÜMÜZE YANSIMALARI: STUTTGART SEMPOZYUMU</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hocaefendi  eserlerinde Asr-ı Saadet’te yaşanan hadiseleri şöyle yorumlar: <strong><em>“Bu hadiseler ilk bakışta kendi zamanı içinde sınırlı gibi görünür; oysa her biri, zamanın ötesine uzanan ince işaretler taşır. O gün yaşanan her olayda, kıyamete kadar karşılaşılacak büyük meselelerin izleri saklıdır. Adeta her hadise, kendisinden sonra gelecek zamanlara bırakılmış bir çözüm yolu, bir istikamet işareti gibidir. O dönemin şartlarını ve insanının seviyesini dikkate alarak bu işaretleri okuyabilenler ise, kendi çağlarının karanlıklarını aydınlatacak cevaplara ulaşabilirler…”</em></strong></p>
<p>İşte bu bakış açısı, Asr-ı Saadet’teki hadiselerin yalnızca tarihsel birer hatıra değil, her çağda yeniden hissedilebilen ve yaşanabilen bir hakikat ve bir pusula olduğunu gösteriyor; Stuttgart’taki o buluşmada hissedilen derin atmosfer de sanki bu zamansız hakikatin bugüne yansıyan bir tezahürü gibiydi.</p>
<p>Kapıdan içeri adım atan herkes, daha ilk anda alışıldık bir toplantıya değil, daha derin bir buluşmaya geldiğini hissediyordu. Salonda tarif edilmesi zor bir sükûnet, konuşmaların arasında dolaşan bir içtenlik ve bütün bu görünmeyen unsurları bir arada tutan güçlü bir maneviyat vardı. İnsanlar konuşuyordu ama sesler yükselmiyordu; herkes, farkında olmadan aynı saygı çizgisinde buluşuyordu. Sanki orada yalnızca insanlar değil, bir iklim ağırlanıyordu: Efendimiz’in (sav) hayatından süzülen, incelikle taşınmış bir ruh hâli…</p>
<p>Bu program sıradan bir etkinlik değildi, adı konulmuş bir davetti: <strong>Efendimiz (sav) Sempozyumu.</strong> Bir anlatma çabası kadar, bir hatırlama; bir hatırlama kadar da bir kendine dönme gayreti.</p>
<p>On iki genç, dört mentör eşliğinde, yaklaşık altı ay boyunca bu yükü omuzladı. Ama aslında bu sürenin arkasında bir yıl süren daha geniş bir hazırlık, bir inşa süreci vardı. Bu hazırlık, sadece metinlerin hazırlanması, kaynakların taranması değildi. İnsan, Efendimizi (sav) anlatmaya niyet ettiğinde, fark etmeden kendi içini de gözden geçirmeye başlar. Bu yüzden yapılan çalışma, bilgiyle sınırlı kalmadı; düşünceyle, duygu ile ve yer yer iç hesaplaşmalarla, murakebe hisleriyle derinleşti.</p>
<p>Bu çabanın arkasında, gençlerin motivasyonunda Üstad’ın o tanıdık çağrısının izini görmek mümkündü: <strong><em>“Eğer istersen gel… Asr-ı Saadet’e, Ceziretü’l-Arab’a gideriz. Hayalen olsun onu vazife başında görüp ziyaret ederiz”</em></strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-48552" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-700x525.jpeg" alt="" width="700" height="525" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-700x525.jpeg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-1200x900.jpeg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-768x576.jpeg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-1536x1152.jpeg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-1920x1440.jpeg 1920w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-1170x878.jpeg 1170w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55-585x439.jpeg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.55.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Bu davet, gençleri sadece tarihî bir bilgiye değil, bir zamanın ruhuna yöneltti. Onlar da bu çağrıya cevap verirken, kuru bir anlatının sınırlarını aşmaya çalıştılar. Bir metni aktarmaktan çok, bir hayatı anlamaya; bir dönemi tarif etmekten çok, o dönemin taşıdığı anlamı bugüne taşımaya yöneldiler, siyer felsefesini kavrayıp Hocaefendi’den öğrendikleri şekliyle O’nın açık bıraktığı uçlardan günümüz meselelerine çözümler sunmaya gayret ettiler.</p>
<p>Sempozyumun temel yaklaşımı da bu çizgide şekillendi: <strong><em>“Hz. Peygamber’in (sav) hayatını ve sünnetini, günümüz dünyasının meseleleriyle birlikte düşünmek… Onu geçmişte bırakılmış bir örnek olarak değil, bugünün sorularına cevap verebilecek canlı bir rehber olarak ele almak…”</em></strong></p>
<p>Bu çerçevede ele alınan ilk konu “Peygamberi Adalet ve Eşitlik Anlayışı” oldu. Ancak burada anlatılan adalet, kuru bir hukuk düzeni değil; insanın insana bakışındaki denge, hakkı teslim ederken kalbin taşıdığı sorumluluktu. Adalet, bir sistemden çok bir vicdan meselesi olarak ele alındı.</p>
<p>Ardından “Efendimiz (sav)’in Hayatında Sebeplere Riayet” konusu geldi. Tevekkül ile tedbir arasındaki o hassas denge, hayatın en somut örnekleri üzerinden ortaya kondu. İnsan, kaderine inanırken, sebepleri ihmal etmeme sorumluluğunu da taşımak zorundaydı.</p>
<p>“Peygamber Efendimizin Modeline Göre Günümüzde İş Ahlakı” başlığında ise modern dünyanın en çok yıpranan alanlarından biri ele alındı. Kazancın sadece sonuçla değil, süreçle; sadece başarıyla değil, dürüstlükle ölçülmesi gerektiği vurgulandı.</p>
<p>“Kriz Zamanlarında Sabır ve Hikmet” konusu, insanın en kırılgan anlarına ışık tuttu. Sabır, burada edilgen bir bekleyiş değil; dağılmadan ayakta kalabilme gücü, doğruyu kaybetmeden ilerleyebilme iradesi olarak ele alındı.</p>
<p>“Nebevi Rehberlik Perspektifinde Avrupa’da Genç Olmak” başlığı, özellikle içinde bulunulan coğrafyanın gerçekliğine temas etti. Kimlik, aidiyet ve yön arayışı içindeki gençlerin, nebevî rehberlik ile nasıl bir denge kurabilecekleri sorgulandı.</p>
<p>“Hz. Peygamberin Psikososyal İyileştirme ve Denge Yaklaşımı” konusu, insanın iç dünyasına açılan bir kapıydı. Kırılmış bir ruhun nasıl onarılabileceği, yalnızlaşmış bir bireyin nasıl yeniden denge bulabileceği, peygamberî örnekler üzerinden değerlendirildi.</p>
<p>Eğitim başlığı altında “Eğitimde Peygamberi Metot” ele alındı. Burada eğitim, bilgi aktarmaktan ibaret bir süreç olarak değil; insanın insana temas ettiği, karakterin şekillendiği bir inşa süreci olarak ortaya kondu.</p>
<p>“Peygamber Efendimiz’in (sav) Çocuk Eğitimindeki Metot ve İlkeleri” ise bu inşanın en hassas alanına odaklandı. Çocuğa yaklaşımın, geleceğe yaklaşım olduğu; sevgi, sabır ve anlayışın bu sürecin temelini oluşturduğu vurgulandı.</p>
<p>“Ashâb-ı Suffe ve Nebevî Eğitim Modeli” başlığı, tarihten bugüne uzanan bir eğitim örneğini gündeme taşıdı. İmkânların sınırlı olduğu ama ufkun genişlediği bir ortamda yetişen insanların, nasıl kalıcı etkiler bıraktığı üzerinde duruldu.</p>
<p>“Efendimizin Seferleri” konusu, sadece askerî bir tarih anlatımı olarak değil; strateji, liderlik ve ahlaki duruşun birlikte değerlendirildiği bir çerçevede ele alındı. Bu seferler, insanın kendi sınırlarını aşma mücadelesinin de bir yansıması olarak okundu.</p>
<p>“Bir Arada Yaşamanın Peygamberi Modeli: Medine Vesikası” başlığında ise Medine toplumu örneği üzerinden, farklılıkların bir çatışma unsuru değil, bir arada yaşamanın zenginliği olarak nasıl değerlendirilebileceği ortaya kondu. <img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-48553" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.54-1-700x449.jpeg" alt="" width="700" height="449" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.54-1-700x449.jpeg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.54-1-768x493.jpeg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.54-1-585x375.jpeg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-28-at-18.01.54-1.jpeg 1125w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Son olarak “Peygamberimizin Barış Diplomasisi: Hudeybiye’den Günümüze” konusu ele alındı. Hudeybiye, yüzeyde bir geri adım gibi görünse de, derinlikte uzun vadeli bir kazanımın kapısını aralayan bir örnek olarak değerlendirildi.</p>
<p>Sempozyum boyunca dikkat çeken en önemli husus, gençlerin konularına olan hâkimiyetleri kadar, bu konuları içselleştirmiş olmalarıydı. Zaman zaman seslerin titremesi, cümlelerin yarım kalması, gözyaşlarının konuşulanların önüne geçmesi, bu sürecin sadece akademik bir çalışma olmadığını açıkça gösteriyordu. Bu, aynı zamanda bir bağ kurma, bir yakınlaşma, bir etkilenme süreciydi.</p>
<p>Bu noktada Hocaefendi’nin işaret ettiği “reçete” anlayışı, programın görünmeyen omurgasını oluşturuyordu. İnsan, sorunlarına çözüm ararken çoğu zaman uzaklara yönelir. Oysa en temel kaynak, çoğu zaman göz ardı edilir. Hz. Peygamber’in (sav) hayatı, bu anlamda bir eczane gibidir; her derdin karşılığı orada, ama insan çoğu zaman o raflara bakmayı ihmal eder. Nitekim Hocaefendi bu hakikati şu sözleriyle ifade eder: “Bütün bunlar ile sürekli gel-gitler yaşayacağız; o duygular bizi hırpalarken, hemen beri tarafta bu türlü reçeteleri elimize alarak Cenâb-ı Risâlet-penâhînin eczanesine müracaat ederek, Yâ Rasûlallah! Benim böyle bir derdim var; efendim, bunun reçetesi nedir? falan diyeceğiz. O da belki diyecek ki: Sen benim Siyer’imi okumadın mı?!.”</p>
<p>Bu yüzden dile getirilen “sen benim Siyer’imi okumadın mı?” ifadesi, bir serzenişten çok bir yönlendirme olarak anlam kazanmaktadır. Bu, insanı yeniden kaynağa, yeniden başlangıca çağıran bir sorudur; modern zamanların dağınıklığı içinde unutulan o asli istikameti yeniden hatırlatan, kalbi ve zihni aynı merkeze toplayan bir davettir.</p>
<p>Stuttgart’ta gerçekleştirilen bu Efendimiz (sav) Sempozyumu, sadece bilgi aktarılan bir program olmadı. Bu çalışma, gençlerin geçmiş ile bugün arasında bir köprü kurma çabası olarak ortaya çıktı. İçinde hem düşünceyi hem duyguyu taşıyan bu süreç, katılımcılar üzerinde kalıcı bir etki bıraktı.</p>
<p>Ve belki de en önemlisi şuydu:<br />
O gün orada, sadece bir Peygamber (sav) anlatılmadı.<br />
Bir hayat, yeniden anlaşılmaya çalışıldı.</p>
<p><strong>Yorum : İsmet Macit</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nebevi-modelin-gunumuze-yansimalari-stuttgart-sempozyumu/">NEBEVÎ MODELİN GÜNÜMÜZE YANSIMALARI: STUTTGART SEMPOZYUMU</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan Kılıçarslan: Sessiz Kahramanlığın Adı &#124; Mehmet Yıldız </title>
		<link>https://hizmetten.com/hasan-kilicarslan-sessiz-kahramanligin-adi-mehmet-yildiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 11:13:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#hasankılıçarslan]]></category>
		<category><![CDATA[#mehmetyıldız]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır; isimleri kalabalıkların dilinde çok dolaşmaz fakat yaptıklarıyla gönüllerde derin izler bırakırlar. Hasan Amca da işte böyle bir insandı. Hizmette önde, gayrette zirvedeydi. Söz konusu ücret ve karşılık&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hasan-kilicarslan-sessiz-kahramanligin-adi-mehmet-yildiz/">Hasan Kılıçarslan: Sessiz Kahramanlığın Adı | Mehmet Yıldız </a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s4"><span class="s5">Bazı insanlar vardır; isimleri kalabalıkların dilinde çok dolaşmaz fakat yaptıklarıyla gönüllerde derin izler bırakırlar. Hasan Amca da işte böyle bir insandı. Hizmette önde, gayrette zirvede</span><span class="s5">ydi</span><span class="s5">.</span> <span class="s5">S</span><span class="s5">öz konusu ücret ve karşılık olunca en geride duran bir gönül eriydi.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Toplumların manevi dinamizmini ayakta tutan en önemli unsurlardan biri, karşılık beklemeksizin sorumluluk üstlenen ve bu sorumluluğu istikrarlı bir şekilde sürdüren adanmış ruhlu şahsiyetlerdir. Hasan Kılıçarslan, nam-ı diğer Hasan Dede, bu hakikatin yaşayan bir timsali olarak; hizmet ahlâkını hayatının merkezine yerleştirmiş, aksiyon, disiplin ve fedakârlığı şahsında bütünleştirmiş müstesna bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.</span></p>
<p class="s6"><span class="s5">Onun hayatında en dikkat çeken hususlardan biri, hizmetteki öncülüğü ile maddi beklentiler karşısındaki mesafeli duruşu arasındaki dengedir. </span><span class="s5">O, hayırda yarışın güzel bir timsali olmuş, Kur’an hizmetinde gecesini gündüzüne katmış müstesna bir insandı. </span><span class="s5">Bu </span><span class="s5">hali</span><span class="s5">, onun ihlâs temelli bir anlayışa sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Bu adanmışlığın en somut tezahürlerinden biri, başkentte kurulan bir kolej sürecinde görülmüştür. Mustafa Amca, Arif Hoca ve Mahmut Abi ile birlikte yoklukların içinden bir eğitim yuvası inşa etmeye koyulduklarında, ellerinde neredeyse hiçbir maddi imkân yoktu. Gündüz kalıplardan çıkan eğri çivileri topluyor, gece onları tek tek düzelterek ertesi gün yeniden kullanıma sunuyorlardı. Çivi alacak imkânın dahi bulunmadığı bu süreçte, onların en büyük sermayesi sarsılmaz iradeleri ve eğitime adanmış gönülleriydi.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Aylar ve yıllar süren bu gayret, kapı kapı dolaşıp gönülleri harekete geçiren bir hizmet seferberliğine dönüştü. Nihayetinde, binlerce insanın yetişeceği bir eğitim müessesesi vücut buldu. O müesseseden yetişenler, dünyanın dört bir yanında birer umut ve ışık oldular.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Hasan Amca’nın şahsiyetinde öne çıkan bir diğer husus ise aksiyon ile tefekkür arasındaki dengedir. O, sadece sahada koşan bir gönüllü değil; aynı zamanda okuyan, düşünen ve çözüm üreten bir fikir insanıdır. Tekliflerde bulunur, sorumluluk alır</span><span class="s5">,</span><span class="s5"> istişare neticesinde alınan kararlara büyük bir teslimiyetle bağlı kalırdı. Bu yönüyle o, hem istişarenin hakkını veren hem de kardeşliğin hukukunu koruyan nadide şahsiyetlerden biriydi.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Hizmet onun için bir görev değil, bir hayat biçimiydi. Geri durmayı bilmez, yükten kaçmaz; aksine yük arardı. Ve en dikkat çekici tarafı şuydu: Bunca gayretin içinde en küçük bir yorgunluk emaresi göstermezdi. Sanki kalbi, hizmet ettikçe dinlenen bir sırra sahipti.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Onun hayat tarzı aynı zamanda derin bir kanaat ve zühd anlayışını yansıtmaktaydı. Son derece iktisatlı yaşar, israftan titizlikle kaçınır, adeta bir fakir hassasiyetiyle hayatını sürdürürdü. Dünya adına bir iddia taşımayan bu duruş, onun sözlerinden çok yaşayışıyla örnek olmasını sağlamıştır.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Sosyal ilişkilerinde son derece duyarlı bir insandı. Anadolu’nun bir köşesinden üniversite kazanıp gelen bir öğrenciye kalacak yer bulmak için gece gündüz uğraşır; maddi imkânı olmayanlara burs temin etmeye çalışır; taşınma gibi zor zamanlarda ailelerin yanında olurdu. Kimin neye ihtiyacı varsa, yolu bir şekilde ona çıkar; onun varlığı insanlara güven verirdi.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">O, yalnızca yardım eden değil; insanın yükünü omuzlayan, onu yalnız bırakmayan bir karaktere sahipti. Aynı zamanda çevresindekileri harekete geçiren, onları motive eden ve birlikte yürümeye sevk eden bir öncüydü. Onun bulunduğu yerde bir canlılık, bir hareket ve derin bir güven hissi oluşurdu.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Hayatı boyunca adeta durmayı bilmeyen bir gayretin temsilcisi oldu. Programlara karşı gösterdiği hassasiyet, dakikliği ve disiplin anlayışıyla örnek teşkil etti. Onun herhangi bir programa geç kaldığına dair bir hatıraya rastlamak neredeyse mümkün değildir.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Pratik zekâsı ve çözüm odaklı yaklaşımı sayesinde karşılaştığı meselelerde hızlı ve etkili adımlar atar, bulunduğu hizmet ortamına ciddi bir verimlilik kazandırırdı.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Hasan Amca denildiğinde akla yalnızca bir isim değil; hizmet, sadakat, vefa, disiplin ve başkası için yaşama ideali gelmektedir. Onu tanıyan herkesin hakkında hüsn-ü şehadette bulunması, geride bıraktığı izlerin ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Yüzlerce, binlerce insanın hayatına dokunmuş; fakat bütün bunları büyük bir sessizlik içinde yapmıştır.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">92</span><span class="s5"> yıllık ömrünü böylesi bir adanmışlıkla geçiren Hasan Amca, nihayet Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ancak geride büyük sözler değil, büyük bir örneklik bıraktı. Onu tanıyanlar için artık bir hatıra değil, bir ölçü hâline geldi.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Onların yokluk içinde attıkları tohumlar, bugün dünyanın dört bir yanında meyve veren bir hizmet ormanına dönüşmüş durumdadır. Atılan tohumların boşa gitmediği, dikilen fidanların mutlaka meyve verdiği hakikati, onun hayatında bütün açıklığıyla müşahede edilmektedir.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Bugün onun ardından söylenebilecek en doğru söz belki de şudur:</span> <span class="s5">O, sessiz ama derin akan bir nehir gibiydi. Gürültü yapmadan yol aldı</span><span class="s5">, </span><span class="s5">geçtiği her yeri bereketlendirdi.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">“İnsan sevdikleriyle beraberdir” </span><span class="s5">(</span><span class="s3">Buhari, Edeb 96</span><span class="s5">) hadisinin</span><span class="s5"> bir tecellisi olarak, onun gibi güzel insanlarla birlikte olmayı niyaz etmek, bu örnek hayatın bizlere bıraktığı en anlamlı dualardan biridir.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Rabbim rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun.</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hasan-kilicarslan-sessiz-kahramanligin-adi-mehmet-yildiz/">Hasan Kılıçarslan: Sessiz Kahramanlığın Adı | Mehmet Yıldız </a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifâk ve İhtilâf</title>
		<link>https://hizmetten.com/ittifak-ve-ihtilaf/</link>
					<comments>https://hizmetten.com/ittifak-ve-ihtilaf/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 09:36:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48232</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak yolunda hizmet eden insanlar arasında neden ittifâk dururken ihtilâf çıktığını detaylı biçimde incelenebilir. Birbirinden bağımsız veya bağımlı birçok sebepler ortaya konabilir. Allah yolunda yürüyenlerin, kendi arasındaki bu anlaşmazlıkların kökeninde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ittifak-ve-ihtilaf/">İttifâk ve İhtilâf</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s7"><span class="s5">H</span><span class="s6">ak yolunda hizmet eden insanlar arasında neden </span><span class="s5">i</span><span class="s6">ttifâk dururken ihtilâf çıktığını detaylı biçimde incele</span><span class="s5">nebilir.</span> <span class="s5">Birbirinden bağımsız veya bağımlı birçok</span><span class="s6"> sebepler ortaya ko</span><span class="s5">nabilir.</span> <span class="s5">Allah </span><span class="s6">yolunda yürüyenleri</span><span class="s5">n, kendi</span><span class="s6"> arasındaki bu anlaşmazlıkların kökeninde ine</span><span class="s5">n alimlerden birisi de </span><span class="s5">Bediüzzaman’dır</span><span class="s5">. O, </span><span class="s6">insanın hem nefsî zaaflarına hem de manevî ihmallerine dikkat çeker.</span></p>
<p class="s10"><span class="s5">Onun ‘</span><span class="s8">mühim ve müdhiş bir suâl’ </span><span class="s5">vurgusu ile başladığı</span><span class="s6"> konunun esası ş</span><span class="s5">öyledi</span><span class="s6">r:</span><span class="s9">“Neden ehl-i dünya , ehl-i gaflet , hattâ ehl-i dalâlet ve ehl-i nifâk rekabetsiz ittifâk ettikleri hâlde; ehl-i hak ve ehl-i vifâk olan ashâb-ı diyânet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarîkat, neden rekabetli ihtilâf ediyorlar?”</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Bu meseleyi,</span> <span class="s5">‘Yirminci Lema’ bölümünde yedi alt başlıkta analiz edilir. İlgili sorunun, sebepleri ve çözümleri tek tek sıralanarak cevaplanır. </span></p>
<p class="s4"><span class="s5">İhlâs, metinde en kilit bir kriterdir. Çünkü ihlâs ittifakı, ihlassızlık ihtilafı netice verir. Bu ihlâs düşüncesi, yazının hem ekseni hem ana tezidir.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Şimdi ihlâs  hakkındaki bu derin analitik yaklaşımların bazı kısımlarına kısaca temas edelim:</span></p>
<p class="s13"><span class="s12">Maddî ve Manevî Beklentiler</span></p>
<p class="s14">
<p class="s4"><span class="s5">İlk olarak, </span><span class="s9">“Maddî ve mânevî her bir ücrete çok eller uzanabilir. O noktadan müzâhame ve rekabet tevellüd edip; vifâkı nifâka, ittifâkı ihtilâfa tebdil eder.”</span><span class="s5">denilerek, insanların</span><span class="s5"> dünyevî ve uhrevî k</span><span class="s5">azanç peşinde koşarken hak yolundaki ittifakı nasıl bozabilecekleri ortaya konur.</span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Düşülen bu dehşetli ihtilaf durumuna bir çözüm olarak </span><span class="s9">“İşte bu müdhiş marazın merhemi, ilâcı ihlâstır. Yani hakperestliği nefisperestliğe tercih etmekle ve hakkın hatırı, nefsin ve enâniyetin hatırına </span><span class="s9">galib</span><span class="s9"> gelmekle…”</span><span class="s5"> denilerek, samimiyet ve ihlâsın önemini vurgulanır. </span></p>
<p class="s4"><span class="s5">Özetle, hak ve hakikat yolunda gerçek birlik, kişinin kendi nefsini ve hevasını geri planda tutmasıyla başlar. Bu tespitin tedavisinde, öncelikle ihlâs prensibinin, beklentisizlik, istiğna, adanmışlık ve hakperestlik boyutuna vurgu yapılır.</span></p>
<p class="s16"><span class="s12">Bencillik ve Üstünlük İddiası</span></p>
<p class="s14">
<p class="s19"><span class="s6">İkinci sebepte</span><span class="s5"> ise</span><span class="s6">,</span> <span class="s18">“Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa, kendini haklı ve muhâlifini haksız tevehhüm ederek, ittifâk ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîr u zeber olur.”</span> <span class="s5">denilerek</span><span class="s6">, bencillik ve üstünlük iddiasının ihtilafı nasıl </span><span class="s6">tetiklediğine</span><span class="s6"> dikkat çek</span><span class="s5">ilir.</span></p>
<p class="s19"><span class="s6">Bu darmadağın durum</span><span class="s5">dan çıkışa</span><span class="s6"> çözüm olarak dokuz madde say</span><span class="s5">ılı</span><span class="s6">r. </span><span class="s18">“Ve ehemmiyetsiz rekabetkârâne hissiyâtını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla îfâ eder.”</span><span class="s6"> d</span><span class="s5">enile</span><span class="s6">rek noktala</span><span class="s5">nır</span><span class="s6">.</span></p>
<p class="s7"><span class="s6">Hak yolunda birlik ve dayanışma</span><span class="s5">nın,</span> <span class="s5">inayetin</span><span class="s6"> ve muvaffakiyetinin gelmesine önemli bir </span><span class="s5">vesile</span><span class="s6"> olduğunu da ifade ed</span><span class="s5">ilir</span><span class="s6">. </span></p>
<p class="s19"><span class="s6">İnsan nefsini geri planda tutup, kardeşleriyle samimiyetle birleştiğinde, Allah o hizmet</span><span class="s5">e</span> <span class="s5">bereket</span><span class="s6"> ve başarı ihsan eder düşüncesi</span><span class="s5"> anlatılır.</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">Temelde altı çizilen hususlar, vahdet, muhabbet, uhuvvet ve müsbet harekettir.</span></p>
<p class="s16"><span class="s12">Görev </span><span class="s12">Şuurundaki</span><span class="s12"> Eksiklik</span></p>
<p class="s14">
<p class="s7"><span class="s6">Üçüncü bir sebep olarak</span><span class="s20">, </span><span class="s18">“Ehl-i hidâyeti, ulüvv-i </span><span class="s18">himmetten</span><span class="s18"> sû-i istimâle ve dolayısıyla ihtilâfa ve rekabete sevk eden, âhiret nokta-yı nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevab ve vazife-i </span><span class="s18">uhreviyede</span> <span class="s18">kanaatsızlık</span><span class="s18"> cihetinden ileri geliyor.” </span><span class="s5">t</span><span class="s6">espitinde bulunur. </span></p>
<p class="s19"><span class="s6">Bu virüsün ilacı ise çok nettir: </span><span class="s18">“Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma.”</span> <span class="s8">altın ilkesidir.</span></p>
<p class="s7"><span class="s8">Herk</span><span class="s6">es kendi görevine odaklanmalı ve başkalarının işine müdahale etme arzusundan uzak durmalıdır</span><span class="s5">.</span> <span class="s5">B</span><span class="s6">öylece gereksiz rekabet ve anlaşmazlıklar önlenir.</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">Ana unsur, keyfiyet endeksli bir kemiyet dengesi, zafere değil sefere kilitlenme, sonuç yerine süreç odaklanma şeklinde özetlenebilir.</span></p>
<p class="s16"><span class="s12">Gurur ve Dengesizlik</span></p>
<p class="s14">
<p class="s7"><span class="s6">Dördüncü sebe</span><span class="s5">be gelince o</span><span class="s20">, “</span><span class="s18">Ehl-i hidâyet</span><span class="s9">, &#8230;</span><span class="s18">enâniyetten tecerrüt edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifâkı kaybedip, ihlâs da kırılır ve vazife-i uhreviye de zedelenir.”</span> <span class="s5">d</span><span class="s6">üşüncesini paylaşır. </span><span class="s5">Ayr</span><span class="s6">ıca, aşırılık ve dengesizliklerin ittifakı zedele</span><span class="s5">yerek</span><span class="s6"> ihtilafa neden olduğuna işaret ed</span><span class="s5">ili</span><span class="s6">r.</span></p>
<p class="s7"><span class="s6">Bu manevi hastalığın önlenmesi için merhem olarak</span> <span class="s18">“Tarîk-i hakta gidenlere refâkatle iftihar etmek…” </span><span class="s5">ölçüsüyle</span><span class="s6"> başla</span><span class="s5">nır</span><span class="s6"> ve bir dizi reçete sun</span><span class="s5">ulur</span><span class="s6">.</span></p>
<p class="s7"><span class="s5">Esasına bu reçete ile verilen ahlaki mesaj şudur: H</span><span class="s6">ak yolunda yürüyen kardeşlerine kıskançlık, gurur veya üstünlük gözüyle </span><span class="s5">bakma.</span> <span class="s5">Yolda yol arkadaşınla b</span><span class="s6">eraber yürü</span><span class="s5">rken, onların </span><span class="s6">kabiliyetlerini takdir et ve </span><span class="s5">faziletlerini</span><span class="s6"> onur vesilesi olarak gör</span><span class="s5">.</span></p>
<p class="s16"><span class="s12">Hak Kuvvetinin Görülmemesi</span></p>
<p class="s14">
<p class="s7"><span class="s6">Beşinci sebepte, </span><span class="s18">“İşte ehl-i hak, ittifâktaki hak kuvvetini düşünmediklerinden ve aramadıklarından, haksız ve muzır bir netice olan ihtilâfa düşerler.”</span> <span class="s6">d</span><span class="s5">enile</span><span class="s6">rek, hak yolunda güç birliğinin farkına varılmamasının ihtilâfa yol açtığını belirtir.</span></p>
<p class="s21"><span class="s6">Bu</span><span class="s5"> problemin</span><span class="s6"> çözüm formülü ise tevazu ve fedakârlıkla ifade edilir: </span><span class="s18">“…Kemâl-i zaaf ve acz ile, o ehl-i hakkın kafilesine fedâkârâne, samimâne iltihâk etmektir; şahsiyetini unutmakla riyâ ve </span><span class="s18">tasannudan</span><span class="s18"> kurtulup, ihlâsı elde etmektir.”</span></p>
<p class="s7"><span class="s6">Kendi benliğini geri plana alan kişi, riyâ ve üstünlük iddiasından kurtulur, ihlâsı güçlenir ve birlik sağlanır.</span><span class="s5"> Kainat kanunlara tabilik, sünnetullaha riayettir. İradelerin hakkı verilerek, ihtilâf değil ittifâk adına ihlâsa sarılmak adetullahın gereğidir.</span></p>
<p class="s16"><span class="s12">Zamanın Etkin Kullanılmaması</span></p>
<p class="s14">
<p class="s7"><span class="s6">Altıncı sebepte</span><span class="s20">,</span><span class="s18"> “Hakikî sermaye olan vaktini bir meseleye sarf etmediği için, </span><span class="s18">meslekdaşlarıyla</span><span class="s18"> ittifâkı </span><span class="s18">muhkemleşmiyor</span><span class="s18">.”</span> <span class="s6">d</span><span class="s5">enilerek</span><span class="s6">, zamanın doğru yer ve yönde kullanılmamasının birlik ve dayanışmayı zayıflattığını ifade ed</span><span class="s5">ili</span><span class="s6">r. Dağınıklık, </span><span class="s5">h</span><span class="s6">edefe </span><span class="s6">odaklanamamak</span><span class="s6">, vakti israf etmek bir tür ruhî rahatsızlıktır.</span></p>
<p class="s19"><span class="s6">Bu hastalığın çaresi ise şu sözlerle açıklanır: </span><span class="s18">“Bu müdhiş maraz-ı ihtilâfa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz!”</span></p>
<p class="s7"><span class="s5">Kısaca </span><span class="s6">hak yolunda yürüyenler, zamanını boş şeylerle tüketmemeli, birbirlerinin eksiklerinin ıslahına </span><span class="s5">çalışmalı</span><span class="s6"> ve affedici olmalıdır. Böylece samimiyet ve dayanışma güçlenir. İhlâs ile ittifâk korunur</span><span class="s5">ken</span><span class="s6"> ihtilâf bertaraf olur.</span></p>
<p class="s16"><span class="s12">Rekabetin Yanlış </span><span class="s12">Yorumlanması</span></p>
<p class="s14">
<p class="s19"><span class="s6">Son olarak yedinci sebepte</span><span class="s5"> ise</span><span class="s6">, </span><span class="s18">“Ehl-i hakikat, hakikatten gelen ulüvv-i cenâb ve ulüvv-i himmet ve tarîk-i hakta memduh olan müsabakayı tam muhâfaza edemediklerinden ve nâehillerin girmesi yüzünden bir derece sû-i istimâl ettiklerinden…”</span> <span class="s6">d</span><span class="s5">enil</span><span class="s6">erek </span><span class="s5">tamam</span><span class="s6">la</span><span class="s5">nır</span><span class="s6"> bu bölüm.</span></p>
<p class="s7"><span class="s6">Hak yolundaki rekabetin yanlış kullanıldığını vurgulanır. Biricik </span><span class="s5">d</span><span class="s6">oğru istikametin </span><span class="s18">“Bu marazın çâre-i yegânesi: Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil, daima</span><span class="s18">karşısındaki </span><span class="s18">meslekdaşına</span> <span class="s18">tarafdar</span><span class="s18"> olmak&#8230;”</span> <span class="s5">şeklinde</span><span class="s6"> olduğu </span><span class="s5">söylenir</span><span class="s6">.</span></p>
<p class="s19"><span class="s6">İnsan kendi nefsini eleştirip, başkalarının haklarını </span><span class="s6">gözettiğinde</span><span class="s6">, ihlâs korunur ve birlik içinde hizmet etmek mümkün olur. Buna </span><span class="s5">k</span><span class="s6">endine karşı savcı, </span><span class="s5">kardeşine avukat gibi muamelede bulunmak denebilir. Dahası bu reçetede liyakat ve ehliyetin altı çizilir.</span></p>
<p class="s16"><span class="s12">Sonuç</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">Hak yolunda yürüyen insanların arasındaki ihtilâf meselesi yalnızca dış şartlarla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu mesele daha çok insanın iç dünyasıyla ve ihlâs derecesiyle yakından ilişkilidir.</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">Buna karşılık ortaya konulan çözüm yolu, son derece açık ve merkezî bir ilkeye dayanır: İhlâs ve rıza.</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">İhlâsın özü; kişinin nefsini geri plana alması, hakikatin hatırını kendi hatırından üstün tutması, kardeşlerinin faziletleriyle iftihar edebilmesi ve hizmeti şahsî menfaatlerden arındırabilmesi demektir. </span></p>
<p class="s19"><span class="s5">Rıza ve ihlâs anlayışı geliştiğinde, rekabet yerini tesanüde, ihtilaf yerini ittifaka, enâniyet ise yerini uhuvvete bırakır. Hak yolunda yapılan hizmetlerin kalıcı ve bereketli olmasının yolu da buradan geçer. Rıza sonuçtan hoşnutluk, ihlas ise her aşamadaki duruluktur.</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">Birlikten doğan manevî kuvvet, tek tek fertlerin gücünden çok daha büyüktür. İnsan kendi nefsini sorgulayıp kardeşine karşı hüsn-ü zanla </span><span class="s5">yaklaşabildiğinde</span><span class="s5">, hem ihtilâfın kapıları kapanır hem de ortak gayeye doğru daha sağlam adımlar atılır.</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">İdeal olan, ittifâkı güçlendiren ihtilâfı zayıflatan en sağlam ahlâkî zemini aramaktır. İnsan böyle bir anlayışı benimsediğinde, hak ehli arasındaki birlik yalnızca bir arzu değil, aynı zamanda mümkün ve sürdürülebilir bir hakikat hâline gelir.</span></p>
<p class="s7"><span class="s5">Bütün</span><span class="s6"> b</span><span class="s5">u analitik t</span><span class="s6">espitler</span><span class="s5"> ve teklifler</span><span class="s6">, hak yolunda ittifâk kuramamanın ve ihtilâf</span><span class="s5">ın</span><span class="s6">kökenlerini derinlemesine gösterir</span><span class="s5">. A</span><span class="s6">ynı zamanda çözümleri de </span><span class="s5">cesaretle ve</span><span class="s6"> açıkça ortaya koyar.</span></p>
<p class="s19"><span class="s5">İ</span><span class="s6">hlâs</span><span class="s5"> ve </span><span class="s6">samimiyet, ittifâk duvarını örmenin</span><span class="s5"> ve </span><span class="s6">ihtilâf</span><span class="s5"> zehrini</span><span class="s6"> önlemenin </span><span class="s5">panzehiridir. Hasılı uhuvvet ilkeleri nasıl hizmet yapılması gerektiğini, ihlas prensipleri ise niçin hizmet edilmesini cevaplar.</span></p>
<p class="s22">
<p class="s19"><span class="s5">Selim Gül</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ittifak-ve-ihtilaf/">İttifâk ve İhtilâf</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hizmetten.com/ittifak-ve-ihtilaf/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>28</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram &#124; M.FETHULLAH GÜLEN</title>
		<link>https://hizmetten.com/bayram-m-fethullah-gulen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 05:07:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram İslâmî duygu ve düşüncenin sızıp kâsesinden dışarıya çıktığı ve köpürüp her yanı sardığı bir buluşma günüdür. Bayramların içinde âdeta, bütün geçmişimiz uyuyor, sayıklıyor; uyanıyor ve geriniyor gibidir. Geçmişten bugüne,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bayram-m-fethullah-gulen/">Bayram | M.FETHULLAH GÜLEN</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bayram İslâmî duygu ve düşüncenin sızıp kâsesinden dışarıya çıktığı ve köpürüp her yanı sardığı bir buluşma günüdür. Bayramların içinde âdeta, bütün geçmişimiz uyuyor, sayıklıyor; uyanıyor ve geriniyor gibidir. Geçmişten bugüne, bize ait hususiyetler bayramların genel havasına öylesine sinmiştir ki, bu mübarek günleri her idrak edişimizde, benliğimizin derinliklerinde asıl duyduğumuz şey semapeymâ olan o şanlı günlerimizdir. Gözlerimizi kapayıp bayramları dinlerken, râyetimizin göklerde dalgalandığı günlerin lezzetini bir kere daha duyar ve koskoca bir tarihi; daha doğrusu kendi ruhumuzu, kendi mânâmızı, kendi değerlerimizi bir kere daha yaşarız. Bu itibarla da bayram günlerinde âdeta, gönüllerin tasalarıyla zevklerinden meydana gelen bir armoniyi beraber dinler gibi oluruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bayram günlerinde vicdanlarımızda yer yer muvakkat tatlı bir hicran, zaman zaman da zevkli bir dâüssıla duyar ve yaşarız. Şimdilerde bazı bayramlar bizim için, sanki hüzün ve zevk berzahında yaşanıyormuş gibi; bir yandan en ulvî hislerle ruhlarımızı coştururken, diğer yandan da gönüllerimize âdeta keder ve tasa pompalamakta.. Hemen hepimiz o günlerde hem sevinmek hem de ağlayabilmek için, ruhumuzun bütün derinlikleriyle açılarak, bir zamanlar kaybettiğimiz Cennetlerin burukluğunu duyduğumuz aynı anda, ileride ulaşacağımıza inandığımız firdevslerin hülyalarıyla da kendimizden geçeriz.. yani gözlerimiz bahar bulutları gibi yaşlar dökerken, ruhlarımızda da sürekli Cennet yamaçları tüllenir. Evet, her şeye rağmen bayramların o cıvıl cıvıl hülya ve tahassür dolu canlılığı bize, sonbaharda da, kış ortasında da bulunsak, taptaze bir yeni bahar armağan ediyor gibi gelir. Hepimiz o aydınlık günlerde, tatlı bir hüzün, engin bir inşirah veya coşturan bir ümit, içimizi dolduran bir sevinçle yeniden diriliyor gibi oluruz. Oluruz da uğradığımız her yere, bizden evvel Hızır uğramış da seccadesini sermiş gibi, kendimizi bir </span><i><span style="font-weight: 400;">“ba’sü ba’del mevt”</span></i><span style="font-weight: 400;"> atmosferinde buluruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bayramlardaki nazlı sesler, ruhlardan kopup gelen tebessümler, her yerde genişletilmiş bir kardeşlik yaşanıyor gibi rastgele herkesle kucaklaşmalar, herkesle selamlaşmalar.. her yerde ikramlar, her bucakta ziyafetler ve tıpkı toy-düğün gibi dizi dizi tes’id merasimleri ve görkemli şehrâyinler hep iradelerimizin önünde cereyan eder ve bize âlemşümul bir kardeşlik adına neler neler fısıldar.!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gönüllerimiz her zaman bayramları bir ihtiyaç hissiyle arar, biz de bu mübarek günleri bütün vâridâtıyla duymaya çalışırız.. tekbirlerle, tehlillerle coşar; istiğfarlarla iç âlemimizi yıkar.. her yanda tütüp duran neşe ve sevinçle kederlerimizi, tasalarımızı atar.. şifahî irfanımızın bir buudu sayılan na’tlar, ilâhiler ve münâcatlarla nefes alır verir ve bu velûd günlerde daha ne güftesiz besteler dinleriz. Hele duyguları, düşünceleri açısından milletimizin mânâ kökleriyle alâkalı olduğu kadar, aile yapısı, yurdu-yuvası itibarıyla da bizim dünyamıza açık bulunanlar bu renkli zaman dilimini bir başka duyar ve bir başka hissederler. Obalarında, çadır-çardak köşelerinde, minderler üzerinde veya kerevetler üstünde.. mütevazi evlerinde mangal veya sobalarının başında, alçak minderler üzerinde.. bahçelerinde ağaçların üfül üfül dalları altında yeşilin bağrında.. evlerinin geniş bir odasında veya köşklerinin, yalılarının ferahfeza salonlarında, yenilen yemek ve pastalarda, içilen çay, kahve ve şerbetlerde âdeta hep bayram duyulur, bayram hissedilir, bayram yenir, bayram içilir ve bayram soluklanır gibi olur. Bayramın o sımsıcak ve yumuşaklardan yumuşak ikliminde duyulan sesler, işitilen sözler, imanla doymuş ve oturaklaşmış gönüllere çarpıp geçerek gidip ta şanlı geçmişimizin derinliklerine ulaşır ve orada bizi her biri cihan değerinde tedailerle buluşturur!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bayramların herkese açık o müsamahalı saat ve dakikalarında her şeyde ayrı bir neşe ve sevince ulaşan çocuklar, gece yarılarına kadar bayramduygusuyla oturur-kalkar, bayram müsamahasıyla güler-oynar; cıvıl-cıvıl seslerini duyurabilme emeliyle daldan dala seken ve her dalda çevresine ayrı bir nağme salan bülbüller gibi yorulup bitkin düşünceye kadar akla hayale gelmedik oyunlar sergiler ve bizlere bayram içinde ayrı bir bayram daha yaşatırlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bayramlar, bütün insanî münasebetlere en pratik bir vesile, bütün ledünnî zevklere en müsait bir zemin, kitleler hâlinde sevişip kaynaşmaya en münasip bir vasat ve ebediyetleri duyup-yaşamaya da en elverişli bir sahne gibidirler. Hepimiz onun, o masmavi dakikalarında, meşru cismanî hazların yanında fikir ve his ziyafetlerinden de nasibimizi alır ve ruhumuzun armonisini dinleriz. Hele ibadet ü taatin duyularak eda edildiği, tekbirlerin, tehlillerin her yanı sardığı ve bayram o kendine has havası, nazı, tadı ve şivesiyle gelip dalga dalga gönüllerimize aktığı, akıp ruhlarımızı uhrevîliğe gark ettiği zaman, artık sanki bizi dünyanın fâni ve zâil yüzüne bağlayan kayıtlar bir bir çözülüyor gibi olur ve kendimizi âdeta bir başka derinliğin insanları sanırız. Sanırız da, yıllardan beri bayrama susamış gönüllerimize, bayramda neşeyle köpüren her dakika, sağanak sağanak rahmet gibi üzerimize boşalır; kurumaya yüz tutmuş ruhlarımızın her yanını sular ve sinelerimizin derinliklerinde uyuyan bin bir ümit ve teselli çiçeklerine sûr olur, hayat üfler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz, hemen her zaman, bayramları, inanmış insanların uhrevî zevkleri, köpük köpük iştiyakları, dinme bilmeyen merakları ve ölümsüz beklentileriyle karşılar, duyar.. ve kim bilir kaç zevki birden idrak ederiz? Doğrusu inanan gönüllerin, bayramları yaşarken, tam olarak neler hissettiklerini, neler duyup neler düşündüklerini anlayıp söylemek mümkün değildir. Zira hayatın, ukba tecellileri içinde temiz sinelere boşalttığı hissi, zevki anlamak için en az o sineler kadar bu gizli esintileri duyup yaşamak şarttır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bayramlarda mü’minlerin lahutileşen dengeli hareketlerinde, vakarla tüllenen davranışlarında, mânâlı derin bakışlarında, vefalı ve samimiyet tüten sözlerinde hep Cennet muhaverelerindeki o büyülü üslup sezilir. Evet, vazife ve sorumluluklarını yerine getirerek bayram zevkine ve bayram duygusuna uyanmış bu insanlar, öyle bir olgunluk ve enginlik sergilerler ki, her zaman bakışlarında lahutî bir derinlik, hareketlerinde büyüleyen bir ciddiyet, sükûtlarında ürperten bir veraîlik ve tebessümlerinde de sımsıcak bir letafet tüllenir durur. Hemen herkes derecesine göre bayramın bu sihrinden nasibini almıştır ve her inanmış çehrede bunu görüp duymak da mümkündür. Mümkündür zira çoğu okumamış ve ciddî bir terbiyeden de geçmemiş bu insanlar, tekyenin, zaviyenin, mektebin, medresenin bütün vâridât ve müktesebatını temsil ediyor gibi her zaman bir zenginlik sergiler ve bir ruhanî derinlikle oturur kalkarlar. Bunların çoğu o kadar rabıtalı, o kadar itinalı ve o kadar yürektendirler ki, sanki bunlar sıradan birer insan değil de, her biri şanlı geçmişimizin bütün değerlerini taşıyan, tartan hassas birer terazi ve asırlar boyu toplanıp bir araya gelmiş bir dünya hazinesinin billurdan canlı mahfazaları gibidirler. Onların davranış ve tavırlarında, üslup ve edalarında Cennet meyvelerinin lezzetini, firdevs yamaçlarının sükûnetini, Allah cemalini müşâhedenin halâvetini duyuyor gibi oluruz. Onların her şeye derin bir alâka ile konup kalkan bakışları, her meselede sağlam düşünce yapıları, ruhlarının derinliklerinde hâlâ hayatiyetini devam ettiren bir mânâ kökünün var olduğunu gösterir.. gösterir ve gönüllerimize geçmişin gururunu, geleceğin de ümidini fısıldar. Bu insanların hepsi, tevazu ile onurun, mahviyet ile izzetin, emniyet ile hüznün, neşeyle temkinin halitası bir ruh hâletini paylaşır ve başka milletlerde görülmedik bir mükemmeliyet ortaya korlar. Bunların umumî görünümlerinde hem ebedî bir millet olmanın gizli renkleri hem de Kur’ân’a uyanmış, Kur’ân dinlemiş olgun ruhların vakar ve ciddiyeti nümâyândır. Bunları bazılarımız hissetmesek bile, bu böyledir; her zaman onların bakışlarından akıp ruhlarımıza dökülmekte ve sözsüz, bestesiz bir enstrümandan yükselen nağmeler gibi ruhumuzun derinliklerinde yankılanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YEŞEREN DÜŞÜNCELER</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bayram-m-fethullah-gulen/">Bayram | M.FETHULLAH GÜLEN</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mü&#8217;minlere Büyük Ödül Günü: BAYRAM</title>
		<link>https://hizmetten.com/muminlere-buyuk-odul-gunu-bayram/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 05:07:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[osman karyağdı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48182</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir ay boyunca şartların zorluğunu, günün uzunluğunu dikkate almadan, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tuttuk. Ramazan ayına, gelecek sene tekrar buluşma umuduyla veda ettik. İşte şimdi bayramdayız ve nefsimizle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muminlere-buyuk-odul-gunu-bayram/">Mü&#8217;minlere Büyük Ödül Günü: BAYRAM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ay boyunca şartların zorluğunu, günün uzunluğunu dikkate almadan, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tuttuk. Ramazan ayına, gelecek sene tekrar buluşma umuduyla veda ettik. İşte şimdi bayramdayız ve nefsimizle yaptığımız bu bir aylık mücadeleyi kazanmanın şükrünü eda ediyor, bu vesileyle Allah’ın rahmetine nail olma ümidinin neşesini taşıyoruz.</p>
<p>Bayramlar; sevinç, eğlence, yiyip-içme ve neşelenme günleridir. Müslüman olarak mutluluk ve sevincimize esas olacak iki büyük dinî bayramımız var: <strong>Ramazan</strong> ve <strong>Kurban bayramı</strong>.</p>
<p>Ramazan ayında oruç tutma vazifesinin sona erdiği, şükür olarak yenilip içilmesi gerektiği için yaptığımız bayrama <strong>îdül-fıtr</strong>, yani ramazan bayramı denilir. Kurban keserek hem muhtaçların sevindirildiği hem de Rabbin rızasını kazanmanın ümit edildiği bayram da <strong>îdül-edhâ</strong>, yani kurban bayramıdır.</p>
<p>Müslümanlar Mekke döneminde ne Ramazan ne de Kurban bayramı kutlamamışlardır. Zaten Mekke’nin zorlu şartlarında Kurban ibadeti de oruç ibadeti de yoktur. Müslümanların kendi iradeleriyle müstakil hareket etme imkânı buldukları Medine’de hicretin ikinci yılından itibaren <strong>Ramazan</strong> ve <strong>kurban bayramları</strong> kutlanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Bir ay boyunca şartların zorluğunu, günün uzunluğunu dikkate almadan, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tuttuk. Ramazan ayına, gelecek sene tekrar buluşma umuduyla veda ettik. İşte şimdi bayramdayız ve nefsimizle yaptığımız bu bir aylık mücadeleyi kazanmanın şükrünü eda ediyor, bu vesileyle Allah’ın rahmetine nail olma ümidinin neşesini taşıyoruz.</p>
<p><strong>Biz, oruçtan kurtulduğumuz için değil, oruç tutarak Allah&#8217;a şükür borcumuzu yerine getirebildiğimiz için bayram ederiz.</strong> Evet, Ramazan bayramına bir yönüyle “<strong>şükür</strong>” bayramı da diyebiliriz. Eski alfabemizde “<strong>şükür</strong>” ile “<strong>şeker</strong>”in aynı yazılması da işin bir cilvesidir. Esasen Ramazan bayramına “<strong>şeker bayramı</strong>” denilmesi, hem <strong>şükürle</strong> hem de bu bayramda <strong>hurma, tatlı, vb. şeylerin eskiden beri ikram edilmesiyle</strong> irtibatlıdır. Dolayısıyla “<strong>ramazan bayramı</strong>” kavramını hayattan çıkarıp zihinlerden silmemek kaydıyla “<strong>şeker bayramı</strong>” diyenlere karşı savaş açmaya gerek yoktur…</p>
<p>“Oruç bitti. Vazifemizi yaptık. Bundan sonra istediğimiz gibi, ölçüsüz, sınırsız yaşayabiliriz.” gibi düşünceler aklımıza gelebilir. Ancak Müslüman olarak istediğimiz gibi serbestçe yaşayacağımız yerin ahiret hayatı olduğunu biliyoruz. Burası sınırlı ve sonlu bir dünyadır. Sonu olan bir dünyada ölçüsüz yaşamak, sonsuz dünyayı kaybetmenin sebebi olmamalı deyip Ramazan’dan sonra da ahiret hayatını kazanacak amellere devam etmeli, bizi Rabbimizden uzaklaştıracak şeylerle aramıza mesafe koymalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Efendimiz’in (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) bayramı</strong></p>
<p>Allah Resûlü (as) hicretten sonra, Medineli Müslümanların, kaynağı İran kültürü olan iki bayram kutladıklarını, bunlar vesilesiyle neşelenip eğlendiklerini görmüştü: Nevruz ve Mihricân. Nevruz, bilindiği üzere bahar bayramıdır. Mihricân ise sonbaharın başlangıcını temsilen kutlanılıyordu. Medineliler aynı şekilde Yahudilerin bazı bayramlarını da taklit ediyorlardı. Mü’minlerin bayramları da kendi kültür ve uygulamalarından çıkması adına Allah Resûlü (s.a.s.):</p>
<p dir="rtl"><strong>إِنَّ اللهَ قَدْ أَبْدَلَكُمْ بِهِمَا خَيْرًا مِنْهُمَا: يَوْمَ الْأَضْحَى، وَيَوْمَ الْفِطْرِ</strong><strong>.</strong></p>
<p><strong>“<em>Allah, bayram olarak kutladığınız bu iki günü daha hayırlı iki günle, kurban ve ramazan bayramlarıyla değiştirmiştir</em>.”</strong> buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât 245; Nesâî, Salâtü’l-îdeyn 1) Evet, Ramazan ve Kurban bayramları Müslümanlara mahsus bayramlardır. Bu bayramları Müslümanca kutlamak için de Efendimiz’in tavsiye ve uygulamaları bizim için hayati önem taşır.</p>
<p>Berâ b. Âzib (radıyallâhu anh) Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtu vesselam) bayram günü hutbesinden bir bölüm nakleder: Buna göre Resûl-i Ekrem Efendimiz, bayram hutbesinde,</p>
<p dir="rtl"><strong>إِنَّ أَوَّلَ مَا نَبْدَأُ مِنْ يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نُصَلِّيَ</strong><strong>&#8230;</strong></p>
<p><strong>“<em>Bu bayram günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazını kılmaktır.</em>”</strong> (Buhârî, Îdeyn 3; Müslim, Edâhî 7) buyurarak bayramı kutlama adına bayram namazının önceliğine işaret eder. Bayram, yeme-içme ve eğlenme günü olsa bile, ibadet ü taat ona rengini katıp onu derinleştirir.</p>
<p>Allah Resûlü (s.a.s.) tarafından bayram gecelerinin ihya edilmesi de tavsiye edilmiştir. Dini gün ve gecelere baktığımızda, günün akşam namazıyla başladığını görüyoruz. Dolayısıyla bayram yapacağımız günün öncesindeki gece artık Ramazan bitmiş, Şevval’in ilk günü, yani bayram başlamıştır. Yatsı ve sabah namazları için camiye gidip bu namazları cemaatle kılmak, bayram gecesini ihyâ adına en önemli vesilelerdendir. Şimdi, Efendimiz’in, Bayram gecelerinin ibadetle ihyâsını tavsiye ettiği hadisi görelim:</p>
<p dir="rtl">عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ</p>
<p dir="rtl"><strong>مَنْ قَامَ لَيْلَتَيِ الْعِيدَيْنِ مُحْتَسِبًا لله، لَمْ يَمُتْ قَلْبُهُ يَوْمَ تَمُوتُ الْقُلُوبُ</strong><strong>.</strong></p>
<p>Ebû Ümâme’den (radıyallâhu anh) rivayet edildiğine göre,</p>
<p>Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong><em>“Kim sevabını Allah&#8217;tan umarak (ve sırf O&#8217;nun rızasını kazanmak için) Ramazan ve Kurban bayramının iki gecesini ibadetle ihyâ ederse kalblerin öldüğü gün onun kalbi ölmez, ölmeyecektir.”</em></strong> (İbn Mâce, Sıyâm 68)</p>
<p>Saadet asrında bayram namazları musallada, yani daha kalabalık grupların katılabileceği, şehrin dışında açık arazide kılınırdı. Allah Resûlü (s.a.s.) bayram namazlarına <strong>yürüyerek</strong> <strong>gider</strong>, yine <strong>yürüyerek dönerdi</strong>. Bundan hareketle gidilecek cami çok uzak değilse, bayram namazına yürüyerek gitmenin sünnet olduğu söylenebilir.</p>
<p>Efendimiz’in bayram günü uygulamalarından dikkat çeken bir şey de <strong>namazdan dönerken </strong>başka bir yol kullanması,<strong> giderken kullandığı yolu tercih etmemesiydi</strong>. Allah Resûlü (s.a.s.) mescid yolunda karşılaştığı insanlarla da bayramlaşırdı.</p>
<p>Allah Resûlü’nün (aleyhisselam) “<em>biz Müslümanların bayramları</em>”dır dediği günlerde meşru ölçüler içinde eğlenceye de yer vardır. Yine O’nun ifadesiyle “<em>Bu günler yeme içme günleridir</em>.”</p>
<p>Bayram günlerinde, düşman ve baskın tehlikesi yoksa, silah taşınması hoş karşılanmaz. Zaten gösteriş için, başkalarını rahatsız edecek şekilde silah taşımak mekruh kabul edilmiştir.</p>
<p>Ramazan bayramının ilk günü oruç tutmak haramdır. Bir gün önce mazereti olanlar dışında oruç tutmamak haramken o gün oruçlu olmanın haram oluşu dikkat çekicidir. Önceki gün Allah için yiyip içmeyen Müslümanlar, bayramda da Allah’ın rızasını umarak yiyip içmeli, birbirlerinin ikramını reddetmemelidir.</p>
<p><strong>Bayramda ne yapılır?</strong></p>
<p>Allah Resûlü (aleyhisselam) ve O’nun yolundan gidenlerin bayramda yaptıklarına baktığımızda bayramın farkını görürüz. Bayramın diğer günlerden farkını gösterecek şekilde önceden bayram hazırlığı yapılır, yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li>Temiz ve güzel elbiseler giyilir.</li>
<li>Gusül abdesti alınır.</li>
<li>Namazdan önce Peygamber Efendimiz’in yaptığı gibi hurma, şeker vb. tatlı bir şeyler yenilir.</li>
<li>Yaşı uygun olan çocuklarla beraber bayram namazına gidilir.</li>
<li>Namaz yolunda dua ve tekbirler unutulmaz.</li>
<li>Özel bir sebepten dolayı çok uzak bir mescid tercih edilmediyse namaza yürüyerek gidilir.</li>
<li>Namazdan sonra eve dönüş farklı bir yoldan yapılır.</li>
<li>Dost ve akrabalar ziyaret edilir, hediyeler verilir.</li>
<li>Dargınlar barışır, barıştırılır.</li>
<li>Fitre zaten namazdan önce verilmiştir; Bayramda da ihtiyacı olanlara sadaka verilir.</li>
<li>O gün daha fazla tebessüm edilip hep güler yüzlü olunur.</li>
<li>Bayram günü Müslüman bir toplumda yaşandığı için, tanınan tanınmayan herkes tebrik edilir. Zira sahabe-i kiram bayramda karşılaştıkları zaman, <strong>“</strong> <strong>تَقَبَّلَ اللهُ مِنَّا وَمِنْكُمْ</strong> – <strong>Allah sizden ve bizden bayramımızı ve salih amellerimizi kabul buyursun”</strong> diyerek birbirlerini tebrik ederlerdi. İfadeler farklı olabilir ama esas olan bayramda Müslümanların birbirini tebrik etmesidir.</li>
</ul>
<p>Neşe ve sevinç günleri olan bayramlarda meşru ölçüler içinde eğlenilir. Dinin haram saymadığı oyunlar oynanabilir. Zira, Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselam) bayram günü ezgiler söyleyen iki kız çocuğunu susturmak isteyenlere,</p>
<p dir="rtl"><strong>إِنَّ لِكُلِّ قَوْمٍ عِيداً وَهٰذَا عِيدُنَا</strong></p>
<p>“<em>Her milletin neşelenip eğlendiği bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımız.</em>” (Buhârî, Îdeyn 3; Müslim, Salâtü’l-îdeyn 16) diyerek müdahale etmiştir. Aynı şekilde Resûl-i Ekrem’in (aleyhisselam) bayram günleri mescidde mızrak-kalkan oyunu oynayanları, mü’minlerin annesi Hz. Âişe (r.anhâ) ile beraber seyrettiği de kaynaklarımızda zikredilmiştir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselam) Ramazan&#8217;da oruç ve teravihlerle zamanın değerini bilenlerin bayramdaki büyük kazancını şöyle anlatır:</p>
<p dir="rtl">عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَوْسٍ الأَنْصَارِيِّ ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:</p>
<p dir="rtl"><strong>إِذَا كَانَ يَوْمُ الْفِطْرِ وَقَفَتِ الْمَلائِكَةُ عَلَى أَبْوَابِ الطُّرُقِ، فَنَادَوْا</strong><strong>:</strong><strong> اغْدُوا يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ إِلَى رَبٍّ كَرِيمٍ يَمُنُّ بِالْخَيْرِ، ثُمَّ يُثِيبُ عَلَيْهِ الْجَزِيلَ، لَقَدْ أُمِرْتُمْ بِقِيَامِ اللَّيْلِ فَقُمْتُمْ، وَأُمِرْتُمْ بِصِيَامِ النَّهَارِ فَصُمْتُمْ، وَأَطَعْتُمْ رَبَّكُمْ، فَاقْبِضُوا جَوَائِزَكُمْ،</strong></p>
<p dir="rtl"><strong>فَإِذَا صَلَّوْا، نَادَى مُنَادٍ: أَلا إِنَّ رَبَّكُمْ قَدْ غَفَرَ لَكُمْ، فَارْجِعُوا رَاشِدِينَ إِلَى رِحَالِكُمْ، فَهُوَ يَوْمُ الْجَائِزَةِ، وَيُسَمَّى ذَلِكَ الْيَوْمُ فِي السَّمَاءِ يَوْمَ الْجَائِزَةِ.</strong></p>
<p>Said b. Evs el-Ensârî’nin, babasından naklettiğine göre,</p>
<p>Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Ramazan Bayramı sabahı melekler sokak başlarında durur ve şöyle seslenirler:</p>
<p><strong>“<em>Keremi ve lütfu bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz, ey Müslümanlar topluluğu! O, bugün bol iyilik ve ihsanda bulunacaktır. Bayram namazı yolunda olan ey Müslümanlar! Rabbiniz size bol bol mükâfatlar verecektir. Çünkü siz Ramazan boyunca gece ibadet etmekle, teravihle emrolunmuştunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla yükümlüydünüz; orucu da tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz. Şimdi de ‘câizenizi/ödülünüzü’ alınız</em>.”</strong></p>
<p><strong>Bayram namazı kılındıktan sonra bir münadi mü’minleri müjdeleyerek şöyle seslenir:</strong></p>
<p><strong>“<em>Dikkat edin! Rabbiniz mağfiret edip sizi bağışladı, müjdeler olsun size. Doğru yolu bulmuş ve o yolda sebat etmiş kimseler olarak dönünüz. Bugün, mükâfat günüdür. Bugüne semâ âleminde ‘el-câize: mükâfat/ödül günü’ ismi verilmiştir</em>.</strong><strong>”</strong> (Taberânî, Mu’cemü’l-kebîr, 1/226)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span class="author">Osman KARYAĞDI</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muminlere-buyuk-odul-gunu-bayram/">Mü&#8217;minlere Büyük Ödül Günü: BAYRAM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir İftar Sofrasında Buluşan Kalpler &#124; Recep Atıcı</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-iftar-sofrasinda-bulusan-kalpler-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 22:18:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#rosenheim]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48044</guid>

					<description><![CDATA[<p>11 Mart akşamı, Rosenheim Otel’in salonunda yalnızca bir iftar sofrası kurulmadı; aynı zamanda kalplerin birbirine açıldığı, kültürlerin ve inançların nezaketle buluştuğu anlamlı bir akşam yaşandı. Kuzey Almanya’nın Kiel şehrinde bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-iftar-sofrasinda-bulusan-kalpler-recep-atici/">Bir İftar Sofrasında Buluşan Kalpler | Recep Atıcı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s6"><span class="s4">1</span><span class="s4">1</span><span class="s4"> Mart akşamı, Rosenheim Otel’in salonunda yalnızca bir iftar sofrası kurulmadı; aynı zamanda kalplerin birbirine açıldığı, kültürlerin ve inançların nezaketle buluştuğu anlamlı bir akşam yaşandı. </span><span class="s4">Kuzey Almanya’nın</span><span class="s4"> Kiel</span><span class="s4"> şehrinde bir avuç Hizmet Gönüllüsü tarafından kurulan </span><span class="s4">Kiel Kültür ve Diyalog Derneği’nin düzenlediği bu iftara yaklaşık 140 kişi katıldı. Katılımcıların büyük bir kısmı Alman toplumundan akademisyenler, yöneticiler, doktorlar ve farklı mesleklerden insanlardı. Bu da o akşamın yalnızca bir yemek daveti değil, aynı zamanda gerçek bir diyalog ve tanışma vesilesi olduğunu gösteriyordu.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">İftar başlamadan önce Ramazan ayının anlamı ve orucun hikmeti hakkında kısa bir bilgilendirme yapıldı. İnsanların yüzlerinde merak, dikkat ve saygı vardı. Ramazan’ın yalnızca aç kalmak değil; sabrı, paylaşmayı ve insanın kendi iç dünyasına yönelmesini öğreten bir zaman olduğu </span><span class="s4">uygun bir lisan ile aktarıldı</span><span class="s4">.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Ardından salonu büyüleyici bir müzik doldurdu. Henüz altı yıl önce Almanya’ya mülteci olarak gelmiş genç bir kızımız çellosuyla sahneye çıktı. Tellerden yükselen her nota, sanki uzaklardan gelen bir hayat hikâyesini fısıldıyordu. Salon derin bir sessizliğe büründü.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Onun ardından bir başka genç kızımız piyanonun başına geçti ve Schopenhauer’in ruhunu taşıyan bir parçayı </span><span class="s4">piyanonun tuşlarından kalplere taşıdı</span><span class="s4">. Müziğin büyüsü öyle güçlüydü ki, dinleyiciler ellerindeki su şişelerini dökmeyi bile unuttu. Zaman sanki birkaç dakika için durdu.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Müziğin ardından sahneye bu kez yaklaşık beş yıl önce Almanya’ya gelen, henüz on altı yaşındaki bir delikanlı çıktı. Elindeki </span><span class="s4">Taburî</span><span class="s4"> ile “Üsküdar’a </span><span class="s4">Gideriken</span><span class="s4"> Aldı da Bir Yağmur” ezgisini çaldı. </span><span class="s4">Ona eşlik eden bir çocuk doktoru -ki o da sekiz yıl önce Almanya’ya iltica eden bir akademisyen- lahuti sesiyle dinleyenleri İstanbul’un Üsküdar semtinde gezdirdi. İftar vaktinde</span><span class="s4"> Anadolu ezgileri salonun duvarlarında yankılanırken, farklı kültürlerden insanlar aynı melodinin etrafında buluştu.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-48048" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-700x467.jpg" alt="" width="700" height="467" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-700x467.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-1200x800.jpg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-768x512.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-1536x1024.jpg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-2048x1365.jpg 2048w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-1920x1280.jpg 1920w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-1170x780.jpg 1170w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-585x390.jpg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/03/IMG_9397-1-263x175.jpg 263w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p class="s6"><span class="s4">Sonra akşam ezanı okundu. Gün boyunca sabırla beklenen o an gelmişti. Sofralarda Türk mutfağının eşsiz lezzetleri vardı: sarmalar, börekler ve paylaşmanın sıcaklığı. O an, yalnızca bir oruç açılmıyor; insanlar arasında görünmez köprüler kuruluyordu.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Bu akşam i</span><span class="s4">lginç olan şuydu</span><span class="s4"> ki,</span> <span class="s4">k</span><span class="s4">atılımcıların yaklaşık yüzde yetmişi böyle bir iftara ilk kez katılıyordu. Ama akşamın sonunda çoğunun yüzünde aynı ifade vardı: memnuniyet, şaşkınlık ve içten bir yakınlık.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">İftar </span><span class="s4">öncesi</span> <span class="s4">P</span><span class="s4">astör</span><span class="s4">’</span><span class="s4">lerden biri ile HAUS</span><span class="s4"> OF </span><span class="s4">ONE</span><span class="s4"> yöneticisi İmam </span><span class="s4">Osman Örs </span><span class="s4">dua etti.</span> <span class="s4">İmam </span><span class="s4">Örs</span> <span class="s4">daha sonra Berlin’de kurulan ve üç dinin (Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam) mabetlerinin bir arada olduğu </span><span class="s2">HAUS OF ONE</span><span class="s4"> projesinden bahsetti.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Onun a</span><span class="s4">rdından söz alan bir başka </span><span class="s4">P</span><span class="s4">astör </span><span class="s4">ise b</span><span class="s4">irkaç ay önce </span><span class="s4">40 civarında </span><span class="s4">Alman </span><span class="s4">vatandaşına</span><span class="s4">yaptığı sunumdan </span><span class="s4">kısaca </span><span class="s4">söz etti. Sunumunun başlığı </span><span class="s4">ise </span><span class="s2">“İsa ve Meryem Kur’an’a nasıl girdi?”</span> <span class="s4">olup</span> <span class="s4">oldukça dikkat çekiciydi</span><span class="s4">.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Pastör, Kur’an’da </span><span class="s4">Hz. Muhammed’in isminin sadece dört defa anıldığını,</span> <span class="s4">bununla birlikte </span><span class="s4">Hz. </span><span class="s4">İsa’nın adının 25 kez geçtiğini, </span><span class="s4">Hz. </span><span class="s4">Meryem’in ise 34 kez anıldığını anlattı. Hatta Kur’an’da adı açıkça geçen tek kadının </span><span class="s4">Hz. </span><span class="s4">Meryem olduğunu söyledi. Birçok kişi için bu bilgiler </span><span class="s4">hem </span><span class="s4">yeni ve </span><span class="s4">hem de </span><span class="s4">şaşırtıcıydı.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Tevrat, İncil ve Kur’an’da anlatılan pek çok hikâye</span><span class="s4">nin</span><span class="s4"> aslında aynı ilahi kaynaktan beslen</span><span class="s4">diğini </span><span class="s4">anlat</span><span class="s4">an Pastör, adeta </span><span class="s4">dinleyenlerin merakı</span><span class="s4">nı</span><span class="s4"> daha da arttı</span><span class="s4">rdı</span><span class="s4">.</span><span class="s4"> Âdem ile Havva’nın hikâyesi, Kabil ile Habil’in kıssası, Davud’un hayatı… Hepsi farklı anlatımlarla ama benzer mesajlarla bu kutsal kitaplarda yer al</span><span class="s4">dığından bahsetti</span><span class="s4">.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">“</span><span class="s4">Kur’an’a göre Tanrı, insanlara mesajını farklı zamanlarda </span><span class="s4">Musa, İsa ve Muhammed</span><span class="s4"> gibi</span><span class="s4">peygamberler aracılığıyla iletmiştir</span><span class="s4">”</span> <span class="s4">diyen Pastör, b</span><span class="s4">u bakımdan Kur’an</span><span class="s4">’ın</span><span class="s4">, önceki vahiylerin </span><span class="s4">bir </span><span class="s4">devamı ol</span><span class="s4">duğunu söyledi</span><span class="s4">.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Pastör </span><span class="s4">sunumunu</span><span class="s4"> anlatırken ilginç bir noktaya da değindi. Mekke’nin o dönemde büyük bir ticaret merkezi olduğunu, burada yalnızca malların değil; fikirlerin, kültürlerin ve inançların da dolaştığını söyledi. Yahudiler ve Hristiyanlar yüzyıllardır bu coğrafyada yaşıyordu. Dolayısıyla dini hikâyeler insanların günlük hayatında da anlatılıyordu</span><span class="s4"> ki, bunlardan Hz.</span><span class="s4">İsa’nın çamurdan kuş yapıp ona hayat verme hikâyesinin hem eski Hristiyan metinlerinde hem de Kur’an’da yer aldığın</span><span class="s4">dan bahsetti.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Konuşmasının sonunda ise Kur’an’ın tevhid anlayışına</span><span class="s4"> dair; </span><span class="s4">“</span><span class="s2">De ki: O Allah birdir…”</span><span class="s4"> diye başlayan İhlas Suresi’ni hatırlat</span><span class="s4">tıktan sonra, </span><span class="s4">yaklaşık 1300 yıl öncesine ait bir Pers el yazmasından söz etti. Bu </span><span class="s4">yazmada bulunan bir </span><span class="s4">resimde peygamber </span><span class="s4">Yeşaya’nın</span><span class="s4"> bir vizyonu tasvir ediliyordu</span><span class="s4"> ki,</span><span class="s4"> İsa </span><span class="s4">(a.s) </span><span class="s4">bir eşek üzerinde, </span><span class="s4">Hz. </span><span class="s4">Muhammed ise bir deve üzerinde yan yana ilerliyordu. </span><span class="s4">Bu da her i</span><span class="s4">kisi</span><span class="s4">nin</span><span class="s4"> aynı yolda, aynı Tanrı’nın mesajını insanlara ulaştırmak için yürü</span><span class="s4">düklerini gösteriyordu</span><span class="s4">.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Pastör</span><span class="s4"> konuşmasını,</span> <span class="s4">gördüğü o</span><span class="s4"> resmin kendisine ilham ettiği </span><span class="s4">şu anlamlı cümleyle bitirdi:</span></p>
<p class="s6"><span class="s7">Bu resim yalnızca geçmişi anlatmıyor; bugün için de bir davettir. Birlikte yaşamak, birbirimizi anlamak ve barış içinde yürümek için bir davet…</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">O akşam Rosenheim Otel’de kurulan iftar sofrası, işte tam da bunu hatırlattı.</span> <span class="s4">Farklı diller, farklı kültürler ve farklı inançlar aynı sofrada buluştu.</span> <span class="s4">Ve belki de en önemlisi, insanlar birbirlerinin hikâyelerini dinledi.</span></p>
<p class="s6"><span class="s4">Çünkü bazen bir iftar sofrası yalnızca bir yemek değildir.</span> <span class="s4">Bazen o sofra, kalp</span><span class="s4">ten kalbe kurulan</span><span class="s4"> en güzel köprü</span><span class="s4">yü inşa etmek için bir vesiledir.</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-iftar-sofrasinda-bulusan-kalpler-recep-atici/">Bir İftar Sofrasında Buluşan Kalpler | Recep Atıcı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Razı Olsun &#124; Mustafa Hafızoğlu</title>
		<link>https://hizmetten.com/hak-razi-olsun-mustafa-kara/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 15:52:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#hakrazıolsun]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=47825</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAK RAZI OLSUN Dostluk sofrasında Cem olmak için , Koşar arkadaşlar hak razı olsun Duvarları yıkıp tanışmak için Masayı kurandan hak razı olsun Birinin gayreti vardır yıkıma Kendi saltanatın daha&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hak-razi-olsun-mustafa-kara/">Hak Razı Olsun | Mustafa Hafızoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HAK RAZI OLSUN<br />
Dostluk sofrasında Cem olmak için ,<br />
Koşar arkadaşlar hak razı olsun<br />
Duvarları yıkıp tanışmak için<br />
Masayı kurandan hak razı olsun</p>
<p>Birinin gayreti vardır yıkıma<br />
Kendi saltanatın daha artırma<br />
Servetine servet katıp götürme<br />
Çalıp çırpmayandan hak razı olsun</p>
<p>Gayemiz alem O’nu tanısın<br />
Masivadan hemen herkes kurtulsun<br />
Rasul Muhammed’i SAV onlarda bilsin<br />
Deyip koşturandan hak razı olsun</p>
<p>Abisi ablası yaparlar gayret<br />
Gelenler iftara ederler hayret<br />
Sevgi köprüsü kurduysak şayet<br />
Sebep olanlardan hak razı olsun</p>
<p>Yerli dostlarını davet edenden<br />
Müslüman kardeşe sofra kurandan<br />
Balkan diyarına nazar edenden<br />
Her iki cihanda hak razı olsun</p>
<p>Mustafa Hafızoğlu</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hak-razi-olsun-mustafa-kara/">Hak Razı Olsun | Mustafa Hafızoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Berlin’de Bir İftar, Dünyaya Bir Nefes</title>
		<link>https://hizmetten.com/berlinde-bir-iftar-dunyaya-bir-nefes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 16:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#houseofone]]></category>
		<category><![CDATA[AbdullahAymaz]]></category>
		<category><![CDATA[berlin]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=47274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Berlin’de, House of One çatısı altında gerçekleştirilen iftar programı, sıradan bir davet değildi. Bu, sembolik değeri yüksek; çağımızın sancılarına cevap arayan, umut üreten bir buluşmaydı. Savaşların arttığı, ayrımcılığın derinleştiği, dinin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/berlinde-bir-iftar-dunyaya-bir-nefes/">Berlin’de Bir İftar, Dünyaya Bir Nefes</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Berlin’de, <a href="about:blank">House of One</a> çatısı altında gerçekleştirilen iftar programı, sıradan bir davet değildi. Bu, sembolik değeri yüksek; çağımızın sancılarına cevap arayan, umut üreten bir buluşmaydı. Savaşların arttığı, ayrımcılığın derinleştiği, dinin kimi zaman çatışma diliyle anıldığı bir dönemde, aynı çatı altında kurulan iftar sofrası adeta insanlığa “başka bir yol mümkün” dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Program, Asena Karatekin’in moderatörlüğünde başladı. İmam Kadir Sancı’nın samimi selamlamasıyla açılan gece, House of One Genel Sekreteri Roland Stolte’nin çarpıcı tespitiyle derinlik kazandı. Stolte, bugün dünyanın “koltuk barış aktivistleri” ile dolduğunu; ancak gerçek anlamda sorumluluk alan, risk üstlenen insanların azaldığını ifade etti. Ayrımcılığın ve savaşların arttığı bir çağda House of One’ın, sembolik bir bina olmanın ötesinde, somut bir barış pratiği sunduğunu vurguladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Protestan Kilisesi’nin Avrupa Birliği ve Federal Hükümet nezdindeki temsilcisi Dr. Anne Gidion ise iftarın yalnızca bir yemek olmadığını, güçlü bir sembol olduğunu söyledi. Ona göre iftar, farklılıkların bir araya gelerek barışa katkı sunduğu bir zemindir. “Gerçek dindar, aşırılığa ve şiddete ihtiyaç duymaz” sözleri salonda derin bir karşılık buldu. İslam âlemine bereketli bir Ramazan dileğinde bulunması ise bu ortak zeminin zarif bir ifadesiydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Diyalog ve Eğitim Vakfı Başkanı Ercan Karakoyun konuşmasında barışın yalnızca savaşın yokluğu olmadığını; eşitlik, görünürlük ve karşılıklı tanınma anlamına geldiğini dile getirdi. House of One’ın, farklı inançların birbirini dönüştürmeden, yok saymadan bir arada var olabileceğini gösteren somut bir örnek olduğunu ifade etti. Müslüman perspektifinden bakıldığında bu projenin, çoğulcu toplumlarda birlikte yaşama iradesinin güçlü bir sembolü olduğunu vurguladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam Akademisi Başkanı Dr. Arhan Kardaş’ın Mâide Suresi’nden okuduğu ayetler ve yaptığı açıklamalar ise gecenin ilmi derinliğini oluşturdu. Kur’an, Tevrat ve İncil’in ilahî vahyin halkaları olduğunu; özellikle Tevrat’ın hayat hakkını, insan yaşamını ve adaleti koruyan bir yasa olarak yüceltildiğini anlattı. Farklı zamanlarda gelen vahiylerin her birinin kendi topluluğuna bir yol verdiğini; ancak Kur’an’ın çoğulculuğu tabiî gördüğünü ve insanlığı “iyilikte yarışmaya” çağırdığını hatırlattı. House of One’ın da bu anlayışın çağdaş bir tezahürü olduğunu ifade etti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ardından okunan ezan, bu çoğulcu zeminde Müslüman kimliğinin zarif ama güçlü bir ifadesi oldu. Ezanın, insanın Allah’ın halifesi olarak yalnızca Yaratıcı’nın yüceliğini ilan ettiği ve insanları hem dünyada hem ahirette kurtuluşa çağıran bir davet olduğu hatırlatıldı. İmam Kadir Sancı’nın Ashab-ı Kehf duası ve Ayet’el Kürsî’nin manasına dair açıklamaları ise gecenin manevi atmosferini tamamladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gecede Federal Parlamento Adalet Bakanlığı Müsteşarı Frank Schwabe de yer aldı ve House of One projesinin her zeminde desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Bu destek çağrısı, projenin yalnızca dini değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir önem taşıdığını da gösteriyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün bu konuşmaların ötesinde, gecenin asıl mesajı şuydu: Diyalog bir lüks değil, bir zorunluluktur. Yıllar önce Türkiye’de başlatılan diyalog çabalarının bugün Almanya’da kurumsal bir zeminde devam ettiğini görmek, tarihin akışında küçük ama anlamlı bir not gibiydi. O günlerde nasıl ki farklı kesimleri bir araya getirme imkânı doğmuşsa, bugün de bu platform bizlere hakikatleri anlatma ve ortak değerlerde buluşma imkânı sundu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Berlin’deki bu iftar, yalnızca bir akşam yemeği değildi. O gece, farklı inanç temsilcileri aynı sofrada, aynı şehirde, aynı umut etrafında buluştu. Dünyanın kararan ufkunda küçük ama parlak bir ışık yandı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Belki de en çok ihtiyacımız olan şey tam olarak buydu:</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı çatı altında, farklı dualarla ama ortak bir barış niyetiyle bir araya gelebilmek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdullah Aymaz</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/berlinde-bir-iftar-dunyaya-bir-nefes/">Berlin’de Bir İftar, Dünyaya Bir Nefes</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
