<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Orhan Keskin, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/author/orhankeskin/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 May 2025 19:21:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Orhan Keskin, Hizmetten sitesinin yazarı</title>
	<link>https://hizmetten.com/author/orhankeskin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Su-i Zan Girdabına Düşmeden Yaşayabilmek</title>
		<link>https://hizmetten.com/su-i-zan-girdabina-dusmeden-yasayabilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 May 2025 19:21:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Su-i Zan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43689</guid>

					<description><![CDATA[<p>İster cebri ister gönüllü hicret ettiğimiz yeni diyarlarımızda; Hocaefendimizin muştusunu verdiği bir “kazanma kuşağında” tahkik yolculuğumuzu sürdürmeye çalışırken bu hayırlı yolun riskleri adına bakın kendileri bizleri nasıl uyarıyor: “İnsanın su-i&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/su-i-zan-girdabina-dusmeden-yasayabilmek/">Su-i Zan Girdabına Düşmeden Yaşayabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İster cebri ister gönüllü hicret ettiğimiz yeni diyarlarımızda; Hocaefendimizin muştusunu verdiği bir “kazanma kuşağında” tahkik yolculuğumuzu sürdürmeye çalışırken bu hayırlı yolun riskleri adına bakın kendileri bizleri nasıl uyarıyor:</p>
<p>“İnsanın su-i zandan kurtulması bir yönüyle kendini sıfırlamasına bağlıdır.  İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir dualarında şöyle demiştir; “Allah’ım, beni benim gözümde küçük göster! (Misyonum itibarıyla) insanların nazarında ise büyük göster.” Biz, O’nun bu sözlerini rehberliğinin bir gereği sayarız. Zira O, kendini ne kadar küçük görürse görsün, büyüktür. Siz de, “Allah’ım beni bana küçük göster! İhlâsımda, rıza talebimde, hizmetimde, cehdimde ise çalımlı kıl!” diyebilirsiniz.</p>
<p>Günde elli defa kendimizi sıfırlayabilirsek başkalarının kusurlarıyla uğraşmaz, onlar hakkında su-i zanlara girmeyiz. Eğer bir kıymet-i harbiyemiz varsa, onu da başkaları söyler. Bununla ilgili bir beklentiye girmek, ayrı bir hastalıktır! Eğer başkalarının bir kısım olumsuz tavırları karşısında hemen kendi olumsuzluklarımızı düşünürsek, atf-ı cürümlerden ve su-i zanlardan kurtulmuş oluruz. İnsan şayet kendi kusurlarına bakmaz, onların tespitiyle meşgul olmazsa ömür boyu etrafta kusurlu arar da hiçbir zaman asıl suçluyu bulamaz.”</p>
<p>Su-i zan aynı zamanda gıybet, iftira ve koğuculuğun da tetikleyicisidir. Peygamber Efendimiz;</p>
<p>“(İnsanlar arasında laf taşıyan) Koğuculuk yapan kişi cennete giremez.” buyurarak gıybeti ve iftirayı yaymanın yani koğuculuk yapmanın insanı cennetten uzak tutacak kadar kul hakkını da içinde taşıyan çok büyük günah olduğu konusunda insanları uyarmıştır.</p>
<p>Yine Sevgili Peygamberimiz; “Kardeşin duyduğu veya yüzüne söylendiği zaman şöyle böyle kendisini rahatsız edebilecek her söz gıybettir.” diye buyurmuştur. Tabii ki medya da su-i zan okumak, yazmak da aynı şekilde gıybet ve iftira okumak ve yazmak gibi vebal ve günah kategorisine girer…</p>
<p>Bazen yargıladığımız bir abimiz, ablamız veya dostumuz dahi olabilir; onu iç dünyamızdaki yargı platformumuza alır, bize göre tahmin ederek suçlarını ve kusurlarını düşünür, içimizden “İşte böyle bu zat!” der ve kararımızı veririz. Karakter tahlilleri yapar, tek taraflı sonuçlar ortaya koyarız. Bu hayali mahkememiz o kadar acımasızdır ki muhatabımızın avukatı olmadığı gibi, yargılandığından haberi bile yoktur…</p>
<p>Hepimiz çok iyi biliriz: Bir arkadaşımızla ilgili olumsuz düşüncelerimizi birileriyle paylaşırsak ve bu anlattıklarımız gerçekse gıybet etmiş oluruz. Doğru değilse iftira etme gibi daha veballi bir duruma düşeriz. Kötü zannımızı içimizde tutarak sürekli nefret hükümleri verirsek ne olur peki. İşte bu da su-i zan olur.</p>
<p>Rabbimiz “Ey iman edenler, zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır.” buyurmaktadır. Âyette yasaklanan zannın bir kısmı, mü’mine karşı su-i zanda bulunmaktır ki bu hal haramdır. Âyette, su-i zannın haram olduğunun öncelikli söylenilmesinin hikmeti şudur: Su-i zanla başlayan menfi yaklaşım başka günahları doğurur. Su-i zan eden, aslında “bilinç altında” su-i zan ettiği kişinin o fiili yapmasını arzu edebilir. Bu menfi duygu, ayrı bir günah olan“tecessüse” kapı açar ve ardından bu zannını başkalarına anlatma noktasına gelirse; “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun; eğer yoksa bir de iftirada bulundun” Hadis-i Şerif’inin muhatabı olunabilir. Bu durumda “su i zan” günahı zamanla; “gıybet” ve “katmerli” bir günah olan “iftiraya” kadar gitmiş olur.</p>
<p>Sonuç olarak diyebiliriz ki; su-i zan birçok büyük günahın şiddetli tetikleyicisidir. Efendimiz (ASM); “Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.”  ve “Su-i zan etmeyiniz! Su-i zan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayınız, kusurlarını görmeyiniz, münakaşa, hased ve düşmanlık etmeyiniz, birbirinizi çekiştirmeyiniz, kardeş gibi birbirinizi seviniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, yardım eder. Onu kendinden aşağı görmez.” ifadeleriyle insanları şiddetle uyarmıştır.</p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/su-i-zan-girdabina-dusmeden-yasayabilmek/">Su-i Zan Girdabına Düşmeden Yaşayabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış Baharı Soluklarken…</title>
		<link>https://hizmetten.com/kis-bahari-soluklarken/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 17:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış bahara el verirken son kez; ayaz, yakar çevresini gider ayak, gece en koyu haliyle sabaha nabız atar. Hayatın güzelliklere dönüşü de öyle kolay olmaz dostlar; bir annenin yavrusunu sancılarla&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kis-bahari-soluklarken/">Kış Baharı Soluklarken…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış bahara el verirken son kez; ayaz, yakar çevresini gider ayak, gece en koyu haliyle sabaha nabız atar. Hayatın güzelliklere dönüşü de öyle kolay olmaz dostlar; bir annenin yavrusunu sancılarla dünyaya getirdiği gibi… Dünyada özgürlüğü elinden alınmış, mutlu günlerini hasretle bekleyen güzel insanlar da bir sancı içerisinde kendi baharlarını bekliyorlar.</p>
<p>Türkiye’de daha yeni hayatını kaybeden Sümeyra’nın acı haberiyle sarsıldık. O, Hizmet Hareketi’ne ait bir kurumda öğretmenlik yaptığı için hapse atılan annesine kavuşmayı beklerken bir de kendi hastalıklarına rağmen kardeşlerine de sahip çıkıyordu. Evet bir nisan sabahı hayata gözlerini açamadı 15 yaşındaki Sümeyra… İnancımız tam ki Sümeyra yeni dünyasında şimdiden bir cennet hayatı yaşıyor ve geçici dünya hayatından sonraki ebedi hayatında sevdikleriyle yaşayacağı güzel zamanların müjdesiyle huzur içinde…</p>
<p>Üstadımız geleceğin kahramanları olarak gençlerimize bakın nasıl sesleniyor;</p>
<p><strong>“Neden dünya herkese terakkî dünyası olsun da, yalnız bizim için tedennî dünyası olsun? Öyle mi? İşte ben de sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum, müstakbeldeki insanlarla konuşacağım.</strong></p>
<p><strong>Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tahir’ler, Yusuf’lar, Ahmed’ler, vesaireler!.. Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler Cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan “Henîen leküm” [Ne mutlu sizlere!] sadâsını işiteceksiniz…”</strong></p>
<p>Asrımızın Hizmet gençleri Üstadımıza teati selamlarını ve manevi çiçeklerini Hocaefendi’nin mezarı başında gönül dilleriyle ulaştırıyorlar ve manevi bir kuşakta “Henîen leküm” sadasını iliklerine kadar hissediyorlar…</p>
<p>Dedik ya dostlar, kıştan sonra gelen bahar sancılarıyla gelirken özgürlüklerle dolu güzel günleri de haber veriyor bizlere. Gönülden inanıyoruz ki sancılarımız olsa da istikbalde güzel insanlar olarak çok güzel günler yaşayacağız, hem bu dünyamızda hem de ebedi hayatımızda… Dünya’ya barış ve özgürlüklerin gelmesi, savaşların sona ermesi ümit ve duasıyla…</p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kis-bahari-soluklarken/">Kış Baharı Soluklarken…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile İçi Huzursuzluklarda “Hayırhahlık” Mesuliyeti…</title>
		<link>https://hizmetten.com/aile-ici-huzursuzluklarda-hayirhahlik-mesuliyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2025 20:48:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Aile hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=42999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ailelerin iç huzuru, özellikle anne-babaların sevgi ve saygıya dayalı münasebetleri çocuklara da olumlu bir şekilde yansıyor. Aile ortamındaki tartışmalar ve kırıcı davranışlar ise çocukları ve gençleri de huzursuz ediyor; dini&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aile-ici-huzursuzluklarda-hayirhahlik-mesuliyeti/">Aile İçi Huzursuzluklarda “Hayırhahlık” Mesuliyeti…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ailelerin iç huzuru, özellikle anne-babaların sevgi ve saygıya dayalı münasebetleri çocuklara da olumlu bir şekilde yansıyor. Aile ortamındaki tartışmalar ve kırıcı davranışlar ise çocukları ve gençleri de huzursuz ediyor; dini hayatlarını olumsuz etkilediği kadar hizmet ortamlarından da uzak durmalarıyla sonuçlanabiliyor. Çocuklar ve gençler maalesef çoğu zaman ev ortamında, anne-babaları arasındaki geçimsizliği, güzel dinimizle ve hizmetimizle ilişkilendirebiliyorlar… “Demek ki İslamiyet ve Hizmet; anne-babam arasında güzel bir ortam oluşturamıyor.” gibi bir düşünceyi, sözlü ifade etmeseler de bilinç altında davranışlarına yansıtabiliyorlar&#8230;</p>
<p>Aile içi huzursuzluklar, zamanla ailelerin dağılmasına ve boşanmalarına kadar büyümekte ki bu durumlar son zamanlarda özellikle “cebri hicret” sürecinde oldukça artış göstermiştir.</p>
<p>Bu meseleyi bir “mümin fert ve camia” sorumluluğu ile ele alıp masaya yatırmak zorundayız. Çözümler arama sürecinde uzmanlar devreye sokulmalı, psikologlardan ve aile uzmanlarından destekler alınmalıdır elbette… Ama güzel dinimizin özünde bulunan aileler arası “hayırhahlık” ruhu da hayata geçirilmelidir. Gelin isterseniz bu mümince yaklaşım üzerinde durmaya çalışalım:</p>
<p>“Hayırhah” sözü Farsçadır; “hayır isteyen, hayra davet eden, iyilik isteyen, hayırsever” gibi manaları vardır. Terim anlamı ise “sevdiği insanlar için iyilik isteyen” kişi olarak ele alınır ki bu kavram, güzel dinimizin de çok önem verdiği bir mümin anlayışıdır.</p>
<p>“Hayırhalık” İslamiyette bir müessese olarak yer almaz ama her müminin inancının ve değerlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Sevgili Peygamberimiz; <strong>“Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe -gerçekte tam olarak- iman etmiş olamaz.”</strong> diye buyuruyor ve kardeşlerini “kendini düşündüğü kadar düşünme” sorumluluğunu, gerçek iman sahibi olmanın olmazsa olmazı olarak ortaya koyuyor…</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi de ferdi, ailevi ve toplumsal hayatta hayırhahlığın işletilmesiyle ilgili şu tavsiyede bulunuyor; <strong>“Fert planında hayırhah arkadaş edinmeden, toplum çapında da işler hakperest mâbeyn-i hümâyûnla götürülmeden hatalar sarmalından kurtulmak mümkün değildir. Kendilerine yahşi çeken, “Sen yahşisin, herkes yaman!” diyen kimselerin dürtülerini fikir kabul eden muhakemesiz insanlar ümmetin başına musallat oldukları sürece de ümmet, başındaki gailelerden, problemler sarmalından katiyen sıyrılamaz. Hem fert hem aile hem de toplum planında yanlışımızı hatırlatıp düzeltebilecek, yanlış yola girmemize meydan vermeyecek ve şehrahta yürümemizi sağlayabilecek hakikatbîn (hakikati gören) yol göstericilere ihtiyaç var.”</strong></p>
<p>Camia olarak ve ferdi sorumluluk çerçevesinde; aile içi sıkıntılara çözümler bulma sürecinde diğer önemli çözüm arayışlarının yanında fıtri olarak aileler arası “hayırhahlık imani sorumluluğunu” büyük bir hassasiyetle ele almalıyız. Aile içi huzursuzluk yaşayan kadın-erkek arkadaşlarımız bu sıkıntılarını genellikle içlerine atarak gizli tutmakta, bu durum ise olumsuz ilişkileri zaman içinde kangrene dönüştürebilmektedir.  Fıtri zeminlerde bu sıkıntıları fark eden gerçek samimi dost aileler “dertleri mahremce paylaşma ve yapıcı çözümler arama sürecinde” devreye girmelidir…</p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/aile-ici-huzursuzluklarda-hayirhahlik-mesuliyeti/">Aile İçi Huzursuzluklarda “Hayırhahlık” Mesuliyeti…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Göçle ve Hicretle Gelen Büyük Sorumluluk</title>
		<link>https://hizmetten.com/buyuk-gocle-ve-hicretle-gelen-buyuk-sorumluluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2025 09:59:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fethullah Gülen Hocaefendi, 1990’lı yıllarda arkadaşlara hedef gösterirken “Bir milyon arkadaşımız   yurt dışına hicret edebilse…” diyerek; iş adamları, eğitimciler, akademisyenler, öğretmenler, belletmenler, aileler, gençler ve çocuklar olarak tüm camiaya uzun&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buyuk-gocle-ve-hicretle-gelen-buyuk-sorumluluk/">Büyük Göçle ve Hicretle Gelen Büyük Sorumluluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fethullah Gülen Hocaefendi, 1990’lı yıllarda arkadaşlara hedef gösterirken “Bir milyon arkadaşımız   yurt dışına hicret edebilse…” diyerek; iş adamları, eğitimciler, akademisyenler, öğretmenler, belletmenler, aileler, gençler ve çocuklar olarak tüm camiaya uzun soluklu bir hedef vermişti.  Bu mesajı o dönemde idrak etmiş on binlerce hizmet insanları özellikle Orta Asya ve Balkanlar’dan başlamak üzere dünyanın birçok noktasına hicret ettiler. Zamanla Afrika, Pasifik ve Batı ülkeleri seviyesinde de bir açılım oldu. Fakat esas bu açılımın tamamlanması ve büyük göçün gerçekleşmesi ise iradi ve cebri olarak Türkiye’deki malum darbe tiyatrosu süreciyle beraber gerçekleşti.</p>
<p>Özellikle de Hocaefendi’nin 90’lı yıllarda altını çizdiği bu tarihi hicret hareketi, 15 Temmuz sürecinden 3,4 yıl öncesinden başlayan baskılar da hesaba katılırsa son 13 yılda zirveye ulaştı… Konumuz bu tarihi göçün nasıl ve neden gerçekleştiği olmadığı için biz daha çok bu sürecin hikmetleri ve hicret eden insanlarımıza düşen tarihi sorumlulukları üzerine dikkatlerimizi yoğunlaştırmaya çalışacağız. Hocamız; Hizmet insanlarının bu muhteşem hicret açılımını şöyle ifade ediyor:</p>
<p><strong>“Çağın kudsîlerine gelince onlar; “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek, barınacak birçok yer ve genişlik bulacaktır. Kim evinden Allah rızası için ve Resûlullah’ın yolu deyip ayrılıp da yolda ölecek olursa, onun mükâfatı Allah’a aittir.”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> diyerek dünyanın her yanına dağılacak ve asrın gerektirdiği usul ve metodlarla soluklarını her tarafa duyuracaklardır. Onların bu hicretleri sayesinde imana, Kur’ân’a uyanacaklar olabileceği gibi, vicdanlarında dostluğu ve diyaloğu duyanlar da bulunacaktır.</strong></p>
<p><strong>Evet onlar, Hira Dağından ruhlarına akseden mirası, gezip her yerde soluklayacak.. ümitsizlikle uyuşmuş gönüllere diriliş yollarını gösterecek.. mantıkla ilâhî vâridâtı birden duyup, herkese duyuracak.. kalb ile Kur’ân arasındaki engelleri kaldırarak şu birkaç asırlık ayrılığı sona erdirip en büyük buluşmayı sağlayacak ve hareketlerinin tamamen iman, aşk ve heyecan yarışı olduğunu günümüzün sarsık, yeisle kıvrım kıvrım ve tutarsız çocuklarına öğreterek, onları fâni hayatın dar ve boğucu atmosferinden kurtarıp bir kere daha onlara var ve hür olma yollarını, sevme ve saygılı davranma adabını öğreteceklerdir.”<a href="#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a></strong></p>
<p>Yukarıda Fethullah Gülen Hocafendi’nin hususiyetlerini izah ettiği 90’lı yıllardan başlayıp günümüze kadar süren, hatta bundan sonra da devam edecek olan bu büyük göç ve hicretin; hicret eden insanlarımıza da çok büyük, hayati, stratejik misyonlar ve vazifeler yüklediğini görüyoruz.  İşte hicret dünyasında karşımızda duran büyük sorumluluklar:</p>
<ul>
<li>Türkiye’deki arkadaşlarımızı asla ihmal etmeden onları medya, hukuk, insan hakları zeminlerinde desteklemek ve savunmak; hapishanelerdeki baskı altında ve zulüm gören arkadaşlarımızın özgürlüklerine kavuşmaları için her türlü çalışmaları ve gayretleri sürdürmek ve onların maddi ve manevi ihtiyaçları çerçevesinde sürekli yanlarında bulunmak…</li>
<li>Yeni gidilen ülkelerin kurallarıyla da uyumlu iyi bir temsil ortaya koymak. Gerek Hizmet Hareketinin gerekse Fethullah Gülen Hocaefendinin prensiplerini doğru anlamış ve benimsemiş, insanlarla barışık, evrensel değerleri de kapsayan hizmetin güzel insan olma kriterlerinin çok iyi temsil edildiği örnek bir hayatı hem aile ortamımızda hem de yaşadığımız çevre içerisinde mükemmel bir şekilde ortaya koyabilme samimi gayreti içerisinde bulunmak…</li>
<li>İyi ve seviyeli bir diyalog ortamı içerisinde; doğrularımızı ve güzelliklerimizi yeni dünyamızdaki insanlarla paylaşma ve onların dünyalarını ve hayat anlayışlarını tanıma ve anlama gayreti içerisinde olma. Kendi camiamızla sınırlı kalmadan yeni insanlarla tanışma ve süreklilik arz eden sağlıklı ilişkiler kurma gayreti içerisinde olmak…</li>
<li>Kendi değerlerimizi de koruyarak ama gettolaşma tuzağına düşmeden yeni ülkemizin dilini öğrenmek ve kurallarını benimsemek, kendi fanusumuzla hayatımızı sınırlamadan kendi değer ve kriterlerimizi koruyarak ama yeni dünyamızın doğrularını ve güzelliklerini de hazmetmesini bilme gayreti içerisinde olmak…</li>
<li>Hepsinden önemlisi de neslimize sahip çıkmak; çocuklarımızın gençlerimizin asimilasyona düşmeden doğru entegrasyon içerisinde yetişmelerini sağlamak…</li>
</ul>
<p>Doğru entegrasyonun en önemli noktası ise ana dilin korunmasıdır. Nesle sahip çıkma ve doğru entegrasyonda ana dile sahip çıkma üzerine yoğunlaşalım. Eğitim uzmanları, değerlerin ve kültürün korunduğu doğru entegrasyonda ana dilin önemini vurguluyorlar.</p>
<p>Ana dil eğitimi sadece dille iletişimden öte, çok daha fazla önem arz ediyor. Ana dille beraber mili ve manevi değerler de taşınıyor. Beklenen ve istenen yaklaşım tarzı; çocuklar ve gençler dillerini ve değerlerini muhafaza ederek yeni ülkelerinin dilini ve yaşam prensiplerini benimsemeleri şeklindedir. Özellikle Hizmet Hareketi çocukları ve gençlerinden beklenen; Türk, Kürt, Kırgız, Kazak, Tacik, Arnavut veya burada hepsine yer veremediğimiz hangi millettenlerse fark etmez kendi ana dillerini, kültürlerini ve değerlerini koruyarak yeni geldikleri ülkeleriyle doğru entegrasyon çizgisini yakalamalarıdır.</p>
<p>Ana dilin korunması, geliştirilmesi ve özellikle de değerlerimizin ana dil örgüsü içerisinde aktarılmasında en büyük sorumluluk ise ailelere aittir. Çocukların aile atmosferinde ana dil köprüsüyle milli ve manevi değerlerini öğrenmeleri çok çok önemlidir. Tabii ki camia olarak da kurslar açarak, ortamlar oluşturarak sorumluluklarımızı yerine getirmeli ve rehberlik alanlarında ana dili desteklemeyi ve geliştirmeyi asla ihmal etmemeliyiz.</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Nisa Suresi, 4/100</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> Fethullah Gülen, Çağlayan Dergisi-2025, Şubat</p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buyuk-gocle-ve-hicretle-gelen-buyuk-sorumluluk/">Büyük Göçle ve Hicretle Gelen Büyük Sorumluluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğru Eğitimde Ailenin Önemi</title>
		<link>https://hizmetten.com/dogru-egitimde-ailenin-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 09:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[egitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41503</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aile, çocukların ve gençlerin yetişmesinde ve eğitim sürecinde en etkili faktörlerden birisidir. Şuurlu ve bilinçli bir aile gerek aile ortamındaki katkılarıyla gerekse aile dışındaki alanların takibi ve doğru yönlendirilmesinde oldukça&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dogru-egitimde-ailenin-onemi/">Doğru Eğitimde Ailenin Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aile, çocukların ve gençlerin yetişmesinde ve eğitim sürecinde en etkili faktörlerden birisidir. Şuurlu ve bilinçli bir aile gerek aile ortamındaki katkılarıyla gerekse aile dışındaki alanların takibi ve doğru yönlendirilmesinde oldukça etkili bir odak noktasıdır.</p>
<p>Burada öğrencilerin ve gençlerin eğitiminde gerekli hassasiyetleri ve bilinci olan bir aileden bahsediyoruz. Maalesef ailelerin birçoğu ahlaki ve doğru eğitim süreçleri yaşamada sınıfta kalıyor. Hatta ilgi şekilleri, çocuklarının zarar gördüğü ve dejenere olduğu bir sıkıntılı ortama dönüşebiliyor. İşin en acı tarafı ise ailelerin birçoğu yaptıklarının çocuklarına ve doğru eğitim sürecine zarar verdiğinin farkında bile değiller… Üzüntüyle ifade edelim ki malum göç süreçlerinde mazisinde eğitimcilik olan anne-babalar da aynı hatalı süreçleri yaşayabiliyor ve bu zarar veren davranışlarının farkına bile varamıyorlar.</p>
<p>Öncelikle çocukların cinsiyetlerini ve yaş gruplarını dikkate alarak uzman rehber, eğitimci ve psikolog danışmanlardan anne-baba olarak destek alınabilir. Burada önemli olan danışmanla oturulduğunda; kendi doğru ve kabullerinin bir kenara bırakılarak tekliflere açık samimi bir yaklaşım ortaya koymaktır. Özellikle bazı üst yaş grupların anne-baba ile genç arasında ilişkiler o kadar kopmuştur ki çözüm adına ailenin gencin yanlışlarına müdahale etmesi ya da yönlendirmeler yapmasının mümkün olamayacağı bir noktaya gelinmiş olabilir. Burada aile “Ben artık ne yapabilirim ki…” yanlışına düşmeden; aile ortamında bu süreçte nelere dikkat edilmeli, çocuklarının doğru ortamla, insanlarla ve arkadaşlarla beraber olabilmesi için pasif ama etkili yönlendirmeler nasıl yapılabilir gibi konularda uzmanlardan destekler alınmalıdır…</p>
<p>Doğru entegrasyonda ve eğitimde ana dil eğitimi çok çok önemlidir. Ana dil eğitiminde en önemli unsur ise ailedir. Anne-babalar ve kardeşler aile ortamlarında ana dilleriyle iletişim kurmalıdır. Özellikle batılı dil uzmanları ailelere; çocuklarınızla kendi ortamlarınızda kendi dilinizle konuşun. Çocuklarınız okul ve diğer dış ortamlarda yeni ülkelerinin dilini en güzel şekilde öğreneceklerdir, diyorlar. Ana dilini unutan çocuklarla aileler ve akrabalar arasında zamanla bir dil ve kültür uçurumu doğabilmektedir. Yeni ülkelerinde ana dillerini unutan çocuklar yakın akrabalarıyla iletişim sıkıntısı çekebiliyorlar.  Amcalarıyla, teyzeleriyle, halalarıyla, yengeleriyle, dayılarıyla ve yeğenleriyle dil olarak anlaşamaz hale gelme riskleri taşıyorlar…</p>
<p>Aileler şu bilince ulaşmalıdır: anadil; değerleri ve kültürü de taşır. Zamanla çocuklar ciddi bir asimilasyon ve yozlaşma fırtınasıyla savrulabilir. Almanya’ya giden ilk Türklerde bu kriz korkunç bir şekilde yaşanmış ve nesiller arasında büyük uçurumlar doğmuştur. Alman eğitimcileri bu yanlış süreç konusunda aileleri uyarsa da bilinçli olmayan ailelerin çoğu bu nesiller arası uçurumu acı acı yaşamıştır. Bu tecrübeyi şiddetle yaşayan Almanya’daki göçmen gruplar artık ana dil eğitiminin önemini anlamışlar. Evlerinde ana dille iletişim kurarken aynı zamanda çocuklarına ana dil kursları aldırmaktadırlar.</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Çekirdekten Çınara” eseri ailenin eğitimde ve çocuk yetiştirmedeki rolünü, görevlerini, İslami ölçülerle ve evrensel değerlerle  çok güzel bir şekilde örnekleriyle anlatmaktadır. Bu kitabı okumanızı önemle önerirken bu eserden aldığımız bir paragrafla yazımızı noktalayalım:</p>
<p><strong>“Şu bir gerçek ki, her şey olmaya müsait ve müstait dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızı, kendi ruh ve mânâ köklerimize göre şekillendirmezsek ayrı bir kalıbın insanı olarak yetişmeleri kaçınılmazdır. Dolayısıyla da hiç farkına varmadan mürted babası olabilirsiniz. Öyle ise mevsiminde onlara mutlaka kendi ruhumuzun özünü, usâresini aşılayarak onların yabancılaşmalarını önlemeliyiz. Bağ ve bahçenizdeki ağaçlara aşı yapıyor, ilmin ve tekniğin gereklerine göre varlığa müdahale hakkımızı kullanarak daha iyi semere almaya çalışıyoruz. Odundan, taştan, ağaçtan, topraktan daha aşağı olmayan çocuklarımıza bu kadar olsun, kendi esaslarımız çerçevesinde ihtimam göstermemiz gerekmez mi? Onlar, alâkasızlığın bodurlaştırması ve bozma gayretlerinin azgınlaştırması gibi iki dezavantaja karşılık, ebeveynin vereceği iyi şeyler gibi tek avantaja sahip bulunuyorlar. Evet, olumlu müdahale olmazsa kokuşurlar, başkalarının elinde de fesada uğrarlar. Her iki hâlde de bize rağmen bir çizgi takip ederler. Hususiyle günümüzde anne-baba bütünüyle dünya işlerine daldıklarından evlatlarını tamamen ihmal etmişlerdir. Hatta bu asır ölçüsünde çocukların ihmal edildiği ikinci bir asır göstermek mümkün değildir.</strong></p>
<p><strong>Yine İmamiye menşeli bir hadiste, 17 Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle ferman ediyor: “Ahir zamanda babalarından ötürü evlatların vay hâline!” Bu söz üzerine sahabe şaşkınlık içinde sorar: </strong></p>
<p><strong>– Müşrik babalardan ötürü mü onlara kıyıldı da heder oldular?</strong></p>
<p><strong>– Hayır mü’min babaları onlara kıydı.</strong></p>
<p><strong>– Nasıl oldu ya Resûlallah?</strong></p>
<p><strong>– Babaları onlara ferâiz-i dini, yani dinin temel rükünlerini öğretmediler.</strong></p>
<p><strong>Bu hadis-i şerifi biraz tasarrufla şöyle açabiliriz: Şu küçük dünya hayatı adına ferâiz-i din terk edildi. Sorumlular, din eğitim ve öğretimini bütün bütün ihmal edip sadece maddî hayatı nazara verip himmetlerini o noktada yoğunlaştırdılar. Küçük bir dünya menfaati uğrunda kalbî ve ruhî hayatlarını ihmal ettiler. Kur’ân okutmak, onun ruhunu öğretmek, din ve diyaneti talim etmek vaktini alır diye, dinî bilgileri öğretmeyi önemsemediler. Yukarıdaki hadisin mânâsı şu âyetle de tam bir uyum arz etmektedir: “Yoo yoo siz ücreti ve lezzeti peşin olanı çok seviyor, ahiret (veya neticeyi) umursamıyor (görmezlikten geliyor)sunuz.” Allah Resûlü sözlerini şöyle devam ettiriyor: “Ben onlardan berîyim, onlar da benden berî olsunlar.” Yani, “Evladını ihmal eden, çocuğunun heder olup gitmesine göz yuman, dahası bir neslin mahvolması karşısında titremeyen anne-babalardan ben uzağım; onlar da benden uzak olsunlar.” Ruhen ölmemiş bütün babalar zannediyorum bu sert uyarı ve tembih karşısında ürperir ve tir tir titrerler; titremelidirler de. Böyle önemli ve hayatî bir sorumluluk kendisine anlatıldığında Halife Ömer bin Abdülaziz bayılıyor ve yirmi dört saat kendine gelemiyordu. Hatta vefat edecek diye oturup başında Kur’ân okuyorlardı.</strong></p>
<p><strong>Kendine geldiğinde de hıçkırarak Allah’tan korktuğunu söylüyordu. Evet o, elinin altında bulunanların mesuliyetini omuzlarında hissediyor ve hukuklarına tecavüz ettim endişesiyle sarsılıyordu.”</strong></p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dogru-egitimde-ailenin-onemi/">Doğru Eğitimde Ailenin Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğru Entegrasyonda Ana Dil Eğitiminin Önemi</title>
		<link>https://hizmetten.com/dogru-entegrasyonda-ana-dil-egitiminin-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 12:05:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Anadil]]></category>
		<category><![CDATA[entegrasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir ülkede hayatlarını sürdürecek çocukların ve gençlerin kültürlerini ve manevi değerlerini koruyarak yani özlerinden kopmadan yeni çevrelerine ve ortamlarına uyum sağlamaları çok çok önemli.  Özellikle Batı ülkelerindeki eğitim uzmanları,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dogru-entegrasyonda-ana-dil-egitiminin-onemi/">Doğru Entegrasyonda Ana Dil Eğitiminin Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir ülkede hayatlarını sürdürecek çocukların ve gençlerin kültürlerini ve manevi değerlerini koruyarak yani özlerinden kopmadan yeni çevrelerine ve ortamlarına uyum sağlamaları çok çok önemli.  Özellikle Batı ülkelerindeki eğitim uzmanları, başka ülkelerden gelen çocukların ve gençlerin kendi değerlerinden koparak yeni ülkelerinde bir yaşam tarzı benimsemelerini oldukça problemli bir yaklaşım olarak görüyorlar. Batıda yapılan araştırmalara göre kendi öz değerlerinden tamamen koparak yeni ortamlarına uyum sağlamaya çalışan nesillerin kendi kültür ve değerlerinden kopmuş yani asimile olmuş kişiler olarak yetişmelerini asla istemiyorlar. Yine araştırmacılar asli değerlerini koruyarak yeni ülkelerine uyum sağlayan öğrencilerin daha başarılı ve tutarlı olduklarını ifade ediyorlar.</p>
<p>Eğitim uzmanları, değerlerin ve kültürün korunduğu doğru entegrasyonda ana dilin önemini vurguluyorlar. Ana dil eğitimi sadece dil eğitimi olmaktan çok daha fazla önem arz ediyor. Ana dille beraber mili ve manevi değerler de taşınıyor. Beklenen ve istenen yaklaşım tarzı; çocuklar ve gençler dillerini ve değerlerini muhafaza ederek yeni ülkelerinin dilini ve yaşam prensiplerini benimsemeleri şeklindedir. Özellikle Hizmet Hareketi çocukları ve gençlerinden beklenen; Türk, Kürt, Kırgız, Kazak, Tacik veya burada hepsine yer veremediğimiz hangi millettense fark etmez kendi ana dillerini, kültürlerini ve değerlerini koruyarak yeni geldikleri ülkeleriyle doğru entegrasyon çizgisini yakalamalarıdır.</p>
<p>Buraya kadar doğru entegrasyonda ana dilin önemini kısaca anlattıktan sonra, bu hususta neler yapılabileceğini ana hatlarıyla ifade etmeye çalışalım:</p>
<p>1- Ana dilin doğru entegrasyondaki önemi ailelere, çocuklara ve gençlere anlatılmalıdır. Bu mesele ailelere, gençlere ve çocuklara haftalık sohbetlerde zaman zaman sohbet konusu olarak işlenmelidir. Ayrıca ana dil bilincinin geliştirilmesi adına seminerler ve konferanslar düzenlenmelidir. Aileler, evlerinde ve kendi doğal ortamlarında çocuklarıyla ana dillerinde iletişimi tercih etmelidir.  Dil uzmanları öğrencilerin okul ve eğitim ortamlarında geldikleri ülkenin dilini en güzel şekilde öğrendiklerini ve aile ortamlarında ana dilleriyle konuşmalarının daha doğru olduğunu anlatıyorlar.</p>
<p>2- Evlerinde ana dille konuşmayan çocukların ve gençlerin bir süre sonra kendi ülkelerindeki dede, nene, teyze, hala, amca ve dayı gibi yakınlarıyla anlaşamaz ve konuşamaz hale geldiklerini ve yakın akrabalarından kopmaları acı gerçeğini yaşadıklarını görüyoruz.</p>
<p>3- Kendi aramızda da olsa melez bir dille konuşmanın yanlışlığı her seviyede insanlarımıza anlatılmalı. Bazı aileler evlerinde çocuklarıyla kendi ana dilleriyle ülkenin dilini iç içe karıştırarak melez bir dil kullanıyorlar ki uzmanlar asla ailelerin evlerinde melez bir dil kullanmalarını doğru bulmuyorlar. Eğitimciler, ailelere sizler evinizde çocuklarınızla kendi ana dilinizle konuşun, melez bir dille konuştuğunuzda çocuklarınız yeni ülkelerinin dilini de aksanlı ve problemli öğreniyorlar, ikazında bulunuyorlar ve tavsiyelerine şöyle devam ediyorlar; sizler evlerinizde çocuklarınızla ana dilinizle konuşursanız hem kültürünüzü ve değerlerinizi de korumuş olur ve doğru entegrasyon çizgisinde doğru bir yaklaşım göstermiş olursunuz.</p>
<p>4- Bulunduğumuz ülkenin dilini çok iyi öğrenmeli ve kendimizi geliştirmeliyiz ama bu yabancı dil öğrenme gayretimiz anana dilimizi doğru konuşmamıza ve çocuklarımıza doğru öğretmemize engel olmamalı.</p>
<p>5- Dil uzmanları ve eğitimciler “Yabancı dil öğrenirken kendi dilinizi de koruyun ve çocuklarınıza öğretin tavsiyesinde bulunuyorlar.” Bu konuda uzmanlar çağırılarak meselenin önemi anlatılabilir.</p>
<p>6- Yeni ülkelerimizdeki eğitim kurumları, ana dil eğitimine destek verebiliyorlar. Yeni ülkelerimizdeki eğitim müdürlükleriyle görüşerek ana dil eğitimi için destek istenebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hizmet Hareketi mensupları bulundukları hangi milleti temsil ediyorsa mensubu oldukları milletin ana dilini, değerlerini çocuklarına ve gençlerine çok iyi öğretme gayreti içinde olmalıdır. Bununla beraber; ayrıca Hizmetin benimsenmesinde ve gelişmesinde yine Hocaefendi’nin sohbetlerinin, Pırlanta Serisinin ve Risale-i Nurların aslından öğrenilmesinde esas olan Türkçe; çocuklarımıza ve gençlerimize öğretilmeli ve geliştirilmelidir.</p>
<p>Çocuklarımız ve gençlerimiz yeni ülkelerinin dilini ve entegrasyon değerlerini çok iyi öğrenmeli, ayrıca ana dillerini de korumalı ve geliştirmelidirler. Bu önemli vurguyu tekrar yaptıktan sonra Hizmet dili olarak da vurgulayabileceğimiz Türkçenin geliştirilmesiyle ilgili neler yapılabileceğini vurgulamaya çalışalım.</p>
<p>Ana dili Türkçe olan çocuklarımız ve gençlerimiz için hem ana dillerini koruma hem de Hizmet şuurlarının daha da gelişmesi adına Türkçe ile ilgili aşağıdaki çalışmalar yapılabilir:</p>
<p>1- Üstad Hazretleri’nin ve Hocaefendi’nin Türkçeye bakış açıları ve verdikleri önem insanlarımıza her seviyede anlatılmalı.</p>
<p>2- Türkçeyi doğru okuma, yazma ve konuşma gayretinin ırkçılık olmadığı ve Türkçenin hizmete ait değerlerin taşınmasındaki rolü insanımıza anlatılmalı.</p>
<p>3- Ülkelerde kendi insanlarımıza; her yaş seviyesinde Türkçe öğrenme ve Türkçeyi doğru konuşabilme kursları açılabilir. Kısmen uygulayan ülkelerin tavsiyeleri alınabilir.</p>
<p>4- Çocuklarımıza ve gençlerimize benzer şekilde Türkçe Risale ve Pırlanta okuma kampanyaları düzenlenebilir.</p>
<p>5-Evlerimizde, programlarda, aktivitelerde çocuklarımızla ve gençlerimizle Türkçe konuşmalıyız. Onların asla bulunduğumuz ülkenin dilini yeterince öğrenemeyecekleri endişesine kapılmayalım; onlar doğal çevrelerinde ve okullarda bulundukları ülkenin dilini en güzel şekilde öğreniyorlar.</p>
<p>6- Bulunduğumuz ülkelerdeki resmi makamlarla yazışarak yeterince Türk öğrenci bulunan her seviye de devlet okullarına Türkçenin seçmeli ders olarak konmasını talep edebiliriz. Bazı ülkelerde bu tür uygulamalar mevcut.</p>
<p>7- Çocuklarımız ve gençlerimiz, Türkçe yazı yazmaya teşvik edilmeli.. Bu amaçla teşvik için ödüllü en güzel yazı yarışmaları düzenlenebilir, gençlerimiz kitap yazmaya veya online dergi çıkarmaya teşvik edilebilir, tiyatro metinleri yazdırılıp sahne çalışmaları desteklenebilir.</p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dogru-entegrasyonda-ana-dil-egitiminin-onemi/">Doğru Entegrasyonda Ana Dil Eğitiminin Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rehber Eğitimcinin Subjektif Mükellefiyeti</title>
		<link>https://hizmetten.com/rehber-egitimcinin-subjektif-mukellefiyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jan 2025 15:10:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41222</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hizmet Hareketi eğitimcilerinin, rehber abla ve abilerinin, öğretmenlerinin dünyasında “subjektif mükellefiyet” nasıl anlaşılmalı, eğitim ve rehberlik çalışmalarına nasıl yansıtılmalı?” sorusunun cevabını birlikte anlamaya çalışalım.  Subjektif mükellefiyet; ferdin iman ve idrak&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/rehber-egitimcinin-subjektif-mukellefiyeti/">Rehber Eğitimcinin Subjektif Mükellefiyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Hizmet Hareketi eğitimcilerinin, rehber abla ve abilerinin, öğretmenlerinin dünyasında “subjektif mükellefiyet” nasıl anlaşılmalı, eğitim ve rehberlik çalışmalarına nasıl yansıtılmalı?” </strong>sorusunun cevabını birlikte anlamaya çalışalım.  Subjektif mükellefiyet; ferdin iman ve idrak seviyesine göre Rabbe karşı sorumluluklarının derecesinin şekillendiği, manevi kıvama bağlı subjektif bir müminlik şuurudur.</p>
<p>Peygamberler, hassaten Sevgili Peygamberimiz, insanlara iyilikleri ve güzellikleri yaşayarak gösteren, yanlışlıkları ise nedenleriyle izah eden ve bu yanlışlara düşmemeleri için insanları ihtar ve ikaz eden zirvedeki rehber ve eğitimcilerdir. Peygamberler bu çalışmaları yaparken de Allah’ın kendilerine lütfettiği bir manevi seviyenin derinliğiyle tebliğ ve irşad ufkunda tahkik yolculuğunun zirvelerinde dolaşmışlardır…</p>
<p>Hizmet Hareketi rehberleri ve eğitimcileri de Peygamberlerin izinden yürüyerek ve onlar gibi insanlarla ilgilenme sürecine, subjektif mükellefiyetle yaklaşarak çalışmalarını sürdürürler. Peki bu noktada insanlarla, gençlerle ve çocuklarla ilgilenme sorumluluğunun hangileri objektif ve normal davranışlardır ve hangileri ise subjektif mükellefiyetin sınırlarını zorlar, bunları anlamaya çalışalım.</p>
<p>Önce objektif yükümlülük ve subjektif mükellefiyet hususlarında Fethullah Gülen Hocaefendi’nin çizdiği sınırlara bir bakalım:</p>
<p><strong>“Bu iki kelimenin ihtiva ettiği manalar açısından; “objektif yükümlülük”, usûlüddin mizanlarıyla sınırları belirlenen, dinin özündeki kolaylık prensibine dayanan ve herkes için geçerli olan vazife ve sorumlulukların; “subjektif mükellefiyet” ise, her ferdin, şahsî duyuş, hissediş, idrak ve değerlendirmeleri neticesinde kendi üzerine aldığı vazifelerin ve vicdanî ölçüler çerçevesinde kendisi için belirlediği mesuliyet çizgisinin unvanıdır.”</strong></p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi, bu sınırları belirledikten sonra şuur ve irade seviyesinde alınan yolun altında bir rehberlik ve eğitim gayreti göstermenin de Allah katında ciddi bir vebali olduğunu çok etkili yorumuyla bakın nasıl anlatıyor:</p>
<p><strong>“Her konum bir mazhariyet olduğuna göre her konumun kendine göre bir hakkı, eda edilmesi gereken belli vazife ve sorumlulukları vardır. Bu durum, “Bi hasebi’l-mağnem, el-mağrem” (Elde edilen ganimet, altına girilen risk ölçüsünde artar veya azalır.) sözüyle ifade edilmiştir. Yani bir insan ne kadar ganimete mazhar ne kadar lütuflarla serfiraz ise onların kadr u kıymetini bilmediği takdirde Allah onu o kadar perişan eder. Harem odasına kadar girmiş bir insan, oranın kıymetini bilmez ve oranın hususiyetlerine karşı saygısızca davranırsa onu salonda oturtmazlar, kapının önüne koyarlar. Bu sebepledir ki Hz. Pîr, ihlas kulesinin başından düşen bir insanın düz bir zemine değil, derin bir çukura düşme ihtimaline dikkatleri çekmiştir.”</strong></p>
<p>Burada Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin şiddetli ikazına da dikkat kesilmemiz gerekiyor: <strong>&#8220;Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz&#8230;&#8221; </strong>Kendileri gerçek dava insanının veya rehberinin yakaladığı ihlas çıtasını yani subjektif mükellefiyeti bir “ihlas kulesinde yükselmek” ifadesiyle anlatıyor. Bu ihlas kulesinde, samimi ihlasla mesafe alınacağını ama bu yolda yükseldikçe de alınan seviyenin daha altına inmenin mümkün olamayacağı ve çok derin bir ihlassızlık çukuruna düşüleceği konusunda rehberleri uyardığını görüyoruz.</p>
<p>Eğitim ve rehberlik gönüllüleri, ihlas yolculuğunu bu subjektif mükellefiyet seviyesiyle yürütürken yakaladıkları performanslarını asla geriye düşürmemeleri çok büyük önem arz ediyor…  Subjektif mükellefiyet ve ihlas kulesi tırmanışı sabır isteyen çileli bir yol. Bu meşakkatli yolda nefis ve şeytan sürekli durmayı ve geri dönmeyi fısıldayacaktır. Önemli olan her şeye rağmen bu hikmet yolundan geri dönmemek ve her şeye rağmen mesafe almaktır. Bu hususu Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle ele alıyor:</p>
<p><strong>“Eğitim gönüllülerinin performansına ve bu performansın devamlılığına bakıldığında, bunların arka planında ciddi bir meşakkat, zamana sabır gibi katlanılması zor durumlar olduğu görülmektedir. Bu sebeple bütün bu işlerin gösterişe, alâyişe ve şova bağlı yapılabileceğine ihtimal vermek zordur. Hususiyle yurtdışında hizmet eden insanların karşı karşıya kaldıkları durum daha iyi anlaşılacaktır. Netice itibarıyla zahirle hükmetme ve hüsnüzanda bulunmanın yanı sıra yapılan hizmetlerin zorluğu açısından da mesele değerlendirildiğinde, ilim, irfan yolunda ortaya konan bu işlere sahip çıkanların, inanmış ve samimi insanlar olduklarını düşünmek iktiza eder.”</strong></p>
<p>Subjektif mükellefiyetin alt ve üst sınırları, rehberlerden rehberlere, eğitimcilerden eğitimcilere değişen ve her ferdin vicdan terazisinde tartılabilen hikmetli ve sırlı bir tahkik yolculuğu olarak karşımızda duruyor. Elle tutulamayan, ölçülüp biçilemeyen, insanlarla, gençlerle ve çocuklarla ilgilenmenin “bu kadar da yeter engellerine” takılamayacak bir ferdi fedakârlık ve sınırsız bir rıza gayreti olarak ele alınması gerekiyor. Yapılan çalışmaların ve gayretlerin hangilerinin objektif hangilerinin de subjektif olduğu hususunu şöyle ele almak mümkündür; her rehber ve eğitimcinin ortaya koyduğu gayretler ve çalışmalar genel kabul sınırlarındaysa objektif bir vazife sorumluluğu kabul edilebilir ancak herkesin yapamadığı özel gayret ve fedakarlık ölçülerindeki yaklaşımlar ise subjektif mükellefiyet alanına girer ki Hizmet Hareketi rehber ve eğitimcilerinden de bu seviyeyi yakalamaları ve istikrarlı bir kıvamda sürdürmeleri beklenir.</p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/rehber-egitimcinin-subjektif-mukellefiyeti/">Rehber Eğitimcinin Subjektif Mükellefiyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet İnsanı, Hoşgörülü ve Hilm Sahibi Olmalı</title>
		<link>https://hizmetten.com/hizmet-insani-hosgorulu-ve-hilm-sahibi-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jan 2025 20:25:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41120</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’ın en sevdiği sıfatlardan biri olan hilm yani yumuşak huyluluk, gazap sıfatının karşıtıdır.  Hilmin zıddı olan sinirlilik, sertlik, katılık ve huysuzluk; insanları uzaklaştıran, inciten, dağılıp gitmelerine yol açan Allah’ın razı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hizmet-insani-hosgorulu-ve-hilm-sahibi-olmali/">Hizmet İnsanı, Hoşgörülü ve Hilm Sahibi Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah’ın en sevdiği sıfatlardan biri olan hilm yani yumuşak huyluluk, gazap sıfatının karşıtıdır.  Hilmin zıddı olan sinirlilik, sertlik, katılık ve huysuzluk; insanları uzaklaştıran, inciten, dağılıp gitmelerine yol açan Allah’ın razı olmadığı ve kerih gördüğü kötü bir davranıştır. Hilm, başta Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem olmak üzere tüm Peygamberlerin önde gelen sıfatlarından biridir. Halîm, yâni yumuşak huylu olmayan bir kimse Peygamberlik gibi mühim bir vazîfeyi îfâ edemez. Peygamberlerin yolundan giden müminler de bu önemli vasfı üzerlerinde taşımak ve hayatlarına yansıtmak zorundadır.</p>
<p>Hizmet Hareketi’nin abileri, ablaları ve fertlerinden bir fert olarak her birimiz de bu sıfatı hem kendi arkadaşlarımızla ilişkilerimizde hem de çevremizdeki insanlarla münasebetlerimizde esas almalıyız. Özellikle yaş veya konum itibariyle; görevli olarak ya da fıtri zeminlerde abilik veya ablalık yapan bizler, bu mümin sıfatını, yani yumuşak huylu olma ve insanlara hilm ile yaklaşma hassasiyetini hayatımızın her safhasına yansıtma gayreti içerisinde olmalıyız. Özellikle idarecilik ve yöneticilik yapma pozisyonundaysak bu yönümüzü daha da öne çıkarmalıyız. Fıtratımız ya da bazı psikolejik veya biyolojik durumumuz, insanlara hilmle ve anlayışla yaklaşmamıza engel oluyorsa yerine göre vazifemizi daha uygun bir arkadaşa devretmesini bilmeliyiz.</p>
<p>İnsanlara yumuşak davranma, merhamet ve hoşgörüyle yaklaşma yönetimde bir zaafiyete dönüşür mü endişesi de önemli bir soru olarak aklımıza gelebilir. Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem hem hilmi, şefkati ve hoşgörüyü hayatına yansıtmış hem de yönetim otoritesinden taviz vermemiştir ve hayatında bu iki özelliğini dengeli bir şekilde yürütmüştür…</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi de hilmle otoriteyi hayatında çok iyi dengelemiş ve insanların gönüllerini fethetmiştir. Kendisinin hilm vasfını anlattığı değerlendirme yazısının bir bölümünü birlikte okuyalım isteseniz;</p>
<p>“Hilm, Allah Resûlü’ne verilmiş ayrı bir altın anahtar durumundadır. O, bu anahtarla pek çok gönlü açmış ve onlara taht kurmuştur. Eğer O’nun bu hilmi olmasaydı, pek çok hazımsız gönül bir kısım sertliklerle karşılaşacak ve şimdi olduğunun aksine, kimileri İslâm’a cephe alacak, kimileri de belki bir hisle O’ndan uzaklaşacaktı. Ancak Allah Resûlü’nün hilmiyle, bütün bunların önü alındı ve koşan koşana herkes gelip İslâmiyet’e dehalet etti.</p>
<p>Evet hilm, Cenâb-ı Hakk’ın Habibine verdiği en mümtaz sıfatlardan biriydi ve olduğu gibi rahmeti aksettiriyordu. Bu hususu anlatan bir âyette Cenâb-ı Hak aynen şöyle buyuruyor:</p>
<p><strong>O vakit, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet Sen, kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet, bağışlanmaları için duada bulun! (Umuma ait) işlerde onlara danış. Artık kararını verdiğin zaman da Allah’a dayanıp güven! Çünkü Allah, kendisine tevekkül olanları sever.” (Ali İmran 159) </strong></p>
<p>Âyetten de anlaşıldığı üzere hilm, rahmetten geliyor. Eğer Allah Resûlü, kaba ve haşin olsaydı –ki değildir– etrafında bulunanların hepsi dağılıp gidecekti. Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetidir ki, O’nu yumuşak huylu kıldı. Yani O’nun mâyesini öyle mükemmel ve mahiyetini de öyle halîm kıldı ki, O’na dokunan eller dahi hiçbir zaman incinmedi ve diken bekledikleri anlarda gül buldular. Nerede kaldı ki gönüllerine girdiği ve sinelerine taht kurduğu insanlar O’ndan incinmiş olsun!</p>
<p>Bu âyet, Uhud muharebesi münasebetiyle nazil olmuştu. Allah Resûlü, ashabına, her türlü harp taktiğini ve tekniğini hem de en ince teferruatına kadar anlatmış olmasına rağmen, bazılarının emri dinlemedeki inceliği tam kavrayamayışı ve bulundukları mevzii, emir gelmeden terk edişleri, Müslümanların muvakkat mağlubiyetini netice verdi. Belki netice itibarıyla buna tam bir mağlubiyet denemezdi ama mutlak bir galibiyet olmadığı muhakkaktı…”</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ifade ettiği gibi O, “kaba ve haşin” olsaydı etrafında kimsecikler kalmazdı. Bu güzel sıfatı Hocaefendi’de de görüyoruz. Görüşü ve fikirleri ne olursa olsun insanlara hoşgörüyle ve yumuşaklıkla yaklaşır, fark ettiğinde her arkadaşımızın özel sıkıntı ve problemleriyle yakından ilgilenirdi. Bir arkadaşımızı yanlışından dolayı nazikçe ikaz etse bile daha sonra gönlünü bir şekilde alır ve ayrıca farklı yaklaşımları dikkatle dinlerdi.</p>
<p>Hocaefendi’yle bu hususta bizzat yaşadığım bir hatıramı paylaşmak istiyorum: Kendilerinin ricasıyla birinci Türkçe Olimpiyatlarını İstanbul Hasanbasri yurdunun salonunda içe dönük yapmış, ikincisini biraz açarak İstanbul FKM salonunda gerçekleştirmiş yine kendilerinin tavsiyesiyle üçüncüsünü de daha geniş katılımla Ankara’da bir kapalı spor salonunda organize etmiştik. İlgili arkadaşlarla dördüncü Türkçe olimpiyatlarını bir kültür ve sanat merkezi olarak İstanbul’da yapmamızın daha uygun olacağını düşündük fakat Hocaefendi bir önceki olimpiyat organizesinin Ankara’da olmasını istemişti ve bazı abiler biraz çekinerek bu değişikliği kendilerine sormamızı istemişlerdi. Biz de birkaç arkadaşımızla, gerekçesiyle beraber İstanbul da yapma düşüncemizi biraz da çekinerek arz etmiştik. “Neden İstanbul’da yapmalıyız” düşüncemizi dikkatle dinledikten sonra tebessüm ederek güzel düşünmüşsünüz tebrik ederim sözleriyle bizleri rahatlatmıştı ve iltifat etmişlerdi. Hocaefendi, dördüncü Türkçe Olimpiyatlarının da Türkiye’nin başkentinde olması düşüncesini benimsemiş olsa da hem bizlerin istişare kanaatine saygı duymuş hem de farklı düşüncemizi hoşgörü ve hilmle karşılamıştı. Yazımızı kısa tutmak amacıyla; bunun gibi daha birçok sıcak yaklaşımını, hoşgörüsünü ve hilm anlayışını anlatan örnekleri de bir başka yazımızda anlatmayı düşünüyoruz.</p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hizmet-insani-hosgorulu-ve-hilm-sahibi-olmali/">Hizmet İnsanı, Hoşgörülü ve Hilm Sahibi Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nebevi Bir Rehberlik ve Eğitim Anlayışı</title>
		<link>https://hizmetten.com/nebevi-bir-rehberlik-ve-egitim-anlayisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Dec 2024 20:06:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=40971</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genel olarak tüm Peygamberlerin, özellikle de Hz. Muhammed’in (SAV) tebliğ, rehberlik ve eğitim anlayışlarını incelediğimizde; Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bizzat hayatına ve fikirlerine yansıttığı ve Hizmet Hareketi eğitimci ve rehberlerinin de&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nebevi-bir-rehberlik-ve-egitim-anlayisi/">Nebevi Bir Rehberlik ve Eğitim Anlayışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genel olarak tüm Peygamberlerin, özellikle de Hz. Muhammed’in (SAV) tebliğ, rehberlik ve eğitim anlayışlarını incelediğimizde; Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bizzat hayatına ve fikirlerine yansıttığı ve Hizmet Hareketi eğitimci ve rehberlerinin de uygulamaya gayret ettiği eğitim ve rehberlik anlayışı arasında ciddi benzerlikler olması çok önemli bir tespittir.</p>
<p>Bu önemli tespitten yola çıkarak şu değerlendirmeyi yapabiliriz; Hizmet Hareketi’nin ve Fethullah Gülen Hocaefendi’nin rehberlik ve eğitim anlayışının esas kaynağı; Bediüüzzaman Sait Nursi Hazretleri’nin nev-i şahsına münhasır bakışıyla ele alınmış Nebevi ve özgün bir yaklaşımdır. Fethullah Gülen Hocaefendi; bu Peygamberi ufku, kendine has yorumuyla evrensel değerler çerçevesinde Batılı ve Doğulu kaynaklarla da buluşturarak çok özel bir eğitim anlayışını ortaya koymuştur…</p>
<p>Nebevi eğitim ve rehberlik anlayışıyla Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ve Hizmet Hareketinin eğitim ve rehberlik yaklaşımındaki benzer noktaları ele almaya çalışacağız:</p>
<p><strong>1-Tevhid Esaslı Bir Rehberlik ve Eğitim Anlayışı: </strong></p>
<p>Bütün Peygamberler ve Hz. Muhammed; (SAV) Allah, kâinat, İnsan üçlüsünü doğru anlamış bir insan yetiştirmeyi misyonlarının en başına koymuşlardır. Bu tevhit anlayışına dayalı eğitim yaklaşımı, Hizmet Hareketi’nin eğitim ve rehberlerinin de olmazsa olmaz bir düsturudur.</p>
<p>Fatiha Suresi&#8217;nde yer alan “Rabbu’l-âlemîn” ifadesi, Allah’ın kâinatın tek sahibi, bütün kainatın ve yaratılmışların maliki, Yaratıcısı olduğunu ifade etmektedir.  İbadet edilmeye layık yegâne mabut ve ilah Allah olduğunu ilan eden bu kavramda; Fatiha Suresi&#8217;nde yer aldığı gibi “İyyake nabudu ; yalnız sana ibadet/kulluk ederiz” hitabı da “Rabbu’l-âlemîn” olan Allah’a ait olduğu için, Tevhit inancı, esası ortaya konmuş olur ki Fethullah Gülen Hocaefendi’nin de eğitim anlayışının esasını oluşturur.</p>
<p><strong>2-Peygamberler Muallimdir ve Hak ve Hakikati Çevrelerine Anlatacak Muallimler Yetiştirmişlerdir: </strong></p>
<p>Bütün Peygamberler, insanlara iyilikleri anlatıp kötülüklerden onları uzak tutma gayretlerini bizzat kendileri yaptıkları gibi aynı zamanda uzak-yakın dünyanın değişik noktalarına mesajlarını anlatıp ulaştırmak için de rehber ve eğitimci yetiştirmişlerdir. Hz. İsa’nın (AS) havarileri; doğruları, güzellikleri insanlara anlatıp kötülüklerden de onları uzak tutma misyonlarını eda etmeye çalışmışlardır. Hz. Muhammed’in (SAV) sahabeleri de gerek çevrelerine gerekse o dönemin imkanlarıyla uzaklardaki noktalara giderek Hak va hakikati anlatmaya çalışmışlardır. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yetiştirdiği rehber ve eğitimciler de dünyanın birçok noktasına ulaşarak benzer misyonu eda etmeye çalışmışlardır.</p>
<p><strong>3-Eğitim ve Rehberlikteki; Fırsat Eşitliği ve Diyalog: </strong></p>
<p>Nebevî eğitim anlayışı; dil, din, ırk ayırmadan kadın-erkek, hür-köle, genç-yaşlı, çoluk-çocuk her kesimi kucaklayan temel bir yaklaşımdır. Hizmet Hareketi de yukarıda ifade edilen farklı kesimleri ayırt etmeden eğitim-rehberlik ve diyalog çalışmalarında insanlar arasında asla ayrım yapmamaktadır.</p>
<p><strong>4-Eğitimde Evrensellik: </strong></p>
<p>Hz. Muhamed’in (SAV) eğitim ve öğrenme esaslarında evrensel bir açılım söz konusudur. Kur’an; “Hikmetli söz mü’minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, almaya en çok onun hakkı vardır.” buyurmuştur. (Tirmizî, 2017: 947) Burada hikmetli sözle; ahlaki, ilmi ve bilimsel değeri olan tüm evrensel hakikatler ifade edilmiştir.</p>
<p>Ayrıca Hz. Muhammed (SAV) “İlim Çin&#8217;de de olsa ona talip olun. Çünkü ilim her Müslümana farzdır.” (Beyhakî, Şuabu’l-İman-Beyrut, 1410, 2/253) diyerek öğrenme ve öğretme çalışmalarının din, dil, ırk ve coğrafya ayırt etmeden dünyanın her tarafında yapılacağını söylerken dünyaya açılmanın evrensel bir yaklaşımla gerçekleşebileceğini vurgulamıştır ki Hizmet Hareketi de dünyanın birçok yerinde okullar açarak eğitim öğretim anlayışının evrenselliğini ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>5-Eğitimde ve Rehberlikte; Önce Yaparak, Yaşayarak ve Kendi Örnek Hayatında Göstererek Anlatma ve Öğretme Anlayışı:  </strong></p>
<p>“Buhari” de önce örnek insan olma yaklaşımı şöyle anlatılmıştır: “Hz. Peygamber özellikle ibadetlerin nasıl yapılacağını göstermek için yaşayarak, bizatihi göstererek güzel bir örneklik sunmuştur. Hz. Peygamber öğrettiği her bir ilâhî emri önce kendisi yapmış, yaparak ve yaşayarak uygulamalı olarak öğretmiştir.” (Buhârî, 2017: 369; Ebû Dâvûd, 2015: 101; İbn Mâce, 2013:126). Hizmet Hareketi de rehberlik ve eğitim çalışmalarında gerek informel gerekse formel alanlarda aynı yaklaşımı esas almıştır.</p>
<p><strong>6-İyiliği, Doğruyu, Güzeli Yaşayarak Anlatmada ve Kötülükten Sakındırmada; Sevgi, Merhamet, Şefkat, Hoşgörü Yaklaşımını Esas Almak: </strong></p>
<p>Kur’an; “Hz. Peygamber iyiliği emredip kötülükten sakındırmıştır.” (A’râf, 7/157) şeklinde ifadesiyle bu yaklaşımın esas alınması gerektiğini vurgularken de aynı zamanda sevgi, şefkat, hoşgörülü ve yumuşak bir üslup kullanma hususunu hatırlatmıştır. Kur’an’da; “Sen onlara karşı sert olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi.” buyrulmaktadır (Âl-i İmrân, 3/159)</p>
<p>Hz. Muhammed’in hayatından bir örnekle bu yaklaşımı açıklayalım; “Bir defasında hurma ağaçlarını taşlayan bir çocuğu yakalayanlar, cezalandırması için Hz. Peygamber’in huzuruna getirmişler ama Hz. Peygamber onu azarlamak yerine “Evladım, ağaçları niye taşlıyorsun?” diye sormuştur. Karnının aç olduğunu öğrendiğinde, “Hurma ağaçlarını taşlama da altlarına dökülenleri ye.” buyurarak ona doğruyu öğretmiş, hatta başını okşadıktan sonra, “Allah’ım, bu yavrunun karnını doyur” diye dua etmiştir. Hurma ağaçlarını taşlayan bu çocuğa yaptığının yanlışlığını belirterek kötülükten sakındırmıştır (Ebû Dâvûd, 2015: 575; Tirmizî, 2017: 585-586; İbn Mâce, 2013: 407<br />
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin eğitim anlayışında da Hizmet eğitim yaklaşımında da bu temel yaklaşım yer almaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç olarak; Nebevi değerlerle örülü, evrensel değerleri de kucaklayan Hizmet eğitim anlayışında yer alan eğitim ve rehberlik normlarını şu başlıklar altında ele alabiliriz: </strong></p>
<p><strong>“Muallim” faktörü ve öğretmen yetiştirme…, aile odaklı eğitim…, rol-model abla ve abiler, belletmenler…, ışık evler faktörü…, insana bütüncül yaklaşım ve tevhid eksenli eğitim…, bilginin özümsenmesi (hazmedilmesi) esaslı eğitim yaklaşımı…, müspet hareket anlayışı…, ortak akıl, kolektif şuur ve ferdi gelişme…,  altın nesil; sevgi, temsil ve murakabe esaslı eğitim anlayışı…, hizmete ait değerlerin evrensel değerlerle mecz edilmesi…, sadakat ve ihlas merkezli eğitim…, hizmet okullarındaki; bilim, kültür, sanat, dil yarışmaları ve olimpiyatlar…, fütüvvet esaslı eğitim…, isar merkezli eğitim…</strong></p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nebevi-bir-rehberlik-ve-egitim-anlayisi/">Nebevi Bir Rehberlik ve Eğitim Anlayışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen Hocaefendi de Bir Muallimdi…</title>
		<link>https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendi-de-bir-muallimdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Keskin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Dec 2024 19:45:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=40781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muallimlik bir hayat tarzıdır… Öyle öğretmenler vardır ki yıllarca öğretmenlik yapmıştır ama muallim olamamıştır. Öyle muallimler de vardır ki meslek olarak hiç öğretmenlik yapmamıştır ama hayatının her karesini muallim olarak&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendi-de-bir-muallimdi/">Fethullah Gülen Hocaefendi de Bir Muallimdi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muallimlik bir hayat tarzıdır… Öyle öğretmenler vardır ki yıllarca öğretmenlik yapmıştır ama muallim olamamıştır. Öyle muallimler de vardır ki meslek olarak hiç öğretmenlik yapmamıştır ama hayatının her karesini muallim olarak yaşamıştır. Bu farkındalığı “gerçek öğretmenlik” tabiriyle de ifade edebiliriz.</p>
<p>Muallim; din, dil, ırk, inanç ve hayat görüşü ayırt etmeden herkese kucağını açar, herkese yardım eder, yol gösterir, bilgi ve birikimlerini aktarır çünkü o, sağlam bir inançla ve bu inançtan kaynaklanan sevgi ve şefkatle bakar insanlara. Tarihin kader denk noktalarında gelen Peygamberler ve onların asırlar boyunca takipçileri manevi büyükler hep “muallimlik misyonunu” eda etmişlerdir.  Peygamberler; her zaman yakından uzağa çevrelerindeki insanlara, gerek Rablerinden gelen gerekse ilham olunan iyilikleri, güzellikleri ve hakikatleri anlatmışlar, onların kötülüklerden ve yanlışlardan uzak durmalarını istemişlerdir. Onların ve sonra gelen Hak dostlarının en öne çıkan özelliği ise; anlattıklarını, hayatın ve insanların içinde örnek davranış ve duruşlarıyla göstermiş olmalarıdır. Onların öne çıkan bir diğer özelliği ise ayrım yapmadan herkese şefkat, merhamet ve sevgiyle yaklaşmalarıdır.</p>
<p>Hz. Muhammet(SAV) bir gün mescide geldiğinde iki ayrı grupla karşılaşır birinci grupta insanlar Kur!an okuyor ve dua ediyorlardı diğer grupta ise ilim öğreniliyor ve öğretiliyordu ve O; &#8220;Her ikisi de hayır üzeredir: Şunlar Kur&#8217;an okuyorlar, Allah&#8217;a dua ediyorlar, Allah (taleplerini) dilerse onlara verir, dilemezse vermez. Bunlar ise ögrenip öğretiyorlar. Ben de bir muallim olarak gönderildim!&#8221; diyerek ilim meclisine oturur. Onun Muallimlik hayatına baktığımızda Kur’an’da buyurulan; “İnsanlara yumuşak davranman da Allah&#8217;ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için mağfiret dile ve işleri onlarla müşavere et! Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah&#8217;a tevekkül et! Allah muhakkak ki Kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Ali İmran 159) tebliğ ve eğitim anlayışını esas aldığını görürüz.  O, ayette de ifade edildiği gibi sadece Müslümanlara değil bütün insanlara yumuşak davranmayı, farklı millet, din ve inanç mensuplarıyla diyalog halinde bulunmayı, yaratılmışı Yaratandan ötürü sevmeyi, insanlara güzellikleri öğretirken de sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşmayı hayatının olmazsa olmaz bir düsturu haline getirmiştir ve insanlarla ilgilenmeyi, onlara güzellikleri anlatmayı; sevgi ve hoşgörüye dayalı bir anlayışla ortaya koymuştur. O, insanlara sevgiyle ve müsamahayla davranmayı sadece hissi bir yaklaşım olarak ele almamış Kur’an’ın da emriyle iradi bir gayret olarak bizzat yaşayışıyla da göstermiştir…</p>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi de asrımızın bir Hak dostu olarak Peygamberlerin özellikle de Hz Muhammet’in(SAV) muallimlik özelliklerini  bir hayat tarzı olarak benimsemiştir. O, bir ömür boyunca; yaşantısıyla, yazılarıyla, konferanslarıyla, sohbetleriyle, açılmasına vesile olduğu ışık evlerle, yurtlarla, kurslarla, okul ve üniversitelerle Peygamberi muallimlik mesleğinin gereklerini icra etmiştir. Kendisi bu misyonu icra ederken de yine Peygamberi bir yaklaşımla Risale-i Nurların ufkunu da esas alan Kur’an, Sünnet, doğulu ve batılı ilim insanlarının eserleri ve evrensel değerleri aynı potada eriterek Hizmet Hareketi’nin eğitim kriter ve normlarını ortaya koymuştur.</p>
<p>Onun sevgiye dayalı eğitim ve muallimlik anlayışını kendisinin cümleleriyle anlatmaya çalışalım:</p>
<p>O, muallimlikte sevgi, şefkat, hoşgörü ve bütün insanları ayırt etmeden kucaklama anlayışını “mantıki muhabbet” izahıyla bir eğitim ve gayret sürecine bağlamıştır;</p>
<p><strong>“Fakat sevmek zordur. İnsan, irade sahibi bir varlık olduğu için en başta bu konuda alıştırma ve rehabilitasyona ihtiyacı vardır. Onun, ilk başta diğer insanlara karşı gönlünün kapılarını açacak vesileler her ne ise onları bulmaya ve bunlar üzerinde düşünmeye ihtiyacı vardır. Farklı bir ifadeyle, diğer varlıklar arasında cebr-i lütfî olarak mevcut bulunan sevginin, insanlar arasında yaygınlaşabilmesi ceht ve gayrete vabestedir. Bu konuda ısrarcı olunur ve sevgiyle kurulan münasebetler sıkı bir şekilde devam ettirilirse zamanla insan tabiatına mâl olabilir. Bundan sonra artık onun sökülüp atılması çok zor olur. Sevdiğimiz insanlar bizim için ihtiyaç hatta zaruret ölçüsünde bir kıymet ifade etmeye başlar.”</strong></p>
<p>Yine tamamen hisse dayalı sevgi ve hoşgörünün önemli olduğunu ancak mantıki birtakım unsurlarla desteklenmediği takdirde bir süre sonra yitirilebileceğini şöyle izah eder;</p>
<p><strong>“Şayet bu şekilde muhabbetin sebeplerine inmez, onları detaylandırmaz ve üzerinde durmazsanız, sevginiz hissî kalır. İnsanın başkalarına karşı duyduğu hissî alâka ve sevgi ise bir yere kadardır. Çünkü hissî olan bir sevgi ne kadar güçlü görünürse görünsün, daha güçlü başka bir hisle paramparça olabilir. Bu açıdan asıl olan mantıkî sevgi, mantıkî aşk, mantıkî iştiyaktır. Zira belirli bir mantığa bağlanmış sevgi kolay kolay zail olmaz. Buradan hissî alâkanın hiçbir değerinin olmadığı anlaşılmamalıdır. Elbette onun da kendisine göre bir değeri vardır. Fakat önemli olan hissî muhabbetin akıl ve mantıkla takviye edilmesi, güçlendirilmesidir.”</strong></p>
<p>Yazarımıza, “<strong>sebil63@gmail.com</strong>” mail adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/author/orhankeskin/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendi-de-bir-muallimdi/">Fethullah Gülen Hocaefendi de Bir Muallimdi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
