<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçe arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/category/cuma-hutbesi/turkce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/category/cuma-hutbesi/turkce/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 Aug 2026 17:59:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Türkçe arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/category/cuma-hutbesi/turkce/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Çevrenin Korunması</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-cevrenin-korunmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:03:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#çevreninkorunması]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49447</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-cevrenin-korunmasi/">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div>
<p style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ</span></b></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için, Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.</strong> <strong><em>(Rûm, 41)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemizin konusu, <strong>“Çevrenin Korunması” </strong>dır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerim her meselede olduğu gibi insanın çevresi ve bu çevrenin korunması, imar edilmesi ve gelecek nesillere bir emanet olarak bırakılması için evrensel prensipler ortaya koymuştur. Kur’an’a bütüncül bakıldığında onun adeta konuşan bir kâinat, yazılı bir tabiat olduğu görülür. <strong>Bu nedenle, doğayı tahrif etmenin kutsal kitapları tahrif etmek gibi günah olduğu ifade edilir.  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.”</strong> <strong><em>(Kamer suresi 49).</em></strong><strong> “Göğü Allah yükseltti ve mizanı O koydu, sakın dengeyi bozmayınız!” </strong>buyurur. <strong><em>(Rahmân, 7-8)</em></strong> Bu ilahi emri dinlemeyen insanlar zararı kendileri çekerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerim; ekolojik dengede küçük büyük her şeyin, Allah’ın varlığına delil olduğunu ifade ederek: “Allah gerçeği açıklamak için bir sivrisineği, hatta onun ötesinde olan bir şeyi misal getirmekten çekinmez…” buyurur. <strong><em>(</em></strong><strong><em>Bakara, 2/26)</em></strong> Allah (c.c.) sivri sinek gibi küçük bir varlık üzerinden örnek vererek, <strong>küçük varlıkların önemini, hepsinin yüce yaratıcının elinden çıkmış çok değerli sanat eserleri olduğunu </strong>ve düşünen insanlar için derin ibretler içerdiğini vurgular.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an; insanla arkadaşlık kuran ve ona refakat eden bir köpeği bile Ashâb-ı Kehf’in fertleri arasında saymıştır. Bu o hayvana <strong>bir nesne değil</strong>, <strong>bir özne gibi değer verme</strong> şeklinde anlaşılabilir. Hazreti Salih’in devesi, Hazreti Süleyman’ın Hüthüt kuşu ve karıncayla konuşması, Hazreti Davud’la beraber kuşların zikretmesi, insan hayvan dayanışmasının zirvesini ifade eder. Bu cümleden olarak Kur’an-ı azimüşşan, hayvan türlerinin insanlar gibi birer ümmet olduklarını şu ayeti ile vurgular: “Hem yerde hareket eden hiçbir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki <strong>sizin gibi birer ümmet teşkil etmesinler…</strong>” <strong><em>(En’am, 6/38)</em></strong> Bu ayette geçen <strong>‘ümmet’ </strong>kavramı, hayvanların ekolojik dengede vazgeçilmez bir unsur olduklarını beyan eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çevre problemlerinin kaynaklarından birisinin <strong>aşırı tüketicilik ve israf olduğunu </strong>göz önüne aldığımızda, Kur’an-ı Kerim’in insanlara verdiği şu nasihatlerin önemi daha iyi anlaşılır: “…Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez.” <strong><em>(A’raf, 7/31)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an yeryüzünü beşiğe benzetmiş ve bu beşikte sallanan mahlukat yavrularının, canlı cansız bitki, hayvan <strong>hepsinin birer kardeş olduklarını</strong> vurgulamış ve kâinata bir kardeşlik beşiği olarak bakmak gerektiğine <strong>&#8220;O&#8217;dur ki yeri size beşik yaptı…&#8221; </strong>ayetiyle işaret etmiştir: <strong><em>(Taha 20/53)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yeryüzünün üçte ikisini teşkil eden denizlere salınan toksinler ve plastiklerin, mercanlardan balıklara kadar deniz canlılarının vücutlarına girmesiyle bu canlıların birer parçası olduğu ekolojik sistemlerde ciddi problemler ortaya çıkmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim’in şu ayeti, adeta denizlerin temiz tutulması için insanlığa bir uyarı mahiyetindedir: “Yine O’dur ki denizi sizin hizmetinize verdi ki oradan taptaze et yiyesiniz … &#8221; <strong><em>(Nahl, 16/14)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah Resulü (s.a.s) <strong>çevrenin korunması esasını </strong>dönemini çok aşan peygamberane bir fetanet ile hayata geçirmiştir. “Burası [Mekke] kıyamete kadar Allah’ın haramıyla haramdır. Allah’a ve âhirete inanan hiç kimseye, orada kan dökmesi helal değildir. Onun otu koparılmaz, avı (hayvan) ürkütülmez&#8230;” <strong><em>(Buhârî, Cezâu’s-Sayd 9, Hac 43)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz (s.a.s), <strong>Medine ve çevresini koruma alanı</strong> ilan etmiş: “Ey Allah&#8217;ım! İbrâhîm Mekke&#8217;yi haram kıldığı gibi, ben de (Medîne&#8217;yi) iki dağı arasıyla haram kılıyorum…” buyurmuştur. <strong><em>(Buhârî, Fezâilu&#8217;l-Medîne 6)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Geniş mânâlarıyla ve bütün hikmetleriyle düşünüldüğü zaman, hac ibadetinin ekolojik bir yönü olduğu anlaşılır.</strong> Hac veya umre için ihrama giren kimselerin, Harem dâhilinde hayvan öldürmesi, ağaçları kesmesi otları koparması yasak edilmiştir. Bu yasak fiillerin İslâm hukukundaki adı cinayettir. Bu günahın affedilmesi için tevbe şart iken, bundan başka bir de insanın sadaka vermesi dinî bir hükme bağlanmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu, âdeta Müslümanlara çevreci olmalarını hatırlatan bir durumdur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rahmet peygamberi tüm canlılara karşı merhametli olmayı öğretmekle kalmamış, uygulamalarıyla da bizzat göstermiştir. Kendisine hizmet eden hayvanlara güzel isimler vermiş. Devesine <strong>Kusvâ </strong>(ileri giden), hediye olarak gelen katırına <strong>Düldül </strong>(yol gösteren) ve bindiği merkebine <strong>Ufayr</strong> (boz, geyikçik) demesi onun bu ahlakının göstergesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ondan en çok hadis rivayet eden ve hadis ravilerinin piri olan Abdurrahman İbni Sahr’ı (ra) kedi beslemesi ve kedilere olan sevgisi sebebiyle “kedicik babası” manasında Ebu Hureyre künyesiyle anması, hayvanlara olan sevgisinin bir başka ifadesidir. “Merhamet edene Allah da merhamet eder; yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin,” buyurur. <strong><em>(Ebû Dâvûd, Edeb: 58)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Çorak arazileri yeşillendirmek için ağaç dikmeyi teşvik eden Efendimiz (s.a.s) ağaç dikmenin önemine şu beyanlarıyla dikkat çekmiştir: “Kıyamet koparken elinde hurma fidanı bulunan onu dikmeye gücü yetiyorsa- hemen dikiversin.” <strong><em>(Buhârî, Edebü’l-müfred)</em></strong> İhtiyaç halinde kesilen ağacın yerine yeni bir ağaç dikilerek dengenin korunmasını şu sözleriyle salık vermiştir. &#8220;Kim buradan [Medine’nin haram bölgesi dışında] bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığı bir ağaç diksin.&#8221; Buyurmuştur.  <strong><em>(El-Belâzurî, Fütûhu&#8217;l-Buldân, Beyrut 1958, I,17)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamber Efendimiz (s.a.s); hayvanların ihtiyaçlarını gidermenin, onların bakım görümünü yapmanın da sadaka hükmüne geçtiğini ve Allah’ın (cc) katında sevaba medar olduğunu “Bir müslüman, bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir kuş, insan veya herhangi bir hayvan yerse, bu onun için sadaka sayılır.” diyerek beyan etmiştir. <strong><em>(Müslim, “Müsâkaât”, 12)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O’nun (s.a.s) çevresine verdiği önem yalnız hayvan ve bitkilerle sınırlı kalmamıştır. Engin şefkati, merhameti dağları da kucaklamış, <strong>&#8220;Uhud bizi sever biz de Uhud&#8217;u severiz&#8221; </strong>sözleriyle cansızlara karşı da ilgi, merhamet ve koruma duygularını göstermiştir. <strong><em>(Sahih-i Muslim, 1393)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz (s.a.s) kalbin her türlü şirkten temiz tutulması yanında insanın bedenini, elbiseni ve çevresini temiz tutmasını da emrederek <strong>“temizlik imanın yarısıdır”</strong> buyurmuştur. <strong><em>(Müslim,Tahâret 1)</em></strong> Bu hadis bir yönüyle Müslümanlara yaşadıkları çevreyi, denizi, dağı, bağı, bahçesi ve ormanıyla temiz tutmaları, kirletmemeleri gerektiğini hatırlatan önemli bir hadistir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. Ebu Bekir’in (r.a) sefere çıkan orduya, askeri harekatlarda çevreyi tahrip etmemelerini şu ifadelerle emrettiği rivayet edilir: “Meyve veren ağacı kesmeyin, mamur bir yeri harabeye çevirmeyin ve hurma ağacını yakmayın.” <strong><em>(Taberî Tarihi, Ebu Ubeyd Kitabü’l-Emval)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Netice olarak;</strong> İsrafın yasaklanması, dengenin korunması, canlılara merhamet edilmesi ve doğal kaynakların ölçülü kullanılması gibi prensipler, ekolojik krizin çözümünde önemli adımlardır. <strong>Tabiatı sevme, çevreyi koruma ve temiz tutma İslam’ın emri </strong>ve aynı zamanda Yaratıcının bize verdiği nimetlere karşı emanet bilincinin bir gereğidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz bizleri;  bize emanet edilen yeryüzünü güzelleştiren, her bir nimete şükreden ve tabiata şefkatle muamele eden kullarından eylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Cevrenin-Korunmasi.docx">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Cevrenin-Korunmasi.pdf">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Cevrenin-Korunmasi-Kurtce.pdf">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması | Kürtçe</a>  <strong>PDF</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-cevrenin-korunmasi/">Cuma Hutbesi | Çevrenin Korunması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 12:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#edep]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49426</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًاۜ “Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div>
<p align="center"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">لَقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًا</span></b><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">ۜ</span></b><b></b></p>
<p style="font-weight: 400;">“Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir nümune vardır.” <strong><em>(Ahzab; 21)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>أَدَّبَنِي ربِّي فأَحْسَنَ تَأْدِيبِي</strong><strong>  </strong>“Beni Rabb’im edeplendirdi ve ne de güzel terbiye etti!”<strong><em>(Münâvî, </em></strong><strong><em>Feyzu’l-kadîr</em></strong><strong><em> 1/225)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gecenin Mevlid Kandili olması münasebetiyle, hutbemiz<strong> Peygamber </strong><strong>Efendimizin Ahlakı ve Edebi hakkında</strong> olacaktır<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Güzel ahlakı en mükemmel şekilde yaşayan ve temsil eden, hiç şüphesiz Peygamber Efendimizdir (s.a.s.). O’nun hayatından her insanın alacağı, sayısız güzellikler ve pek çok dersler vardır. Kur’ân Onun (s.a.s.)  ahlakından bahsederken;</p>
<p style="font-weight: 400;"> <strong>وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظيمٍ</strong> <strong> “Ve</strong><strong> sen pek yüksek bir ahlâk üzerindesin!” </strong>demektedir. <strong><em>(Kalem,4)</em></strong><strong>. </strong>Dolayısıyla bizim de o ahlakla ahlaklanmamız bir zaruret ve mecburiyettir. Tabii ki, farzıyla edeblenmek farz; vacibiyle edeblenmek vacib; sünneti ile edeblenmek sünnet ve müstehabıyla edeblenmek de müstehabtır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynaklarımızda Efendimizin ahlakı ve edebi ele ilgili </strong><strong>ş</strong><strong>u bilgiler nakledilmektedir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O’nun (s.a.s) herkesi büyüleyen ve kendine çeken bir yanı vardı. O&#8217;nu yakından tanıyan herkes, O&#8217;na, evlât, anne-baba ve bütün sevdiklerinden daha fazla alâka duyar, âdeta O&#8217;nun tiryakisi olur ve bir daha da huzurundan ayrılmak istemezdi. O her hâliyle çevresine güven verirdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kimseyi aldatmamanın yanında baş döndüren stratejileri; en zor hâdiseler karşısında dahi asla “<strong>pes</strong>” etmemesi; musibetlerin yüzüne gülmesi ve belâları iyi okuyup onlardan kitaplar dolusu ibretler ve hikmetler çıkarması; şiddet, hiddet ve öfkeye sebebiyet veren münasebetsizlikler karşısında olabildiğine soğukkanlı, olabildiğine temkinli davranması;  O&#8217;nun insanüstü karakterini aksettiren hususlardan sadece birkaçıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aile efradı arasında O, eşi menendi olmayan bir aile reisiydi.. arkadaşları içinde, kardeşçe tavırlarıyla gönüllere girmesini çok iyi bilen, mükemmel bir mürşit ve muallimdi.. arkasındakileri hiçbir zaman yanıltmayan ve inkisara uğratmayan eşsiz bir rehberdi.. harikulâde bir devlet reisi ve bozgunlardan zafer çıkaran bir erkan-ı harpti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bütün bu mükemmelliklerine rağmen O, her zaman düz bir insan gibi davranıyor, kendini insanlardan bir insan sayıyordu. Olabildiğine zâhidâne yaşıyor ve âdeta hayatını dünyaya karşı oruca niyet etmiş gibi fevkalâde bir zühd içinde geçiriyordu; yemiyor, yediriyor; giymiyor, giydiriyor; <strong>bir damla nimet karşısında yüz defa şükürle gürlüyor ve hep minnet hisleriyle oturup kalkıyordu. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dünyaya bir ukbâ koyu nazarıyla bakıyor, onu ahiretin tarlası gibi görüyor;</strong> ekiyor, biçiyor ve elde ettiklerini de hep ötelere bağlıyordu. Rüzgârların tohumları sağa-sola taşıyıp neşv ü nemaya emanet ettikleri gibi O da esiyor-savuruyor; yoksulları görüp-gözetiyor, açları doyuruyor ve kendisi çok defa aç yatıp kalkıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arkadaşlarının onca tazim ve saygısını görmezlikten gelerek onlarla aynı zeminde bulunur, aynı sofrada yemek yerdi. <strong>Yer yer, ibret, ders ve nükte edalı latifelerle onları rahatlatırdı.  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O her zaman halim, selim ve dengeliydi; kin, nefret ve öfke hislerinin tetiklendiği durumlarda bile fevkalâde mülayim davranır; gayzla köpüren insanların şiddetini, hiddetini dengelerdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Umumî bir hakkın <strong>çiğnenmediği,</strong> Allah hakkına saygısızlıkta <strong>bulunulmadığı </strong>hemen her yerde O, bağışlayıcı ve müsamahalı davranırdı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O&#8217;nun bir kere olsun sözünden döndüğü görülmemiş, hep bir güven ve vefa abidesi olarak yaşamıştı</strong>. O&#8217;nu yakın takibe alıp vurmak için sürekli fırsat kollayan o pek azılı hasımları bile hiçbir zaman O&#8217;na yalan isnadında bulunmamış ve bulunamamışlardır<strong>. </strong><strong><em>GAYBIN SON HABERCİSİ/ YENİ ÜMİT: Ocak 2003, KDD)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Enes bin Malik, Efendimiz (s.a.s)’i şöyle anlatır: “Kendisine bir şey soranı can kulağı ile dinler, soruyu soran ayrılmadıkça O’da ayrılmazdı.” Kendisini ziyaret edenlere ikramda bulunur, oturmaları için hırkasını yere sererdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendisi yetim büyüdüğü için yetimliğin ne kadar zor olduğunu bilir, yetimlere çok şefkatli davranırdı. Bir bayram gününde bir kenarda karnı aç, perişan bir vaziyette ağlamaklı duran bir yetim çocuğu aldı, karnını doyurdu, giydirdi. Onu evlatlık olarak aldı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir çocuk gördüğü zaman mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplar, Onu tutar, kollarına alır, severdi. Çocuklara değer verdiğini, onlara selam verip hal hatırlarını sorarak gösterirdi. Her yolculuk dönüşü Medine’ye girerken mutlaka bindiği devesinin arkasında bir çocuk olurdu. Bazen bir dizine Hasan’ı, diğer dizine de Üsame’yi alır bağrına basar <strong>“Allah’ım bunlara rahmet et”</strong> diye dua ederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">O’nun mübarek dilinden <strong>“Elhamdülillah”</strong> lafzı düşmezdi. Sabahlara kadar namaz kılar, “neden bu kadar kendine eziyet ediyorsun” diyen eşine de <strong>“Allah’ıma şükreden bir kul olmayayım mı?”</strong> derdi. Sevinçli bir haber duyunca hemen şükür secdesi yapardı. Sakat ya da hasta birisini görünce, ona dua eder ve Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimetlere de şükrederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O (s.a.s) aynı zamanda bir sabır kahramanıydı.</strong> Hayatına baktığımızda daha doğmadan babasını, altı yaşında annesini, sekiz yaşında dedesini ve daha sonra aynı senede hem sevgili eşi Hz. Hatice’yi hem de amcası Ebu Talib’i kaybetmiş, kızı Fatıma hariç bütün çocuklarını kendisinden önce toprağa vermişti. Türlü türlü sıkıntılar çekiyor, hakaretler görüyor, aç kalıyor, hastalıklar geçiriyor ve O bütün bunları sabırla karşılıyor, bunları hiç anlatmıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O, hayatı boyunca ne bir hizmetçiye ne bir kadına ne bir çocuğa ne de herhangi bir insana veya hayvana vurmuştur.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hoşgörü ve alçak gönüllülüğüne ilişkin, sadece Mekke’nin Fethi günü takındığı tutuma bakılsa bile bu, onun mükemmel şahsiyetinin ve nübüvvetinin en açık göstergesi olarak yeter. Zira O, Mekke’ye büyük bir ordu ile girmişti ve bir vakitler Mekkeliler onları Mekke’nin sokaklarında abluka altında tuttuktan sonra amcalarını, amca çocuklarını, dostlarını ve kendisine arka çıkanları öldürmüş, arkadaşlarına işkencenin her türünü reva görmüşlerdi. Kendisini yaralamış, türlü baskılar yaşatmış; aç susuz bırakmış, hakaretler yağdırmış, suikast için iş birliği yapmışlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mekke’ye girdiği oraya hâkim olduğu vakit, onlara bir konuşma yapmış ve Allah’a şükredip O’nu övdükten sonra şöyle demişti: <strong>“Kardeşim Yusuf’un dediği gibi derim; bugün sizi kınamak yok. Allah sizi affetsin; çünkü O, rahmet edenlerin en merhametlisidir.” </strong><strong><em>Yusuf Suresi/12; 92.</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim bizleri Efendimizin ahlakı ile ahlaklandırıp, şefaatine mazhar eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Peygamber-Efendimizin-Ahlaki-Ve-Edebi.docx">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Peygamber-Efendimizin-Ahlaki-Ve-Edebi.pdf">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a>     <strong>PDF</strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-efendimizin-ahlaki-ve-edebi/">Cuma Hutbesi | Peygamber Efendimizin Ahlakı Ve Edebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-insanin-kendi-kusurlarini-gormesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 19:11:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49391</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ  “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-insanin-kendi-kusurlarini-gormesi/">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA">ۚ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA"> لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA">ۜ</span><span dir="RTL" lang="AR-SA"> </span></b></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;">“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez.” <strong><em>(Maide,105)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                           <strong>طُوبَى لِمَنْ شَغَلَهُ عَيْبُهُ عَنْ عُيوبِ النَّاسِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Ne mutlu kendi eksikleriyle yüzleşmekten, başkalarının hatalarını aramaya fırsat bulamayanlara.&#8221; <strong><em>(Beyhaki, Şuabu’l-iman, 13/142)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz <strong>“İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi ”</strong> hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanoğlu olarak, hatalarımızla ve kusurlarımızla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla nefsimizin ve şeytanın tuzaklarına düşmek, hatalar yapmak mümkündür. Ancak, asıl önemli olan, bu kusurları fark etmek ve onları düzeltmek için çaba göstermektir. Zira kendi kusurlarımızı bilmediğimiz sürece o kusurlardan kurtulmamız mümkün değildir. <strong>Allah&#8217;ın, bir insana en büyük lütfu, ona kendi ayıplarını ve kusurlarını göstermesidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kusurları hissetmek, o eksikleri gidermenin ilk adımıdır. Bu açıdan eksiklerimizi gösterecek yol ve yöntemlere ihtiyacımız var.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evvela, dini kaynaklarımıza müracaat etmeliyiz. Kur&#8217;an-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha, bize doğru yolu gösteren en temel kaynaklardır. Bu kaynaklara başvurarak, dinimizin emir ve yasaklarını öğrenmeli, helal ve haramı ayırt etmeliyiz. Bunun için ilmihalleri ve ahlak kitaplarını okumalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu eserleri okuyarak, dinde açıkça belirtilen haram ve helalleri, kötü ve iyi fiilleri, insanı felakete götüren afetleri öğrenebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kusurlarımızı bilmenin bir diğer yolu; <strong>tefekkür, murakabe   ve muhasebe ile kendimizi sorgulamadır.</strong> Kendisi ile yüzleşmeyen, kendisini sorgulamayan; meydana gelen kusurları, işin başlangıcında veya realize edilme sürecinde kendi yaptığı hatalara bağlamayan bir insan sürekli dışta kusurlu arar durur ancak bir türlü ne suçluyu bulabilir ne de o kusurlardan kurtulabilir. Fakat dönüp kendisine<br />
bakan, “Ben nasıl bir hata ettim ki, her şey yolunda giderken böyle bir problemle karşılaştık?” deyip kendini sorgulayan insan ise, Allah’ın izni ve inayetiyle, önündeki engelleri aşar ve yaptığı işlerde muvaffak olur. Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz. Yaptığımız iyi işlerin içinde bile bir takım kirli düşüncelerin olabileceği endişesiyle sürekli Cenab-ı Hakk&#8217;a yönelmeliyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir diğer yöntem, bize hatalarımızı söyleyecek, bizi uyaracak ve tekrar doğru yola yönlendirecek vefalı arkadaşlar edinmektir. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) -ihtiyacı olmasa da- Cebrail aleyhisselam onun arkadaşı olduğu gibi, güzide sahabilerinden her birinin de onların hata ve kusurlarını hatırlatacak birer arkadaşı vardı. Resul-i Ekrem (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), ashabını birbiriyle kardeş yapmıştı. Kardeş kardeşe yardımcıydı, arka çıkıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Aynı zamanda onlar kardeşlerine ahiret hesabına da arka çıkıyor, onlara iyilikleri gösteriyor, ayıplarını ve kusurlarını hatırlatıyorlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Seyyidina Hazreti Ömer, Selman-ı Farisi ile bir araya geldiği zaman, kendisinin bir kusuru olup olmadığını sorardı. Yine Hazreti Ömer, Hazreti Huzeyfe’yi yakalıyor ve ona: “Resûl-i Ekrem, sana münafıkları isim isim bildirdi. Allah aşkına söyle, ben onların içinde var mıyım?” diyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Önemli bir hususta; işlenen günahın unutulmaması,</strong> hep hüzün ve ızdırapla hatırlanması, yeni hatalara girilmesine engel olur. Eğer bir insan günah çukurlarından birine düşmüşse hiç vakit kaybetmeden tevbeyle kendini yenilemeli ve işlediği günahın hacaletini bir ömür boyu vicdanında duyup hissederek onunla iki büklüm olmalı ve sürekli nefsini sorgulamalıdır. Böyle bir mülâhaza, böyle bir yaklaşım irtikâp edilen o hatayı silip süpüreceği gibi, o hatanın yerine insana bir sevap dahi kazandırabilir. Biz bu durumu ızdırap sevabı, yeni bir teveccüh sevabı, eski bir günaha yeni bir tevbe sevabı şeklinde ifade edebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kıymetli Müminler!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Asırlar boyunca pek çok âlim, insanın kendi kusurlarını bilmesi istikametinde alternatif yol ve yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir. Çünkü kusurlarını göremeyen insan, insanlığı ile beraber her şeyini kaybetmekle karşı karşıyadır; zira insanın bozulması hiçbir bozulmaya benzemez. Onun bozulması sadece kendisini değil, ailesini, tüm insanlığı ve çevresini de felakete sürükler. Bu yüzden, insanın kendi kusurlarıyla yüzleşmesi hem dünyada hem ahirette huzura ve kurtuluşa giden yolda atacağı en önemli adımdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Başkalarının ayıplarıyla meşgul olan, hayat boyu hep ayıp yapar durur.</strong> Başkalarını suçlamaya kendini salmış bir insan da ömür boyu kendi kusurlarını görmez, hep başkalarına çamur atar-durur. Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz, “O bozuk, bu bozuk, şu da bozuk” diyene “Bozuk olan asıl kendisidir.” mânâsına şöyle buyurmuştur: <em><strong>“İnsanlar helâk oldu, diyen asıl kendisi helâk olmuştur.”</strong></em> Bu hiç farkına varmadan, başkalarını kınayıp ayıplamaya girer; netice itibariylede er-geç gelir, kendi başına dolanır. Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz şöyle buyuruyor:</p>
<p style="font-weight: 400;"> <strong>مَنْ عَيَّرَ أَخَاهُ بِذَنْبٍ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ</strong>  “Bir insan, mü’min kardeşini bir ayıp ile suçluyorsa, O iş başına gelmeden ölmez!” Ya, geniş dairede, ya da, dar dairede kendisine,  evlâd ü ıyâline, eşine, yoldaşına,  mutlaka onu inletecek bir şey, isabet eder Allah, ona maruz bırakır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanların günahlarını ortaya dökme yerine, tevbe ve istiğfarla Allaha yönlendirmeliyiz. Seyyidina Hazreti Musa ile ilgili şöyle bir hâdise nakledilir: O, ashabını da yanına alarak birkaç defa yağmur duasına çıkmasına rağmen yağmur yağmaz. Bunun üzerine ulü’l-azm bir peygamber olan Hazreti Musa ellerini kaldırıp, “Ya Rabbi, Sen emrettin ben de yağmur duasına çıktım. Fakat yağmur yağmıyor.” der. Allah, cemaat içinde günahkâr insanların bulunduğunu ve bunlar sebebiyle yağmur göndermediğini ifade buyurur. Hazreti Musa, bunların kim olduğunu sorsa da Allah, “Ben kulumun günahını söylemem. Hepiniz tevbe edin, böylece onlarda sizin aranızda tevbe etmiş olur ve ben duanızı kabul ederim.” buyurur. Böyle durumlarda yapılması gereken toplu olarak tevbe ve istiğfarda bulunmaktır. İşte bu, ilâhî ahlâktır. Bize düşen vazife de bu ahlâka sahip olmaya çalışmaktır. <strong><em>Kırık Testi 16. Dert Musikisi, Doğruluğun ve Ahlâkın Temsilcisi Olma</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Başkalarını değil, kendimizi sorgulamak</strong> <strong>esastır.</strong> Gönül insanı, her zaman kendiyle yaka paça ve kendi ayıplarıyla meşgul bulunduğundan kimsenin eksiğiyle gediğiyle uğraşamaz/uğraşmaz. Başkalarıyla uğraşmak bir yana, her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyerek, onları daha yüksek ufuklara yönlendirir ve herkese bir hüsnümisal olur: İnsanların ayıplarına kusurlarına göz yumar.. onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verir, kötülüklerini iyilikle savar ve elli defa rencide edilse de bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmez.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim, bizleri kusurlarını gören, onları düzeltmek için çaba gösteren ve rızasına uygun bir hayat yaşayan kullarından eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Insanin-Kendi-Kusurlarini-Gormesi.docx">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Insanin-Kendi-Kusurlarini-Gormesi.pdf">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a>      <strong>PDF</strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-insanin-kendi-kusurlarini-gormesi/">Cuma Hutbesi | İnsanın Kendi Kusurlarını Görmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Tatilleri Değerlendirme</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-tatilleri-degerlendirme-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 09:44:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49370</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللهُ الدَّارَ اْلآخِرَةَ وَلاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا “Allah’ın sana verdiği her şeyde âhiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasîbini unutma!” (Kasas,77)&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-tatilleri-degerlendirme-2/">Cuma Hutbesi | Tatilleri Değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللهُ الدَّارَ اْلآخِرَةَ وَلاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا</strong></p>
<p>“Allah’ın sana verdiği her şeyde âhiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasîbini unutma!” <strong><em>(Kasas,77)</em></strong></p>
<p><strong>نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالفَرَاغُ</strong></p>
<p>Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.”  <strong><em>Buhârî, Rikak 1. Tirmizî, Zühd 1. </em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar</strong>! Hutbemiz, “<strong>Tatillerde dikkat etmemiz gereken bazı hususlar</strong>” hakkında olacaktır.</p>
<p><strong>Tatil ile atalet </strong>kelimeleri aynı kökten gelir. Bu yönüyle de tatilde; kendini atalete, tembelliğe salma manası ve tehlikesi vardır. Günümüzde insanlar senenin belirli vakitlerini tatil yaparak geçiriyorlar. Bazıları bunu meşru dairede yapsa da bazıları gaflete dalabiliyor ve günahlara girebiliyorlar. Kimileri tatillerini ruhlarını dinlendirme, yeniden şarj olma adına değerlendirirken, <strong>kimilerinin yaptığı tatiller</strong>, onları daha da yorabiliyor.</p>
<p>İnanmış sinelerin, kendilerini ve ailelerini dinlendirmek maksadıyla tatile çıkmaları, imkânları nispetinde ayda veya senede bir, belli günlerde bir yerlere gidip seyahat etmeleri canlılıklarını devam ettirmeleri adına önemlidir. <strong>Yapılan işlere renklilik ve canlılık kazandırılmazsa, monotonluktan ötürü bıkkınlık ve yorgunluk olabilir.</strong> Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bıkkınlık hâsıl edecek şekilde kendilerini ibadete verenlere mâni olmuştur.</p>
<p>Kadınlık dünyasının sultanlarından Zeynep binti Cahş Validemiz, ibadet ü taate o kadar düşkün idi ki, yorulduğu zaman düşmemek için tutunmak maksadıyla mescitteki iki direk arasına bir ip germişti ve ona dayanıyordu. Bu ipi gören Allah Resûlü ikaz sadedinde şöyle buyurmuşlardı: <strong>“Çözün o ipi, yorulunca istirahat etsin ve dinlendikten sonra ibadet yapsın.</strong> Siz bıkkınlık göstermedikten sonra Allah bıkkınlık göstermez ve istediğinizi verir.”</p>
<p>Bir başka zamanda; “Sizden biriniz namaz kılarken uyku hali bastırırsa, kendisinden bu hal gidinceye kadar yatsın dinlensin. Çünkü <strong>Uyku ile kılacağınız namazda, lehinizde yapacağınız duayı aleyhinizde yapma ihtimali var.</strong>” buyurdular. <strong><em>(Buhârî, Vüdû 53; Müslim, Müsâfirîn 222)</em></strong></p>
<p>Tatillerde,  bedenle beraber ruh da dinlendirilmek isteniyorsa; <strong>güzel ahlâk ve yaşayışlarıyla örnek olabilecek insanlarla beraber olunabilir</strong>. Ecdat yadigârı tarihî eserler, müzeler, <strong>dinimize hizmet etmiş büyüklerimizin kabirleri</strong> ziyaret edilebilir. Böylece insanlar hem dinlenmiş hem de canlılığını korumuş olurlar.</p>
<p><strong>Seyahatlerimizi ve tatillerimizi başından sonuna kadar çok iyi planlayarak manevi beslenme ihmal edilmemeli,</strong> dinlendirici/eğlendirici faaliyetlerin yanında, <strong>Kur’ân bilmeyenlere Kur’ân okuması öğretilmeli</strong>, birlikte kitap müzakereleri yapılmalı, evradü ezkâr okunmalı veya faydalı görülen daha farklı programlar yapılmalıdır. İnsanın arkadaşlarıyla düzenleyeceği bir kitap okuma kampının, zihnî, kalbî ve ruhî faydalarının yanında rahatlatıcı, dinlendirici bir yönü de vardır. Özellikle böyle bir kampı eğer imkân varsa kırların temiz havasını teneffüs edecekleri, dünyevî meşgalelerden uzak kalacakları, ruhlarını dinlendirecekleri <strong>asude</strong> bir mekânda yapmaları, onların hem tatil ihtiyacını ziyadesiyle giderecek hem de manen beslenmelerine vesile olacaktır. Şartlar elveriyorsa bu tür programlar ailelerle birlikte yapılabilir, çocukların da ona iştiraki sağlanabilir.</p>
<p><strong>Tatil evden çıkınca başlar</strong> prensibi ile hareket ederek, stresten uzak durulmalı, Efendimizin, yolculuklarda yaptığı farklı uygulamalardan dersler çıkarılmalı,<strong> mahzun gönüller, hastalar unutulmamalı,</strong> <strong>gezilen yerlerin sosyal medyada paylaşılarak, gidemeyenlerin üzülmesine neden olunmamalıdır.</strong></p>
<p>İnanmış bir insan haftalık, aylık veya yıllık istirahatini yapmak için, mekân ve atmosfer değiştirdiğinde, bunu, <strong>kalbine ruhuna derman olacak tarzda</strong> yapmalı, <strong>yeniden işe başladığında ruhen, kalben ve zihnen doymuş olarak başlamalıdır</strong>. Beden, ruha tabi olduğundan dolayı, ruhun dinlenmesinden bedende nasibini alacak ve ruha arkadaşlık yapacaktır. <strong>Tatil yapıyorum derken, vaktini israf etmemeli, manevi hayatı adına önemli olan bazı hayatî duygularını öldürmemelidir.</strong></p>
<p>Gaflet ve nefsani hevesleri kalınlaştırıcı yerlerde dinlenmeyi düşünmek, ruhun dinlenmesine engel olduğundan, kısmen bedenin dinlenmesini sağlayabilse de <strong>bedenin tam olarak dinlenmesi zinde bir ruha bağlıdır</strong>. Sadece bedenin isteklerini karşılamak için yapılan tatiller, bedeni dinlendirse de gafletin devamını sağlar ve <strong>bir kısım manevi latifelerin ve hislerin ölmesine</strong> neden olabilir.</p>
<p><strong>Kıymetli Müminler!</strong></p>
<p><strong>Vakit, servet, sıhhat ve devlet, bunları değerlendirmek ise, en büyük saadettir.</strong>  Zaman, Allah&#8217;ın bize bahşettiği büyük bir nimet ve sermayedir.<strong> Her şey zamanla telafi edilir, ama geçip giden zaman, hiçbir şeyle telafi edilemez.</strong></p>
<p>Gerek sıhhat gerekse zamanın her bir saniyesi, kullanıldıkları ve harcandıkları işlere göre insanın, lehinde veya aleyhinde şâhitlik yapacaklardır. Bu sermayeyi en iyi şekilde değerlendiremezsek, ahirette hesap vereceğimizi unutmayalım. Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: <strong>“Hiçbir kul kıyamet gününde,</strong> <strong>ömrünü nerede tükettiğinden</strong>, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça, <strong>bulunduğu yerden kıpırdayamaz.”</strong> <strong><em>(Tirmizî, Kıyamet 1)</em></strong></p>
<p>Mü’min, çalışırken de dinlenirken de zamanını öyle tanzim etmelidir ki, hayatında boşluğa hiç yer kalmamalıdır. Mü’mine düşen şey sürekli hareket halinde olma, hayırlı bir işi bitirince ikinci bir işe koşmadır. <strong>“ Bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş”</strong> <strong>âyet-i,</strong> Müslümana önemli bir hareket felsefesi ve bir hayat düsturu sunmaktadır. <strong><em>(İnşirah, 7)</em></strong>  Yorulma içinde dinlenme, dinlenmeyi bir başka yorulmanın başlangıcı hâline getirme, <strong>“Çalışarak dinlenme, dinlenirken çalışma”</strong> metoduyla hareket edilmelidir. Beyni okuma ve yazma ile meşgul olan ve yorulan biri, dinlenirken  yatabileceği gibi, meşguliyet değiştirerek dinlenebilir; Kur’an okuyabilir, namaz kılabilir, kültürfizik hareketleri yapabilir.</p>
<p>İslâm’ın ilk asırlarında Müslümanları zirvelere taşıyan dinamikler; sa’yu gayret, çalışkanlık, bitmek bilmeyen bir aksiyon ve <strong>yaşatmak için yaşamayı hayat felsefesi</strong> hâline getirmedir. Bizi mahveden şey ise; rahata düşkünlük, yaşama zevki, istirahate çekilmedir. Bir mü’min için, <strong>“artık yapacak bir şey kalmadı, vazifem bitti, bundan sonra hep dinleneceğim” </strong>diye rahata kapılıp boş durması söz konusu olamaz.</p>
<p>Sözün özü; <strong>tatil veya dinlenme anlayışımızın</strong>, hiçbir şey yapmadan durma değil, <strong>aktif dinlenme üzerine kurulması gerekir</strong>. Meşguliyetlerimizi değiştirerek dinlenme, <strong>dinlenirken yeni yapacağımız işlere motive olma,</strong> <strong>bedenimiz meşru dairede dinlenirken, ruhumuzun da huzur bulması hedefimiz olmalıdır</strong>.</p>
<p>Bu temenni ve dileklerle herkese; kazasız, belasız, hayırlı ve bereketli tatiller dileriz.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Tatilleri-Degerlendirme.docx">Cuma Hutbesi | Tatilleri Değerlendirme.</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/08/Cuma-Hutbesi-Tatilleri-Degerlendirme.pdf">Cuma Hutbesi | Tatilleri Değerlendirme.</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-tatilleri-degerlendirme-2/">Cuma Hutbesi | Tatilleri Değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Kamplardayız</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kamplardayiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 22:41:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#kamplar]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49339</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ فَاذْكُرُوني اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لي وَلَا تَكْفُرُونِ Öyleyse siz Ben’i zikredin ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.(Bakara, 2/152) مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ في بيْتٍ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kamplardayiz/">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>فَاذْكُرُوني اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لي وَلَا تَكْفُرُونِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Öyleyse siz Ben’i zikredin ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.</strong><strong><em>(Bakara, 2/152)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ في بيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ تعالى يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إّلا نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ</strong><strong>السَّكِينَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ، وَحَفّتْهُمُ الْمَلاَئِكَةُ، وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz (s.a.s) buyurdular ki: <strong>&#8220;Bir grup, Kitâbullah&#8217;ı okuyup ondan ders almak üzere Allah&#8217;ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekine iner ve onları Allah&#8217;ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.&#8221;</strong> <strong><em>(Müslim, Zikir 38, Ebû Dâvud, Salât 349)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemiz <strong>“Manevi hayatımız adına kampların önemi”</strong> hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tarih boyunca bütün peygamberler, tefekkür, ibadet ve manevî arınma amacıyla, zaman zaman toplumun gürültüsünden uzaklaşarak bir nevi kamp hayatı yaşamışlardır. Hz. Musa (aleyhisselâm), ilahî vahye hazırlanmak ve Rabbine yakınlaşmak için Tur Dağı’nda kırk gün geçirmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise peygamberlikten önce Mekke’deki Nur Dağı’nda Hira sultanlığında günlerce, bazen bir aydan fazla süreyle tefekkür ve ibadetle meşgul olmuştur. Medine döneminde de <strong>her Ramazan on gün itikâfa girerek</strong> ümmetine manevî kampın en güzel örneğini göstermiş; erkekleri ve kadınları bu ibadete teşvik etmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzün manevî rehberleri de aynı ihtiyaca dikkat çekmişlerdir. Nitekim çağın önemli irşat önderlerinden biri, önce yılda bir veya iki ay, daha sonraki dönemlerde bir ay, hayatının son yıllarında ise <strong>genç-ihtiyar, kadın-erkek herkese; </strong>senenin en az on gününü ilim, ibadet, tefekkür ve muhasebe ile geçireceği manevî kamplara ayırmasını tavsiye etmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aziz Müminler! </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İslam’ın istediği hayat, insanlardan kaçmak değil; insanların içinde kalarak Hakk ile beraber olmaktır. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), insanların arasına karışıp onların sıkıntılarına sabreden müminin, toplumdan uzak yaşayan kimseden daha faziletli olduğunu bildirmiştir. Bununla birlikte, insanın manevi dünyasını koruması için zaman zaman asude mekânlarda, huzurlu ortamlarda bulunması da büyük bir ihtiyaçtır. <strong>İşte bu noktada kamplar, </strong>okuma programları ve manevî buluşmalar önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu programlar sadece dinlenme veya vakit geçirme faaliyetleri değildir. Aksine onlar, kalbin ve ruhun yeniden güç kazandığı, insanın kendisiyle yüzleştiği, eksiklerini gördüğü ve Rabbine yöneldiği bereketli zaman dilimleridir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir kampın veya okuma programının değeri, orada geçirilen zamanın verimli kullanılmasıyla ortaya çıkar. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu sebeple böyle programlar; <strong>Kur’an tilaveti, dua, zikir, ilim, müzakere ve tefekkürle değerlendirilmelidir.</strong> Okunan her kitap, yapılan her müzakere ve öğrenilen her hakikat, insanın imanını kuvvetlendirir, ufkunu genişletir ve hizmet şuurunu artırır. Geçmişte gerçekleştirilen nice kamp programlarında gençler ve gönül insanları büyük fedakârlıklar içinde yaşamış, sade imkânlarla günlerini ilim ve ibadetle geçirmişlerdir. Gecelerini Kur’an okuyarak, dualar ederek ve Rabbine yalvararak ihya etmişlerdir. Bu samimiyet ve ihlas sayesinde o mütevazı mekânlar adeta birer maneviyat ocağı hâline gelmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün her zamankinden daha fazla böyle programlara ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü yaşadığımız çağda gözlerimizi, kulaklarımızı ve gönüllerimizi kirletecek pek çok unsur bulunmaktadır. Sokakta, iş yerinde, medyada ve dijital dünyada insanın maneviyatını zedeleyen sayısız tehlike vardır. İşte kamplar ve okuma programları, bu kirli ortamların etkisini azaltan birer manevî sera vazifesi görmektedir. İnsan kulluğunu yeniden hatırlar ve hayatına yeni bir yön verir. Bu programlarda kitap okumayla beraber nefis muhasebesi yapılmalı, ibadetler artırılmalı ve kardeşlik duyguları güçlendirilmelidir. Boş ve faydasız sözlerden uzak durulmalı; zaman ilim,   tefekkür ve zikrullah ile değerlendirilmelidir. Çünkü Allah Teâlâ <strong>“Siz Beni anın ki; Ben de sizi anayım.”</strong> Buyurmaktadır. Öyleyse fırsat buldukça çocuklarımızı, gençlerimizi ve kendimizi ilim, ibadet ve güzel ahlakın hâkim olduğu kamp ve okuma programlarına yönlendirelim. Peygamber efendimiz <strong>“Gerçek mücahit; Allah&#8217;a itaat yolunda nefsiyle mücadele eden kimsedir.”</strong>buyurarak nefislerimizi ıslah etmeye davet etmiştir. <strong><em>(Tirmizî, Fedâilü&#8217;l-Cihâd, 2)</em></strong> Dolayısıyla bizlerde bu programlarda, ruhlarımızı yenilemeye, imanımızı güçlendirmeye ve Rabbimize yaklaşmaya hususi bir gayret gösterelim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizi <strong>“Kamplarda Zaman” </strong>makalesinden birkaç paragraf ile bitirelim; <strong>Kamp bence,</strong>  şefkat ve muhabbetin tatlı tatlı esip durduğu bir mübarek bucaktı. Hepimiz orada, bir ruh kovanındaki arılar gibi, <strong>bir elimiz çiçeklerde, bir elimiz de peteklerde</strong>, <strong>çiçek özü ve</strong> <strong>bal arası</strong>gelip giderdik. Bu duygu ve düşünce, ruhumuzla öyle kaynaşıp bütünleşmişti ki<strong>;</strong> <strong>aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, ben hâlâ, o günleri bütün kalbimde, bütün canımda, bütün benliğimde dipdiri hissetmekteyim</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ben,</strong> böyle nurlu ve bereketli bir geçmişin<strong>,</strong> ziyan olacağına inanmak istemiyorum<strong>.</strong> <strong>Zira,</strong> o günler, dar bir zaman dilimi içinde geçip gitse de bizim için bütün bir geçmişi gözetleme kuşağı ve bütün bir geleceğin de rüyalarının görüldüğü <strong>berzahî haritalar olmuştu.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Şimdi, ruhumdaki her hatırayı karıştırdıkça görüyorum ki; <strong>o yumuşak, şefkatli, sihirli, şiirli günler,</strong> hâlâ içimde <strong>dipdiri</strong> <strong>ve mevsim tanımadan tomurcuk tomurcuk açılan güller gibi,</strong> hiç durmadan solar solmaz hemen yeniden <strong>açılıyor,</strong> ruhumda en romantik duyguları <strong>tutuşturuyor </strong>ve zaman zaman hatıraları öyle canlandırıyor<strong> ki</strong>, kendimi hâlâ o üfül üfül ağaçların altında <strong>hissediyor;</strong> ağustos böceklerinin sesleriyle, nur soluklu, ışık soluklu talebelerin tesbih, temcid ve ilâhî sadâlarının birbirine karıştığını ve farklı bir koro teşkil ettiğini, içimin derinliklerinde <strong>duyuyor</strong> ve burkuntu karışımı bir hazla tâliime tebessüm ediyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Eğer ötelere seyahatimizde,</strong> herkese birer hatıra götürme fırsatı <strong>verilseydi,</strong> <strong>şüphesiz ben</strong>, ilklerinden başlayarak, kampların, o bahar çiçeklerine benzeyen<strong>;</strong> <strong>pırıltılı, tılsımlı, hülyalı, </strong>mavi hatıralarını alır götürürdüm.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cenâb-ı Hak kalplerimizi Kur’an’la diriltsin, ilim ve hikmet yolunda bizleri daim eylesin. Kamp ve okuma programlarını ümmet için birer hayır, bereket ve diriliş vesilesi kılsın.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong> Kamplarla ilgili sohbetler:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://youtu.be/kFFiLgQ9IaI?si=5PxceJQ03QilZmBZ">https://youtu.be/kFFiLgQ9IaI?si=5PxceJQ03QilZmBZ</a>   (Üns Esintileri Kamplar.  Tesbihatlar yapılıyor)</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://youtu.be/guKp0T-TpEU?si=2VnUATldQ0C2dbZK%C4%B0l">https://youtu.be/guKp0T-TpEU?si=2VnUATldQ0C2dbZKİl</a>  (ilk Kamplardan Hatıralar (10 Dak.)</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://youtu.be/oktuNwfFiTE?si=j-ZXgwz9qgaDc4A7">https://youtu.be/oktuNwfFiTE?si=j-ZXgwz9qgaDc4A7</a>   (Hakiki Halvet ve Okuma Programları)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Kamplardayiz.docx">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Kamplardayiz.pdf">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kamplardayiz/">Cuma Hutbesi | Kamplardayız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:46:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49303</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ Sen, o zalimlerin işlediklerinden, sakın Allah’ın habersiz olduğunu zannetme! O, sadece onları, dehşetinden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sen, o zalimlerin işlediklerinden, sakın Allah’ın habersiz olduğunu zannetme! O, sadece onları, dehşetinden gözlerinin donup kalacağı bir güne ertelemektedir. <strong><em>(İbrahim, 14/42)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">        <strong>      </strong><strong>اِتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ</strong><strong>  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur.&#8221; <strong><em>(Buhârî, Zekât 1)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, “<strong>Zulüm ve Zulme Karşı, Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi”  </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Adalet mülkün temeli</strong>, <strong>zulüm,</strong> bu temele yerleştirilmiş bir dinamit; <strong>Adalet</strong> hemen her konuda dengeyi koruma ve itidalli olmanın Kur&#8217;ân kaynaklı adı; <strong>zulüm ise</strong> her alanda dengeleri alt-üst etmenin ürperten unvanıdır. <strong>Adalet </strong>Hakk&#8217;ı ve halkı hoşnut etmenin en emin yolu, <strong>zulüm, </strong>bu yolda yürekleri hoplatacak bir gulyabâni; <strong>adalet </strong>evrensel barışın en sağlam köprüsü, <strong>zulüm </strong>insanî ufku kirleten bayağılığın en aşağısı&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanın hür ve muktedir olması, ona başkalarına zulmetme hakkını vermez; kuvvet, hakkın emrinde olduğu sürece değerler üstü değer kazanır; hürriyet de başkalarının haklarına saygılı davranıldığı ölçüde hakikî kıymetini bulur ve kalıcı olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zulüm ile şimdiye kadar kimse payidar olmamıştır; olmuş gibi görünenlerin de yanına kalmamıştır. Atalarımız ne hoş söylerler: <strong>&#8220;Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur.&#8221;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında, böyle birinin evvelinin de âhirinin de berbâd olduğu açıktır; &#8211; <em>asrımızda bunun birçok örneğini mevcuttur &#8211;</em> zira zulmün, <strong>bazen küfrün önünde bir günah hâline geldiği de</strong> <strong>olur ki,</strong> işte o zaman <strong>&#8220;gayretullah&#8221;</strong>a dokunur ve eden de hemen bulacağını bulur. Doğrusu insan küfre karşı mesafeli bulunduğu kadar zulümden de uzak durmalıdır; zira Allah nezdinde mazlumun âhı bir duâdır ve bu duânın kabulü de ilâhî adaletin muktezasıdır. Dememişler mi:</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah&#8217;ı var</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk&#8217;ın divanı var.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz zalime mühlet verir; ancak onu asla unutmaz!</p>
<p style="font-weight: 400;">Verilen o mühlet zalimin kurtuluşu değil, ahiretteki tüm bahaneleri ellerinden alan ilahi bir adalettir. Onlar serbestçe koşturduklarını sanırken, aslında kendi felaketlerini büyütürler. <strong>إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِثْمًا</strong> “Biz onlara sadece günahlarını arttırsınlar diye mühlet veriyoruz.” <strong><em>(Âl-i İmrân, 178) </em></strong>Ayeti buna işaret eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur&#8217;ân-ı Kerim adalet ve ubûdiyet üzerinde durduğu kadar zulüm ve haksızlığa da vurguda bulunur, çok geniş bir zulüm tablosu çizer, onu çeşitlendirir ve her türünden sakınmamızı ister:&#8221;Kâfirler Bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.&#8221;  <strong><em>(Bakara,57)</em></strong> diyerek, haksızlığın dönüp zalimin başına dolanacağını vurgular; &#8220;O münkirler zâlimlerin ta kendileridir.&#8221; <strong><em>(Bakara, 254) </em></strong>fermanıyla zulüm ile küfrün bir vâhidin iki yüzü olduğuna dikkati çeker; <strong>&#8220;Allah zâlim bir toplumu hidayete erdirmez.&#8221;</strong> <strong><em>Saf/61;9</em></strong> <strong><em> </em></strong>tehditkâr ifadesiyle <strong>zulmün de tıpkı kibir ve inhiraf gibi imandan mahrumiyete </strong>sebebiyet verdiğini/vereceğini hatırlatır; “Halkı zalim olan ülkeleri cezaya çarptırdığı zaman Rabbinin çarpması işte böyle olur! Şüphesiz ki O’nun çarpması pek acı, pek çetindir!” <strong><em>(Hûd,102)</em></strong> kahır televvünlü fermanıyla tarih boyu şirazeden çıkanların mutlaka cezalandırıldıklarını haber verir; “Zulmedenleri o korkunç sayha çarpıverince, bulundukları yerde dize geldiler.” <strong><em>(Hûd, 67) </em></strong>ihbar-ı sübhânîsiyle haksızların her zaman helâk edildiklerini / edileceklerini tekrarlar ve bizi kendimize gelmeye çağırır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>En´am suresinin 42, 43, 44 ve 45.</strong> Ayetlerinde zalimlere Allah’ın muamelesi şöyle anlatılmaktadır; Allah önce nasihat için Resuller gönderiyor, sonra bela musibet veriyor ki, tövbe edip Allaha yönelsinler, bütün bunlardan bir netice çıkmayınca dünyanın bütün nimet ve güçlerini onlara veriyor, onlar kendilerini çok güçlü hissettiklerinde derdest edip perişan ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Senden önce de birtakım ümmetlere resuller gönderdik. Dinlemediler: Hakka dönüş yapsın, suçlarının affı için niyaz etsinler diye onları çetin bir yoksulluk, hastalık ve sıkıntılarla cezalandırdık. <strong>(42)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"> Bâri, kendilerine şiddetimiz geldiği vakit yalvarsaydılar, tövbe etseydiler! Fakat heyhât! Onların kalpleri kaskatı olmuş, şeytan da yapmakta oldukları mâsiyet ve günahları kendilerine süslemiş, cazip göstermişti. <strong>(43)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kendilerine verilen öğütleri terk edip unutunca üzerlerine her şeyin, her zevk ve nimetin kapılarını açtık. <strong>Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, ansızın onları kıskıvrak yakaladık</strong> <strong>da</strong> bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler<strong>! (44)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. Peygamber (s.a.s.), bu âyeti açıklamak üzere söyle buyurur: <strong>&#8220;isyanına devam ettiği halde, </strong>Allah’ın böyle bir kuluna dünyadan arzu ettiği şeyleri verdiğini görürsen, bil ki bu sadece <strong>istidraçtan </strong>ibarettir. <strong>İstidraç</strong>; kâfirin cezasını arttırmak için Allah’ın ona bol nimet ve mühlet vermesidir. Sonra da <strong>“felemma nesû&#8230;”</strong> (bu âyeti) sonuna kadar tilâvet etti.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun ki böylece, zulmedip duran o gürûhun arkası kesildi. <strong>(45)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlar gibi daha onlarca âyât-ı beyyinât, zalimin dünyevî ve uhrevî akıbetini hatırlatmanın yanında, <strong>Hud suresi 113.</strong> Ayette “Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, <strong>sempati duymayın!</strong>Yoksa size ateş dokunur.” Buyurarak, <strong>onlara en küçük bir meylin dahi ebedî hüsrana sebebiyet vereceğini ısrarla vurgular </strong>ve bize sürekli adalet ve istikamet içinde olmayı salıklar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Zulüm mevzuunda İnsanlığın İftihar Tablosu&#8217;nun beyanları da ayrı bir önem arz etmektedir: </strong>&#8220;Allah zalime mehil üstüne mehil verir, bir kere de onu derdest etti mi, artık iflah etmez.&#8221;  <strong><em>(Müslim, Birr, 61)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Ümmetimden iki zümre şefaat yüzü görmez: Zulümle oturup kalkan zâlim ve dinde aşırılıklara düşen dengesiz kişi.&#8221; <strong><em>(Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-Kebîr, 8/281, 20/214)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona haksızlık yapmaz ve onu kendi yalnızlığıyla baş başa bırakmaz.&#8221;<sup>  </sup><strong><em>(Buhârî, Mezâlim, 3)</em></strong><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün birçok coğrafyada, zulüm, başına adâlet külâhını geçirmiş.. hıyanet, hamiyet libasını giymiş.. menfaat üzerine dönen canavar siyaset ise iktidar olmuş. <strong>Bize düşen,</strong> bütün benliğimizle bir kere daha Allah&#8217;a yönelmek, yüce mefkûremiz adına harekete geçmek ve kusursuz bir sa&#8217;y ü gayretle yola devam etmektir. Biz kendimize gelip duyguda, düşüncede, ruhta ve gönülde dirileceğimiz, dirilip içtimaî adaleti gerçekleştireceğimiz âna kadar yeryüzündeki yaşanan korkunç mezâlim böyle devam edeceğe benzer. <strong>Yapılması gerekli olan şeyleri yapmadan ne kaderi tenkit ne de şuna-buna sövüp saymakla, hiçbir problem halledilemez. İlâhî adalet her zaman vardı, şimdi de var; ama o, adaletten pay alma liyakatine göre lütfedilir..</strong> bir vakt-i merhûna bağlı tecelli eder.. zulmün gayretullaha dokunmasıyla harekete geçer.. aktif bekleyip bakalım; &#8220;Mevlâ görelim neyler/Neylerse güzel eyler.&#8221; <strong><em>(İbrahim Hakkı)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizi Efendimizin   sabah ve akşam yaptığı duası ile bitirelim; &#8220;Allahım, zulmetmekten, zulme uğramaktan, birinin hukukunu çiğnemekten, biri tarafından hukukumun çiğnenmesinden Sana sığınırım.&#8221;  <strong><em>(Buhârî, Mezâlim, 8) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Zulum-ve-Zulme-Karsi-Allahin-c.c.-Adeti-Subhaniyesi.docx">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Zulum-ve-Zulme-Karsi-Allahin-c.c.-Adeti-Subhaniyesi.pdf">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İmtihanlar Karşısında Tavrımız</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:15:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#imtihanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49261</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ   وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ  </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!” <strong><em>(Bakara;155)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                       <strong>أَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَلْأَنْبِيَاءُ، ثُمَّ الْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Belanın en şiddetlisi başta peygamberlere, sonra da seviyesine göre diğer insanlara gelir.” <strong><em>(Tirmizî, zühd 57; İbn Mâce, fiten 23) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>imtihanlar karşısında tavrımız</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kulluk bir imtihandır.  Allah’ın imtihanı, tarihin hemen her döneminde olmuştur, günümüzde de İslam’a hizmet eden insanların imtihanları olmaya devam edecektir. Gerçek bir mü’min, her hâdiseyi müteâl iradenin bir muamelesi kabul ederek, başına gelenleri imtihan sayar; imtihanları tevekkül ve teslimiyetle karşılar, yolunu kesen töre bilmezlere insanlık dersi verir ve Hakk’ın rızasını tahsil etme hedefine doğru ilerler.<strong> Çözüm adına en son noktasına kadar sebeplere riayet eder. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Musibet karşısındaki temel disiplin;</strong> onun Cenâb-ı Hakk’ın emirber bir neferi olduğunu düşünmek ve şikâyet ifade eden sözlerden kaçınmaktır. Özellikle musibetin gelip çarptığı ilk anlarda sızlanmaların şikâyete dönüşmemesi için sükûtu tercih etmek lazımdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnanan bir insan, Resûl-i Ekrem  (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in: <strong>“Sükûtu tefekkür, bakışı ibret ve konuşması da hikmet olan kurtulmuştur.”</strong><strong><em> (ed-Deylemî, el-Müsned 1/421) </em></strong>beyanı istikametinde, eşya ve hâdiseleri ibret nazarıyla süzmeli, konuşmadan önce durup tefekkür etmeli ve konuşacağı zaman da hep hikmet incileri döktürmelidir. <strong>Öyleyse</strong>, bir bela ve musibet isabet edince yapılması gereken, önce iradî olarak susmak, hâdisenin çehresindeki kaderî yazıları okumaya çalışmak, düşünmek, ondan mesajlar çıkarmak, sonra kulluk âdâbına uygun şekilde konuşmak ve mutlaka sabırlı davranmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İnsanların ebedî nimetlerden nasipleri, Hak yolunda çektikleri meşakkat ve çile nispetinde olacaktır. </strong>Ahiretteki mükâfatın büyüklüğü ölçüsünde, burada bir kısım zorluklar yaşanacaktır. Aslında Allah Teâlâ, her bela ve musibeti, neticesi itibarıyla mü’min kulları için bir rahmet vesilesi ve arınma vasıtası kılmıştır. Elverir ki, insan, zâhiren çirkin yüzlü hâdiseler karşısında kadere taş atmasın ve Cenâb-ı Hak’tan şikâyetçi olmasın.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle belaya maruz kalınan vakitlerde, bütün varlığı yaratan Allah’ın kendi mülkünde dilediği tasarrufu yapabileceğini düşünmek ve <strong>“Biz Allah’a âidiz.”</strong> diyerek malı, canı ve her şeyi Allah’a teslim etmek musibetlerin üstesinden gelmek için muazzam bir güç kaynağına dayanmak demektir. <strong><em>(Bakara, 156)</em></strong> Bu itibarla da, musibetten hemen sonraki sükut ve tefekkür faslını, <strong>Allah’a iltica ve O’na arz-ı hâlde bulunma safhası takip etmelidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Binaenaleyh</strong> <strong>her mümin; dinini yaşarken, yolunda pek çok engellerin bulunacağını, bunları sabır ve dua ile aşması gerektiğini çok iyi bilmelidir.</strong> Bazen imtihan müddeti uzun olabilir ama Allah’ın (celle celâluhû), kendisine acz ü fakr içinde ilticâ edenlerin dualarını reddetmeyeceğine, er ya da geç dualara karşılık vereceğine Mü´minin inancı tam olmalıdır. Bizim Cenab-ı Hak’tan istediğimiz de, dünyada imtihanı kazanıp bizi Müslümanlar olarak aziz kılmasıdır. Bizden gayret olunca O’nun (celle celâluhû) nasıl karşılık verdiğine tarih ve hâl-i âlem şahittir. Ama Cenab-ı Hak’tan istediğimiz bu husus belirli bir sabrı gerektirmektedir; çünkü başarı ve muvaffakiyet de ancak sabretmekle mümkün olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Unutmayalım ki, her halimize nigehbân olan Rabbimiz her an bize bakmaktadır. Buna karşılık bizim önümüzde de yapılacak bir sürü iş ve kendilerine el uzatılmasını bekleyen insanlar vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) bilhassa Mekke döneminde çok büyük musibetlerle karşı karşıya kalmıştır; kavmi tarafından yalanlanmış, işkencelere maruz bırakılmış, ölümle tehdit edilmiş ve hatta kendisine komplolar kurulmuştur. Diğer taraftan, kendisinin, ailesinin güzîde fertlerinin ve ashab-ı kiramın hapsedilmekten işkenceye, hastalıktan ölüme kadar pek çok imtihanına şahit olmuştur. Fakat, Rehber-i Ekmel Efendimiz, hiçbir zaman kaderi tenkit mânâsına gelebilecek bir şikâyette bulunmamıştır. Belki çok incindiği anlarda, <strong>“Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum…”</strong>diyerek, Mevlâ-yı Müteâl’e hâlini arz etmiş O’nun rahmetine sığınmıştır. <strong><em>(İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 1/211-212)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Diğer peygamberlerin başlarına da pek çok musibet gelmiştir. Fakat onların hepsi, belalar karşısında kendilerine yakışan hâl ve tavırları ortaya koymuşlar, Allah’a teveccühlerinde hep edepli ve olabildiğine saygılı davranmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. İbrahim; hayatı hep imtihan içinde geçmiş ve geçirdiği bütün imtihanlarda muvaffak olmuş bir insandır. Onun hayatı bu şekilde hep imtihan üstüne imtihanla geçmişti. Ama o, bunların hepsine katlanmış, bu imtihanların hepsinde derin bir teslimiyet ve tevekkül içinde bulunmuştu. Zevcesini -o gün için hiç kimsenin ve hiçbir şeyin olmadığı bir yerde- bırakıp arkasını dönüp gittiğinde, zevcesi onun arkasından şöyle sesleniyordu: “Ey İbrahim! Bunu Rabbin mi emretti?” Hz. Hacer annemiz teselli istiyordu. Hz. İbrahim: “Evet Rabbim emretti!” deyince o yüce kadın: <strong>“İyi o zaman git! Rabbim beni zayi etmez”</strong> diyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzün Müslümanı da, başına gelen imtihanlarda ve yapması gerekenler karşısında; aynı sebat, aynı dayanıklılık ve <strong>aktif sabırla beklerse</strong>, Cenab-ı Hak onu yalnız bırakmayacaktır. Zira O (celle celâluhû), hiçbir zaman kendisine tevekkül edenleri terk etmemiştir ve etmeyecektir. Binaenaleyh başımıza gelen her şeyin bir imtihan olduğunu düşünmeli ve bunlara karşı da sabretmeliyiz. Sıkılıp bunaldığımızda, başkasına değil Rabbimize sığınmalı ve Hz. Yakub gibi: “<strong>إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللهِ</strong><strong> </strong> Ben sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum” demeliyiz.  <strong><em>(Yusuf, 12/86)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir başka hususta; insan, başına gelen belaları bile kendi hata ve günahlarından bilmeli; <strong>halini Cenâb-ı Hakk’a arz ederek ve nefsinin oyunlarından dert yanarak</strong> <strong>istiğfara yönelmeli ve rahmet-i ilâhiyeyi celbetmenin yollarını araştırmalıdır.</strong>  İlla şekvâ edecekse, nefsini Cenâb-ı Hakk’a şikâyet etmelidir. Hâlis bir kula yakışan, ilâhî icraattan şikâyet değil, her zaman kendisinden daha aşağı derecelerde bulunan biçareleri düşünüp hâline hamdetmektir</p>
<p style="font-weight: 400;">Bizler de bu dünyada ağır bir imtihan altında bulunuyoruz. Öbür âlemi bütünüyle kazanma veya -hafizanAllah- büyük bir kısmı itibariyle her şeyi kaybetme gibi bir durumumuz söz konusu. <strong>Burada ancak sabredenler, yerini, tavrını hiç değiştirmeyenler Allah’ın tevfikiyle muvaffak olacaklardır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah kötülük düşünenlere doğru yolu göstersin, şer güçlerin şer planlarını kendi başlarına geçirsin, bizi istikametten ayırmasın, bizi şu zor zamanda kazananlardan eylesin…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Imtihanlar-Karsisinda-Tavrimiz.docx">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Imtihanlar-Karsisinda-Tavrimiz.pdf">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İsraf</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-israf/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 21:38:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#israf]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49239</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ “Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-israf/">Cuma Hutbesi | İsraf</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ</span></b></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;">“Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin! Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü <strong>Allah israf edenleri asla sevmez</strong>.” <strong><em>(A’râf, 7/31)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                       <strong>مَا عَالَ مَنِ اقْتَصَدَ، وَمَا خَابَ مَنِ اسْتَشَارَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“<strong>İktisatla hareket eden (fert, toplum) fakir düşmez</strong>. İstişare eden de haybet ve zarar yaşamaz.” . <strong><em>(Ahmet ibni Hanbel, el-Müsned 1/447) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz,  <strong>“Asrın Büyük Âfeti: İsraf ”</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Genel mânâda İsraf;</strong> “inanç, söz ve davranışta dinin, aklın veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmak”, daha özel mânâda ise; <strong>“eldeki mal veya imkânları meşru olmayan maksatlar doğrultusunda harcamak, haddi aşmak, itidalli olmamak, saçıp savurmak”</strong>demektir. Yerinde ve faydalı kullanılmayan her şeyi israf olarak değerlendirmek de mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İsraf;</strong> bereketin kesilmesine ve zillete düşmeye sebep olur&#8230;  Zaman ve sağlık gibi nimetlerin, insana verilen maddi-manevî her türlü donanımın kadrinin bilinmesi, yaratılış hikmeti istikametinde kullanılması da insanın boynunun borcudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam, yeme-içme, giyim-kuşam, binek, ev ve eşya gibi maddî ihtiyaçları karşılarken ve Allah’ın ihsan ettiği her türlü rızıktan yararlanırken; orta yolun izlenmesini emretmiştir. Savurganlık, şatafat tutkusu ve lüks arayışından kaynaklanan her türlü israfı da yasaklamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İsrâ Suresinin, 26 ve 27. âyetlerinde: <strong>“Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, ama sakın saçıp savurma. Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.” mealindeki âyet-i kerime, bu gerçeği ifade etmektedir.”</strong>buyrulmakta; saçıp savurma yasaklanmakta ve savurganlık şeytanî bir sıfat olarak anlatılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Saçıp savurmanın az ya da çok harcama ile değil, harcamanın yapıldığı yerle alâkası vardır. Bu açıdan, saçıp savurmadan maksat, doğru olmayan yerlere harcamada bulunmaktır. İslam âlimlerine göre, bir insan bütün malını mülkünü Allah yolunda infak etse savurganlık yapmış sayılmaz. Fakat gayrimeşru bir iş için sadece birkaç kuruş dahi harcasa “saçıp savurmuş” kabul edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İmam-ı Azam, bu noktada; <strong>لاَ اِسْرَافَ فِى الْخَيْرِ كَمَا لاَ خَيْرَ فِى اْلاِسْرَافِ</strong>  <strong>“Hayırda ve ihsanda israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur.”</strong> der. Dolayısıyla, ferdî olarak giyim-kuşamda, içinde oturulan binada ve evin tefrişinde olduğu gibi, zaman ve sağlık gibi nimetlerin kıymetinin bilinmeyişinde de israf söz konusudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gereksiz olarak musluktan akıtılan su, gereksiz yakılan elektrik ve enerji sarfiyatı israf olduğu gibi, zamanı boşa harcamak ve sağlığı bozacak davranışlarda bulunmak da bir tür israftır. Bir insanın; altı saatlik uyku ile dinlenebilecekken sekiz saat uyuması nasıl israfsa, yarım litre su ile abdest alması mümkünken, lâvaboda musluğu sonuna kadar açıp iki litre su kullanması da aynı şekilde israftır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir defasında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Hz. Sa’d’e uğradı. Sa’d bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah (s.a.s.), onun suyu aşırı kullandığını görünce “Bu israf da nedir?” diye sordu. Sa’d de, “Abdestte de israf olur mu?” dediğinde, Hz. Peygamber (s.a.s), “Evet olur, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile olur” şeklinde cevap verdi.” <strong><em>(İbn Mâce, Tahare, 48) .</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): <strong>“Kibirlenmeden ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyininiz ve sadaka veriniz.”</strong><strong><em> (Buhârî, Libâs, 1)</em></strong> buyururken, yeme-içmenin yanında sadaka vermeyi teşvik etmiş,   işin tehlikeli yönüne dikkat çekerek israfı ve büyüklenmeyi yasaklamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu mânâda İbn Abbas’ın da: “İki şey, yani israf ve kibir günahları bulaşmadığı sürece, helâlden istediğini ye istediğini giyin.”<strong><em> (Buhârî, Libâs, 1)</em></strong> dediği ifade edilir. Bu nedenle, dünya nimetlerinden faydalanırken aşırılığa kaçılmamalıdır. Helâl bile olsa aşırıya kaçmak mekruhtur;  kibirlenmeye sebep olabileceğinden endişe edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem); söyle buyuruyor: “…kim (yemesinde-içmesinde, giyiminde-kuşamında) Allah için mütevazı olursa Allah onu yücelttikçe yüceltir. Kim de kibirlenir ve büyüklük taslarsa, Cenab-ı Hak onu da alçalttıkça alçaltır. <strong>Kim iktisatlı hareket ederse Allah onu zengin kılar. Kim de israf ederse Cenab-ı Hak onu fakr u zarurete müptela eyler </strong>ve kim Allah’ı çokça zikrederse Mevlâ-i Müteâl ondan hoşnut olur.” <strong><em>(Bezzâr, el-Müsned 3/160; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 5/139)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İsraf ve aşırı tüketim</strong>, bize fayda ve mutluluk getirdiğini zannettiğimiz <strong>“zararlı bir alışkanlıktır.”</strong> Saçıp savuran, elindeki imkân ve nimetleri yerli yerinde kullanmayan kişiler menfi bir davranış sarmalı içerisine girerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">İktisat Risalesi’nde, israfın nasıl bir vahim neticeler devridâimine sebep olduğu izah edilirken; israfa meftun olmuş kişinin hırs gibi bir haslete müptelâ olacağını, hırsın hasâret (hüsran ve manevi bir çöküş) getireceği, bunun ‘kanaatsizliğe, ihlâs (samimiyet) zafiyetine ve uhrevî amellerin azalmasına yol açacağı belirtilmiştir. Kanaatkâr olmanın ise iktisadı ve mutedil bir hayat tarzını netice vereceğini beyan edilmiştir.  İsraf eden kişi, hırs ile hareket ettiğinden maddî ve mânevî çok büyük bir zarar görecektir. <strong><em>(Lem’alar, 19. Lem’a)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sözün özü;</strong> İsraf ve iktisattan yoksunluk, kanaatsizliğe, sürekli hayattan şikâyet etmeye, hırsa, riyaya ve ihlâssızlığa sebep olmaktadır. Ayrıca israf, bir taraftan insanın izzetini kırarken, diğer taraftan da başkalarına yüzsuyu dökmeye, dilenmeye ve fakir bir hayat sürmeye mecbur etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugünün insanları, ölçüsüz ve dengesiz harcamada bulunmak, kendisine bahşedilen nimetleri bilinçsizce tüketmek, ömrünün hesabını vermeyecekmişçesine beyhude geçirmek yerine; iktisat ve istiğna ruhunu hayatlarının esası yapmak, yeme-içme, giyim-kuşam, ev-bark, araba ve eşya gibi bütün ihtiyaçlarını zaruret çizgisine göre ele almak ve her meselede tevazu kaidesine uygun davranmaya çalışmak durumundadırlar. Böylesine bir hayat anlayışı, günümüz dünyasında daha çok ahlâkî, içtimaî ve ekonomik sahalarda yaşamak zorunda olduğumuz pek çok problemin de çözümüne imkân sağlamış olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ne mutlu; İsraftan uzak durarak ihtiyaçlarını zaruret sınırları içinde tutanlara! Müjdeler olsun; her meselede tevazu kaidesine uygun davranmaya özen gösterenlere.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Israf.docx">Cuma Hutbesi | İsraf</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Israf.pdf">Cuma Hutbesi | İsraf</a>    <strong>PDF</strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-israf/">Cuma Hutbesi | İsraf</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Rol Model Olarak Sahabe</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rol-model-olarak-sahabe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 20:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#rolmodelolaraksahabe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49195</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيم “Muhacirlerden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rol-model-olarak-sahabe/">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيم</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Muhacirlerden ve Ensar’dan o ilkler ve bir de ihsan şuuruyla onlara tâbi olanlar var ya, <strong>Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razıdırlar.</strong> Allah onlara, altlarından ırmakların çağladığı, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.” <strong><em>(Tevbe;100)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                                      <strong>أَصْحَابِي كَالنُّجُومِ فَبِأَيِّهِمْ اِقْتَدَيْتُمْ اِهْتَدَيْتُمْ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Sahabilerim yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız, hidayete erer ve kurtulursunuz.»</strong><em> </em><strong><em>(Abd İbn Humeyd, el-Müsned 1/250; el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 2/275.)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz,<strong> Sahabe ve Sahbe mesleği hakkındadır</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Allah Resûlü’nün,</strong> mübarek atmosferi içine giren ve o atmosferden kalbine ruhuna ilhamlar akseden, az buçuk O’nun nurlu ikliminden istifade edip, <strong>Müslüman olarak ölen her Mü’mine sahabi denir</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sahâbe efendilerimiz;</strong> Peygamberimize gösterdikleri bağlılık ve teslimiyet, ona verdikleri destek, <strong>vefatından sonra da</strong> İslâm’ın doğru anlaşılması için yaptıkları olağan üstü çalışmalar sebebiyle, <strong>dinimizde çok önemli bir yere sahiptirler</strong>. <strong>Efendimiz</strong>; ümmetine sahâbeyi örnek almasını <strong>tavsiye etmiş</strong>, <strong>sahâbe</strong><strong> çizgisini</strong> dinin devamı olarak <strong>göstermiştir.</strong> Sahabe-i kiram iyi bilinmez, onların dini yaşama ve yorumlama tarzlarına vâkıf olunmazsa, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatı da tam olarak kavranamaz. Zira sahabe-i kiram Resûlullah’a ulaşma adına bir köprü gibidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Onlar tanınmadan siyerin, Kur’ân ve Sünnet’in maksatlarının doğru anlaşılması çok zordur.  Sûre ve âyetlerinin iniş sebepleri, hadislerin vürûd sebebi, Kur’an hükümlerinin pratik hayata tatbiki ve açıklanması ve Resûl-i Ekrem’in yaptığı icraatlar, <strong>ashabın aktarımlarıyla bilinmektedir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerîm, ashabı <strong>“</strong><strong>كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ</strong><strong>”</strong> insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” diye bize tanıtır. <strong><em>(Ali İmran; 110)</em></strong> <strong>Sahabe</strong><strong> ümmet içinde en değerli ve faziletli nesildir</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sahabe</strong><strong>,</strong> tehdit ve işkencelerle hatta ölümle karşılaşmış, yurtlarını mallarını eşlerini ve çocuklarını terk edip başka yerlere hicret etmek zorunda kalmış, ancak inançlarından, Allah’a ve Resulüne olan bağlılıklarından asla tâviz vermemişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cenâb-ı Hak Kur’an’da, <strong>Allah’ın Sahabeden</strong>, Sahabenin de Allah’tan razı olduğunu ve ebedi kalacakları cennetleri onlar için hazırladığını bildirmiştir.<strong><em> (Tevbe;100)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ashâb-ı Kirâm efendilerimizin Allah’a kurbet yolunda takip ettikleri sisteme <strong>“sahabe mesleği”</strong> denilegelmiştir. “Sahabe mesleği”, <strong>insanı bir bütün olarak ele alan</strong> ve onun sadece kalbini değil akıl, ruh, sır, nefis gibi <strong>latîfelerinin hepsini doyurmayı hedefleyen</strong> Kur’an yoludur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sahabe-i Kiram, Peygamber Efendimizin yönlendirmesi ve rehberliğinde, dine hizmet ederken şu hususlara öncelik vermiştir:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân, <strong>وَ يُؤْثِرُونَ عَلَى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَة</strong> “Hatta kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler.”  <strong><em>(Haşir, 9)</em></strong> ayetiyle Sahabenin kendileri ihtiyaç içinde bulunmalarına rağmen, başkalarını kendilerine tercih ettiklerini ve sonsuz kurtuluşu hak ettiklerini, gerçek müminler olarak bağışlanacaklarını ve ahirette cömertçe rızıklandırılacaklarını <strong>haber vermiştir</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hizmette önde, ücrette geride olma düşüncesini</strong> zirve noktada ashab-ı kiram arasında görürüz<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İnfakta</strong> hep zirveyi yakalamışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Onlar harikuladeler yerine İstikamete talip olmuşlardır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İnsana değer vererek <strong>gönül kazanmaya</strong> çalışmışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Temsil öncelikli tebliğ</strong> de bulunmuşlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân’ın gençliğe vurgusuna binaen <strong>gençlerle</strong> ilgilenmişler,</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Duaya </strong>çok önem vererek Sahabenin her biri birer dua insanı haline gelmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Toplumdaki <strong>kötülüklerle ve kötü alışkanlıklarla</strong> mücadele etmişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İlme, ilmi faaliyetlere</strong> ve eğitime her zaman vakit ayırıp meşgul olmuşlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her gittikleri yerde, devrin şartlarına ve ihtiyaçlarına göre <strong>kurumsallaşmaya ve kurum açmaya</strong> çalışmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Herkesi <strong>işin içine katarak</strong>, herkese yapabileceği bir görev vermişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir arada yasama kültürü olan <strong>“Diyalog”</strong> u teşvik ederek, icraatları ile de göstermişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazen de yolun kaderi olarak <strong>iftiralara ve zulümlere</strong> maruz kalmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mukaddes bir göç olan <strong>hicret</strong>, Sahabenin hayatında hep var olmuştur. Peygamberimiz‘in ahirete göçünden sonra ilim öğreterek İslâm’ı anlatmak için çeşitli yerlere hicret etmiş ve bazımerkezlere yerleşmiş, <strong>doğdukları yere geri dönmemişlerdir. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rivayetlere göre <strong>Şam’a on binden den, Humus’a beş yüzden</strong> <strong>fazla</strong>, sahâbî yerleşmiştir. Mısır’da yaşayan sahâbîler üzerinde duran Süyûtî üç yüzden fazla sahâbînin buraya yerleştiğini tespit etmiş; Tâif, Yemen, Yemâme, Bahreyn, Medâin, Merv, Nîşâbur, İsfahan ve Semerkant gibi yerlere de sahâbîler gitmiş ve bir kısmı buralarda vefat etmiştir. Bazı sahâbîlerin <strong>Hindistan’a, Çin’e ve Endülüs’e</strong> ulaştığı belirtilmektedir. <strong>İstanbul’da</strong> bugün sahâbe kabri olarak ziyaret edilen <strong>otuz civarında</strong> yer bulunmaktaysa da bunlardan sadece <strong>Ebû Eyyûb el-Ensârî</strong> ile <strong>Ebû Şeybe el-Hudrî’nin</strong> burada şehit olduğu kaynaklarda geçmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sahabe-i kiram, İslâm’a sahip çıkmanın çok pahalı olduğu bir zamanda kendi özgür iradeleriyle dine sahip çıkmışlardır.  Eğer biz günümüzde özellikle genç nesillerin önüne takip edilmesi ve örnek alınması gereken <strong>rol modeller çıkarmak istiyorsak</strong>, peygamberlerden sonra bunu en başta hak edenler sahabe-i kiram efendilerimizdir. Dolayısıyla biz, ele aldığımız konuları misallendirirken sürekli onların hayatlarına atıf yapmalı ve onları nazara vermeliyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah bizlere de sahabe gibi, İslam’ı hakkıyla anlayıp yaşamayı, ona sahip çıkıp asrın diliyle muhtaç gönüllere götürmeyi nasip etsin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Rol-Model-Olarak-Sahabe.docx">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Rol-Model-Olarak-Sahabe.pdf">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rol-model-olarak-sahabe/">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Aile Olmanın Manevi Kazanımları</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aile-olmanin-manevi-kazanimlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 22:27:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49136</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aile-olmanin-manevi-kazanimlari/">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır.” <strong><em>(Rûm, 30:21)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>            </strong><strong>  </strong><strong>كُلُّ مَا صَنَعْتَ إِلَى أَهْلِكَ فَهُوَ صَدَقَةٌ عَلَيْهِمْ</strong> &#8220;Ailene yaptığın her şey onlara bir sadakadır.&#8221; <strong><em>(Nesaî, Sünenü&#8217;l-Kübra, 5/376)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong> </strong><strong>“Ailenin Önemi, Manevi Kazanımları ve Korunması” </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aile, küçük bir millet, millet de büyük bir ailedir.</strong> Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), gereğine uygun yapılan ve yine gereğine uygun bir şekilde sürdürülen evliliğin, dinin yarısını koruduğunu müjdelemektedir.<strong> &#8220;Kul evlendiği zaman dininin yarısını tamamlamış demektir. O halde geri kalan diğer yarısında da Allah&#8217;a karşı muttaki olsun!&#8221; </strong>buyurmaktadır. <strong><em>(Beyhakî, Şuabü’l-İman, 4/382) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aile kişiyi</strong>; her türlü psikolojik, cinsel, fiziksel ve ekonomik baskı ve saldırılara karşı kale gibi korur. Bir ailedeki ahlaksızlık ve seviyesizlik, topluma da yansıyacak ve onu da arzu ve şehvetinin esiri haline getirecektir. Değişik seviyelerde suça karışan kişilere bakıldığında; çoğunun problem yaşayan, parçalanan, şiddet gören ailelerin çocukları ya da sokağa terk edilen çocuklar oldukları görülecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evlilikle beraber kadın ve erkek birbirlerini biyolojik, psikolojik ve dinî açılardan dengeler ve tamamlar. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)&#8217;in ifadesiyle biri diğerinin <strong>&#8220;şakîki&#8221;</strong> yani <strong>tamamlayıcı yarısı</strong> olur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yalnızlığın panzehri</strong> <strong>ailedir.</strong> Nitelikli yalnızlığı istisna edersek, diğerlerinin panzehri ailedir; hangi amaç ve duygu ile olursa olsun aile dışındaki birliktelikler, dostluklar ve arkadaşlıklar asla aile kadar ferdin yalnızlığını gideremez.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ailenin diğer önemli bir görevi de</strong> kültür ve tecrübe aktarımına zemin hazırlamasıdır. Zira aile büyüklerinin hayatları boyunca edindikleri ve onların da daha önceki büyüklerinden tevarüs ettikleri geniş kültür ve tecrübeler hem temsil yolu hem de yeri geldiğinde anlatma yoluyla yeni evlenen çifte ve dünyaya gelen çocuklara aktarılır. Nasıl baba ve anne olunur, eşler birbirine nasıl davranır ve hitap eder, ortaya çıkan bir problem nasıl çözülür, aile nasıl yönetilir, çocuk nasıl eğitilir, akraba ve komşulara nasıl davranılır ve benzeri birçok <strong>hayat dersi</strong> -ki her birisi başlı başına birer özel eğitim konusu olabilecek kadar önemli ve geniştir- bu kalabalık aile içinde kolay bir şekilde öğrenilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur´an;<strong> &#8220;Eşleriniz sizin elbiseleriniz, siz de eşlerinizin elbiselerisiniz.&#8221; </strong>Buyurmaktadır.<strong><em>(Bakara, 2/187)</em></strong> Eşler birbirlerini dışarıdan gelebilecek değişik saldırı, nazar, hased ve düşük dürücü söz ve davranışa karşı bir elbise misali koruduğu gibi, birbirlerinin eksikliklerini, yanlış anlaşılabilecek söz ve davranışlarını, din, namus ve saygınlıklarına halel getirebilecek hallerini de bir elbise gibi korur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizin başında okuduğumuz Ayet-i kerimede dikkat çeken bir husus da &#8211;<strong>“Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması”- </strong>sükûnet ihtiyacının daha cennette baş göstermesi ve cennette bile bu sükûnetin eşle giderilmesinin emredilmiş olmasıdır. İlk anne-babamız Hz. Âdem ile Havva cennette bu sükûnete ihtiyaç duymuşlarsa onların çocukları bu dünya hapishanesinde çok daha fazla buna ihtiyaç duyacaklardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam’ın aileye dair ortaya koyduğu ayet ve hadisler bir araya getirildiğinde, aile kurumunun yalnızca sosyal bir birliktelik değil, Allah’ın rızasının en yoğun biçimde kazanıldığı bir maneviyat mekânı olduğu görülür. <strong>Aile, duvarları olmayan bir ibadethane gibidir; vakti, sınırı ve şartı olmayan sürekli bir iyilik alanıdır. </strong>Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kişinin (erkek-kadın) hane halkına yaptığı her hizmeti sadaka olarak müjdelerken, hanımlara ayrıca hitap ediyor ve <strong>خِدْمَتُكَ زَوْجَكَ صَدَقَةٌ</strong>  &#8220;Eşine yaptığın hizmetin sadakadır,&#8221; buyurarak bu konuda Allah rızası için yapılan her müsbet davranışın sadaka olduğunu söylüyor. <strong><em>(Suyûtî, Câmiu&#8217;s-Sağîr, 1/362)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında iyi niyetle kişinin bütün mubah fiilleri ibadet haline dönüşebilir. Zira niyet amelin ruhudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ve yine Efendimiz; “Kendisiyle Allah’ın rızasını talep ederek infak ettiğin her bir nafaka sebebiyle sen de mükâfatlandırılırsın; hatta hanımının ağzına koyduğun bir lokmayla bile!”<strong><em>(Buharî, Meğâzî, 73)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aile maneviyatının merkezinde rıza vardır.</strong> <strong>“Eşi kendisinden razı olarak vefat eden kadın cennete girer”</strong> ve <strong>“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır”</strong> hadisleri, ailedeki karşılıklı memnuniyetin cennet kapısı olduğunu gösterir. <strong><em>(Tirmizî, Radâ, 11)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Rıza;</strong> incitmemek, yük olmamak, anlamak, memnun etmeye çalışmak, gönül almak ve hukuku gözetmek gibi davranışlarla gerçekleşir. Rızanın olduğu evde huzur, merhamet, yumuşaklık ve rahmet hâkim olur. İslam’da merhamet yalnızca bir duygu değil, eyleme dönüşmesi gereken <strong>bir ahlakî zorunluluktur.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Nasların bütününde ortaya çıkan temel hakikat şudur: </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aile, eşlerin birbirini Allah’a yaklaştırdığı bir yol arkadaşlığıdır. Aile, dünyevî bir kurumdan daha çok, uhrevî bir birlikteliktir. Bu sebeple ailede yapılan iyiliklerin sevabı daha büyüktür; çünkü aile nefisle en çok imtihan olunan yerdir. Dışarıda sabretmek kolaydır, evde sabretmek zordur; dışarıda merhamet göstermek kolaydır, evde merhamet göstermek zordur; dışarıda affetmek kolaydır, evde affetmek zordur. <strong>Zor olanın sevabı daha büyüktür. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Değerli Müminler!   </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hadislerin bütününe bakıldığında; aile maneviyatının sekiz temel direk üzerine kurulduğu görülür:<strong> Niyet, merhamet, rıza, sadaka, hizmet, iffetin korunması, sabır ve muhabbet. </strong>Bu unsurlar birbirinden bağımsız değildir; biri güçlendiğinde diğerleri de güçlenir. Ailede sabır merhameti doğurur, merhamet rızayı doğurur, rıza huzuru doğurur, huzur ibadeti kolaylaştırır, ibadet takvayı artırır, takva sabrı güçlendirir. Böylece ailede ahlakî bir döngü oluşur ve bu döngü maneviyatı sürekli besler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sonuç olarak aile, Allah’ın kuluna en çok sevap yazdığı, en çok rahmet indirdiği, en çok imkân verdiği manevî bir sığınaktır. Aile, sabrı, merhameti, fedakârlığı, affı, adaleti, sevgiyi ve sorumluluğu öğreten bir mekteptir. Ayrıca; </strong>anne-babanın, eşlerin ve çocukların birbirlerine s<strong>amimi duaları,</strong> istişareleri, sohbetleri, birbirlerini eğitmeleri, ibadet eksiklerinin giderilmesine çalışmaları, samimi tebessüm ve davranışları, her sıkıntıları için koşturmaları, ortaya çıkan farklı problemlere sabretmeleri… de onları olgunlaştırır ve niyete bağlı olarak Allah&#8217;ın rızasına kavuşturur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Rabbim, yuvalarımızı cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirebilmeyi, bizlere lütfeylesin.</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Aile-Olmanin-Manevi-Kazanimlari-.docx">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Aile-Olmanin-Manevi-Kazanimlari-.pdf">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aile-olmanin-manevi-kazanimlari/">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
