<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rasim Haner, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/author/rasimhaner/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/author/rasimhaner/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Nov 2023 19:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Rasim Haner, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<link>https://hizmetten.com/author/rasimhaner/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Problemlerin Çözümünde Takip Edilecek Yol</title>
		<link>https://hizmetten.com/problemlerin-cozumunde-takip-edilecek-yol-rasim-haner/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Aug 2023 20:09:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Problemlerin Çözümünde Takip Edilecek Yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=34309</guid>

					<description><![CDATA[<p>Problemler karşısında bazı insanlar şu soruyu soruyorlar: Peygamber Efendimiz problemleri nasıl çözüyordu? Bu soruya kısaca cevap verecek olursak, “Peygamber Efendimiz, problemleri Âl-i İmran sûresinin 159. ayetinde belirtilen emirleri uygulayarak çözüyordu”&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/problemlerin-cozumunde-takip-edilecek-yol-rasim-haner/">Problemlerin Çözümünde Takip Edilecek Yol</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Problemler karşısında bazı insanlar şu soruyu soruyorlar: Peygamber Efendimiz problemleri nasıl çözüyordu?</p>
<p>Bu soruya kısaca cevap verecek olursak, “Peygamber Efendimiz, problemleri Âl-i İmran sûresinin 159. ayetinde belirtilen emirleri uygulayarak çözüyordu” diyebiliriz. Söz konusu ayet ve meali şöyle:</p>
<p><strong> فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ</strong></p>
<p>“İnsanlara yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer kaba, katı yürekli biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için mağfiret dile, ve işleri onlarla müşavere et! Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et! Allah muhakkak ki Kendisine dayanıp güvenenleri sever.”</p>
<p>Ayetin, Uhud savaşı gibi, bir kısım insanların hataları yüzünden canların gırtlağa geldiği, büyük sarsıntıların yaşandığı, çok sayıda şehidin verildiği, korkunun etrafı sardığı ve ümitlerin bittiği bir savaşın akabinde inmesi gayet manidardır. İnsanlar nasıl düşüneceğini, ne diyeceğini, nasıl hareket edeceğini düşünüyordu. Kimileri Medine’nin yolunu tutmuştu. Kimileri bir kenara çekilmiş ümitsizce bekliyordu. Kimileri canını dişine takmış mücadele ediyordu. Kimileri de Allah Rasulüne karşı mahcubiyet yaşıyordu. Ayet panik ve sarsıntı anında nasıl bir yol takip edileceğine dair rehberlik yaptı. Allah Rasulüne hareket stratejisi belirledi.</p>
<p>Ayetin sunduğu çözüm yolunu beş madde halinde ele alalım:</p>
<ul>
<li>Yumuşak olmak/davranmak. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), yaşanan sarsıntı ve kayıplara rağmen sahabeye karşı yumuşak davranmıştı. Ayet, Efendimiz’in bu tavrını methederek tasdik ediyor. Yumuşak olmadığı, kaba ve sert olduğu takdirde insanları etrafında toparlayamayacağını belirtiyor. Öyleyse ailemizde, iş ortamında, yönettiğimiz müessesede vs. bir sıkıntı yaşandığında bizim de stratejik olarak ilk yapacağımız şey, yumuşak davranmak, kimseyi suçlamamak, birleştirici konuşmak ve ilgili insanları problemin çözümü için bir araya gelmelerine zemin hazırlamaktır. Bu aynı zamanda, zaman isteyen meseleleri zamana bırakmak manasına gelir. Böyle davranmak, Allah’ın rahmetinin bir tecellisi ve O’nun kalplerimize koyduğu yumuşaklığın bir neticesidir. Nitekim hadis-i şeriflerde Allah’ın yumuşak muameleyi sevdiği, güzel neticelerin halim selim ve anlayışlı hareket etmeye bağlı olduğu, yumuşak hareketin, içinde bulunduğu şeyi sevimli ve güzel hale geldiği ifade buyurulur.</li>
<li>Affedici olmak. Problemin içinde bazı insanların hatası bulunabilir. Bu hataların bazıları bizzat şahsımıza karşı işlenmiş olabilir. Ayet, affetmeyi, kusurları görmezlikten gelmeyi, ayıpları örtmeyi emrediyor. Böyle bir affedicilik ahlakı sergilenemezse, tam aksine herkes birbirini suçlarsa, adeta etrafta suçlu aranırsa, insanlar bir araya gelemez, yeni bir işe motive olamazlar. Bazen suçlayıcı imalarda bulunmak bile yaralayıcı olur ve iz bırakır.</li>
<li>Allah’tan af dilemek. Problem esnasında şer’î sınırlar korunamamış, bir günah işlenmiş ya da kamu hukukunu ihlal eden bir durum meydana gelmiş olabilir. Olmuş ya da olması muhtemel bütün hatalar için Allah’tan af dilemek gerekir. Bunu, mesul/rehber konumundaki kişi “Hep beraber hatalarımız için af dileyelim, Allah’ın rahmetini üzerimize çekmeye çalışalım” deyip herkesi istiğfara davet ederek yapabilir. Ayet ve hadislerin beyanına göre samimi tevbe edip takva dairesine girenleri Allah bağışlar ve onlara ummadıkları yerden çözümler sunar.</li>
<li>İstişare etmek. Yumuşak davranma, affetme ve istiğfar dileme merhalelerinde kalpler artık iyice yumuşamış, hisler ve duygular yatışmıştır. Sükûnete eren insanların birleşip istişare etme vakti gelmiştir. İstişarede her şey enine boyuna konuşulabilir. Geçmişin yaralarının nasıl sarılacağı, geleceğe dair ne tür planlar yapılabileceği düşünülebilir. Bunların neticesinde bazı kararlar alınacaktır.</li>
<li>Alınan kararlarda azimli olmak. İstişarede alınan kararları uygulama ayrı bir irade ister. Bunun için ayet, aldığımız kararları tereddüt etmeden uygulama konusunda bizi cesaretlendirir. Tevekkül ile Allah’a dayanmamızı, güvenmemizi ister. Eğer uygulamalarda yeni hatalar yapılırsa, tekrar istişare edilir, hatalar düzeltilerek yola devam edilir. Ve işler böylece sürer gider.</li>
</ul>
<p>Görüldüğü üzere, sadece bir ayette problemlerin çözümü reçete gibi öz bir şekilde sunuluyor. Bu çözümü alıp uygulamak ise bizim iradelerimize kalıyor</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/problemlerin-cozumunde-takip-edilecek-yol-rasim-haner/">Problemlerin Çözümünde Takip Edilecek Yol</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neredeyiz, Nereye Gidiyoruz?</title>
		<link>https://hizmetten.com/neredeyiz-nereye-gidiyoruz-rasim-haner/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 07:51:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=33815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük bir sarsıntı yaşadık. Sarsılmadık kimse kalmadı. Herkes az ya da çok bu sarsıntıdan etkilendi, etkilenmeye de devam ediyor. Çok büyük tahribat yaptılar. Tarihte eşine az rastlanır cinsten tenkilde bulundular.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/neredeyiz-nereye-gidiyoruz-rasim-haner/">Neredeyiz, Nereye Gidiyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük bir sarsıntı yaşadık. Sarsılmadık kimse kalmadı. Herkes az ya da çok bu sarsıntıdan etkilendi, etkilenmeye de devam ediyor. Çok büyük tahribat yaptılar. Tarihte eşine az rastlanır cinsten tenkilde bulundular. Dünyaya ait bilgi, tespit ve tecrübelerimizle, yapılan tahribatın boyutlarını anlamaya çalışsak da bunu bu dünyada anlamamız mümkün görünmüyor. Zira çok farklı boyutta ve zincirleme zararlar söz konusu. Tahribatın korkunç boyutlarını esas ahirette görüp anlayacağız.</p>
<p>Ölenler, yaralananlar, hastalananlar, malını mülkünü kaybedenler, işinden makamından rütbesinden edilenler, eşinden evladından anne babasından ayrılmak zorunda bırakılanlar olduğu gibi bundan daha kötüsü, psikolojisi bozulanlar, benimsediği ve temsil ettiği değerlerden şüphe edenler, kadere veya insanlara küsenler, yürüdüğü yoldan uzaklaşanlar, ibadetini bırakanlar, -Allah korusun- imanını yitirenler de oldu. Allah’a olan iman ve itimadını yitirenlerin, dinden uzaklaşanların hem sayılarının az olduğunu hem de geçici hislerle böyle bir sarsıntı yaşadıklarını tahmin ediyorum. İnşallah en kısa zamanda istikamete ererler.</p>
<p>Bir açıdan yaşanan bu olumsuzlukları normal karşılamak gerekiyor. Çünkü peygamberler başta olmak üzere, insanlığın iyiliğine çalışan ne kadar insan ya da topluluk varsa hepsi de benzer problemleri yaşamış. Kuran’da her peygamberin insî cinnî şeytanlardan, mücrimlerden düşmanları olduğu beyan edilir. (En’am 112, Furkan 31). Peygamberlerin düşmanı olduğuna göre, peygamber yolunun temsilcilerinin de düşmanları olacaktır. Bunlar her fırsatta saldıracaklar ve umulmadık tahribatlar yapacaklardır. Hatta sadece Allah’a inanan, insanların ahiretini düşünen kişiler değil, Allah ve ahiret inancı olmadığı halde insanlığın faydası için çalışan insanlar da zaman zaman inananların yaşadığı sıkıntılara maruz kalmışlardır. Onların da düşmanları vardır.</p>
<p>İnsanlığın iyiliği için çalışanlara düşmanlık yapanların bu tavırlarının sebebi, kendilerine itaat edilmemesi, sözlerinin dinlenilmemesi, gittikleri yoldan gidilmemesi, görüşlerinin benimsenmemesidir. Buna mukabil iyi insanların ayrı bir yol takip etmesi, insanlara hakkı, adaleti, iyiliği, güzelliği, dürüstlüğü, mütevaziliği telkin etmeleri, hür düşünceyi yaymaları, eğitime ve aydınlanmaya önem vermeleri, iyilik yolunda organize olmaya çalışmalarıdır.</p>
<p>Hizmet insanlarının hiç bir kusuru olmasa bile, onların yaptığı işler, düşmanların düşmanlık yapmaları için yeterli sebeptir. Neden olmasın ki insanların içinde şeytanla ortak çalışan ve iyiliklere karşı cibilli düşmanlığı olanlar vardır.  Bunlar hayatın bir imtihan olması gereği var edilmişlerdir. İşleri saldırmaktır. Enerji ve motivasyonlarını düşmanlık duygularından alırlar. Sürekli yıkıcı planlar yaparlar. En dost göründüklerinde dahi nereden vuracaklarını yakından görmek için öyle davranırlar. Oldukça sevecen davranırlar. Ve çoğu zaman bunların farkına varmak, niyetlerini sezmek mümkün olmaz. Sezmek mümkün olsa da karşı tedbir almak her zaman kolay olmaz. Neticede tarih boyunca yaşanan inanmışların kaderi tekrar eder durur.</p>
<p>Ne yapacağız o zaman? Mücadeleden vaz mı geçeceğiz? Elimizi işten çekecek miyiz? Ortalığı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanlara mı bırakacağız? Onlara bayram mı yaptıracağız? Mücadeleyi bırakırsak bize dokunmazlar diye düşünüp herkes kendi dünyasında mı yaşayacak? İyilikle kötülüğün karşılıklı mücadelesinde yenildik deyip kötülüğün zaferini ilan mı edeceğiz?</p>
<p>Hayır bunların hiç biri değil? Sonunda göç de olsa, ölüm de olsa, işten vatandan edilme de olsa, maldan, makamdan, rütbeden mahrum bırakılma da olsa mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadele azmimizde örneklerimiz, motivasyon kaynaklarımız Kur’an, Sünnet ve tarihtir. Kur’an, yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar mücadeleye devam edin der. Düşmanla mücadeleye devam edildiğinde zafer vaadeder. Düşmanın korkacağını, dönüp kaçacağını müjdeler. Ve her şeyden önemlisi, Allah’ın, O’nun yolunda mücadele edenlerle beraber olduğunu ilan eder. Allah’ın dinine yardım edenlerin Allah’tan, meleklerden, görünmeyen ordulardan, rüzgarlardan yardım göreceğini haber verir. Yardım görmenin yolunun yardım etmekten geçtiğini hatırlatır.</p>
<p>Allah Resulü, bütün düşmanlıklara ve binbir zorluğa rağmen mücadelesine devam etmiştir. Sonunda başaran da O olmuştur, düşmanlar değil. Sahabe başta olmak üzere tarihte azmini inancıyla kamçılayan nice kahraman insanlar ve onların arkasında yerini alan topluluklar, sayıları az olsa bile yenilmez zannedilen düşmanları yenmiş, aşılmaz görülen devasa problemleri aşmışlardır. Neticede kazananlar, başaranlar, mutluluğa ulaşanlar, dünyaya nefes aldıranlar ve her şeyden önemlisi de ebedi hayatı kazananlar ve kazandıranlar onlar olmuştur.</p>
<p>Bugün yeniden bir dirilişin mücadelesini veriyoruz. Sıfırdan başlayarak değil, kaldığımız yerden devam ederek.. Elli altmış yıllık tecrübelerimizi yerli yerinde kullanarak.. Elbette acılarımız, acılı insanlarımız çok. Ancak, onlara ileride nefes aldıracak dünya, inancını azmini hizmet aşkını kaybetmemiş insanların bugünkü çalışmalarıyla kurulacaktır. Bu yüzden bugün, eli ayağı tutan, fikri, zihni işleyen, gözü kulağı yerinde olan herkesin neye gücü yetiyorsa onu yapması, hizmetlerin bir ucundan tutması gerekiyor. Ümitsizliğe yer yok.. dağınıklığa düşmeye tahammülümüz yok.. şikayetlenip durma gibi bir mazeretimiz hiç yok.. kimin elinden ne geliyorsa, küçük büyük demeden onu yapmalı. Muhakkak bu gösterilecek mini gayretler, toplanınca Allah’ın rahmetine ve kudretine bir davetiye olacak. Ve O’nun rahmeti kudreti sayesinde hiç ihtimal vermediğimiz şekilde bir toparlanma ve ilerleme yaşanacaktır.. Allah bunu inananlara tarihte çok yaşattı.. Bugün tekrar yaşatmasını, büyük bir inanç ve ümitle bekleriz! O, bekleyenleri boş çevirmez..</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/neredeyiz-nereye-gidiyoruz-rasim-haner/">Neredeyiz, Nereye Gidiyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaş İlerledikçe Dine Sarılmak</title>
		<link>https://hizmetten.com/yas-ilerledikce-dine-sarilmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 May 2023 22:45:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş İlerledikçe Dine Sarılmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=31916</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Allah’tan geldi, tekrar Allah’a dönecek. Dairesel bir hareketle yukarıdan aşağıya inen insan ruhu, yine dairesel bir hareketle aşağıdan yukarıya doğru çıkacak ve bu yolculuk Allah’a vuslatın dünyadaki durağı olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yas-ilerledikce-dine-sarilmak/">Yaş İlerledikçe Dine Sarılmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Allah’tan geldi, tekrar Allah’a dönecek. Dairesel bir hareketle yukarıdan aşağıya inen insan ruhu, yine dairesel bir hareketle aşağıdan yukarıya doğru çıkacak ve bu yolculuk Allah’a vuslatın dünyadaki durağı olan ölümle son bulacak. Daha sonra insan, Allah’ın başka bir aleminde daha farklı boyutta yolculuğuna devam edecek.</p>
<p>Bu yolculuğun iniş kısmı, eski yeni hemen her filozofu ilgilendirmiş ve değişik yorumlarla beraber genelde kabul edilmiştir. Fakat yolculuğun çıkış kısmını kimileri hiç düşünmeye gerek duymamış ve insanı adeta bu dünyaya hapsetmişler, kimileri de bu yolculuğun nasıl olacağını tartışmış fakat net bir şey söyleyememişlerdir. Bu konuda en net bilgiler, en açık ifadeler Peygamberlere, dolayısıyla vahye aittir.<br />
Müslümanlar olarak biz, Allah’tan geldiğimize ve tekrar Allah’a döneceğimize inanıyoruz. Bu konu, Kur’an’ın hemen hemen dörtte birini teşkil ediyor. Öyleyse bir mümin yatay bir hayat sürerek, bu dünyada ebedi kalacakmış gibi davranamaz. Ona yakışan hayat tarzı, dikey yolculuktur. Yani kendinden, varlıktan, kainattan Allah’a doğru yapacağı yolculuk.</p>
<p>Bu yolculuğun kalbî boyutları eskiden beri sufilerimiz tarafından ele alınmış ve yol her yönüyle analiz edilmiştir. Çıkış yolculuğunun pratik hayata bakan yönüne gelince, bu yolculuk en başta ibadetlerle yapılır. Ardından muamelat dediğimiz, insani ilişkiler, insan-eşya ilişkileri gelir. Fakat bir noktadan sonra, ibadetleri ve muameleleri dine göre yaşamak yetmez. Böyle bir yeterlilik düşüncesi, bahsedilen yolculuğun felsefesine terstir. İnsana yakışan, yaş ilerledikçe, ömür bittikçe ve ölüme, dolayısıyla Allah’a yaklaştıkça ibadet ve muamelelerde daha da dikkatli olmak, takvaya uygun bir hayat yaşamaya çalışmaktır. Kendini salmak değil, kendini daha da sağlama almaktır esas olan. Zira unutmamak gerekir ki, <strong>لاَ يَزَالُ قَلْبُ الكَبِيرِ شَابًّا فِي اثْنَتَيْنِ فِي حُبِّ الدُّنْيَا وَطُولِ الأَمَلِ</strong> “<em>Yaşlı kimsenin kalbi dünya sevgisi ve dünyada ebedi kalma arzusu açısından genç kalmaya devam eder.</em>” (Buharî, rikâk 5) nebevî ifadesiyle yaş ilerlese de insandaki duygular, dünyevilikten ve sonu gelmez emellerden kendi kendine kurtulamaz. Bu iş irade ister.</p>
<p>Bu girişten sonra şuraya gelmek istiyorum: Dünya konforu gittikçe artıyor. Teknoloji, bu konfora hızla keyif katmaya devam ediyor. İnsan konfordan konfora koşuyor. Mevcut konforla tatmin olmuyor, daha ötesine gitmek ve bedenî hazlarını derinlemesine yaşamak istiyor. Öyle ki normal bir insan olmanın getirdiği fıtrî sınırları zorluyor, hatta yıkıyor, mahvediyor. Daha ileri giden insan, insanlığını beğenmemeye ve ekstra fanteziler aramaya başlıyor. İşte bu noktadan sonra dinin koyduğu sınırlar korunamıyor ya da korunmuyor. Korunmadığı gibi bir de bu sınırlar küçümseniyor, hafife alınıyor, hatta hayat dinin sınırları dışında bir yerlee taşınıyor. Ortalama bir insanın yönelişlerini tahlil ettiğimizde bahsettiğimiz bu konular az ya da çok her insanda bulunabilir.</p>
<p>Bir mümin, mevcut dünya konforu içerisinde, dinin koyduğu hiyerarşik kuralları, en üst mertebedeki kırmızı çizgilerden en alttaki adaba kadar gözetmede elbette zorlanır. Zorlanmak normaldir de. Çünkü ebedi cennete doğru yapılan çıkış yolculuğunun, Allah’a kavuşma yolculuğunun kaderinde bu vardır. Hayatın hedefi, yükselmek ve yüceliklere ermekse, bunun kendine göre zorlukları elbette olacaktır. Fakat mümin, inancı sayesinde bu zorlukları aşacak potansiyele sahiptir. Onu motive eden en büyük dinamik, onun dinidir; kırmızı çizgilerden ahlakın adab kısmına kadar bütünüyle din. Bu din, bir bütünlük içinde yaşanmaya çalışılırsa, yolculuğun keyfiyeti de keyfi de artacaktır. Dinden tavizler verilir, bölünür parçalanırsa, kalp de zihin de, yolcu da yolculuk da şaşkınlık yaşayacaktır.</p>
<p>Burada dini zorlaştırmaktan, dini yaşamanın zorluğundan bahsetmiyorum. Dindar yaşamayı zor gösterme gibi bir niyetim de yok. Yaşanan dinin, insana vereceği hazdan, keyiften, şevkten, ümitten ve maneviyattan bahsediyorum.</p>
<p>Böyle bir ikinci girişten sonra meseleyi daha dar daireye getireyim: Kulluk, yaş ilerledikçe gevşemeyi değil, hassasiyeti gerektirir. Maratonun sonuna doğru depar yapan koşucu gibi, ölüme yaklaştıkça daha bir şuurlu, bilinçli, gayretli yaşam gerekir. Son zamanlarda ifade edilip tartışılan, dinin genel prensiplerine, hassasiyetlerine uymayan, hatta onları göz ardı eden görüşleri, bir de bu açıdan değerlendirmek gerekir. Kadınların dar elbise giymemesi gerektiği şeklindeki bir hassasiyetin ‘boş’ bir hassasiyet olması iddiasından, evde köpek beslemeye cevaz vermeye, besmele çekilmeden kesilmiş hayvanın etinin yenmesi meselesinin fıkhın değil, doktorların, veterinerlerin meselesi olduğu yaklaşımından, kadın erkek karışık oturmaların, hassasiyetleri ve konulan tedbirleri göz ardı edici şekilde serbestliğini savunmaya kadar nice konuların, -ki bunlardan her birinin dayandığı nebevî ifadeler ve temel kaideler var- usule aykırı dile getirilmiş olmanın yanında bir de bahsedilen yolculuk felsefesi açısından değerlendirilmesi gerekir.<br />
Hayat ilerledikçe hayatı dine göre daha bir dizayn etme anlayışında olmamız gerekirken, dinin açıkça tavır koyduğu ya da hassasiyetini hissettirdiği konularda nefse hoş gelen, asra şirin görünen bir kısım görüşler serdetmek, bahsettiğimiz yolculuk felsefesine zıttır. Hele belli bir yaşa kadar dinin kurallarına bağlı yaşamış insanları, ahir ömürlerinde inanç ve kültürlerinin zıddına bir yola sevk etmeye çalışmak, büsbütün aykırılıktır.</p>
<p>Sadece soyut bir hayat felsefesinden bahsetmiyorum aslında. Dinin açık seçik ortaya koyduğu kural, tavır ve hassasiyetlerden ve bir de bu kural, tavır ve hassasiyetlere aykırı ifade edilen görüşlerden bahsediyorum. Konunun aykırılığını görenler görüyor. İster görelim ister görmeyelim, ama meseleyi bir de bahsettiğim, Allah’a doğru yapılan yolculuğun neleri gerektirdiği açısından değerlendirelim derim.</p>
<p>Ölüme yaklaştıkça dinin sınırlarını zorlayan, delillerin sınırlarını aşan yorumlarla dünyaya mı dalmak, yoksa insan kudreti dahilinde, yolun adabına varıncaya kadar dikkat ederek, şüphesiz vehimsiz, selim kalpli bir hayat mı yaşamak! Tercih her insanın kendine kalıyor tabii ki!</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yas-ilerledikce-dine-sarilmak/">Yaş İlerledikçe Dine Sarılmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aileler çatırdıyor mu?</title>
		<link>https://hizmetten.com/aileler-catirdiyor-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2023 09:25:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Aile boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[Aile şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=31737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otuz kırk yıl önce, yaşadığımız çevrelerde, köyde ya da şehirde boşanma hadiselerini çok duymazdık. Özellikle köylerde neredeyse hiç boşanma olmuyordu. Aile dramları, küskünlükler ve kavgalar yaşanmıyor değildi. Ancak bugüne nazaran&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aileler-catirdiyor-mu/">Aileler çatırdıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otuz kırk yıl önce, yaşadığımız çevrelerde, köyde ya da şehirde boşanma hadiselerini çok duymazdık. Özellikle köylerde neredeyse hiç boşanma olmuyordu. Aile dramları, küskünlükler ve kavgalar yaşanmıyor değildi. Ancak bugüne nazaran hem az hem de boşanma yoluna gitmeden bir şekilde durum idare ediliyor, iş tatlıya bağlanıyor ve aile devam ediyordu. Bu durumun avantajlarını dezavantajlarını düşündüğümüzde şahsen avantajlarının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Çünkü geçimsizlikler olsa, eşler birbirlerinden ideal şekilde memnun olmasalar da aile denilen toplum binasının temeli, sarsılmadan yerinde duruyordu. Aile sarsılmadığı için yuvada yetişen nesiller de aile bütünlüğü içinde, ileride mutlu bir yuva kurabilme idealiyle yetişiyorlardı. Mutlu bir yuva kurabilme ideali elbette bugünkü nesillerde de var. Ancak günümüzde bir o kadar da aile anlayışına mesafeli, bu konuda korku ve endişe yaşayan ya da mesuliyet taşımak istemeyen insan var.</p>
<p>30 yıl içerisinde ne oldu da boşanmalar yüksek oranda arttı, aile içi dramlar sokaklara taştı, nesiller aile kutsiyetine de aile kurmaya da mesafeli hale geldi! Bunun pek çok sebebi olabilir. Kanaatimce doksanlı yıllardaki televizyon yayıncılığının çeşitlenmesi, batı filmlerinin çok seyredilir hale gelmesi, ardından internet döneminin başlaması bu konuda çok etkili oldu. Bu gelişmeye paralel olarak manevi ve kültürel değerlerin yerini daha seküler ve maddi değerler aldı. İnternet yayınları, sosyal medya paylaşımları arttıkça, gizlimiz, mahremiyetimiz, sırlarımız, kutsallarımız zihinlerde sarsılmaya başladı. Haddini aşkın bir özgürlük dönemine girildi. Hiçbir manevi kural tanımayan, her türlü kültürel değeri zihninin dışına iten bir nesil yetişti. Dinin ortaya koyduğu değerler küçümsendi ya da ehemmiyetsiz görüldü. Bütün mutluluklar, maddiyatta, şeklî güzellikte, dünyevi imkanlarda arandı.</p>
<p>Aileyi aile yapan mahremiyet düşüncesi, sabır, şefkat, fedakarlık gibi elmastan daha kıymetli ahlaki değerler, yerini bedenî zevklere, dünyevi refaha, maddi beklentilere bıraktı. Ailede kalp ve ruhu besleyen sevgi, saygı, inanç ve ebedi huzur gibi anlayışların yerini bedene ait zevkler ve maddi konfor aldı. Bu maddi zevkler aynı zamanda insanın egosunu besleyen unsurlardı. Beden ve nefis bunlarla kısmen tatmin olsa da kalp ve ruh kendi beslenme kaynaklarından mahrum bırakıldığı için ideal mutluluk yakalanamadı. Özellikle maddiyat düşüncesi ve dünyevileşme o kadar ağır bastı ki, dine bağlı yaşamaya çalışan ve hatta dinin yaşanması istikametinde hizmet eden fertlerde bile azımsanmayacak derecede -dünyevileşmeye bağlı- boşanma olayları görüldü ve görülüyor. İstatistiklere göre son yirmi yılda Türkiye’de boşanma sayısının, 2001 yılına göre yüzde doksan arttığı belirtiliyor. Evlenme sayısında ciddi bir fark bulunmasa da onda da nisbi azalma var. Bu arada evlenme yaşı ortalaması da yükselmiş bulunuyor. Yani insanlar geç yaşta evleniyorlar. Evlenme oranına göre boşanma oranı ise hemen hemen iki katına çıkmış durumda. Buna göre, mesela yüz evlenme gerçekleşiyorsa, 31 boşanma yaşanıyor.</p>
<p>Dine mesafeli duran insanların boşanma sebepleri elbette dine yakın veya dindar insanların sebeplerine göre kısmen farklılık arz edecektir. Bu farkı nazara alarak şu soruyu sorma gereğini hissediyorum: Referansını dinden alan, ibadet ve muamelelerinde dinin ortaya koyduğu yolu takip eden insanlar, mesele aile içi ilişkiler olunca neden aynı hassasiyeti gösteremiyorlar? Ya da hassasiyet göstermeye çalışsalar da niçin başarılı olamıyorlar? Acaba gerçek manada aileyi dinî kurallar zeminine oturtamıyorlar mı? Aile içindeki karşılıklı haklar ve vazifeler dine göre tam tesis edilemiyor mu? Mesele sadece dinî ve ahlakî kuralları bilmemek mi yoksa işin içinde psikolojik ve teknik kuralların bilinmemesi gibi bir cehalet de yatıyor mu? Acaba insani unsurlar görmezlikten mi geliniyor? Aile dışında başkalarına gösterilen toleranslar, aile fertleri için gösterilemiyor mu? İçinde yetişilen fakat pek çok yanlış uygulamalara sahip kültürler, eşleri yanlış mı yönlendiriyor? Aile içinde iki kişi çatışıyor görünürken acaba aslında iki kültür mü çatışıyor? Bütün bu problemlere eğilmek gerekiyor.</p>
<p>TÜİK 2021 verilerine göre Türkiye’de boşanma sebepleri, ilgisizlik ve sorumsuzluk yüzde 32, aldatma Yüzde 14, ekonomik yüzde 10 ve şiddet yüzde 8 şeklinde sıralanıyor. Yazı dizisi boyunca bu dört sebebi dinî ve psikolojik açılardan değerlendirmeye çalışacağım. Tespitlerim, okumalarım ve yaşadıklarım çerçevesinde, dine yakın duran, kendini dine yakın gören, dindar olan ya da dindar olduğunu düşünen insanları nazara alarak bazı tavsiyelerde bulunacağım. Konunun ele alınması ve yapılan tavsiyeler, problemsiz ailelerde farkındalık uyandırmaya, bazı problemli aileleri düşündürmeye, yeni aile kuracak gençlerimizi de tedbirli ve makul adımlar atmaya sevk ederse, benim için toplum huzuruna bir nebze katkı olacaktır.</p>
<p>Gelecek yazımda meseleyi önce dini alt yapı açısından ele alacağım.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aileler-catirdiyor-mu/">Aileler çatırdıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan ve Zaman</title>
		<link>https://hizmetten.com/ramazan-ve-zaman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2023 16:43:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Zaman Rasim Haner]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın izafiliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=31397</guid>

					<description><![CDATA[<p>ZAMAN NEDİR? Zaman, mekânın dört boyutundan biridir. Diğerleri ise en, boy ve yükseklik (derinlik) olarak bilinir. Beşinci bir boyut olarak şuurdan da bahsedilir. Zaman, soyut bir varlık olsa da mekânın&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ramazan-ve-zaman/">Ramazan ve Zaman</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5>ZAMAN NEDİR?</h5>
<p>Zaman, mekânın dört boyutundan biridir. Diğerleri ise en, boy ve yükseklik (derinlik) olarak bilinir. Beşinci bir boyut olarak şuurdan da bahsedilir.<br />
Zaman, soyut bir varlık olsa da mekânın bir boyutu olması yönüyle hep somut neticeler verir. Mesela zamanını düzenli kullanan biri, işlerini istediği zamanda yetiştirir. Mesela pek çok konu zamanla daha iyi anlaşılır. Zaman öylesine akıp gidiyor gibidir ama olayların aydınlanmasında zamanın akıp gitmesine ihtiyaç vardır. “Zaman en büyük müfessirdir (yorumcudur)” sözü de burada manasını bulur. Öyleyse zaman bir boşluk değildir. O, sırlarıyla, zengin manalarıyla gelir, isteyene, talip olana, gayret edene maddi manevi zenginlikler dağıtır. İnsan, zamanın içinde ne tür zenginlikler olduğunu iradesiyle yaşayarak görür.</p>
<h5>ZAMANIN DEĞERİ</h5>
<p>Zamanın değerini ifade etmek için en değerli eşyaların ismini kullansak, altın, elmas, mücevher gibi sıfatlarla onu tarif etmeye çalışsak bile onun gerçek değerini ortaya koymuş olamayız. Zira o, en küçük parçasıyla her zaman mücevherler üstü bir değere sahiptir. Çünkü bütün geleceğimizi onu değerlendirerek inşa ederiz. Dünyadaki kazançlarımızı onu değerlendirmek suretiyle elde ederiz. Bu açıdan ‘boş zaman’ tabiri konuşma esnasında sözün gelişi olarak kullanılsa da aslında isabetli bir ifade değildir. Çünkü zamanda boşluk yoktur, zamanın kendisi de boşluk değildir.</p>
<p>Bir hadiste “<strong><em>Âdemoğlu zaman söver durur. Halbuki zaman Benim. Gece gündüz benim elimdedir.</em></strong>” (Buhari, Edeb 102) buyurulur. Türkçe’de “Allah zamandır” şeklinde bir cümle kursak bunu ilk anda anlamakta zorlanırız ve olduğu gibi kabul edemeyiz. Ancak bu tür cümleler temel kaynaklarımızda bazen kullanılmış olup, Araplar tarafından yadırganmamış ve anlaşılması gerektiği gibi anlaşılmıştır. Bu cümlenin açık manası şudur: “Zamanı yaratan Allah’tır. Geceyi ve gündüzü O evirip çevirir.” Fakat ifade o kadar vurguludur ki, zamanın değerini anlatmak için Cenab-ı Hak, “Zaman Benim” demiştir. Öyleyse zamana muhatap olurken Allah’a muhatap olma şuuru içerisinde bulunmak gerekir.</p>
<p>Zamanda bir sır vardır. O sırrı keşfedenler onu çok iyi değerlendirir ve kısa zamana pek çok iş sıkıştırabilirler. O sır ise zannediyorum, zamanın insanın değerlendirmesine göre şekilleniyor olmasıdır. Eğer insan zamanın her bir parçasını iyi değerlendirirse onun kendisine neler kattığını bizzat tecrübe edecektir. Nitekim bütün başarılı insanlar; buluş yapmış kaşifler, nice ürün vermiş bilim adamları, sistem kaldırıp sistem kuran idareciler, hep zamanı iyi değerlendirerek bu işleri başarmışlardır.</p>
<h5>
ZAMANIN MADDİ İZAFİLİĞİ</h5>
<p>Zaman izafidir, görecelidir. Yani zaman mekâna ve cisimlerin hareketine göre değişiklik arz eder. Bu izafilik fizik sahasında bilinen bir mevzudur. Hatta zamanın izafiliği fiziğin önemli konularından ve buluşlarından biridir. Fakat fizikte mesele tamamen maddi yönüyle ele alınır. Mesela dünyadaki bir saatle uzaydaki bir saatin mukayesesi yapılır.</p>
<p>Fiziken zamanda farklılık olduğu muhakkaktır. Bu farklılık ve izafilik Kur’an’da, ‘gün’ kelimesi üzerinden farklı sayılarla ifade edilir. Bir ayette “<strong><em>Bilin ki Rabbinizin ölçüsüyle bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir.</em></strong>” (Hac suresi, 22/47) buyurulur. Başka bir ayette yerdeki işlerin Allah’ın huzuruna bin yılda yükseldiği ifade edilir. (Secde suresi, 32/5). Bir diğer ayette ise “<strong><em>Melekler ve Rûh, O’nun arşına; miktarı elli bin sene olan bir günde yükselirler</em></strong>.” (Mearic suresi, 70/4) şeklinde farklı bir zaman algısından bahsedilir. Daha başka ayetlerde ise gece ve gündüzden oluşan zamana, yani bizim içinde yaşadığımız güne ‘gün’ denmektedir. (Bakara 196, Âl-i İmran 41, Mâide 89).</p>
<p>Ayetlerden anlaşıldığına göre, zamanın bir parçası olan ‘gün’ün, bir bizim tarafımızdan yaşanan şekli, bir Allah katındaki süresi bir de melekler tarafından yaşanan hali vardır. Aynı kelimeyle ifade edilen zaman parçası, üç ayrı durum için üç ayrı şekilde tecelli etmektedir.</p>
<p>Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kıyamet yaklaştıkça zamanda yakınlaşma olacağını bildirir. (Buhari, Cuma 103). Yani eskiden uzun zamanda yapılan işler, kıyamete yakın zamanlarda kısa vakitte yapılabilecektir. Nitekim bugün öyle olmaktadır. Mekân birbirine yaklaştıkça, mesafeler kısaldıkça, yani hız arttıkça zaman yavaşlamakta ve bir gün içinde bir aya sığacak faaliyet yapılmaktadır.</p>
<h5>ZAMANIN MANEVİ İZAFİLİĞİ</h5>
<p>Zamanın bir de insanın algısı, yoğunlaşması, manevi olarak yükselmesi, buut değiştirmesi gibi hallerine göre oluşan manevi izafiliği vardır. Ahiretteki insanların, aralarında dünyada bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldıklarını konuşmaları (Mü’minûn 113), Ashab-ı Kehf’in mağarada 309 yıl kalmalarına rağmen bir gün ya da bir günden daha az bir zaman kaldıklarını söylemeleri (Kehf, 19) zamanın bu tür izafiliğine birer örnek olsa gerek. Birinci örnekte, ahiret hesabına göre dünya hayatı en fazla bir güne denk gelir. İkinci örnekte ise Ashab-ı kehfin bedenleri için orada adeta zaman durmuş ve ancak bir gün kadar kalmışlardır. Halbuki normal hayatta tam 309 yıl geçmiştir. Bu iki örneğin de zamanın mekâna bağlı izafiliğine dahil olduğu düşünülebilir. Ancak meselenin insan algısı ve yoğunlaşmasıyla da sıkı irtibatı vardır.<br />
Rüyalarda zaman daha farklı cereyan eder. Rüyada görülen çok uzun olaylar zinciri, tespite göre sadece birkaç saniyede görülür. Fakat dikkat edersek rüyada da insanın farklı bir buudda yaşadığı zaman farklılığı söz konusudur.</p>
<p>Zamanın manevi izafiliği, bize sufi literatürdeki bast-ı zamanı yani zamanın genişlemesini hatırlatır. Sufiler, zamanın en küçük parçasını ifade etmek için ‘vakt’ kelimesini kullanırlar. Onlar zamanın en küçük parçasını dahi değerlendirmeye ve Allah’tan gelecek “bir anlık” tecellileri bile kaçırmamaya çalışırlar. Bu gayret ve konumlarından dolayı da onlara ‘ibnü’l-vakt’, yani vaktin çocuğu denilmiştir. Sufiler, Allah’ın tecellilerin gelmediği anlara ‘vakt’ demezler, ona bir değer atfetmezler. Zamanın ‘ân’ dediğimiz en küçük parçasını en iyi şekilde değerlendirmeye gayret ederler. Öyle gayret ederler ki bir ân gelir, o anda Allah’tan özel tecelliler, ilhamlar, nurlar alırlar. Ve işte o esnada onlar için zaman ve mekân adeta yok olur. Bütün varlık gözlerinden silinir gider. İşte bu an, ışık hızına ulaşıldığında zamanın durması meselesinin manevi alemdeki karşılığı gibidir.</p>
<p>Bu konunun en güzel örneklerinden birini Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) miraçta yaşamıştır. O, Allah’ın huzurunda, zamanın ve mekânın bittiği, zaman mekan üstü bir konumda bulunmuş, bir kaç dakikada binlerce yıllık mesafeyi katedip seyahatini tamamlamıştır. O manevi yolculuğunu tamamlamış olsa da müminlere de o kapıyı açık bırakmıştır. Bu kapının ne büyüğü ve en önemlisi ise namazdır. Evliya arasında gece beş yüz rekat, bin rekat namaz kılanların sayısı az değildir. Dikkatli bir şekilde eda edilen bu kadar ibadeti, bir geceye, gecenin birkaç saatine sıkıştırmak fiziki açıdan mümkün değildir. Demek ki o zatlar da Efendimiz’in açtığı yolda bast-ı zaman (zamanın genişlemesi) yaşamışlardı.</p>
<h5>
RAMAZAN’DA ZAMANI DEĞERLENDİRMEK</h5>
<p>Sıra, zamanın manevi izafiliği ile Ramazan’ın irtibatını kurmaya geldi. Diğer zamanlarda olduğu gibi Ramazan’da da Allah tarafından yapılmış bir taksimat vardır. Fakat Ramazan’daki taksimatta ziyade vazifeler vardır. Mesela beş vakit namaza ilave olarak Ramazan’da teravih kılarız. Oruç için sahur ve iftar vakitleri konulmuştur. Allah Resulü’nün her Ramazan’da yaptığı Kuran mukabelesi için belli bir vakit yoktur ancak mutlaka günün bir diliminde okunur. Böylece mukabele de fıtri taksimata dahil olur. Son on günde itikaf yaparız. Ramazan bitince de bayramı idrak ederiz.</p>
<p>Ramazan’ın bu sayısal taksimatının ve farklılığının yanında ve ötesinde bir de nitelik farklılığı vardır. Bu nitelik Allah’ın özel tecellisiyle oluşur. Yani Ramazan’ın her bir küçük parçasında Allah’tan gelen ilham, nur, inşirah, feyiz ve bereket vardır. Zamana ve zamanın en küçük birimi olan ‘ân’a yoğunlaşanlar, Allah’ın o özel tecellileriyle karşılaşırlar. Ramazan’da zamanı iyi değerlendirenler, Allah’ın yoğunlaşmış tecellilerinden büyük derecede istifade eder ve başka zaman bulunamayacak feyizlere, bereketlere, nurlara, huzurlara ererler. Tabi bu neticede büyük ölçüde insanın iradesine kalır.</p>
<p>Ramazan’ın fıtri taksimatını, dolu dolu geçen dilimlerini insan bir de iradi olarak değerlendirmeye çalışsa, zamanın en küçük parçasını dahi kaçırmadan zikirle, fikirle, muhasebeyle, ilimle, rabıtayla (Allah’la farklı bir irtibat kurma seansıyla), uzun uzun secdelerle değerlendirmeye çalışsa, kim bilir kalbe neler neler doğar. Kalbe doğacak bu nurlar, belki de insana hayatında en güzel dakikaları saniyeleri yaşatacaktır. Böylesi bir tecrübe için Ramazan-ı şerif ve özellikle de Ramazan’ın sonunda yapılan itikaf en büyük fırsattır. Hatta bayram gecesi bile bunun için özel bir fırsat kabul edilmelidir. Nitekim hadiste şöyle buyurulur: “<strong><em>Kalplerin öldüğü kıyamet gününde, iki geceyi değerlendirenlerin kalpleri ölmeyecektir: Ramazan ve Kurban bayram geceleri!</em></strong>” (Beyhaki, Şuabü’l-iman, 5/287 (3438).</p>
<p>Allah zamanı hakkıyla değerlendirmeyi ve ölmemek üzere kalpte dirilmeyi biz aciz kullarına lütfetsin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ramazan-ve-zaman/">Ramazan ve Zaman</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musibetler, İmtihanlar ve Değerler</title>
		<link>https://hizmetten.com/musibetler-imtihanlar-ve-degerler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 19:33:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihanlar ve Değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Musibetler]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Haner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Musibet zamanında imtihanların boyutları değişir, derinliği artar. Normal zamanlarda sorgulanmayan şeyler, zor zamanlarda sorgulanmaya başlar. İnsanların zaaflarından istifade etmeyi seven şeytan, problemlerin üst üste yaşandığı dönemlerde, kriz anlarında, gazap duygusunu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/musibetler-imtihanlar-ve-degerler/">Musibetler, İmtihanlar ve Değerler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Musibet zamanında imtihanların boyutları değişir, derinliği artar. Normal zamanlarda sorgulanmayan şeyler, zor zamanlarda sorgulanmaya başlar. İnsanların zaaflarından istifade etmeyi seven şeytan, problemlerin üst üste yaşandığı dönemlerde, kriz anlarında, gazap duygusunu da kullanarak, insanları isyana, günaha, şüpheye sevk etmeye çalışır. Çoğu zaman da bunda başarılı olur.</p>
<p>Musibet dönemleri, tam da karşılıklı düellonun yapılacağı zaman dilimleridir. İnsan iradesiyle, şeytan da olanca hileleriyle bu dönemde karşı karşıya gelir, vuruşur, çarpışır ve sonunda iradesinin zaferini kazananlar da olur, şeytana yenik düşenler de! Şeytan sağdan soldan, alttan üstten, önden arkadan insanı sıkıştırır, onun aklına, ruhuna, kalbine, duygularına, şehvet ve gazap gibi garizelerine baskı uygulayarak onu doğru yoldan saptırmaya, selim akıldan uzaklaştırmaya, temiz fıtrattan çıkarmaya çalışır. O, rahat zamanlarda insanın daha ziyade şehvet hissini tahrik ederken, zor zamanlarda daha çok gazap duygusunu kullanır.</p>
<p>Bir hadis-i şerifte ifade edildiği üzere rahat zamanda şükür ile zor zamanda sabır ile mü’minin kazanacağı da bundan olmalıdır. Zira insan zorlandığı zamanlarda gerilir, bu da sinirleri harekete geçirir. Aklın mantığın zayıfladığı hatta tamamen devreden çıktığı bu dönemde insan sınır tanımaz bir asabiliğe teslim olur. Şeytanın aradığı an işte bu andır. Sinirleri ayakta olan ve her şey yapmaya hazır bir insanı alır, ona en söylenmeyecek şeyleri söyletir, en yapılmayacak şeyleri yaptırır. Ayette buyurulduğu üzere, وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ <em>“Kim Rahman&#8217;ın hikmetlerle dolu ders olarak gönderdiği Kur&#8217;ân&#8217;ı göz ardı ederse, Biz de ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur.”</em> (Zuhruf suresi, 43/36)</p>
<p><strong>Eğer insan, musibet anında şeytanın insana neler düşündürüp neler yaptıracağını bilmiyorsa, tamamen sebeplere yoğunlaşır.</strong> Musibetin neyden kaynaklandığını araştırıp ders ve ibretler çıkararak ileriye yürüme planlamaları yapmak ve zaman zaman kendisini de sanık sandalyesine oturtmak yerine etrafta suçlu arar. Bu esnada şeytanı ve onun kendisine neler yaptıracağını unutur. Şeytanın istediği de zaten budur; kendini unutturmak.</p>
<p>Bu yüzden <strong>musibet esnasında başka zamanlardan daha fazla bir temkin ve teyakkuza ihtiyaç vardır.</strong> Nasıl düşünmeli, nasıl davranmalı ve nasıl hareket etmeliyiz ki çözmekte zorlandığımız problemler karşısında şeytana yem olmayalım, o güne kadar sürdürdüğümüz kulluk bilincini kaybetmeyelim, tam kazandık derken hüsrana uğramayalım, hasat mevsiminde fırtınaya yenik düşmeyelim?</p>
<p>Bunun için öncelikle şeytan gibi bir düşmanı iyi tanımak, onun stratejilerini bilmek gerekir. Dinimiz her zaman için bizlere stratejiler sunar. Bunlar şeytana ve insan nefsine karşı kullanılacak stratejilerdir. İster rahat dönemler isterse de problemli süreçler olsun, şeytan her döneme ait hileleriyle insanın üzerine gelir. Baştan bunu böyle bilmek ve kabul etmek gerekiyor. Düşmanın varlığını, stratejilerini bilen ve onu önemseyen biri, ona göre hareket edecektir. Kur’an, şeytanın ezeli bir insan düşmanı olduğunu bildirerek bizi ikaz eder ve <em>“Şeytan sizin düşmanınızdır.”</em> (Fatır suresi, 35/6) der. Sadece bunu demekle kalmaz, onu bir düşman olarak benimsememizi, cephede düşman karşısında bulunuyormuşuz gibi hareket etmemizi ister ve <em>“Siz de onu düşman edinin.”</em> diye ilave eder. Demek ki daha baştan şeytanı düşman bilmemiz ve ona karşı bir duruş sergilememiz gerekiyor. Musibet zamanlarında ise bu duruşu bir kez daha hatırlamaya, böylece mukavemetimizi yenilemeye, direncimizi perçinlemeye ihtiyaç duyuyoruz.</p>
<p>Buraya kadar şeytanın musibet anında insana hücumundan bahsettik. Elbette mücadele bundan ibaret değil. Rahat dönemlerde de şeytan boş durmuyor, insana musallat oluyor, onu selim akıl ve kalple baş başa bırakmıyor. Rahatlığın getirdiği avantajları değerlendiriyor; insanın şehvetini, rahatlık hissini, konforlu yaşama tutkusunu, yüksek standartta bir hayat sürme özlemini tahrik edip bu duyguları besliyor. Normal şartlarda, konforlu yaşamak isteyen birinin çok çalışması gerekirken, şeytan orada bir zıtlık oluşturuyor. Konfor özlemiyle tembelliği bir arada yaşatıyor insana. Böylece insanın mücadele azmini, hareket kabiliyetini, çalışma şevkini kırıyor ve geleceği imar etme planlarını yerle bir ediyor. İnsanın esas rahatının harekette olduğu, hareket edip didinen insanın bereket ve huzura kavuşacağı, bir dönem yokluklar yaşayan fakat çalışan insanın ileriki bir zamanda refaha ereceği gerçeğini örtüyor.</p>
<p>‘Rahat bir hayat’ etrafında ifade etmeye çalıştığım şeyler sadece maddi açıdan değerlendirilmemeli. Manevi sahada da aynı kanunlar geçerlidir. Allah, maneviyatını kuvvetlendirmeye çalışan, bu konuda çözümler üreten, stratejiler geliştiren, ferdî ya da topluluk halinde faaliyette bulunan insanlara, mutlaka manevi olarak bir konfor sunacaktır. Biz bu konfora tasavvufi yaklaşımla kalp ve ruhun yüksek hayat standartları diyebiliriz. Dünyaya karşı tavrını belirlemiş, temel dinî ve insanî değerlere bağlı, prensiplerinden şüphe etmeyen, modern dünya karşısında kendi değerlerinden gocunmayan, bilakis yaşadığı değerlerin farkında olup onları dünyaya bir katkı olarak sunmaya çalışan insanlara, Allah mutlaka yüksek dereceli bir hayat bahşedecektir. Bu hem dünyada hem de ahirette görülecek bir neticedir.</p>
<p><strong>İnanmış, inancından taviz vermeyen, şüpheye düşmeyen insanların bu dünyada yaşadığı huzur, meselemiz için bir güzel örnektir.</strong> Allah’ın bu örnekleri bize göstermesi büyük bir nimettir. Onların hayatı, dünyada değerlere bağlı bir hayatın nasıl yaşanabileceğine dair bize önemli bir fikir verir. Daha da önemlisi, zihnimizde şeytanın dürtüleriyle oluşturduğumuz “Böylesi bir hayat yaşanamaz.” vehmini siler atar. Rahat zamanlarında inanç ve ibadetinden elini gevşetmeyen, zor zamanlarında imanını ve ibadetini sorgulayıcı tavırlar sergilemeyen mukavemetli insanlar, bizim için birer güzel örnektir. Onlar, manevi hayata dayalı bir huzurun yaşanabilirliğini gösterirler bize. Bu örneklerle aslında bizim isyan etme mazeretimiz elimizden alınmış olur. Aynı şartlarda aşağı yukarı aynı özelliklere sahip insanlardan bir kısmının, hayatın manasını ve gayesini bilerek yaşaması, dünyaya saplanan, zevkine göre yaşayan, işlerin sonunu düşünmeyen ve ahireti unutan kişilere mazeret bırakmaz.</p>
<p><strong>İnanmayan, inancından şüphe eden, kulluktan elini gevşeten insanlara ahirette mutlaka şu kıyaslama sorulacaktır: Aynı şartlarda yaşadığınız halde neden inanan insanlar gibi siz de inanmadınız?</strong> Niçin o gayret ehli gibi siz de ahiretinizi kazanmak için gayret etmediniz? Onlar bütün imkanları değerlendirip ahiret için çalışırken, sizi bu imkanları değerlendirmekten alıkoyan neydi?  Nitekim Kur’an’da bazı insanlara daha dünyada iken şu teklif yapılır: <em>“İman edenler gibi siz de iman edin.”</em> (Bakara suresi, 2/13). Bu teklifi bir soru olarak değerlendirip şöyle de ifade edebiliriz: “Neden sizin gibi birer insan olan fakat sizden farkları ‘inanmak’ olan o insanlar gibi siz de inanmıyorsunuz?” Yani sizin ne üstünlüğünüz var ki, iman edip bir değerler sistemine dahil olmuyorsunuz? Bu teklif ve soruya muhatap olanların bu dünyada kendilerine göre bir cevabı olabilir. Mesela “O sefihler, zayıflar, aşağı tabakadakiler gibi biz de mi bir şeylere inanalım!” diyebilirler, demişlerdir de. Fakat dünyada mantıklı gibi görünen bu mazeret ahirette geçerli olmayacaktır. Kaldı ki dünyada da bu cevabın ne kadar mantıksız olduğu zamanla anlaşılır. İlerleyen zamanlarda inanan, değerlerine bağlı yaşayan insanların nasıl yükseldiği, değerli hale geldiği ve dünyaya değer kattığı, görmek isteyenler tarafından görülecektir. İnsanlık ve İslam Tarihi boyunca inanan kitlelerin dünya medeniyetlerine, ilim ve inanç dünyasına kattığı değerler, ilgililerin malumudur.</p>
<p>Diyeceğim o ki, bizi gerçek insanlığa, istikbale, mutlu geleceğe taşıyan, vahiy kaynaklı, aklın kabul ettiği, delillere dayalı, neticeleri bizzat yaşanarak görülen, tecrübe edilmiş bir inanç ve değerler sistemine sahip insanlar, bu değerlerinden şüphe etmemeli, şüphe etmek şöyle dursun, o değerleri zor zamanların çaresi, merhemi, ilacı olarak görmeli, böyle zamanlarda daha da o değerlere yapışmalı, onların birer hayat kaynağı olduğunu unutmamalı. Konforlu hayatın ağır bastığı dönemlerde de bu değerleri gözden gönülden düşürmemeli. Modern hayatın sağladığı bir kısım rahatlıklar olsa da bu rahatlıklar bize “Meğer yaşanası hayat buymuş” şeklinde bir şeytanî düşünce aşılasa da, gerçek hayat standardının sırf bedenle yakalanamayacağını bilmeli, kalbi ve ruhu tatmin eden inanç ve ahlaki değerlerin kıymetini bilmeli, onları eskimiş, zamanı geçmiş kurallar olarak görmemeli, gerçek insanlığın modern ve bedenen konforlu hayatta değil, o değerlerde gizli olduğunu unutmamalı.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/musibetler-imtihanlar-ve-degerler/">Musibetler, İmtihanlar ve Değerler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremler bize ne der!</title>
		<link>https://hizmetten.com/depremler-bize-ne-der/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2023 03:50:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Depremler bize ne der!]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Haner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’ın, yarattığı varlıklarla farklı konuşma tarzları vardır. O (c.c.), tarih boyunca kitaplar, sayfalar göndererek, ayrıca kalplere gönderdiği ilhamlar yoluyla insanlarla konuştuğu gibi hayvanlarla, bitkilerle ve cansız varlıklarla da çeşitli dillerde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/depremler-bize-ne-der/">Depremler bize ne der!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah’ın, yarattığı varlıklarla farklı konuşma tarzları vardır. O (c.c.), tarih boyunca kitaplar, sayfalar göndererek, ayrıca kalplere gönderdiği ilhamlar yoluyla insanlarla konuştuğu gibi hayvanlarla, bitkilerle ve cansız varlıklarla da çeşitli dillerde konuşur. <strong>Bazen kelâmı, bazen hikmeti, bazen kudreti bazen de diğer isim ve sıfatları ile konuşur.</strong> Bunu hem Kuran’daki ifadelerden hem de alemdeki düzen dilinden anlıyoruz.</p>
<p>Yaratılan maddi alem ve bu alemde meydana gelen olaylar da Allah’ın varlıklarla konuşma şekillerinden biridir. Bu açıdan bakıldığında aslında bütün varlık ve olaylar, insan için bir beyandır. Çiçek böcek kendi tabiî haliyle bize bir şeyler fısıldadığı gibi depremler, ekonomik krizler, hastalıklar da önemli hakikatleri hatırlatırlar. Bir beşer olarak bu mesajları alma kudretine sahip miyiz? Herkes varlığın dilini çözüp, Yaratıcı’nın ne dediğini anlayabilir mi? Bu meselenin hem inanca hem de analitik bakışa ihtiyaç duyan yönleri vardır.</p>
<p>Biz bir müslüman olarak, inancımızın gereği, hiçbir şeyin tesadüfen olmadığını, her şeyin üzerinde Allah’ın ilim, hikmet, irade ve kudretinin hakim olduğunu düşünürüz. Bu temel bakış açısından hareketle depremin de kesinlikle tesadüf olmadığı/olmayacağı açıktır. Sebebi ne olursa olsun, insanın ihmali, kusuru, günahı veya müdahalesi bulunsun ya da bulunmasın, netice olarak depremler insanlara kendi diliyle çok şeyler söyler.</p>
<p>En başta depremler, bir temel prensip olarak insanlara canın ne kadar önemli olduğunu bir anda kabul ettirir. Çünkü deprem esnasında herkes can derdine düşer. O korkunç sesler ve hareketler arasında hiç kimsenin, arabasını, altınını, eşyasını, parasını düşünecek hali yoktur. Herkes canını sağ salim dışarı atmakla meşguldür. İşte bu hal, <strong>dinin ortaya koyduğu ve korunması gereken beş temel unsurdan biri</strong> <strong>olarak kabul ettiği canın</strong> ne kadar değerli olduğunun çok fıtrî ve pratik bir ifadesidir. Depremler bize der ki: Canınız ne kadar da değerli görüyorsunuz. İşte bu yüzden binalarınızı inşa ederken, şehir planlaması yaparken ona göre düşünün. Canı aziz tutun, canları düşünerek işinizi sağlam yapın. Çok kazanma hırsına düşüp cana zarar verecek işler yapmayın. Malzemeden çalmayın, malzemeyi insan için kullanın. Mala tamah edip beton beton üstüne yığmayın, kendinize nefes aldıracak mekanlar bırakın. Canı; mala, paraya, mekana feda etmeyin, aksine bütün bunları cana hizmetkar yapın.</p>
<p>Depremler, sebepler dünyasında yaşayan insanlara <strong>sepeplere riayet etmelerini</strong> salıklar. Onlara, deprem bölgesinde yaşadıklarının farkında ve şuurunda olmalarını, buna göre strateji üretmelerini, evlerini ovalara, ekim alanlarına, deniz kenarlarına değil, Kur’an’da da işaret edildiği üzere yeryüzünün sütunları, kazıkları olan dağlara veya dağ yamaçlarına yapmalarını ilham eder. Diğer yandan çok katlı ve birbirlerine yakın binalar yapmamalarını, yapmak zorunda kalsalar bile depreme dayanıklı binalar inşa etmelerini, bu konuda son teknolojiyi kullanmaları gerektiğini hatırlatır. <em>Depremler, işini iyi yapmayan; çürük zeminlere bina diken, malzemeden çalan müteahhitlerden, o müteahhitlere imkan ve yetki veren yetkililerden, adeta katliama hazırlık yapar gibi şehirleşme planları yapan ve buna dair kanun çıkaranlardan hesap sorulmasının gerekliliğini de bildirir.</em></p>
<p>Depremler bize der ki: <em>“Zulmetmeyin, zulme meyletmeyin, zalime arka çıkmayın, günahları yaymayın, teşvik etmeyin, günah işleyene işlediği günahı sürdürmesi ve büyütmesi konusunda cesaret vermeyin, günahlarda yardımlaşmayın, elinizi adaletsizlikten, hukuksuzluktan, ahlaksızlıktan çekin, adil olun, hakkın yanında durun, zalime tavır koyun.</em> <em>Kendinize gelin, Allah tarafından yaratıldığınızı ve O’na kul olduğunuzu unutmayın.</em> Üzerinize düşen size emredilen görevleri yerine getirin. Allah’a karşı da insana karşı da tabiata karşı da mütevazi olun, gaddar zalim olmayın. Eğer bunları yapmazsanız; kendi elinizle gerek insanın ve onun meydana getirdiği toplumun fesadını elinizle hazırladığınız için gerekse bu ifsat olmuş insanın ve toplumun doğayı (sebepleri de göz ardı ederek) tahrip etmesi neticesine dolaylı da olsa dahliniz olduğu için sıra halinde felaketler kapıda demektir. Allah terbiye edici, ibret verici ve düşündürücü unsur olarak bizi gönderir. Biz de size bu hakikatleri hatırlatırız. İbret alırsanız, düşünürseniz, tevbe istiğfara yönelirseniz, kendinizi gözden geçirir, hem Allah’ın kelâm sıfatından gelen kitabını hem de kudret ve hikmet sıfatından gelen tekvini ayetlerini tetkik, tefekkür edip boyun eğerek takva dairesine girer ve Allah yoluna koyulursanız ne âlâ! Yoksa felaket üstüne felaket yaşamaya devam edersiniz. Dünyanız da ahiretiniz de berbat olur!”</p>
<p>Depremler, birer musibet olmakla beraber içlerinde inananları teselli edecek müjdeler de barındırırlar. Hadisin de ifadesiyle depremde giden canlar şehitlik makamı kazanır, zayi olan mallar sadaka, çekilen sıkıntılar da günahlara keffaret olur. Depremler, gelecek hayata dair tecrübeler sunar. Dünya hayatının faniliğini, ölümün nasıl bir anda geldiğini gelebileceğini, dünyalık şeylerin aslında ne kadar da değersiz olduğunu, ardına düşüp uğruna kavga edilecek bir değer olmadığını anlatır. Depremler gözümüzde dünyayı dünyalık şeyleri küçültür, imanı, ahlaki değerleri, insani ilişkilerin kıymetini büyütür.</p>
<p>Depremler der ki: <em>“Ben geldiğimde zalim mazlum ayırt etmem, ölürken herkes benzer şekillerde ölür fakat dirilirken herkes, hadisin de ifadesiyle niyetine, inancına ve ameline göre dirilir.”</em> Depremlerde zalimle mazlumun, suçluyla suçsuzun, günahkarla masumun beraber ölmesi bir imtihan noktasıdır. İnsan bunu anlamakta güçlük çekebilir. Ancak Kur’an’ın ve Efendimiz’in (sav) beyanlarına dayanarak rahatlıkla diyebiliriz ki hiç bir iyilik zayi olmaz, hiç bir iman kırıntısı boşa gitmez, hiç bir mahrumiyet ahirette karşılıksız kalmaz, hiç bir masumiyet değersizleştirilmez. Nitekim biz bu gerçeğin açık örneklerini daha hayattayken görmeye başlıyoruz. Hiçbir iyilik de hiçbir kötülük de dünya ölçeklerinde karşılıksız kalmıyor. Hiçbir şeyin tam karşılığı burada verilmese de fakat tamamen de karşılıksız kalmıyor. Hiçbir şeyin tamamen karşılıksız kalmaması, aklın kıyas yoluyla bir gün her şeyin tam karşılığını alacağı bir günün geleceği neticesine ulaştırır. Kuran ve hadisler de bu konuda akla yol gösterir, yardım eder.</p>
<p>Depremler der ki: “Ben bir dayanışma zamanıyım. Katılaşmış kalplerin yumuşayacağı, kitlesel dargınlıkların, kırılmaların giderileceği, toplumsal kaynaşmanın gerçekleştirileceği fırsatlarla gelirim. Eğer bu fırsatları iyi değerlendirirseniz, ben bir nimet olabilirim. Değerlendiremezseniz, tam aksine bölünmeleriniz, karşılıklı kızgınlıklarınız, kin ve nefretleriniz artar, azap içinde azap olurum. Bu yüzden insan ayırt etmeden, toplumu kutuplaştırmadan herkese ulaşmaya, her insana el uzatmaya, birbirinize teselli olmaya çalışın. Enkazın içinde gönül sarayları inşa edin. Acılar dinsin, yaralar sarılsın, yüzler gülsün, dünyaya ve ahirete dair ümidiniz artsın. Öyle yardımlaşın ki, yardım elini tutan herkes “İyi ki varsınız! Dünyada uzanan bu ellerin ahirette de imdada yetişeceğini ümit edebiliriz.” desin ve imanın huzurunu yaşasın.</p>
<p>Depremler der ki: “Dünyada mutlak kötülük olmadığı gibi mutlak iyilik de yoktur. Yani iyilik de kötülük de görecelidir. İnanca, bakış açısına ve değerlendirmeye göre değişir. Siz pek çok şeyi kötü görürsünüz de onu iyi değerlendirip iyiliklere ulaşan, acıdan en tatlı meyveler devşiren niceleri vardır. Herkes bakış açısının ve inancının meyvesini yer. Güzel gören güzel düşünen hayattan lezzet alır. Kötü gören kötü düşünen ise kahır üstüne kahır yaşar. Nihayetinde Allah zalim değildir, Adil’dir. Acımasız değildir, sonsuz merhamet sahibidir. Aciz değildir, her şeye gücü yeter. Siz de biz olaylar da O’nun emri altındayız. Fakat bazen bizim gibi felaketleri göndererek sizi imtihan eder, yönünüzü ne tarafa döneceğinizi size gösterir. Sizi tatlı günlerin meltemlerinde rahat ettirdiği gibi felaketli günlerin fırtınasında, tipisinde boranında da pek çok nimetin farkına vardırır. Hep tatlı hatıralar yaşamazsınız dünyada. Bazen acılarla tanışır, onlarla yaşamak zorunda kalır ve böylece nimetin, hayatın, bazen bir yudum suyun kıymetini anlarsınız. Mukavemetiniz, sabrınız artar. Nimetin farkına varmak, sabretmek, merhamet duygularının coşması öyle büyük faziletlerdir ki, bazen bunu gece gündüz yaptığınız ibadetlerle elde edemeyebilirsiniz. Allah size kestirmeden bu farkındalığı yaşatır ve bir ömür yetecek sermaye bahşeder.</p>
<p><em>Hasılı, depremler canlı birer dil kesilir ve bize pek çok şey anlatır. Keşke onların anlattıklarını gereği gibi anlayabilsek.</em> Depremlerin bizden götürdükleri çoktur belki ama getirdikleri -değerlendirenler için- ondan daha fazladır. Temennimiz hem dünyada hem de ahirette kazançlı olmak için, her olayı olduğu/olması gerektiği gibi bu felaketleri de inancın, kulluk şuurunun, insanî değerlerin ve sağlam bakış açısının gölgesinde değerlendirmek, tetkik ve tefekkür etmek, ve gerekli dersleri almaktır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/depremler-bize-ne-der/">Depremler bize ne der!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an’da Cariye – 2</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuranda-cariye-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2023 01:28:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’da Cariye]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Haner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29530</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur’an’da cariye konusu ilk olarak Nisa suresinin 3. ayetinde geçer.  Ayette şöyle buyurulur: وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuranda-cariye-2/">Kur’an’da Cariye – 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an’da cariye konusu ilk olarak Nisa suresinin 3. ayetinde geçer.  Ayette şöyle buyurulur:</p>
<p>وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلَّا تَعُولُوا</p>
<p>“Himayeniz altındaki yetim kızlarla evlenince haklarını gözetemeyeceğinizden, adaleti sağlayamayacağınızdan endişe ederseniz, onlarla değil, size helâl olup arzu ettiğiniz diğer kadınlarla iki, üç veya dört hanım olmak üzere evlenin! Eğer bu takdirde de aralarında adaleti gerçekleştirmekten endişe ederseniz, bir kadınla veya elinizin altında olan cariyelerle yetinin. Bu durum, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.” (Nisa, 4/3)</p>
<p>Ayette, erkeklerin dört kadını nikahlayabileceği ifade edildikten sonra adaleti sağlayamamaktan korktuklarında bir kadınla ya da cariyelerle yetinmek gerektiği belirtiliyor. Cariye “ellerinizin malik olduğu” şeklinde bir tabirle ifade ediliyor, doğrudan cariye kelimesi kullanılmıyor. Fakat bu tabirden, sahabenin ve sonraki alimlerin anladığı mana, cariyedir. Özellikle Kur’an’ın ilk muhatapları olan sahabenin “mâ meleket eymânüküm” tabirinden cariyeyi anladıkları gayet açıktır. Bu konuda herhangi bir ihtilaf yoktur. Dolayısıyla kelimelerin sadece sözlük manalarından yola çıkarak bu tabiri, ‘hizmetçi’ olarak yorumlamak isabetli değildir. Ayrıca hizmetçi, köle değildir, hürdür. Hür olan hizmetçiyi diğer hür kadınlardan ayırıp ayrıca zikretmenin bir manası yoktur. Ayette  أَوْ(veya) bağlacı kullanılarak hür kadının dışındaki bir statüden bahsedilmektedir ki o da ‘elin sahip olduğu/sahip olunan’ cariyedir.</p>
<p>Burada hür kadınlardan “kadınlar” diye bahsedilirken cariyelerden “ellerinizin malik olduğu/sahip olduğunuz” şeklinde bahsedilmesi, gerçek hayatta olduğu gibi iki kadın arasında bir farkın olduğunu gösteriyor. Hür kadınlar için nikah zikredilirken, cariye için sahip olmaktan bahsediliyor. Çünkü bu iki kadın arasında statü/konum farkı vardır. Cariyeliğin yaygın olduğu toplumlarda geçerli olduğu üzere, hür kadının yeri ve konumuyla cariyenin yeri ve konumu çok farklıdır. Bu farklılığın bir neticesi olarak, evlenecek olan hür kadının pazarlık gücü vardır. Mehir konusunda istediği miktarı talep edebilir. Sülalesini, hayat standardını, yetiştiği kültürü düşünerek evlenecek kişiyi kendisi seçebilir. Bu yüzden bir erkek için, hür kadınla evlenmek cariyeye nispetle daha zordur. Cariyenin ise toplumdaki konumundan dolayı böyle bir özgürlüğü yoktur. Evlenme ya da evlendirme hakkı, sahibine aittir. Pazarlık gücü yoktur. Mehir talep edemez. Efendisinin hayat standardına razı olur. Bu yüzden mehir ve benzeri zorluklardan dolayı normal bir kadınla evlenmeye gücü yetmeyen ya da hür kadınla evlendiğinde adaleti sağlayamayacağını düşünen kişinin, sahip olduğu cariyeyle yetinmesi daha kolaydır. Din, kişiye nefsini ve neslini korunması adına böyle bir kolaylık sağlamıştır.</p>
<p>Cariyeyle yetinmek ne demek ve nasıl olacak? Cariyeyle yetinmek; onunla beraber olmak, cinsi münasebette bulunmak demektir. Peki bu beraberlik, nikahla mı yoksa başka bir akitle mi olur? Hür kadından farkının gereği olarak cariyeyle nikah kıymak gerekmez. Çünkü o satış akdiyle sahip olunmuş bir mülktür. Nikah kıyılırsa o zaten hürriyetine kavuşturulmuş ve hür kadın statüsüne sahip hale gelmiş olur. Bu konuda İslam, cariye sahiplerini teşvik eder ve onlara cariyelerini hürriyete kavuşturmanın yollarını gösterir. Ancak cariyesini hürriyetine kavuşturmak istemeyen sahibi, onunla nikahsız beraber olabilir. Bu, köleliğin bulunduğu toplumlarda hür kadınla cariyenin toplumsal statüsüne uygun olarak konulmuş bir hükümdür.</p>
<p>Normal zamanlarda cariyeyle beraber olmanın şartı, ona satış akdiyle sahip olmaktır. Hür kadınla nikah akdi imzalanmasına karşılık, cariye konusunda onun sahibiyle satış akdi imzalanır. Kişi satın aldığı cariyesiyle beraber olabilir. Beraber olduğu cariyesinden çocuğu olursa, o cariye cariyelik statüsünden çıkar ümm-ü veled (çocuk annesi) statüsüne yükselir. Sahibi vefat ettikten sonra da tamamen hür hale gelir.</p>
<p>Normal zamanların dışında ise cariyelere, sadece savaşlardan sonra, esir alınan kadınların devlet yetkilisinin izni ve taksiminden sonra sahip olunabilir. Zaten İslam’a göre bir köle veya cariye, ya savaşlardan sonraki esir alınan gayrimüslimlerin paylaşımıyla (ki söz konusu dönemlerde bütün dünyada cari olan savaş hukukunda uygulama böyledir) ya da diğer zamanlarda satış işlemiyle alınabilir. Bu iki yolun dışında köle ve cariye elde etmek söz konusu değildir. Dolayısıyla baskınlar, zulümler, adam kaçırma, yağma, borç karşılığı rehin alma gibi yollarla hiç kimse köle veya cariye haline getirilemez. Din böyle bir şeye asla cevaz vermez. Bu açıdan, son yıllarda IŞİD türü yapılanmaların, din adına hareket ettikleri iddiasıyla, baskın yaptıkları köy ve şehirlerde yakaladıkları insanları köle veya cariye olarak ilan etmeleri ne dinle ne de ahlakla telif edilemez. Bu tür hareketler kaba cehaletin, dini bilmemenin, temel kaynakları keyfî ve nefsî yorumlamanın birer neticesidir. Bu konu üzerinde, yazımızın ilerleyen bölümlerinde ayrıca duracağız. Şimdilik geçiyorum.</p>
<p>Bir erkeğin, hür kadınlarla evlenmek dururken cariyesiyle yetinmesi, aslında toplumsal statülerde bir derece aşağıda kalmak demektir. Bu ise genelde erkeklerin kolay kabul edeceği bir şey değildir. Ayet, bize erkeğin gücü yettiği durumlarda hür kadınla evlenmesi gerektiğini salıklıyor. Zaten toplumda esas olan da budur. Hür kadınla evlenmeye yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden dolayı güç yetiremeyen erkeğin ise cariyesiyle yetinmesi tavsiye ediliyor. Bu tavsiyenin altında, aynı zamanda bir fedakârlık talebi de vardır. Çünkü hür kadınla evlenemeyip cariyeyle beraber olmak zorunda kalmak, toplum telakkileri açısından birkaç derece aşağıya inmek demektir.</p>
<p>Günümüzde toplumsal statülerin ve kast sistemlerinin yaşandığı, bir statüye ya da kasta sahip olanın diğer statü ve kastlardan biriyle evlenmediği/evlenmek istemediği kültürlerin mevcudiyetini düşündüğümüzde, bu konu zannediyorum daha iyi anlaşılacaktır. Bu yüzden bir cariyeyle beraber olmak zorunda kalmak, zannedildiği gibi zevkle peşine düşülecek bir şey değil, düşünerek hareket edilecek, toplumsal bakış açılarını nazarda tutmayı ve hatta kınanmayı bile göze almayı gerektirecek bir konudur. Din açısından, kişinin cariyesiyle beraber olması ve onunla yetinmesi kınanacak bir durum değildir. Müminûn suresinin altıncı ayetinde bu açıkça ifade edilir. Fakat toplum telakkileri her zaman dinin gösterdiği istikamette gelişmez. Bazı toplumlar kendilerine ait oluşturdukları anlayışlarla, cariyesiyle beraber olup da hür kadınla evlenmeyeni ya da evlenemeyeni kınayabilir. Bu sebeple cariye sahibinin, muhtemel kınamaları göze alarak hareket etmesi gerekir. Toplumun bakış açılarını kaldıramayacak, kınamalara göğüs geremeyecek olanların yapabileceği en güzel şey ise önce cariyesini azad edip hür kadın statüsüne çıkarmak sonra da onunla nikah kıyarak evlenmektir. Dinimizin esasında nihai olarak teşvik ettiği uygulama da budur.</p>
<p>Konuya Nisa suresinin 24. âyetinin ele alındığı yazıyla devam edeceğiz.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuranda-cariye-2/">Kur’an’da Cariye – 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an’da Cariye Konusu</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuranda-cariye-konusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2023 09:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’da Cariye Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Rasim Haner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29334</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur’an’da geçen kelime ve tabirlerin ne manaya geldiğine dair ilk başvurulacak kaynak Kur’an’ın kendisidir. Kur’an, kullanmış olduğu kelimeleri kendi içinde bir mantık, incelik ve bütünlük halinde bize sunar. O mantık,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuranda-cariye-konusu/">Kur’an’da Cariye Konusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an’da geçen kelime ve tabirlerin ne manaya geldiğine dair ilk başvurulacak kaynak Kur’an’ın kendisidir. <strong>Kur’an, kullanmış olduğu kelimeleri kendi içinde bir mantık, incelik ve bütünlük halinde bize sunar.</strong> O mantık, incelik ve bütünlüğü yakalamak için üzerinde durulan kelimenin Kur’an’da hangi kalıpta, hangi konuyla alakalı olarak ve ne manada yer aldığını görmek gerekir. Bazen aynı kelime farklı yerlerde farklı manalarda kullanılır. Bunu anlamak için kelimenin geçtiği yerdeki işlenen konuyu dikkate almak icap eder.</p>
<p>Kur’an’daki kelime ve tabirlerin anlaşılması için müracaat edilecek ikinci kaynak Efendimiz’in beyanları ve muameleleridir. Biz buna kısaca <em>Sünnet</em> diyoruz. Üçüncü kaynak ise Kur’an’ın ilk muhatapları olan sahabenin sözleri ve yorumlarıdır. Fıkıh alimlerinin eserlerinde bir konuyu işlerken takip ettikleri usul de bundan ibarettir. Onlar bir konuda önce Kur’an’a bakarlar. Sonra Sünnete müracaat ederler. Ardından Sahabenin anlayış ve yorumlarını değerlendirir ve mesele etrafında ittifak oluşup oluşmadığını kontrol ederler. Dolayısıyla onlar, Kur’an’dan, Sünnetten kopuk, Sahabeden müstağni, tamamen kendi anlayışlarına, kendi örf ve âdetlerine göre düşünmezler. Kaynakları sonuna kadar değerlendirdikten sonra kendi devirlerinin tecrübelerini, kendi akıllarıyla ulaştıkları neticeleri de yanlarına alarak üzerine kafa yordukları meseleyi bir hükme bağlarlar.</p>
<p>Esas konumuza gelecek olursak: Köle ve cariye konusunu günümüzün modern hayatı açısından ele aldıklarında izah zorluğu yaşayan, bundan dolayı da konuyu kendi şartları içinde ele almak yerine reddetme yoluna gidenler, işi Kur’an’da cariye diye bir konunun olmadığı noktasına kadar vardırırlar. Onların bu iddialarını, yazımızın devamında ele alacağımız ayetlerdeki ifadeler ve bu ifadelere ilk muhatap olan Efendimiz ve Sahabenin açıklamaları boşa çıkarmış oluyor. Baştan ifade etmemiz gerekir ki, Efendimiz de Kur’an’ın ilk muhatapları olan sahabe de Kur’an’daki ilgili ifadeleri <em>kadın köle</em> olarak anlamışlardır. Hadislerde <em>kadın köle</em> konusu geniş yer tutar. Konunun hadislerdeki yerini sonraki yazılarımızda ele alacağız. Biz şimdilik Kur’an’da <em>kadın köle</em> manasında kullanılan kelimelerin üzerinde durmak istiyoruz.</p>
<p>Tarihte <em>kadın köle</em> anlamında kullanılan bazı kelimeler vardır. Cariye, odalık, memlûke, vasîfe, eme ve gurre gibi. Bunların günümüzde en meşhur olanı cariyedir. <em>Cariye</em> kelimesi, günlük dilde kadın köleyi ifade etse de Kur’an’da bu manada kullanılmaz. Kur’an’da üç yerde geçen bu kelime, Zâriyât sûresinin 3. ayetinde “akıp gidenler”, Hâkka sûresinin 11. ayetinde “suda akıp giden gemi”, Gâşiye sûresinin 12. ayetinde ise “akan pınar” manasında kullanılır. Bu üç kullanımın da konumuzla alakası yoktur.</p>
<p>Kur’an’da <em>kadın köle</em> manasında üç kelime kullanılır. Bunlardan birincisi, أَمَةٌ (emetün) (çoğulu إِمَاءٌ (imâun) kelimesidir. Kur’an’da tekil olarak bir defa, çoğul olarak da bir defa olmak üzere toplam iki defa geçer (Bakara sûresi, 2/221; Nur sûresi, 24/32). İkincisi, sözlükte genç kadın ya da genç hizmetçi demek olan فَتَاةٌ (fetâtün) (çoğulu فَتَيَات (feteyâtün) ifadesidir. Bu ifade Kur’an’da iki yerde kullanılır. (Nisa sûresi, 4/25; Nur sûresi, 24/33). Fetâ kelimesi, Kur’an’da başka yerlerde de vardır ancak oralarda kadın köle manasına kullanılmamıştır. Üçüncüsü ve en çok kullanılanı ise “mülkiyetinizde olanlar/sahip olduklarınız” manasında مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ (mâ meleket eymânüküm) ifadesidir. Kur’an’da bu ifade yedi yerde zikredilir. Aynı ifade, iki yerde مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ (senin mülkiyetinde olanlar/senin sahip oldukların) şeklinde Peygamber Efendimiz’e hitaben, dört yerde مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ (o erkeklerin sahip oldukları) şeklinde mümin erkeklerle alakalı, iki yerde de  مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ (o kadınların sahip oldukları) şeklinde ve mümin kadınlarla alakalı olarak yer alır. Toplamda bu ifade, değişik versiyonlarıyla Kur’an’da on beş yerde zikredilmiş oluyor. (Örnek olarak: Nisa suresi, 4/3, 24, 25; Müminûn, 23/6; Nur sûresi, 24/31, 33; Ahzab sûresi, 33/50, 52, 55)</p>
<p>Fıkıh kaynaklarında kadın köleyi ifade etmek için <em>cariye</em>, <em>eme</em> gibi kelimelerin yanında مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ifadesinden türetilen <em>milk-i yemîn</em> tabiri de kullanılmıştır. Milk, mülkiyet; yemin ise sağ el demektir. İkisi beraber, <em>sağ elin sahip olduğu mülkiyet</em> manasına gelir. Köleliğin yaygın olduğu, kölelerin alınıp satıldığı bir dünyada herhangi bir insanın para vererek aldığı bir köle elbette onun mülkü olur. Bu alım satım işlemi bir akitle yapılır. Dolayısıyla köle ister kadın olsun ister erkek, akit vasıtasıyla onu satın alan kişinin mülkiyetine geçmiş olur. Biz bu meseleyi günümüzde yadırgasak da daha bir asır öncesine kadar köleliğin gerçek hayatın bir parçası olduğunu, hatta köleliğin bir müessese, bir sektör haline geldiğini düşünürsek, meseleye daha makul yaklaşma zaruretini hissederiz. Geçmişi, geçmiş dönemin şartları içerisinde değerlendirmek bir esas olduğuna göre, köleliği de aynı prensiple ele almamız gerekir.</p>
<p>Konuya ayetlerin ele alındığı yazıyla devam edeceğiz.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuranda-cariye-konusu/">Kur’an’da Cariye Konusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Risale &#038; Hizmet Araştırmaları Merkezi Yeni Yıla Üç Orjinal Seminerle Giriyor</title>
		<link>https://hizmetten.com/risale-hizmet-arastirmalari-merkezi-yeni-yila-uc-orjinal-seminerle-giriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rasim Haner]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2022 21:44:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet ve Medeniyet İnşası Semineri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik-Sosyolojik Tefsir Semineri]]></category>
		<category><![CDATA[Risale & Hizmet Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Tefakkuh Atölyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28386</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hizmet Hareketi; eğitim, insan hakları, diyalog, yayıncılık, insani yardım, iş dünyası gibi kurum ve faaliyet alanları ile dünya barışına  ve yeni bir insan medeniyetinin inşâsına katkıda bulunuyor.” Bu ifade 2023&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/risale-hizmet-arastirmalari-merkezi-yeni-yila-uc-orjinal-seminerle-giriyor/">Risale &#038; Hizmet Araştırmaları Merkezi Yeni Yıla Üç Orjinal Seminerle Giriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Hizmet Hareketi; eğitim, insan hakları, diyalog, yayıncılık, insani yardım, iş dünyası gibi kurum ve faaliyet alanları ile dünya barışına  ve yeni bir insan medeniyetinin inşâsına katkıda bulunuyor.”</strong> Bu ifade 2023 Bahar Döneminde, Risale &amp; Hizmet Araştırmaları Merkezi’nin hayata geçireceği Hizmet ve Medeniyet İnşası Seminerinin tanıtımından. Her Ocak ayında düşünce dünyamıza yeni ufuklar açmasına alıştığımız Risale &amp; Hizmet Araştırmaları Merkezi bu defa üç projeyle çalıyor düşünce atlasımızın kapılarını: Hizmet ve Medeniyet İnşası, Psikolojik-Sosyolojik Tefsir ve Tefakkuh Atölyesi – 2.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-28388" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-700x228.png" alt="" width="596" height="194" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-700x228.png 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-1200x390.png 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-768x250.png 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-1536x499.png 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-1920x624.png 1920w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-1170x380.png 1170w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI-585x190.png 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/HIZMET-VE-MEDENIYET-INSASI-SEMINERI.png 1978w" sizes="(max-width: 596px) 100vw, 596px" /></p>
<p><strong>“Gelin geleceğin inşasına önce kendimizden başlayalım” </strong></p>
<p>Hizmet ve Medeniyet İnşası, 2022’de Hizmet Hareketi Temel Kavram ve Prensipleri adıyla düzenlenmiş olan seminerin medeniyet perspektifinden tasarlanmış hali. Seminer, ilk planlandığı zaman olduğu gibi Hizmet’in ürettiği kavram ve prensipleri sözlü gelenekten yazılı kültüre dönüştürme hedefine yürüyor yine. Bu defa 10 hafta sürecek seminer Hizmet’in temel değerleri, eğitim, rehberlik, diyalog, insanî yardım, iş dünyası dayanışma, yönetişim, yayıncılık hizmetleriyle alternatif bir modernite inşası gibi felsefi açılımlarıyla ve nihayet yeni ortaya çıkmaya başlayan çevre bilinci, göç ve entegrasyon ve insan hakları alanlarındaki aksiyonuyla yeni bir insan medeniyetine yaptığı katkıyı ele alacak.</p>
<p>Koordinasyonunu Kerim Balcı ve Melike Gülen’in yaptığı seminerin toplamda kırka yaklaşan misafir öğretim görevlilerinin arasında Dr. Hamdullah Öztürk, Dr. Alp Aslandoğan, Dr. Erkan Ertosun, Mehmet Yıldız, Şemsinur Özdemir, Nebi Demirsoy, İbrahim Anlı, Hatice Keskin, Cenap Aydın, Prof. Dr. Şenol Dane, Cemre Ülker, Dr. Tacettin Kayaoğlu, Prof. Dr. Adnan Aslan, Seyid Erkal, M.Ertuğrul İncekul, Dr. Hasan Ahmet Gökçe, Hafza Girdap, Prof. Dr. Ayhan Tekineş ve daha bir bu kadar uzman ve aktivist isim bulunuyor.</p>
<p>Hizmet ve Medeniyet İnşası Seminerinin bünyesinde bütün Risale &amp; Hizmet Araştırmaları Merkezi seminerlerinde olduğu gibi WikiPedia tabanlı HizmetWiki Projesi’nin yanısıra 16-25 yaş katılımcıları için Gençlerle Başbaşa ve 25-35 yaş katılımcıları için Y-Kuşağı Buluşmaları dersleri de bulunuyor. Seminerin bu yıl devreye sokulan üç önemli sürprizi de var: Abant Toplantıları modeliyle düzenlenen çevre ve göç konularında yeni açılımlarla Hizmet insanlarına düşen sorumlulukları inceleyen R&amp;H DİVAN adlı iki büyük müzakere toplantısı; kolektif bir çabayla hazırlanacak Batı ülkelerinde doğup büyüyen gençler için İngilizce Hizmet Sözlüğü ve geçtiğimiz yıl sadece bir hafta ele alındığı için yeterince irdelenemeyen Hizmet ve Kadın konusunun 10 kadın araştırmacı tarafından irdeleneceği 10 özel buluşma.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-28389" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/PSIKOLOJIK-SOSYOLOJIK-TEFSIR-690x700.png" alt="" width="610" height="619" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/PSIKOLOJIK-SOSYOLOJIK-TEFSIR-690x700.png 690w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/PSIKOLOJIK-SOSYOLOJIK-TEFSIR-768x779.png 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/PSIKOLOJIK-SOSYOLOJIK-TEFSIR-585x593.png 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/PSIKOLOJIK-SOSYOLOJIK-TEFSIR.png 1118w" sizes="(max-width: 610px) 100vw, 610px" /></p>
<p><strong>Hocaefendi’nin Hayallerinin Peşinde: Psikolojik-Sosyolojik Tefsir</strong></p>
<p>Daha önce Hac ve Umre Sertifikası ve Siyer Felsefesi programlarıyla Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin iki hayalini gerçekleştirme yolunda adımlar atan Risale &amp; Hizmet Araştırmaları Merkezi bu defa Psikolojik-Sosyolojik Tefsir Semineriyle hayal avcılığına devam ediyor.</p>
<p>Temkinli ve ürkek bir ilk adım olsa da Psikolojik-Sosyolojik Tefsir Semineri’nin konu başlıkları bile Kur’an’ın evrensel mesajına özgün bir nazarla yaklaşılacağının işaretlerini veriyor: İnsanı Yaratan onun psikolojisini, toplumsal ilişkilerini nasıl anlatıyor; Kur’an muhataplarının psikolojisini ve sosyolojisini nasıl muhatap almış; Hazreti Musa rehberliğinde tecerrüd pedagojisi; Kur’an kavramlar atlasında “muhallefûn” &#8212; dönekler, vazife kaçkınları ve yolda kalmışların psikolojisi; kadın psikolojisi; kriz dönemi sosyolojisi; Kur’an kıssalarından karakter analizleri; Alak, Müddessir ve Müzzemil sureleri çerçevesinde vahyin ilk muhataplarının sosyolojisi; zor zamanda hakkın yanında duranların ve tevhid rehberlerinin kişilik analizleri&#8230;</p>
<p>Koordinatörlüğünü Necati Mert’in yaptığı seminerin misafir öğretim görevlisi kadrosunda Dr Fatih Açık, Dr Ali Can, Faruk Sümbül, Neda Doğan, Dr Yasir Bilgin, Rasim Atakan, Safiye Yenigün, Dr Fatma Yeşilyurt, Deniz Yolcu, Kerim Balcı, Osman Karyağdı, Hamide Eygören, Aslı Baran, Aynure Ergüneş, Mehmet Yıldız, Rıfat Yılmaz, Prof Dr Muhittin Akgül gibi isimler bulunuyor.</p>
<p>Psikolojik-Sosyolojik Tefsir Semineri’ne kayıtlı müzakerecilerden şartları uyanlar HizmetWiki, Gençlerle Başbaşa ve Y-Kuşağı Buluşmaları’na katılabildikleri gibi 27 Şubat ve 10 Mart tarihlerinde yapılacak Çevre ve Göç konulu R&amp;H DİVAN müzakerelerine de davetli olacaklar.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-28390" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/TEFAKKUH-OKULU-700x618.png" alt="" width="571" height="504" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/TEFAKKUH-OKULU-700x618.png 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/TEFAKKUH-OKULU-768x678.png 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/TEFAKKUH-OKULU-585x517.png 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/TEFAKKUH-OKULU.png 984w" sizes="(max-width: 571px) 100vw, 571px" /></p>
<p><strong>Tefakkuh Atölyesi geleceğin Tefakkuh Ekolü için çalışmaya devam ediyor</strong></p>
<p>Risale &amp; Hizmet Araştırmaları Merkezi’nin 8 Ocak’ta başlayacak üçüncü semineri ise Tefakkuh Atölyesi-2. 2023-2024 eğitim yılında departman haline gelecek olan Tefakkuh Okulu’nun müfredatını ve bütün eğitim materyallerini üretmek üzere tasarlanan Atölye bir taraftan fıkıh, usul-i fıkıh, mantık, modern hukuk felsefesi, hukukî hermenötik ve modern karar verme teknolojileri konularında dersler düzenlerken, diğer taraftan gönüllü öğrencileriyle  özet çıkarma, soru-cevap metinleri hazırlama, konuların ağaç şemalarını çıkarma, Kahoot testleri hazırlama, Türkçe konuşan dünyada fıkıh, usul-i fıkıh ve doğru düşünme yöntemlerine ilgiyi artıracak sosyal medya paylaşımları, YouTube videoları, podcastler, paneller ve müzakereler hazırlamaya çalışacak.</p>
<p>2022 sonbahar döneminde gerçekleşen Tefakkuh Atölyesi – 1 sırasında usul-i fıkha giriş, İslam hukukunun modern meseleleri, teknolojik gelişmelerin fıkıh ilmine açtığı meydan okumalar ve nihayet modern karar alma yöntemlerini ele alan Atölye, Bahar 2023 döneminde deliller, hükümler ve lafızlar bahislerini derinlemesine işleyecek, bu çalışmaları desteklemek üzere İslam tarihinden 10 büyük fakihin entelektüel mücadelesini tanıtacak ve bir Tefakkuh Podcast yayını başlatacak.</p>
<p>Kayıt ücretleri 240 Amerikan Doları olan Hizmet ve Medeniyet İnşası ve Psikolojik-Sosyolojik Tefsir Seminerlerinden farklı olarak Tefakkuh Atölyesi tamamen ücretsiz. Ancak kayıtlı öğrencilerinden bir dizi fikrî ve ilmî fedakarlık bekliyor.</p>
<p>Koordinatörlüğünü Hatice Keskin’in yaptığı Tefakkuh Atölyesi 2’nin misafir öğretim görevlilerinin arasında Sebahattin Erkmen, Ecir İşiyok, Yücel Men, Neda Doğan<strong>, </strong>Rasim Haner, Kerim Balcı, Osman Akça, Dr Yüksel Çayıroğlu, Hamide Eygören, Muna Seyid, Enes Ekrem Ergüneş ve Münib Gülakman gibi isimler bulunuyor.</p>
<p>8 Ocak 2023 günü Oryantasyon programıyla başlayacak her üç seminer de 19 Mart 2023’te tamamlanacak.</p>
<p><a href="https://turkce.respectgs.us/risale-ve-hizmet-arastirmalari-merkezi/hizmet-ve-medeniyet-insasi/"><strong>Hizmet ve Medeniyet İnşası Semineri hakkında daha fazla bilgi ve kaydolmak için tıklayın</strong></a></p>
<p><a href="https://turkce.respectgs.us/risale-ve-hizmet-arastirmalari-merkezi/psikolojik-sosyolojik-tefsir/"><strong>Psikolojik-Sosyolojik Tefsir Semineri hakkında daha fazla bilgi ve kaydolmak için tıklayın</strong></a></p>
<p><a href="https://turkce.respectgs.us/risale-ve-hizmet-arastirmalari-merkezi/tefakkuh-atolyesi/"><strong>Tefakkuh Atölyesi – 2 Projesi hakkında daha fazla bilgi ve kaydolmak için tıklayın</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/risale-hizmet-arastirmalari-merkezi-yeni-yila-uc-orjinal-seminerle-giriyor/">Risale &#038; Hizmet Araştırmaları Merkezi Yeni Yıla Üç Orjinal Seminerle Giriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
