<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cuma Hutbesi arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/category/cuma-hutbesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/category/cuma-hutbesi/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Jul 2026 16:46:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Cuma Hutbesi arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/category/cuma-hutbesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:46:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49303</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ Sen, o zalimlerin işlediklerinden, sakın Allah’ın habersiz olduğunu zannetme! O, sadece onları, dehşetinden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sen, o zalimlerin işlediklerinden, sakın Allah’ın habersiz olduğunu zannetme! O, sadece onları, dehşetinden gözlerinin donup kalacağı bir güne ertelemektedir. <strong><em>(İbrahim, 14/42)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">        <strong>      </strong><strong>اِتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ</strong><strong>  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur.&#8221; <strong><em>(Buhârî, Zekât 1)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, “<strong>Zulüm ve Zulme Karşı, Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi”  </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Adalet mülkün temeli</strong>, <strong>zulüm,</strong> bu temele yerleştirilmiş bir dinamit; <strong>Adalet</strong> hemen her konuda dengeyi koruma ve itidalli olmanın Kur&#8217;ân kaynaklı adı; <strong>zulüm ise</strong> her alanda dengeleri alt-üst etmenin ürperten unvanıdır. <strong>Adalet </strong>Hakk&#8217;ı ve halkı hoşnut etmenin en emin yolu, <strong>zulüm, </strong>bu yolda yürekleri hoplatacak bir gulyabâni; <strong>adalet </strong>evrensel barışın en sağlam köprüsü, <strong>zulüm </strong>insanî ufku kirleten bayağılığın en aşağısı&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanın hür ve muktedir olması, ona başkalarına zulmetme hakkını vermez; kuvvet, hakkın emrinde olduğu sürece değerler üstü değer kazanır; hürriyet de başkalarının haklarına saygılı davranıldığı ölçüde hakikî kıymetini bulur ve kalıcı olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zulüm ile şimdiye kadar kimse payidar olmamıştır; olmuş gibi görünenlerin de yanına kalmamıştır. Atalarımız ne hoş söylerler: <strong>&#8220;Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur.&#8221;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında, böyle birinin evvelinin de âhirinin de berbâd olduğu açıktır; &#8211; <em>asrımızda bunun birçok örneğini mevcuttur &#8211;</em> zira zulmün, <strong>bazen küfrün önünde bir günah hâline geldiği de</strong> <strong>olur ki,</strong> işte o zaman <strong>&#8220;gayretullah&#8221;</strong>a dokunur ve eden de hemen bulacağını bulur. Doğrusu insan küfre karşı mesafeli bulunduğu kadar zulümden de uzak durmalıdır; zira Allah nezdinde mazlumun âhı bir duâdır ve bu duânın kabulü de ilâhî adaletin muktezasıdır. Dememişler mi:</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah&#8217;ı var</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk&#8217;ın divanı var.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimiz zalime mühlet verir; ancak onu asla unutmaz!</p>
<p style="font-weight: 400;">Verilen o mühlet zalimin kurtuluşu değil, ahiretteki tüm bahaneleri ellerinden alan ilahi bir adalettir. Onlar serbestçe koşturduklarını sanırken, aslında kendi felaketlerini büyütürler. <strong>إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِثْمًا</strong> “Biz onlara sadece günahlarını arttırsınlar diye mühlet veriyoruz.” <strong><em>(Âl-i İmrân, 178) </em></strong>Ayeti buna işaret eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur&#8217;ân-ı Kerim adalet ve ubûdiyet üzerinde durduğu kadar zulüm ve haksızlığa da vurguda bulunur, çok geniş bir zulüm tablosu çizer, onu çeşitlendirir ve her türünden sakınmamızı ister:&#8221;Kâfirler Bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.&#8221;  <strong><em>(Bakara,57)</em></strong> diyerek, haksızlığın dönüp zalimin başına dolanacağını vurgular; &#8220;O münkirler zâlimlerin ta kendileridir.&#8221; <strong><em>(Bakara, 254) </em></strong>fermanıyla zulüm ile küfrün bir vâhidin iki yüzü olduğuna dikkati çeker; <strong>&#8220;Allah zâlim bir toplumu hidayete erdirmez.&#8221;</strong> <strong><em>Saf/61;9</em></strong> <strong><em> </em></strong>tehditkâr ifadesiyle <strong>zulmün de tıpkı kibir ve inhiraf gibi imandan mahrumiyete </strong>sebebiyet verdiğini/vereceğini hatırlatır; “Halkı zalim olan ülkeleri cezaya çarptırdığı zaman Rabbinin çarpması işte böyle olur! Şüphesiz ki O’nun çarpması pek acı, pek çetindir!” <strong><em>(Hûd,102)</em></strong> kahır televvünlü fermanıyla tarih boyu şirazeden çıkanların mutlaka cezalandırıldıklarını haber verir; “Zulmedenleri o korkunç sayha çarpıverince, bulundukları yerde dize geldiler.” <strong><em>(Hûd, 67) </em></strong>ihbar-ı sübhânîsiyle haksızların her zaman helâk edildiklerini / edileceklerini tekrarlar ve bizi kendimize gelmeye çağırır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>En´am suresinin 42, 43, 44 ve 45.</strong> Ayetlerinde zalimlere Allah’ın muamelesi şöyle anlatılmaktadır; Allah önce nasihat için Resuller gönderiyor, sonra bela musibet veriyor ki, tövbe edip Allaha yönelsinler, bütün bunlardan bir netice çıkmayınca dünyanın bütün nimet ve güçlerini onlara veriyor, onlar kendilerini çok güçlü hissettiklerinde derdest edip perişan ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Senden önce de birtakım ümmetlere resuller gönderdik. Dinlemediler: Hakka dönüş yapsın, suçlarının affı için niyaz etsinler diye onları çetin bir yoksulluk, hastalık ve sıkıntılarla cezalandırdık. <strong>(42)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"> Bâri, kendilerine şiddetimiz geldiği vakit yalvarsaydılar, tövbe etseydiler! Fakat heyhât! Onların kalpleri kaskatı olmuş, şeytan da yapmakta oldukları mâsiyet ve günahları kendilerine süslemiş, cazip göstermişti. <strong>(43)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kendilerine verilen öğütleri terk edip unutunca üzerlerine her şeyin, her zevk ve nimetin kapılarını açtık. <strong>Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, ansızın onları kıskıvrak yakaladık</strong> <strong>da</strong> bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler<strong>! (44)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. Peygamber (s.a.s.), bu âyeti açıklamak üzere söyle buyurur: <strong>&#8220;isyanına devam ettiği halde, </strong>Allah’ın böyle bir kuluna dünyadan arzu ettiği şeyleri verdiğini görürsen, bil ki bu sadece <strong>istidraçtan </strong>ibarettir. <strong>İstidraç</strong>; kâfirin cezasını arttırmak için Allah’ın ona bol nimet ve mühlet vermesidir. Sonra da <strong>“felemma nesû&#8230;”</strong> (bu âyeti) sonuna kadar tilâvet etti.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun ki böylece, zulmedip duran o gürûhun arkası kesildi. <strong>(45)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlar gibi daha onlarca âyât-ı beyyinât, zalimin dünyevî ve uhrevî akıbetini hatırlatmanın yanında, <strong>Hud suresi 113.</strong> Ayette “Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, <strong>sempati duymayın!</strong>Yoksa size ateş dokunur.” Buyurarak, <strong>onlara en küçük bir meylin dahi ebedî hüsrana sebebiyet vereceğini ısrarla vurgular </strong>ve bize sürekli adalet ve istikamet içinde olmayı salıklar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Zulüm mevzuunda İnsanlığın İftihar Tablosu&#8217;nun beyanları da ayrı bir önem arz etmektedir: </strong>&#8220;Allah zalime mehil üstüne mehil verir, bir kere de onu derdest etti mi, artık iflah etmez.&#8221;  <strong><em>(Müslim, Birr, 61)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Ümmetimden iki zümre şefaat yüzü görmez: Zulümle oturup kalkan zâlim ve dinde aşırılıklara düşen dengesiz kişi.&#8221; <strong><em>(Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-Kebîr, 8/281, 20/214)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona haksızlık yapmaz ve onu kendi yalnızlığıyla baş başa bırakmaz.&#8221;<sup>  </sup><strong><em>(Buhârî, Mezâlim, 3)</em></strong><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bugün birçok coğrafyada, zulüm, başına adâlet külâhını geçirmiş.. hıyanet, hamiyet libasını giymiş.. menfaat üzerine dönen canavar siyaset ise iktidar olmuş. <strong>Bize düşen,</strong> bütün benliğimizle bir kere daha Allah&#8217;a yönelmek, yüce mefkûremiz adına harekete geçmek ve kusursuz bir sa&#8217;y ü gayretle yola devam etmektir. Biz kendimize gelip duyguda, düşüncede, ruhta ve gönülde dirileceğimiz, dirilip içtimaî adaleti gerçekleştireceğimiz âna kadar yeryüzündeki yaşanan korkunç mezâlim böyle devam edeceğe benzer. <strong>Yapılması gerekli olan şeyleri yapmadan ne kaderi tenkit ne de şuna-buna sövüp saymakla, hiçbir problem halledilemez. İlâhî adalet her zaman vardı, şimdi de var; ama o, adaletten pay alma liyakatine göre lütfedilir..</strong> bir vakt-i merhûna bağlı tecelli eder.. zulmün gayretullaha dokunmasıyla harekete geçer.. aktif bekleyip bakalım; &#8220;Mevlâ görelim neyler/Neylerse güzel eyler.&#8221; <strong><em>(İbrahim Hakkı)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizi Efendimizin   sabah ve akşam yaptığı duası ile bitirelim; &#8220;Allahım, zulmetmekten, zulme uğramaktan, birinin hukukunu çiğnemekten, biri tarafından hukukumun çiğnenmesinden Sana sığınırım.&#8221;  <strong><em>(Buhârî, Mezâlim, 8) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Zulum-ve-Zulme-Karsi-Allahin-c.c.-Adeti-Subhaniyesi.docx">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Zulum-ve-Zulme-Karsi-Allahin-c.c.-Adeti-Subhaniyesi.pdf">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zulum-ve-zulme-karsi-allahin-c-c-adeti-subhaniyesi/">Cuma Hutbesi | Zulüm ve Zulme Karşı Allah’ın (c.c.) Adeti Sübhaniyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İmtihanlar Karşısında Tavrımız</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:15:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#imtihanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49261</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ   وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ  </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!” <strong><em>(Bakara;155)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                       <strong>أَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَلْأَنْبِيَاءُ، ثُمَّ الْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Belanın en şiddetlisi başta peygamberlere, sonra da seviyesine göre diğer insanlara gelir.” <strong><em>(Tirmizî, zühd 57; İbn Mâce, fiten 23) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>imtihanlar karşısında tavrımız</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kulluk bir imtihandır.  Allah’ın imtihanı, tarihin hemen her döneminde olmuştur, günümüzde de İslam’a hizmet eden insanların imtihanları olmaya devam edecektir. Gerçek bir mü’min, her hâdiseyi müteâl iradenin bir muamelesi kabul ederek, başına gelenleri imtihan sayar; imtihanları tevekkül ve teslimiyetle karşılar, yolunu kesen töre bilmezlere insanlık dersi verir ve Hakk’ın rızasını tahsil etme hedefine doğru ilerler.<strong> Çözüm adına en son noktasına kadar sebeplere riayet eder. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Musibet karşısındaki temel disiplin;</strong> onun Cenâb-ı Hakk’ın emirber bir neferi olduğunu düşünmek ve şikâyet ifade eden sözlerden kaçınmaktır. Özellikle musibetin gelip çarptığı ilk anlarda sızlanmaların şikâyete dönüşmemesi için sükûtu tercih etmek lazımdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnanan bir insan, Resûl-i Ekrem  (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in: <strong>“Sükûtu tefekkür, bakışı ibret ve konuşması da hikmet olan kurtulmuştur.”</strong><strong><em> (ed-Deylemî, el-Müsned 1/421) </em></strong>beyanı istikametinde, eşya ve hâdiseleri ibret nazarıyla süzmeli, konuşmadan önce durup tefekkür etmeli ve konuşacağı zaman da hep hikmet incileri döktürmelidir. <strong>Öyleyse</strong>, bir bela ve musibet isabet edince yapılması gereken, önce iradî olarak susmak, hâdisenin çehresindeki kaderî yazıları okumaya çalışmak, düşünmek, ondan mesajlar çıkarmak, sonra kulluk âdâbına uygun şekilde konuşmak ve mutlaka sabırlı davranmaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İnsanların ebedî nimetlerden nasipleri, Hak yolunda çektikleri meşakkat ve çile nispetinde olacaktır. </strong>Ahiretteki mükâfatın büyüklüğü ölçüsünde, burada bir kısım zorluklar yaşanacaktır. Aslında Allah Teâlâ, her bela ve musibeti, neticesi itibarıyla mü’min kulları için bir rahmet vesilesi ve arınma vasıtası kılmıştır. Elverir ki, insan, zâhiren çirkin yüzlü hâdiseler karşısında kadere taş atmasın ve Cenâb-ı Hak’tan şikâyetçi olmasın.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle belaya maruz kalınan vakitlerde, bütün varlığı yaratan Allah’ın kendi mülkünde dilediği tasarrufu yapabileceğini düşünmek ve <strong>“Biz Allah’a âidiz.”</strong> diyerek malı, canı ve her şeyi Allah’a teslim etmek musibetlerin üstesinden gelmek için muazzam bir güç kaynağına dayanmak demektir. <strong><em>(Bakara, 156)</em></strong> Bu itibarla da, musibetten hemen sonraki sükut ve tefekkür faslını, <strong>Allah’a iltica ve O’na arz-ı hâlde bulunma safhası takip etmelidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Binaenaleyh</strong> <strong>her mümin; dinini yaşarken, yolunda pek çok engellerin bulunacağını, bunları sabır ve dua ile aşması gerektiğini çok iyi bilmelidir.</strong> Bazen imtihan müddeti uzun olabilir ama Allah’ın (celle celâluhû), kendisine acz ü fakr içinde ilticâ edenlerin dualarını reddetmeyeceğine, er ya da geç dualara karşılık vereceğine Mü´minin inancı tam olmalıdır. Bizim Cenab-ı Hak’tan istediğimiz de, dünyada imtihanı kazanıp bizi Müslümanlar olarak aziz kılmasıdır. Bizden gayret olunca O’nun (celle celâluhû) nasıl karşılık verdiğine tarih ve hâl-i âlem şahittir. Ama Cenab-ı Hak’tan istediğimiz bu husus belirli bir sabrı gerektirmektedir; çünkü başarı ve muvaffakiyet de ancak sabretmekle mümkün olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Unutmayalım ki, her halimize nigehbân olan Rabbimiz her an bize bakmaktadır. Buna karşılık bizim önümüzde de yapılacak bir sürü iş ve kendilerine el uzatılmasını bekleyen insanlar vardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) bilhassa Mekke döneminde çok büyük musibetlerle karşı karşıya kalmıştır; kavmi tarafından yalanlanmış, işkencelere maruz bırakılmış, ölümle tehdit edilmiş ve hatta kendisine komplolar kurulmuştur. Diğer taraftan, kendisinin, ailesinin güzîde fertlerinin ve ashab-ı kiramın hapsedilmekten işkenceye, hastalıktan ölüme kadar pek çok imtihanına şahit olmuştur. Fakat, Rehber-i Ekmel Efendimiz, hiçbir zaman kaderi tenkit mânâsına gelebilecek bir şikâyette bulunmamıştır. Belki çok incindiği anlarda, <strong>“Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum…”</strong>diyerek, Mevlâ-yı Müteâl’e hâlini arz etmiş O’nun rahmetine sığınmıştır. <strong><em>(İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 1/211-212)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Diğer peygamberlerin başlarına da pek çok musibet gelmiştir. Fakat onların hepsi, belalar karşısında kendilerine yakışan hâl ve tavırları ortaya koymuşlar, Allah’a teveccühlerinde hep edepli ve olabildiğine saygılı davranmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. İbrahim; hayatı hep imtihan içinde geçmiş ve geçirdiği bütün imtihanlarda muvaffak olmuş bir insandır. Onun hayatı bu şekilde hep imtihan üstüne imtihanla geçmişti. Ama o, bunların hepsine katlanmış, bu imtihanların hepsinde derin bir teslimiyet ve tevekkül içinde bulunmuştu. Zevcesini -o gün için hiç kimsenin ve hiçbir şeyin olmadığı bir yerde- bırakıp arkasını dönüp gittiğinde, zevcesi onun arkasından şöyle sesleniyordu: “Ey İbrahim! Bunu Rabbin mi emretti?” Hz. Hacer annemiz teselli istiyordu. Hz. İbrahim: “Evet Rabbim emretti!” deyince o yüce kadın: <strong>“İyi o zaman git! Rabbim beni zayi etmez”</strong> diyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzün Müslümanı da, başına gelen imtihanlarda ve yapması gerekenler karşısında; aynı sebat, aynı dayanıklılık ve <strong>aktif sabırla beklerse</strong>, Cenab-ı Hak onu yalnız bırakmayacaktır. Zira O (celle celâluhû), hiçbir zaman kendisine tevekkül edenleri terk etmemiştir ve etmeyecektir. Binaenaleyh başımıza gelen her şeyin bir imtihan olduğunu düşünmeli ve bunlara karşı da sabretmeliyiz. Sıkılıp bunaldığımızda, başkasına değil Rabbimize sığınmalı ve Hz. Yakub gibi: “<strong>إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللهِ</strong><strong> </strong> Ben sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum” demeliyiz.  <strong><em>(Yusuf, 12/86)  </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir başka hususta; insan, başına gelen belaları bile kendi hata ve günahlarından bilmeli; <strong>halini Cenâb-ı Hakk’a arz ederek ve nefsinin oyunlarından dert yanarak</strong> <strong>istiğfara yönelmeli ve rahmet-i ilâhiyeyi celbetmenin yollarını araştırmalıdır.</strong>  İlla şekvâ edecekse, nefsini Cenâb-ı Hakk’a şikâyet etmelidir. Hâlis bir kula yakışan, ilâhî icraattan şikâyet değil, her zaman kendisinden daha aşağı derecelerde bulunan biçareleri düşünüp hâline hamdetmektir</p>
<p style="font-weight: 400;">Bizler de bu dünyada ağır bir imtihan altında bulunuyoruz. Öbür âlemi bütünüyle kazanma veya -hafizanAllah- büyük bir kısmı itibariyle her şeyi kaybetme gibi bir durumumuz söz konusu. <strong>Burada ancak sabredenler, yerini, tavrını hiç değiştirmeyenler Allah’ın tevfikiyle muvaffak olacaklardır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah kötülük düşünenlere doğru yolu göstersin, şer güçlerin şer planlarını kendi başlarına geçirsin, bizi istikametten ayırmasın, bizi şu zor zamanda kazananlardan eylesin…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Imtihanlar-Karsisinda-Tavrimiz.docx">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Imtihanlar-Karsisinda-Tavrimiz.pdf">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-imtihanlar-karsisinda-tavrimiz/">Cuma Hutbesi | İmtihanlar Karşısında Tavrımız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İsraf</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-israf/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 21:38:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#israf]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49239</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ “Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-israf/">Cuma Hutbesi | İsraf</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ</span></b></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;">“Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin! Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü <strong>Allah israf edenleri asla sevmez</strong>.” <strong><em>(A’râf, 7/31)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                       <strong>مَا عَالَ مَنِ اقْتَصَدَ، وَمَا خَابَ مَنِ اسْتَشَارَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“<strong>İktisatla hareket eden (fert, toplum) fakir düşmez</strong>. İstişare eden de haybet ve zarar yaşamaz.” . <strong><em>(Ahmet ibni Hanbel, el-Müsned 1/447) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz,  <strong>“Asrın Büyük Âfeti: İsraf ”</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Genel mânâda İsraf;</strong> “inanç, söz ve davranışta dinin, aklın veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmak”, daha özel mânâda ise; <strong>“eldeki mal veya imkânları meşru olmayan maksatlar doğrultusunda harcamak, haddi aşmak, itidalli olmamak, saçıp savurmak”</strong>demektir. Yerinde ve faydalı kullanılmayan her şeyi israf olarak değerlendirmek de mümkündür.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İsraf;</strong> bereketin kesilmesine ve zillete düşmeye sebep olur&#8230;  Zaman ve sağlık gibi nimetlerin, insana verilen maddi-manevî her türlü donanımın kadrinin bilinmesi, yaratılış hikmeti istikametinde kullanılması da insanın boynunun borcudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam, yeme-içme, giyim-kuşam, binek, ev ve eşya gibi maddî ihtiyaçları karşılarken ve Allah’ın ihsan ettiği her türlü rızıktan yararlanırken; orta yolun izlenmesini emretmiştir. Savurganlık, şatafat tutkusu ve lüks arayışından kaynaklanan her türlü israfı da yasaklamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İsrâ Suresinin, 26 ve 27. âyetlerinde: <strong>“Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, ama sakın saçıp savurma. Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.” mealindeki âyet-i kerime, bu gerçeği ifade etmektedir.”</strong>buyrulmakta; saçıp savurma yasaklanmakta ve savurganlık şeytanî bir sıfat olarak anlatılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Saçıp savurmanın az ya da çok harcama ile değil, harcamanın yapıldığı yerle alâkası vardır. Bu açıdan, saçıp savurmadan maksat, doğru olmayan yerlere harcamada bulunmaktır. İslam âlimlerine göre, bir insan bütün malını mülkünü Allah yolunda infak etse savurganlık yapmış sayılmaz. Fakat gayrimeşru bir iş için sadece birkaç kuruş dahi harcasa “saçıp savurmuş” kabul edilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İmam-ı Azam, bu noktada; <strong>لاَ اِسْرَافَ فِى الْخَيْرِ كَمَا لاَ خَيْرَ فِى اْلاِسْرَافِ</strong>  <strong>“Hayırda ve ihsanda israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur.”</strong> der. Dolayısıyla, ferdî olarak giyim-kuşamda, içinde oturulan binada ve evin tefrişinde olduğu gibi, zaman ve sağlık gibi nimetlerin kıymetinin bilinmeyişinde de israf söz konusudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gereksiz olarak musluktan akıtılan su, gereksiz yakılan elektrik ve enerji sarfiyatı israf olduğu gibi, zamanı boşa harcamak ve sağlığı bozacak davranışlarda bulunmak da bir tür israftır. Bir insanın; altı saatlik uyku ile dinlenebilecekken sekiz saat uyuması nasıl israfsa, yarım litre su ile abdest alması mümkünken, lâvaboda musluğu sonuna kadar açıp iki litre su kullanması da aynı şekilde israftır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir defasında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Hz. Sa’d’e uğradı. Sa’d bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah (s.a.s.), onun suyu aşırı kullandığını görünce “Bu israf da nedir?” diye sordu. Sa’d de, “Abdestte de israf olur mu?” dediğinde, Hz. Peygamber (s.a.s), “Evet olur, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile olur” şeklinde cevap verdi.” <strong><em>(İbn Mâce, Tahare, 48) .</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): <strong>“Kibirlenmeden ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyininiz ve sadaka veriniz.”</strong><strong><em> (Buhârî, Libâs, 1)</em></strong> buyururken, yeme-içmenin yanında sadaka vermeyi teşvik etmiş,   işin tehlikeli yönüne dikkat çekerek israfı ve büyüklenmeyi yasaklamıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu mânâda İbn Abbas’ın da: “İki şey, yani israf ve kibir günahları bulaşmadığı sürece, helâlden istediğini ye istediğini giyin.”<strong><em> (Buhârî, Libâs, 1)</em></strong> dediği ifade edilir. Bu nedenle, dünya nimetlerinden faydalanırken aşırılığa kaçılmamalıdır. Helâl bile olsa aşırıya kaçmak mekruhtur;  kibirlenmeye sebep olabileceğinden endişe edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem); söyle buyuruyor: “…kim (yemesinde-içmesinde, giyiminde-kuşamında) Allah için mütevazı olursa Allah onu yücelttikçe yüceltir. Kim de kibirlenir ve büyüklük taslarsa, Cenab-ı Hak onu da alçalttıkça alçaltır. <strong>Kim iktisatlı hareket ederse Allah onu zengin kılar. Kim de israf ederse Cenab-ı Hak onu fakr u zarurete müptela eyler </strong>ve kim Allah’ı çokça zikrederse Mevlâ-i Müteâl ondan hoşnut olur.” <strong><em>(Bezzâr, el-Müsned 3/160; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 5/139)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İsraf ve aşırı tüketim</strong>, bize fayda ve mutluluk getirdiğini zannettiğimiz <strong>“zararlı bir alışkanlıktır.”</strong> Saçıp savuran, elindeki imkân ve nimetleri yerli yerinde kullanmayan kişiler menfi bir davranış sarmalı içerisine girerler.</p>
<p style="font-weight: 400;">İktisat Risalesi’nde, israfın nasıl bir vahim neticeler devridâimine sebep olduğu izah edilirken; israfa meftun olmuş kişinin hırs gibi bir haslete müptelâ olacağını, hırsın hasâret (hüsran ve manevi bir çöküş) getireceği, bunun ‘kanaatsizliğe, ihlâs (samimiyet) zafiyetine ve uhrevî amellerin azalmasına yol açacağı belirtilmiştir. Kanaatkâr olmanın ise iktisadı ve mutedil bir hayat tarzını netice vereceğini beyan edilmiştir.  İsraf eden kişi, hırs ile hareket ettiğinden maddî ve mânevî çok büyük bir zarar görecektir. <strong><em>(Lem’alar, 19. Lem’a)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sözün özü;</strong> İsraf ve iktisattan yoksunluk, kanaatsizliğe, sürekli hayattan şikâyet etmeye, hırsa, riyaya ve ihlâssızlığa sebep olmaktadır. Ayrıca israf, bir taraftan insanın izzetini kırarken, diğer taraftan da başkalarına yüzsuyu dökmeye, dilenmeye ve fakir bir hayat sürmeye mecbur etmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bugünün insanları, ölçüsüz ve dengesiz harcamada bulunmak, kendisine bahşedilen nimetleri bilinçsizce tüketmek, ömrünün hesabını vermeyecekmişçesine beyhude geçirmek yerine; iktisat ve istiğna ruhunu hayatlarının esası yapmak, yeme-içme, giyim-kuşam, ev-bark, araba ve eşya gibi bütün ihtiyaçlarını zaruret çizgisine göre ele almak ve her meselede tevazu kaidesine uygun davranmaya çalışmak durumundadırlar. Böylesine bir hayat anlayışı, günümüz dünyasında daha çok ahlâkî, içtimaî ve ekonomik sahalarda yaşamak zorunda olduğumuz pek çok problemin de çözümüne imkân sağlamış olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ne mutlu; İsraftan uzak durarak ihtiyaçlarını zaruret sınırları içinde tutanlara! Müjdeler olsun; her meselede tevazu kaidesine uygun davranmaya özen gösterenlere.</p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Israf.docx">Cuma Hutbesi | İsraf</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Israf.pdf">Cuma Hutbesi | İsraf</a>    <strong>PDF</strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-israf/">Cuma Hutbesi | İsraf</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Rol Model Olarak Sahabe</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rol-model-olarak-sahabe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 20:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#rolmodelolaraksahabe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49195</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيم “Muhacirlerden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rol-model-olarak-sahabe/">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيم</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Muhacirlerden ve Ensar’dan o ilkler ve bir de ihsan şuuruyla onlara tâbi olanlar var ya, <strong>Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razıdırlar.</strong> Allah onlara, altlarından ırmakların çağladığı, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.” <strong><em>(Tevbe;100)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                                      <strong>أَصْحَابِي كَالنُّجُومِ فَبِأَيِّهِمْ اِقْتَدَيْتُمْ اِهْتَدَيْتُمْ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Sahabilerim yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız, hidayete erer ve kurtulursunuz.»</strong><em> </em><strong><em>(Abd İbn Humeyd, el-Müsned 1/250; el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 2/275.)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz,<strong> Sahabe ve Sahbe mesleği hakkındadır</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Allah Resûlü’nün,</strong> mübarek atmosferi içine giren ve o atmosferden kalbine ruhuna ilhamlar akseden, az buçuk O’nun nurlu ikliminden istifade edip, <strong>Müslüman olarak ölen her Mü’mine sahabi denir</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sahâbe efendilerimiz;</strong> Peygamberimize gösterdikleri bağlılık ve teslimiyet, ona verdikleri destek, <strong>vefatından sonra da</strong> İslâm’ın doğru anlaşılması için yaptıkları olağan üstü çalışmalar sebebiyle, <strong>dinimizde çok önemli bir yere sahiptirler</strong>. <strong>Efendimiz</strong>; ümmetine sahâbeyi örnek almasını <strong>tavsiye etmiş</strong>, <strong>sahâbe</strong><strong> çizgisini</strong> dinin devamı olarak <strong>göstermiştir.</strong> Sahabe-i kiram iyi bilinmez, onların dini yaşama ve yorumlama tarzlarına vâkıf olunmazsa, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatı da tam olarak kavranamaz. Zira sahabe-i kiram Resûlullah’a ulaşma adına bir köprü gibidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Onlar tanınmadan siyerin, Kur’ân ve Sünnet’in maksatlarının doğru anlaşılması çok zordur.  Sûre ve âyetlerinin iniş sebepleri, hadislerin vürûd sebebi, Kur’an hükümlerinin pratik hayata tatbiki ve açıklanması ve Resûl-i Ekrem’in yaptığı icraatlar, <strong>ashabın aktarımlarıyla bilinmektedir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerîm, ashabı <strong>“</strong><strong>كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ</strong><strong>”</strong> insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” diye bize tanıtır. <strong><em>(Ali İmran; 110)</em></strong> <strong>Sahabe</strong><strong> ümmet içinde en değerli ve faziletli nesildir</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sahabe</strong><strong>,</strong> tehdit ve işkencelerle hatta ölümle karşılaşmış, yurtlarını mallarını eşlerini ve çocuklarını terk edip başka yerlere hicret etmek zorunda kalmış, ancak inançlarından, Allah’a ve Resulüne olan bağlılıklarından asla tâviz vermemişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cenâb-ı Hak Kur’an’da, <strong>Allah’ın Sahabeden</strong>, Sahabenin de Allah’tan razı olduğunu ve ebedi kalacakları cennetleri onlar için hazırladığını bildirmiştir.<strong><em> (Tevbe;100)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ashâb-ı Kirâm efendilerimizin Allah’a kurbet yolunda takip ettikleri sisteme <strong>“sahabe mesleği”</strong> denilegelmiştir. “Sahabe mesleği”, <strong>insanı bir bütün olarak ele alan</strong> ve onun sadece kalbini değil akıl, ruh, sır, nefis gibi <strong>latîfelerinin hepsini doyurmayı hedefleyen</strong> Kur’an yoludur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sahabe-i Kiram, Peygamber Efendimizin yönlendirmesi ve rehberliğinde, dine hizmet ederken şu hususlara öncelik vermiştir:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân, <strong>وَ يُؤْثِرُونَ عَلَى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَة</strong> “Hatta kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler.”  <strong><em>(Haşir, 9)</em></strong> ayetiyle Sahabenin kendileri ihtiyaç içinde bulunmalarına rağmen, başkalarını kendilerine tercih ettiklerini ve sonsuz kurtuluşu hak ettiklerini, gerçek müminler olarak bağışlanacaklarını ve ahirette cömertçe rızıklandırılacaklarını <strong>haber vermiştir</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hizmette önde, ücrette geride olma düşüncesini</strong> zirve noktada ashab-ı kiram arasında görürüz<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İnfakta</strong> hep zirveyi yakalamışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Onlar harikuladeler yerine İstikamete talip olmuşlardır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İnsana değer vererek <strong>gönül kazanmaya</strong> çalışmışlar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Temsil öncelikli tebliğ</strong> de bulunmuşlar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân’ın gençliğe vurgusuna binaen <strong>gençlerle</strong> ilgilenmişler,</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Duaya </strong>çok önem vererek Sahabenin her biri birer dua insanı haline gelmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Toplumdaki <strong>kötülüklerle ve kötü alışkanlıklarla</strong> mücadele etmişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İlme, ilmi faaliyetlere</strong> ve eğitime her zaman vakit ayırıp meşgul olmuşlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her gittikleri yerde, devrin şartlarına ve ihtiyaçlarına göre <strong>kurumsallaşmaya ve kurum açmaya</strong> çalışmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Herkesi <strong>işin içine katarak</strong>, herkese yapabileceği bir görev vermişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir arada yasama kültürü olan <strong>“Diyalog”</strong> u teşvik ederek, icraatları ile de göstermişlerdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazen de yolun kaderi olarak <strong>iftiralara ve zulümlere</strong> maruz kalmışlardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mukaddes bir göç olan <strong>hicret</strong>, Sahabenin hayatında hep var olmuştur. Peygamberimiz‘in ahirete göçünden sonra ilim öğreterek İslâm’ı anlatmak için çeşitli yerlere hicret etmiş ve bazımerkezlere yerleşmiş, <strong>doğdukları yere geri dönmemişlerdir. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rivayetlere göre <strong>Şam’a on binden den, Humus’a beş yüzden</strong> <strong>fazla</strong>, sahâbî yerleşmiştir. Mısır’da yaşayan sahâbîler üzerinde duran Süyûtî üç yüzden fazla sahâbînin buraya yerleştiğini tespit etmiş; Tâif, Yemen, Yemâme, Bahreyn, Medâin, Merv, Nîşâbur, İsfahan ve Semerkant gibi yerlere de sahâbîler gitmiş ve bir kısmı buralarda vefat etmiştir. Bazı sahâbîlerin <strong>Hindistan’a, Çin’e ve Endülüs’e</strong> ulaştığı belirtilmektedir. <strong>İstanbul’da</strong> bugün sahâbe kabri olarak ziyaret edilen <strong>otuz civarında</strong> yer bulunmaktaysa da bunlardan sadece <strong>Ebû Eyyûb el-Ensârî</strong> ile <strong>Ebû Şeybe el-Hudrî’nin</strong> burada şehit olduğu kaynaklarda geçmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sahabe-i kiram, İslâm’a sahip çıkmanın çok pahalı olduğu bir zamanda kendi özgür iradeleriyle dine sahip çıkmışlardır.  Eğer biz günümüzde özellikle genç nesillerin önüne takip edilmesi ve örnek alınması gereken <strong>rol modeller çıkarmak istiyorsak</strong>, peygamberlerden sonra bunu en başta hak edenler sahabe-i kiram efendilerimizdir. Dolayısıyla biz, ele aldığımız konuları misallendirirken sürekli onların hayatlarına atıf yapmalı ve onları nazara vermeliyiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah bizlere de sahabe gibi, İslam’ı hakkıyla anlayıp yaşamayı, ona sahip çıkıp asrın diliyle muhtaç gönüllere götürmeyi nasip etsin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Rol-Model-Olarak-Sahabe.docx">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/07/Cuma-Hutbesi-Rol-Model-Olarak-Sahabe.pdf">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rol-model-olarak-sahabe/">Cuma Hutbesi | Rol Model Olarak Sahabe</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Aile Olmanın Manevi Kazanımları</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aile-olmanin-manevi-kazanimlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 22:27:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49136</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aile-olmanin-manevi-kazanimlari/">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır.” <strong><em>(Rûm, 30:21)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>            </strong><strong>  </strong><strong>كُلُّ مَا صَنَعْتَ إِلَى أَهْلِكَ فَهُوَ صَدَقَةٌ عَلَيْهِمْ</strong> &#8220;Ailene yaptığın her şey onlara bir sadakadır.&#8221; <strong><em>(Nesaî, Sünenü&#8217;l-Kübra, 5/376)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong> </strong><strong>“Ailenin Önemi, Manevi Kazanımları ve Korunması” </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aile, küçük bir millet, millet de büyük bir ailedir.</strong> Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), gereğine uygun yapılan ve yine gereğine uygun bir şekilde sürdürülen evliliğin, dinin yarısını koruduğunu müjdelemektedir.<strong> &#8220;Kul evlendiği zaman dininin yarısını tamamlamış demektir. O halde geri kalan diğer yarısında da Allah&#8217;a karşı muttaki olsun!&#8221; </strong>buyurmaktadır. <strong><em>(Beyhakî, Şuabü’l-İman, 4/382) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aile kişiyi</strong>; her türlü psikolojik, cinsel, fiziksel ve ekonomik baskı ve saldırılara karşı kale gibi korur. Bir ailedeki ahlaksızlık ve seviyesizlik, topluma da yansıyacak ve onu da arzu ve şehvetinin esiri haline getirecektir. Değişik seviyelerde suça karışan kişilere bakıldığında; çoğunun problem yaşayan, parçalanan, şiddet gören ailelerin çocukları ya da sokağa terk edilen çocuklar oldukları görülecektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evlilikle beraber kadın ve erkek birbirlerini biyolojik, psikolojik ve dinî açılardan dengeler ve tamamlar. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)&#8217;in ifadesiyle biri diğerinin <strong>&#8220;şakîki&#8221;</strong> yani <strong>tamamlayıcı yarısı</strong> olur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Yalnızlığın panzehri</strong> <strong>ailedir.</strong> Nitelikli yalnızlığı istisna edersek, diğerlerinin panzehri ailedir; hangi amaç ve duygu ile olursa olsun aile dışındaki birliktelikler, dostluklar ve arkadaşlıklar asla aile kadar ferdin yalnızlığını gideremez.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ailenin diğer önemli bir görevi de</strong> kültür ve tecrübe aktarımına zemin hazırlamasıdır. Zira aile büyüklerinin hayatları boyunca edindikleri ve onların da daha önceki büyüklerinden tevarüs ettikleri geniş kültür ve tecrübeler hem temsil yolu hem de yeri geldiğinde anlatma yoluyla yeni evlenen çifte ve dünyaya gelen çocuklara aktarılır. Nasıl baba ve anne olunur, eşler birbirine nasıl davranır ve hitap eder, ortaya çıkan bir problem nasıl çözülür, aile nasıl yönetilir, çocuk nasıl eğitilir, akraba ve komşulara nasıl davranılır ve benzeri birçok <strong>hayat dersi</strong> -ki her birisi başlı başına birer özel eğitim konusu olabilecek kadar önemli ve geniştir- bu kalabalık aile içinde kolay bir şekilde öğrenilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur´an;<strong> &#8220;Eşleriniz sizin elbiseleriniz, siz de eşlerinizin elbiselerisiniz.&#8221; </strong>Buyurmaktadır.<strong><em>(Bakara, 2/187)</em></strong> Eşler birbirlerini dışarıdan gelebilecek değişik saldırı, nazar, hased ve düşük dürücü söz ve davranışa karşı bir elbise misali koruduğu gibi, birbirlerinin eksikliklerini, yanlış anlaşılabilecek söz ve davranışlarını, din, namus ve saygınlıklarına halel getirebilecek hallerini de bir elbise gibi korur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizin başında okuduğumuz Ayet-i kerimede dikkat çeken bir husus da &#8211;<strong>“Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması”- </strong>sükûnet ihtiyacının daha cennette baş göstermesi ve cennette bile bu sükûnetin eşle giderilmesinin emredilmiş olmasıdır. İlk anne-babamız Hz. Âdem ile Havva cennette bu sükûnete ihtiyaç duymuşlarsa onların çocukları bu dünya hapishanesinde çok daha fazla buna ihtiyaç duyacaklardır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam’ın aileye dair ortaya koyduğu ayet ve hadisler bir araya getirildiğinde, aile kurumunun yalnızca sosyal bir birliktelik değil, Allah’ın rızasının en yoğun biçimde kazanıldığı bir maneviyat mekânı olduğu görülür. <strong>Aile, duvarları olmayan bir ibadethane gibidir; vakti, sınırı ve şartı olmayan sürekli bir iyilik alanıdır. </strong>Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kişinin (erkek-kadın) hane halkına yaptığı her hizmeti sadaka olarak müjdelerken, hanımlara ayrıca hitap ediyor ve <strong>خِدْمَتُكَ زَوْجَكَ صَدَقَةٌ</strong>  &#8220;Eşine yaptığın hizmetin sadakadır,&#8221; buyurarak bu konuda Allah rızası için yapılan her müsbet davranışın sadaka olduğunu söylüyor. <strong><em>(Suyûtî, Câmiu&#8217;s-Sağîr, 1/362)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aslında iyi niyetle kişinin bütün mubah fiilleri ibadet haline dönüşebilir. Zira niyet amelin ruhudur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ve yine Efendimiz; “Kendisiyle Allah’ın rızasını talep ederek infak ettiğin her bir nafaka sebebiyle sen de mükâfatlandırılırsın; hatta hanımının ağzına koyduğun bir lokmayla bile!”<strong><em>(Buharî, Meğâzî, 73)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aile maneviyatının merkezinde rıza vardır.</strong> <strong>“Eşi kendisinden razı olarak vefat eden kadın cennete girer”</strong> ve <strong>“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır”</strong> hadisleri, ailedeki karşılıklı memnuniyetin cennet kapısı olduğunu gösterir. <strong><em>(Tirmizî, Radâ, 11)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Rıza;</strong> incitmemek, yük olmamak, anlamak, memnun etmeye çalışmak, gönül almak ve hukuku gözetmek gibi davranışlarla gerçekleşir. Rızanın olduğu evde huzur, merhamet, yumuşaklık ve rahmet hâkim olur. İslam’da merhamet yalnızca bir duygu değil, eyleme dönüşmesi gereken <strong>bir ahlakî zorunluluktur.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Nasların bütününde ortaya çıkan temel hakikat şudur: </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Aile, eşlerin birbirini Allah’a yaklaştırdığı bir yol arkadaşlığıdır. Aile, dünyevî bir kurumdan daha çok, uhrevî bir birlikteliktir. Bu sebeple ailede yapılan iyiliklerin sevabı daha büyüktür; çünkü aile nefisle en çok imtihan olunan yerdir. Dışarıda sabretmek kolaydır, evde sabretmek zordur; dışarıda merhamet göstermek kolaydır, evde merhamet göstermek zordur; dışarıda affetmek kolaydır, evde affetmek zordur. <strong>Zor olanın sevabı daha büyüktür. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Değerli Müminler!   </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hadislerin bütününe bakıldığında; aile maneviyatının sekiz temel direk üzerine kurulduğu görülür:<strong> Niyet, merhamet, rıza, sadaka, hizmet, iffetin korunması, sabır ve muhabbet. </strong>Bu unsurlar birbirinden bağımsız değildir; biri güçlendiğinde diğerleri de güçlenir. Ailede sabır merhameti doğurur, merhamet rızayı doğurur, rıza huzuru doğurur, huzur ibadeti kolaylaştırır, ibadet takvayı artırır, takva sabrı güçlendirir. Böylece ailede ahlakî bir döngü oluşur ve bu döngü maneviyatı sürekli besler.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Sonuç olarak aile, Allah’ın kuluna en çok sevap yazdığı, en çok rahmet indirdiği, en çok imkân verdiği manevî bir sığınaktır. Aile, sabrı, merhameti, fedakârlığı, affı, adaleti, sevgiyi ve sorumluluğu öğreten bir mekteptir. Ayrıca; </strong>anne-babanın, eşlerin ve çocukların birbirlerine s<strong>amimi duaları,</strong> istişareleri, sohbetleri, birbirlerini eğitmeleri, ibadet eksiklerinin giderilmesine çalışmaları, samimi tebessüm ve davranışları, her sıkıntıları için koşturmaları, ortaya çıkan farklı problemlere sabretmeleri… de onları olgunlaştırır ve niyete bağlı olarak Allah&#8217;ın rızasına kavuşturur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Rabbim, yuvalarımızı cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirebilmeyi, bizlere lütfeylesin.</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Aile-Olmanin-Manevi-Kazanimlari-.docx">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Aile-Olmanin-Manevi-Kazanimlari-.pdf">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-aile-olmanin-manevi-kazanimlari/">Cuma Hutbesi | Aile Olmanın Manevi Kazanımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Muharrem Ayı ve Aşure</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muharrem-ayi-ve-asure-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 20:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#muharremayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=49064</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ  إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ ilâ âhiri-l âyeh… حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ       “Doğrusu,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muharrem-ayi-ve-asure-4/">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong> إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">ilâ âhiri-l âyeh… <strong>حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ </strong><strong>  </strong><strong>  </strong><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Doğrusu, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü kesin hükmünde, ayların sayısı on iki ay olup bunlardan dördü hürmetlidir. İşte doğru hesap budur. <strong><em>(Tövbe;36)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                        <strong>أَفْضَلُ الصِّيَامِ بعْدَ رَمضَانَ: شَهْرُ اللَّهِ المحرَّمُ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah&#8217;ın ayı muharremde tutulan oruçtur.” <strong><em>(Muslim, Sıyam, 202, 203; Ebu Davud, Savm, 55)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!  </strong>Hutbemiz;<strong> Muharrem ayı ve Aşure </strong>hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem ayı, salı günü itibari ile başlamış bulunmaktadır. </strong><strong>Hz. Ömer</strong>’in hilafeti döneminde <strong>bir tarih başlangıcı aranırken</strong>; tarih başlangıcı olarak <strong>hicretin seçilmesi</strong>, üzerinde hassasiyetle durulmaya değer önemli bir mevzuudur.<strong> Hicret,</strong> Asr‑ı Saadet’te önemli bir hâdisedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aşûre günü denilen Muharrem ayının onuncu gününde</strong>, tarihte pek çok önemli olayın meydana geldiği rivayet edilmektedir. Hazreti Âdem’in tövbesinin kabulü, Hazreti Nuh’un gemisinin, tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturması; Hazreti İbrahim’in ateşten kurtulması, Hazreti Yakub’un, oğlu Hazreti Yusuf’a kavuşması, Hazreti Yunus’un, balığın karnından çıkması ve Hazreti Musa’nın, Firavun’un zulmünden kurtularak, kavmiyle beraber Kızıl Deniz&#8217;i geçmesi bunlardan sadece birkaçıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muharrem ayı</strong> <strong>helal dairede kalmak suretiyle,</strong> kendisine hürmet edilmesi gereken dört haram aydan biridir. Bu aylarda yapılan <strong>ibadet-ü teatin, hayır ve hasenatın sevabı kat kat olduğu gibi</strong>, <strong>yapılan haramların ve zulümlerin cezası da kat be kattır</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aşûre günü oruç tutmanın fazileti ile ilgili alimleri-miz şunları ifade ediyorlar. </strong> “Ramazan Bayramının birinci günü ile, Kurban Bayramının dört günü hariç, senenin her gününde Allah rızası için oruç tutmak mümkündür”.</p>
<p style="font-weight: 400;">İbni Abbas´tan (r.a.) gelen rivayet göre: “Resulullah Medine&#8217;ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşure gününde oruç tuttuklarını gördü ve: “Bu oruç nedir?” diye sordu. Kendisine şöyle cevap verildi: “Bugün iyi bir gündür. Allah Teâlâ bugün de Hz. Musa ile İsrailoğullarını düşmandan kurtarmıştır. Bu sebeple Musa (a.s.) bugün de oruç tutmuştur.” Peygamber Efendimiz: <strong>“Ben Musa&#8217;ya sizden daha yakınım”</strong> buyurdu ve bugün de oruç tutulmasını emretti.” <strong><em>(Buhari, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 127,128)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bu durum <strong>Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar devam etti.</strong> Daha sonra ise Resulü Ekrem (Aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz: “Bugün Aşure günüdür. Bugün de oruç tutmak sizlere<strong> farz olmamıştır</strong>. <strong>Dileyen oruç tutsun, dileyen tutmasın.” </strong>Buyurarak, Aşure orucu mevzuunda insanları muhayyer bırakmıştır.  <strong>Önce farz iken sünnete dönüşen bir hüküm, böyle bir geçmişi olmayan sünnetten daha üstündür.</strong> Bu sebeple <strong>aşûre günü orucuna ihtimam göstermek gerekir</strong>. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz, <strong>kendisi hem tutmuş hem de tutulmasını tavsiye etmiştir. </strong>Aşûra gününde tutulan orucun<strong>, geçen bir yıl boyunca işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olabileceğini müjdelemiştir.</strong> <strong><em>(Müslim, Sıyâm 197)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamber <strong>Efendimize</strong>, Yahudilerin ve Hristiyanların sadece onuncu güne tazim ettikleri, bu sebeple o gün oruç tuttukları haber verilince; <strong>&#8220;Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam dokuzuncu gün de oruç tutarım&#8221;</strong> buyurmuştur. <strong><em>(Müslim, Sıyâm 134)</em></strong> Ancak Efendimiz gelecek senenin muharrem ayından önce vefat etmiş, muharremin dokuzunda oruç tutamamıştır. Bu sebeple Müslümanların Aşure orucunu, <strong>muharremin dokuzuncu ve onuncu günlerinde tutmaları müstehaptır.</strong> Zira <strong>Peygamber Efendimiz&#8217;in niyet ettikleri de, ümmet için sünnet sayılır</strong>. <strong><em>(R. Salihin Şerhi-5.Cilt/ 225. Bab)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hicri <strong>61 / Milâdi 680 yılı, Muharrem ayının onuncu günü, Hazreti Hüseyin </strong><strong>57 yaşında hunharca şehit</strong><strong> edilmiş. Şehadetinden dolayı o gün, </strong>bütün Müslümanlar için büyük üzüntü sebebi ve<strong> bir yönüyle hüzün hislerini de tetikleyen bir gün olmuştur. </strong><strong>O gün Kerbelâ&#8217;da </strong>Hz. Hüseyin&#8217;in akrabalarından<strong> yetmiş iki kişi şehit </strong>düşmüş,<strong> adeta Ehl-i beyt, tümden imha edilmek istenmişti. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muharrem ayı vesilesiyle oruç tutulabilir</strong>, iftar sofralarında bir araya gelinebilir, aşure ikram edilip ağızlar tatlandırılabilir. Ehl-i Beyt’in ve Kerbelâ şehitlerinin faziletleri, bilhassa Hazreti Hüseyin’in derinliği anlatılarak onlarla bütünleşme ve onlar gibi olmaya çalışma yolunda bazı meselelerin müzakereleri yapılabilir. Ehl-i Beyt’i hayırla anabilir, onlara dualar edebilir, mevlidler okutabilir, hatimler yapabilir ve daha başka hayr ü hasenât ortaya koyup sevaplarını onlara bağışlayabiliriz. <strong>Fakat, kadere taş atma da sayılabilecek şekilde, sadece matem havasına bürünmenin ve yas tutmanın bir sevabı söz konusu değildir. </strong>Dinimizde Firavun gibi tiranlara bile, lanet edilmesi gerektiğine dair bir emir söz konusu değildir. Sulh olmanın anlaşmanın birbirine karşı saygı duymanın yolu, itidalden geçer. Aksi halde ifratlar tefritleri, tefritler de ifratları doğurur.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kıymetli Müminler</strong>!</p>
<p style="font-weight: 400;">Rivayete göre; Hz. Nuh´la beraber iman edenler sel felaketinden kurtulduklarında, azıklarını açtılar; buğday, nohut, fasulye vs. yiyecek maddelerinden karıştırarak pişirdiler&#8230; Pişirilen aş öyle bereketlenmişti ki, herkes doymuştu. Aradan nice bin yıllar geçmesine rağmen <strong>iman edenlerin kurtuluş günü</strong>, zamanla <strong>aşure</strong> denilen bir tatlı yaparak anılır ve yaşatılır oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pek çok geleneğimiz vardır ki, yediden yetmişe bütün millet fertlerini birleştirir, kaynaştırır, dayanışmaya, iş birliğine vesile olur. <strong>Aşure geleneğimiz bir tatlı ikramı gibi görünmekle beraber</strong>, sembolize ettiği <strong>manevi hadise</strong> <strong>ve</strong> <strong>meydana getirdiği kardeşlik atmosferi bakımından mühimdir</strong>. Bizler bir yandan Hz. Nuh&#8217;un ardı sıra yürüyen mü’minlerin kurtuluş gününü aşure sofralarında <strong>anarken</strong>, Hz. Hüseyin&#8217;i ve Ehl-i beytinden, o hadisede hayatını kaybedenleri rahmetle <strong>anarız.</strong> Aşûre orucunun bu olay ile irtibatlandırılması yanlıştır. Böyle bir niyetle oruç tutulması bidat olur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hutbemizi bir hatırlatma ile bitirelim;</strong> Muharrem ayının onuncu gününde, Müslümanların yüreğini yakan Hz. Hüseyin ve ailesinin şehit edilmesi olayı olduğundan, o gün bu tatlıyı yemek <strong>ehl-i beyt sevgisini esas tutan kardeşlerimiz tarafından, sevimsiz karşılanmaktadır. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kerbela’da Muharrem ayının on üçünde sadece<strong>, Efendimizin torunu Hz. Hüseyin’in</strong> <strong>oğlu Zeynel Abidin’in,</strong> hayatta kaldığı ve dolayasıyla da Efendimizin neslinin devam edeceği anlaşıldığı için, <strong>Aşurenin şükür amaçlı 13. gün </strong>-28 Haziran Pazar günü-<strong> veya sonrasında ikram edilmesi</strong> daha isabetli olabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu tavsiyemiz, 10. Gün Aşure yapmanın ve yemenin haram olduğu manasında değil,<strong>sadece bir anlayış ve nezaketi hatırlatma</strong> manasındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbimizden niyazımız; Müslümanlar olarak, bu aydaki tarihi olaylardan gereken dersleri çıkarmayı bizlere lütfeylesin. Günümüzde <strong>farklı yerlerde yaşanan Kerbela benzeri acıları</strong>bitirsin. Hz. Hüseyin ve İmam Zeynel Abidin’in yolundan gidenlere, fereç ve mahreç lütfeylesin.</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Muharrem-Ayi-ve-Asure.docx">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Muharrem-Ayi-ve-Asure.pdf">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muharrem-ayi-ve-asure-4/">Cuma Hutbesi | Muharrem Ayı ve Aşure</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; İffet ve İradenin Hakkı</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-iffet-ve-iradenin-hakki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 19:40:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#iradeninhakkı]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[iffet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48990</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ Mümin erkeklere bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-iffet-ve-iradenin-hakki/">Cuma Hutbesi | İffet ve İradenin Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Mümin erkeklere bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını söyle! Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır. <strong><em>(Nur;30)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>       </strong><strong>             …</strong><strong> عِفُّوا عَنْ نِسَاءِ النَّاسِ تَعِفَّ نِسَاؤُكُمْ</strong><strong>   </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Siz başkalarının kadınlarına karşı iffetli ve namuslu olun ki, sizin kadınlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar.” <strong><em>(Kenzü’l-ummâl, 34/34)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>iffet ve iradenin gücünü kullanma </strong>hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İffet</strong>, çirkin söz ve fiillerden uzak kalma, helal dairedeki zevk ve lezzetlerle yetinme, <strong>haramlardan uzak durma</strong> ve ahlâkî değerlere bağlılık üzere yaşama demektir. Bu açıdan iffet<strong>, </strong><strong>iradenin gücünü kullanarak</strong> cismani ve hayvanî arzuları kontrol altına almak demektir. Müstağni davranma ve başkalarına el açmama manalarını da içeren <strong>iffet</strong>, düşünce namusundan meslek ahlakına kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alınmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerim, iman edenlerin hayalı ve iffetine düşkün kimseler olduklarını nazara vermiş, iffetli yaşamanın mükâfatı olarak Allah’ın mağfiretini ve âhiret sürprizlerini müjdelemiştir. Mevzunun önemine binaen kadınları ve erkekleri ayrı ayrı zikrederek, bütün müminlere iffetli olmalarını ve iffetsizlik için bir giriş kapısı sayılan harama nazardan kaçınmalarını emir buyurmuştur. Ayrıca, Hazreti Yusuf ve Hazreti Meryem gibi iffet âbidelerini misal vererek haya ve ismet ufkunu göstermiştir. Hazreti Yusuf (aleyhisselam), vezirin hanımından gelen günah daveti karşısında, <strong>“Ya Rabbî! Onların beni çağırdıkları şeydense, zindana girmeyi yeğlerim. Eğer Sen inayetinle beni onların tuzaklarından korumazsan, bir cahillik edip onlara meyletmekten korkarım.” diyerek   iffetine toz kondur-maktansa senelerce zindanda kalmayı göze almış ve kıyamete kadar gelecek bütün ehl-i iffete örnek bir haya misali olmuştur.</strong> <strong><em>(Yûsuf sûresi, 12/33)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Cenab-ı Allah’ın, <strong>“İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan (Meryem’i) de an. Biz ona ruhumuzdan üfledik hem onu hem oğlunu cümle âlem için (kudretimizin) bir delili kıldık” diyerek yücelttiği Hazreti Meryem de, bütün insanlık için tam bir iffet örneğidir. </strong><strong><em>(Enbiyâ sûresi, 21/91)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İslâm’ın, iffetimizi koruma adına koyduğu disiplinler vardır.</strong> <strong>Bu disiplinler bir yönüyle bizim için birer bariyer, sınır ve perde gibidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahîha, günahlara giden yolları baştan kapatmıştır. Zina büyük bir günahtır. Harama nazar da bu günaha giden kapıyı araladığı için günahtır ve yasaklanmıştır. Kur’ân, bazı günahları doğrudan yasakladığı gibi bazıları hakkında da “Onlara yaklaşmayın (bile)!” ifadesiyle uyarıda bulunur. <strong>O,</strong> müminlere <strong>“Zinaya yaklaşmayın!”</strong>, <strong><em>(İsrâ sûresi, 17/32) </em></strong>şeklinde seslenmekte <strong>ve neticede günaha götürebilecek atmosferden uzak durmayı emretmektedir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah Resûlü, harama bakışı şeytanın zehirli oku olarak tavsif buyururlar. <strong><em>(et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 10/173; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/349)</em></strong> Bir şeytanî ok gelip hayalimize çarptığı zaman mümkünse derhal ondan uzaklaşmalı ve zihnimizde meydana gelen yırtığı vakit geçirmeden dikmeye çalışmalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>O ok,</strong> daha derinlere nüfuz etmeden ve aldığımız yara bizi öldürecek seviyeye ulaşmadan <strong>iradenin hakkını verip</strong> hemen güvenli bir limana sığınmalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hadislerde; gözün bakacağı, ayağın ona doğru yürüyeceği, elin tutacağı ve belli bir noktaya ulaşan haramdan sonra insanın artık geriye dönmesinin mümkün olmayacağına dikkat çekilmekte ve bundan dolayı insanın bu tür olumsuz ve kirli hayallere daldığında, hemen geriye dönmesi tavsiye buyrulmaktadır. Harama nazar, önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Gözümüzü kapatmaya irade gücünüz yeter. Fakat nazarımızı haramdan çevirmezsek geriye dönme ihtimalimiz azalır. <strong>“İsyan deryasına yelken açmışam, kenara çıkmaya koymuyor beni.”</strong> sözünde ifade edildiği gibi, insan bazen öyle bir akıntıya kapılır ki, yaptıklarına pişman olup artık o durumdan kurtulmak istese de, bir daha geriye dönemeyebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hadiste, <strong>“Şüpheli şeylerden sakınan kimsenin dinini ve ırzını korumuş olacağı.”</strong><em> </em>ifade edilir. <strong><em>(Buhârî, İman 39)</em></strong> Şüpheli alanlara girme, mayınlı bir yerde dolaşma gibidir. Orada dolaşan bir insan ise, her an bir patlamaya kurban gidebilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir yerde: <strong>“Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla yalnız kalmasın.” </strong>Buyuruyor. <strong><em>(Buhari, Nikâh 111)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir başka hadis-i şerifte de Resûl-i Ekrem Efendimiz;<em> </em><strong>“Ey erkekler! Başta siz başkalarının hanımlarına karşı iffet ve ismetinizi koruyun ki, sizin hanımlarınız da başka erkeklere karşı iffetlerini korumuş olsunlar.”</strong><em> </em>uyarısında bulunmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlar yaptıkları amellerin karşılığını umumiyet itibarıyla kendi cinsinden görürler.  Biz, başkalarına hüsnüzanda bulunursak, onlar da bizim hakkımızda hüsnüzan ederler. Biz insanlara iyilik ve ihsanda bulunursak, onlar da iyilik ve ihsanla bize karşılık verirler. <strong>Çünkü bizim iyiliğiniz onlardaki iyilik duygusunu tetiklemeye bir vesiledir. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Son bir hususta;</strong> bir insanda olumsuz his, arzu ve temayül ne kadar güçlüyse, bu durum karşısında o, <strong>Rabbine sığınıp iradesinin hakkını verirse, </strong>Allah (celle celâluhu) o insana, o handikapları aşması istikametinde lütuflarını katlayarak ihsan eder ve o insanı alır rampadaki füzeye binmiş gibi,  dikey bir yükselişle velilik ufkuna ulaştırır<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İnsan eşref-i mahlûkattır. Dolayısıyla onun, iffet ve ismet sahibi olma noktasında <strong>akıl, mantık ve fetanetini kullanması çok önemlidir. </strong>Bu açıdan kendi iffetlerine toz kondurmak istemeyen insanlar başkalarının iffetlerine karşı da dikkatli olmalıdırlar. Zaten umumi bir perspektiften meseleye baktığımızda, emniyet ve selametin temsilcisi bir mü’minin, kendi ırz ve namusunu koruma mevzuunda gösterdiği hassasiyeti, başkalarının ırz ve namuslarını koruma mevzuunda da göstermesi gerektiği anlaşılır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Dolayısıyla böyle bir dönemde, bu akıntıyı tersine çevirecek kerametvari tavırlara, bu tavırları sergileyebilecek irade kahramanlarına ihtiyaç vardır. Eğer bu mevzuda İslâm’ın koyduğu disiplinlere riayet edilmez ve bu konuda prensip sahibi olunmazsa herkes, aynı tehlikeyle karşı karşıya demektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim, genciyle, yaşını başını almış efradıyla, hiç kimseyi iffetsizlik bataklığına düşürüp mahcup etmesin. Eğer düştülerse, onlara düştükleri bu mahcubiyetten sıyrılma yolları ihsan buyursun.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Iffet-ve-Iradenin-Hakki.docx">Cuma Hutbesi | İffet ve İradenin Hakkı</a>    <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Iffet-ve-Iradenin-Hakki.pdf">Cuma Hutbesi | İffet ve İradenin Hakkı</a>     <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-iffet-ve-iradenin-hakki/">Cuma Hutbesi | İffet ve İradenin Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Kur&#8217;an&#8217;ı Nasıl Okumalıyız</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kurani-nasil-okumaliyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#kuranınasılokumalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48918</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler kitabı hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, o&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kurani-nasil-okumaliyiz/">Cuma Hutbesi | Kur&#8217;an&#8217;ı Nasıl Okumalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<div style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ</span></b></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler kitabı hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, o kitaba inanıp güvenirler. O kitabı görmezden gelip inkâr edenler ise zarara uğrayanlardır”</strong> <strong><em>(Bakara 2/121).</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong><em>            </em></strong>     <strong>مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْاٰنَ مَثَلُ الْأُتْرُجَّةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا طَيِّبٌ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Kur’ân okuyan mü’minin misali turunçgillerden portakala benzer, tadı da güzeldir, kokusu da güzeldir.” <strong><em>(Buhârî, fezâilü’l-Kur’ân 17, 26)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, </strong><strong>“</strong><strong>Kur&#8217;an&#8217; okurken dikkat etmemiz gereken hususlar</strong><strong>” </strong>hakkındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kur’an-ı Kerim;</strong> Peygamber Efendimiz&#8217;in (s.a.s) şahsında, bütün insanlığa inmiş bir kitaptır. Yüce Allah, Kamer Suresinde aynı ayeti dört defa tekrar ediyor:</p>
<p style="font-weight: 400;"> <strong>وَلَقَدْ</strong> <strong>يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ</strong> <strong>“Andolsun biz, Kur&#8221;an&#8221;ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?”</strong>  <strong><em>(Kamer, 54/17, 22, 32, 40) </em></strong>Yine Sâd Suresinde <strong>“Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri ibret alsın diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır” </strong><strong><em>(Sâd, 38/29) </em></strong>buyurmaktadır. Bu gayeye ulaşabilmemiz için, Kur’an-ı Kerimi okumamız, anlamamız, emir ve yasaklarına uymamız gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanı dünya ve ahiret mutluluğuna götüren Kur&#8217;an&#8217;ı okumaya başlarken,  <strong>belli yöntem ve hedeflerin</strong> olması gerekir. Bu hedeflerden bazıları şu şekilde sıralanabilir:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><strong>1</strong>. <strong>Kur&#8217;an&#8217;ın her bir ayetini kendine hitap ediyor gibi okumak. </strong>Bu anlayış Kur&#8217;an-Hakim&#8217;i anlamanın ve ondan istifade etmenin ilk basamağıdır. Başta sahabe efendilerimiz olmak üzere selef-i salihin, Kur&#8217;an&#8217;ı hep kendilerine hitap ediyormuş, sanki her bir ayet bizzat kendileri için inmiş veya iniyormuş düşüncesi ve şuuruyla okuyorlardı. Böyle okuduklarından dolayı da ondan azami derecede istifade ediyorlardı.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Kur&#8217;an-ı Azimüşşan&#8217;ı Allah rızası için okumak.</strong> Kur&#8217;an hazinelerini ancak, onu samimi duygularla, tertemiz bir gönülle ve tam bir teslimiyetle okuyanlara açar. Böyle bir okuyuş, Kelam&#8217;ın sahibine karşı saygının gereğidir ve aynı zamanda insana daha fazla sevap kazandırır.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Nasıl bir kitapla muhatap olduğumuzu unutmamak.</strong> Kur&#8217;an, yolumuzu aydınlatmak, Rabbimizi tanıtmak, O&#8217;na karşı nasıl kulluk yapacağımızı talim etmek, dünyevi ve uhrevi mutluluğumuzu sağlamak üzere Cenab-ı Hak tarafın dan bize gönderilmiş ilahi ve evrensel bir mesajdır. Kur&#8217; an okurken onun bu kuşatıcı özelliklerini asla hatırdan çıkarmamalı, bu inanç ve arayışla ona yönelmeliyiz.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Kur&#8217;an-ı Hakim&#8217;i çağın bilgi ve birikimine göre bir daha anlayıp yorumlamaya çalışmak. </strong>Kur&#8217;an&#8217;ın her asra söyleyecek bir sözü olduğu unutulmamalı, günümüzün anlayışı ve bilgi birikimiyle ona tekrar tekrar bakılarak, ondan yeni cevherler çıkarılmalıdır. &#8220;Kur&#8217;an bugün bize ne ifade ediyor, ne anlatmak istiyor, onun ayetlerini günümüzde nasıl anlayabiliriz?&#8221; diyerek onun insan düşüncesine açık bıraktığı uçlardan hareketle yeni yorumlar, yeni manalar çıkarabiliriz.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Kur&#8217;an-ı Mübin&#8217;i okurken hem uluhiyet hem de rububiyet yönüyle ondaki tevhid vurgusuna dikkat etmek.</strong> Allah Teala&#8217;nın, Zatında birliği, Kendisinden başka ilah olmadığı, isim, sıfat, fiil ve icraatlarında ortağı bulunmadığı ve kulluğun sadece O&#8217;na yapılacağı hakikati açısından okunmalıdır. Çünkü Kur&#8217;an&#8217;ın en temel konusu tevhid olduğundan onun her cümlesinde, her ayetinde bu konuya dair işaretler bulunabilir.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Kur&#8217;an&#8217;a bütüncül bir nazarla bakabilmek ve okunan her bir ayeti Kur&#8217;an&#8217;ın kendi bütünlüğü içinde anlayabilmek.</strong> Bu da Kur&#8217;an&#8217;ı adeta avucunun içi gibi bilmeye bağlıdır. Elbette böyle bütüncül bir bakış için bazı şartlar vardır: Her şeyden önce <strong>Arapçayı çok iyi bilmek</strong>gerekir. İkincisi onu en geç ayda bir hatmetmek icap eder. Muhtevanın bir harita gibi göz önüne gelmesi için onun aralıksız ve yoğunlaşarak okunması şarttır. Bu ölçüde bir vukufiyet hem Allah&#8217;a (celle celaluhu) hem Peygamber Efendimiz&#8217;e (sallallahu aleyhi ve sellem) hem de bize, <strong>bizi anlatan</strong> <strong>Kur&#8217;an&#8217;a karşı saygının ifadesidir.</strong></li>
<li style="font-weight: 400;"><strong>Kur&#8217;an&#8217;ı çok katmanlı mana tabakaları olduğu şuuruyla okumak ve onun engin manalarını daraltmamak.</strong> Nitekim bazı müfessirler de bunu ifade etme adına Kur&#8217; an lafızlarının delalet ettiği manalar için yüzlerce, binlerce gibi tabirler kullanmışlardır. Mesela Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur&#8217;un birçok yerinde, &#8220;Bu ayetin yüzlerce manasından birkaçını söyleyeceğiz.&#8221; gibi ifadeler kullanır. Bu ifadeler kesinlikle mübalağa değildir. Çünkü biz Kur&#8217;an&#8217;da Allah&#8217;ın neler murad ettiğini, maksadının sınırlarını ve sayısını bilemiyoruz. O yüce maksatları bir ölçüde anlasak da bunların aslına tamamen vakıf olamıyoruz. Bir müfessir ya da müçtehit, bir ayetten yüz tane mana çıkarabilir. Sonraki asırlarda gelen başka bir müfessir mevcut manalara farklı yüz mana daha ilave edebilir. Allah&#8217;ın sonsuz ilminden gelen Kur&#8217;an, bu manaların hepsine de açık bir zenginliğe sahiptir. Yeter ki çıkarılan manalar, <strong>Arapça dil kurallarına, tefsir usulü kaidelerine ve Kur&#8217;an&#8217;ın muhkematına uygun olsun</strong>.</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">
<ol start="8">
<li style="font-weight: 400;"><strong> Kur&#8217;an&#8217;ın ele aldığı şahsiyetlerin, her devirde görülen bir prototip olduğunu fark ederek okumak.</strong> Kur&#8217;an, toplumların psikoloji ve karakterlerine dair önemli bilgiler ve ipuçları sunar. Bir tarafta inanan, inancı uğrun da pek çok mesuliyeti ve musibeti göğüsleyen, hatta tarihin akışına yön veren insan ve toplum tiplerini nazara verir. Diğer tarafta insanın mahiyetindeki ve kainattaki akli delillere rağmen inanmayan, inkarında ısrar eden, inanan insanları gittikleri yoldan alıkoymaya çalışan, bunların yanında bir de inanmış gibi yapıp aslında inkarın koyu karanlıklarında yüzen, fesada açık, kaypak ve iki yüzlü ne kadar insan ve toplum tipi varsa bunları ortaya koyar. Biz bu insan tiplerini genel bir taksimatla <strong>mümin, kafir ve münafık</strong>şeklinde ifade ederiz. <strong>Fakat bunların da kendi içlerinde farklı kategorileri vardır. </strong>Malumdur ki bu insan ve toplum tipleri her devirde olmuştur ve olacaktır. Bir mümin Kur&#8217; an okurken bu karakterleri nazara alacak, kendi zamanında bunların olabileceğini düşünecek ve bunlara karşı nasıl hareket edeceğini, kimin yanında duracağını, kime karşı nasıl bir tavır sergileyeceğini belirlemeye çalışacaktır.</li>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Kur&#8217;an&#8217;ı her türlü ön yargıdan ve şüpheden uzak bir şe kilde ve ihtiyaç tezkeresiyle okumak.</strong></li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kur&#8217;an-ı Kerim;</strong> bütün zamanları ve olmuş olacak her şeyi gören bir Zat&#8217;ın kelamı, bozulmaya uğramamış biricik semavi kaynaktır. Onu, her türlü problemin çözümünü içinde barındıran, mukaddes bir kitap olarak okumak gerekir. <strong>Kur&#8217;an,</strong> hazinelerini kendisine bu inanç, bu teslimiyet ve bu samimiyetle yönelenlere açar. Yoksa onu götürüp tarihselcilik anlayışına hapsedenler, onun günümüz problemlerine dair çözümler ortaya koyduğundan/ koyacağından şüphesi olanlar, ondan istifade edemezler. <strong>Kur&#8217;an, şahsi, ailevi, içtimai bütün problemlerin çözümünü ihtiva eder.</strong> Yeter ki biz ona üzerinde durduğumuz bu inanç ve anlayışla yönelmiş olalım. <strong>Son birkaç asırdır yaşanan problemlere çare bulunamayışının sebebi, -haşa- Kur&#8217;an&#8217;ın kusuru ve yetersizliği değil, biz Müslümanların ona karşı asırlar öncesinden başlayan ilgisizliği, uzaklığı, ona bakıştaki ufuk darlığı ve yaşadığımız problemlerin çarelerini gidip başka yerlerde arama bahtsızlığıdır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Hasılı, Kur&#8217;an&#8217;ı okuyacak olanlar, bütün bu hususları <strong>bir ölçü veya bir usul </strong>olarak zihninde tutmalı,  bu niyet ve gayretlerle Kur’an okumalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ne mutlu</strong> her ânı fırsat bilerek <strong>Kur&#8217;an</strong> okumaya ve anlamaya gayret edenlere, <strong>müjdeler olsun</strong> Kur´an’dan <strong>anladıklarını</strong> hayatlarına taşıyabilenlere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Not:</strong> Bu hutbe <em>“<strong>KURAN&#8217;IN SİHİRLİ UFKU FATİHA SÜRESİ VE BAKARA SÜRESİ”</strong></em> kitabından derlenmiştir.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Kurani-Nasil-Okumaliyiz.docx">Cuma Hutbesi | Kur&#8217;an&#8217;ı Nasıl Okumalıyız</a>  WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/06/Cuma-Hutbesi-Kurani-Nasil-Okumaliyiz.pdf">Cuma Hutbesi | Kur&#8217;an&#8217;ı Nasıl Okumalıyız</a>   PDF</p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-kurani-nasil-okumaliyiz/">Cuma Hutbesi | Kur&#8217;an&#8217;ı Nasıl Okumalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Birr/Hakiki İyilik</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/</link>
					<comments>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 08:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#hakikiiyilik]]></category>
		<category><![CDATA[BİRR]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48864</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/">Cuma Hutbesi | Birr/Hakiki İyilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="text-align: center;"><strong>لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İyilik ve hayır, yüzlerinizi doğuya ya da batıya doğru çevirmeniz değildir. <strong>Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman eden; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara, isteyenlere ve hürriyetine kavuşmak isteyenlere veren; namazı hakkıyla eda edip zekâtı veren; sözleştikleri zaman sözlerinde duran; darlıkta, hastalıkta ve mücadelenin şiddetlendiği zamanlarda sabreden kimselerin davranışlarıdır. </strong>İşte<strong> sadık olanlar </strong>bunlardır. İşte <strong>takvâ sahipleri </strong>bunlardır.<strong>”</strong> <strong><em>(Bakara Suresi; 2:177)</em></strong></p>
<p><strong>Muhterem Müminler!</strong></p>
<p>Bugünkü hutbemizde Kur’ân’ın çok kapsamlı kavramlarından biri olan, <strong>birr</strong> <strong>-hakiki İyilik-</strong> üzerinde duracağız. <strong>Birr</strong> kelimesi çoğu zaman “iyilik” diye tercüme edilsede Kur’ân’daki derinliğini tam olarak karşılamaz.</p>
<p>Günlük dilde <strong>iyilik </strong>denildiğinde çoğu zaman birine yardım etmek, güzel bir söz söylemek, bir ihtiyaç sahibine destek olmak gibi tek tek davranışlar anlaşılır. Kur’ân’daki <strong>birr kavramı</strong>, bunlardan daha geniştir. <strong>Birr,</strong> sadece ara sıra yapılan iyiliklerden ibaret değildir. <strong>Birr;</strong> iyiliğin insanın <strong>imanına, niyetine, ibadetine, ahlakına, infak anlayışına, insanlarla ilişkisine ve zor zamanlardaki duruşuna </strong>yerleşmesidir. Başka bir ifadeyle <strong>birr, iyiliğin insanda fıtrat haline gelmesidir.</strong></p>
<p>Ayetin indiği ortamda kıble değişimi etrafında bazı tartışmalar yaşanmıştı. Müslümanlar bir dönem Beytü’l-Makdis’e -Kuduse- yönelmiş, daha sonra Allah’ın emriyle Kâbe’ye yönelmişlerdi. Bazı çevreler meseleyi sadece “doğuya mı, batıya mı dönülecek?” şeklinde zahirî bir tartışmaya çevirmişti. <strong>Kıble önemlidir ve Allah’ın emrettiği yöne yönelmek kulluğun bir gereğidir.</strong> Fakat ayet bize şunu hatırlatır: Asıl olan sadece yönün kendisi değil, Allah’ın emrine teslimiyettir. İbadet sadece bedenin bir tarafa yönelmesi değildir; kalbin Allah’a yönelmesidir. Eğer kalpte ihlas, samimiyet ve teslimiyet yoksa, <strong>dış şekil tek başına hakiki birr seviyesine ulaşmaz.</strong></p>
<p><strong>Ayet,</strong> hakiki birr’in<strong> -hakiki iyiliğin-</strong> ilk esasına iman hakikatleriyle başlar:</p>
<p>“Asıl birr;<strong> Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere </strong>iman eden kimsenin tavrıdır.” Der.</p>
<p><strong>Kur’ân’a göre iyiliğin kökü imandır.</strong> İman yoksa iyilik bazen <strong>sadece vicdanî bir refleks, bazen sosyal bir alışkanlık, bazen de insanların takdirini kazanma arzusu </strong>olarak kalabilir. Fakat iman, iyiliğe yön verir, niyetle ayrı bir derinlik kazandırır ve onu Allah’ın rızasına bağlar.</p>
<p><strong>Allah’a iman</strong> eden insan kendisini başıboş görmez.</p>
<p><strong>Ahirete iman</strong> eden insan, yaptığı  iyilik zayi olur diye endişe etmez.</p>
<p><strong>Meleklere iman</strong> eden insan, hayatının kayıt altında olduğunu hisseder.</p>
<p><strong>Kitaba iman</strong> eden insan, kendi hevasını değil vahyin ölçüsünü esas alır.</p>
<p><strong>Peygamberlere iman</strong> eden insan ise iyiliği soyut bir fikir olarak değil, <strong>yaşanmış ve temsil edilmiş bir hakikat</strong> olarak görür.</p>
<p><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p><strong>Bu ayet Kur’ân-ı Kerîm’i özetleyen bir âyet. İman esaslarından sonra Cenab-ı Allah başlıca salih amellere, yani iyiliklere yer vererek önce muhtaçların yardımına koşmayı zikreder. </strong>Bu ayette zekâtın dışında yapılacak bir harcamadan bahsediliyor. Çünkü ayeti kerimede zekât ayrıca zikrediliyor. Burada sadece “malını verir” demiyor; <strong>“sevdiği malını verir”</strong> buyuruyor. Çünkü insanın imtihanı çoğu zaman, <strong>sahip</strong> <strong>olmadığı şeylerle</strong> değil, <strong>sahip olduğu ve sevdiği şeylerle olur.  Âyette:</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ</strong><strong> “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birr’e erişemezsiniz.” </strong>Buyrulmaktadır.<strong><em> (Âl-i İmrân/3; 92.)</em></strong></p>
<p>Ebû Talha (r.a.) çok sevdiği <strong>Büreyhâ bahçesini</strong> Allah yolunda infak etmek istemiştir. Bu bahçe, Efendimiz’in de uğradığı, suyundan içtiği ve ağaçlarının altında oturduğu müstesna bir yerdi. “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birr’e<strong> -hakiki iyiliği-</strong> erişemezsiniz” ayeti nazil olunca <strong>Ebû Talha, en sevdiği malını Allah için vermiştir. </strong></p>
<p>Ayet, sevdiği maldan vermeyi zikrettikten sonra <strong>namaz ve zekâtı</strong> hatırlatır: <strong>“Namazı hakkıyla ifa edip zekâtı veren…” <em> </em></strong>ifadesini kullanır. Namaz, kulun Allah ile irtibatını temsil eder. Zekât ise kulun mal, toplum ve ihtiyaç sahipleriyle ilişkisini düzenler.</p>
<p>Biri insanın iç dünyasını Allah’a bağlar; diğeri insanın sosyal hayatını ve mal anlayışını temizler. Zekât; malın arınması ve toplumda merhamet köprülerinin kurulmasıdır. Zekât veren insan “ben tok olayım da başkası aç kalırsa kalsın” diyemez. Çünkü bilir ki mal Allah’ın emanetidir. Bu emanetin içinde fakirin, yetimin ve ihtiyaç sahibinin hakkı vardır.</p>
<p>Ayetin bir sonraki halkası<em>; </em>“<strong>sözleştikleri zaman</strong> <strong>sözlerinde duran”</strong> ifadesiyle, <strong>ahde vefadır</strong>. Hakiki iyilik sadece kalpteki imanla, yapılan ibadetlerle veya verilen sadakalarla sınırlı değildir. Birr, insanın sözünde durması, güvenilir olması ve emanete riayet etmesidir. Ahit sadece “söz verdim” demek değildir. İnsanın üstlendiği her sorumluluk, kabul ettiği her vazife, verdiği her söz ve taşıdığı her emanet bir yönüyle ahittir. Evlilik bir ahittir. Anne babalık bir ahittir. Dostluk bir ahittir. Komşuluk bir ahittir. İş hayatındaki sözleşmeler bir ahittir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz’in daha peygamberlik gelmeden önce <strong>“el-Emîn”</strong> olarak tanınması bu açıdan çok önemlidir. Tebliğin zemini güvendir. İnsanların güvenmediği birinin sözünün tesiri de,  <strong>zayıf olur</strong>. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) münafığın genel halini resmederken dört özellik sayar: “Konuşurken yalan söyler, <strong>söz verdiğinde sözünde durmaz,</strong> emanete ihanet eder, <strong>hasım olduğu kimselere karşı her türlü günaha girer.”</strong> (<em>düşmanlıkta aşırı gider, bir yerde durmasını bilmez, her çeşit hile ve komplo ya başvurur, herhangi bir ölçü tanımaz, bütün insanlık sınırlarını aşar</em>). buyurur. <strong><em>(B</em></strong><strong><em>uhari, iman 24, Müslim, iman 107.) </em></strong></p>
<p>Ayetin son halkalarından biri de sabırdır. <strong>“Darlıkta, hastalıkta ve mücadelenin şiddetlendiği anlarda sabredenler” </strong>Burada sabır, hayatın en ağır imtihan sahalarında zikredilir. <strong>Yokluk, hastalık, kayıp, acı, baskı, korku ve mücadelenin şiddetlendiği zamanlar</strong>… İşte insanın gerçek kıvamı çoğu zaman böyle anlarda ortaya çıkar. Mümin hiç sarsılmayan insan değildir. Mümin, sarsılsa da Allah’ın izniyle yeniden doğrulan insandır. Allah Resûlü mümini ekine benzetir: <strong>“Mü’minin misali ekin gibidir. Ekini rüzgâr sallar durur. Mü’min de sürekli bela ve musibetlere maruz kalır.” </strong>Ekin rüzgârla eğilir, bükülür; fakat fırtına geçince tekrar doğrulur. Mümin de imtihanlar karşısında incinebilir, yorulabilir, sarsılabilir; fakat imanıyla yeniden toparlanır.</p>
<p>Ayetin sonunda bütün bu vasıflar iki kelimede toplanır:</p>
<p><strong>“İşte sadık olanlar bunlardır. İşte takva sahipleri bunlardır.”</strong></p>
<p>O halde hakiki birr <strong>-hakiki iyilik-;</strong> insanın imanında sadık, ibadetinde ciddi, malında cömert, sözünde vefalı, musibetler karşısında metin ve bütün bunların arkasında Allah’a karşı derin bir takva şuuru taşımasıdır.</p>
<p>Rabbimiz bizleri <strong>birr sahibi -hakiki iyilik</strong> <strong>sahibi- </strong>kullarından eylesin. İmanımızı canlı, ibadetlerimizi şuurlu, infakımızı samimi, sözümüzü sadık, sabrımızı sağlam ve ahlakımızı Kur’ân ahlakı eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/05/Cuma-Hutbesi-BirrHakiki-Iyilik.docx">Cuma Hutbesi | Birr:Hakiki İyilik</a>  WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/05/Cuma-Hutbesi-BirrHakiki-Iyilik.pdf">Cuma Hutbesi | Birr:Hakiki İyilik</a>   PDF</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/">Cuma Hutbesi | Birr/Hakiki İyilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bir-hakiki-iyilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Bayramların Dinimizdeki Yeri ve Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bayramlarin-dinimizdeki-yeri-ve-degerlendirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 19:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#bayramlarındeğerlendirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48822</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَالَّذينَ جَاهَدُوا فينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنينَ “Bizim uğrumuzda gayret gösterip mücahede edenlere, elbette muvaffakiyet yollarımızı gösteririz. Muhakkak ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.” (Ankebut;&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bayramlarin-dinimizdeki-yeri-ve-degerlendirilmesi/">Cuma Hutbesi | Bayramların Dinimizdeki Yeri ve Değerlendirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَالَّذينَ جَاهَدُوا فينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا</strong><strong>ۜ</strong><strong> وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنينَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Bizim uğrumuzda gayret gösterip mücahede edenlere, elbette muvaffakiyet yollarımızı gösteririz. Muhakkak ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.” <strong><em>(Ankebut; 69).</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">         <strong>لا يُؤْمِنُ أَحدُكُمْ حتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi, din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” <strong><em>(Buhârî, Îmân 7)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz,<strong> Bayramların dinimizdeki yeri ve değerlendirilmesi </strong>hakkında olacaktır<strong>.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dinî millî</strong> özel bir kutsiyeti ve ehemmiyeti olan, ümmetçe ve milletçe kutlanan günlere <strong>bayram</strong> denir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Kurban Bayramı, Hz. İbrahim ve İsmâil&#8217;den günümüze kadar, hep bir teslimiyet, hasbîlik, kahramanlık ve bir fedâkarlık sembolü olagelmiştir.</strong> Bu günler, Medine’de <strong>Allah’ın emri doğrultusunda Hz. Peygamber&#8217;in kavlî ve fiilî tatbikatıyla ümmete bayram olarak teşrî&#8217; </strong>buyrulmuştur.<a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> Bir hadis-işerifte: &#8220;<strong>Allah katında günlerin en büyüğü yevm-i nahr&#8217;dır </strong>(Kurban Bayramının birinci günü). <strong>Bunu fazilette yevm-i nefr takip eder </strong>(kurbanın 2. günü)&#8221;.<a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> Buyrulmuştur. Benzer bir hadiste ise: &#8220;<strong>Allah katında günlerin en büyüğü, Kurban Bayramının birinci ve ikinci günüdür.&#8221;<a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a></strong> İfadesiyle geçmektedir. <strong>  </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz (s.a.s) hicretle Medine’ye geldiğinde, Medinelilerin iki bayram günü vardı. “Bu iki gün(ün mana ve mahiyeti) nedir?” diye onlara sordu. “Biz cahiliye devrinde bu günlerde eğlenirdik!” dediler. Aleyhisselatü vesselam Efendimiz: “Allah Teala, kutlamakta olduğunuz bu iki gününüze karşılık, size onlardan daha hayırlı iki gün lutfetti: <strong>Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı</strong>.” Buyurdular.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Arafe günü ve Kurban Bayramı</strong> günleri, İslâm’ın kudsî ve semavî kongresi hükmünde olan, hac ibadetinin de vakitleridir. Müslümanların bütün samimiyetleriyle günahlarının affına yol aradıkları.. ve bu gâyeye ma&#8217;tûf, bazılarının Beytullah&#8217;a yüz sürüp, Arafat&#8217;ta vakfeye durdukları ve Muhammedî bir ruhla yalvarıp yakardıkları bir gündür.&#8221;<a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> <strong>Bu bayram, peygamberlerin anılarını tazelemek,</strong> Allah için canı ve malı feda etmek, bu yolda sabır ve metanet göstermek konusunda onları örnek almak anlamları taşır.<a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Biz gerçekten sana verdik kevser. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver!”</strong>  emr-i İlahîsi de Allah Resul’ünün zâtında bütün mü’minlere, bayram namazı kılıp kurbanlar keserek, Kurban Bayramı’nı kutlamalarını emretmektedir. <strong><em>(Kevser;1-2) </em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Peygamber </strong><strong>Efendimiz (s.a.s)</strong> Medine-i Münevvere de iken, bayram namazlarını  <strong>“Musalla” </strong>denilen meydanda; erkek, kadın, genç ve çocuklarla beraber kılarlardı. Hatta namaz kılamayan kadınların da gelmelerini, hutbeyi dinlemelerini, duaya iştirak etmelerini ve sadaka vermelerini tavsiye ederdi.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bayram günleri, </strong>yapılan amellerin katbekat karşılığının verildiği, <strong>mübarek bir zaman dilimidir.</strong> Allah Rasulü (s.a.s), bayram namazına giderken ve gelirken yollara dizilenlerin bayramlarını kutlar, <strong><em>(Dihlevî, 2/92)</em></strong> <strong>bayram namazları sonunda sadaka ve hediyeler verir, vermeye de teşvik ederdi. Bu verilenlerin günahların bağışlanmasına vesile olacağını bildirirdi</strong>. <strong><em>(Müslim, Salâtü&#8217;l-Iydeyn 9)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Ramazan ve Kurban Bayramlarını, “Lailahe illallah, Allahü Ekber, Sübhanallah ve Elhamdülillah’</strong>lar ile süsleyin.” hadis-i şerifince, bayramlarda bolca tekbir, tehlil, tesbih ve tahmidler getirilmesi sünnettir. <strong><em>(Suyûtî, Câmiu&#8217;s-Sagîr, 4/69) </em></strong>Özellikle Kurban Bayramı, <strong>“teşrîk tekbirleri” </strong>ile her yanda yankılanır,  yeryüzü işi olmaktan çıkar, semavî bir mana ve tarifsiz bir te’sire ulaşır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Aziz Müminler!</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bayramlar kısalığına rağmen haftaların, hatta ayların hayrını, bereketini ve neşesini bağrında saklayan zamanın altın dilimleridir.</strong> Bayramları<strong> hakiki manada değerlendirebilenlere </strong>Cenâb-ı Hakk’ın öyle ekstradan teveccühleri ve sürpriz ihsanları vardır ki; onlara <strong>bayram olmayan on ayda, belki birkaç senede ulaşılamaz.</strong> <strong>Zira bayramlar, bütün insanî münâsebetlere en pratik bir vesîle, kitleler hâlinde kaynaşmaya en uygun bir ortamdır… Bayramlar; ekilen fitne tohumlarıyla birbirinden uzaklaşmış insanların, yeniden toparlanmasına, birbirleriyle kucaklaşmasına, kırgınların ve küskünlerin barışmasına, dostlukların pekişmesine vesile olabilir. Hassaten bayramlarda insanların gurbet ve yalnızlıkları paylaşılmalı, bütün üzgün yüzler güldürülmeye, mahzun gönüller teselli edilmeye çalışılmalı. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Bayramları neşe ve sevinç günleri” </strong>olarak niteleyen Peygamber Efendimiz’in irşadını dikkate alalım. Aktüalitenin bizleri boğmasına izin vermeyelim. Bayramlarımızı, yaralarımızı sarma adına bir hamleye dönüştürelim. Bayramların herkesi kucaklayan, herkese açık o yumuşak ve müsamahalı atmosferi içinde küskünlere gidelim, insanlar arasında kaynaşma sağlayacak faaliyetlerde bulunalım. Efendimizin tavsiyesine kulak verip yakınlarımıza, dostlarımıza, zor durumdaki kardeşlerimize, <strong>onları arayıp selam vererek,</strong> sevginin ilk adımını atalım.  <strong>   </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ziyaretlerle büyüklerin gönüllerini alalım, iltifat ve hediyelerle küçükleri sevinçlere gark edelim ve hatta Müslüman olmayan insanlarla bile değişik diyalog köprüleri temin ederek, bir sulh atmosferi oluşturulup onlara karşı önyargıya sahip bulunmadığımızı ortaya koyalım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bayramlarda günler ve saatler, hep ibadet endeksli ayarlanmalı, ziyaretlerimizde kitap hediye etmeli, mümkünse kısada olsa kitap okuyup, dua edip öyle ayrılmalı, bunun için bayram günleri bile, birer fırsat olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu kıymetli zaman dilimlerinde, Cenâb-ı Hakk’a teveccühte bulunma ve O’nun rızasına ulaşma adına; sevgi, kardeşlik ve insanlık için koşturup durma da çok önemlidir. Bayramları, varlık gayesi ve dava mefkuresi doğrultusunda yaşamak, <strong>hac yapıyor gibi kazanca vesile olabilir</strong><strong><em>…(Fas. Fasıla, 2/147)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Allahım!</strong> Hacda sana yönelmiş temiz kalpler hatırına; şu mübarek zaman diliminde, dünyanın her tarafında, <strong>milyonlarca ihtiyaç sahibi insanın imdadına koşmak için,</strong> seferler düzenleyen kardeşlerimiz hürmetine, insanımızın ve topyekûn insanlığın yüzünü <strong>güldür,</strong> bizlere hem dünyada hem de ahirette <strong>gerçek bayramlar</strong> <strong>lütfeyle</strong>.</p>
<p><a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> ) Ebu Davud, Edâhî 1. Fazilet ve kudsiyetini bildiren hadislerden hareketle Kurban Bayramının, Allah katında en hayırlı ve en efdal gün olduğu veya arafe gününe denk olduğu belirtilmiştir.</p>
<p><a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> ) Ebu Davud, Menâsik 19.</p>
<p><a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> ) Suyuti, Câmiu&#8217;s-Sağîr, 2/3.</p>
<p><a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> ) Gülen, Sonsuz Nur, 1/19.</p>
<p><a href="applewebdata://D5DB0CBD-D676-42C9-BA1C-CE8D1BC6663B#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> (Dihlevî, 2/92-93)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/05/Cuma-Hutbesi-Bayramlarin-Dinimizdeki-Yeri-ve-Degerlendirilmesi.docx">Cuma Hutbesi | Bayramların Dinimizdeki Yeri ve Değerlendirilmesi</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/05/Cuma-Hutbesi-Bayramlarin-Dinimizdeki-Yeri-ve-Degerlendirilmesi.pdf">Cuma Hutbesi | Bayramların Dinimizdeki Yeri ve Değerlendirilmesi</a>    <strong>PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-bayramlarin-dinimizdeki-yeri-ve-degerlendirilmesi/">Cuma Hutbesi | Bayramların Dinimizdeki Yeri ve Değerlendirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
