<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selim Gül, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/author/selim_gul/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Jun 2025 13:00:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Selim Gül, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<link>https://hizmetten.com/author/selim_gul/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Felsefe Fors mu, Falso mu?</title>
		<link>https://hizmetten.com/felsefe-fors-mufalso-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 21:22:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44093</guid>

					<description><![CDATA[<p>Felsefe düşünmektir. Düşünmek ise hayır ile evet arasında akli/zihni bir seyahattir. Malum Tevhid ilkesinin ilk kelimesi hayır (Arapça la) ile başlar. Peki neye hayır denilmektedir? İnsan zihnine gelen şeyler ilah&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/felsefe-fors-mufalso-mu/">Felsefe Fors mu, Falso mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Felsefe düşünmektir. Düşünmek ise <strong>hayır ile evet</strong> arasında akli/zihni bir seyahattir. Malum Tevhid ilkesinin ilk kelimesi hayır (Arapça la) ile başlar. Peki neye hayır denilmektedir? İnsan zihnine gelen şeyler<strong> ilah</strong> olamaz. Peki neye evet..? İlah, ancak ve ancak <strong>Allah’tır.</strong> İşte buna binaen Furkan’da akıl, isim olarak değil, fiil şeklinde <strong>49 defa</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> geçmektedir.</p>
<p><strong>Düşüncenin özü</strong>, evetlerle dolu şu dünyada <strong>hayır</strong> diyebilmektir. <strong>Vicdan,</strong> her insanda potansiyel olarak hayır yetisini barındırır.</p>
<p><em>‘‘İlâhî vâridâta dayanmayan felsefe, düşüncenin falsosudur.’’</em> <a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> cümlesi Hocaefendi’ye ait değerli bir tespit ve ölçüdür. Bu söz,<strong> haber değil hedef</strong> şeklinde dikkate alınmalıdır. Öyleyse bunun manası şudur: <strong>İlahi varidata dayanan felsefe, düşüncenin forsudur.</strong></p>
<p><strong>Din, felsefe ve bilim</strong> gerçekte uyumludur. Sadece ana ilkeleri farklıdır. Dinin öncülü vahiy, felsefenin akıl, bilimin ise akıl ve duyulardır. Gerçekte <strong>Kur’an, Kainat ve İnsan </strong>kitaplarını Yaratan Bir olduğundan, bunlar birbirleri ile örtüşür.</p>
<p><strong>Felsefe nötrdür. </strong>Ama felsefecinin ürettiği şeyler iyi veya kötüdür. Tarihten bugüne felsefenin pekçok neticeleri olmuştur. Bunların başlıca 4 tanesi;<strong> fen bilimleri, hukuk, sanat ve ideolojilerdir.</strong> Özetle felsefe eşittir sadece ideoloji demek doğru değildir. Yanlış ideolojiler veya ideolojilerin yanlışları felsefenin adeta serseri evlatları olabilir.</p>
<p>İdeolojilerin içerisinde <strong>hakikat daneleri</strong> de olabilir. Toptancı yaklaşmamak gerekir. Konu odaklı ele alınmalıdır. Vahiy ile örtüşen veya örtüşmeyen yönlerini <strong>ayırmak</strong> icab eder. Zira <strong>vahiy ilahi, felsefe insani </strong>bilgidir.</p>
<p>İşte bu farkın farkında olan Bediüzzaman, felsefeyi <strong>iki kategoriye</strong> ayırır ve <em>‘‘İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyz ile hayat -ı içtimâiye-i beşeriyeye nâfi’ sanatları ve adâlet ve hakkaniyete hizmet  eden fünûnları takip eden bu birinci Avrupa ’ya hitab etmiyorum.’’</em> <a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> der. Onun itirazları, Kainat ve İnsan kitaplarını hatalı yorumlayan, <strong>materyalizm ve natüralizm</strong> gibi ilgili ideolojilerin vartalarınadır.</p>
<p>Allah adına bile olsa, birilerinin düşündüğü gibi, Kainatı yok saymak veya hapsetmek yerine, ona <strong>ayinedarlık rolü</strong> vermek gerekir.<em> ‘‘Kur’ân’ın ifham ettiği tarik, kâinatı, mevcudatı hem idamdan, hem hapisten kurtarır. Esmâ-i Hüsnâya mazhariyet ile ayinedarlık etmek gibi vazifelerde istihdam ediyor.’’ <a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup><strong>[4]</strong></sup></a> </em>daha <strong>dengeli bir duruştur.</strong></p>
<p>Dinin ve felsefenin tarihi insanlık kadar kadimdir. <strong>Bu iki zincir </strong>birbirleriyle uyum içinde olduğunda insanlık mutluluğa ulaşmış ve aydınlanmasını gerçekleştirmiştir. İşte şu yorumlar bunu anlatmaktadır: ‘‘<em>Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihad etmişse, yani silsile-i felsefe silsile-i diyanete dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse, âlem-i insaniyet parlak bir surette bir saadet, bir hayat-ı içtimaiye geçirmiştir.’’ <a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup><strong>[5]</strong></sup></a> </em></p>
<p>Allah’ın yarattığı Kainat kitabındaki değişmez tekvini kanunlarına (şeriatı fıtriye) genellikle <strong>Sünnetullah/Adetullah</strong> denmektedir. Özü itibariyle bu kavramlar<strong> sürekli, evrensel ve nötrdür</strong>. Fakat sonuçlarının iyi veya kötü olması insan iradesinin tercihlerine göredir. Bediüzzaman, Sünnetullah için,<em> ‘‘Kâinatta cereyan eden bu sırlı uzun düstur..’’ <a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup><strong>[6]</strong></sup></a> </em>diye bahseder. Kur’an’da <em>‘‘Allah&#8217;ın öteden beri câri olan kanunu budur. Ve sen Allah&#8217;ın nizamında hiçbir değişiklik bulamazsın.’’ <a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup><strong>[7]</strong></sup></a> </em>buyrulmaktadır.</p>
<p>Malumunuz<strong> manayı ismi,</strong> bir şeyin kendine bakarken <strong>manayı harfi, </strong>o şeyin işaret ettiği Esma’ya bakar. Manayı ismi; <strong>ne imandır ne küfürdür.</strong> Bilimsel değil ama ideolojik olarak, her iki yöne de yorumlanabilir.</p>
<p>Mesela bir meyvenin, elma olup olmadığı, ağırlığının miktarı, kapladığı hacim, geometrik şekli gibi hususlar bilimsel yöntemlerle hem doğrulanabilir hem yanlışlanabilir. Manayı ismi, elmaya bakan kişinin inancından bağımsız, <strong>doğru veya yanlış</strong> bir hükme varıldığından dolayı <strong>sağlam</strong> görünür.</p>
<p>Fakat manayı harfi ile, elmaya bakan insanın inancına bağlı olarak, sanatından <strong>Sani’ye,</strong> rızık oluşundan <strong>Rezzak’a </strong>ulaşılabilir<em>. “Mâna-yı harfî, kasdî hükümlere mahkûm-u aleyh olamaz. Ve o mana-yı harfînin inceliklerine tetkikat yapılamaz. Fakat mana-yı ismî, sadık, kâzib her hükme mahal olur.” <a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup><strong>[8]</strong></sup></a> </em>denmesi bundandır.</p>
<p><strong>Birinci</strong> durumda, elmanın sadece bir bedeli vardır. Halbuki<strong> ikinci </strong>konumda, Allah’ın azametine şu alemden <strong>bir alet</strong> <a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> olan elma, herhangi bir ücret ile alınamaz ve yapılamaz. O nedenle, kanunları kanun koyucu, <strong>gerçek müessir görmeme</strong> kaydıyla, Bediüzzaman <strong>manayı ismi kavramını koşullu kabul</strong> eder. <em>‘‘Caizdir ki her bir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def’, hareket, kuva gibi emirler, âdâtullahın kanunlarına birer isim olsun. Lâkin kanun, kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten haricîliğe ve itibarîden hakikate ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz.’’ <a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup><strong>[10]</strong></sup></a> </em>beyanı bunun izahıdır.</p>
<p>Özellikle fen bilimleri, <strong>nedensellik ilkesi</strong> ile temellenir. Kainatta işleyen sebep-sonuç ilişkisidir, kozalite. Kaynağı ise Sünnetullahtır. Zira <strong>sebepleri olan</strong> da var, <strong>sebepleri aşan</strong> da var.</p>
<p>Mesela insanlar söz konusu olduğunda, bütün bütün matematik ve fizik yasalarına, kişilerin<strong> ‘cüzi iradesi’</strong> tabi değildir. İşte bu nedenle, psikoloji, sosyoloji ve tarih bilimlerinde, fen bilimlerindeki gibi objektif bir sebep-sonuç kurulamaz. <em>‘‘Kâinatta en mühim hakikat ve en kıymettar mâhiyet; <strong>nur , vücud  ve hayat  ve rahmettir</strong> ki, bu dört şey perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya kudret-i ilâhiye ve meşîet-i hâssa-yı ilâhiyeye bakar.’’ <a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><sup><strong>[11]</strong></sup></a> </em>denmesi bundan dolayıdır.</p>
<p>Düşünme <strong>akıl</strong> olmadan, akıl da <strong>mantık</strong> bilinmeden doğru işlemez. Fakat kalpler de <strong>manayı</strong> sorar. Bu nedenle her bir insanda <strong>kalp ve kafa izdivacı</strong> gereklidir. Bediüzzaman <em>‘‘Mantık ilmi ise, latife-i Rabbaniye denilen kalbin cennetine yerleşen zihni varlıkların şeriatıdır.’’ <a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><sup><strong>[12]</strong></sup></a></em>  derken, esasında<strong> lafız ve mana</strong> bütünlüğünün önemini vurgulamaktadır.</p>
<p>Hocaefendi, <em>‘‘Bütün bu olumsuzlukları aşmayı ve kendi kaynaklarımızdan beslenen <strong>bir düşünce sistemi, bir millî felsefe</strong> geliştirmeyi ne kadar arzu ederdim!..’’ <a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><sup><strong>[13]</strong></sup></a></em> hayalini vefalı takipçilerine emanet etmiştir.</p>
<p>Hasılı yukarıda çizilen bu hedefler ışığında, felsefe, insan iradesine göre, düşüncenin forsu ya da  falsosu olabilir.</p>
<p>Ne demiş atalarımız:<strong> ‘‘Dede himmet, oğul gayret!”</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a>  Taha Abdurrahman, https://islamdusunceatlasi.org/taha-abdurrahman/5787</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a>  M. F. Gülen, Ölçü veya Yoldaki Işıklar, Hikmet P. veya Felsefenin Bencesi, Nil Yayınları, Sayfa: 86</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a>  B. S. Nursi, Lemalar, 17. Lema, 5. Nokta, Sayfa: 144</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a>  B. S. Nursi, Mesnevi Nuriye, 10. Risale, 4. Hatve, Şahdamar Yayınları Sayfa: 193</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a>  B. S. Nursi, Sözler, 30. Söz, Şahdamar Yayınları Sayfa: 587</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a>  B. S. Nursi, Lemalar, 17. Lema, 8. Nota, Şahdamar Yayınları, Sayfa: 155</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a>  Fetih Suresi, 48/29, Suat Yıldırım Meali</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a>  B. S. Nursi,  Mesnevi Nuriye, Şule, Şahdamar Yayınları, Sayfa: 220</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9"><sup>[9]</sup></a>  B. S. Nursi,  Mesnevi Nuriye, Onuncu Risale, Şahdamar Yayınları, Sayfa: 212</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10"><sup>[10]</sup></a> B. S. Nursi, Mesnevi Nuriye, Nokta, 2. Burhan, Şahdamar Yayınları, Sayfa: 230</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11"><sup>[11]</sup></a>  B. S. Nursi, Lemalar, 16. Lema, Şahdamar Yayınları, Sayfa: 138</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12"><sup>[12]</sup></a> B. S. Nursi, Kızıl İcaz, Tercüme: Prof. Dr. Niyazi Beki, Tenvîr Neşriyât</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13"><sup>[13]</sup></a> M. F. Gülen, Ruhumuzun Heykeli Dikerken-1, Hayat Felsefemiz, Nil Yayınları, Sayfa: 133</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/felsefe-fors-mufalso-mu/">Felsefe Fors mu, Falso mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (3)</title>
		<link>https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-3/</link>
					<comments>https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-3/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 May 2025 21:14:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gönüllü İş Bölümü Parlak bir proje olan bu eğitim hamlesinde, nesiller, eksi yüklü elektronlar gibi alan eldir. Sponsorlar, artı yüklü protonlar misali veren eldir. Gönüllü önder ve kılavuzlar ise nötron&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-3/">Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (3)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Gönüllü İş Bölümü<br />
</em></strong>Parlak bir proje olan bu eğitim hamlesinde,<strong> nesiller,</strong> eksi yüklü elektronlar gibi <strong>alan</strong> eldir. <strong>Sponsorlar, </strong>artı yüklü protonlar misali <strong>veren</strong> eldir.<strong> Gönüllü önder ve kılavuzlar</strong> ise<strong> nötron</strong> misali -ne alan ne de veren- sadece<strong> taşıyan</strong> konumundadır.</p>
<p>Esnaf, iş insanı, işçi, memur, ev hanımı, köylü, öğretmen vs bütün sponsorlar, gönüllü ve öncelikli olarak<strong> maddi imkanlarını</strong> seferber eder. Elbette katkıları sadece mali değil ama evvelen bu konuları deruhte ederler.</p>
<p>Hayata atılan  bazı seçkin <strong>mezun nesiller,</strong> gönüllü görevler alırlar. <strong>Öncüler,</strong> öncelikle ve doğal olarak sistemin devamı için çabalar. Kendisinin rahatlıkla yapabileceği potansiyel resmi mesleğinden ziyade, bu rol modelliği<strong> öncelikli birinci iş</strong> olarak benimser. Adeta bu sahanın, <strong>önder ve kılavuz</strong> olma sorumluluğunu üstlenir, bayraktarlığını yaparlar.</p>
<p>Bu gönüllü görevliler, <strong>usta-kalfa-çırak</strong> ilişkisi ve irfan anlayışı içerisinde, muhatap nesillere, sadece fizik ve dünyayı değil aynı zamanda metafizik ve ukbayı da, uygun ortamlarda, <strong>bir kılavuz/ bir rehber</strong> misyonuyla aktarır. Nesiller, manevi sorumluluğu gönüllü üzerine alan, bu önder ve kılavuzların vesilelikleri sayesinde ahlaklanır.</p>
<p>Elektronların, sayı ve konumlarına göre<strong> atomların çeşitlendiği</strong> gibi, yetişen nesillerin nicelik ve niteliğine göre de <strong>farklı projeler</strong> şekillenir. Örnekleri kendinden bir hareket, renklenir ve çeşitlenir. Eğitim, kültür, medya, yardım, ticaret ve sanat  gibi daha birçok sahada <strong>yeni oluşumlar </strong>meydana gelir.</p>
<p><strong>Nesiller,</strong> bu hamlenin maddi yükünü taşıyan fedakâr<strong> sponsorlar</strong> ile <strong>gönüllü görevlilerin</strong> uyumu sayesinde yetişir. Adeta proton ve nötronun etrafında farklı yörüngelerde kendini bulan elektronlar misali, işte kaldıkları meskenlerde, nesiller kendi yörüngelerini bulur. Onlar, bu örnekleri kendinden bir düşünce ve hareketin geleceğidir. Bakılması, gözetilmesi gereken fidandır, çekirdektir. Zamanı gelince nice coğrafyalar, bu fidelerin, fidanların büyümesi ile <strong>manevi seralara</strong> kavuşur. Yangınla kül edilmezlerse, nice karbondioksitli coğrafyalar, <strong>bu emek ormanları</strong> ile oksijene doyar. İnsanlık doya doya nefes alır.</p>
<p>Zamanla, Anadolu’daki her bir şehir, gönüllü olarak, dünyanın herhangi bir ülkesine bu modeli taşır. Böylece, bir sosyal hareket için, uzun olmayan bir zaman diliminde, farklı dil ve renklerle birlikte, cihanda<strong> sulh köprüleri </strong>kurulur.</p>
<p>Nasıl ki<strong> öğrenci /veli / öğretmen,</strong> eğitim-öğretimde rol alan önemli bir üçlüdür. Bu formel eğitimde, öğrenci ile veli arasında zorunlu bir akrabalık bağı var. Oysaki rol model eğitim hamlesinde,<strong> nesil / sponsor / kılavuz  </strong>arasında bağda gönüllülük esastır.</p>
<p><strong><em>Geniş Aile Analojisi<br />
</em></strong>Bu rol modeli, aile üzerinden de ifade etmek gerekirse,<strong> bir geniş aile</strong> olarak düşünülebilir. Dede-nine, oğul-gelin ve kız-erkek torunlar olsun.</p>
<p>Dede-nine tecrübelerini düzenli olarak, oğluna ve gelinine aktarır. Evin idaresini onlara bırakır. Fakat perde arkasından, onları daima kollar, gözetir, destekler.</p>
<p>Hem madden hem de manen, evin ve torunların hayat yükü ve sorumluluğu, oğlunun-gelinin üzerindedir. Bir taraftan, çocukların eğitimi için mücadele ederler, bir yandan da, dede ve ninesinin öğütlerine kulak kesilirler.</p>
<p>Eğitimini tamamlayan, <strong>kendi ayakları üzerine durabilen</strong> evlatlara, aile ile bağlarını devam ettirmek koşuluyla, onlara artık yol verilir.</p>
<p>İşte, bu geniş aile benzetmesindeki vazife dağılımında; dedeye<strong> himmet,</strong> babaya <strong>himaye, </strong>torunlara<strong> gayret </strong>düşer. Veyahut da öncelikle paylarına sırasıyla; <strong>destek, dirayet ve dürüstlük</strong> düşer.</p>
<p>Kısaca bu eğitim hamlesini, geniş aileye uyarlamak gerekirse; <strong>dede-nine</strong> sponsorlara,<strong> baba-anne</strong> gönüllü önder ve kılavuzlara,<strong> torunlar </strong>nesillere, kendi ayakları üzerinde duran müesseseler de yetişkin evlatlara, karşılık gelen bu rol modellere benzetilebilir. İşte bu metod, pek çok ülkenin, birçok şehir veya bölgesinde<strong> evrensel olarak </strong>kendini ifade eder.</p>
<p><strong><em>Rol Model Bir Felsefe<br />
</em></strong>Şöyle bir şirket düşünün ya da hayal edin.<strong> Hammaddesi;</strong> potansiyel insandır.<strong> Ürünü;</strong> ahlaklı nesiller. <strong>Bütçe kaynağı ve sponsorları;</strong> beklentisiz verilen bağışlar, yardımlar. <strong>Çalışanları; </strong>gönüllü görevli katılımcılar.<strong> Müşterileri ve misafirleri;</strong> çevredeki öğrenciler ve okuldaki arkadaşları olsun.<strong> Laboratuvarları; </strong>kendi kaldıkları ışık saçan evler ve meskenler.<strong> Gıdaları;</strong> hassaten apayrı bir lezzette. <strong>Tatilleri;</strong> hem eğlenme hem beslenme şeklinde geçer. <strong>Gezileri; </strong>adeta tecrübe aktarımı ve paylaşımıdır.<strong> Mesaileri; </strong> hiç bitmez ama bitsin de istenmez. Dur-durak bilmez çalışanları, bir işten başka bir işe koyulurlar.</p>
<p>Var mıdır şu dünyada, bundan daha iyi bir şirket? Deneyimiyle bir adım öne çıkan öncüler tarafından, <strong>günlük</strong><strong>;</strong> yirmi dört saatin planlandığı,<strong> haftalık</strong><strong>; </strong>toplantının, temizliğin, nöbetlerin düzenli yapıldığı,<strong> aylık;</strong> bütçenin denkleştirildiği, <strong>belli aralıklarla; </strong>farklı etkinliklerin organize edildiği, <strong>herkesin;</strong> küçükte olsa gönüllü sorumluluk aldığı, şirin meskenler vardır. Bu meskenlerin de, <strong>ev veya yurt</strong> tarzında insan kaynakları olduğunu düşünün.</p>
<p>Sosyal hayatta, pratik sahada bir araya geldiğinde, <strong>sinerji </strong>oluşturan güçlerdir; sermaye, ilim ve emek. Ya da mütevelli <strong>tecrübesi,</strong> eğitmen <strong>realitesi </strong>ve gençlik<strong> idealitesi </strong>de denebilir.</p>
<p>Bu özgün pratiği olan rol model, <strong>profesyonel düşünce ile amatör ruhu</strong> birlikte kritik edebilme felsefesidir.</p>
<p>Kadim öğretide, <strong>mektep/medrese/tekke</strong> üçlüsünün ayrı ayrı öne çıkan misyonları vardır. Mektepte<strong> akıllar,</strong> medresede<strong> ruhlar,</strong> tekkede <strong>kalpler </strong>daha ziyade ele alınır. Belli kayıtlar ile birinde <strong>düşünce</strong>, diğerinde <strong>ahlak,</strong> ötekinde <strong>irfan </strong>temel eksen sayılır ve bunlarda denge aranır. Zira ideal insan için, hem <strong>vahiy</strong> hem<strong> akıl</strong> hem <strong>sezgi</strong> ahengi gereklidir.</p>
<p><strong>Beden/kalb/akıl </strong>koordinatlarının uyumu önemlidir ve hiçbiri bir diğerinin rakibi değildir. Bir bütünün parçaları olan her bir unsurun dengeli  gelişimi, ahlaklı nesiller için<strong> üç buutlu</strong> bir esastır. Elbette bu teorik esasların, zamanın belli vakitlerinde uygulanması, pratiğe dökülmesi gerekir.</p>
<p>Böyle bir misyon adına, zahiren bazılarının <strong>geri </strong>kalması, hakikatte <strong>ileriki </strong>zamanlar için elzemdir. Şirketlerin<strong> sürekliliği</strong> açısından merkezde liyakat önemlidir.</p>
<p>Yüksel bir gayretle çalışanlardan bazıları, malum olduğu üzere, kendileri çok arzu etmelerine rağmen, kimi zorlu ve uzak seferlere dahil edilmez, bekletilir. Halbuki mahrumiyetler; sadece sefer de değildir, aynı zamanda meşru olan ekonomik, sosyal bir çok ganimettir. Gerçekte elbette bunlar ceza değil bir arınmadır hatta ödüldür, tabii ki bu anlayabilenler için.</p>
<p><strong><em>Sonuç<br />
</em></strong>Arı nasıl çalışır? Güzeli<strong> bulur,</strong> güzele<strong> konar,</strong> güzeli <strong>yapar.</strong> Dahası o, konduğu dalı ve dokunduğu çiçeği <strong>kırmaz.</strong> Ürettiğini<strong> verir ve yemez.</strong> Aynen öyle de, bu eğitim hamlesinin önder ve kılavuzları da böyle çabalar. Evet, aydınlanma tezini ve parlak projeyi okur, meclislere konar ve sohbetleriyle bal gibi değerler üretir. Çiçek gibi mekanları, meskenleri dolaşır. Kalpleri ve akılları; belki <strong>ikna </strong>eder ama kesinlikle<strong> incitmez.</strong> Dengelidir, her türlü istek ve talepleri.</p>
<p>Kaynak ve şelale başka, ırmak ve nehir bambaşkadır. Çünkü önceki, sonrakini besler. Biri;<strong> ana, asli, güneş ve kendisi </strong>iken diğerleri sırasıyla; <strong>evlat, tali, ışık ve onun gölgesidir.</strong></p>
<p>Bu özgün model; hamurun tutması için<strong> maya, </strong>kumun dirayeti adına <strong>çimento,</strong> sütün semeresi kaymak mesabesindedir.</p>
<p>Bu rol model felsefe;<strong> baştan beri</strong> böyledir, sonradan ihdas edilen bir şey de değildir.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-3/">Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (3)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>13</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (2)</title>
		<link>https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 07:22:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nesillerdeki Ahlak Felsefesi Etikten önce, evrensel ahlakın tanımlanması ve temellendirilmesi gerekir. Muhtemel bazı alternatifler şunlardır: Bireylerin tercihleri, görecelidir. Buradan ancak kaos çıkar. Liderlere verilse, Hitler, Mussolini gibi diktatör ve Gandi,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-2/">Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (2)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Nesillerdeki Ahlak Felsefesi<br />
</em></strong>Etikten önce, <strong>evrensel ahlakın</strong> tanımlanması ve temellendirilmesi gerekir. Muhtemel bazı alternatifler şunlardır:</p>
<p>Bireylerin tercihleri, görecelidir. Buradan ancak kaos çıkar.</p>
<p>Liderlere verilse, Hitler, Mussolini gibi diktatör ve Gandi, Mandela tarzı mücadele eden figürler var tarihte.</p>
<p>Çoğunluk baz alınırsa, azınlık mahalle baskısına maruz kalır. Pratikte mümkün değil ama bir konsensüs sağlansa dahi, her mekanı ve zamanı bağlamaz.</p>
<p>Filozoflara bıraksa, yine birlik sağlanamaz.</p>
<p>Bazı elitler yapsa, ontolojik problem karşımıza çıkar.</p>
<p>Bilim insanlarına sorulsa, onlar doğru-yanlış önermeler kurar. Bilim, olmalıdır-olmamalıdır diyemez.</p>
<p>Sosyal evrimsel bir sürece bağlansa, güçlü zayıfı ezer geçer.</p>
<p>Sonuçta yukarıda sayılan bu<strong> yedi türlü alternatifin</strong> hiçbiri, evrensel ahlakı inşa edemez. Bazı yaptırımları olsa dahi, ahlakın temellendirilmesi kesinlikle mümkün değildir. Mutlak, sabit, değişmez, bütün insanları bağlayıcı ana ilkeler zorunludur.</p>
<p>Öyleyse evrensel ve eskimeyen, yeni bir ahlak, etik,<strong> rehberlik yorumu </strong>gerekli demektir. Arzu edilen nesillerin muvakkaten yaşadıkları <strong>meskenlerin</strong> işlevi ve ideali, hayal edilen bu ahlakın tesisidir.</p>
<p><strong><em>Anadolu Mayası: Eğitim Hamlesi<br />
</em></strong>İşte bahsi geçen bu müfredat ve özgün düşüncenin farkı fark edilir. Okuyan ve  dinleyen insanlar bu aydınlanma tezini kabul eder, içselleştirir ve benimserler. Kendine<strong> rol model bir felsefe</strong> edinir. Gayesine, hedefine götüren<strong> yeni bir metodu</strong> olur. Gaye O, hedef ise O’nun hoşnutluğudur.</p>
<p>Onu hayata, aksiyona dökme gayreti, öncelikle Anadolu topraklarından başlar. Bu <strong>‘eğitim hamlesi’</strong>, daha sonra geometrik ve aritmetik bir düzen eşliğinde küresel boyuta taşınır ve <strong>Hizmet Hareketi </strong>adıyla tanınır. Yukarıda atom modelinde de ifade edildiği üzere, orijinal, yeni ve farklı bir hamle başlatır;<strong> Fethullah Gülen Hocaefendi ve arkadaşları.</strong><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Düşünce ve Aksiyon Mekiği<br />
</em></strong>Cahilliğe karşı yapılan herhangi bir eğitim hamlesi; müfredatı, fikirleri ve tezi tamamlayıcı parlayan<strong> pırlanta bir modeldir.</strong> Öyle ki, böylesine hızla gelişerek <strong>Pırlanta Seti</strong> namıyla tanınan, bu<strong> fikri</strong> proje ve<strong> fiili</strong> rol model hamleler, öncekilerden istifade eder ama asla birebir taklit etmez.</p>
<p><strong>Misyonu</strong> öncekilere benzer,<strong> vizyonu</strong> ise çağa özeldir.  Örnekleri kendinden bir düşüncenin, on yıllarca süren, örnekleri kendinden bir harekete dönüşen semeresidir artık.</p>
<p>Bu <strong>özgür ve özgün</strong> hareket, Türkiye’yi önce kendi içerisinde, sonra bütün dünyada saygın ve itibarlı bir konuma taşır. Böyle bir yüce hedefi taşıyan rol model vatandaşların, esasında hiçbir otoriteden izin almasına gerek yoktur. Zira <strong>görev ve ödevdir</strong> bunlar. Zaten idareciler, halk adına, halkın vekilleri ve temsilcileridir.</p>
<p>Milletin böyle bir amaçla,<strong> düşünce ve aksiyon mekiği</strong> ortaya koyması, o ülkede asgari insan olmanın tabii bir sonucudur.</p>
<p><strong><em>Mikro Modelden Normo Aleme<br />
</em></strong>Pilot uygulamalar önce Anadolu’da verimli sonuçlar verir.</p>
<p>Tıpkı mikro atom modelinde olduğu gibi, ama burada doğrudan görülebilen yeni <strong>bir sanat ve  tasarım</strong> vardır.</p>
<p>Atomlar, birbirlerine zorunlu olan,<strong> elektron, nötron ve proton</strong> isimli temel atom parçacıklarından oluşur. Üç büyük enerji de bu atomun içinde saklıdır ve işlevleri tanımlıdır. <strong>Elektromanyetik, güçlü ve zayıf kuvvetler</strong> aynı zamanda enerjidir. Bir nevi bu güçler, atomlardaki hareketin de kaynağıdır. Elementin dinamosudur bunlar.</p>
<p>Enerjisiz hareket de, aksiyon da olmaz. Düşünce ve aksiyonun enerjisi ise <strong>amacında ve hedefinde</strong> mevcuttur. Bu insanlar bir amaç, bir hedef uğruna buluşur.<strong> Evrensel, eskimeyen</strong> mesajları referans alırlar.</p>
<p>İşte nasıl ki elektron, nötron ve proton üçlüsü, bu enerjilerle tutunuyor ve hareket ediyorlarsa, insanları da bir araya getiren, onları eyleme geçiren de, gayeleri uğrunda iradi olarak yüklendikleri,<strong> sorumluluk enerjisidir.</strong></p>
<p>Bu hamle ile,<strong> sadece niceliğin değil niteliğin de</strong> cevabı aranır. Bu model ile, <strong>hem neden hem nasıl</strong> sualinin cevapları aranır.  Adeta, kemiyet ve keyfiyetin uyumunun tezahürü ortaya çıkar.</p>
<p><strong><em>Eğitim Hamlesinin Üç Temel Rüknü<br />
</em></strong>Eğitim hamlesinde, atom modelindeki gibi, proton-elektron-nötron yerine karşılık, bilinçli şekillenen<strong> üç temel unsur</strong> vardır. Bu üçlü sistem, birbirinden vazgeçemez yeni bir stildir. Biri olmadan, diğer ikisi çalışamaz. İndirgenemez yapıdadır. Aksi halde bu hamlesinin hem kimyasal hem de fiziksel yapısı bozulur. Hatalı bir denklem, elbette doğru sonuç vermez.</p>
<p>Adeta binanın kolonları mesabesindeki gönüllü katılımcılar;<strong> maddi destekçi sponsorlar, manevi takipçi kılavuzlar ve ahlaklı nesillerdir.</strong> Bunların koordinasyonunu , gönüllü görevli <strong>‘önderler’</strong> sağlar.</p>
<p>Büyüyen, gelişen temel yapıların, sağlıklı var olabilmesi, dengeli kurulan modelin korunmasına bağlıdır. Her bir unsur, kendi içinde şekillenen, gelişen bir rol modeldir. Bu özgün gelişimde, denge, iletişim, irtibat, korelasyon, sinerji ve senkronizasyon her daim gözetilir.</p>
<p>Elbette, hukuk ve denetime açık olan bu gelişimin dinamosu,<strong> bir sosyal ve sivil hareket </strong>olmasıdır. Yani birebir devlet, vakıf, dernek, şirket ve/veya kulüp gibi de düşünülemez. Bu, örnekleri kendinden bir fikrin, örnekleri kendinden bir harekete dönüşmesi ve böylesi bir dönüşümün, sanki bir mekik gibi salih daire içerisinde devinim yapması, toplum nezdinde rol model, dahası <strong>imrendirici</strong> olmasıdır.</p>
<p>Yukarıda belirtilen ortak gaye, hedef ve metod eksenindeki <strong>eğitim hamlenin şu üç temeline; </strong>maddi desteklerin, manevi kaynakların ve ahlaklı nesillerin birlikteliği de denebilir.</p>
<p>Yetiştirilen bu nesil,<strong> kalp ile kafayı, madde ile manayı, fizik ile metafiziği</strong> refik gören ama rakip görmeyen bir anlayışa sahiptir. Bu da kendine has daha önce ifade ettiğimiz bir<strong> ahlak felsefesi</strong> demektir.</p>
<p>(Devam edecek&#8230;)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-2/">Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (2)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (1)</title>
		<link>https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 12:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43726</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maziye Dair Bir Bakış Yirminci yüzyılın ilk yarısında iki cihan harplerinin sonucu olarak son bulan ve yeni şekillenen devletler olur. Bunlardan biri de miadını dolduran Osmanlı ve yeni doğan Türkiye’dir.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-1/">Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (1)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Maziye Dair Bir Bakış<br />
</em></strong>Yirminci yüzyılın ilk yarısında iki cihan harplerinin sonucu olarak son bulan ve yeni şekillenen devletler olur. Bunlardan biri de miadını dolduran Osmanlı ve yeni doğan Türkiye’dir.</p>
<p>Sınırlar, rejimler birçok yerde değişir. Sıcak savaş küresel boyutta sona erer. Fakat ülkelerin<strong> içerisinde,</strong> nice<strong> sahalarda</strong>, daha yapılacak pek çok iş vardır. İşte Türkiye’de bu iş yoğunluğunun ve arayışların olduğu yeni kurulan devletlerden biridir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin kurucu beyinleri, bu arayışı, temelde<strong> düşünce ve aksiyon</strong> olarak ortaya koyar. Cumhuriyet, belli alanlarda önemli mesafeler alır. Fakat bu mesafe, Türkiye’yi dünya muvazenesinde yetkili bir devlet, etkili bir güç yapma noktasına henüz taşıyamaz. Bir Fransa, bir Almanya, bir Amerika, bir Japonya liglerinde değildir. Uluslararası dengeler açısından reyi, değeri ortadadır.</p>
<p>Pekâlâ, bunun gerçekleşmesi için nasıl bir <strong>aydınlanma tezine, eğitim hamlesine ve rol model bir felsefeye</strong> ihtiyaç vardır?</p>
<p><strong><em>Atom Bir Evrendir<br />
</em></strong><strong>Ato</strong><strong>m,</strong> hususi bir evrendir. <strong>Hücre,</strong> özel bir alemdir. Her ikisinde de gerek ontolojik gerekse epistemolojik bakışla, sınırlı düşünceyi aşkın, muhteşem ve düzenli, bir aksiyon bulunur.</p>
<p>İçlerindeki bu esrarengiz ve hayret verici yapı, işleyiş, kurallar, muazzam bilgi, kodlar ve aksiyon, insanlığın ortak ürünü olan bilimin, belli bir oranda ortaya çıkardığı bir gerçektir.</p>
<p>Atomun ve hücrenin bu kompleks yapıları bütün olarak anlaşılmaz demek değildir. Özellikle kimya, biyoloji bilimleri, mantık ve matematik gibi temel araç bilimlerini kullanarak, bu iki evren ve alemi belli analojiler yardımıyla insanlara resmederler.</p>
<p>Bu mikro parçacıkların, olası hesaplanabilir istatiksel durum ve yasalarının bir bölümü, artık bugün izah edebilmektedir. Ulaşılabilen bilgiler gerek sayıların diliyle gerekse analojik şekiller yardımıyla, akla yine akılla yaklaştırılır.</p>
<p>Nedensellik ilkesiyle, uzay ve zaman formlarında devinen bu oluşları, akıl teorik olarak, duygular ise tecrübe ederek keşfeder ve kaydeder. Dolayısıyla bilgiye bilgi katılır, bilgi deposu sürekli genişler, artar.</p>
<p>Elbette böyle bir bilimsel analojiyi hatırlatmanın bir nedeni var:</p>
<p><strong><em>Nevi Şahsına Münhasır Sistem<br />
</em></strong>Her bir insan, <strong>ontolojik ve epistemolojik</strong> anlamda hücre ve atomdan daha kompleks ve kapasitelidir. Zaten her bireyin fizyolojisi, hücre ve atomların farklı kombinasyonlarının birlikteliğinden oluşur. Bir de bunlara, irade, akıl, bilinç ve ruh ilave edilince, bu kişinin potansiyelini varın hesap edin.</p>
<p>Acaba insanlar, tıpkı atom ve hücre parçacıkları gibi bir araya gelerek, başta <strong>sosyal ve kültürel </strong>olmak üzere farklı alanlarda, kadim dilde ‘nevi şahsına münhasır’ tabir edilen, yepyeni bir sistem, <strong>‘</strong><strong>örnekleri kendinden bir hareket’ </strong>oluşturamaz mı?</p>
<p><strong>Özgün</strong> bir düşünce ve aksiyon ortaya koyamaz mı, bu insanlar? Düşünceyi aksiyona, aksiyonu düşünceye döken bir mekik keşfedemez mi? Dahası, düşünce ve aksiyonun birbirine tercih edilemediği, indirgenemediği ve sadece bir ütopyadan ibaret olmayan, böylesi özel bir mekiğin hayali kurulamaz mı? Yani pratiği olan bir düşünce ile teoriği olan bir aksiyon bulunamaz mı?</p>
<p>Esasında temelde yazılmak istenen husus budur. Yukarıdaki seri soruların cevabı uzatmadan ‘evet’ olmalıdır. Peki ama nasıl?</p>
<p><strong><em>Bir Aydınlanma Tezi: Risale-i Nur<br />
</em></strong>Tıpkı Türkiye&#8217;nin kurucu beyinlerinin nice farklı projelerinin olduğu gibi,<strong> ‘bir aydınlanma tezi’</strong> bu arayış ve buhrana, önemli alternatif bir model olur.<strong> Risale</strong><strong>-i Nur</strong> yorumuyla, zamana uygun, özgün bir düşünce ve fikir ortaya koyar; <strong>Bediüzzaman Said Nursi.</strong> Fakat ülkedeki şartlar nazara alındığında, bu fikir fidanlarının tuttuğu bilinse bile, ormanlaşması mümkün olmaz. Çünkü gürleşmek, gelişmek <strong>vakti merhuma,</strong> bir sürece bağlıdır.</p>
<p>Elbette bu tezin ortaya koyduğu çözüm modeli ya da<strong> müfredat</strong>, başlangıçta ağırlıklı olarak <strong>bir fikri hareket</strong> sayılır. Kısacası, pratiği az, düşüncesi bol veyahut teoriği bol, aksiyonu az olan bir oluşumdur. Doğal olarak sınırlı sayıda insana ulaşır.</p>
<p>Oysaki bu modelin, hayatın farklı alanlarına gönüllü olarak tatbik edilebilmesi lazımdır. Bu fikirlerle sulanan, beslenen, yetişen, aydınlanan nice ahlaklı filizler,<strong> ideal/altın nesiller</strong> gereklidir.</p>
<p><strong><em>Gönüllülük Esastır<br />
</em></strong>Bağımsızlık mücadelesinde olduğu gibi<strong> gönüllü katılımcılara</strong> ihtiyaç vardır. Zira gönül vermek, idealizmin bir esası ve uzun soluklu olmanın<strong> ilk adımıdır.</strong></p>
<p>Tezi uygulayacak modeller, seçkin fidanlar büyümeli; ormanların gür ağaçları gibi. Böylelikle ülke adeta, ihtiyacı olan tertemiz <strong>manevi oksijene </strong>kavuşmalıdır.</p>
<p>Bahsi geçen, sınırlı sayıdaki insanların, önemli bir aksiyonuyla ortaya çıkan bu tezin ya da düşüncenin arkasından, rol model gönüllüler ve müesseseler, <strong>eşref saatleri</strong> gelince teşekkül eder.</p>
<p>Formülü; <strong>müfredat, mümessil ve m</strong><strong>üessese</strong> ya da <strong>f</strong><strong>ikirler, failler, fakülteler</strong> şeklindedir. Tabii ki mümessil ve müessese, müfredattan sonra gündeme girmesi gereken diğer adımlardır. Evet, burada tam anlamıyla aritmetik ve geometrik olmayan, kısacası birbirlerine indirgenemeyen,<strong> iç içe üçlü bir döngü/vetire</strong> söz konusudur. Elbette amaç ahlaklı nesillerin inşasıdır.</p>
<p>(Devam edecek&#8230;)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alternatif-bir-aydinlanma-modeli-1/">Alternatif Bir Aydınlanma Modeli (1)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karanlığı Delen Yıldız: Tarık Bin Ziyad</title>
		<link>https://hizmetten.com/karanligi-delen-yildiz-tarik-bin-ziyad/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2025 17:31:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Bin Ziyad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43498</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar Kuzey Afrika coğrafyasında görev yaparken, dünyanın dört bir yanından ziyarete gelen dostları, önce, bu topraklara silinmez imzalar atan, kıtalara sığmayan ruh Ukbe Bin Nafi ile tanıştırdım. Hemen ardından&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanligi-delen-yildiz-tarik-bin-ziyad/">Karanlığı Delen Yıldız: Tarık Bin Ziyad</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Bir zamanlar Kuzey Afrika coğrafyasında görev yaparken, dünyanın dört bir yanından ziyarete gelen dostları, önce, bu topraklara silinmez imzalar atan, kıtalara sığmayan ruh <a href="https://peygamberyolu.com/kitalara-sigmayan-ruh-ukbe-ibn-i-nafi/">Ukbe Bin Nafi</a> ile tanıştırdım.</p>
<p style="text-align: left;">Hemen ardından da, onun Berberî topraklarına diktiği fidanın bir çiçeği, bir nevi halefi,  batı Avrupa’daki karanlığı delen yıldız, beşer tarihinin altın harflerle kaydettiği büyük komutanlardan, Endülüs Fatihi, Tarık Bin Ziyad’ı anlatarak devam ettim yıllarca.</p>
<p style="text-align: left;">Kabirlerinin başucunda olmasa da, Atlas Okyanusu’nun kıyılarında, onların günümüze kadar yankılanan malum nidalarını hayallerimizde canlandırarak..</p>
<p style="text-align: left;">Ne vakit yâd edilseler, kendilerinin ve küheylanlarının ayak izleri, hala titretir sönmemiş yürekleri.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Tarık’ı Keşfeden Komutan</strong></p>
<p style="text-align: left;">Kuzey Afrika fatihi Ukbe, 682’de şehit edildiğinde, Tarık henüz 12 yaşlarındadır. Hayırlı bir halef olmaya namzettir. Ama cins bir dimağ tarafından keşfedilmesi gerekir. Zira o, Ukbe’nin okyanusa çarparak yarım kalan hayallerini gerçekleştirecektir. İşte o kâşif komutan, tabiinden Musa Bin Nusayr’dır.</p>
<p style="text-align: left;">Kendisi, Mısır valisinin azatlısı iken, Emevi halifesi Velid Bin Abdülmelik tarafından Kuzey Afrika valiliği görevine atanır. Engin tecrübesiyle, henüz Berberi bir köle konumunda olan Tarık’taki kabiliyeti keşfeder ve onu azat eder.</p>
<p style="text-align: left;">Tarık’ın hayatında tattığı bu geçici esaret, onun özgürlük tutkusunun; muvakkat kölelik, ruhundaki gerçek bağımsızlık arzusunun dinamosu olsa gerek&#8230; Sonuçta o, bütün esaretlerden sıyrılır, hakiki hürriyet olan Allah’a kulluğunu ilan eder, Müslüman olur ve onun irfan ordusuna katılır.</p>
<p style="text-align: left;">Kısa zamanda kendisini, askeri, idari, sosyal ve edebi alanlarda çok iyi yetiştirir. Fetihlere katılır. Berberilerin merkezi Tanca şehrinin fethinde, öncü birliklerin komutanıdır. Sonra bu şehrin valisi olur.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Fetih Öncesi Süreç</strong></p>
<p style="text-align: left;">Musa Bin Nursayr’ın,  İslam’ı muhtaç gönüllere ulaştırmak için önünde rota olarak iki seçenek vardır. Bunlar, ya Afrika’nın içlerine doğru inmek, ya da Herkül Burcu’nu aşarak ilk kez Avrupa kıtasına açılmaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Doğru bir tercih yaparak, iç çekişmelerle yorulmuş, bugünkü İspanya ve Portekiz toprakları olan Vizigot Krallığı’nı hedefine kor. Bunun için de önce Vizigotlar’ın kuzey Afrika’daki son şehri olan Sebte’yi, Tanca valisi Tarık ile beraber fetheder. Sebte valisi Julianos, direnmeden teslim olur, boyun eğer. Ama Musa, gönülleri imana ısındırmak, ‘kalplere talibiz’ mesajını vermek için stratejik bir karar alarak, şehrin yönetimini ondan almaz.</p>
<p style="text-align: left;">Ardından İber Yarımadası’nın güneyine keşif birliği göndererek zemin yoklaması yaptırır ve şartların fethe müsait olduğunu öğrenir. Üstelik Julianos, yeni Kral Rodrigo’ya kızgındır. Çünkü eğitim gören kızı, onun tarafından zulme uğrar, tacize maruz kalır. Sebte gibi ülkesini de Müslümanların yönetmesine dünden razıdır, hatta bunu teşvik eder.</p>
<p style="text-align: left;">Ayrıca krallık ve bazı Hristiyanlar, Yahudi halkını ötekileştirir, hor görür, toplumdan dışlarlar. Yüksek vergiler halkın belini büker, sefalete iter. Mazlumların, mağdurların imdat çığlıkları Tanca sahillerinden bile duyulur.  Hâsılı krallığın yaşadığı buhranlar, zeminin fethe uygunluğuna delalettir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Vizigot Krallığı’nın Siyasi Durumu</strong></p>
<p style="text-align: left;">Vizigot Kralı Wittiza, koltuğunu sağlama alma hırsıyla, kendisine alternatif gördüğü bazı soylu muhaliflerin hem mallarına çöker hem de onları idam ettirir.  Fakat Rodrigo, bir plan kurarak Wittiza’yı öldürür, tahtı ele geçirir. Tabi ki Wittiza’nın oğlu Akila, bu duruma isyan eder. Dolayısıyla krallık ikiye bölünür, iç savaşlar başlar.</p>
<p style="text-align: left;">Devam eden bu kaos, ancak Tarık’ın askerleriyle birlikte Tanca’dan İber Yarımadası’na yelken açmasını müteakip, samimi olmayan konjonktürel bir ittifaka dönüşür ve son bulur. Bu işbirliğine, menfaatleri icabı mecbur kalırlar. Aksi takdirde taç da, taht da, ülke de ikisine de kalmayacaktı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Gemileri Yaktırması ve Tarihi Nutku</strong></p>
<p style="text-align: left;">Endülüs’ün fethi için görevlendirilen Tarık Bin Ziyad, Julianos’un lojistik desteğini alarak, çoğunluğu Berberilerden oluşan 7000 kişilik ordusunu gemilerle karşıya taşır ve karargâhını kurar (28 Nisan 711). Hatta bir rüyasında Allah Resulü’nü (sas) gördüğünü askerleriyle paylaşır: “Bizi fetihle müjdeliyor, ilerlememizi ve zaferden şüphe etmememizi istiyordu. Allah’a teslim olanlara rıfk ile muamele etmemizi ve verdiğimiz sözlere vefalı olmamızı emrediyordu.” der.</p>
<p style="text-align: left;">Askerlerinin nabzını iyi tutan Tarık, iki önemli adım daha atar. Önce gemileri tutuşturur. 100 geminin tamamını yaktırır. Bir rivayete göre ise temsili olarak 2 tanesini yaktırıp diğerlerini geri gönderir. Ardından onların karşılarına çıkar ve motivasyonu katlayan tarihi bir konuşma yapar:</p>
<p style="text-align: left;">“Ey Askerlerim! Görüyorsunuz, arkamızda (düşman gibi bir) deniz, önümüzde  (deniz gibi bir) düşman var. Artık geriye dönüşümüz kalmadı. (Ya kaçacak, arkadan vurulacak ve zelilane öleceksiniz veya savaşarak muzaffer olacak ve Allah’a kavuşacaksınız.) Düşmana saldırıp bu toprakları almadan başka çaremiz yoktur.</p>
<p style="text-align: left;">Ey Askerlerim! Bize ancak doğruluk ve sabır yaraşır. Kısa zamanda, düşmana saldırıp, hedefe varmaz isek, kendimizi telef etmiş ve karşı tarafa cesaret vermiş oluruz. Biliyorum ölümden korkmazsınız! Fakat ölmek çare değildir! Hedefimiz ölmek değil İslam’ı yaymaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Ey Askerlerim! Benim durumum da sizden farklı değildir. Bildirdiğim tehlikeler, aynen benim için de geçerlidir. Kendimi tehlikeden bertaraf edip, sizleri ölüm ile karşı karşıya getirmiş değilim. Sıkıntılara, tehlikelere katlanmadan, rahata kavuşulamaz. Sıkıntılara katlanın ki, sonunda tatlı meyveleri toplayalım. Yapacağınız kahramanlık asırlarca anılacak, bütün Müslümanlardan hayır dua alacaksınız. Savaşta sizin önünüzde olacağım, bütün gücümle saldıracağım. Eğer hedefe varamadan şehit düşersem, hemen içinizden birini komutan tayin edin. Sakın dönmeyin!”</p>
<p style="text-align: left;">Bir kısmıdır sadece bunlar, onun veciz ifadelerinin. Sözlerden, kulaklara küpe olacak ne inciler sıralar bir bir… Cepheden dönmeyi, mevziyi terk etmeyi kesinlikle bir seçenek olarak görmez. Onun arkadaşlarına sunduğu iki alternatif vardır: Ya zafer ya da şehadet! Halinden gönüllere akan tesiri, sözlerinden daha ileridir. Zira hedef büyükse, uğruna feda edilen her şey küçüktür Tarık’a. O, çoğunluğu kendisi gibi Berberi olan erlerine, örnekleri kendilerinden bir hareket modeli sunar.</p>
<p style="text-align: left;"> Aslında o, nefis deryasında gezen gemileri çoktan yakar. Fakat aynı yangını, arkadaşlarının kalbinde tutuşturmak için, gemileri çıra gibi kullanır, onların gönüllerini fetih iştiyakıyla aleve verir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Guadalete Savaşı ve İç Fetih</strong></p>
<p style="text-align: left;">Kuzeye doğru zaferlerle adım adım ilerler. Durumdan haberdar olan Vizigot Kralı Rodrigo, Akila’nın da muvakkat desteğini olarak büyük bir ordu toplar. Sayıları hakkında 40 bin ile 100 bin arası değişen farklı rivayetler olsa da bunların çoğu savaşa isteksiz ve gözden çıkarılan köle, çocuk ya da köylülerdir. Tarık, ihtiyaten destek ister. Musa Bin Nursayr 5000 kişilik takviye birlik gönderir.</p>
<p style="text-align: left;">İki ordu Lekke Vadisi’nde karşılaşır. Bir anlamı da, parlayan yıldız demek olan Tarık, Ramazan ayının son günlerinde, belki de gecelerin yıldızı Kadir gecesinde, harp başlamadan önce Rabbine dua eder.</p>
<p style="text-align: left;">Tarihe Guadalete Savaşı olarak geçen, bu 8 veya 10 günlük mücadele, Müslümanların kesin zaferiyle sonuçlanırken, tarihler 26 Temmuz 711’i gösterir. Akila ve soyluların en kritik bir anda savaştan çekilerek Rodrigo’yu yalnız bırakmaları ittifaklarının çürüklüğüne bir delildir.</p>
<p style="text-align: left;">Şüphesiz bu zaferde, Tarık’ın dosta/düşmana karşı kararlı duruşu, cesareti, soğukkanlılığı, tecrübesi, temkinli hareket edip tuzağa düşmemesi, orduyu yüksek tepeye konuşlandırması ve zamanlama stratejisi de önemli bir unsurdur. Karargâhını kurduğu dağın ve Calpe denen boğazın adını, artık bundan böyle tarih “Cebeli Tarık” diye kaydeder. O ve askerleri, Avrupa’da 1492 yılına kadar, yaklaşık sekiz asır devam edecek Endülüs Emevi Devleti’nin temellerini atar.</p>
<p style="text-align: left;">Toledo şehrinde hazinelerin üzerine ayak bastığı zaman der ki: “Tarık! Evvelki gün, bir köle idin; dün, hürriyete kavuştun; bugün, bir ordu komutanı olarak burada muzaffersin! Unutma, yarın toprağın altına girip Allah’a hesap vereceksin!”</p>
<p style="text-align: left;">Bu muhasebe ve murakabe, dış değil, bir iç fetihtir! Bu, İspanya ve Avrupa’dan daha büyük fetihtir! Nefsini, kendini kuşatır adeta! Böylesi bir zafer, her muzaffer komutana nasip olmaz! Kısacası, ruhun zaferidir bu!</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Birbirleriyle İmtihan ve Hüzünlü Yıllar</strong></p>
<p style="text-align: left;">Fethin müjdesine alan Musa, ordusuyla Endülüs’e hareket eder ve Tarık’ın daha ileri gitmeden kendisini beklemesini emreder. Fakat Tarık, beklenen zamanın aleyhlerine işleyeceği düşüncesi ile inisiyatif alır ve daha sonra komutanına izah edebileceği kanaatiyle, fetihleri hız kesmeden sürdürür. Musa da bazı şehirleri fethederek ilerler ve 712 senesinde Vizigotların başkenti Toledo’da buluşurlar.</p>
<p style="text-align: left;">İşte burada iltifat beklediği ağızdan azar işitince onun için hayat tam bir imtihana dönüşür. Tarihin en süratli fetihlerine imza atan Tarık’ın ganimetleri teslim etmek istememesi veya kendine alternatif olur endişesiyle Musa’nın böyle davrandığı gibi su-i zanlar, hayatlarına mahruti olarak bakıldığında pek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Zaten Tarık, hem Hz. Süleyman’ın masası dahil bütün emanetleri teslim eder hem de içtihat hatasını(!) kabullenir; diklenmez, alttan alır, hatta bir süre zindanda kalır, bedelini öder. O, zaferlerin sarhoşluğuna hiç bir zaman kapılmaz.</p>
<p style="text-align: left;">Musa, kademeli ve tedrici seferler yapmanın gerektiğini düşünürken, Tarık, dağılmışlarken tekrar toparlanmalarına fırsat vermeden seri hareket etmenin daha isabetli olacağı kanaatindedir. Hedefte ve fetih arzusunda ihtilaf yoktur. Sadece zamanlama mefhumunda ittifak kuramadılar.</p>
<p style="text-align: left;">Vicdanını dinleyen Musa, onu, hapisten çıkarır, görevine iade eder ve Abdülhak Hamid’in aktarmasıyla kızı Zehra Hanım ile evlendirir. Sonra üç farklı koldan fetihlerini sürdürürler ve sonuçta Müslümanlar tarihte ilk kez Paris’e 100 km yakınlaşır. Durdurulamayan bu yiğitler, ihtimal İstanbul’u hedeflerine koymuşlardı. Bu, gemileri yakan Tarık’a nasip olmasa da, gemileri dağdan yüzdüren başka bir Fatih’e kısmet olur.</p>
<p style="text-align: left;">Gelişmelerden haberdar olan halife, 714 yılında, peş peşe iki elçi göndererek onları başkent Şam’a çağırır. Muhataplarını dinleyen halife, Tarık’ın büyük bir komutan olduğunu anlar, görünüşte ceza vermez. Oysa muzaffer komutanlar için, cepheye bir daha dönememekten daha öte, nasıl bir ceza olabilirdi ki? İşte Tarık, ömrünün son 6 yılını böyle bir intizarla geçirir ve 720 senesinde 50 yaşında Şam’da ruhunu teslim eder.</p>
<p style="text-align: left;">Tıpkı yenilmez komutan Halit Bin Velid gibi cephede ölememek, Tarık’ın içinde bir ukde olarak kalır. Seferlere çıkamamanın, bir nevi kızağa alınmanın, halden anlaşılamamanın garipliğini ve hüznünü yaşar. Belki de, namının yürüdüğü kuzey Afrika ve Endülüs’e bir daha dönmemek/dönememek, onun yüksek karakterinin ve mahviyetinin bir gereğidir. Musa ise yeni halife tarafından önce zindana atılır, sonra affedilir ve 717 yılında 77 yaşında göçer ahirete.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ruh Portresi ve Mirası</strong></p>
<p style="text-align: left;">Tarık bin Ziyad, ismiyle müsemma bir şahsiyettir. Malum, gece görünüp gündüz kaybolan, yol tayininde gecelerin pusulası olan yıldızlara da “tarık” denir. Kur’an’da bu isim şöyle zikredilir: “Tarık’ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, ışığıyla karanlığı delen bir yıldızdır.” (Tarık Suresi /2-3)</p>
<p style="text-align: left;">Kaderin hikmetli icraatına ve şu tevafuka bakın ki, Tarık Bin Ziyad da, adeta taşıdığı bu mübarek adının hakkını verir; zulüm ve zulmetlerle iç içe buhranlar yaşayan Avrupa’daki karanlığı delen bir yıldız olarak tarihe geçer. Onun, kurulmasına vesile olduğu Endülüs İslâm medeniyetinin ışığı, asırlarca Avrupa’yı aydınlatır, kıyamete kadar da bizim yolumuzu&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Ondaki itaat şuuru o kadar kıvamındadır ki, fetih tebrikleri beklediği bir anda, askerlerinin önünde itap görmesine rağmen, nefsinde bunu hazmeder, emre itaatteki kusurunu kabullenir. Hesap verirken tahammül eder, olayı büyütmeden içinde sindirir. Dahası, kırık bir mızraptan dökülen şu mısralar, bu süreçteki duruşunun resmidir adeta:</p>
<p style="text-align: left;"> “Kadrim bilinmedi deyip darılma!</p>
<p style="text-align: left;"> Bilinmeden göçüp gitti büyükler.</p>
<p style="text-align: left;"> Darılıp yerinden sakın ayrılma!</p>
<p style="text-align: left;"> Himmet bekler taşınacak bu yükler.” (M.F. Gülen)</p>
<p style="text-align: left;">Onun en önemli mirası, can ile canan karşı karşıya geldiğinde, cananın önündeki bütün vesileleri yakabilme kararlılığıdır. Zira onun için gemiler; askerlerini sefere taşıyorsa kıymetlidir, seferden kaçıracaksa değil!  Yani bu gemiler, geriye dönme, cepheden ayrılma, mevziyi terk etme aracı haline gelmişlerse onların durması manasızdır, hemen yakılmalıdır. Muhteşem bir gaye-vesile dengesi…</p>
<p style="text-align: left;">O, idari ve askeri potansiyelini, heyecan yakıtı ve vicdan mekanizması ile fetih yörüngesinde nice semerelere dönüştüren bir yıldızdır. Arkadaşlarının heyecanlarını tetikleyen faktör, elbette sadece onun hedef ve tezleri değildir; aynı zamanda tertemiz temsilinin tesiridir. Gerçekleştirdiği her zafer yeni hedeflere davetiye olur, dur durak bilmeden koşturur. Sefer esnasında bile başka fetih çıralarını hazırlar, projelerini çizer, zamanı sıkıştıra sıkıştıra değerlendirir. Fatih namzedi erlerine, hem önder hem de ender bir pusula olur. İslami heyecanı hiç durulmaz, aksine, durağan/durgun gönülleri dalgalandıran bir yiğittir o. Ruh dünyasında öyle kıpır kıpır yaşar ki, kendi devrinde “durağanlığı durduran komutan” dense sezadır. Bütün bir Avrupa’yı aydınlatma niyet ve azmiyle, pırıl pırıl ışıldayan bir yıldızdır Tarık.</p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>Kaynak: Selim Gül / peygamberyolu.com sitesinden alınmıştır.</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p style="text-align: left;">1-Tarık Bin Ziyad / TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 40, Sayfa 24-25</p>
<p style="text-align: left;">2- Tarık yahut Endülüs Fethi / TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 40, Sayfa 23-24</p>
<p style="text-align: left;">3- Musa Bin Nusayr / TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 31, Sayfa 224-225</p>
<p style="text-align: left;">4- Savaşın Efsaneleri,  Tarık Bin Ziyad / TRT Belgesel</p>
<p style="text-align: left;">5- Tarık Bin Ziyad /  İslam Tarihi Ansiklopedisi, Cilt 10</p>
<p style="text-align: left;">6- Kur’an’ı Kerim / Diyanet Meali</p>
<p style="text-align: left;">7- Endülüs’ün Fethi  / DFT Tarih Belgesel</p>
<p style="text-align: left;">8- Hanedanlar Tarihi / İslam’ı Avrupa’ya Taşıyan Komutan</p>
<p style="text-align: left;">9- İbn-i Hallikân / Vefayâtu’l-A’yân 5/320–321</p>
<p style="text-align: left;">10- Zehebî / Târîhu’l-İslâm 6/393</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanligi-delen-yildiz-tarik-bin-ziyad/">Karanlığı Delen Yıldız: Tarık Bin Ziyad</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gönüllü Bir Yiğidin Öyküsü</title>
		<link>https://hizmetten.com/gonullu-bir-yigidin-oykusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 07:47:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşik, aşılması gereken bir basamaktır. Devlette memur olmak için ‘sınav’ bu eşiklerden biridir. Özel sektörde işe başlarken, işveren-işçi arasında konuşulan ‘ücret’ ilk unsurlardan sayılabilir. Fakat Hizmet Hareketi’nde durum farklıdır; ilk&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gonullu-bir-yigidin-oykusu/">Gönüllü Bir Yiğidin Öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eşik, aşılması gereken bir basamaktır. Devlette memur olmak için ‘<em>sınav’ </em>bu eşiklerden biridir. Özel sektörde işe başlarken, işveren-işçi arasında konuşulan <em>‘ücret’</em> ilk unsurlardan sayılabilir. Fakat Hizmet Hareketi’nde durum farklıdır; ilk eşik <strong><em>‘gönüllülüktür’</em></strong> denebilir.</p>
<p>Adıyla değil sıfatıyla hitap etmek istiyorum şimdi Batı Karadeniz’de medfun olan o merhuma; <em>Gönüllü Yiğit Öğretmen!</em></p>
<p>Yaşıtız onunla. 17 yaşımda, üniversite birinci sınıftayken tanıdım kendisini. Kanserden vefat ettiğinde 30’lu yaşlardaydı. Ardındakilere emanet, bir eş ve iki de yetim bıraktı.</p>
<p>Fakülteye başladığımızın ilk aylarıydı. Hatırlı bir dost bana Yiğit ile yakın arkadaş olmamı önerdi. Doğrusu, şaşırmıştım. Zira o, albenisi olan, yakışıklı, uzun boylu ve heyecan küpü bir gençti. Oysa ben, İç Anadolu’nun bir köyünden gelmiş ve fıtraten sakin tarza sahip biriydim.</p>
<p>Uzaktan bir süre izledim ve süzdüm onu. Ayağında bot, bacağında kot, üzerinde deri mont vardı, saçları omuzlarına dökülmüştü. Hayat dolu bir delikanlı idi, ideal bir öğretmen adayıydı. Benim için adeta <em>‘demir leblebi’</em> gibiydi. Ama onu yakından tanıdığımda gördüm ki, <em>‘taş yürekli’</em> de değildi. Yılmaz, yorulmaz bir özelliği vardı.</p>
<p>Nasip kısmet diyelim, kısa zaman sonra aramızda bir muhabbet ve samimiyet oluştu. Elbette bunun için epey zaman geçirdik. Mesela halı saha maçlarında, gole çevirebileceğim nice topları, sırf aramızdaki bağlar güçlensin diye, hep ona pas atardım.</p>
<p>Bir süre Fransa’da çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüş yapmış ailesi. O nedenle Fransız Kültür Merkezi’ne giderek kitap okumayı çok severdi. Ben de ona takılırdım.</p>
<p>İkimiz de, MEB’de zorunlu hizmet yapmak karşılığında, aylık eğitim bursu alıyorduk. Bir ay, ben onu Necatibey Caddesi’ndeki Hacıbaba baklavacıya götürürdüm. Öteki ay da o bana, genellikle Ulus semtinde lahmacun/künefe ısmarlardı. Mezun olunca, gönüllü hizmeti zorunlu hizmete tercih ettiğimizden, bu aldığımız bursları geri ödedik elbette.</p>
<p>Derken, bir zaman sonra kendisi, kaldığı kredi yurttan ayrılarak bizlerle birlikte kalmak istediğini söyledi. Zannediyorum üniversite ikinci sınıfın ortalarıydı. Çok sevindik bu teklifine. Fark edebildiğim kadarıyla, kısa zamanda hızlı mesafe aldı, hem ilmi hem de ahlaki olarak.</p>
<p>Hele bir kare var ki, gözümün önünden hiç gitmez. O zamanlar Demetevler semtinde bir evde kalıyordu. Ziyaretine gitmiştim. Diz çökmüş, konsantre olmuş, VHS video kaydından Hocaefendi’yi dinliyordu. Süleymaniye Cami’sinde yapılan, Murakabe ve Muhâsebe konulu vaazda, Hz. Amr İbni As’ın (ra) gecikmişliğinin muhasebesi kısmı anlatılıyordu<strong><em>. Yiğit ise adeta kendinden geçmiş, bu olay üzerinden kendi hayatını ve ahesterevliğini sorguluyordu.</em></strong> Ben ise onun dinlemesini hayranlıkla izliyordum. Vaazda öyle bir atmosfer ve manevi seyahat vardı ki, asırlar aradan kalkmış gibiydi. Yiğit ise bu yolculuğa ekrandan dahil olmuş ve onlara eşlik ediyordu.</p>
<p>Zeki bir arkadaştı, 1995’te okulu zamanında bitirdi. Oysa benim mezuniyet başka bir bahara kalmıştı. <strong><em>Yurtdışına öğretmen olmak için ilk eşik, bir iç fetih olan ‘gönüllülük’ bariyerini aşmaktı.</em></strong> Kendisinin duruşu netti. Bunun sembolü olarak, işaret parmağını havaya kaldırmıştı. Anlamı açıktı, hicrete gönüllü olarak <em>‘ben de varım’</em> diyordu. Ardından, Orta Asya’daki bir ülkenin şirin bir kentine gitti. Orada evlendi, iki çocuğu oldu. Bazen bana fotoğrafları ulaştı. Bir defasında da ziyaretime geldiğinde soğuk kış günlerinde kullandığı kendi kalpağını hediye etmişti.</p>
<p>Maalesef bir süre sonra, radyoaktif atıkların etkisi ile kansere yakalandığını öğrendi. Tedavi için İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.</p>
<p>Yıllar 2005 senesini gösteriyordu. Kemoterapi seansları ağır geçiyordu. Ankara’dan üç arkadaş, vefatından kısa bir süre önce onu İstanbul’daki evinde ziyaret ettik. Yiğit, kazak severdi, ona hediye olarak bir tane bordo renk aldık. Evde babası, annesi, eşi ve iki de evladı vardı.</p>
<p>O akşam neler konuşmadık ki ! Ben, direk olmasa da dolaylı olarak, <em>‘içinde acaba bir pişmanlık var mı’</em> diye merak ediyordum. Bizlerle tanıştığına, kredi yurtlardan ayrılıp evlerde kaldığına, yurt dışına gönüllü gidişine pişman mıydı? Hayır! Aksine memnundu. Hem de tedavisi henüz mümkün olmayan kansere, oralarda yakalanmasına rağmen.</p>
<p>Babası kısık sesle kulağıma <em>‘dünyada sayılı günleri var’</em> demişti. Aslında kimin yoktu ki! İlave etti: <strong><em>‘Ama görüyorsunuz ki, siz Yiğit’in aldığı ağır ilaçların acısına rağmen iyi geldiniz, iyi ki geldiniz!’ </em></strong>dedi, özel olarak. Çünkü çok uzun zamandır, belli ki onu hiç böyle muhabbetli görmemişlerdi.</p>
<p>Zirvelere uzanan mütevekkil bir tavrı vardı. ‘<strong><em>30 yıl bu hayatın anlamını anlamak için kısa değil.’</em></strong> diye mırıldandı. Devam etti<strong><em>: ‘130 yıl yaşasan ne olacak ki, sonuçta bitmiyor mu?’</em></strong> Ahirete gidiyoruz derken, elinde Haşir risalesi vardı. Her halükârda sonlanıyor hayat, bitmeyene talip olmak lazım, diyordu Yiğit insan!</p>
<p>Bir süre sonra vefat haberini aldık ve üç arkadaş, Batı Karadeniz’e gittik cenazesine. Defin işleri bitince, Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerinden gelen bu insanlar dağılmadan, Yiğit hakkında bir bilgilendirme konuşması yapmak istedim. Ve anlattım onun kısa/uzun Hakka ve halka hizmet hikayesini. <strong><em>Liseden sonra 17’sinde gönderdiğiniz toy Yiğit ile şu an defnettiğiniz Yiğit arasında kalan, güzel geçişlerini ve anlamlı dönüşlerini.</em></strong> Orta Asya’dan gelen talebeleri de vardı, son insani ve İslami vazifeyi eda ederken.</p>
<p>Köy ocağındaki bu konuşmalar, annesinin, babasının, eşinin, çocuklarının, kardeşinin, talebelerinin ve yakınlarının yüreklerindeki acıyı ne kadar hafifletti bilemiyorum. <strong><em>Ama o bir gönüllü yiğitti. Ve Güneş’le birlikte göçüp gitti gruba, sonsuzlukta doğmak ve bir daha ölmemek üzere.</em></strong></p>
<p>Her gönüllü yiğidin, tarihçiler tarafından yazılması gereken bir öyküsü var bence. Bu açıdan, işleri hiç de kolay olmayacak. Peki sen neden yazdın ki bunları der gibisiniz? Geçenlerde biriyle tanıştım, Orta Asya’da özel bir eğitim kurumunda okul müdürüymüş. Nerelisin dediğimde, bu Yiğit’in gittiği şehrin adını söyledi. Matematik öğretmenin kimdi, dediğimde ise onun adını andı, duygulandım. Ektiğin, serptiğin tohumlar çimlenmiş, yeşermiş ve meyveye durmuş Yiğit öğretmen diye yad ettik. <strong><em>Sadece yazmakla vefa borcumu ödeyemem ama yazmayarak vefasızlık etmek de olmazdı.</em></strong> Vesselam&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gonullu-bir-yigidin-oykusu/">Gönüllü Bir Yiğidin Öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsani Tecrübe ve Nebevi Tavır</title>
		<link>https://hizmetten.com/insani-tecrube-ve-nebevi-tavir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2025 19:31:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43203</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halihazırda bilim, insandaki hem zihinsel hem duyusal yetileri kullanarak, deney-gözlem ve beşeri tecrübeyi esas alarak yapılmaktadır. Peki, her çağa hitap eden Peygamber Efendimiz&#8217;in (as) hayatında, bilimin bu yönüne işaret eden,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/insani-tecrube-ve-nebevi-tavir/">İnsani Tecrübe ve Nebevi Tavır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halihazırda bilim, insandaki hem zihinsel hem duyusal yetileri kullanarak, deney-gözlem ve beşeri tecrübeyi esas alarak yapılmaktadır. Peki, her çağa hitap eden Peygamber Efendimiz&#8217;in (as) hayatında, bilimin bu yönüne işaret eden, bir Nebevi duruş söz konusu mudur?</p>
<p>Bu soruya cevap mahiyetinde, tarım sektörüyle meşgul olan Medinelilerin, hurmalarını aşı yapmalarına karşı gösterilen ‘Nebevi Tavır’, bir referans noktası olarak görülebilir.</p>
<p>Olayın tamamı ve tüm detayları için hadis kaynaklarına bakılabilir. Fakat ilgili konu hakkında,<em> “Siz dünyanızın işini daha iyi bilirsiniz.”</em> <a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> ve<em> “Bu, onlara bir fayda temin ediyorsa, bunu yapsınlar. Ben sadece bir zannımı (kanaatimi) ifade ettim, beni zannımdan dolayı muaheze etmeyin. Ancak size Allah adına konuştuğumda onu alınız/tutunuz, zira ben O’na asla yalan isnat etmem.” </em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> şeklinde yer alan beyanlar ve tavırlar oldukça dikkat çekmektedir.</p>
<p><strong>Beşeri İlgi ve Bilgiye Değer<br />
</strong>Hurmaların aşılanması zirai hadiselerden biridir. Bu olaya şahit olan Nebi’nin (as) malum bir duruşu olmuştur. Bu tavırdaki hikmetleri ve Nebevi maksatları açıklamak için, kendisine yöneltilen bir soru <a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> kapsamında, özgün yorumlarıyla cevap veren M. Fethullah Gülen, toplamda beş hususun altını çizmiştir. Bunları, anlayabildiğim kadarıyla, mana olarak özetleyerek ve sadeleştirerek ifade edersek:</p>
<p><em>Birincisi; </em>Allah&#8217;ın dediğinden ve dilediğinden başka bir şeyin olmayacağı hakikatidir. Bu gerçek, zaman içerisinde kazanılan vicdani bir tecrübedir. Dahası en önemli temel bir kaide olan tevhid vurgusu yapılmaktadır.</p>
<p><em>İkincisi;</em> sebepleri yerine getirmek bir sorumluluk olmakla birlikte, nazarları Müsebbibü&#8217;l-Esbap olan Kudreti Sonsuz&#8217;a çevirmektir<em>.</em></p>
<p><em>Üçüncüsü; <strong>insani tecrübe, bilgi ve kabiliyetleri artırma adına, Nebi (as) onlara güvenmekte ve itimat etmektir. </strong></em></p>
<p><em>Dördüncüsü;</em> insanın, yeryüzünde halife konumunda olması gereğince, kainat kitabına müdahale hakkının bulunmasıdır. Nebi’nin (as), ‘Aşılama!’ veya ‘Aşıla!’ şeklinde bir emri yoktur. <strong><em>O bu tavrıyla, beşeri ilgi ve bilgi kaynaklarını kurutmayıp aksine desteklemiştir. Dahası insani tecrübe ve birikimlerin heba olmamasına dikkat çekmektedir. </em></strong>Bu husus cidden çok mühimdir.</p>
<p><em>Beşincisi; </em>Nebevi tavır, insanların iradelerine zincir vurmamıştır. Önce, özellikle düşünce bazında tenbih etmiş ve denemiştir. Daha sonra ise aksiyon kısmında, iradelerinin hakkını vermelerinin doğruluğuna teşvik mahiyetinde beyanlarda bulunmuştur.</p>
<p><strong>Kainat Yasalarına Saygı<br />
</strong>Kur’an gibi kainat kitabının da ilkeleri vardır. Bu kurallar, insani tecrübenin keşfine açıktır. Tekvini yasalar; sünnetullahın/adetullahın kapsamına girer, bir tür vahiydir ve öğrenilmesi-öğretilmesi gerekir.</p>
<p><strong><em>Tarımsal aşılama olayındaki Nebevi duruş, aslında fen bilimlere alan açmaktadır. İnsanlara adeta, kainattaki bu tekvini ayetleri araştırın ve kendi sahanızda uzmanlaşın özlü mesajını ihtiva etmektedir.</em></strong></p>
<p>Nebi (as), ziraat alanındaki verimlilik konusunda, doğrudan teşri bir yasa koymayarak, insanlara geniş bir çalışma sahası açmaktadır. <strong><em>Onlara, eşyaya müdahale yetki ve sorumluluklarının değerini bilmelerini telkin etmektedir.</em></strong></p>
<p>Yalan ve yanlış yargı, kesinlikle Nebi’de (as) bulunmaz. Zira ismet sıfatı bunu gerektirir. Zan veya kanaat ise bir yargı ifadesi değildir, isabetli/isabetsiz olabilir. Kainat hakkındaki zanların tecrübe ile doğrulanması gerekir. <strong><em>İlahi bilginin dışında kalan her türlü beşeri zanlar, kanaatler, şüpheler, içtihatlar kritik edilebilir, sorgulanabilir. Böylesi insani tecrübeler değerlidir, onlar bilimleri netice verir ama bunlarda sürekli bir ilerleme söz konusudur.</em></strong></p>
<p>Lafız veya mana şeklinde, insanlara Resulullah&#8217;tan (as) ulaşan vahyin dışındaki alanlarda, sahabenin duruşu belirtilen bu kritik istikamette olmuştur. Onlar, Nebevi konum ile beşeri hususiyeti ayırt edebilmişlerdir. Ama Medine’nin ilk yıllarında aşılama olayı yapan ilgili insanlar, henüz nebevî ve beşerî şahsiyetlerinin <a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> sınırlarını tayin ve takdire ulaşmış olmayabilir.</p>
<p>Bediüzzaman bu hassas ve ince farkı<em> “İşte her hadiste bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkar ve muamelatında, risaletin ulvî âsârı aranılmaz.” </em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> diyerek vurgular.</p>
<p>Demek ki Nebi (as), beşeri yönü itibariyle, istişareye açıktır. O, tarımsal veya bunun gibi ihtisas gerektiren alanlardaki işlerde, ehlini adres göstermiştir. Bu açıdan, Nebi’nin (as) her türlü kavli veya hali duruşunda, birçok ders, ibret ve eğitim yönü bulunmaktadır. Hasılı, erkek ve dişi hurma ağacının fıtratında bulunan ve dolayısıyla pratik bilgi kategorisiyle ulaşılan bu insani tecrübeyi önemsemiştir, sonucuna pekala varılabilir.</p>
<p><strong>İlahi ve Beşeri Bilgi Tasnifi<br />
</strong>Mekkeliler, Medinelilerin bildiği, hurmaların insan eliyle aşılanması tecrübesinden henüz haberdar olmayabilirler.  Ayrıca onlara tabii olan aşılama bilgisi, <em>“Rüzgarı aşılayıcı olarak gönderdik.” <a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup><strong>[6]</strong></sup></a> </em>ilahi beyanı ile bildirilmiştir.</p>
<p>İster rüzgar isterse insan eliyle olsun, burada doğrudan teşri anlamında <a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> bir sınırlama, yönlendirme ve sorumluluk yoktur. Bunlar, bilimin alanına giren, gözlem ve tecrübe ile araştırılması gerekli olan dinamikler, tekamüle açık mevzulardır. <em>&#8220;Dünyanızın işlerini siz bilirsiniz.&#8221; </em>şeklindeki Nebevi tavırda bütün bunlara bir işaret de olabilir.</p>
<p>Dahası bu beyanlar, ne ihbarî ne de inşaîdir. Bu cümlerinden hareketle, doğru veya yanlış herhangi bir hüküm çıkarılamaz. Zaten aşı mevzusundaki Nebevi beyanda, ibadetlerde olduğu gibi, ne emir ne de yasaklama tarzında bir bağlayıcılık söz konusu değildir.</p>
<p>Sahabiler Nebi’nin (as) tavrını, önce teşri/dini bir yargı zannederek, elleriyle yapılan aşılama işini terk etmişler ve o sene beklenen ürünü alamamışlardır. Belki de bu ilahi taktir, beşeri mesuliyetlerden biri olan sebeplere riayetteki bir kusurun neticesi idi.</p>
<p>Nebi’nin (as), sözlerini bitirirken, beni ‘muaheze’ etmeyin buyurmasının bir nedeni, olayın perde arkasını veya bütününü kavrayamayan muhataplarını manen koruma amaçlı şefkatli bir tavır da olabilir.</p>
<p><strong>Sonuç<br />
</strong>Nebevi tavır, ilahi bilgi olmayan beşeri meselelerde, yani aşılama gibi insani tecrübe gerektiren, deneyime ve gözleme dayalı konularda, siz işlerinizi istişare ile birbirinize danışarak yürütün, bu hususlarda söz hakkınız vardır demektedir.</p>
<p>İlahi vahye müteallik olmayan meselelerde, bu Nebevi tavır insanlara örnek bir duruştur. Zanna, kanaate dayalı içtihatlar elbette yapabilir. Fakat rasyonel sonuçlar dikkate alınarak gerekli düzeltme ve güncellemelere açık olmak gerekir mesajı verilmektedir.</p>
<p>Esasında Nebi (as) bile ve onun izini süren sahabiler dahi, böyle hareket ederek rol model olmuşlarsa, herkesin insani bu tecrübelere saygılı olması bir ilke olmalıdır.</p>
<p>İşte bu aşı olayı, kainat kitabı nasıl okunması lazımdır sorusuna dair dikkat çekici bir örnektir. Özetle diyebiliriz ki, Nebevi tavır, ziraat ve benzeri sahalarda, beşeri tecrübe gerektiren bilim dallarında, özelde ümmetinin genelde tüm insanlığın yakın takibinde olmasını vurgulamış ve bu konularda uzmanlaşılması gerektiğine işaret etmiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Müslim,<em> Fedail,</em> 141</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Müslim, Fedail,139; İbn Hanbel, 1/162; İbn Mace,<em> Ruhûn</em>, 15</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> MF Gülen, <em>Asrın Getirdiği Tereddütler-2</em>, Sayfa 158</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> Prof. Dr. İbrahim Canan, <em>Peygamberimizin Yanılması Meselesi,</em> Rağbet Yayınları, Sayfa: 71-72</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Bediüzzaman Said Nursi, <em>Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Dördüncü Nükteli İşaret</em></p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a> <em>Kur’an-ı Kerim,</em> Hicr Suresi, Ayet: 22</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a> Prof. Dr. Abdullah Taha İmamoğlu,<em> Hurmanın Aşılanması/Döllenmesi,</em> Kubbealtı Yayınları, Sayfa: 124</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/insani-tecrube-ve-nebevi-tavir/">İnsani Tecrübe ve Nebevi Tavır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatırlı Hatıralardan Bir Demet</title>
		<link>https://hizmetten.com/hatirli-hatiralardan-bir-demet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 15:29:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=42527</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hani bir keresinde, Ankara’ya gelmiştin. Seri konferanslar yapıyordun. Bir de üniversite adayı liselilerin karşısına çıkmıştın. Zaman ayırmıştın onlara da. Ben de belletmen olarak oradaydım. Hatta normal sürenin üzerine ilave olarak,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hatirli-hatiralardan-bir-demet/">Hatırlı Hatıralardan Bir Demet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hani bir keresinde, Ankara’ya gelmiştin. Seri konferanslar yapıyordun. Bir de üniversite adayı liselilerin karşısına çıkmıştın. Zaman ayırmıştın onlara da. Ben de belletmen olarak oradaydım. Hatta normal sürenin üzerine ilave olarak, bir saat daha hasbihal etmiştiniz. Belli ki çok sevmiştiniz gençleri. İlk öğretmenim dediğiniz Refia annenin vefatı henüz tazeydi ve bizi adeta aileden biri görerek, ondan da bahsettiniz, duygu dolu ifadelerle. Fakat sohbetinizin ana konusu, tercih yapmaya hazırlanan bu gençleri, öğretmenlik mesleğine teşvik etmekti. <em>“Neslini yüceltme sancısını çeken muallime binler selâm&#8230;”</em> <a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> diye bitirdiniz sözlerinizi.</p>
<p>Salonda yere düşen sizin ve gençlerin gözyaşlarıydı sadece. Ama asla sözleriniz yere düşmedi, onlar gönüllerde yeşerdi. <em>Nerdesin adanmışlık, </em>o günkü sohbetin rotasıydı.</p>
<p>Ve yine bir defasında,  İzmir’de sizi ziyaret etmiştik. Varınca gördük ki, yalnız değiliz. Zira Anadolu’nun her yanından rehberlik sevdalısı kadın-erkek öğretmenler vardı. Salon  tıklım tıklım doluydu ve bizler kürsünün sahibini (sizi) bekliyorduk. Geldiniz ama bir süre dünya kelamı etmeden, doya doya seyrettiniz, o muhteşem manzarayı. Oysa bu sessizlikte bile biz, sizin gönül dilinizi hal şivenizi izliyorduk uzaktan.</p>
<p>Ardında da<em> “Çok uzak yerlerden geldiniz.” <a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup><strong>[2]</strong></sup></a> </em>diyerek başladınız<em> ve </em>dertleştiniz bizler ile uzun uzun. Nerdesin beklentisizlik, o tarihi günün özetiydi.</p>
<p>Hani bir keresinde, Şubat Soğuklarının etkisi devam ediyordu. Henüz ayrılmamıştın &#8220;Beşinci Kattan&#8221;. Meğer İstanbul’da geçirdiğiniz son aylarmış. Hizmetlerin Anadolu döneminin akşamında, bir akşam namazı kıldırdınız bize. Sonrasında Ali bey, ülkemizdeki ‘terör’ gündemi ve tahribatları hakkında bir soru sormuştu. Siz ise terörün bilindik zararların dışına çıktınız. Onun, bizim köyümüzün kültürünü yerle bir etmesinden bahsettiniz. O kadar çok gürültü vardı ki sokakta, oysa siz sükûnet arıyordunuz.</p>
<p>Talebeleriniz yer sofrası kurarlarken, bir köy çocuğu olarak, hayran kalmıştım yaptığınız yorumlara. Asıl kaybedilenin, <em>“Bir dilim sessizlik, eski köylerimizin hemen her zaman tabiî ve daimî iklimiydi.” <a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup><strong>[3]</strong></sup></a> </em>dediniz. Bu duruşunuz, sosyal ve kültürel tespitiniz, adeta kulağımda bir küpe olarak kaldı. Nerdesin huzûr ve sükûn, o akşamın bestesiydi.</p>
<p>Ve yine bir defasında, bazı hicret gönüllüleri hakkında fikrinize müracaat edilmiş. Bir ağabeyim, lütfedip beni de anıp, sormuş sizlere. <em>“Arkadaşımız için artık Türkiye’de değil, yurt dışına hicret etmesi daha uygun olur.” </em>buyurmuşsunuz. Duyunca bu mesajı ve teklif edilen ülkeyi, en hızlısından bir bilet almıştım kendime. Havaalanına varınca da, ülkemden ayrılırken, haliyle Kur’an ile teskin ve teselli olmak istemiştim. Mushafta son kaldığım sayfaya bakınca, sol üst köşede, tevafuk <em>‘Ve El-Mağrip’ </em>yazıyordu.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> Evet, az sonra ben, Afrika’nın sol üst köşesine (Fas)  gitmek üzere uçağa doğru hareket edecektim.</p>
<p>Vardığımda ise manevi desteğe ihtiyacımın had safhadaydı. Rüyamı şereflendirdiniz ve yetim başımı bağrınıza basarak saçlarımı okşadınız. O günlerde hicret, gurbet ve hasret  iliklerime kadar, buradayım diyordu.</p>
<p>Hani bir keresinde, Kestane Kampında sizi ziyaret etmiştim de, yüzüme baktığınızda, bir vefa abidesi olarak, ismi bende mahfuz,  bir esnaf dostunuza benzetmiştiniz. Takdim faslından sonra devamında,<em> “Uhud’daki Sarsıntıya Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Analitik Yaklaşımı’’ <a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup><strong>[5]</strong></sup></a></em> makalesine dair bir sunum yapmıştım. Nezaketle dinlediniz. Fakat konu siz olunca, tevazunuzun gereği olarak, bir çocuk gibi sıkılmış ve konuyu da değiştirmiştiniz.</p>
<p>Başka bir zaman ise, Nijerya’dan sizi ziyaret eden bir dostum vesilesiyle, bir teşvik notu almıştım: “ Bir akşam vakti, ziyarete gelen dostlarına hediye kabilinden Çağlayan dağıtıyordu. Derginin sayfalarını çeviriyor, yazı ve yazarın isimlerini okuyordu. İsminizi ve<em> ‘Ötelerden Uzatılmış Nuranî Bir İp: Denge’ <a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup><strong>[6]</strong></sup></a> </em>makalenizi zikredince, sizi tanıyan bir abimiz, hakkınızda bilgi verdi.’’ diye aktarmıştı. Ayrıca bir hedef mahiyetinde algıladığım,<em> “Güzel bir yazı, kalemi güçlüymüş, yazmaya devam etsin.’’ </em>ifadelerinizi de, bir ödev ve görev bildim kendime. Zira özetlere alınan yazıları kendiniz seçerek <a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> dergiye, yazara ve yazıya olan değeri bizzat ortaya koymuştunuz.</p>
<p>Şu Ramazan’da, yokluğu bile varlığının şahidi olan Boş Koltuk’tan <a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a> anlaşıldığı üzere, yaklaşan bu bayram, ilk kez sizsiz geçecek…</p>
<p>Evet, aylar önce manevi mirasınızı gönüllü takipçilerinize emanet ederek ruhunuzun ufkuna yürüdünüz. Rabbim, ruhunuzu şâd, mekânınızı Cennet, makamınızı âlî eylesin.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> MF Gülen, Maarifimizde Muallim, Çağ ve Nesil</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> MF Gülen, İman Davasına Gönül Vermişlerle Bir Hasbihal, Fasıldan Fasıla-3</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> MF Gülen, Bizim Köyümüz, Zamanın Altın Dilimi</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi, Ayet: 177</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Çağlayan Dergisi, Temmuz-2018, Sayı:16</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a> Çağlayan Dergisi, Temmuz-2019, Sayı:28</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a> Çağlayan Dergisi Mizanpaj, Şubat-Mart 2024 Sayıları</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a>  Boş Koltuk, Harun Tokak, S. Haber</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hatirli-hatiralardan-bir-demet/">Hatırlı Hatıralardan Bir Demet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title> Sistemli Düşünme Metodunun Bir Analizi (2. Bölüm)</title>
		<link>https://hizmetten.com/sistemli-dusunme-metodunun-bir-analizi-2-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Mar 2025 10:36:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41665</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sistemli Düşüncenin Temelleri Kâşif, mucit, araştırmacı, uzman, âlim ve idareciler belirli bir konuya yoğunlaştıklarında bilinçli olarak bir akıl yürütmek durumundadır. Yani bir çeşit düşünme metodu uygulamaları gerekir. Neyi düşünüleceğinizden daha&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sistemli-dusunme-metodunun-bir-analizi-2-bolum/"> Sistemli Düşünme Metodunun Bir Analizi (2. Bölüm)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="font-size: 14pt;">Sistemli Düşüncenin Temelleri</span></h2>
<p>Kâşif, mucit, araştırmacı, uzman, âlim ve idareciler belirli bir konuya yoğunlaştıklarında bilinçli olarak bir akıl yürütmek durumundadır. Yani bir çeşit düşünme metodu uygulamaları gerekir.</p>
<p>Neyi düşünüleceğinizden daha geri olmayan bir husus vardır ki, o da mevzunun nasıl düşünüleceğidir. Hatta en öncelikli mesele, hangi konunun ya da sorunun, ne tür bir düşünme türü veya türleri ile ele alınarak, çözümler geliştirmek gerektiği üzerine olmalıdır.</p>
<p>Esasında düşünce metotlarının her biri, insanı, hedeflerine götüren birer araçtırlar. Karanlık noktaları aydınlatmada kullanılan ışık kaynağıdırlar.</p>
<p>Herhangi bir konu, onu da içine alan daha büyük bir konunun parçasıdır. Aynı zamanda o konu, kendi içinde daha küçük konuların da bileşkesidir. Böyle olunca, hangi mevzu olursa olsun, ortada iç içe bir sistem kümesi vardır ve mantıklı yol, ilgili elemanlarından oluşan o meseleyi ‘sistemli düşünme’ ile takip etmektir.</p>
<p>İnsanın aklına gelen her çağrışım, hatırlama ve anımsamalara düşünce denemez. Zira sistemli düşünmenin bir temeli vardır. Bu temel ilkeler; hedefe odaklanma, sağlam malzeme ve doğru bilgi kullanma, engeller çıkınca pes etmeme, araştırma gayreti, konuya kilitlenme ve yeni talepler karşısında sürekli iletişimde olma gibi hususlardır.</p>
<p>Sistem, günümüzde, “Sistem Mühendisliği” alanıyla mühendislik fakültelerinde veya fen bilimleri bünyesinde konumunu tartışmasız kabul ettirmiştir. Dahası o, “Sistemli Düşünme” namıyla bir düşünme tarzı şeklinde felsefenin bir alanı olarak sosyal bilimlerde yerini almıştır. Dolayısıyla o, her iki temel sahada da yerini tescil ettirmiştir.</p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">Sistemli Düşünmenin Bazı Özellikleri</span></h2>
<p>Topyekûn varlığı veya bir parçasını ya da eşya ve hadiseleri okuyup anlama adına araştırma ve inceleme yaparken, bunların alan, sınır, hedef ve gayelerinin yanında, evvela temel doğru ve yanlış unsurları kavrama, sonra esnek ve yorumlanabilir kısımlarını bilme, ardında da nötr ve tarafsız taraflarını görebilme, sistemli düşüncenin çok yönlü temel özelliklerindendir.</p>
<p>Aktif ve dinamik bir yapı olan sistemli düşüncenin hususiyetlerine; ele aldığı herhangi bir konunun, kendisinin dışında kalan hususlarla alakasını, bünyesindeki her bir parçayı ve bunun diğer parçalarla ilişkisini, hatta bu mekanizmanın bir sonucu konumundaki semerelerinin tamamını birden mülahazaya alan, dengeli ve objektif düşünme metodu ilavesi de pekâlâ yapılabilir.</p>
<p>Mesela, bir eğitim modelini araştırıp incelerken, bu yapının dışında kalan insanların görüşleri ve algıları, bizzat ya da dolaylı işin içinde olan kişiler, ürünleri sayılan mezunlarının ayrı ayrı bakış açıları gibi hususlar makul yörüngeyi bulma adına, ölçme ve değerlendirmede kullanılması gereken farklı faktörlerdir.</p>
<p>Soyut veya somut herhangi bir beşerî sistemi, eksiksiz tasarlama, sağlam yapma, sürekli çalıştırma ve doğru işletmenin önemi kadar, yine onu denetleme, ıslah etme, güncelleme ve geliştirme gibi alt sistemlere de ihtiyaç vardır.</p>
<p>Her sistemin önemli ortak bir özelliği de bünyesinde, hem alt sistemlerinin hem de kendisini kapsayan üst sistemlerinin olmasıdır.</p>
<p>Sistemli düşünme ve çalışma, araştırmacı ve amatör ruhları profesyonelliğe taşıyan bir araçtır. Yine sistemli düşüncede esneklik özelliği, adeta ondaki hiyerarşi ve disiplinin ruhudur. Zira somut beden, ancak soyut ruh ile canlı kalabilir.</p>
<p>Nasıl ki her insanın bir karakteri vardır. Şayet bu düşünme yöntemin bir mizacı mevzu bahis olsaydı, öncelikle şu 14 husus sayılabilirdi:</p>
<ul>
<li>Bu metot, başlangıçta bir amaç ve hedefin olmasını gerektirir.</li>
<li>Teorik zihinleri, mecburi olarak bir disiplin altında tutturur.</li>
<li>Önceleri alışması belki zordur ama başarıyı kolaylaştırır.</li>
<li>Nedensellikte, irade devredeyken doğrusal değil döngüsel ilişkiyi esas aldırır.</li>
<li>Doğru çıkarım ve anlamlara, sadece parçalara değil bütüne bakarak ulaştırır.</li>
<li>Bütünün parça ile olan ilişkisini analitik olarak sorgulatır ve inceletir.</li>
<li>Parçalar arası etkileşimi kesinlikle hesaba kattırır.</li>
<li>Statik, dinamik, mekanik, organik tüm unsurları bünyesinde bulundurabilir.</li>
<li>Soyut- somut, fizik-metafizik, kavramsal-sosyal alt sistem türleri olabilir.</li>
<li>Hiyerarşiyi kurdurur, işlettirir ve kontrol ettirir.</li>
<li>Farklı bakış açıları ile mevzunun tüm yönleri düşündürür.</li>
<li>Yürütme esnasında, esnek ve alternatif yedek planları bulundurur.</li>
<li>Konuların hem iç hem dış faktörlerini tespit ettirir.</li>
<li>Tekrarlanabilmeye, yaygınlaşabilmeye elverişli bir yapı kurdurur.</li>
</ul>
<h2><span style="font-size: 14pt;">Yöntemin İki Semeresi: Gerçek Düşünce ve Aksiyon</span></h2>
<p>Sistemi meydana getiren her bir parça veya unsurun; kendine has işlevi, diğer parçalarla bağı veya münasebeti, yapının bütününe bakan bir misyonu vardır. Hiçbir parça tek başına sistemin hedefini veya amacını, objektif bir şekilde tanımlamaya kâfi gelemez. Öyleyse farklı renklerden müteşekkil bu anlamlı mozaik ancak sistemli bir yaklaşım sayesinde kavranabilir.</p>
<p>Aksiyon -ister soyut isterse somut olsun- gerçek düşüncenin, gerçek düşünce de sistemli düşünmenin bir ürünüdür. Ayrıca gerçeklerle çelişen düşüncelerin, gerektiğinde bir kenara konması da bu metodun ayrı bir semeresidir.</p>
<p>Düşünmek fiili bir tohumsa, ‘düşünce’ de bu tohumun meyvesidir. Gerçek düşünmenin özünde ‘aksiyon’ boyutu vardır. İşte, esasında insandaki bu düşünme cevheri veya bu iç eylem, bir taklit değil bir ilktir.</p>
<p>Mesela yer çekimi kanununu, suyun kaldırma kuvvetini, Dünya’nın elips şeklinde olduğunu ve kendisinin Güneş etrafında belirli periyotlarla döndüğünü ilk kez söylemek; sıfırı tanımlayıp cebirsel işlemlerde ilk defa kullanmak; elektriği icat etmek gibi, bütün bu ve benzeri konular haddizatında bir aksiyondur. Sonradan bunların tekrarı ve kullanılması ise bir nevi taklittir, arazdır ama katiyen iç eylem değildir.</p>
<h2><span style="font-size: 14pt;">Bu Metot ile Problemlere Bakış</span></h2>
<p>Sistemli düşünebilen bir dimağ, ele aldığı mevzu karmaşık veya kompleks görünse dahi, ‘değişkenler’ olarak tanımlanan iç unsurları ve ‘faktörler’ şeklinde adlandırılan dış etkenleri tanımlar. Dolayısıyla her iki temel parametre grubunu tasnifler.  Bu sayede o, önüne çıkması muhtemel engellere takılmadan hedefine ulaşabilir.</p>
<p>Mesela böylesi dimağlar, her herhangi bir problem, sorun veya soru ile yüz yüze geldiğinde hemencecik sadece çözüm ya da cevaba odaklanmaz. Onlar bazı sorularla ilerler:</p>
<p>Problem ya da soru doğru mu? Çözüm için eldeki veriler yeterli mi? Muhatap ben miyim? Ben tek başıma bunun altından kalkabilir miyim? Ne zaman/ nereden/nasıl/niçin/kiminle müdahale etmeliyim? Bu sorudan maksat acaba sadece sorunun çözülmesi olmayabilir mi? İşte buna benzer sorular ile sistemli düşünme argümanlarını tek tek kullanır.</p>
<p>Bütün bunların aksine, düşünmedeki sistemsizliğin akıbetinin hüsran olduğuna, bir basit misal vermek istiyorum: Sokak ortasına, boğazına bıçak dayanmış, canı tehlikede bir insanın, karşımızda can havliyle bizden imdat beklerken hayal edelim. O sırada bu olayı izleyen başka bir kişi, tehlike altında korkudan titreyen bu adamın, eski bir davranışının yanlışlığını iddia etsin. Bu hatasının sebebini de acil öğrenmek istediğini gündeme getirsin. Ancak sistemli düşünmeyenler, bu yersiz iddiayı gidip araştırma (!) yapmak için olay yerini terk etmeye kalkar. Tabii ki döndüklerinde cevap verecek birilerini bulabilirlerse… Zira bu zaman kaybı, bir masumun hayatının sönmesine neden olabilir.</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Sonuç</span></h2>
<p>Nice inceleme ve araştırmaların sonucunda başta kâşif ve mucitler görmektedirler ki, evren ve onun herhangi bir parçasında, en küçüğünden en büyüğüne kadar, canlı/cansız, soyut/somut, fizik/metafizik, mikro/makro bütün âlemler ahenkle işleyen sistemlerle doludur.</p>
<p>En baştan itibaren varlıktaki nizamı kabul ederek, onun içindeki alt sistemleri ve bunların birbirleriyle irtibatlarını, sebep ve sonuç ilişkilerini hikmetleriyle beraber anlama gayreti, sistemli bir yaklaşımdır. Ayrıca bu kolay bir yöntemdir. Fakat objektif olamama kaygısıyla, bu nizama bigâne veya tarafsız kalarak varlıktaki sırları, ahengi keşfetme çabası ise zor bir yoldur. Öncekine kıyasla her ne kadar daha yorucu olsa da elbette bu da bir tercihtir.</p>
<p><strong><em>Nâzım’ı kalben kabul edip-etmemek insanın özgür iradesine bağlı bir inanç konusudur. Ama selim akıllar, sistem de diyebileceğimiz mükemmel bu nizamı ve delillerini, farklı bilim dalı başlıkları altında, tekvini ayetler manzumesi olarak bilinçli veya bilinçsiz ilan ve itiraf ederler. Hâlbuki tüm bu nizamları; tabiata, tesadüfe veya sebeplere beyhude dayandırma çabası, ilgili sistemleri reddetmek değil, aksine bu harikulade düzeni, kozaliteyi kabul edip, onlara haddizatında ‘Bir gerçek sahip’ arayışı değil midir? </em></strong></p>
<p>Öyleyse hakikat arayışındaki insan, kendisindeki potansiyel nispetinde, iç içe sistemlerle süslenmiş fizik ve metafizik âlemleri ancak ‘sistemli düşünme’ sayesinde gerçek mana, maksat ve mahiyetiyle okuyup anlayabilir.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sistemli-dusunme-metodunun-bir-analizi-2-bolum/"> Sistemli Düşünme Metodunun Bir Analizi (2. Bölüm)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sistemli Düşünme Metodunun Bir Analizi 1</title>
		<link>https://hizmetten.com/sistemli-dusunme-metodunun-bir-analizi-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 16:32:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41659</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe’de düzen, Arapça’da nizam kelimelerinin karşılığı olarak ‘sistem’ kullanılır. Sistem, Yunanca ile Latince ’deki türediği köken itibariyle; birleşme, oluşma, yerleşme, bir araya gelme, bir arada durma anlamlarına gelir. [1] Ayrıca&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sistemli-dusunme-metodunun-bir-analizi-1/">Sistemli Düşünme Metodunun Bir Analizi 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe’de düzen, Arapça’da nizam kelimelerinin karşılığı olarak ‘sistem’ kullanılır. Sistem, Yunanca ile Latince ’deki türediği köken itibariyle; birleşme, oluşma, yerleşme, bir araya gelme, bir arada durma anlamlarına gelir. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Ayrıca bu kavram, İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Portekizce, Farsça ve Rusça gibi dünya dillerine mâl olmuştur. Bu kelime, yazılım ve seslendirme nüanslarıyla birlikte, âdeta global bir hüviyet kazanan değerli bir sözcüktür.</p>
<p>Sistem kavramını Göksel Ataman, “<em>Genel olarak düzenli bir biçimde birbirini etkileyen ve birbirine bağlı birimlerden, değişik bölümlerden oluşan ve genel bir plana göre kurulan, belirli bir sonuca ulaşmak için amaca yönelmiş bir bütündür.</em>” <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> şeklinde tanımlar. Yahya Kaya, <em>“Birbirine bağımlı olan iki veya daha fazla parçadan oluşan, çalışma ve özellikleri itibarıyla belirli bir sınırı olan örgütlenmiş ve bölünmez bir bütündür.” <a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a> </em>diye tarif eder.</p>
<p>İnsan aklına, zihnine, dimağına veya beynine; ‘düşünme’ aktivite ve süreçlerinin gerçekleştiği, öncül ana kaynaklar olarak bakılabilir. Her insan, bu kaynakların istidat ve kapasiteleri ölçüsünde, düşünce semerelerine ulaşmak için, tefekkür de denen çok yönlü düşünme potansiyellerine, fıtrat olarak açık durur.</p>
<p>Özellikle analitik ve alternatifli okumak, eşya ve hadiselerin perde arkasına basiretle bakmak, derin araştırmalar ve titiz incelemeler yapmak, insanın bu potansiyelini besler ve hareketlendirir. Ve zaman içerisinde iddia ve ispat edilebilen, adına ‘düşünce’ denilen fikir filizleri; icatların, keşiflerin ve tecrübelerin de beraberinde getirdiği destek ve teşvikler ile gelişerek olgunlaşır. Esasında mantık, matematik, fizik, felsefe, fen, tıp, astronomi gibi nice bilimlere, bu beslenen fidanın meyveleri dense sezadır.</p>
<p>Zira deliller üzerinde yoğunlaşmak ‘tefekkür’ ise, geçmişi hatırlamak ‘tezekkür’, geleceği hesaba katmak ‘tedebbür’, sebep-sonuç bağını kurmak ‘taakkul’ ve şimdi için yeni bir şey üretmek ‘tefakkuh’ kavramlarına karşılık gelir.</p>
<p>‘Sistem’ ve ‘düşünme’ kelimeleri hakkındaki bu kısa hatırlatmalardan sonra, numune olarak, şimdi “sistemli düşünce” üzerinde kim, ne demiş ona bir göz atalım.</p>
<h2>Gülen Perspektifinden Sistemli Düşünme</h2>
<p>Sayın Fethullah Gülen, bu düşünme metodunun değeri hakkında önemli tespitlerde bulunmuştur. Fark edebildiğim beş tanesini burada paylaşmak istiyorum.</p>
<ul>
<li>Sistemli düşünme, dirilişin olmazsa olmaz esaslarından biridir: <strong><em>&#8221; Sistematik düşünce, mahrûtî bakış, bildiğimiz şeylerin bir kere daha sorgulanması, taklit cadısının tesirinden sıyrılma, kibir, gurur, ucb, bencillik levsiyâtının ayaklar altına alınması bu oluşum ve bu dirilişte olmazsa olmaz esaslardandır. &#8221; <a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>
<p></em></strong></li>
<li>Sistemli düşünme sayesinde, örtülü kalan soruların cevapları, kâinata yöneltilerek bilinebilir: <strong><em>&#8221; Sistemli ve hedefli düşünce, varoluş vetiresinde (süreç) karşımıza çıkan bütün muammaları yine kâinâttan sorarak, her şeyin cevabını ondan almaktır. Diğer bir ifadeyle, topyekün varlıkla kendi arasında bir akrabalık tesis ederek, her yanda her şeyin diliyle hakikati arayan şuurun faaliyette olması demektir.</em></strong><em> &#8221; <a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a></em></li>
</ul>
<ul>
<li>Sistemli düşünme, insanlık seviyesine yükselebilmek için, insanların ihtiyaçlarından biridir: <strong><em>&#8221; Arayan bulur. Israrla kapı çalana, kapılar behemehâl açılır. İlâhî bir kânundur</em>.<em> Bu kânuna göre, insanın insanlık semâsına çıkabilmesi için, temiz niyet, sistemli düşünce, sarsılmayan bir azim ve sürekli gayrete ihtiyacı vardır. &#8221; <a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>
<p></em></strong></li>
<li>Sistemli düşünme, insanın karakterine ve ahlakına olumlu tesir eder:<strong> <em>&#8221; Onun (insanın), yüksek bir karakter kazanarak ikinci bir varlığa ermesi, sonra da kendi olarak kalabilmesi, sistemli düşünmesine, sürekli çalışmasına ve ara vermeden, kalbî ve ruhî hayatında derinleşmesine bağlıdır. &#8221; <a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>
<p></em></strong></li>
<li>Sistemli düşünme, tefekkürün manalarından biridir: <strong><em>&#8221; Herhangi bir mevzuda, geniş, derin ve sistemli düşünme mânâlarına gelen tefekkür; erbâbınca, kalbin çırası, rûhun gıdası, bilginin rûhu ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ziyâsıdır. Tefekkür olmayınca kalb karanlıklaşır, ruh hafakanlara girer ve İslâmî hayat da kadavralaşır. &#8221; <a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></em></strong></li>
</ul>
<p>Görüldüğü gibi Gülen perspektifinden, sistemli düşünme metodunun, insan için konumu, son derece değerlidir.</p>
<p>Düşüncenin istikameti ve rotası bu metot ile sağlanabilir. Bu yönteme, hedefine doğru seyahat eden hakikat yolcularının pusulasıdır, dense yakışır.</p>
<h2>Akademik Tanımlamalar</h2>
<p>Nasıl ki insanoğlu, ulaşım ve iletişimde hız kazanmak için bir kısım araçlar buldu ve bunları zamanla ilerletti. Aynen öyle de düşünme sahasında da doğruyu yanlışı birbirinden ayıran, tutarlı akıl yürütebilmek için bir araç/alet olarak, ‘mantık’ bilimini keşfetti. Tümevarım, tümdengelim, analoji ve geriçıkarım usullerini geliştirdi. Ayrıca mantığın temel öncül ve aksiyomlarını sorguladı. Bütün bunlara, alan belirledi, bazı sınırlar çizdi ve güncelledi.</p>
<p>Dahası klasik, sembolik ve bulanık mantık gibi teorik aklın da adeta özel alfabe veya gramerlerini, kategorilerini geliştirdi. Bu verilerden hareketle daha sonraları, bütüncül, analitik ve sistemli düşünce adı verilen çok zengin alternatif düşünme metotlarına da ulaştı.</p>
<p>Sistemli düşünme türüne dair, muhtevası birbirine benzer pek çok bilimsel tanımlama vardır. Onu, Vahap Tecim bir tarz şeklinde,<em> “Genel bir bakış açısıyla, problem ile ilgili tüm yönleri hesaba katan, problemin veya olayın farklı parçaları arasındaki ilişkilere odaklanan, bir problem çözme yaklaşımıdır.”</em> <a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> diyerek doğrudan izah eder. Filozof Churchman <em>“Yaşanan ortamda ortaya çıkan problemler birbirleriyle o kadar ilişkilidir ki, hangisinden başlanması gerektiği çok bulanıktır.”</em> <a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> beyanıyla bu düşünce metodunun ipuçlarını ve zaruretini dolaylı biçimde vurgular.</p>
<p>Mahiyetini güzel ifade eden tanımlardan birini de Firdevs Güneş yapar. Onu yaklaşımı ise: <em>“Çeşitli elemanlar ve aralarındaki ilişkileri içeren karmaşık bir bakış açısını içerir. Sistemli düşünme demek, bilinçli düşünmektir. Sistemli düşünmekte bir amacın ve hedefin olması önemlidir. Sistemli düşünce, bilinenden yola çıkarak, bilinmeyene ulaşmak ve mantıklı işlemlerle onu açıklığa kavuşturmaktır.”</em> <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Anlaşıldığı üzere bu tanımlamaların özünde; bütünü meydana getiren elemanların tanınması, bu elemanların birbirleriyle münasebetlerinin bilinmesi, idrak etmede/kavramada/ algılamada şuur faktörünün konumu, gayenin temel bir unsur olması, eldeki verileri doğru değerlendirip mantık aracını kullanarak bilinmeyenleri bilinir kılma arzusu, gibi hususlar vurgulanmaktadır.</p>
<h2>Sistemli Düşünmenin Değeri</h2>
<p>Sistemli düşünme dünyada sadece insanlara hususi bir kabiliyettir. Bu istidat onun, konumunu, donanımını ve sorumluluğunu ifade eden bir hakikattir.</p>
<p>İnsan beyni şayet bilgisayarlardaki ‘donanımlara’ benzetilirse, onun aklı da ‘yazılımlar’ şeklinde kabul edebilir. Her insanda beyin vardır ama her insan, her vakit akıllı davranamaz. Hatta o, akıl sağlığını kısmen veya tamamen yitirebilir de. Benzer şekilde her aklı olan insan da sistemli düşünceye sahip değildir.</p>
<p>Sonuçta akıl beynin en önemli bir özelliği, düşünce de aklın en ehemmiyetli bir sıfatıdır.</p>
<p>Çağımızdaki nesillerin yetiştirilmesinde en önemli hususlardan biri, onlarda sistemli bir tefekkür bilincini öğretmektir. İyinin, güzelin ve doğrunun, coğrafi anlamda doğu veya batıdan ortaya çıkması sonucu etkilemez. Bu düşüncenin öyle yararlı yanları vardır ki; mesela, sistemli düşünme bir olgun insan sıfatıdır. Hakikat yolcusu her insan, böylesi altın gibi sıfat ile donatılması lazımken, maalesef bu pratikte bazen böyle olmayabilir.</p>
<p>Özellikle bu sıfatın hem öğretilecek hem takip edilecek metotlar içerisindeki ayrı bir kıymeti vardır. Ne yazık ki, sistemli düşünme, sistemli çalışma ve çalışmada devamlılık gibi değeri yüksek şeylere, insanların pek çoğu iltifat etmez ve ilgi duymaz. Oysaki o, en güvenilir, en kestirme, en kolay, neticeye en yakın ve en sağlam düşünme yörüngelerinden biridir.</p>
<p>Fikirleri insanlığa duyurmanın, uzun soluklu metotlar geliştirmenin ve bu mevzuda geçerli argümanlar oluşturmanın ilk adımı, hayati bir meseledir. İşte bunun için evvelâ ‘sistemli düşünme’ şarttır. Bir şey yapmadan evvel düşünmek, yemeden evvel çiğnemek gibi bir şeydir. İnsan çiğnemeden bir şey yutmaya kalkarsa, o şey yutağa takılı kalabilir ve dahi o kişi boğulabilir. Hatta yutsa bile, bu durumda midenin yükünü artırmış olur.</p>
<p>(Devam edecek)</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Henry George Liddell, Sistem Kavramı, A Greek-English Lexicon, Sayfa:1819</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Prof. Dr. Göksel Ataman, İşletme Yönetimi: Temel Kavramlar ve Yeni Yaklaşımlar, Sayfa: 131</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Prof. Dr. Yahya Kemal Kaya, Eğitim Yönetimi: Kuram ve Türkiyeʼdeki Uygulama, Sayfa: 81</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> MF Gülen, İç Çürüme ve Çıkış Yolları (3), Çağlayan Dergisi</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> MF Gülen, Aksiyon ve Düşünce, Ruhumuzun Heykelini Dikerken</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> MF Gülen, Düşünce Helezonunda İnsan, Yitirilmiş Cennete Doğru</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> MF Gülen, Düşünce Helezonunda İnsan, Yitirilmiş Cennete Doğru</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a>  MF Gülen, Tefekkür, Kalbin Zümrüt Tepeleri (1)</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a>  Prof. Dr. Vahap Tecim, Sistem Yaklaşımı ve Soft Sistem Düşüncesi, / D.E.Ü. İ.İ.B.F. Dergisi Cilt:19 Sayı:2</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Prof. Dr. Charles West Churchman, The Systems Approach</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Prof. Dr. Firdevs Güneş, Öğrencilerin Düşünme Becerilerini Geliştirme, TÜBAR-XXXII, Sayfa: 133</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/selim_gul/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sistemli-dusunme-metodunun-bir-analizi-1/">Sistemli Düşünme Metodunun Bir Analizi 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
