<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Recep Atıcı, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/author/recepatici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/author/recepatici/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 May 2025 15:46:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Recep Atıcı, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<link>https://hizmetten.com/author/recepatici/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Enes Kanter Freedom ile Bir Gün…</title>
		<link>https://hizmetten.com/enes-kanter-freedom-ile-bir-gun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 May 2025 15:46:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Kanter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=44151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz yağmurları eşliğinde Almanya’nın kuzey şehirlerinden Kiel’de bir günlüğüne Enes Kanter Freedom’u misafir ettik. Gecelerin çok kısa olduğu bu mevsimde bir rüya gibi ruhlarımıza suyun ötesinden rayihalar serpti de gitti&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/enes-kanter-freedom-ile-bir-gun/">Enes Kanter Freedom ile Bir Gün…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz yağmurları eşliğinde Almanya’nın kuzey şehirlerinden Kiel’de bir günlüğüne Enes Kanter Freedom’u misafir ettik. Gecelerin çok kısa olduğu bu mevsimde bir rüya gibi ruhlarımıza suyun ötesinden rayihalar serpti de gitti bu güzel kardeşimiz.</p>
<p>Sabah 11:30 gibi bu beldenin güzel insanlarının birinin evinde bir düzüne insanla kahvaltı yapıldı. Kahvaltıda bire bir olmanın da verdiği rahatlıkla çok güzel şeylerden bahsetti. Sabah yoldan geldiği için kahvaltıdan sonra biraz dinlendi. Saat 15 gibi muhteşem bir basket salonunda yaklaşık kızlı erkekli 70 kadar öğrenciyle beraber oldu. Bu eyalette okulların bir haftalığına tatil olması da katılımı arttırdı. Gelen öğrenciler arasında 100 km’den daha uzak yerlerden gelenler vardı.</p>
<p>Kanter’le basket oynayan çocukların keyfine diyecek yoktu. Kimisi fotoğraf çektirdi kimisi de basket topunu imzalattı. Basket oynamadan sonra saat 18 gibi Hizmet Hareketinin dünyaya öğrettiği Maklube tencereleri kaşık sesleri eşliğinde çevrildi.</p>
<p>Daha sonra beldemizin fedakâr ablalarına özel bir seans ayıran Kanter, onlara Hocaefendi ile yaşadığı enfes hatıralarından bahsetti.</p>
<p>Kiel’e neredeyse yaklaşık bir aydır yağmur yağmıyordu. İlk defa otlar sararıp kurumaya başlamıştı ki Kanter kardeşim gelirken rahmeti de beraberinde getirdi. Dışarıda rahmet damlaları aralıksız kurumaya yüz tutmuş toprağa hayat verirken Kanter kardeşimin anlattığı güzel hatıralarda baylı bayanlı yaklaşık yüz civarındaki insanımızın ümit tomurcuklarına hayat oldu. Çok şey anlattı. Ben kendisinden; “Bunu yazabilir miyim?” dediğim bir tanesini sizlerle paylamak istiyorum. O da şu:</p>
<p>Meriç’ten bir şekilde Yunanistan topraklarına Hizmet gönüllülerinin geçtiği, ancak geçtikten sonra geri itilerek zalimlere teslim edildiği günlerdir. İşte o günlerde Birleşmiş Milletler toplantısı için Yunanistan Başbakanı ABD’ye gelecektir. Bu geri itmeler meselesini Başbakan ABD’ye gelince görüşülse nasıl olur gibi bir fikir ortaya çıkar. Başbakanın danışmanlarından biri Kanter’in daha önceden bir vesileyle tanıştığı birisidir. ‘Bu görüşmenin yapılması iyi olur’ denilse de mesele Hocaefendi’ye sorulur. Hocaefendi Yunan halkının gösterdiği centilmenliğe teşekkür edilmesi adına bu görüşmeyi olumlu bulur. Fakat, görüşme esnasında katiyyen geri itmelerden bahsedilmemesini ister. Kanter buna şaşırır ve anlamamış gibi yapınca Hocaefendi biraz üslubunu sertleştirerek; “<strong><em>Görüşme esnasında geri itmelerden bahsetmeyin</em></strong>” der.</p>
<p>Nihayet gün gelir ve ABD’de basına kapalı (Başbakan öyle istemiştir) olarak görüşme yapılır. Başbakan ilk olarak elini uzattığında gayet resmi ve biraz da soğuk bir ifadeyle “Merhaba” der. Daha sonra Kanter, Yunan halkının gösterdiği yardım severliklerden bahsederek teşekkürlerini bildirir. Fakat Yunanistan Başbakanı kendisi, bu geri itmeler meselesini açınca Kanter bir anda ne diyeceğini bilemez. Hocaefendi kesinlikle bu meseleye girme dediği için cevap vermemesi gerekmektedir. Fakat karşısında bir devletin başbakanı vardır. Bir anda konuyu değiştirmek için mevzuyu baskete getirir. Fakat başbakan tekrar aynı mevzuyu konuşmaya devam edince bu sefer; “Efendim baklava Türkler’e mi yoksa size mi ait” der. Espriyle karışık bu soru gündemi değiştirir ve başka şeylerden bahsetmeye başlarlar.</p>
<p>Görüşme bittikten sonra Başbakan bu sefer Kanter’e gayet samimane şekilde kucaklayarak ayrılır.  Danışman Başbakanı yolcu ettikten sonra tekrar geri gelerek Kanter’e şöyle der: “<em>Seninle görüşmeden önce bu konuyu içeride konuşmuştuk. Başbakan bu meseleyi dile getirmeniz endişesiyle biraz gergindi. Ancak mevzuya hiç girmemenizden dolayı sizin samimiyetinizden emin oldu ve ayrılırken de çok memnun ayrıldı.”</em></p>
<p>Aslında Kanter Başbakan ile görüşmeyi bu geri itmelerden dolayı istemişti. Fakat, Hocaefendi de bu meseleye hiç girilmemesini istemişti. İşte feraset diye ben buna derim. Allah’ın izniyle bizler onun geride bıraktığı feraset eksenli mirasını hakkıyla değerlendirebilirsek sanırım şaşırıp yollarda kalmayız.</p>
<p>Rabbim Hocaefendi’yi rahmetiyle muamele eylesin. Bizleri de geride bıraktığı mirasını hakkıyla sahip çıkmayı muvaffak etsin. Amin…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/enes-kanter-freedom-ile-bir-gun/">Enes Kanter Freedom ile Bir Gün…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hocaefendi’nin İlmi Yönünü Hazmetmek İşte Böyle Olur…</title>
		<link>https://hizmetten.com/hocaefendinin-ilmi-yonunu-hazmetmek-iste-boyle-olur/</link>
					<comments>https://hizmetten.com/hocaefendinin-ilmi-yonunu-hazmetmek-iste-boyle-olur/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 May 2025 14:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Çağlayan Sempozyumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43993</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli dostlar, 17 Mayıs Cumartesi günü Çağlayan Dergisi “Birlikte Yaşama Kültürü” temasıyla Hollanda’nın Nijmegen şehrinde bir sempozyum düzenledi. Orada Bediüzzaman’ın, “Hakîkî mürşid-i âlim koyun olur, kuş olmaz. Hasbî verir ilmini.”&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hocaefendinin-ilmi-yonunu-hazmetmek-iste-boyle-olur/">Hocaefendi’nin İlmi Yönünü Hazmetmek İşte Böyle Olur…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli dostlar, 17 Mayıs Cumartesi günü Çağlayan Dergisi “<em><strong>Birlikte Yaşama Kültürü</strong></em>” temasıyla Hollanda’nın Nijmegen şehrinde bir sempozyum düzenledi. Orada Bediüzzaman’ın, “<em>Hakîkî mürşid-i âlim koyun olur, kuş olmaz. Hasbî verir ilmini</em>.” sözünü iliklerimize kadar hissettik.</p>
<p>Üstad, bu vecizeyi bir başka yerde, “<em>Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay verir.</em>” şeklinde ifade eder.</p>
<p>Sempozyum ile ilgili değişik mecralarda yazılar kaleme alındı. Bu yüzden işin teferruatına girmeyerek burada Yunan asıllı Prof. Sotiris Livas’ın hazmedilmiş ilmini gösteren birkaç paragrafını sizlerle paylaşacağım.</p>
<p>Bizler çoğumuz itibariyle Hocaefendi’nin düşüncelerini takip ettiğimizi düşünüyor olabiliriz. Ama Hocaefendi’nin ilmi yönünü hazmettiğimizi -başta nefsim- söylemek mübalağa olur. Çünkü Prof. Livas’ı dinleyince “<em>Hocaefendi’nin ilmi yönünü hazmetmek işte böyle olur”</em> dedim.</p>
<p>Onun bildirisinin başlığı “<em>İnsanlar Arasında Bir Köprü Olarak Fethullah Gülen: Birlikte Yaşama Kültürü Üzerine Fethullah Gülen Öğretisi”</em> idi.</p>
<p>Prof. Livas “<em>İslâm ve modernlik uyumu” meselesi, birkaç yüzyıldır Müslümanların modern dünya ile kurduğu ilişkinin merkezinde yer almaktadır</em>.” dedikten sonra islâm dünyasından Edward Said, Paul Weller ve Amr E. Sabet gibi örnekler verdi. Sonra da bu insanların yaklaşımlarının genellikle ‘temelde alternatif üretme çabasına dayandığını; zira her ne kadar uzlaşma ve diyalog arayışları öne çıksa da bu çabalar esasen iki farklı düşünce biçimi arasındaki uçurumun varlığını kabul ederek’ başladığını ve dolayısıyla mesafe alınamadığını söyledi.</p>
<p>Sonra da bu çabaların, ‘<em>farkında olmadan sorunu besleyen ve onun sürekliliğini sağlayan kısır bir döngüye dönüştüğünü’</em> ifade etti ki, bu problemi anlama adına güzel bir tespitti.</p>
<p>Bu tespitten sonra Gülen Hocaefendi’nin, daha en başından itibaren ‘islâm dünyasındaki düşünürlerin tam aksine, bu meseleye bambaşka bir yolla yaklaştığını, dışarıdan bakıldığında sanki islâm ile modernlik arasındaki uyum sorununu görmezden geliyormuş gibi algılanabileceğini, oysa gerçekte durumun çok daha farklı olduğunu’ şöyle izah etti:</p>
<p>“<em>Ancak Gülen bu meseleleri görmezden gelmez. Hatta tam tersi, ilk adımlarından itibaren alışılmışın dışında, öncü bir yaklaşım ortaya koyarak İslâm’ın kurumsal, hukukî, ahlakî, kültürel ve toplumsal boyutlarına dair derinlemesine bir birikim ortaya koyar. (Bu yaklaşımıyla) İslâm ile modernlik arasında herhangi bir uzlaşmazlık bulunmadığını; İslâmî düşünce tarzı ile Batı rasyonalizmi arasında zorunlu bir kopukluk olmadığına inanır.” </em></p>
<p>Prof. Livas, Hocaefendi’nin, ‘bu inancını dolaylı bir yolla ifade etmesi gerektiğinin de farkında olduğunu, dolayısıyla bu iki dünya arasında özel bir “<em>köprü kurma”</em> ihtiyacı yokmuş gibi yaklaşarak “Siyer Felsefesi”nin perspektifinden onun bu meseleye yaklaştığını şöyle açıkladı:</p>
<p>“<em>Esasında, Müslümanlar dinlerinin köklerine döner ve Hz. Muhammed’le başlayan, gerçekten küresel ve özgürlükçü bir topluluk örneği sunan ilk İslâm toplumunu izlerlerse, bu farklılıklar bütünüyle anlamını yitirecek ve ortadan kalkacaktır. Gülen, islâmî evrenselliğe dönüşü sürekli olarak öğütler; bunu hem yazılarında ve konuşmalarında hem de Peygamber Muhammed’in (s.a.v.) örnekliğini esas alarak yapar. Üstelik bu dönüşü yalnızca sözle değil, bizzat kendi hayatıyla da ortaya koyar.”</em></p>
<p>Prof. Livas, Hocaefendi’nin, ayrıca bu mesajı hem Hizmet Hareketi aracılığıyla kamuya ilettiğini hem de takipçilerinin ve gönüllülerinin yaşam tarzlarıyla müşahhas hale getirdiğini de şöyle ifade etti: “<em>(Zira) bu evrenselliğin ilkeleri, modern gerçekliğe uyarlanmayı gerektirmez; çünkü zaten özünde, ırk, millet, din ya da siyasi inanç gözetmeksizin herkesi kuşatan bir toplumu esas alır. Aynı zamanda bu evrensellik, yalnızca bu dünyayı değil, öteki dünyayı da kapsayıcı bir yaklaşımla ele alır.”</em></p>
<p>Prof. Livas, Hocaefendi’nin, dünyaya başkalarının gözünden bakmayı, olaylara hoşgörü ve hüsnüzan merceğinden yaklaşmayı öğütlediğini; zira insan, gerçek anlamda kendini ancak bu empatik bakışla tanıyabileceğini ifade ettikten sonra sözlerini şöyle bağladı:</p>
<p>“<em>Asıl başarısı, en büyük kazanımı da tam olarak budur: Yerel olanı ulusal düzeye, ulusalı evrensele ve küresel boyuta taşıyabilmiş olmasıdır. Üstelik bunu, farklılıklara odaklanarak değil; tam tersine, tüm farklılıkları eriten bir düşünce ve yaşam biçimi inşa ederek başarmıştır. Öyle kapsayıcı bir anlayıştır ki, herkesi ve her şeyi içine alabilecek kadar geniştir.”</em></p>
<p>Evet, yazının başında dediğim gibi Hocaefendi’nin ilmî yönünü hazmetmek böyle bir şey olmalı. Prof. Livas’ın bildirisinde gerçek anlamda hazmedilmiş bilgiyi gösteren çok enfes tespitler var. Maalesef kısa bir köşe yazısına hepsini sığdırmak mümkün değil. Sempozyumun bildirilerinin Eylül ayında kitaplaştırılacağı sözü verildi. Şayet bu hayata geçirilirse orada hem Prof. Livas’ın hem de diğer katılımcıların tespitlerini okuyabilirsiniz.</p>
<p>Ancak, sanırım kitaptan okumak hiçbir zaman yerinde izleyip dinlemek gibi olmayabilir. Ama gene de çok istifadeli olacağından şüphem yok.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hocaefendinin-ilmi-yonunu-hazmetmek-iste-boyle-olur/">Hocaefendi’nin İlmi Yönünü Hazmetmek İşte Böyle Olur…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hizmetten.com/hocaefendinin-ilmi-yonunu-hazmetmek-iste-boyle-olur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>14</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kesilen Sakal Daha Gür Gelir…</title>
		<link>https://hizmetten.com/kesilen-sakal-daha-gur-gelir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 08:16:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Çağlayan Sempozyumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43841</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Siz İnebahtı deniz savaşında bizim sakalımızı kestiniz, biz ise Kıbrıs’ta sizin kolunuzu kestik. Kesilen sakal daha gür gelir; fakat kesilen kol bir daha geri gelmez” sözü Osmanlı Devleti’nde bir dönem&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kesilen-sakal-daha-gur-gelir/">Kesilen Sakal Daha Gür Gelir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Siz İnebahtı deniz savaşında bizim sakalımızı kestiniz, biz ise Kıbrıs’ta sizin kolunuzu kestik. Kesilen sakal daha gür gelir; fakat kesilen kol bir daha geri gelmez” </em>sözü Osmanlı Devleti’nde bir dönem Veziriazamlık yapmış Sokullu Mehmet Paşa’nın Venedik elçisine verdiği cevaptır.</p>
<p>Niçin böyle bir cümleyle yazıya girdim? Önümüzdeki hafta sonu (17 Mayıs 2025) Çağlayan Dergisi’nin organizasyonu kapsamında “<strong><em>Birlikte Yaşama Kültürü</em></strong>” temalı, Hollanda’nın Nijmegen şehrinde bir sempozyum düzenlenecek.</p>
<p>Malumunuz, 2013 yılına kadar <em>Sızıntı, Yeni Ümit ve Hira</em> Dergileri her yıl değişik sempozyumlar düzenliyordu. Ancak 2013 yılından sonra malum sebeplerden dolayı önce sempozyumlar için salonlar verilmedi. Ardından da dergilerin yayın hayatına son verildi.</p>
<p>İşte şimdilerde Çağlayan Dergisi Bediüzzaman’ın ‘<em>keçeli çay koy yeniden başlıyoruz’</em> dediği gibi yeniden Sempozyumlar serisini başlattı. Sokullu Mehmet Paşa’nın dediği gibi ‘<em>kesilen sakalımızın daha gür çıktığını’ </em>Allah’ın izniyle bu sempozyumlarla herkes görecektir.</p>
<p>Evet, Çağlayan Dergisi yapacağı bu sempozyum vasıtasıyla ‘<em>toplumsal barışa, farklılıklar arasında diyaloga ve huzurlu bir ortak yaşam zemininin gelişimine’</em> katkı sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>Sabahtan ve öğleden sonra olmak üzere iki oturumda sekiz konuşmacının yer alacağı etkinlik, ney taksimi, ebru meşki, gençlerin kadrajından “<strong><em>Birlikte Yaşama Kültürü</em></strong>” temalı fotoğraf sergisi gibi kültürel programların yanında, kermes ve diğer sosyal etkinliklerle çok renkli bir atmosferde geçecek inşallah.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl da Almanya’nın Köln şehrinde yapılan “<strong><em>Kültür Mirasımız</em></strong>” konulu ilk etkinliğin ardından bu yıl sempozyum, uluslararası bir platformda farklı coğrafyalardan akademisyen ve uzmanları bir araya getiriyor. 10:30’da başlayacak olan sempozyumun açılış konuşmasını çoğumuzun bildiği <em>Prof. Dr. İrfan Yılmaz </em>hocamız yapacak.</p>
<p>10:45’te başlayacak olan ilk oturumu moderatörlüğünü KHK ile kapatılan Şifa Üniversitesi&#8217;nin rektörü Prof. Dr. Mehmet Ateş hocamız yapacak. Bu ilk oturumda Dr. Süleyman Sertkaya hocamız “<em>Medine Vesikası Özelinde Birlikte Yaşama Kültürü”</em> başlığıyla bir bildiri sunacak. Ardından Dr. Alp Aslandoğan hocamız “<em>Birlikte Yaşama Sanatının Teorisi ve Pratiği</em>” başlıklı bildirisini arz edecek. Onun ardından ise Prof. Dr. Sotiris Livas ise “<em>Fethullah Gülen’in Birlikte Yaşama Kültürü Öğretisi</em>” bildirisini takdim edecek. Bu bildiriyi sunacak hocamızı ben de ilk defa dinleyeceğim. İşin doğrusu Hocaefendi’yi anlatacak olması beni daha da meraklandırıyor.</p>
<p>Bu oturumun son konuşmacısı ise “<em>İç Huzurdan Sosyal Barışa: Birlikte Yaşama Kültürünün Manevi ve Ahlaki Temelleri</em>” başlığıyla Dr. Lyndsey Eksili Hanımefendi sunacak. Onu da belkide bir çoğumuz ilk defa görecek. Öyle ümit ediyorum ki sempozyum çok verimli ve aynı zaman da çok renkli geçecek.</p>
<p><strong>12:30-14:30 </strong>arası öğle arası olup yapılacak kermes vesilesiyle gelen misafirlerin öğle yemeği ihtiyacı karşılanacak. Bu arada sanat ve kitap sergileri gezilebilir ve en son çıkan kitaplar da alınabilir.</p>
<p>Öğleden sonraki ikinci oturum saat <strong>14:30 -16:15</strong> arasında yapılacak. Bu oturumun Moderatörlüğünü ise gene KHK ile kapatılan Fatih Üniversitesi öğretim üyelerinden Erol Kılıç yapacak. Bu oturumun ilk konuşmacısı Hilal Nesin Hanımefendi olup kendisi de bir göçmen olarak “<em>Göç, Güç ve Buluşmalar: Kadınlardan Hikayeler</em>” başlığıyla bir bildiri sunacak. Onun ardından Prof. Dr. Ramazan Abacı “<em>Entegrasyon Sürecinde Eş ve Çocuklar Arası İletişim Becerileri</em>” başlığıyla bir bildiri takdim edecek.</p>
<p>Bu oturumun üçüncü konuşmacısı olan Dr. Yüksel Nizamoğlu ise “<em>Gelenekten Geleceğe Birlikte Yaşama Kültürü: Osmanlı Döneminde Yanya Örneği</em>” başlıklı bir bildiri sunacak. Belki de TR724’te yazdığı yazılardan kendisine aşinalığınız olabilir. Öğleden sonraki ikinci oturumun son konuşmacısı ise Dr. Ahmet Kurucan hocamız. Onun bildirisi ise “<em>Batı’da Müslüman Olmak: Birlikte Yaşama Hukukunun İslami Temelleri</em>” başlığını taşıyor.</p>
<p>Bu yılki sempozyumda bildiri sunacak hocalarımız, bir çoğumuz tarafından tanıdık simalar olsa da anlatacakları konular bence çok yeni şeyler. Bu yüzden imkânı olanlar yerinde sempozyuma iştirak etmeli diye düşünüyorum. Zira dünyanın farklı coğrafyalarına göç eden hepimizin bu ilginç mevzuları bilmesinde fayda var. Sanırım sempozyum YouTube üzerinden canlı verilmeyecek. Ancak daha sonra yayına koyarlar İnşâallah. İsteyenler daha sonra oradan izleyebilirler.</p>
<p>Evet sevgili dostlar, sakalımızın kesildiğine dair hepimiz hem fikiriz. Ancak kesilen sakalımızın daha gür çıkacağına dair düşüncemiz ise aksine ihtimal vermeyecek kadar kesin. Bekleyelim, görelim…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kesilen-sakal-daha-gur-gelir/">Kesilen Sakal Daha Gür Gelir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vuslatın Ardından: Bir Vefa ve Hatırlatma Atmosferi</title>
		<link>https://hizmetten.com/vuslatin-ardindan-bir-vefa-ve-hatirlatma-atmosferi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2025 17:16:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit nağmeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43637</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Şimdilerde muğlak ve isrâf-ı kelâm gibi görünen, fakat gelecekte büyük yankıları olacağına inandığım …; sanat düşüncemizi sekizinci vasıf olarak hatırlatmak îcab ederdi. Ancak şimdilik belli mülâhazalara binaen, Jülvern gibi: &#8216;Bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/vuslatin-ardindan-bir-vefa-ve-hatirlatma-atmosferi/">Vuslatın Ardından: Bir Vefa ve Hatırlatma Atmosferi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Şimdilerde muğlak ve isrâf-ı kelâm gibi görünen, fakat gelecekte büyük yankıları olacağına inandığım …; sanat düşüncemizi sekizinci vasıf olarak hatırlatmak îcab ederdi. Ancak şimdilik belli mülâhazalara binaen, Jülvern gibi: &#8216;Bir kısım çevreler bizim kriterlerimiz içinde henüz böyle bir yolculuğa hazır değiller&#8217; deyip böylece bu mütalâamızı da noktalıyoruz.”</em></p>
<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi “<strong><em>Yeryüzü Mirasçıları</em></strong>” başlıklı yazılarını sonlandırırken bu cümlelerle noktalar. Maalesef o dönem ülkemiz insanı henüz bu meseleyi kabullenecek olgunlukta olmadığı için toplumları his ve heyecana sevk edecek ‘<strong><em>Sanat Telakkisi’</em></strong> neşvü nema bulma imkânı elde edememişti.</p>
<p>Ancak köprünün altından çok sular aktı ve günümüz nesilleri artık “<strong><em>Yeryüzü Mirasçıları</em></strong>”nın sekizinci vasıf olan sanat düşüncesini hazmedecek seviyeye geldi. Bunun ilk örnekleri Türkçe Olimpiyatları ile sahnelendi. Şimdilerde ise, “<strong><em>Vuslatın Ardından</em></strong>” projesiyle bu kültürel mirası hem hatırlama hem de umut taşıyan bir sanatsal hafıza olarak sahnelenmeye başlandı.</p>
<p>Bunun en son örneğini ise geçtiğimiz hafta sonu Almanya’nın Hannover şehrinde izledik. Tek kelimeyle harikaydı. Kendilerine <strong><em>Ümit Nağmeleri</em></strong> adını veren bu sanat ekibi, “<strong><em>Vuslatın Ardından</em></strong>” temasıyla sahneye taşıdıkları gösterileriyle, katılımcılara kimi zaman duygu dolu anlar yaşattı kimi zaman da tebessüm etmelerine vesile oldu.</p>
<p>Gösteride, Hocaefendi’nin hayatından önemli kesitler tiyatro gösterileriyle sahneye taşınmış. Onun Erzurum, İzmir ve Edirne’de yaşadığı bazı olaylar sahneye yansıtılarak, kültür ve sanatın evrensel diliyle, insanlara geçmişin hafızası tazelenmiş.</p>
<p>Özellikle Hizmet gönüllülerine yönelik baskı ve zulümler karşısında “<strong><em>Ümit Nağmeleri</em></strong>” müzik, tiyatro ve şiir diliyle hem mağduriyetleri dünyaya duyuruyor hem de gönüllerde moral ve dayanışma ruhu oluşturuyor. Bu şekilde sanatın evrensel dilini, acının ifade aracı ve direnişin sembolü haline getirmişler.</p>
<p>Genç sanatçılar tarafından icra edilen ezgiler ve şiirler, yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Aslında sandalye üzerinde geçen bu süre insanı yorar. Fakat tam aksine 2,5 saatlik bu süre insana zindelik kazandırıyor. Programı yılların sahne tecrübesiyle Reha Yeprem sundu. İlk başta henüz yeni bıyığı terleyen genç sanatçıları tanıttı. Bu işe omuz veren gençlerin bazıları lise talebesi ve bazıları da üniversite öğrencisiydi. İçlerinde mezun olmuş birkaç kişi var mıydı bilmiyorum. Fakat sergiledikleri performans görülmeye değerdi.</p>
<p>Mesela; Hocaefendi’yi canlandıran kardeşimiz hem ruhi yönüyle hem de sanatçı kimliğiyle on numaraydı. Hocaefendi’nin hayatından enstantaneleri canlandırırken ki duruşu tam da Hocaefendi’yi resmediyordu. Özellikle öğrenci yurdundan kaçan öğrencilerin karşısındaki Hocaefendi modeli hepimizi duygulandırdı.</p>
<p>Sadece o mu?  Hayır, sesleriyle salonu çınlatan kardeşlerimiz hem Zeki Müren’i hem de Fatih Kısaparmak’ı hiç aratmadılar. Hele “<strong><em>Bu adam benim Hocam</em></strong>” türküsünü söyleyen kardeşimizi dinlemiş olsaydı Kısaparmak, sanırım gözyaşlarını tutamazdı. Çünkü salonun tamamı o türkü söylenirken iki gözü iki çeşmeydi.</p>
<p>Her zaman olduğu gibi programı sonlandırırken söylenen “<strong><em>Yeni Bir Dünya Kuruyorlardı</em></strong>” melodisi ise yine gönüllerimizi rikkate getirdi.</p>
<p>Malumunuz bu şiir, Hocaefendi’ye ait. O 1966’da İzmir’e geldiği günlerde rüyasında bir arazi üzerinde dünyayı kuşatacak bir okul inşaatının başlatıldığını görür ve bunun üzerine bu şiiri yazar.</p>
<p>Sözün özü Hocaefendi’nin “<strong><em>ilme, sanata ve ahlaka dayalı bir dünya</em></strong>” anlayışını “<strong><em>Vuslatın Ardından</em></strong>” adıyla sahneleyen “<strong><em>Ümit Nağmeleri</em></strong>” tek kelimeyle muhteşemdi. Ancak burada Hannover’deki isimsiz kahramanlardan bahsetmemek olmaz. Onlardan biri Aziz Bey. İsmiyle müsemma aziz bir insan. Bir diğeri ise benim de tanıdığım Zekeriya kardeşim. Bütün yüke omuz verdiği halde ortalıkta hiç görünmeyen bir hizmet erbabı. O kadar ki programdan sonra bir hatıra fotoğrafı çekilecekti. Sunucu onu ancak adıyla çağırarak sahneye getirtebildi.</p>
<p>Hannover’in isimleri bilinmeyen diğer kahramanları ise elbette o narin elleriyle salonun dış çevresini bir panayıra çeviren ablalarımız, bacılarımız ve kızlarımız. Yaptıkları içli köftelerle, börek ve tatlılarla damaklarımızda unutulmaz lezzetler bıraktılar. Ellerine sağlık. Rabbim ecirlerini kat be kat verecektir inşaallah.</p>
<p>Evet, “<strong><em>Vuslatın Ardından</em></strong>” kültür ve sanatın evrensel dilini kullanarak, insanlara ulaşmayı, gönüllere dokunmayı ve değerleri hatırlatmayı hedefleyen muhteşem bir gösteriydi. Gidemeyenler adına ‘<em>keşke gidebilselerdi’ </em>diyeceğim bir sanat etkinliğiydi. Amatör bir ruhla sahneye konulan bu sanat etkinliği bence görülmeye değerdi. Bundan sonra gösterileceği her yerde imkânı olanlar mutlaka izlemeli.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/vuslatin-ardindan-bir-vefa-ve-hatirlatma-atmosferi/">Vuslatın Ardından: Bir Vefa ve Hatırlatma Atmosferi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Sağırlar İkaz Edildikleri Zaman Bu Çağrıyı Duyamazlar’</title>
		<link>https://hizmetten.com/sagirlar-ikaz-edildikleri-zaman-bu-cagriyi-duyamazlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 17:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43443</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir Sümeyra geçti bu dünyadan. Henüz 15 yaşındaydı… Ömrünün baharında bile değildi… Çocukluktan çıkmak üzere olup ergenliğin eşiğindeydi… Annesi içeride, kardeşleri dışarıda mahpustu… Kim bilir neler yaşadı Sümeyra’cığım! Muhakkak çok&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sagirlar-ikaz-edildikleri-zaman-bu-cagriyi-duyamazlar/">‘Sağırlar İkaz Edildikleri Zaman Bu Çağrıyı Duyamazlar’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Sümeyra geçti bu dünyadan. Henüz 15 yaşındaydı… Ömrünün baharında bile değildi… Çocukluktan çıkmak üzere olup ergenliğin eşiğindeydi… Annesi içeride, kardeşleri dışarıda mahpustu… Kim bilir neler yaşadı Sümeyra’cığım! Muhakkak çok acı çekiyor olmalıydı. Bunu tahmin edip tuşlara basmak kolay. Peki onun hissettiklerini vicdanımızda hissettik mi? İşte orası meçhul…</p>
<p>Ah! Sümeyra’cığım, biliyor musun benim hiç kızım olmadı. Keşke elim sana uzanabilseydi de o çektiğin acıları paylaşabilseydim. Senin yaşadığın acıları paylaşamadığım için affet beni. Lafa gelince “<em>acılar paylaşıldıkça azalır</em>” dedim. Ama paylaşamadım işte…</p>
<p>İster dün himmetlik de, istersen vurdum duymazlık. Ne dersen de haklısın. On beş yaşında iki kardeşine annelik yapmanın dışında çok fazla alternatifin olmalıydı. Ama biz, o senin ihtiyacın olan alternatifi önüne koyamadık…</p>
<p>Ah Sümeyra! Kimseye anlatamadın mı içini acıtan ızdırabı? Eskiden olsaydı, sana sımsıkı sarılacak dostların olurdu. Başını okşayacak bir annen. Anlat hele derdini diyecek bir öğretmenin veya sıcaklığında seni rahatlatacak ablaların olurdu.</p>
<p>Kim bilir neler çektin? İtilip kakılmış olmalıydın… Zira, sen ve senin gibi yüzlercesi ‘<strong><em>Öteki</em></strong>’ denilerek aşağılandınız… Karakuşi Hakimler, öğretmen olan annene ‘<strong><em>terörist</em></strong>’ damgası vurdu. Annenin bunu hak etmediğini düşünüyor ve içini acıyordu. Bu yüzden olsa gerek yüreğin bir cam gibi kırılıp dökülüverdi…</p>
<p>Bir sen değilsin be Sümeyra! Hangi birinize ağlayalım? Kırk Haramilerin hangi birine kahredelim? Lanet olsun bunu sana reva görenlere ve seni bu hale koyanlara! Ve senin yaşadıklarına karşı sen yokmuşsun gibi davrananlara! Biliyorum meşrebimizde nefret ve kin olmamalı. Ama dahasına dayanamıyoruz be Sümeyra!</p>
<p>Sen benim gibi öğretmen olan bir annenin kızıydın. Kin ve nefret dolu gözlerle hep sana baktılar. Arkandan konuştular, alaylı bir şekilde gülüştüler. Öğretmenlerin şefkatle seni kucaklamak yerine senin itilip kakılmana seyirci kaldılar…</p>
<p>Seni bu halinle hayal edince, karlı dağlarda açlıktan ve soğuktan yarı donmuş, saklanacak yeri olmayan ceylanlar gibi titreyişin geliyor gözümün önüne. Kanadı kırık Leyleklere sahip çıkan bu necip! millete ne olmuştu ki? Tarihine küsmüş, mensup olduğu milletine ve öz değerlerine yabancı mıydılar? Hatta ondan da öte idealsiz ve yarınsız nesiller haline gelerek “mankurtlar” sürüsüne mi dönüşmüşlerdi?</p>
<p>Öyle olmasaydı tüm bu olanları keyifle izler miydi bir toplum! Bunca mezalim karşısında hısım, akraba, konu komşusu, eş-dost sesini yükseltmeli değil miydi? Daha düne kadar en dürüst, en temiz ve her yönüyle takdir gören insanlar değil miydiniz? Nasıl oldu da bir gecede terörist oluverdi bu insanlar diye hiç sormadıklarına göre demek ki hepsi ‘mankurtlaş’mıştı…</p>
<p>Sen işte, son on yıldır bu eracifi yığınının içindeydin. Babanın ve annenin acısını arttıran bir ceza idin sen onlar için. Zira senin gamın ve kederin arttıkça, babanın ve annenin acısı da artacaktı. Zaten sırf annenin acıcı artsın diye onu uzak bir ceza evine göndermişlerdi. İnsan Hakları Savunucu Ömer Faruk Gergerlioğlu senin acılarını duyurmak için meclis kürsülerinden sesini yükseltti. Heyhat! Kur’an’ın ifadesiyle “… <strong><em>sağırlar ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duyamazlar</em></strong>.” (Enbiya:45) ayetinin dediği gibi duymazlıktan geldiler.</p>
<p>Sadece kulaklarının üstüne yatmakla kalmadılar. Senin yanında babana-annene hakaret ettiler. Varsa birkaç akraban bayramlarda olsun “<em>Üzme tatlı canını, biz yanınızdayız</em>” deme yerine bilmiş bir ifadeyle “<em>E, biz babanı ananı uyarmıştık zamanında!</em>” diyerek seni kahrettiler.</p>
<p>Henüz bayram ziyaretinden yeni gelmiştin. Hapishane kapılarında, anneni ziyarete gittiğinde itilip kakılırken, devletin o asık suratı seni canından bezdirmiş olmalıydı.</p>
<p>Epilepsi rahatsızlığın vardı. Kardeşlerini doyurup yatağa yatırdıktan sonra bir başınaydın… Yorgundun&#8230; Geçmişteki mutlu ve huzurlu günleri özlemiş bir şekilde yatağa girmiştin. Yorgun yüreğin daha fazla dayamamış ve istiap haddinden fazlasını kaldıramamış olmalıydı…</p>
<p>Artık o kadar bitmiş ve tükenmiştin, o kadar umudunu yitirmiştin ki yatağında soğuk bedenini buldular…  Şimdi seni öksüz ve yetim bırakanlar kardeşlerini de yetim bıraktılar.</p>
<p>Ah be Sümeyra! Keşke içine düştüğün bu karanlıklardan seni çekip çıkarabilseydik. Keşke senin kederini ve gamını giderebilseydik&#8230; Amma biz de ağır yaralıyız be Sümeyra! Gerçi bu bahanemiz olmamalıydı. Zira biz yaşatmak için yaşamalı ve senin imdadına koşmalıydık. Bu da bizim ayıbımız. Sen bizi affet be Sümeyra! Ruzu mahşerde inşaallah Rabbim de bizi affeder. Her şeyi sonsuz rahmetiyle sarıp sarmalayan Rabbim seni de bağışlasın. Seni bu hale düşüren zalimleri de kahrüperişan eylesin…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sagirlar-ikaz-edildikleri-zaman-bu-cagriyi-duyamazlar/">‘Sağırlar İkaz Edildikleri Zaman Bu Çağrıyı Duyamazlar’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IJA: Birlikte Güçlüyüz…</title>
		<link>https://hizmetten.com/ija-birlikte-gucluyuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2025 12:17:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[mc tv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli dostlar, 5 Nisan gecesi Almanya’nın Frankfurt şehrinde “Birlikte Güçlüyüz” mottosuyla sürgündeki gazeteciler daha güçlü sürgünler verebilmek için bir araya geldiler. Yaklaşık yedi saatlik yoldan ben de bu sürgünlere destek&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ija-birlikte-gucluyuz/">IJA: Birlikte Güçlüyüz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli dostlar, 5 Nisan gecesi Almanya’nın Frankfurt şehrinde “<strong><em>Birlikte Güçlüyüz</em></strong>” mottosuyla sürgündeki gazeteciler daha güçlü sürgünler verebilmek için bir araya geldiler. Yaklaşık yedi saatlik yoldan ben de bu sürgünlere destek verebilmek için gittim. Tek kelimeyle yapılan program muhteşemdi.</p>
<p>Başta Kemal Gülen kardeşimiz olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında bulunan fikir işçilerinin birçoğu oradaydı. Dört dörtlük harika bir program sunabilmek için cidden çok gayret sarfedilmiş. Şayet programın arka planını görmüş olsaydınız o arkadaşlarımızın her birerlerinin anlından öperdiniz.</p>
<p>Mesela onlardan biri, programa İngiltere’den iştirak eden Tarık Toros idi. Gözlerine dikkatlice bakma imkânınız olsaydı, o programın sancısını ne derece çektiğini görebilirdiniz.</p>
<p>YouTube üzerinden o programı izlemeye davet eden Cevheri Güven ise muhteşem bir video hazırlamış. Onu hazırlamak için kaç gece sancı çekti bilemiyorum. Çektiği Video’da alışılmadık bir şey yaparak hem dikkatleri çekmiş hem de ülkemizdeki harami sisteme gönderme yapmış. Ayrıca ülkemizde yaşanan haksızlıkları Birleşmiş Milletlere kadar taşımış olması ise hepimiz adına çok sevindiriciydi.</p>
<p>Erkam Tufan Aytav, Bülent Korucu, Levent Kenez ve Nordic Monitor Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Bozkurt kardeşlerimiz İsveç’ten gelmişler. Programın iki sunucusundan biri olan Erkam kardeşimin gayreti ise bir başkaydı. Adeta temsil ettiği davaya yakışır bir program sunabilmek için şakakları zonkluyordu.</p>
<p>Hele Sevinç Özarslan, hisleriyle programa ayrı bir heyecan kattı. İftar Zamanı programından tanıdığınız Ahmet Daştan, Basri Doğan ve diğerleri de oradaydı. Hamburg’dan katılan Ramiz kardeşimle programa beraber gittik. Zihninde çok harika projeler var. Sanırım gelecek yıllarda onları hayata geçirdiğinde hepimiz göreceğiz.</p>
<p>Programı YouTube üzerinden izleyenler bizim gibi yakından ve yerinde izleyenlerin duyduğu heyecanı duydular mı bilemiyorum. Hele gençlerin heyecanını yakından görmeliydiniz. Hepsi geleceğin muhteşem medyacıları olarak boy göstereceğinden hiç şüphem yok.</p>
<p>Programdan bir gün önce ‘<em>Hizmetten.com</em>’da “<strong><em>IJA: Sükutun Bağrındaki Feryat</em></strong>” başlığıyla bir yazı kaleme alan İsmet Macit kardeşim de oradaydı. O da en az isimlerini saydığım diğer gazeteciler kadar heyecanlıydı. Zaten yazdığı o yazıda, “<em>IJA gibi yapılar yalnızca bir dayanışma çemberi değil, bir direniş manifestosudur. Her destek bir kalemi doğrultmak, her etkinlik bir ekrana ışık yakmaktır</em>.” diyerek sancısını dile getirmişti.</p>
<p>Yarım asra aşkın bu İman ve Kur’ân hizmetini güneşin doğup battığı her yere taşıyabilmek için ömrünü bu işe adamış Abdullah Aymaz hocam cismen orada olmasa da yazdığı yazıyla bu işin ne kadar ehemmiyetli olduğunu ortaya koydu. O yazıda, “<em>Tarih boyunca hakikati anlatanlar, zulmün karşısında dimdik duranlar, çoğu zaman bedel ödemek zorunda kalmıştır. Kimi zindana atılmış, kimi sürgüne gönderilmiş, kimi de kalemi elinden alınarak susturulmak istenmiştir.” </em>diyerek yapılan işin hem büyüklüğünü hem de ne derece kıymetli olduğunu ifade etmiş.</p>
<p><strong><em>IJA</em></strong> (<strong><em>International Journalists Association</em></strong>)<em> “Birlikte Güçlüyüz” </em>diyerek dünyanın dört bir tarafına yayılmış hizmet insanının hakkını savunmanın yanında bir de ülkemizde yaşanan sıkıntıları dünyaya duyurmak için gayret ediyor. Bilmiyorum Âdem Yavuz Arslan’ın <strong>IJA</strong> ile ilgili tr724’te yayınlanan “<strong><em>Türkiye’yi sürgün gazeteciler kurtaracak!”</em></strong> yazısını okudunuz mu? Okuyunca <strong>IJA</strong> çatısı altında bir araya gelen bu gazeteci arkadaşlarımızın yaptığı işin ne derece ehemmiyetli olduğunu göreceksiniz. Ayrıca ABD’de yaşayan sürgün gazetecilerden Abdülhamit Bilici ve Âdem Yavuz Arslan’a, Virginia eyalet meclisinde onur beratı takdim edilmesi de hepimiz adına gurur kaynağıydı.</p>
<p>Evet sürgündeki gazeteciler adına yazılacak daha çok şey var. Zaten sizler bu arkadaşlarımızın yaptığı programları izliyorsanız bunları biliyor olmalısınız. Bu kadar şey söyledikten sonra ne demek istiyorsun diyebilirsiniz.</p>
<p>Şunu demeye çalışıyorum güzel insanlar. İsterseniz en basitinden başlayalım. Öncelikle izlemeye çalıştığımız her bir YouTube Video’sunu mutlaka beğenmeli ve ardından yorum yazmalıyız. İkinci olarak bu gazeteci arkadaşlarımızın daha verimli ve daha kaliteli programlar yapabilmesi için 12 Nisan’ kadar mutlaka maddi destekte bulunmalıyız. ‘<strong><em>Geceleri über, gündüzleri haber’ </em></strong>yapan bir gazeteci kardeşimizden işini hakkıyla yapmasını bekleyemeyiz.</p>
<p>Şimdi can alıcı soru şu: Acaba sürgündeki gazetecilerin üzerimize gelecek şerareleri önleme adına şemsiye görevi üstlendiği yeterince anlatılamadı mı? Veya bu mesele hepimizin meselesidir. Buna hep birlikte omuz verebilmek için bize ait “<em>DAYANIŞMA BULUŞMASI</em>” gecesinde kimseye randevu vermeyelim şeklinde bu işin ciddiyeti dile getirilemedi mi?</p>
<p>Aslında sanırım bu soruların muhatabı hepimiziz. Cevabı da kendi vicdanlarımızda aramalıyız.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ija-birlikte-gucluyuz/">IJA: Birlikte Güçlüyüz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiç Zarar Etmedik, Hep Kâr Üstüne Kâr Ettik…</title>
		<link>https://hizmetten.com/hic-zarar-etmedik-hep-kar-ustune-kar-ettik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Apr 2025 19:28:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43343</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hocaefendi bize hangi hedefi gösterdiyse hep onu yapmaya çalıştık. Yaptığımız şeylerden dolayı da hiç zarar etmedik. Hep kâr üstüne kâr ettik Allah’a şükür.” Irmak TV’nin çekimlerini yaptığı “Geçmişten İzler” programında&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hic-zarar-etmedik-hep-kar-ustune-kar-ettik/">Hiç Zarar Etmedik, Hep Kâr Üstüne Kâr Ettik…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Hocaefendi bize hangi hedefi gösterdiyse hep onu yapmaya çalıştık. Yaptığımız şeylerden dolayı da hiç zarar etmedik. Hep kâr üstüne kâr ettik Allah’a şükür</em>.”</p>
<p>Irmak TV’nin çekimlerini yaptığı “<strong><em>Geçmişten İzler</em></strong>” programında böyle diyor Akçapınar’lı Mustafa Türk Ağabey.</p>
<p>1937 yılında dünyaya gözlerini açmıştı. İlkokuldan sonra çobanlık yaptı. 1966 yılında Hocaefendi ile tanıştı. Bu tanışmadan sonra Hocaefendi’ye yazdığı bir pusulada “<em>Bugünden itibaren malımız, canımız ve evimizle hizmete amadeyiz</em>” şeklinde açık çek verdi. O, Hizmet’in sessiz kahramanlarında biri olup söz verdiği gibi her şeyiyle Hizmet’e sahip çıktığına bizler şahidiz. Dahası o ‘<strong><em>Örnekleri Kendinden Bir Hareket</em></strong>’in en güzel örneğiydi.</p>
<p>Hocaefendi, İzmir Bornova’da vaaz etmeye başlayınca Turgutlu’dan gidip gelmek zor oluyor diye evini oraya taşıdı. Her Cuma çevreden gelenleri evinde yedirip içirdi. Kurduğu bu sofralar öylesine bereketliydi ki, kimler onun sofrasına oturmadı ki? Mesela Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal da onlardan biriydi. Bir cuma günü Hocaefendi’nin vaazını dilemek için Bornova’ya gelmişti. Kendisi, o gün itibariyle bürokrattı. Mali durumu iyi olduğu için Hocaefendi’yi yemeğe davet etmişti. Ancak Hocaefendi; “<em>Sen bizim misafirimizsin” </em>diyerek onu Mustafa Amcanın evine davet etmişti. Efendimiz (sav)’in davasına sahip çıkmak için Hz. Ebubekir efendimiz, servetiyle Mekke’de sofralar kurduğu gibi Mustafa Amca da Ege bölgesinde hizmetin neşvü nema bulması adına sofralar kurdu. Onlar, ailecek bu sofra kurma işinin o derece tiryakisi olmuşlardı ki bir gün evlerine misafir gelmeyince “<em>Allah’ım biz ne günah işledik ki bugün evimize misafir gelmedi</em>” deyip istiğfar ederlerdi.</p>
<p>O, sıradan biri değildi. Hizmet dairesi içinde ilk nesil eşrafın kendisini örnek aldığı bir prototipti. Elbette ona benzer Hizmetimizde yüzlerce insan vardı. Fakat, onun yeri her zaman başkaydı. Zira, Turgutlu tarafına hizmet adına ziyarete giden herkese; “<em>Kahvaltıyı nerede yaptınız, öğle yemeğini nerede yediniz</em>” diye sorsaydınız alacağınız cevap şu olurdu: “<em>Hacı Mustafa Türk Dinlenme Tesislerinde</em>.”</p>
<p>O henüz himmetin ne demek olduğu bilinmediği bir dönemde en büyük rakamı söyleyerek örnek olmuştu. Söylediği bu rakamı da üzüm hasadından sonra ödeyeceğine dair söz vermişti. O yaz bardaktan boşanırcasına önce yağmur, sonra da dolu yağdı. Nohut tanesi büyüklüğündeki dolular kendisiyle aynı bölgede arazisi olan herkesin bağını yere indirirken onun bağının üzerinden -Allah’ın inayetiyle- atlayarak geçti. O sene bağdan elde ettiği gelirin tamamını himmet olarak verdi.</p>
<p>Onun bizatihi kendisinden dinlediğim bir hatırayı da burada nakledeyim. Hatırımda kaldığı kadarıyla seksenli yıllarda Mustafa amca bir gün eşini de alarak köyden Turgutlu’ya gelmiş. Eşini Turgutlu’da tanıdık bir yere bıraktıktan sonra bir arkadaşıyla buluşup İzmir’e gitmiş. Hizmetin merkezi o gün itibariyle İzmir’di. Gün boyu tanıdıklarını ziyaret ettikten sonra akşam geç saatlerde geriye dönmüş. Mustafa amca Turgutlu’dan itibaren kendi arabasıyla köye yalnız gitmiş. Eve vardığında kapının kilitli olduğunu görünce hatırlamış hanımını. Tekrar Turgutlu’ya geri dönüp hanımı bıraktığı yerden almış. Yolda giderken de -kendi ifadesiyle- büyük bir gaf yapmış ve onu unutup doğrudan Akçapınar’a gittiğini söylemiş. Eşi, onun bu tavrına çok bozulmuş ve on beş gün konuşmamış. Mustafa amca onun gönlünü alabilmek için 250 kilo civarında bir dana kestirip o gün itibariyle Turgutlu’da bulunan öğrenci yurdunda ikram etmiş.</p>
<p>Ama ne yazık ki, -teşbihte hata olmasın- Hz. Osman ölçeğinde cömert olan bu insan, ömrünün son 15 yılını hem fizikî hem de hukukî bir zulmün işkencesinde geçirdi. 15 Temmuz’dan sonra tutuklandı, AİHM kararlarına göre suç sayılmayan eylemler gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2018’de beyin kanaması geçirdi, yatalak olduğu için bakıcılar bakımını yapıyordu. Buna rağmen 2023 yılında bir sabah sedyeyle evinden alınıp cezaevine götürüldü. Artık yürüyemiyordu. Kapalı görüşlere bile sedyeyle çıkarıldı. Kalp krizi, beyin kanamaları, zatürre, kalp yetmezliği vs.…</p>
<p>Bütün bunlara rağmen Adli Tıp Tiran rejiminin korkusundan “<strong><em>Cezaevinde kalabilir</em></strong>” raporu verdi. Kamuoyu tepki gösterdi; sanatçılar, siyasetçiler, vicdanlı insanlar bu kadar da olmaz dedi. Ama Karakuşi Hakimler, infaz erteleme talebini reddetti.</p>
<p>Çektiği bu zulümlerden dolayı olsa gerek Ramazan bayramının birinci günü (31 Mart 2025) vefat etti. Belki de bu, Rabbimin ona verdiği son bir ikramdı. Ümit ederiz ki ahirette gerçek bayrama kavuşmuştur.</p>
<p>Rabbim makamını âli, mekânını Firdevs eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hic-zarar-etmedik-hep-kar-ustune-kar-ettik/">Hiç Zarar Etmedik, Hep Kâr Üstüne Kâr Ettik…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En Güzel Bayram Hediyesi…</title>
		<link>https://hizmetten.com/en-guzel-bayram-hediyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Mar 2025 21:14:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili Dostlar, bugün bayram. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi itibariyle buruk olarak bayrama erişmiş olsak da her şeye rağmen bayramı bayram tadında kutlamamız gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla ümmeti Muhammed’in bayramını en içten&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-guzel-bayram-hediyesi/">En Güzel Bayram Hediyesi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Dostlar, bugün bayram. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi itibariyle buruk olarak bayrama erişmiş olsak da her şeye rağmen bayramı bayram tadında kutlamamız gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla ümmeti Muhammed’in bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.</p>
<p>Aslında Bilgisayarın başına oturduğumda bayramla ilgili bir yazı yazmayı planlamıştım. Fakat, bu konuda ister sosyal medyada, isterse daha değişik mecralarda yazı yazan olacaktır düşüncesi beni farklı bir yazı yazamaya sevk etti. O da şu ki, Enes Kanter Freedrom kardeşimiz iki üç gün önce sosyal medyadan kısa bir Video paylaştı. O Video’da ‘<em>çok heyecanlı ve özel bir haberi paylaşmak istediğini’ </em>söyledikten sonra bu haberin sebebini de şöyle açıkladı: “<em>2013 yılından itibaren hizmetimize atılan iftiralardan sonra hem Hocaefendi’nin hem Hizmetimizin ve hem de medrese-i Yusufiye’de bulunan kardeşlerimizin masumluğunu tüm dünyaya duyurmak.”</em></p>
<p>Ardından kendisinin de bir nevi bir KHK’lı gibi işinden atıldığını ve ayrıca ailesinin de elinden koparıldığını söyledikten sonra 2019 yılında yaptığı bir ziyarette Hocaefendi’ye: “<em>Efendim sizlere söz veriyorum. Bizler bu hizmeti dünyada duyurmadığımız bir kul bile bırakmayacağız Allah&#8217;ın izniyle. Sizden sadece dua etmenizi istirham ediyoruz</em>” dediğini söylüyor. Onun bu talebi üzerine Hocaefendi, kendisine güzel bir dua etmiş. Hocaefendi’nin kendisine yaptığı o dua için ise; “<em>Müsaade ederseniz o bende kalsın</em>” diyor.</p>
<p>Enes kardeşim bunların ardından, “<em>Şimdi gelelim asıl meseleye</em>” diyerek hepimize güzel bir bayram hediyesi sunuyor ve diyor ki, “<em>Sizlerin de dua ve destekleriyle bir kitap yazdık. Rabbim nasip eyledi, dünyanın bir numaralı yayınevi olan “<strong>Simon and Schuster</strong>” ile bu kitabı basıp yayınlaması için anlaşma imzaladık.”</em></p>
<p>Bitmedi, bayram hediyesinin dahası da var. O da <em>“Eğer bu kitap basılacağı hafta New York Times&#8217;ın en çok satanlar listesine girerse ileride filmini de yapılacağız.” </em>demişler.</p>
<p>Evet güzel insanlar, işte hepimize burukta olsa en güzel bayram hediyesi. Fakat, bu hediyeyi alabilmenin en kestirme yolu da Amazon’a girip kitabı ön sipariş vermemiz gerekiyormuş.</p>
<p>Niçin mi? Çünkü yayınevi Mart ayından itibaren basım ayı olan Ekim ayına kadar yaklaşık 50.000 civarı satması şartıyla bu kitabı film yapacağını belirtmiş. Şimdi milyonların izleyeceği bir filmin yapılabilmesi için bize düşen bu kitabı ön sipariş vererek satın almak. Kemal Gülen kardeşimizin sunduğu ‘<strong><em>İftar Zamanı</em></strong>’ programına katılan Enes kardeşimiz bu kitabın ön siparişinin şu an ABD’de birinci sırada, Almanya’da ise ikinci sırada olduğu müjdesini de verdi.</p>
<p>Fakat, herkesin kafasına takılan sanırım bu kitabın İngilizce basılacak olması. Zira hepimiz İngilizce bilmediği için alsak bile okuma imkânımız olmayacak. Keşke Türkçe’de yayınlanmış olsaydı. Bunda haklısınız. Hiç kuşkunuz olmasın ardından o da olacaktır.</p>
<p>Siz de hak verirsiniz ki, ilk baskısı şayet Türkçe olsaydı, sanırım bu kitap ancak beş bin satardı. Ayrıca dünyanın ortak dili Türkçe değil, İngilizce. İnandığımız değerlerin tüm dünyaya duyurulması da dünyanın ortak dili olan İngilizce ile olacaktır. Bu yüzden dünyanın değişik coğrafyalarında açtığımız okullarda İngilizce ve Türkçe dersleri okutuyorduk.</p>
<p>Ayrıca, bu kitabı film yapma işini şayet bir şirket değil de bizler üstlenmiş olsaydık bunu yıllar sonra belki yapabilirdik. Oysa yaşadığımız mazlumiyet ve mağduriyetlerin tüm dünyaya duyurulması açısından, sizce de bu film bir an önce yapılmalı değil mi? Ha gayret, dünyanın en kıymetli vazifesini omuzlarında taşıyan mübarek insanlar, bu işin çoğu gitti azı kaldı.</p>
<p>Enes kardeşimiz -sıkılarak- bunları belirttikten sonra, ‘<em>Bilirsiniz ben kendim için bugüne kadar hiç kimseden hiçbir şey istemedim. Ama hizmetimizi ve masum kardeşlerimizi tüm dünyaya duyurabilmek için sizlerden bu konuda yardım istiyorum. Linke tıklayıp bir an önce kitabı önden sipariş ile ısmarlayın</em>.’ dedikten sonra sözlerini şöyle noktalıyor: “<em>Hepinizden Allah razı olsun. Rabbim beni sizden sizi de benden hem bu dünyada hem de öbür dünyada ayırmasın. Hepimizi Hocamıza ve Efendimiz (s.a.s.)’e komşu eylesin. Hepinizi çok seviyorum.</em>”</p>
<p>Enes kardeşim bizler de sizi çok seviyoruz. Hiç kuşkun olmasın Hizmetimiz adına istediğin bu talep yerde kalmayacaktır Allah’ın izniyle…</p>
<p>Kitabın ön sipariş linki ise şu şekilde:</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="en">&#8211;<br />
<a href="https://t.co/S066AR3eEw">https://t.co/S066AR3eEw</a> <a href="https://t.co/wWVQs8uyw1">pic.twitter.com/wWVQs8uyw1</a></p>
<p>— Enes Kanter FREEDOM (@EnesFreedom) <a href="https://twitter.com/EnesFreedom/status/1904545231048941868?ref_src=twsrc%5Etfw">March 25, 2025</a></p></blockquote>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-guzel-bayram-hediyesi/">En Güzel Bayram Hediyesi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alex Amca ve Sevgi Mimarları…</title>
		<link>https://hizmetten.com/alex-amca-ve-sevgi-mimarlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Mar 2025 19:43:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=42804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bundan önceki yazımın başlığını “Dünya Ramazanlaşıyor…” koymuştum. Bazımız bunu çok abartılı bularak koskoca çölde birkaç çiçek açmakla bahar mı gelir diyebilir. Ama bu yıl tam da bahar mevsiminin ilk ayı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alex-amca-ve-sevgi-mimarlari/">Alex Amca ve Sevgi Mimarları…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="" data-start="163" data-end="409">Bundan önceki yazımın başlığını “Dünya Ramazanlaşıyor…” koymuştum. Bazımız bunu çok abartılı bularak koskoca çölde birkaç çiçek açmakla bahar mı gelir diyebilir. Ama bu yıl tam da bahar mevsiminin ilk ayı olan mart ayında idrak ettiğimiz Ramazan’la beraber gerçekten baharın muştularına şahit oluyoruz.</p>
<p class="" data-start="411" data-end="775">Kemal Gülen kardeşimin, Hocaefendi’nin 25 yıl kaldığı kamptan sunduğu <em data-start="481" data-end="495">İftar Zamanı</em> programını izliyorsanız, benim hissettiğim baharın müjdesini siz de duyarsınız sanırım. Bu yazıyı yazmaya, izlediğim 22. programdan sonra başladım. Laf aramızda, bugüne kadar hiçbirini kaçırmadan; <em data-start="693" data-end="705">Ramazanlık</em> adı altında yayınlanan kuklalara varıncaya kadar hepsini izliyorum.</p>
<p class="" data-start="777" data-end="1153">Benim yaşlarımda olanlar bilirler. Eskiden radyolarda radyo tiyatroları olurdu. O tiyatrolar sona ererken heyecanın en dorukta olduğu noktada biterdi ki, ertesi gün dinleyiciler onu tekrar takip etsin. Herkes için öyle mi bilmiyorum, ama Kemal kardeşimin sunduğu <em data-start="1040" data-end="1054">İftar Zamanı</em> bana o çocukluğumda dinlediğim tiyatroların hazzını veriyor. Vallahi ertesi günü iple çekiyorum.</p>
<p class="" data-start="1155" data-end="1387">İşte, bugün (22. gün) izlediğim <em data-start="1187" data-end="1201">İftar Zamanı</em>, Yunanistan’ın ikinci büyük şehri olan Selanik’te noktalandı. Şimdi yarını bekliyorum ki, hangi şehirlerde kardeşlerimiz dünyayı Ramazanlaştırmak için bir küheylan gibi koşturacaklar.</p>
<p class="" data-start="1389" data-end="1583">Orada Ahmet Daştan’ın konuk olduğu Alex amca ise tek kelimeyle harikaydı. O ne samimiyetti öyle… Anadolu’nun bağrından zorla koparılan o insan, Karadeniz lehçesiyle ne kadar tatlı konuşuyordu…</p>
<p class="" data-start="1585" data-end="1896">O bölümü izlemediyseniz mutlaka seyretmelisiniz. Orada, Selanik şehrine hicret etmiş olan Ali kardeşimizin hanımı yaşadıklarını anlatırken biraz duygulandı. Alex amca, kendi kızını sakinleştirir gibi neredeyse onun gözyaşlarını silecekti. Aman Allah’ım, bu ne güzel bir kardeşlik&#8230; Bu ne sevgi, Allah aşkına…</p>
<p class="" data-start="1898" data-end="2243">O bacımız da Selanik’e gelmeden babasını kaybetmiş. Dolayısıyla “Alex amca artık benim babam gibi.” diyor. Alex amca da Almanya’da olan bir oğlundan bahsederken, “O senede bir defa ya gelir ya gelmez. Ama bunlar her gün benim yanımda. Onların çocukları benim torunlarım.” diyor. Rabbim, bu güzel insanların yaptıklarını karşılıksız bırakmasın.</p>
<p class="" data-start="2245" data-end="2678">“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.” diyenler, bu tür güzellikleri izlerken hangi duyguları yaşıyordur, çok merak ediyorum işin doğrusu. İnsan, dünyanın her yerinde insandır ve biz onlarla Hz. Ali Efendimizin ifadesiyle “İnsan kardeşleriz.” Röportajı yapan Daştan kardeşim, Ali kardeşimize, “Alex amca sizi çok seviyor.” deyince, Alex amca diyor ki: “Kim beni severse, ben de onu severim.” Hay ağzın şeker şerbet yesin Alex amca…</p>
<p class="" data-start="2680" data-end="2854">Evet, Muhterem Hocamız, <em data-start="2704" data-end="2731">Yitirilmiş Cennet’e Doğru</em> makalesinde, “Kâinatın mayası sevgidir.” dedikten sonra ona hâkim sevginin tezahürleri konusunda şu tasvirlerde bulunur:</p>
<p class="" data-start="2856" data-end="3752">“Güneşin çehresinde sevginin izleri vardır. Sular buhar buhar o sevgiye doğru yükselir; yukarılarda damla hâline gelen su habbecikleri, o sevginin kanatlarıyla kanatlanır ve nâralar atarak baş aşağı toprağın bağrına inerler. Güller, çiçekler sevgiyle gerilir ve gelip geçenlere tebessümler yağdırırlar. Yaprakların bağrına taht kuran jaleler, durmadan çevrelerine sevgi dolu gamzeler çakar ve sevgiyle raks ederler. Koyun, kuzu sevgiyle meleşir ve birleşir; kuşlar ve kuşçuklar sevgiyle cıvıldaşırlar ve sevgi koroları teşkil ederler. Her varlık, kâinattaki yeri itibarıyla bu geniş sevginin bir yanını, parlak bir senfonizma ile seslendirmekte, iradî ve gayr-i iradî, varlığın sînesindeki derin aşk ve muhabbeti göstermeye çalışmaktadır. Sevgi, insan ruhunda öyle derin izler bırakır ki, o uğurda yurt-yuva terk edilir, icabında ocaklar söner ve her vadide ayrı bir Mecnun ‘Leylâ!’ der inler.”</p>
<p class="" data-start="3754" data-end="4000">Ruhundaki bu sevgiyi kavrayamamış sığ gönüllere bunu nasıl anlatacağız, bilemiyorum. İşin doğrusu, şimdilik onlara acımaktan başka elimizden bir şey gelmiyor. Şu Ramazan hürmetine Rabbim onlara da kâinatın mayası olan sevgiden haberdar eylesin…</p>
<p data-start="3754" data-end="4000"><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/alex-amca-ve-sevgi-mimarlari/">Alex Amca ve Sevgi Mimarları…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Ramazanlaşıyor…</title>
		<link>https://hizmetten.com/dunya-ramazanlasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Mar 2025 11:12:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[#Ramazan #sahur #iftar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=42313</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazının başlığına aldığım bu cümle artık tam anlamıyla hayat bulmaya başladı. Dünyanın çok farklı coğrafyalarında ve farklı ülkelerinde her akşam binlerce insanın Ramazan iftarlarına katıldığını sosyal medya platformlarından izliyoruz. Son&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunya-ramazanlasiyor/">Dünya Ramazanlaşıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="85" data-end="322">Yazının başlığına aldığım bu cümle artık tam anlamıyla hayat bulmaya başladı. Dünyanın çok farklı coğrafyalarında ve farklı ülkelerinde her akşam binlerce insanın Ramazan iftarlarına katıldığını sosyal medya platformlarından izliyoruz.</p>
<p data-start="324" data-end="598">Son zamanlarda dünyada farklılıklar birer ayrışma sebebi olarak görülürken yapılan bu tür birleştirici etkinlikler sanırım hepimizi duygulandırıyor. Bu gayretler aynı zamanda Ramazan’ın ruhuna da uygun. Zira Ramazan rahmet ayı olup herkese kucak açılan bir bereket ayıdır.</p>
<p data-start="600" data-end="1045">İşin doğrusu, her akşam Kemal Gülen’in sunduğu <em data-start="647" data-end="661">İftar Zamanı</em> programında izlediğimiz görüntüler yüreklerimizi hoplatıyor. Mesela Amerika’dan programa mesaj gönderen Andra Baylis çok dikkatimi çekti. Kendisi <em data-start="808" data-end="836">Interfaith Bridge Building</em> (Dinler Arası Köprü) kuruluşunda çalışıyormuş. Bu hanımefendi, dinler arası buluşmalara, Kur’an-ı Kerim’den Maide Suresi’nin 48. ayetini serlevha yaparak başlıyormuş. Bu ayetin mealinin bir kısmı ise şöyle:</p>
<p data-start="1047" data-end="1263"><em data-start="1047" data-end="1261">&#8220;Her biriniz için bir kutsal kitap ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği farklı kitaplarla sizi imtihan etmek istediği için ayrı ayrı ümmetler yaptı.&#8221;</em></p>
<p data-start="1265" data-end="1619">Bayan Baylis diyor ki: “Tüm dinlerde ortak olan değerlerimiz var. Bunlar; merhamet, sevgi, nezaket… Bunlar dinlerimizin özünü işlemiştir.” Yeni bir dünya savaşının hecelendiği -Allah korusun- bugünlerde dünyanın şiddetle muhtaç olduğu şeyler merhamet, sevgi ve nezaket. Keşke insanlık, muhtaç olduğu bu vasıfları kendi dinlerine yönelerek keşfedebilse…</p>
<p data-start="1621" data-end="2069">Rabbimize hamdolsun ki inandığımız değerleri dünyanın değişik yerlerinde artık bizim dışımızda insanlar da sahipleniyor. Mustafa Fidan Abimizin dediği gibi, yetiştiğimiz dönemlerde ülkemizde tuttuğumuz oruçlarımızdan dolayı alaya alınıyorduk. O günlerde ufkumuzda yalancı bir şafak bile söz konusu değildi. Oysa şimdilerde inancımızı şahlandıracak, yalancı değil, sadıkı masduk o kadar çok şafak söz konusu ki ümitsizliğe düşmemize hiç gerek yok.</p>
<p data-start="2071" data-end="2583">Rabbimize hamdolsun ki hem coğrafi mevsim olan kış hem de içimizde büyüttüğümüz kara kış yavaş yavaş çekilmeye başladı. Bu Ramazan’da zamanın dairevi olarak döndüğünü ve dünün kurak ve çorak yerlerinin çemenzar haline geldiğini tekrar müşahede ettik. Eğer Kemal Gülen hocamızın sunduğu <em data-start="2357" data-end="2371">İftar Zamanı</em> programını izliyorsanız siz de fark etmişsinizdir. Bu Ramazan vesilesiyle dünyanın her köşesinde adeta bahar çiçeklerinin açtığını ve arkadaşlarımızın o bahar çiçekleriyle gönüllere girmeyi başardığını gördük.</p>
<p data-start="2585" data-end="2941">İşte, benim bulunduğum Schleswig-Holstein eyaletindeki Nortorf kasabasında da o bahar çiçeklerinden bir demet arkadaşımız var. Eşleriyle beraber iki elin parmakları kadar olan bu kardeşlerimiz, 14 Mart akşamı harika bir diyalog programı yaptılar. Bulundukları kasabada organize ettikleri programı görünce <em data-start="2890" data-end="2912">Maşallah, bârekallah</em> demekten kendimi alamadım.</p>
<p data-start="2943" data-end="3303">Evet, gölgelerine takılmadan yüzünü güneşe doğru çevirmiş bu kardeşlerimiz, kasabada bulunan herkese ulaşmışlar. Geceye yaklaşık seksen kadar insan katıldı. İçlerinde kilisenin pastöründen kasabanın yöneticisine, ayrıca göçmenlik sorumlusundan kadın hakları savunucusuna kadar herkes oradaydı. Göçmenlikten sorumlu bayan çok güzel bir konuşma yaptı. Dedi ki:</p>
<p data-start="3305" data-end="3567"><em data-start="3305" data-end="3565">&#8220;Bizler aynı dünyanın insanlarıyız. Bir arada birbirimizin farklılıklarını zenginlik kaynağı olarak görmeliyiz. Bugün aramızda bulunan bu göçmen kardeşlerimiz de bizim gibi birer insan. Onları inançlarından, dillerinden ve ırklarından dolayı yadırgayamayız…&#8221;</em></p>
<p data-start="3569" data-end="3842">Kasabanın pastörü hanımefendi de özet olarak, “Biz sizinle bugüne kadar niye tanışmadık? Sizler neredeydiniz?” diyerek adeta sitem eder bir hali vardı. İftar duasını da kendisi yaptı. Bu duadan sonra sanırım duygulanmış olmalıydı ki yerine geçince gözyaşlarını siliyordu.</p>
<p data-start="3844" data-end="4200">Diğer gelenler de çok güzel bir akşam olduğunu ifade ettiler ve gelecek yıl daha geniş katılımlı olacak şekilde tekrarını yapma dileğiyle ayrıldılar. Bütün bunların yanında, bu beldede gönlü ummanlar gibi geniş olan birçok arkadaşımız kendi evlerinde de iftarlar verdiler. Rabbim, yaptıkları bu rahmeti bol gayretlerinden dolayı kendilerinden razı olsun.</p>
<p data-start="4202" data-end="4695">Elhamdülillah, Alvar Efe Hazretleri’nin <em data-start="4242" data-end="4280">“Her vadide yüz bin geda eyler nida”</em> dediği gibi, güneşin doğup battığı her yerde ümit vadeden binlerce ses ve soluk var. Kendi değerlerimize yürekten sahip çıkan binlerce kardeşimiz, kaldıkları yerden tekrar <em data-start="4453" data-end="4469">vira bismillah</em> diyerek gaye-i hayallerine koşuyorlar. Bana öyle geliyor ki onlar, bu dünya hayatını Ramazan gibi yaşayıp bayramı ahirette yapmayı gaye-i hayallerine koymuşlar. Rabbim sayelerini meşkur, gayretlerini daim eylesin. İnşallah…</p>
<p data-start="4202" data-end="4695"><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunya-ramazanlasiyor/">Dünya Ramazanlaşıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
